Doğan ve Hilde ayrılalı altı ayı geçmişti. Selim’le Doğan o günden sonra ilk defa bu olayda eskisi gibi ekip olmuştu.
Selim, sorguya girmeden şüpheli hakkında bilgi almak için, kriminalden Okan’ı çağırdı…
~~~~~~• Okan, elinde dosya ile geldi. Karşısında beni görünce Selim ve Doğan’a bakmadan, “Merhaba Nurseli, nasılsın?” diye sordu.
Selim,*(Okan’ın tavrından rahatsız olmuş gibi Okan’a belli etmeden)*, “Elmas Yanlı hakkında elimizde ne var?” deyince önce ben konuşup, Selim’i duymamış gibi Okan’ın sorusunu cevapladım. “İyiyim Okan abii, Sen nasılsın?”
“İyi olmana sevindim. Bende iyiyim!” deyip, elindeki dosyayı Selim’e uzattı ve Selim’e dönüp, “Komiserim, Elmas Yanlı yani Tarık Yanlı, 29 yaşında, bilgisayar mühendisliği mezunu, yaklaşık 3 ay önce cinsiyet değiştirme ameliyatı sonrası kadın olmuş. Maktül Piraye Bayır ile üniversiteden arkadaşlar. Maktul ile öğrenciyken sevgililermiş. Elmas Yanlı, o yüzden Pınar’ın karnındaki bebeğin biyolojik babası oluyor!”
Selim, bir yandan dosyayı inceleyip, bir yandan ortaya konuştu. “Çocuk yapacak kadar erkeksin, sonradan kadın olmak istiyorsun. Ne tipler var yaa!” dedi
Doğan abi, “Sorguya birlikte mi gireceğiz?” diye sordu.
Selim merakla, “Neden sordun?” diye sordu
“Ben kahvaltı yapmadım daa, bir yandan da olayı merak ettim.”
Selim, “Okan sen kahvaltı yaptın mı?” deyince Okan, “Evet komiserim.” dedi
“Tamam o zaman sen gidebilirsin, borcun olsun.”
Okan, bana tiyatrocu selamı vererek odadan çıktı.
Doğan, *(Selim’in yüzünün asıldığını görünce, arkadaşını yumuşatmak için)*, “Nurseli, dün o kutuyu bularak iyi bir iş çıkarttın. Koskoca kriminal uzmanı bile önünde eğildi. Vallaa bravo.” dedi.
Selim, *(Doğan’ın çabasını boşa çıkarttı)*,
“Bir daha buraya da olay yerine de gelmek yok. Duydun muu? Bu yaştan sonra milleti cinsiyetinden ettirme benii!”
Selim’in neden sinirlendiğini anlayamamıştım. Doğan abiye baktım, kollarımı yana doğru açıp, “Aabii ben ne yaptım?” dedim, meraklı gözlerle bakarken.
Doğan abi, *(mevzunun daha fazla uzamasını engellemek için,)* “Kalkın! Hadi güzel bir kahvaltı yapalım. Benim beyin çalışmıyor, açken ben, ben değilim.” dedi ve dosyayı Selim’in elinden alıp, kolumdan tutarak adeta dışarıya sürükledi.
Yakınlarda ki bir börekçiye girdik. Siparişleri beklerken börekçinin önünde Zeynep göründü. Selim, Zeynep’e seslenerek eli ile yanına çağırdı. Zeynep masaya yaklaşınca, “Otur, ne yaptın?” diye sordu.
“Her şey tamam gibi komiserim.”
“Tamam mı, gibi miii? Sorun mu var?”
“Bir tane var daa, siz el atarsanız hallolur gibi. Ahmet geçen takip etmiş.”
Selim’in yüzü asılıp konuşacakken, Doğan, araya girerek, “Bende, ben alırım ifadesini, derdi neymiş öğrenirim.” dedi.
Selim, bu olayı çok önemsiyormuş gibi,
“Bugün ilk işin bu olsun, sakın erteleme. Sorguya ben tek girerim, sende sonra kaydı izlersin.” deyince Doğan içinde bu durum daha önemliydi herhalde ki, Oda şikayet etmeden, “Tamamdır!” dedi.
“Bir de anne babasına git, oğullarını dizlerinin dibine alsınlar. Yoksa fena yaparım, söyle.”
D: “Tamamdır.”
“Sabah sabah keyfim kaçtı ya.”
D: “Tamam Selim, sıkma canını. Bunu da hallederiz.”
Selim, çözüme bir an önce ulaşmak istiyordu. Zeynep’e dönüp, “Ayşe’nin okulu neredeydi? Kaydı başka okula aldırabilir miyiz? Mesela Nurseli’nin okulun yada kaldığı evin yakınına.” dedi
Doğan abi ve ben şaşırmış gibi Selim’e bakınca, bana dönüp ikimizin de soru soran ifadesinin cevabını verdi. “Nurseli, sen odana tek kişilik hücre diyordun yaa, oraya bir yatak ve arkadaş gelsin ister misin?”
Ayşe’nin davasını hatırlıyordum ama Selim ve Doğan’ın neden hâlâ bu kıza bu kadar ihtimam gösterdiğini anlamıyordum.
Kafamda ki düşüncelere ve negatif enerji hissetmeme rağmen Selim’e olumlu cevap vermiştim. Selim, benden izni almanın heyecanı ile Zeynep’e yapması gereken her şeyi bir çırpıda söyledi.
Benim ise aklıma, Selim’in bu çıkışını bastıracak kendimce çok önemli bir şey gelmişti. “Selim, diğer kızlar ne diyecek, onlara sormadık.” dedim.
“Ben rica edersem bir şey demezler merak etme. Hem sana nasıl davranıyorlar ise Ayşe’ye de öyle davranırlar.” deyince Selim’e belli etmeden, burnumdan nefes vererek, içimden, ‘Bende ondan korkuyorum yaa,’ dedim.
Selim, Zeynep’le konuşmasına devam etti. “Bu konuda bütün yetkini, hatta benim yetkimi de kullanabilirsin, serbestsin.”
Z: “Anladım komiserim. Pekii ailesine ne diyeceğiz?”
Selim, kendinden emin bir şekilde güldü, “Ne derler sence? Ben onları hallederim, onlar bende. Yalnız kıza okulda salça olanı yakarım. Müdüre aynen ilet.” dedi
Z: “Anladım komiserim.”
Doğan abinin telefon çaldı, konuşurken, “Erkan bulunmuş abi.” deyince, Selim, “Sorgu odasına alsınlar geliyorum.” diyerek hızlı hızlı son lokmasını ağzına attı.
Alelacele ayaklanarak masadakilere komut verdi. “Sen Ahmet’e, ben Erkan’la Tarık’a aayyy aman Elmas’a, siz de hemen okulu halledin bugün bitsin. Hadi Zeynep göreyim seni.”
“Merak etmeyin komiserim.”
Börekçinin kapısından ikiye ayrıldık. Doğan, beni ve Zeynep’i gideceğimiz yere götürdü. “Ben Ahmet’i halledip ararım.” dedi
Zeynep, “Tamam görüşürüz.” deyip arabadan indi.
Ben isteksizdim ama belli edemiyordum.
Arabadan inmeden Doğan’a, “Seneye bir iki arkadaş eve çıkmayı düşünüyorduk, acaba bu sene kalsa mıydı?” Diyerek isteksizliğimi belli etmiştim.
Doğan abi, isteksizliğimi anlamıştı. “Bak Nurseli, Ayşe bizim için çok önemli, kuzeninin katilini hâlâ bulamadık. Tehlike de olabilir. O yüzden her an elimizin altında olması lazım. Anladın mı?” Deyince bende Ayşe için endişe edip, “Tamam, anladım.” diyerek arabadan indim…
•~~~~~~• … Selim, Ayşe’nin ailesiyle görüşmüş Ahmet’in Ayşe’yi takip ettiğini söylemişti…
Anne ve babası kızlarının bir yeğeni tarafından daha acı çekmesini istemedikleri için kabul etmek zorunda kaldılar.
Ayşe’ye, bir hayır sever aylık yol ve kira masrafını verecekti. Okul bitince de Selim direk ekibine almaya çalışacaktı. Ayşe’yi alıp eve getirdi… •~~~~~~•
Akşama doğru Selim Ayşe’yi alıp eve geldi, “Bak Ayşe, bu Nurseli ablan. Aynı odada sizi birbirinize emanet ediyorum, yenge görümce iyi anlayışın. tamam mı?” dedi
A: “Tamam abi, merak etme. Her şey için teşekkür ederim. Sende Doğan abi de iyiki varsınız. Sağ olun. Allah razı olsun.”
S: “Şimdiii beni dinle, sonra tanışmaya devam edersiniz, seninle ilgili planlarım henüz bitmedi. Servis seni buradan alacak okula götürecek, akşam da Nurseli’nin okuluna bırakacak. Yani giderken evden alacak, bırakırken okula bırakacak. Tamam mı? Nurseli ablan ve ben aksini söylemedikçe servisçi ya da sen değişiklik yapamazsınız. Tamam mı?” deyip bana döndü. “Nurseli sende kimliğini ver.”
Ayşe’ye göz kırpıp gülerek, “Neden, GBT’me mi bakacaksın?” dedim
S: “Yok nikah tarihi alacağım.” deyince, “NEEEEE?!” diye bağırdım.
“Şaka şaka, tribe girme hemen. Ehliyete yazdıracağım.” dediğinde diğeri kadar olmasa da yine şaşkınlıkla, “Ama benim arabam yok ki!” dedim.
“Sen ehliyeti al da, araba benden.”
“Yok hayır, Olmaz. Kabul edemem.”
“Sordum mu? Ayşe, kızlar benim ağzımdan soru kipi çıktı mı?”
Ayşe de dahil hepsi, “Yok.” dediler
“Ne kullandım pekii?”
Ayşe cevapladı. “Emir kipi aabii!”
“Demek ki neymişşş, itiraza kapalıymış. Hem ben sana kardeşimi emanet edeceğim. Sen onun şoförlüğünü yapacaksın.”
“Kıskanacağım amaa.”
“Kıskanabilirsin, değil mi kız!”
A: “Yok abla kıskanma. Hiç kıskanılacak bir hayatım olmadı. Abim de unutturmaya çalışıyor, sağ olsun.”
Selim, Ayşe’ye sarılıp, omuzuna teselli dokunuşu yaparak, “Sen bir de bende ki hikayeyi duysan.” dedi.
Bunun üzerine bende, acı yarıştırır gibi. Üzgün bir ifadeyle dudak yamultarak bileklerimi gösterip, “Benimkilere ne diyorsun?” dedim.
“Abla sen kaç yaşındaydın?”
“17-18 dim galiba, lise sondaydı daa tam kaçtım unuttum.” demiştim ama hatırlamadan uyuduğum bir gün olmamıştı.
“İleride ben de unutabilecek miyim acaba?”
“Bak Ayşe, bizim beynimizde unutmak değil de geriye atmak diye bir şey var. Yaşadığımız olaylar tamamen aklımızdan çıkmasada, hatırlamamak için en aza inermiş ama sürekli sürekli düşünürsek beynimiz olmayan şeyleri de olmuş gibi yapıp kendini zavallı gösterirmiş. Yani beynimiz bizi kandırırmış.”
Ayşe: “Aabii, sen benim ifademi tekrar al yaa, düşündüm de hiç biri doğru olmayabilir.” dedi gülerek. Selim Ayşe’nin içindeki fırtınaları hissediyor gibiydi.
….Unutturamasa da sürekli düşünmesine engel olacak bir kişiye emanet etmişti. İçi rahat bir şekilde….
“Hadi hadi, çok konuşma da yerleşin. Yarın akşam da derslere başlıyoruz.” deyip herkese selam verdikten sonra evden ayrıldı.
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~
…Okul çıkışı Selim, bizi alıp önceden görüştüğü ehliyet kursuna götürdü. Beni kursa yazdırdıktan sonra da boş bir araziye gidip durduk. Kemerini açarken bana da inmemi işaret edip, “Hadi gel bakalım!” dedi.
“Korkuyorum, yapamam, olmaz.” desem de dinlemedi. Yarım saat dur kalk anlatımının arkasından kavramaya başlamıştım. Bir saat çalıştıktan sonra Selim arkaya dönüp, “Hadi bakalım Ayşe biraz da sen gel.” dedi.
Ayşe itiraz ederek, kurtulabileceğini düşündüğü şeyi söyledi. “Abi, benim yaşım tutmuyor.”
