28.Bölüm

Elif, teker teker yüzümüze bakarak, “Kızlar, sabah onlar odadan çıkıp, bize seslenene kadar ses çıkartmak yok! Tamam mı?” dedikten sonra söz olmasa da gözlerimizden ‘Tamam’ı bekledi.

Ben başımla, “Tamam” derken Filiz, “Tamam” demese de itiraz etmemişti. “Eee uyuyabilecek olan var mı?” diyerek soruya soruyla cevap verdi. Üçümüzün olan uykusu da kaçmıştı.

Ayşe ise hiç uyanmamış gibi tekrar uyumuştu. İki saat sonra ancak uykuya dalabilmişken sabahın erken saatinde (7.30) Doğan abinin sesi ile uyandık. Daire kapısını açmış dışarıya bağırıyordu.

“Sabah sabah rüyanda mı gördün oğlum? Alacaklı mısın, kapıya dadandın sabahın körü?”

Gece söz verdiğim için kapıyı açmıyor Doğan’ın kiminle konuştuğunu dinliyordum. Kapının dilini kilit yerinden çıkarttacak kadar açıp, “Abii” deyince, “Gel gel” diyerek beni yanına çağırdı. Kapıya çıktığımda; Selim’i kapıda, koyu gri kabarık yünlü bir hırka gri pantolon giyinmiş, elinde ekmek ve poğaçalarla gördüm. Bu hırka içine beni de alır mı acaba diye içimden geçirirken, Doğan abi elinden poşeti alıp bana uzatarak, “Bu adamın yataktan kalkıp elini yüzünü yıkayıp güne başlamasından nefret ediyorum, bense yanındakini bile rüyasında gören bahtsız bedevi!” deyince Selim, durumunun o kadar da güzel olmadığını anlatmak için,

“Ne yapayım kardeşim, beyaz atlı Selim’den, beyaz gelinlikli Nurseli’ye geçemedim ki!” dedi

Elif, abisinin konuşmasını duymuş soru sormak için odadan kafasını uzatmıştı. “Abiii sen hâlâ onu mu görüyorsun?” deyince Selim’in beyaz atlı Selim’den kendini kasdetmediğini anladığım gibi Selim’in hayatında rüyalarına giren Selim’i de ilk defa duymuştum.

İki sevgili bir birimize ne kadar çok benziyorduk. İkimizinde hayatında kendimize bile söyleyemediğimiz sırlarımız vardı.

Selim, *(sorunun da cevabın da canını acıttığı için)* konuyu kapatıp, “Açım hadi, bir şeyler hazırla çabuk!” dedikten sonra bana göz kırpıp, “phiişşşttt, korkuluk sen bi bak bakayım, bu ne böyle?” dedi paçaları katlı kolları parmaklarıma kadar inmiş eşofmanı göstererek.

Ellerimi sallayarak yanına geldim.

“1.90 adamın eşofman, bir altmışta böyle duruyor. Neee?!” dedim boyu tam tutturamasamda

“Oohh yırttık benimkileri giyemeyeceksin.” derken rahatlamış gibiydi

Hırkanın yakasından tutup kendime çektim, ayağımı kaldırıp, nefesimin sıcaklığını kulağına vererek, “Sen de seninkileri giyemeyeceksin ki!” deyince Selim; bu pozisyonda zorlanmayayım diye, belimden tutup kendine yapıştırırken, bende kollarımı Selim’in boynuna doladım.

“Hiç mi?”

“Hiiiççç, yani sen ve ben yalnızken hiç!”

“Kışın?”

“Sizin ev sobalı mı?”

“Hayır.”

“O zaman kışında.”

“Sobalı olsaydı?”

“O zaman yatağa girene kadar derdim.”

Selim’in eli belimden kalbime doğru çıkarken kendimi geri bıraktım, Selim bu hareketi kalp ritmime bakmak için yapıyordu ve sabah sabah kahvaltı yapmamışken bayılmak istemiyordum.

Selim, teselliye ihtiyaç duyar gibi bana bakınca, alnımı dudaklarına götürüp, “Dünün etkisini hâlâ üzerimden atamadım, başım çok ağrıyor.” dedim.

Selim, daha evlenmeden bu bahaneyi duyduğu için kendine acır gibi güldü.