Selim, yüzüne ciddi bir tavır takınarak, “Gel dedim hadiii, acil bir şey olur, kullanman gerekir. Sen öğren yaşın gelince de kolaylık olur.” deyince önceki akşamın intikamını alarak, dikiz aynasından bakarak, “Emir kipi Ayşe’ciğim emir kipi.” dedim gülerek
Ben direksiyondayken, Ayşe dalga geçmişti.
“Aha kediye çarptık, asfalt ağladı beeee, onun Arabası vaaaarrr…”
Ayşe’yle yer değiştirirken, “İntikamım acı olacak” deyip Yeşilçam filmlerindeki kötü karakter kahkahası attım.
Ayşe, koltuğa oturmadan başını eğip, yan koltukta oturan Selim’e kendini acındırır gibi bakarak, “Aaabiiciiiğiiiimm. Beni nasıl bir süreç bekliyor biliyorsun değil mi? Arkamda hain bir domdom var.”
Öne doğru gelip, koltuk başlarına kollarımı koyarak Ayşe’ye seslendim, “Hadi güzelim hadi, o domdoma sen öğrettin. Söz sadece bana söylediklerini söyleyeceğim.” dedim
Ayşe koltuğa oturdu inleme nidasiyla, “Aaabiii!” dedi. Selim oralı bile olmadan, “Çalıştır!” dedi ve devam etti. “Nurseli’ye anlattıklarımı dinledin mi yoksa sıfırdan mı anlatayım?”
Ayşe’nin yanağını sıkarak Selim’e cevap verdim. “Anlat aabisiii, anlaattt!”
S: Kontağı çevirirken, gaza hafif basıyorsun, hadi bakalım.”
Ayşe arabayı çalıştırdığı anda ben, “Yürü beee, baban da mı şofördüü!” dedim
Ayşe başına geleceği biliyordu. Son defa Selim’e yalvarır gibi, “Aabi yaaa!” dedi.
Selim, gayri ciddi kızarak, “Devam eettt! Bas debriyaja sonuna kadar.”
A: “Ama basamıyorum kii?”
S: “Nedeenn?”
A: “Boyum kısa kalıyoor!”
S: “Koltuğu öne al.”
S: “Haaahh, Şimdi basabildin mi?”
A: “Bastım.”
S: “Al bire.” Ayşe vitesi atarken araba zorlanınca, Selim, “Tam basmamışsın, tam bas.” dedi.
Ayşe sonuna kadar basıp vitesi bire alınca. Selim, Ayşe’ye ilk tastiği vererek. “Tamam şimdi oldu aferin! Şimdi hafif hafif ayağını debriyajdan çek, yavaş yavaş gaza bas. Aferin. Yavaş bas. Yavaş. yavaaaaşşşş.”
Ayşe ayağını debriyajdan birden çekince araba stop etmişti, ilk fırsatını bulmuştum, kaçırmadım. Alkışlayarak “İstoooooopppp!” dedim.
Selim, “Ayağını debriyajdan hemen çekme, hadi bakalım tekrar dene. Debriyajdan üç kademe olarak çekmezsen araba stop eder. Yavaş çek!” dedi
Ayşe sonunda hareket etmeyi başardı. bu sefer de, “Asfalt ağladı beee. Bas gaza aşkım bas gaza!” diyerek dalga geçtim.
Ayşe ile de bir saat dur kalk yaptık. Her fırsatta dalga geçmiştim. “112’yi ara Selim vur kaç yaptık… kaç kaaaaçç… Çabuk ooolll… uçak geliyor…”
Ayşe, bir saatte kat ettiği başarının farkındaydı. Bana dönüp, “Kabul et abla, senden çabuk öğrendim.” dedi
“Aynen, sen daha çabuk kaldırdın.” deyip Selim’e döndüm. “Ben bir daha istiyorum, bir dahaa!” Ayşe ile yer değiştirdik. Direksiyona oturduğumda bacaklarım titriyordu. Selim farketti, “Ne oldu? Neden titriyorsun?” diye sordu.
Bir bacaklarıma bir Selim’e bakarak cevap verdim. “Bilmiyorum kiii, kendimi çok sıkmışım herhalde. Titremesine mani olamıyorum.” dedim.
Selim, kapısını açtı. İnerken, “Bugünlük yeter o zaman, hadi yarın okuldan sonra devam ederiz.” dedi.
Koltuğuma oturdum, Selim yine kemerimi takıp direksiyona geçti. Ayşe, ilk günden beri merak ettiği şeyi öğrenmek istiyor gibi. “Aabi siz bunu ne zamandır yapıyorsunuz?” diye sordu
Selim, ne sorduğunu anlamamıştı, “Neyi?” diye karşılık verdi.
“Sen, Nurseli ablanın kemerini takıyorsun oda seni öpüyor yaa, onu diyorum.”
Selim’le birbirimize baktık. Bende ilk yaptığımız günü düşündüm ve Selim’i test etmek istedim. ” Eee seliiiimmm beeeyyy söyle bakalım.”
Selim ise kendinden emin bir şekilde, “Asıl sen söyle bakalım hatırlıyor musun?” dedi.
“Hatırlıyorum tâbii, yurdun önündeee!”
Selim, bir yandan gülerek bir yandan da başını sağa sola sallayıp, “Haaayıııırrrr!” dedi.
Başımı anlık bedenimden geriye hareket ettirerek bakışlarımı boşluğa çevirip düşünmeye başladım. Bulamayınca yüzümde üzgün bir ifade ile, “Hatırlamıyorum.” dedim.
Selim, eline fırsat geçmiş gibi sinsi sinsi gülüyordu. Atarlanır gibi, “Bir de kızlar böyle şeylere daha fazla önem verir derler. Bak hatırlamıyorsun, utanmadan bir de söylüyorsun!” dedi.
Hâlâ kendi hatırladığımın doğru olduğunu düşünerek, “Ne zaman söyleee!” dedim.
S: “İlk gün taktım, hatırladın mı?”
“Ben o zaman baygındım nasıl hatırlayayım.”
“Hayır taktığımda baygın değildin.”
“Ben hatırlamıyorum amaa!”
“İyi düşün!”
Ben bulamayınca, “Otogardan çıkarken, kemer takılmıştı ya hanii, şimdi hatırladın mı?” dedi.
Ayşe, merakla, “Siz şaka mısınız yaa. Neler yaşadınız böyle.” dedi.
Selim, Ayşe’ye döndü, “Sorma kızım, bu ablan var ya bu ablaaan, sadece ayağıma değil hayatıma da çelme taktı. Ayağımı kaydırdı, yerlerde süründürdü beni!”
“Dalga geçme beee!”
S: “Ne dalgası yalan mı?”
“Abartma, Kız bu gizli kapaklı işler peşindeydi. Ben de ipliğini pazara çıkarttım.”
“Polisim lan ben, ne ipliğimi pazara çıkarttın?”
“Hem bir dakika yaa, yeri gelmişken bir şey soracağım, sen cinayet şube değil misin? Alp abi değilde neden sen yaptın?”
“Birim olarak ayrıyız evet. Bazı olaylarda birlikte görev alabiliyoruz. O zaman da Alp ile birlikte çalışmamı gerektirecek durum oldu. Ama sen geldin operasyonu mahvettin.”
“Doğan abi, ‘adamı aldık’ dedi.”
“Aldık da asıl aradığımız adam o adam değildi. Diğer çantayı getiren adamı almamız lazımdı. Para diğer çantadaymış. Senin sayende o gitti. Yani seni suçluya yardım ve yataklıktan her an içeri alabilirim. Benimle iyi geçin.”
Ayşe, yüzünde buruk bir tebessümle, bana bakarak, “Abla, Selim abinin hayatına her giren suç işleyip giriyor galiba, biz de öyleyiz seni anlıyorum.” deyince Selim, dikiz aynasından bakıp, parmağını dudağına götürdü, “Şşşşşş, sakın bununla ilgili şaka bile olsa bir daha konuşma!” dedi
“Ama biz bizeyiz.”
“Olsun. Bizim telefonlar dinleniyor. Tamam mı? Unuttt.”
“Tamam abi söz.”
“Aferin, biz aramızda şakalaşıyoruz. Ciddi değiliz yani.”
“Anladım aabii.”
Çıkışta Ayşe’yi bekliyor sonra birlikte eve gidiyorduk. Ayşe’nin lisede son senesiydi. Selim, ek olarak hoca tutmuştu. Bu yıl muhakkak sınavı geçmeliydi.
Ayşe, ilk yarının sonunda zayıf derslerini düzeltmişti. Hoca benim okuluma geliyor, Ayşe ile bahçede ya da kantinde çalışıyorlardı…
~~~~~~•~~~~~~•
… Bir gün Nurseli son derse girerken Filiz, onları gördü. Nurseli, telefonunu ve çantasını bu meçhul kıza vermişti. Ayşe’nin fotoğrafını çekip Hilde’ye mesaj yazdı. “Bu kız Nurseli’nin kardeşi mi?”
“Hayır!” (Düşünme emojisiyle)
“Nurseli, bu kıza telefonunu ve çantasını bırakıp gitti.”
“Sen derste değil misin?”
“Yok bu ders boştu, Seni bekliyorum.”
“Tamam. Uzakta dur. Belki seni tanıyordur.”
“Tamam.”
… Ayşe’nin yanına bir kız geldi. Ders çalıştılar. Yarım saat sonra da Nurseli geldi. O da kitabını çıkarttı. Kendi dersine baktı. Bunu her gün yapıyor gibiydiler.
İki kız daha gelmişti onlar da sandalyeye oturdular. Nurseli ile işaretleştiler. Nurseli, parmaklarıyla on gösterip dudaklarını da 10 dakika der gibi kıpırdattı.
Kızlar kalktı kantinden çay alıp ayrı masaya oturup konuşmaya başladı. Beş dakika sonra Hilde geldi. “Ne yaptın?” diye sorunca Filiz olayı anlattı. 5 dakika sonra kızlar kalktı. Hilde ve Filiz uzaktan takip ettiler.
Sonra Nurseli’yle kızlar arabaya binip oradan uzaklaştı. Filiz, Hilde’ye bakıp, merakla, “Bu kız kim acabaa?” dedi
“Aklıma biri geliyor ama ne alaka diyorum, neyse yaa bizi ilgilendirmez. Hadi gidelim. Bugün uzak durağa yürümeye gerek yok!”
“Doğru hadi. Baltalar elimizde uzun ip belimizde…” Diye mırıldanarak yola devam ettiler…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~
Hafta sonu sahile gidip, denize girecektik. O gece regl olmuştum. Sabah moralsiz ve ağrılı bir şekilde Ayşe ile buluşma yerine doğru gittim…
Selim, Elif ile, Doğan da, Zeynep ve Pınar ile birlikte gelmişler, sahilin o bölümünü kiralamışlardı.
Ayşe, Selim’i seviyordu ama Doğan abi onun kahramanı gibiydi. Doğan’ı her gördüğünde koşup boynuna sarılıyordu.
Doğan abi, Ayşe’yi görünce kollarını açtı. Ayşe koşarak yine boynuna sarıldı, “Abiciğim, seni çok özledim.”
“Bende, fıstık burun. Bende. Ne haber, nasılsın bakalım. Son üç ayım kaldı. Üç ay sonra hep birlikteyiz. Bu kadar ayrılmak yok. Söz.”
“Abii, siz evlenince beni üzerine yazdırsana. Sizinle kalayım.”
D: “Nurseli ablan izin verirse olur.”
“Kahramanının yerini kimse tutamaz, seninle yarışacak değilim.” dedim omuz seğirterek.
D: “Son olarak, Zeynep ablana da soralım, kabul ederse olabilir.”
A: “Zeynep abla söz, hiç yaramazlık yapmam. Ne söylersen yaparım.”
Z: “Bir düşüneyim. Pınar, Ayşe hastanede söz dinlemiş miydi?”
P: “Evet evet, ne söylersek yaptı.”
Z: “Tamam. Yemek ne biliyorsun? Ben eve geldiğimde yemekler hazır olsun isterim.”
A: “Nurseli abla bana öğretiyor. Düğüne kadar daha çok öğrenirim. Sen hangi yemeği seversin, en iyi onu öğreneyim.”
“Selim, bak yaa nasıl da sattı bizi.” dedim
Ayşe bana dönüp, “Abla sürekli sizinleyim, aranızda salça oluyorum. Biraz da onlarla olayım. Anlarsın ya!” deyip göz kırpınca Doğan abi, Ayşe’nin omuzlarından sıkıp, Zeynep’e, “Ooo bunun plan başka, kabul etmeyelim Zeynep!” dedi.
Zeynep, “Bence de erken fark ettiğimiz iyi oldu!” dedi.
•~~~~~~• Pınar, biraz kaldıktan sonra izin isteyip ayrıldı. Herkes suya girmiş Selim’le ben sahilde oturuyorduk. Güneş ışınlarının denize vuran yansımasına bakıyordum.
Takip ettiğim her ışık süzmesini, dalgalar arasında kaybolana kadar izliyor, sonra tekrar yeniden bir ışık daha takip ediyordum. Selim, dirseği ile vurup, daldığım yerden kendime getirdi.
“Biz girmeyecek miyiz?”
Bir an daldığım yerden Selim’e bakıp tekrar manzaraya döndüm ve Selim’in sorusunu cevapladım. “Sen gir, benim keyfim yok.”
“Neden moralin mi bozuk?”
“Hayır!”
“Hasta mısın?”
“Hayır!”
“Yüzme bilmediğin içinse ben seni yüzdürürüm merak etme!”
“Selim, ısrar etme, istemiyorum dedim yaaa!”
“Neden o zaman. Dün çok istekliydin. Bir günde ne oldu ki?”
“Düşün bakalım. Bir günde ne olmuş olabilir?” deyince biraz düşündü…
“Oooo anladııımm. Pardon ya kusura bakma. Tamam üzülme. Seninle de haftaya geliriz!”
“Haftaya da olmaz!”
“Neden kaç gün ki?”
“Bazen sekiz bazen dokuz.”
“Yuuuh kaç günde biiirr!”
“19-23 değişiyor!”
Selim sustu. Bir gözünü hafif kısıp, başını, sağlı sollu aşağı yukarı yaparak, aklından hesap yapmaya çalışır gibiydi. “Selim, ne yapıyorsun?” diye sordum.
“Senede kaç gün sahalardan uzak kalacağım onu hesaplıyorum. 8’de çokmuş beee. Bende sorguları ve rapor hazırlamaları o günlerde yapayım bari. Yoksa zaman geçmez.” deyince elimle Selim’i kolundan itekledim.
Selim, bacaklarını karnına doğru çekmiş, kollarını bacaklarına dolamış olduğu için dengesini kaybedip yana devrildi.
Utangaç bir gülümsemeyle, “Yaaa git şuradan aptal. Gir denize. Yürü, salak şey bende ciddi ciddi dinliyorum yaa, çık git şuradan!” dedim. Yüzüm güneşin ve utanmanın etkisiyle kızarmıştır diye düşünüyordum.
“Yoook gitmem. Seninle oturacağım. Biz de iki hafta sonra geliriz olur mu?”
“Havalar soğuyor farkında mısın? Şuan bile ne kadar soğuk. İki hafta sonrası olmaya bilir. O yüzden sen git, şimdi gir. Hadiii!” dedim
Elif, biraz yüzdükten sonra çıkıp yanımıza geldi, “Aaabii, hadi sen de yüz nöbeti ben devralabilirim.” dedi.
Selim, Elif’in yanağından makas alarak,
“Kız dayanışması, bayılırım.” dedikten sonra ikimizi de öpüp Doğan’ın olduğu yere doğru yürüdü.
Benim dalgın bakışım Elif’in gözünden kaçmamış gibi sebebini merak ederek,
“Eee nasıl gidiyor?” diye sordu.
Aynı dalgınlıkla, “Biz aynı kaplumbağayız.” dedim.
“Artık Seda yok biliyorsun, neden hâlâ böylesin?”
“Evet, Seda bedenen yok ama ben negatif enerjisini hâlâ hissediyorum.”
“Sence de biraz abartmıyor musun? Boşuna evham yapıyorsun bencee.”
“Evet, Selim geçici bir çözüm buldu ama Seda yürümeden Selim’in içi rahat etmeyecek. O öyle olunca da ben mutlu olamayacağım… Baksana bu yaz evlenelim dememe rağmen hiç oralı bile değil. O konuya girmiyor. Evlilik hayali var, yok demiyorum ama yakın gelecekte düşünmüyor gibi davranıyor… Ve içimdeki sıkıntı hâlâ devam ediyor… Bu güzel günün atmosferini bozdum kusura bakma. Konuyu değiştirelim lütfen. Sizin durumlar ne alemde onu söyle.”
“Kapatalım demekle olmuyor Nurseli, senin sıkıntıya bir çare bulmamız lazımm… Bizim durumlarda da bir şey yok. Yarın doğum günü, bir şekilde buluşup hediyesini vereceğim ve başlarsa devam ama ben abimden önce evlenmek istemiyorum. Yengeciğim ile zaman geçirmek istiyorum.
Acı çeker gibi güldüm. “Ben de abi ile kardeşi ayırmak istemiyorum. O anneyi oğlundan ayırmak istemiyorum.” dedim
“İyi deee, 2 yıl, ne var ki. Artık alıştın araba da kullanıyorsun, sabah birlikte gidersiniz akşam da birlikte dönersiniz.”
“Tamam. Sen yarın bir konuş, sizin durumlara göre bizde bakarız. Şimdi annenin iki ayağı bir papuca girmesin.”
“Ayyy sizin nişan da Doğan abi ile aynı zamana denk gelse çok iyi olur yaa.”
“Bence iyi olmaz. Benim olmayacağım bir nişan ve düğüne denk getiremem.”
“Gelmeyecek misin?”
“O gün özellikle hastalanmak gibi bir planım var.”
“Doğan abi çok üzülür ama.”
“Evlendiği için duyduğu hüzün, düğünde benim olmayışımdan daha fazla olacağı için, takmaz bence.”
“Bir konuda haklı olabilirsin ama Doğan abi de Zeynep konusunda çokta isteksiz değil gibi. Görmüyor musun, sürekli dip dibeler.”
“Bu, Zeynep’in sülük gibi yapışmasından olabilir mi?” dediğimde Elif’in sert tavrıyla karşılaştım. Benden önce tanıdığı kızı bana tercih etmişti.
“Aşkolsun Nurseli, Zeynep benim kaç yıllık arkadaşım. Senden bu tavrı hiç beklemezdim!”
“Söz konusu Doğan abi ve Hilde’nin bizim yüzümüzden birlikte olamayacağı olunca bende kendime yakışmayacak şeyler konuşuyorum. Ne yapayım?”
“Nurseli, nasipten ötesi yok. Bunu sakın unutma!”
“Biliyorum haklısın. Neyse, bu konuyu da değiştirelim mi. Sana bir şey sormak istiyorum ama cevap vermek istemezsen anlarım… Dikkat ettim dee sen varsan Alp abi yok, sanki özellikle kaçıyorsunuz. Neden?”
Biraz uzaklara gidip geldikten sonra, “Abimin başkomiserlik sınavının başarıyla geçtiğini öğrenince, kutlama yapacaktık. Sahile gittik. Otururken “Yıldızlar çok güzel” dedim. O da “Evet” dedi. Bana bakarak, “Yakından bakınca daha da güzel”
“Sanaaa!”
“Evet banaaa!”
“Herkesin içindeee! Sen ne dedin peki?”
“Ayyy abi kuzguna yavrusu ceylan gelirmiş. Doğan abiyle sana da ben öyleyim galiba dedim. İkimiz için de mesafenin başlamasına sebep oldu.”
“Alp abi de iyi birii.”
“Ayneenn çok iyidir ama abimle aralarına girmek istemedim. İllaki tartışırdık, abim aramızda kalırdı.”
“Nasıl ya, karşılığı var mıydı?”
“Aslında benim duygularımın karşılığını vermişti. Gençlik işte ilk ben hoşlanmıştım… Oda halimden hissetmiş olacak kii, karşılık verdi… Sonra ona mesaj attım. “Hislerimi karşılıksız bırakmayan Rabb’ime ve sana teşekkür ederim ama ben abimin en sevdiği arkadaşını elinden almak istemiyorum. Aranıza girmek istemiyorum. Gençlik heyecanımı mazur gör. Ergen bir kızın hisleriydi. Şımarıklığıydı deyip ileriye bak. Başka kalplerde teselli bulunca tekrar görüşürüz. Kendine iyi bak” dedim bitti.”
“OOfff sinir oluyorum yaa, karşılığı olduğu halde olmayan ilişkilere sinir oluyorum.”
“Sen bir de evliliği boşu boşuna erteleyenlere bak. O daha sinir bozucu değil mi?”
“Beni sayma, benim sebeplerim var. Sen neden aralarına girecek gibi hissettin kii anlamadım.”
“Bak şimdi abim gelsin ona soracağım ne demek istediğimi anlayacaksın.”
“İyi hadi bakalım. Acayip merak ettim…”
…Doğan ve Selim ayrı yerde yüzüyor, kızlar ayrı yerde yüzüyorlardı. Doğan’la Selim geldi. Kurulanırken, Selim, “Ne konuşuyorsunuz bakayım?” diye sordu. Elif, bana sarıldı, sağa sola sallanıp, “Sizi çekiştiriyorduk.” dedi
D: “Kulaklarımız çınladı da geldik zaten.”
S: “Ne diyordunuz arkamızdan.”
E: “Abiii, Nurseli’nin bir fikri varmış. Ben evlendikten sonra evlenmek istiyormuş. Kendince evin gelini değil kızı olacakmış.”
Selim, bana bakıp “Desene beş yıl sonra yani!” dedi.
Elif kaşını kaldırıp, “Gördün mü?” işareti yaptı.
S: “Ne kızım en az üç yılın var. Okulunu bitir ne yapıyorsan yap. Değil mi Doğan?”
D: “Abin haklı canım.”
E: “Tamam tamam sustum. Sen bilirsin. Bekle beş yıl.”
S: “Canım benim. Merak etme, ben işimi hallederim.” deyip Doğan’a döndü. “Ben de ciddi ciddi sevindim görüyor musun?..”
… Havanın soğuması ve yağmur bulutlarının birikmesinden dolayı, Deniz keyfimiz yarıda kalmıştı. Denize girenler duşlarını alıp gelmişti.
En yakın restorana girdik. Belli etmesem de Zeynep’e içten içe sinir oluyordum ama Doğan’ın hatrına sabrediyordum.
Doğan abi nereye gitse kuyruk gibi peşinde dolaşıyordu. Yemekler gelmiş herkes gülüşerek yemeklerini yiyordu.
Onlara eşlik etmediğimi Ayşe dahil herkes farketmişti. Zeynep’te benim kendinden hoşlanmadığımın farkındaydı. Yaklaşmaya çalıştıkça, benden ters tepki görüyordu.
Bir süre sonra, Zeynep’te beni takmamaya başlamıştı. Yemek esnasında da esprilerin çoğu Zeynep’ten geliyordu. Üzerimdeki durgunluktan bir tek Zeynep etkilenmiyordu ve bunu da açıkça belli ediyordu. Sanki, Doğan abiyle beni kıskanıp nispet yapıyor gibiydi…
Yemekler yendikten sonra, otoparkta vedalaşıp geldiğimiz gibi arabalara binip oradan ayrıldık…
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
Ertesi gün Elif, Engin’in geleceğini bildiği için hazırlanmış pencerede bekliyordu. Engin’in araba caddenin başında görünür görünmez çantaları alıp dışarı çıktı. Hızlı adımlarla koşarken kapıda Engin’le karşılaşmış numarası yaptı.
Engin, Elif’i durdurup, “Hayırdır ne bu acele nefes nefese kalmışsın?” dedi.
Elif, elindeki çantayı gösterip, “Ortaköye gidiyorum. Çok önemli bir randevum var. Çok heyecanlıyım. Kusura bakma. Bana şans dile!” dedi.
Engin, Elif’in heyecandan kızaran yüzüne üzülerek baktı. Elif’i bu kadar heyecanlandıran randevunun kiminle olduğunu merak ediyordu. Elindeki zarfı gösterip, “İstersen bekle, bunu annene vereyim seni bırakırım.” dedi.
Elif, biraz düşündü. “Otobüs gelene kadar sen yetişeceğine göre, aksiyona gerek yok. Ver gel, bekliyorum. Annem abimin dairesinde.” dedi.
Engin, hareketlerinin sertliğine mani olamıyordu. Orantısız güç ile asansörün kapısını açtı ve aynı şekilde 6’ya arka arkaya iki üç defa bastı.
Elif, Engin’in kabinde tuşa arka arkaya basma sesini duyup arkasından gülerek,
“Eee Engin beeyy, demek ki sizinde sabrınız bir yere kadarmış.” dedi.