Ben, bana da bulaşan gülmenin sebebini merak eder gibi baktığımda devam etti.

“Neyse ki evde iki doktorumuz var, onlar senin ağrını şıp diye geçirir.”

“Sen açım demedin mi? Ben yardıma gideyim de çabuk yiyelim!”

“Kaç bakalım kaç, elbet bir gün elime düşeceksin!”

Koca eşofmanın içinde pıtı pıtı yürüyerek içeri girdiğimde Hilde ile karşılaştım. Hilde mutfağa geçince bizde peşinden girdik…

Hilde mutfağı kontrol edip çıkarken bizim kendisine baktığımızı gördü. Kafamızı, “Eee?” der gibi sallıyorduk.

“Ne süs köpeği gibi başınızı salıyorsunuz yaa? Ne oldu?” deyince, “Üstünü giymişsin?” dedim şaşkın bakışlarımla

H: “Evet ne olmuş?”

Filiz de, “Banyo?!” dedi benim şaşkınlığıma yakın bir şaşkınlıkla.

H: “Ne banyosu?”

“Banyo yapmayacak mısın?” Filiz’in banyosundan destek alarak.

H: “Yooo niye yapayım kii?”

Bizim şaşkın bakışlarımız arasından çıkıp odaya giderken “Evde yaparım” dedi.

Hilde, yatak odasındaki yatağı düzeltirken, bizde arkasından gelmiş Hilde’yi izliyorduk. Hilde, Nevresimi kaldırınca ikimiz birden odanın tavanına bakmaya başladık.

“Ne yapıyorsunuz siz yaaa?!”

“Bakalım mı?”

H: “Neyeee?..” dedikten sonra Hilde’ye bir aydınlanma geldi. “Yaa bir dakika, ne ima ediyorsunuz lan siz?”

F: “Gece size gördük?”

H: “Eee? Ne olmuş yani öpüşemez miyiz?”

Ben, “Hani… yani… işte…” diye kıvranırken Hilde, elindeki nevresimi kolunda bir tur katlayarak, “Sizin karın ağrınız belli oldu!” deyip yatağa oturdu.

“Sandığınız gibi bir şey olmadı.”

F: “Nedeeennn?!”

H: “Çok mu üzüldünüz? Annesine söz vermiş evlenmeden olmaz büyüsü bozulsun istemiyormuş.”

Elif, elinde tepsi ile geçerken bi uğradım edasıyla, başını Hilde’nin göreceği şekilde aradan odaya dahil ederek, “Ben demiştim!” dedi.

Ayşe de yüzleri çıkartılmış yastıkları odaya getirdi, konunun ne olduğunu bildiği için, direk haklı çıkanlardan birinin de kendisi olduğunu vurgulayan bir bakış attıktan sonra, “Ben de demiştim, abim yapmaz diye. Hem sadece Doğan abim değil ki, Selim abim de yapmaz.” deyince Elif’e dönüp, “Selim de mi annene söz ver-…” derken Elif, sözümü bitirtmeden, “Yok bizim baba.” dedi.

Ayşe, iki abisinin de öyle bir şey yapmayacağını başkası da biliyormuş gibi, “Hazan abla bana dedi ki, Doğan ve Selim’den daha güvenilir birini bulamazdın, çok şanslısın!” deyince bana anlık bir kıskançlık krizi girdi. Listemde adını en üste çıkartırken, “Hazan kim bee?” dedim

“Müfettiş!”

“Hadi yaa, bak seen! O kim oluyor da benim sevgilimle ilgili yorum yapıyor.” diyerek hışımla dışarı çıktım. Benim bu çıkışımdan Selim korkup ayağa kalktı, meraklı gözlerle, “Neee?!” diye sordu.

“Hazan kim?

“Ne bileyim kim?” dedikten sonra bir iki saniye sonra hatırlayıp “Müfettiş!” dedi

“Yalnız kaldınız mı?” dedim hesap sorar gibi.

“Kalmadık! Yanımızda gözetmen vardı.”

“Haa O gözetmenler olmasa kalacaktın?!”

“Yaa kalamazdık, birinin olması şart, hem sabah sabah nereden çıktı, bitti gitti işte, git değiştir şu üstünü hadi. Kahvaltıyı hazırlayın, sana da müfettişine de başlayacağım şimdi.”