Engin, abisinin nişan davetiyesini verip “Oof” layarak aşağıya indi. Elif’i, yine aynı heyecanla beklerken görünce, annesini dinlemediği için pişman oldu.
Arabaya bindiler. Elif, çok heyecanlıydı ama yine de Engin’in hâli hoşuna gittiği için onu oyalamak istiyordu.
Elif, kucağında tuttuğu çantaya sıkı sıkı sarılmış yolu izliyordu. Yine midesi ağrımaya başladı.
Engin ise yol boyunca hâlini belli etmemek için konuşmadı… Sahile geldiler. Bir süre ikisi de sessiz oturdu. Elif, inmek için teşebbüs etmeyince, Engin Elif’e bakıp, “Burası herhaldee?” dedi.
“Elif, elini midesine bastırarak, “Benimle gelebilir misin? Ben iyi değilim galiba.” dedi.
Engin, hiç memnun olmamış gibiydi. Belli etmemeye çalışarak, “Tamam. Arabayı bir yere park edeyim.” dedi.
Arabayı ara sokağa park edip indiler. Sahile doğru yürürken Elif’in midesi daha da şiddetli ağrımaya başladı.
Destek almak için Engin’in koluna girdi. Engin, Elif’in titremesini hissedebiliyordu. Telaş içinde, “Bugün olması şart mı, bak çok kötüsün. Gel abine götüreyim, belki önemli bir şeydir.” dedi.
Elif, “İdare edebilirim.” der gibi elini sallayıp Engin’i yola devam ettirdi. Sahile geldiler, deniz kenarında bir cafeye girdiler.
Elif oturunca biraz daha iyi hissetmişti, Toparlanmaya çalıştı. Engin, Elif’i daha iyi görünce oradan uzaklaşmak istedi. Elif, saatine bakarak, “Biraz daha bekler misin?” diye sordu…
Engin’in içinden sayısız düşünceler geçiyordu ama Elif’i de bu hâlde bırakmak istemiyordu…
Yüzünde memnuniyetsiz bir ifadeyle geri oturdu. Saat tam 15:45 olunca, garson elinde pasta ile masaya geldi…
Engin, garsona şaşırarak bakıp, “Bi yanlışlık var galiba?” desede garson pastayı bıraktı, “Afiyet olsun.” deyip gitti.
Elif, titreyen elleriyle masaya koyduğu hediye çantasını alıp Engin’e uzattı. Heyecanı ses tonuna yansıyarak, “Doğum günün kutlu olsun. Nice mutlu yıllara.” dedi.
Engin, şok olmuştu, yol boyunca alıp parçalamak istediği paketin, kendisine uzatılması ile neye uğradığını şaşıran bir bakış attı.
Oda elleri titreyerek paketi açtı. Tabloda yazan yazıyı görünce, ağzı açık kaldı.
Tabloda arapça Elif harfine dolanan sarmaşıklarla Türkçe Elif yazıyordu.
Elif’e heyecanlı gözlerle bakmaya başladı. Elif, boğazını temizleyen bir öksürükten sonra,
“İlk defa ismimi yazarken bu kadar heyecanlandım. İnşaallah beğenirsin!” dedi.
“Nasıl yaaa, seeen, bunuu, banaa,
Benim içiiiinnn?!”
“Ben bu cümleden de bir şey anlamadım!”
“Şarkıyı duymadığını zannetmiştim!”
“Ufak bir yerini duydum sadece, çok şükür oda bana yetti.”
“Senin Hüsnü hat kursuna gittiğini bilmiyordum.”
“Çok olmadı. O gece karar verdim, hafta sonu da yazıldım. Beğenmedin mi yoksa, bir şey söylemiyorsun?”
“Beğenmemek ne demek, çok hoşuma gitti. Kalbimde yazan ismi, alnımda da yazılı olması için dua ederken, şuan elimde tutuyorum… Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Beni mazur gör. Bir saattir korkudan neredeyse kriz geçirecektim… Ben şuan nasıl konuşuyorum ona bile şaşırıyorum…
Ne diyeceğimi de bilmiyorum… Teşekkür ederim!” dedi ve elini alnına vurup devam etti. “Galiba başında söylemem gerekeni en son söyledim… Özür dilerim…”
Elif, tebessüm ederek, “Önemli değil, aslında tepkini merak ettiğim için bilerek yaptım.” dedi.
“Bilerek mi yaptın? İçimden neler geçti biliyor musun? Neredeyse seni alıp kaçıracaktım. Sinirden kafayı yemek üzereydim.”
“Sonnur bana, ‘Engin abim diğerlerinden daha sabırlıdır’ dedi!”
“Sende test mi ettin? Sonnur, o zamanlar, söz konusu sen olunca, bende o sabrın zerresinin bile olmadığını bilmiyordu. O yüzden öyle söylemiştir…”
Pasta ve meyve suyundan sonra, oradan ayrıldılar. Engin’in evinde biraz vakit geçirdikten sonra Engin, Elif’i eve bıraktı.
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
… Ayşe ile okul çıkışı alışverişe gidecektik. Arabayı Ayşe kullanmak istedi. Bende ısrarına dayanamayıp ana yola kadar izin verdim. Hızımız fazla olmamasına rağmen karşımıza çıkan bisikletli bir delikanlıya vurmaktan kurtulamamıştık.
Ayşe duramayıp çarpınca arkadaki arabada bize çarpmıştı. Kimse ne olduğunu anlamamış, ikimizde şoka girmiştik.
Çevredekiler su getirip, ambulans çağırdılar. Çantadan telefonu aldım. Doğan’a, “Doğan abi Selim’e belli etme, biz kaza yaptık!” diye mesaj attım.
Doğan abi hemen arayıp nerede olduğumuzu sordu. Yarım saat geçmeden yanımıza geldi. Önce bana, sonra Ayşe’ye baktı. Ayşe hala şoktaydı. “Aaabiii!” diyerek Doğan’a sarıldı.
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
Sokağın başında Hilde ve Filiz kazayı görmüştü. Kaza olunca Filiz koşmak istedi ama Hilde izin vermemişti.
Orada izlemeye devam ettiler. Doğan gelip bir Nurseli’ye bir Ayşe’ye sarılınca Hilde Filiz’e döndü,
“Herkes sarıldı da, o kucağa bir ben kavuşup sarılamadım. Herhalde ölmem lazım!” dedi ve devam etti. “Hisseder miydim acaba?”
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
Doğan, yaralının durumuna baktı. Hafif sıyırıklar vardı. Kulağına eğildi. Nurseli’yi işaret edip, sana vuranın bu kız olduğunu söyle yoksa kamera kayıtlarını inceletirim, bu yolda bisiklet sürdüğün için sen hatalı çıkarsın!” dedi.
Trafik polisine, arkadan çarpan aracın kimliğini verdi. Yerde doğrulmaya çalışma hareketi yapan genç, trafik polisine, “Ben aniden çıktım, şikayetçi değilim!” dedi. Trafik polisi, “Size kim çarptı gördünüz mü?” diye sorunca da
“Evet, bu kızdı!” diyerek, Nurseli’yi işaret etti…
~~~~~~•~~~~~~•
… Ambulans gelmiş, genci götürmüştü. Arabalar çekildi ve etraftakiler dağıldı. Doğan abi, ilk şoku atlatmış, Ayşe’nin kollarından tutup sallamaya başlamıştı.
“Neden Ayşe, Neden? Ne istiyorsun? Aal al bunları mı istiyorsun, al. Bunu da al!”
Bir yandan bağırıyor, bir yandan da polis kimliğini, telsizi ve silahı Ayşe’ye tutturmaya çalışıyordu. “Kızım, senin bir olaya karışman beni ipe götürür. Anlamıyor musun?”
Ayşe ağlayarak, “Aabii, özür dilerim!” deyince Doğan abiyi sakinleştirmeye çalıştım. Silahını alıp Doğan’a verirken, “Aabi gidelim lütfeeenn!” dedikten sonra başımın arkasında şiddetli bir zonklama hissetim ve orada bir atak geçirdim…
~~~~~~•~~~~~~•
Nurseli yere yığılınca Doğan’ın eli ayağı bir birine dolandı. Nurseli’nin ilk defa bayıldığını görüyordu. “Nurseli, Nurseli!”
Nurseli’yi ayıltmaya çalıştı. Nurseli kendine gelmeyince, Ayşe’den telefonu aldı. Acil ambulans istedi.
Nurseli’nin başını koluna alıp yalvarmaya başladı. “Nurseli, aç gözünü. Saçmalama kızım. Kendine gel lan lütfen. Öldürtecek misiniz beni yaa, ben sizden ne çekiyorum. Yalvarırım uyaaann!”
Çok geçmeden ambulans geldi. Nurseli’ye hava takıp sedyeye aldılar. Ambulans gittikten sonra, Doğan da Ayşe’ye, “Geç geç, çabuk!” dedi. Onlarda arabaya binip ambulansın peşinden gitti.
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
Hilde ile Filiz şaşkındı. Nurseli bayılınca Filiz yanına gitmek istemişti ama Hilde yine izin vermedi. Filiz, “Senin bu inadından ve gururundan nefret ediyorum!” deyip yanından ayrıldı…
Filiz, dört yıldır Hilde ile arkadaşda olsa Nurseli’yi çok sevmişti…
Nurseli’nin kaldığı yeri bilmiyordu. Ertesi günü okulda arkadaşlarına sordu. Nurseli Raporluydu. Okula diğer hafta gelecekti…
O Hafta sonu iş yoktu. Filiz’de erkenden yurttan çıktı. Hilde, uyandığında Filiz’i yanında göremeyince Telefon etti. Filiz açmayınca, “Of ne halin varsa gör!” deyip duşa girdi…
Hilde’nin o gün iş görüşmesi vardı. Ara tatilde eczanede çalışmaya başlayacaktı. stajını da aynı eczanede yapacaktı. Hazırlandı yurttan çıktı. Staj yapacağı eczanenin yurtla okuldan daha farklı bir yerde olmasına özen gösteriyordu…
Doğan’la karşılaşmak istemediği için böyle bir yer bakmıştı. Eczaneye dönen sokakta, navigasyona bakarak yürüyordu. Doğan’ın arabayı bir binanın önünde gördü. O tarafa doğru yürüdü. Sonra ara sokağa saklandı.
Biraz sonra Doğan, binadan Zeynep’le çıktı. Doğan binaya dönüp el salladı. Zeynep de Doğan’ın koluna girip yukarıya el salladı…
Birlikte arabaya binip uzaklaşınca, Hilde, gizlendiği yerden binanın önüne gelip Ayşe’yi gördü. Üçüncü kattan Doğan’ın arabayı izliyordu…
Sokağın başına geldi eczaneye girip, “Yol uzak!” diyerek orada çalışamayacağını söyledi. Yakındaki bir parka geldi…
Doğan’ın bir kızla olacağını biliyordu ama kendisini bu kadar etkileyeceğini düşünememişti. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kafasını kollarının arasına alıp, saçlarını çekmeye başladı…
… Filiz, otobüsten indi… Elindeki adrese bakınırken, parkta Hilde’yi gördü. Panikle koşup yanına gitti. “Hilde, ne oldu?” dedi.
Hilde, ağlamaktan konuşamıyordu… Filiz, Nurseli’ye mi geldin?.. diye sordu. Hilde, başını sağa sola sallayarak, “Hayır!..” dedi.
Sonra gözlerini silip, saçlarını parmaklarıyla geriye tarayıp, “Sen, Nurseli’ye mi geldin?” dedi.
“Evet!”
“Adresi kimden aldın?”
“Elif’ten!”
“Elif’le görüşüyor muydun?”
“Numarası vardı ama ilk defa bugün mesaj yazdım. Oda adresi yolladı!”
“Hadi git gör arkadaşını. Ben de gidiyorum!”
“Pekii, sen neden buraya geldin. Sen de özledin işte Hilde kabul et artıııkk.”
Hilde, parkın arka çaprazda kalan eczaneyi göstererek. “Tesadüf!” dedi.
Filiz, Hilde’nin iş için ağlamayacağını çok iyi biliyordu, “İşin olmadı diye bu halde değilsin herhalde değil mi? Ne oldu söyleee!” dedi
Hilde, Doğan’ı gördüğünü söylemek istemedi, “Bak ne biliyorsan yap tamam mı? Ben gidiyorum. Benden bahsetme dee ne yapıyorsan yap, umurumda değil!” dedikten sonra ayağa kalktı. Bacaklarının titremesinden adım atamıyınca, Filiz ayağa kalktı, koluna girip karşı durağa doğru götürdü…
Hilde, okul bitmeden ayrı eve çıkmak istedi. Ev bakarken üç katlı, alt katı kullanılmayan, üst katında dul bir kadının oturduğu orta katta bulunan bir ev çok hoşuna gitmişti. Biriktirdiği parayla evin depozitosunu verdi.
Eve yürüme mesafesinde eczane buldu. Cumartesi ve nöbetçi günlerde orada çalışmaya başladı. Yarı dönemden sonra da Filiz yanına taşınacaktı…
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
… Okullar tatil olmuştu. Ayşe ile birlikte Bilecik’e gittik. Ayşe’yi yanımdan ayırmıyordum. İki hafta bizim oralarda gezdik…
Her gün vur patlasın çal oynasın eğleniyorduk. Ayşe’nin dersler dönem başında olduğundan daha iyiydi. Doğan ve Selim’e verdiği sözü tutmuştu.
Okulların açılmasına iki gün kala, Doğan abi bize geldi. Zeynep’le sözlenmişti. Bir ay sonra nişan yapacaklardı…
Bir zamanlar doktorummuş gibi konuşturduğum Doğan abiyi, bu sefer Ayşe’nin kuzeni olarak tanıtmıştım.
Bu bir günahsa Doğan abiyle ortaktık… Tek taraflı asla kabul etmezdim…
Bir gün bizde kaldıktan sonra vedalaşıp hep birlikte İstanbul’a geldik…
~~~~~~•~~~~~~•
~~~~~~•~~~• bir ay sonra ~~~•~~~~~~•
Doğan, o sabah uykusuz gözlerle duşa girdi. Sabaha kadar uyuyamamıştı. Erkenden gidip evinden Zeynep’i alarak, kuaföre götürdü. “İşin bitince ararsın.” deyip kuaföre yakın yerde Selim’i bekledi.
Selim gelince birlikte erkek kuaförüne gittiler. Selim tıraşını olduktan sonra arabayı süslemeye götürdü. Selim’in araba gelin arabası olacaktı.
Doğan, tıraşını olup Selim’in yanına geldi.
Selim, süslemesi bitmek üzere olan arabayı göstererek, “Bundan sonra sıra bizim arabada, istersen karşı cafeye geçelim.” dedi.
Doğan, nöbetçi eczane bakındı. Selim’e telefonu gösterip, “Başım çok ağrıyor, araba bitene kadar ilaç alayım, araşırız.” deyip yaya olarak oradan ayrıldı.
Navigasyona bakarak eczaneyi buldu. İçeri girip direk karşı masada oturan adama yöneldi. Eczacı, “Buyurun hoş geldiniz.” dedi.
Bir yandan başını tutup bir yandan konuştu. “Hoş bulduk. Başım çok şiddetli ağrıyor. En keskin hangi ilacı tavsiye edersiniz?”
Kahverengi saçları arasında parmaklarını gezdirirken, sarı gölgeler dışarıdan gelen ışık hüzmesinde güneş gibi parlıyordu. Saçlarını arkaya taradıktan sonra yumruk yapıp çekti. Eczacı, “Migreniniz mi var?” diye sordu.
“Hayır! Ama bugünden sonra olacak gibi.”
Kasadaki adam tezgahın arkasında kendilerine bakan kıza seslendi, “Hilde hanım, oradan bir apranax verebilir misin?”
Doğan, Hilde adını duyar duymaz o tarafa döndü. Hilde, ilaçların olduğu rafların tarafında ayakta Doğan’a bakıyordu…
Yutkundu… Dona kaldı…
Eczacı, Hilde’nin duymadığını zannedip, sesini yükseltti,
“Hilde apranax verir misin?”
Hilde duymuyor gibiydi. Kasadaki adam, daha yüksek sesle “HİLDE!” deyince, kendine gelmeye çalışarak, “Hıııı neee?” diyebildi.
“Apranax!”
“Kaçlık?”
“500’lük olsun.”
Hilde, arkasını döndü. Raflarda ilacı arıyordu. Adam, Hilde’ye şaşırmış bir ifadeyle, “Hilde! iyi misin?” dedi Hilde görmüyor gibiydi. “İlacı geçtin. Sol iki altta.”
Hilde ilacı buldu… Cihaza okuttu…
Poşete koyup, tezgahın önüne geldi. Doğan’la arasında bir adım mesafede durdu. İlacı uzatıp, yutkunduktan sonra, “Özel günlerde böyle ağrılar olabiliyor. Çok normal. Geçmiş olsun.” dedi…
Filiz, “Ay! gelin arabası çok güzel ya.” diyerek içeri girdi. Doğan’ı görünce,
“Aaa!.. Z – D SEN MİSİN?” dedi.
Selim, arabada Doğan’ı beklerken, içeriye Filiz’in girdiğini görünce, oda arabadan inip eczaneye girdi. Doğan’ın telefon ısrarla çalıyordu.
Uzun uzun çaldıktan sonra kapandı. Sonrasında Selim’in telefonuna mesaj geldi.
Selim okuduktan sonra, kas katı kesilmiş halde dikilen Doğan’a, “Zeynep hazırmış!” dedi.
Doğan, Hilde’nin elindeki ilacı tuttu.
“Bir şey söyle! Ya kal ya git.”
“Mutlu ol inşallah.”
Doğan, dişleriyle birlikte ilacı sıkarak dışarı çıktı. Arabaya binip kuaföre doğru gitti.
Selim, Hilde’ye, “Ölünce kıymetlenir ama iş işten geçer. Pişman olursun. Demedi deme!” dedikten sonra Nurseli’ye konum attı. Sonra da mesajla, “Arkadaşın çok kötü! Sana ihtiyacı olabilir.” dedi…
…Doğan, kuaförün önüne gelince, Zeynep’e telefon edip dışarıya çağırdı. Zeynep’te Doğan’ı içeriye çağırmıştı ama o kabul etmedi.
Zeynep’te, Suratı asık bir şekilde dışarı çıktı. Tavırlı bir şekilde arabaya bindi. Doğan, arabayı çok sert sürüyordu, Zeynep sağa sola savruluyor bu sinirini merak ediyordu.
Doğan, eczanenin önüne gelip, Kornaya bastı. Selim dışarı çıkınca inip yan koltuğa geçerek ilacı içti…
Selim, Doğan’a bakıp, “Gidelim mi?” deyince, Doğan, kolunu kapıya koyup alnını ovuşturarak, “Gidelim oğlum. Hadi! Daha mutlu olacağız değil mi?” dedi
Zeynep, “Selim komiserim ne oluyor?” derken Doğan bağırdı. “ABİ YÜRÜSENE! NE BEKLİYORSUN!..”
Eczanenin kapısı açıldı. Hilde ağlayarak çıktığında Zeynep ile göz göze geldi.
Filiz de peşinden çıkıp Hilde’nin koluna girerek eve doğru yürüttü…
~~~~~~•~~~~~~•
… Yurdun oralarda Hilde ile Filiz’i görme ümidiyle dolanıyordum. Selim Hilde’nin olduğu yerin konumunu atar atmaz hızlı bir şekilde oraya doğru gittim…
Ana yola bağlanan yere gelince, Selim’in arabayı gördüm…
Kornaya bastı. Arabalarımız yan yana gelince, camı açıp gittikleri yönü işaret etti… Doğan abinin de Zeynep’in de yüzüne bakmadan devam ettim…
O yöne ilerlerken Filiz’i arayıp beklemelerini söyledim.
Biraz ilerledikten sonra kızları görünce kornaya bastım. Yanlarında durup camdan, “Merhaba ağlamak istiyorum da buralarda omuz varmış.” dedim adres sorar gibi.
Hilde kapıyı açıp oturdu. “Burada bulursun! ama şu an kapalı. İçeride tadilat var.” dedi
“Ben beklerim, sorun değil. Sil yaşlarını lütfen düşman sevindirmeyelim.” dedim, Düşman benim canım abim değil arkasında duran süpürgesiz cadıydı…
Bana söyledikleri yerden farklı bir istikamette seyredince Hilde, nereye gittiğimizi sordu. Onu duymamış gibi teybin sesini sonuna kadar açtım. Kornaya basa basa hızlı bir şekilde ilerledim. Zeynep’lerin arka sokağın başında Selim’e yetiştim…
Selim, kolunu dışarı çıkartıp durmamı için işaret etti. Ama ben umursamadan hızla yanlarından geçtim.
Selim sinirlenmiş gibi hızını artırdı… Bana yetişmek için Zeynep’in evini bile es geçmişti.
Biraz daha gidince yan yana geldik camdan, “Dur!” diye bağırdı.
Bu kadar yeter diye düşünerek, dörtlüleri yakıp yavaşladım ve sağda durdum.
Selim, hışımla yanıma geldi. Ellerini camı açık kapıya vurarak bağırdı. “NE YAPIYORSUN SEN?”
“SANA NE!” diye karşılık verdim
“SANA, KAÇ DEFA YAVAŞ SÜR DEDİM!”
“BENDE, “SANA NE” DEDİM!”
“NURSELİ! BAĞLATMA ARABANI.”
Hilde ve Filiz beni tutmuş sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Kolumu hızla çekip arabadan indim…
Selim’in yakasından tutup kendime çekerek kulağına, “Git diğerini de sen al.” dedim…
Selim kızdı. “Saçmalıyorsun, yeter artık!”
Bu sefer açık bir şekilde, “Yalan mı? Maşaallah herkese bir tane düşecek şekilde ayarlamışsın!” dedim.
Selim’in öfkesi katlanarak artıyordu. “Bin arabana git Nurseli. Elimden bir kaza çıkmadan GİT!”
Söylediğimden pişman olmadığım gibi, üzerine ekleme yaparak, “Dur ya bekle! Kızlar inin.”
Selim, benim ne yapmaya çalıştığımı anlamış gibi. “Nurseli saçmalama!” dedi.
Hilde ve Filiz indi. Filiz, koluma girip, “Gidelim canım hadi.” dedi.
Selim, inadıma geri vites atarak, “Gülüm, hadi binin gidin, akşam konuşalım hadiii, lütfen.” dedi.
Daha da yükselerek, “BURAYA KADAR SELİİM, BENİM TARAFIM BELLİ!” deyip arka koltuktan çantamı aldım…
Doğan’a bakıp, “Size de mutluluklar Doğan bey… Bir zamanlar onun yaptığı gibi sizde teselliyi esirgemeyin, olur mu? Düşenin hâlinden düşen anlar? Bakarsınız bu sayede diğer platonikte aşkına kavuşur!..” dedim.
Selim, kolumdan tutup, “Nurseli bin şu arabaya, deli deli konuşma!” dedi
Tekrar Selim’e dönüp bir zamanlar verdiği sözü hatırlattım, “Bana ne dedin Selim?”
“Nurseli!”
“Sözünü tutmayanlarla işim olmaz. Kusura bakma. Bacınıza da başka bir bakıcı bulun. Ben yokum artık.”
Doğan, Ayşe’yi duyunca, dayanamayıp arabadan indi. “Nurseli saçmalama!”
“Yerinde olsam o kıza o kadar güvenmezdim. Sonunu getiriyor. Haberin olsun. Hatta senin de.” diyerek parmağımla Selim’in göğsüne vurdum.
Selim, elimi tuttu. “Hadi tamam binin gidin. Akşam konuşalım. Hadi Nurseli. Gülüm, hadi!”
Ne söylediyse kâr etmedi. Telefonumu kapatıp hattı çıkarttım. Selim’e telefonu sallarken, “Bu sefer o kadar kolay değil. Kanmayacağım. Maymun gözünü açtı. Sözünü tutmadan karşıma çıkma!” dedim.
“Bu kadar kolay mı?”
Zeynep’in ne düşüneceğini umursamadan konuşuyordum.
“Sen kolay demiştin Selim. Bir aksilik olursa ben onları barıştırmak için elimden geleni yaparım demiştin, O iş bende demiştin. Bu da kolay işte. Bu işte bende tamam mı. Hoşça kal!”
Filiz’le Hilde’ye, “Geliyor musunuz? ben gidiyorum.” dedikten sonra Selim’e bakıp, “Sen de sağdıçlığını daha fazla geciktirme!” deyip geldiğimiz istikamete doğru yürüdüm. Hilde ve Filiz’de peşimden geldi…
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
Nurseli arabayı, ehliyeti bırakıp gitmişti. Selim arabaya binince Doğan, “Selim nereye?” deyince sinirini Doğan’dan çıkarttı..
“Sana ne, atacağım kendimi köprüden!”
“Saçmalama oğlum. Park et gel. Benim sağdıcım olacaktın hani?”