“Ayşe söyledi, senden etkilenmiş!” deyince Selim şaşırmış gibi parmağıyla kendisini göstererek, “Bendeeen! Hazaan! Ayşe seni denemiş yok öyle bir şey, kadın elinden gelse Doğan’ları alıp beni atacaktı.” deyince birinin onu sevmemesine rahatlamış gibi, “Yemin eeettt!” dedim

“Vallahi bak, açım gülüm yaa hadi.”

“Gözüm üstünde baakk!” deyip giderken parmaklarımla da önce gözlerimi sonra kendisini gösterdim.

“Tamaamm, aklında midemde olsun hadi…”

Doğan abi banyodan çıkıp havlu ile saçlarını kurularken kapıdan bize baktı, “Ne ooo hâlâ sorgu bitmemiş?” deyince Selim çaresizce kollarını yana doğru açtı, “Hazan etkisi devam ediyor.” dedi…

…*( Hilde, Doğan’ın arkasından gelip, kolundan tutarak kapının arkasına çekti. Elindeki havluyu alıp saçlarını kurularken, “Sevgili kayınvalideciğim buna da kızmaz herhalde?” dedi.

Doğan, saçlarının başkası tarafından okşanmasının da etkisiyle bayık bayık bakarken, “Annem kayınvaliden olunca hiçbir yaptığına kızmaz merak etme, onun derdi kaynana olmak.” dedi

Hilde, derin bir nefes alıp vererek, “Olsun bakalım!” dedi başını bebek gibi okşarken.

Doğan, “Bugün arayacağım, hemen ev baksak mı? İşin var mı?” dedi.

Hilde, birden üzgün moda geçerek, “Ne evi, benim ev var ya! Sen oraya taşınmak istemez misin? Gel bi gör beğenmezsen bakarız.” deyince Doğan belinden tutup dudaklarında konuşarak, “Sen oturmak istiyorsan benim için sorun yok!” dedi

Hilde, “Evim güzeldir rahat edersin.” derken sıcak dudaklarına dokun çek yapıyordu.

“Yanımda sen ol da, ben her yerde rahat ederim.”

Doğan’ın bu sözü, Hilde’nin tebessüm etmesine sebep olurken, Hilde’nin gülümsemesi de Doğan üzerinde etkili olmuştu.

Hâlâ kendini mıncıran ellerini tutup, başından uzaklaştırırken, “Bırak yoksa pişman olacağım.” dedi.

Holde, yatak odası ve banyo arasındaki aynadan saçlarını düzeltip havluyu banyoya asarak dışarı çıktı…

Selim’in karşısına otururken, “Ne yaptık?” diye sordu.

Selim, kafasındaki bi ton şeyden hangisini sorduğunu bilmediği için, “Neyi?” diye yanıtladı.

“Erta’ların sonucu ne oldu? Malum ben bir süredir yoktum.”

“Berbat, delillere bir kurban daha verdik… Erkan ifadesinde, ‘battıktan sonra ikizimi buldum, birlikte plan yaptık kaza yapıp öldü süsü verdik, sonra da ben onun yerine geçip pis işlerini temizledim. İlk zamanlar karısı ile öpüşüyor gibi yapıp sonra banyoya gidiyordum yer değiştiriyorduk. Sonra nasıl anlamışsa Gamze anlamış ‘Onunla değil seninle olmak istiyorum’ dedi gizlice birlikte olmaya başladık. Ertan anlayınca Gamze’yi öldürmüş beni de katil göstermek için kendini mahsene kilitlemiş. Gamze’yle birbirimize aşıktık ben öldürmedim diyor… 

Ertan ise İfadesin de, “Erkan geldi beni kaçırdı, yerime geçti, beni tehdit etti, karım kendisini istemediği için öldürdü, benide mahzende ölüme terk etti diyor “

“Biz bulduğumuz da açlıktan ölecek gibiydi!”

“Aynen, yani Erkan doğru söylüyorsa karşımızda acayip tasarlanan bir cinayet var ve bu delillerle Erkan’ı salamayız. Eeee bay başkomiser aday adayı ne diyorsun.”

“Ne diyeyim ölmek pahasına kendine bunu yapan başkasına ne yapmaz.”