“Başka birini bul. Ustasın ya!”
Doğan, “Ne diyorsun yaa, mal mısın? deyip sanki orada sadece ikisi varmış gibi konuştu. “Daha ne yapayım, ayaklarına kapandım görmedin mi? deyip koluyla Hilde’nin tarafını göstererek, “DAHA NE YAPAYIM?” dedi
Selim kaşıyla, elinde ki çiçeğe bakan Zeynep’i gösterip, “Kes istersen!” deyince Doğan arabaya binip, Zeynep’lerin evine, Selim de kendi evlerine gitmişti.
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
Demir kapıdan içeri girdiğimde beni üç katlı bir ev karşılamıştı. İkinci katın, dıştan bile büyük olduğu anlaşılan balkonu sokağa bakıyordu. Ben onları yurtta zannederken onlar kim bilir ne zamandır bu evdeydiler.
En alt kat boş, üstte de ev sahibi, oturuyordu. Eve girdiğimizde, Filiz, su getirmek için mutfağa gitti.
Daha odaya girmeden koridorda Hilde’ye sarılıp ağlamaya başladım. Hilde kızarak, “Saçmaladığını anladın değil mi?” dedi.
Göz yaşlarımın pişmanlıktan olmadığını söylerken ağlamamı sürdürmüştüm.
“Hayır. Söz vermişti. “Bana güven” deyip beni kandırdı. Oyaladı!”
Filiz’in uzattığı suyu içmeden, “Of! ben gidiyorum.” deyip dışarı çıktım.
Hilde’nin, “Nereye?” diye bağırmasını ayakkabılarımı giyerken cevaplamıştım.
“İşim var!”
Hilde Filiz’e, “Yürü bu salağın işi belli olmaz, nişanı basar falan. Bizde gidelim!” deyip peşimden geldiler.
Birlikte kaldığım eve geldik. Apar topar eşyalarımı topladım. Sonra da kızlarla vedalaştım.
Yolda biraz yürüdükten sonra Filiz durdurdu.
“Ne yapacaksın. Nereye gideceksin?”
“Bilmiyorum. Atakan’ı ararım. Onunla bir yere giderim. Bizim köyden bir çocuk var. Onun evinde kalırım.”
Hilde valizimi alıp, “Saçma sapan konuşma. Yürü bize gidelim!” deyince, “Senin ev olmaz!” dedim
Meraklı ve atarlı bir şekilde, ” Nedenmiş o?!” deyince, “Selim seni takip ediyordu. Evini bulur. Gelir falan.” dedim
“Gelsin! Bir kova soğuk su yer gider.”
Beni istemeyeceğini düşünüp, “Emin misin?” diye sordum.
“Ayağına mı kapanayım kızım. Yürü işte. Tövbe tövbe, barıştığında bir erkekle kaldım mı diyeceksin… Bir doğru çıkmaz mı karşıma yaa!..” deyip ilerledi.
Filiz’de koluma girip, “Haklı.” dedi.
Valizle Hilde önde Filiz’le ben arkada giderken Hilde’nin bu yolları bildiğini farkettim. Acaba beni merak edip gelmiş miydi…
Eve geldik. Çay koyup balkona çıktık. Filiz, “O kız kim?” diye sordu.
“Ayşe mi?” diyerek sorusuna soruyla cevap verdim
“Evet o!”
“Geçen sene kuzeni öldürülmüştü ya hani, O kız! Bunlar da kızın durumu yok diye sahiplendi.”
Hilde, gülerek, “Hayvan mı kız bu. Ne demek sahiplendi!” dedi
“Sahip çıktılar. Oldu mu?” dedim ne farkediyorsa.
“İplerini çekecek dedin, ne alaka?”
“Aralarında bir şey var. Ne olduğunu bilmiyorum. Bir defasında Selim, Ayşe’ye “Bunu unut kimseye söyleme, ipimizi çekersin!” dedi. Bana da “Sorma” dedi. Zeynep’le Doğan’ı da bu kız yaptı zaten. Doğan’ın annesinin platin ameliyatı vardı. O yüzden İstanbul’a getirdiler. Gidip hemen Zeynep’e söylemiş. Normalde yanında ben kalacaktım. Eve bir gittim. Zeynep gelmiş, çoktan işe koyulmuş. Sonra da kuyruk gibi Doğan’ın peşinden ayrılmadı. Annesi de tutturdu, Zeynep de Zeynep. Ailenin zoruyla kabul etti ama Selim bana, bu iş bu kadar ilerlemeyecek diye söz vermişti. Doğan da eğitimlere gidiyor iki ay sonra sınava girecek başkomiser olacak. Bayağıdır Selim’le mesafeliydiler. Yeni bir dava oldu o zaman barıştılar. Sonra da Ayşe’yi benim himayeme verdiler. Ben kendime bakamıyorum. Bir de ablalığım eksikti. Kendi kardeşlerime bile faydam olmuyorken, yedi yirmi dört benimleydi.”
Hilde, “Ne biriktirmişsin be!” dedikten sonra dayanamayıp kahkaha attı.
O kadar dolmuştum kii, Hilde’nin kahkahasına aldırmayıp, Filiz’e anlatmaya devam ettim. “Selim’i de seviyor ama Doğan’ı daha çok seviyor. Doğan’da onu seviyor, hatta benden daha çok seviyor.”
Hilde kolunu dürtüp, “Kıskandın mı kız.” deyince inkâr ederek, “Ne kıskanacağım bee!” dedim. “Alsın abilerini de tepe tepe kullansın. O Zeynep cadısı iki aya kıçına tekmeyi basınca göreceğim ben onu…”
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
… Selim eve gelip duş aldıktan sonra yattı. Uyandığında gece 3.00 gibiydi. Ayşe’nin mesajını gördü. “Selim abi, Nurseli abla eşyalarını toplayıp evden gitti. Nereye gitti biliyor musun?” Selim hemen Ayşe’yi aradı. İkinci dakikada Ayşe uykulu bir şekilde telefonu açtı.
“Efendim abi.”
“Ayşe, mesaj atmışsın?”
“Evet abi, Nurseli abla yanında iki kızla gelip bütün eşyaları toplayıp anahtarı da bırakıp gitti.”
“Of, Nurseli of!”
“Ne oldu abi! Kavga mı ettiniz?”
“Yok bir şey sen canını sıkma. Sabah bulurum ben onu. İyi geceler!”
Telefonu kapatıp tekrar, “Oof Nurseli of inatçı keçi!” diyerek balkona çıktı…
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
Sabah okula gitmek için evden çıktığımızda Selim’in araba kapıdaydı. Hilde’ye, haklı çıkmış gibi, “Al!” dedim…
Hilde, kolumdan tutup ileri iterek, “Yürü ve adam akıllı konuş. Saçma sapan şeyler de yapma sakın. Pişman olursun. İş işten geçmiş olur!” deyince gözlerine bakarak cevabı dilinden önce onlardan bekleyerek, “Sen oldun mu?” dedim
Hilde’nin gözleri doldu. Gözlerini kaçırarak, “Evet oldum!” dedi. İstediğim cevabı hem ağzıyla hem gözüyle vermişti ama dediği gibi iş işten geçmişti.
Arabanın yanına geldiğimizde Selim arabadan inip yarım ağız gülümseyerek baş selamı verdi. Hilde evi işaret edip,
“Ne zamandır biliyorsun?” dedi.
Selim saatine bakıp. “Oluyor bir iki saat!” deyince, “Oda biliyor mu?” diye sordu
“Ben biliyorsam?!”
“Özel hayat diye bir şey kalmadı. Bu ne be! Ben gidiyorum. Durakta bekliyoruz.” deyip Filiz’in koluna girip yürüdü.
“Tamam bende hemen geliyorum.” deyip kollarımı bağlayıp Selim’e baktım.
“Eve dön! Lütfen.” derken karısı baba evine dönmüş kocalar gibi bakıyordu. Yalvarır gözlerle bakması da muhtemelen, ortak çocuğumuza bakacak kimsenin olmamasındandı.
“Sana son bir fırsat. Sözünü tut gel beni al. Yoksa ne sen yorul, ne beni yor. Ben bir gidersem başka eve gitmem. Aileme geri dönerim, burada oluşum sana bir şans daha verdiğim için. Tamam mı?”
“Son kararın bu mu?”
“Evet!”
“Canın sağ olsun.”
“Hoşça kal.”
“Sen de…”
“Bir daha karşılaşmayız değil mi?..”
“Yok merak etme.”
“Ayşe de artık okula gelmesin.”
“Tamam.”
Ağlayarak yanından gitmeye çalıştım. Selim kolumdan tuttu, kendine çekip sarıldı. “Kendine dikkat et!” deyince, Kalbim istemese de, “Sen de!” deyip ayrıldım…
Durağa doğru giderken ikinci defa yüreğimde bir ağırlık varmış gibi hissediyordum…
Selim vurulunca onu bir daha bırakmamak için söz vermiştim ama şimdi kendim ayrılmak istemiştim.
Durağa gelip Hilde’ye sarıldım. Ağlamamdan ne olduğunu anlayan Hilde, “Bir kere de beni haklı çıkartmasan ölür müsün? Ne dedim ben sana inatçı keçi!” dedi.
“O istedi ben değil! Israr bile etmedi. Bıkmış benden.”
“Bir buçuk yılda adamı pes ettirmişsin. Aferin sana. Yürü hadi yürü şuna binelim!” deyip otobüse el salladı.
Otobüse bindik, bir yandan kızlarla barıştığım için seviniyor, bir yandan da Selim’le tamamen ayrılmaktan korkuyordum.
Erken saat olduğu için otobüs doluydu. Dikildiğim yerden başımı cama dayamış dışarıyı seyrediyordum.
Filiz, koluma vurarak, “Telefonun titriyor.” dedi. Çantamdan telefonu çıkardım arayan Elif’ti. “Efendim Elif.”
“Nurseli neredesin?”
“Otobüsteyim okula gidiyorum.”
“Sen iyi misin? Dün Ayşe’yle konuştum, evden ayrılmışsın! Nedeenn?”
“Sadece evden değil, abinle de ayrıldık!”
“Şaka yapıyorsun değil mi? Beni denemek için yapıyorsan fena yaparım bak!”
“Keşke gerçek olmasaydı ve sende beni dövseydin.”
“Şuan şoktayım Nurseli, neden pekii, ne oldu?”
“Ben şuan otobüsteyim ve ayaktayım, konuşamıyorum. Abine sor olur mu? Şimdi kapatmam lazım! Görüşürüz.”
“Tamam canım, en kısa zamanda yanına geleceğim. Bu böyle bitmedi. Görüşürüz…”
~~~~~~•~~~~~~•
…Elif’in sabah sabah morali bozulmuştu. Annesine belli etmemeye çalışıp odasına giderek abisini aradı.
Selim, moralsiz bir sekilde, “Efendim Elif!” diyerek telefonu açtı.
“Abi! Neler oluyor?”
“Belli ki öğrenmişsin! Neden soruyosun.”
“Bir şey öğrenmedim! ‘otobüsteyim’ dedi. Sana sormamı söyledi.”
“Kendi ayrılmak istemesini bile bana anlattırıyor ya, pes!”
“Abi! ne oldu?”
“Dün eczanede Doğan ve Hilde karşılaştı. Her zaman ki gibi olan bize oldu. Durum bu! Ama bu sefer çaresizim. Ne yapacağım bilmiyorum.”
“Nurseli ne istiyor kii?”
“Doğan’la Zeynep’i ayır biz barışalım diyor!”
“Saçmalamış!”
“Gelde inatçı keçiye anlat!”
“Tamam, ben onunla konuşurum. Gerçekten şuan çocukluk yapmış. Sen moralini bozma, Bende önemli bir şey zannettim!”
“Hayır Elif! ilk sefer olduğu gibi, yine karışma. Bende Doğan’ın saçmalıklarından sıkıldım.”
“Abi! Şuan sende saçmalıyorsun farkında mısın? Kendi mutluluğun için onları ayıracak mısın gerçekten?”
“Kızım, Zeynep’i ne kadar severim bilirsin. Körü körüne kendini mutsuz olacağı bir evliliğe hazırlıyor.”
“Nereden biliyorsun abi! Belki ileride Doğan abi de sevecek. Dün gayet mutluydu.”
“Öyle miydi? İyi ki gelmemişim. Yoksa Onun iki yüzlülüğünü görecektim.”
“Nasıl! İki yüzlü derken?”
“Kızım, dün gözümün önünde Hilde’ye yalvarmasaydı bende inanırdım. Hilde, kal dese Zeynep’i o hâlde gelinlikle bırakacaktı… Allah’tan Hilde aklı başında kız. İleriyi düşünüyor. Onun da bugünkü halinden daha fazla dayanamayacağını gördüm. Zeynep’i ileride dul, terkedilmiş görmek istemiyorum!”
“Ne diyorsun ya! Ne olacak peki! Ne düşünüyorsun?”
“Bekleyip göreceğiz kardeşim. Mevla görelim neyler neyler ise güzel eyler. Dediğim gibi sen Nurseli ile görüş ama karışma.”
“Tamam abiciğim, sıkma canını, görüşürüz…” ~~~~~~•~~~~~~•
Selim’le ayrılmamızın üzerinden bir ay geçmişti. İlk ayrılmamız da olduğu gibi yine arayıp sormuyordu.
Uzaktan uzağa takip ediyor mu acaba diye bakınıp duruyordum. Bir iki defa hissettiğim kadarıyla yine peşime adam takmıştı.
Elif ve Ayşe iki defa okula gelerek eve dönmem için ısrar etsede, kararım netti.
Sonrasında geleceğim demelerine rağmen onlar da bir daha gelmemişti.
Arada bir Elif arıyor iki üç dakika hâl hatır edip kapatıyordu. Sanki Selim ile ilgili konuşmaktan kaçınıyor gibi bir hâli vardı.
Bir kaç gün üst üste Ayşe’nin telefonuna ulaşamayınca merak edip evdeki kızlara sormuştum.
Ayşe’nin evden gittiğini ama kirayı yatırdığını söylediler…
… Ayşe gitmiş ama eşyaları duruyordu. Hemen Ayşe’nin okuluna gidip müdürle konuştum. Ayşe’nin iki hafta raporlu olduğunu söyledi.
Ayşe’nin birdenbire ortadan kaybolmasına bir anlam veremiyordum. “Ne oldu acaba?” diye merak ettim. Telefonu da sürekli kapalıydı. Attığım mesajlarsa iletilmiyordu…
Kararlılığımdan dolayı Selim’le, Doğan’ı da arayamıyordum. Okulun bahçesinde, telefona dalmış bakarken Hilde, yanıma geldi. “İnat etme! merak ediyorsan, ara sor.” dediğinde onu yine kendi silahı ile vurdum.
“Sen beni hiç merak ettin mi?”
“Evet ettim.”
“Ama aramadın!..”
“Ya sen benim mallığıma ne bakıyorsun, köprüden atlasam atlayacak mısın?”
“Evet atlarım, çünkü ben güdümlük ineğim.”
“Salak inek yürü, gidelim hadi, Filiz ağaç oldu.” diyerek yine konuyu lehime kapatmıştı…
… İki hafta sonra Ayşe’nin raporu bitmişti. Gelmiştir düşüncesiyle okula gittim. Müdür, “İki hafta daha rapor aldı.” deyince daha çok endişe etmeye başladım.
Okuldan eli boş dönerken, içimde sıkıntıyla kız kulesine gittim. Selim’le karşılaşma ihtimali beni yine heyecanlandırmıştı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Bayılmanın habercisi olan başım dönmeye başlayınca en yakınımdaki banka oturdum.
Kız kulesini izlemeye başladım. Nisan ayının en güzel günü bu gün olabilirdi. Güneş varlığını hissettiriyor ama bunaltmıyor. Rüzgar ılık ılık eserek, saçlarımı kısa süreliğine yüzümden ayırıyordu. Gök yüzünde bulutların olmaması, denizin bütün güzelliğini ortaya çıkartmıştı. Deniz, gök mavisi rengi ile, sanki kız kulesinin gelinliği gibi duruyordu. Bu hâli ile kız kulesi, dünyanın 7 harikası arasına girebilecek bir güzelliğe bürünmüştü.
Bu harikulade manzaradan bir saniye olsun gözümü ayıramıyordum. Yanıma gelen kişinin bana uzattığı eli bile farkedememiştim. “Abla! çay?”
İrkilerek, “Ne? Efendim!” dedim
“Kusura bakma abla, korkutmak istemedim.” dedi mahçup bir ifadeyle.
“Önemli değil, ben dalmışım.” dedim daha fazla üzülmesin diye.
“Çay alır mısın?”
“Olabilir.”
Genç çayı doldurdu. Bir elime şekerleri bir elime çayı verip, “Afiyet olsun.” deyip uzaklaştı.
Arkasından, “Dur, Bekle! Parayı almadın.” diye seslendiğimde genç, göz kırparak, “Aldım ablaa, Allah seni sevdiğine kavuştursun.” deyip devam edince etrafıma bakındım. Gözlerim Selim’i aradı. Belli ki çayı o göndermişti. Selim’i göremeyince, önüme dönüp, şekerleri attım…
Ağlayarak çayımı yudumladım. Okullar tatil olmadan Selim ile barışmak istiyordum.
~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.
…Hilde, okuldan erken çıkmış, ekmek alıp eve gidecekti. Bakkaldan çıkınca iki kişinin kavgasının ortasında kaldı. Çevredekiler, “Durun! Yapmayın! diyerek ayırmaya çalışıyordu.
Biri silahlıydı. Havaya ateş açıp tehdit ediyordu. Hilde, kızlara mesaj attı. “Ben geç geleceğim. Sokak kapalı…” ~~~~~~•~~~~~~•
Hilde’nin mesajdan on beş dakika sonra otobüsten inip Hilde’yi aradım.
“Neredesin? Eve geçtin mi?”
Hilde, şaşırarak, “Asıl sen neredesin!” dedi
“Ayşe’ye bakmaya gitmiştim. Otobüsten şimdi indim.”
“Neden geç kaldın?”
“Trafik vardı.” İnşaallah bu sefer son yalanım olacak diye dua ediyordum.
“Tamam. Ben sokağın başındayım. Polisler var. Yol kapalı. Arif bakkalın oradan gel.”
Olayı merak edip koşar adım bakkalın yanına geldim. Kalabalıkta Hilde’yi bulup koluna girdim, meraklı dayılar gibi, “Ne olmuş?” dedim
“Kavga vardı. Polisi aradık. Şahit olarak ifademizi alacaklarını söylediler.” dedi yüzünde keyfiyetsiz bir bakışla.
Polislere baktım, aralarında Alp’i görüp heyecanlanarak, “Alp abi. Alp aabi!” diye seslendim Hilde’nin sus çabalarına rağmen…
… Alp, etraftakileri dağıttıktan sonra yanımıza geldi. Alp’i görünce, sesim titreyerek, “Alp abi nasılsın?” dedim Selim’lerden haber alma ümidiyle.
Alp, etrafına bakarak, “Burada mı oturuyorsun? dedi.
“Evet abi. Az ileride Hilde’nin evinde kalıyorum.”
“Merhaba Hilde, nasılsın?”
“İdare eder. Şu ifade işinden de kurtulabilirsem daha iyi olacağım.”
“Tamam merak etme, senin ifadeni başka bir zaman başka bir sebepten dolayı alırız.”
“Abi! Sana bir şey soracağım. Ben Ayşe’ye ulaşamıyorum, telefonu da kapalı. Hattını mı değiştirdi acabaa?” dedim araya girerek
“Siz Selim’le ayrıldınız mı?” diye sorunca daha da merak etmiştim, Nasıl haberi olamaz diye düşündüm.
“Biraz ara verdik diyelim.” dedim üzgün bir suratla
“Belli. Özel değil ise neden?”
“Öyle olması gerekiyordu.”
“Doğan peki onunla da mı görüşmüyorsun?” Bunu söylerken ne demek istediğini anlamamıştım, aynı bina da ondan haberi yok gibiydi.
“O’nun bana ihtiyacı yok. Olsa arardı. Onun artık Ayşe’si var. Ona daha çok bağlandı.” dedim yine kıskançlık krizine girmiş gibi.
“Nurseli, sen iyi misin, Ayşe ile sen bir misin?” deyince daha da yüzsüzleştim sanki Ayşe’nin yaşıtıymışım gibi, “Tek acı çeken o değil abi. Ben de onun yaşındayken çok şey yaşadım. Dört polis peşimde koşmuyordu.” dedim
“Bu yüzden ayrıldıysan çocukluk etmişsin. Ayrıca, madem Ayşe’ye bu kadar tepkilisin neden merak ediyorsun?”
“Benim tepkim Ayşe’ye değil. Selim ile Doğan abiye.”
“Nurseli, Ayşe üç yıl boyunca ölen kuzeninin işkence ve istismarına uğramış. Geçen sene intihar edip bebeğini düşürmüş. Annesi de yeğenini vurmuş.” deyince şok olmuştum. Selim bana bunların yanlış anlaşılma olduğunu söylemişti.
Hilde’ye baktım. Hilde üzgündü ama şaşırma ifadesi yoktu. “Hilde, Sen biliyor muydun?” dedim
Hilde, başını “Evet” anlamında aşağı yukarı salladı.
Alp’e döndüm. “Alp abi ben bilmiyordum. Şimdi nerede. Görmek istiyorum.” dedim
“Nurseli, siz ne zamandır ayrısınız?” deyince korktuğum şeyin gerçekleştiğini hissetmeye başlamıştım.
“Neredeyse iki ay olacak.” dedim felaket haberini bekler gibi
“Belli! Hiçbir şeyden haberin yok.” dedi “Ayşe ve annesi cezaevinde. Doğan ve Pınar delileri karartmak suçundan açığa alındılar…” Şok içinde ellerimizi ağzımıza kapatıp sonrasını öyle dinledik…
“Selim’de her an gitti gidecek. Doğan bütün suçu üstlenmiş ama işin ucunu bırakmayan bir müfettiş çıktı. Selim’e göz açtırmıyor. Ekibi tamamen dağıttı.” deyine. Bir süre elimiz ağzımızda kala kalmıştık, İlk konuşan ben oldum.
“Doğan abi. Başkomiser olacaktı?..”
“Eğitimler bu sene gitti maalesef. Bu siciline işlerse komiserlikten bile düşer. İşi zor yani.”
Hilde, “Düzelme şansı yok mu?” diyerek ne kadar üzüldüğünü belli etmişti.
“Bir doktor varmış. Aslan er mi? Er aslan mı nee?”
Hilde biliyor gibi. “Yavuz!” dedi. “Yavuz Selim Aslaner.”
“Hah! işte, onu bekliyorlar. Yurt dışındaymış. O gelince ifadesini alacaklar… Ayşe’nin raporları hazırlayan doktor. Selim’in de, Doğan’ın da tek şansı o doktorun ifadesine bağlı. Neyse bana müsaade. Emniyete gitmem lazım.”
İki adım attıktan sonra bir şey hatırlamış gibi geriye döndü, özellikle Hilde’ye bakarak, “Geçen sene sizinle sahilde karşılaşmıştık yaa, o gün bende Ayşe için bir şeyler yapmak için oradaydım… Benim görevim savcıyı oyalamaktı… Benim yüzümden bu hâle geldiğinizi bilseydim Doğan’la tamamen ilişkimi sonlandırırdım. Bence: Evlilik ilişkilerinde olduğu gibi, dostluk ilişkileri de güvene dayalıdır.” deyip. Eliyle baş selamı verdikten sonra yoluna devam etti.
Hilde, yaptığından dolayı Alp’ten de utanarak başını önüne eğdi… Ruh gibi eve geldik. Çantamı portmantoya asıp ağlayarak odaya geçtim. Koltuğa oturup, “Ben dedim, Ben dedim! Biliyordum, O kız yüzünden bir şey olacağını biliyordum!” diye ağlamaya başladım.
Filiz, şaşkınlık içinde Hilde’ye bakıp, “Ne oldu?” dedi
Hilde, benimle aynı fikirde değildi, kızarak, “Sus be! Ne yapsınlar kıza sahip çıkmışlar işte, helal olsun.” dedi
“Duymadın mı hepsi gitmiş!” dedim
“İnan bana zerre pişman değillerdir. Onlar o kızı ve annesini çıkartmak için uğraşıyordur. Mertlikleri var ya, bir kere daha sevdim pis komiseri.”
Filiz yine merakla ve artık sabırsızlıkla, “Ne oldu ya?” dedi
“Bizimkiler açığa alınmış!” Cevabı Hilde verebilmişti, ama Filiz’in anlamayacağı türden…
“Sizinkiler kim?”