Elif, kahvaltı tepsisiyle gelince Selim konuşmayı sonlandırıp, “Heyt bee ne varsa bacılar da var, bak abisine de kahvaltı hazırlamış.” sonra içeriye sesini duyurmak için yüksek sesle, “Bazıları da korkuluk gibi gezsin!” dedi… )*

… Ben Selim’i duymuştum, getirdiğim iki servis tabağını da Doğan abinin önüne bırakıp, “Doğan abi al, sana omlet yaptım. Afiyet olsun!” deyince Doğan

Selim’in üslubuyla, “Heyt bee ne varsa bacılarda var, sağ ol bacım!” dedi

“Sen de kardeşinin getirdiklerini ye, al! zeytin, peynir, ekmek, güzel olur!”

Selim ayağa kalkıp, “Aman da aman sevgilim alınmış mı? Kurban olurum ben onun şirin yanaklarına.” diyerek yanaklarımdan mıncırınca

“Biri yağcılara mı geldi? İnecek vaarr” derken Filiz çayla dışarı çıkarken beni duymuştu, “Yağcılar esprisini en iyi savcıdan duydum, üzerine tanımam!” dedikten sonra pot kırmış gibi Elif’e baktı.

Elif, bakışlarını kaçırıp, “Bende ekmekleri getireyim.” diyerek içeri gidince, Doğan abi Selim’e sinirlenmiş gibi bakarak, “Bana bak, senin yüzünden mi kabul etmedi yoksa!” dedi

Selim, suçu kabul etmeyen bir çıkışla, “Saçmalama laaann, onlar olsaydı sevinirdim bile, bilmiyor musun? Ne kızması, kaç defa sordum.” deyince Elif’in istememe sebebini anlaması için, “Seliiimm, Engin’le nasılsın?” dedim

S: “Ne demek nasılsın dingilin teki işte nasıl olabilirim kii?”

“Bunun için kabul etmemiş olabilir mi?”

S: “Yaa ne alaka, Engin benim kardeşim değil kii?”

“Alp ile kavga etselerdi kimin tarafında olurdun?”

S: “Etmezlerdi!”

“Ederlerdi!”

Doğan abi bana bakıp, “Karşılıklı mıymış yani?” dedi

Yüzümde oluşan hüzünlü bakışla, “Aslında Alp abi karşılık vermiş, biri bir zamanlar size yapılanı yapsaymış, onlar da olurmuş.” deyince Selim elini alnına bastırıp ovuşturarak, “Ooofff”ladı.

Selim’i teselli etmek için, “Neyse, bakma! Elif Engin’i gerçekten çok seviyor, onunla çok mutlu. İlk aşk tadı hepsi o. Karşılığı olmasa daha çabuk geçerdi.” dedim.

Elif dışarı çıkınca konuyu kapattık. Selim kahvaltı boyunca Elif’in yüzüne bakamadı…

Kahvaltıyı yaptıktan sonra sofrayı kaldırdık. Bu sefer ben ve Ayşe mutfağı toplamaya gönüllü olmuştuk…

~~~~~~•~~~~~~•

…. Selim masada diğer kızlara, “Gece uyuyamadım bana fikir verin bakalım, evlilik teklifim nasıl olsun?” deyince kızlar heyecanlanmıştı, Hilde kendinden emin, “Bize sormana gerek yok bay romantik, Sen en iyisini yaparsın!” dedi

“Aklımda bir kaç şey var ama kararsızım; biri yalnızken, biri Elif’in nişanda, diğeri merkezde. Sizce nasıl olsun? En çok neyden etkilenir?”

Elif, nişan gününü istedi.

Hilde ve Filiz, yalnız olduklarında,

Doğan da merkezde demişti.

Selim, “En iyisi nişan günü yalnızken olsun!” diyerek kararlaştırdı…

~~~~~~•~~~~~~•

… Kahvaltıdan sonra birlikte Hilde’nin evine gittik. Doğan abi evi beğenmişti, “Sabah erken ayrılacağız, emniyete bu kadar uzak olmasa daha iyiydi ama neyse olsun.” deyince Hilde, “Seninle karşılaşma ihtimali en az olan burayı buldum, ne yapayım? Nereden bileydim çalıştığım yere geleceğini!” dedi

Kocaman bir balkonu olan bu evde oturmaya devam edeceklerdi. Doğan annesini aradı. Zeynep’le ayrıldığını söyledi. *(Annesi nişan günü Doğan’ın halinden şüphelenmişti,)* “Hastaneye gelen kızla mı barıştın?” diye sordu

Doğan da, “Evet!” deyince, “O zaman çok fazla uzatmayalım, haber verin iki üç hafta içinde istemeye gidelim.” dedi

Hilde, çok acele olduğunu düşündü ama Doğan abi bu sefer onu dinlemek istemiyordu. Hilde, isteme gecesinde bizim de olmamızı istediği için ailesini İstanbul’a çağırdı.