“Bizimkiler… yani Nurseli’nin abisi ile sevgilisi…” dedikten sonra oda ağlayarak bana, “Sakın delice bir şey yapma, Bırak işini halletsin gelsin. Acıyıp gitmek gibi olmasın, Tamam mı?” deyip odasına gitti…
*(…Filiz, Hilde’nin arkasından, “Yettin artık! Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya yada zurnacıya demişler. Bu işe el atmanın zamanı geldi.” diye düşündü…)*
… Bir hafta geçmiş hiçbirinden haber alamamıştık. Alp, “Doktor üç dört hafta sonra gelecek demişti. Ne olduğunu oda merak etmesine rağmen Hilde inatla aratmıyordu.
Filiz’e, “Hafta sonu olsun gideceğim.” dedim. Filiz de Hilde ile aynı fikirde olduğu için tavırlı bir şekilde, “İyi, sen bilirsin.” demişti… ~~~~~~•~~~~~~•
Cuma günü ders çıkışı, Hilde ile bankta oturmuş, Filiz’in gelmesini bekliyorduk. “Nereden çıktı şimdi bu ya?” Dedim sinirlerim laçkalaşmış bir şekilde.
“Ne bileyim. Öğretmen sınıfa rica etmiş, Filiz’de malûm hemen atlamış ben yaparım diye.” derken ki ses tonu sinirinin beninkini geçtiğini gösteriyordu.
“Sen neden biz gidelim, sen arkadan gelirsin demedin ki!” diyerek suçu ortak pay etmiştim
“Bu kadar uzayacağını nereden bileyim, ‘iki kişiyiz hemen yaparız’ dedi.” deyince Hilde’nin de mağdur olduğunu anlamıştım.
“Arayayım mı? ne zaman bitecek sorayım.”
“Ara bakalım.”
Filiz’e telefon ettim, “Çalıyor…”
Filiz, telefonu açmadan koştur koştur yanımıza gelince telefonu kulağımdan çekip aramayı sonlandırdım. Elinde dosyalar vardı. “Hadi şunu verelim.” deyince, “Siz gidin, ben oturacağım.” dedim.
Hilde de “Kızım, ver gel işte, biz bekliyoruz. Çabuk! Hoca çıkmadan git.” deyip benimle bekleyeceğini söyledi.
Filiz, giderken, “Koştum, koştum!” diye söylenmişti.
Filiz gidince Hilde, çantasından tableti çıkarttı. Ben sakinleşmeye başlamışken o aksine daha da sinirlenerek, “Bu son ha, bu son! Bu sınavı da geçemezsem bırakacağım. Ne saçmalık ya üçtür kalıyorum.” diye dersten şikayetlendi
“Benim hoca gibi mi yoksa?” dedim
“Senin hoca?”
“Edebiyat hocası! Bir ara bana tatmıştı ya.”
“Eee, sonra ne oldu?”
“Ne olacak yüz vermedim aklı başına geldi. Kiminle uğraştığını anladı. Vazgeçti.”
“Tâbi tâbi!”
“Ne! Neden öyle dedin?”
“Doğan halletti onu. Ben ona anlatmıştım.” deyince canım ağabeyimin beni ne kadar sevdiğini bir kere daha anlamış oldum. Benim haberim olmadan bana yardımcı olmuştu…
Yüzüm hüzünlü bir hâl alınca Hilde, “Ağlama hemen! Sulu göz. Sen de ben de eşeklik ettik, elimizdeki fırsatı teptik. Vay halimize… Yol yakınken sen dön, ondan ayrılmaktan daha zoru, başkasıyla görmek… Aha şuraya bir mızrak saplanıyor.” Dedi işaret parmağıyla kalbini göstererek…
“Hilde yaa!” dedim içim cız ederek
“Neyse bak, aklını başına al. Göreve dönünce dön.”
“Hı, hı.”
“Hah şöyle. Mal kafa.”
“O ne ya!” deyip bir noktaya bakınca
“Ne!” diyerek baktığım yere döndü.
“Şu gelen Alp ağabey değil mi?”
“Hangisi… Evet O.”
“Yanına gidelim mi? Selim’leri sorarız.”
“Gidelim, hadi yürü.”
… Alp, iki polisle yürürken yanına yaklaştık.
“Alp abi merhaba.” dedim
“Nurseli, sen bu okulda mıydın?” deyip okula baktı
“Evet abi, hayırdır?”
“Kantinde kavga mı ne varmış, ona geldik. Siz bekleyin, ben bir bakıp geleyim. Olur mu?”
“Abi, çok kısa bir şey sorsam.”
Alp yanında ki polislere dönüp, “Oğlum siz geçin bende birazdan geliyorum.” dedikten sonra bana bakıp, “Söyle?” dedi.
“Selim ve Doğan ne oldu?”
“Ha, onlar mı? Aklandılar.”
Hilde, “Nasıl?” derken ben “Gerçekten mi?” demiştim.
“Evet, geçen hafta göreve geri döndüler. Hatta sabah gördüm Doğan operasyona gidiyordu. Olan Doğan’ın başkomiserliğe oldu. Bu sene iptal yani.” dedi
Ağzımda doldura doldura, “Canı sağ olsun abimin.” dedim
“Öyle tâbi!” dedi
Elimi göğüs boşluğuma bastırarak, “Oh be! Var ya! Şuramda bir sıkıntı var diyordum, Rahatladım.” dedim
Alp abi, “Barışırsınız artık.” deyip göz kırptı.
“Aynen, pazartesi merkezdeyim. Peki, Ayşe ne oldu?..” Alp’in telsize gelen anons ile sorum havada asılı kaldı.
“4540. 4570.”
“4570. 4540 dinlemede.”
4570) “Komiserim, Doğan ve Selim komiserin son durumu hakkında bilgi alabilir miyim? Tamam!”
Alp, duraksadı, “4570. 4540 anlaşılmadı tekrar et.”
4570)” Doğan komiserin son durumu ile ilgili bilgi alabilir miyim? Tamam.”
Alp, anonsa bir türlü anlam veremiyor gibiydi, “Bu ne demek ya! Dur bakayım.” diyerek telefonunu çıkarttı.
Birden telaşlandım, “Abi hoparlöre al.” dedim yalvarır gibi…
Doğan’ı ve Selim’i aradı ikisine de ulaşılamayınca ekibinden Bora’yı aradı, onunda telefonuna ulaşılamıyordu…
Telaşlanmaya başlayarak, “Dur! Zeynep’i arayacağım.” dedi
Alp, Zeynep’i arayıp hoparlöre aldı.
“Alo! Zeynep.”
Zeynep, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. “Komiserim!..”
“Zeynep! Kızım ne oldu? Neden ağlıyorsun?”
“Komiserim!.. Doğan…”
“Alo!.. Komiserim ben Pınar…”
“Pınar, ne oldu?”
“Sabah, Doğan komiserim ile Bora operasyona gitti, bir kişiyi alacaklardı. Biz, Selim komiserim ile birlikteydik. İki saat önce Bora, Doğan komiserimin telefonundan Selim komiserime mesajla takviye istedi… Arkadan silah sesleri geliyordu. Selim komiserim de ‘Ben peşlerinden gidiyorum’ deyip gitti. Biraz önce de Emre aradı, Bora: Doğan komiser yaralandı durumu ağır demiş, Şuan üçünden de haber alamıyoruz. Telefonları, telsizleri cevap vermiyor…”
Zeynep daha çok bağırmaya başladı. “Öldü! Biliyorum Doğan öldü!..”
Pınar, Zeynep’i sakinleştirmeye çalışıyordu. “Zeynep, dur lütfen, sakin ol.”
Alp, “Pınar, siz neredesiniz, Gelip sizi alayım mı?” deyince
“Yok amirim Emre bizi almaya geliyor, Hastaneye gideceğiz. Elimiz kolumuz bağlı, haber bekliyoruz…” dedi
“Tamam, ben arıyorum. Haber alırsam hemen sizi ararım. Siz bekleyin, sakin olun bir şey olmayacak inşallah.”
Konuşulanları duyunca dizlerimin üzerine çökmüş kafama vuruyordum. Hilde ise beni sakinleştirmeye çalışıyordu.
“Dur! Nurseli, Sakin ol.”
Hilde’yi ittim. Geri geri yalpaladı.
“Senin yüzünden, senin yüzünden! Dokunma bana, O aptal gururun yüzünden!” diye bağırıyordum
Alp’e döndüm, “Abi, bende geleyim lütfen! Beni de götür.” diye yalvardım
“Tamam Nurseli, öncelikle sakin ol, siz arabaya yürüyün, bende neredelermiş öğreneyim.” dedi
Beni kaldırdılar…
Hilde de benimle yürüyünce, “Gelme, sen gelme! Şimdi gelmenin ne anlamı var. Defol!” desemde benim yürüyecek halim olmadığını bildiği için bırakmadı.
Hilde’nin kolunda arabaya doğru yürürken, Filiz gelip, panikle, “Ne oldu?” diye sordu.
Alp bize yetişince, bende Hilde’nin kolundan çıkarken elimle yürümesini durdurup devam ettim
Hilde, ağlayarak. “Doğan vurulmuş!” deyince, “Ne! Nasılmış?!” dedi.
Yine ağlayarak, “Bilmiyorum Nurseli beni götürmüyor!” dedi
Filiz, “O kim oluyor be!.. Bizde taksiyle gideriz. Yürü hadi onları takip edelim.” deyip arkamızdan yürüdüler.
Alp abi, arabaya oturmama yardım ettikten sonra, Hilde’ye dönüp, “Anlayış göster, nazı sana geçiyor demek ki, size ihtiyacı olabilir.” dedi
Kornaya basarak, “Abi hadi!” deyince Alp abi, Hilde ve Filiz’e binmelerini söyleyip direksiyona geçti.
Yolda, “Abi, taksiciler, taksicilere haber verelim! Onlar da kan veren çok oluyor, abime de kan verirler. O da iyi olur. Furkan komiser bile iyi oldu. Değil mi? O da iyi olur.” diyerek yalvarıyordum.
Hilde ve Filiz ağlıyordu. Arkama baktım, “Ne oldu ha, kafana dank etti mi? Benim abim orada ölüm kalım arasında. Sen mutlu musun? Gururuna s..çayım tamam mı? Pislik! Ona bir şey olursa seni liğme liğme ederim. Yemin ederim o gözlerini oyarım… Ağlama!.. Senin yüzünden senin… Biliyor musun, çelik yelek giymiyordu… ‘Yaşıyoruz da ne oluyor, tadı tuzu mu var sanki..’ diyordu…”
*(Nurseli konuştukça Hilde daha kötü oluyordu. Nefes alamayıp, camı açtı. İçten içe yalvarıyordu… Nurseli’yi daha iyi anlamıştı. Yollar o kadar uzuyordu ki, inip koşsa daha hızlı gidecekmiş gibi hissediyordu.)*
Alp abinin telefonu çaldı. “Dinliyorum, Nerede, nasıl peki?” Tamam 15 dakika sonra oradayım. Bora?..” deyip telefonu kapattı.
Alp, direksiyonu sıkıyor, kafasını koltuğa vuruyordu. Kapıları kilitledi. Yalvarır gibi, “Abi söyle!” dedim Telsizden anons geldi, “Tüm ekiplerin dikkatine!” Alp telsizi kapattı. “Neden kapattın? Abi söylesene ne oluyor. Neden kapattın?” diyerek panik içinde çırpınıyordum.
Alp, cevap veremedi, yüzüme bakmadan sürmeye devam etti. On beş dakika sonra hastaneye geldik. Alp abi tam durmadan kapıyı açıp Hilde ile koşmaya başladım.
Filiz’de peşimizden geliyordu…
Acilden girdiğimizde kapısında iki polis olan odaya doğru koştuk. Polislerden biri beni tutup içeri girmeme müsaade etmedi…
Hilde, kapıda doktorları gördü. Doğan’ın yüzünü kapatmışlardı. Bağırarak içeri girdi… Doktorun kolundan tutup, yalvarmaya başladı, “Kalp masajı yapın! Elektroşok yapın! Lütfen, bırakmayın lütfen!.. Yalvarırım bırakmayın!.. Lütfen kalp masajı yapın… lütfen!..”
Hemşire ve Filiz Hilde’yi zor tutuyor bense kapıda ağlayarak olanları izliyordum.
Doktor, Hilde’ye yaklaşıp, “Başınız sağ olsun!” dedikten sonra çıktı. Hilde, olduğu yere yığılıp saçlarını ve elbisesini çekiştirerek, “Doğan!.. Gitme!.. geldim!.. Komiser!.. Yapma ne Olur, gitme!..” diye yalvarıyordu. Benim ise başımın zonklaması giderek artıyordu…”