Hilde’nin evinde toplanılmıştı. İsteme merasiminin ardından nişan yüzükleri takıldı.

Hilde, nişan töreni istememiş “Aile arasında olsun” demişti. Doğan’ın annesinin ısrarı ile sadece düğünü kabul etmişti. Sınav haftasının sonrasında okulların kapandığı hafta düğün yapılacaktı.

Doğan ve Hilde nikah tarihini almış, birlikteliklerine aracı olan Alp ve Filiz’i de nikah şahidi yazdırmışlardı.

Okul çıkışı kızlarla toplanıp alışverişe çıktık. Bir kaç eksik hariç çoğu şeyi almış eve dönerken yolda Selim ve Doğan arayınca evde buluşma ayarladık…

Hilde, Doğan’da anahtar olmadığı için oyalanmak istemiyordu. “Acele eder misiniz lütfen!” Diyerek bizi sık boğaz edince, Ayşe’nin koluna girip, “Buna sebep olan sensin canım buyur” diyerek Filiz’i öne ittim.

Filiz, ağlamaklı çocuk gibi alt dudağını büzerek, “İyi mi yaptım kötü mü emin olamıyorum, bu ne zaman biteerr heeelllppp!” diyerek Hilde’yi sakinleştirmek için koşar adım yanına yetişti.

Hilde, bana dönüp, “Kızım zaten beynimi s.çmak üzereyim beni çileden çıkartmayın, git o abine söyle acele eden ooo, sanki gümrükten mal kaçırıyoruz!” deyince Filiz’le önceyi hatırlatıcı bir bakışla Hilde’ye cevap verdik.

“Tamaaamm, sustummm, isterseniz kaplumbağa gibi yürüyün, ben ne yırtınıyorum kii, kapıda kalacak birilerinin sevgilisiyle abisi!” deyince, Ayşe’nin kolundan tutup, “Yürü yürü!” diyerek kaldırımdan karşıya geçmeye çalışırken bir araba üstümüze doğru geldi.

*(Fren sesinin asfaltta çıkarttığı acı çığlığı duyan kızlar geriye döndü)*

0
Please leave a feedback on thisx

*(Fren sesinin asfaltta çıkarttığı acı çığlığı duyan kızlar geriye döndü arabanın vuracağını düşünerek çığlık attı.)*

Ayşe ile ben dona kalmıştım. Arabadan başına çıkartan adam bana “Dikkat et güzelim sen bize lazımsın!” deyip hızla yanımızdan uzaklaştı.

Hilde, hemen plakayı alıp, Doğan’ı ararken telefonu elinden çekip kapattım.

“Sakın söyleme! Düğün arefesi telaşa sokma adamı şimdi, sapık işte geldi geçti. Aramızda kalsın, kimseye söylemek yok tamam mı?” dedim

Filiz ve Ayşe şokun etkisiyle ağlarken, Hilde, elleri titreyerek telefonu istiyordu. “S.Saaçmalama Nurseliii… Ver şu telefonu, D.Doğan duyarsa beni keser, söyleyelim!”

“Belli ki maganda Hilde!”

H: “Bana kasti yapılmış gibi geldi amaa!”

F: “B.Bana daa!”

Ayşe, ağlamasını sürdürerek, “Adam ‘Yasemin’ dedi.” deyip sakinleşmek için çantasından su çıkarttı. Ben Yasemin dediğini anlamamıştım. “Aaaa, ben onu duymadım!” dedim

“Yaseminciğim dedi ablaa ben eminim.”

Israrla konuyu kapatmak istiyordum. “Bak işte, birine benzetti demek ki, salak! Arabayı da o yüzden üzerimize sürmüştür! Selim de Doğan abi de bilmesin, boşu boşuna uğraşmasınlar.”

Ayşe de Hilde gibi düşünüyordu, “Ablaa, bence söyle, sonra duyarlarsa kızmazlar mı?” diyerek ileride öğrenmelerinin daha kötü sonuçlar doğuracağından korkuyordu.

“Kimse söylemezse duymazlar, duymazlarsa da kızmazlar. Anladın mı canım?” deyip yanaklarından okşadım

Filiz, titreyen ellerini de şahitmiş gibi ortaya göstererek, “Ben bayağı tırstım yalnız!” deyince kendimdeki cesaretin ne kadar çok olduğunu ispatlar gibi, “Sende ne tırsakmışsın haaa! Unutun işte yaa, hadi devam edelim.” dedim

Eve geldiğimizde Doğan abiyle kapıda karşılaştık. Ben de dahil hepimizin yüzünden bir şeyler olduğunu anlayan Doğan, telaşla “Eczacı hanım bu ne hâl?..” derken ben; Doğan’ın lafını kesip, Hilde’nin yerine de cevap verdi.

“Abiii, şuan ona hiç dokunma, acayip sinirli. Üsteleme yoksa yine kaçar bak, demedi demee, bu kadar zor olduğunu bilse asla evlenmezmiş o derece yaanii!”

*(Doğan, inanmış gibi yaparak, “Aman aman, tamam sustum yeter ki kaçmasın!” deyip kızların önden yürümesi için eliyle işaret verdi.*)

Hilde geri kalmasın ki; bir şey söylemesin diye, kolundan tutup kendimle birlikte yürüttüm.

*(… Eve girdiklerinde Ayşe hala şok içerisindeydi, poşetleri yere atıp hemen banyoya gitti. Doğan, Hilde’yle ilk yalnız göz teması kurduğunda, gözünü kırparak, “Ne oluyor?” diye işaret etti.

Hilde, Biraz önce Ayşe’nin attığı çantaları karıştırarak bir tanesini alarak, gayet sakin bir tavırla, “Şekeriiimm baaaak, sana ne aldıııım. Gel içeriye de göstereyim.” deyip Doğan’la yatak odasına gitti…

Doğan, kapıyı kapatır kapatmaz, “Ne olduu?” diye sordu.

Hilde, söyleyip söylememe arasında tereddüt edince, Doğan bir adım yaklaşıp, “Ahmet mi yoksa?” dedi. Hilde, “Ahmet kim?” diye sorunca, Doğan konunun Ayşe ile ilgili olmadığını anlamıştı.

“Boşver onu şimdi. Benim kötü polis tarafımı ortaya çıkartma da ne oldu hemen söyle?”

Hilde, sanki söylemeyecekmiş tee Doğan’dan korktuğu için söylemiş gibi, “Tamam tamam, kızma söylüyorum. Yolda kızların üzerine biri araba sürdü. Biz de çok korktuk.” deyince Doğan, “N.NEEE?!” diye bağırdı.

Hilde, ağzını kapatıp dışarıyı kontrol ettikten sonra, “Bağırma!” deyip Doğan’la birlikte yatağa oturdu.

“Ne zaman?”

“Gelirken, bak söyleyeceğim ama bildiğini belli etme, Nurseli ısrarla gizlemek istedi.”

“Neden beni aramadınız?”

“Ben arıyordum, Nurseli aratmadı, telefonumu elimden aldı. Bize de söylemeyin diye ısrar etti.”

“Hay Allah’ım, bu kızla ne yapacağım ben ya!”

“Sonra adam başını çıkartmış ‘Yasemin dikkat et sana bir şey olmasın sen bize lazımsın’ demiş?”

“Nurseli’ye mi Yasemin demiş?”

“Evet!”

“Plakayı aldın değil mi?”

“Evet, Selim’e söylemeyeceksin değil mi?”

“Al bir gizli iş yapan dahaa, güzelim biz polisiz, bizi sadece canımızla değil sevdiklerimizle de tehdit ederler. Ya Selim’le alâkalı bir şeyse, öyle pişman olmaktansa böyle mahçup olalım daha iyi değil mi?”…)*

…. Zil çalınca “Selim’dir, ben açayım!” diyerek kapıya gittim. Doğan abi benden önce kapıyı açıp elini kapının pervazına koyarak parmaklarıyla bir şeyler yaptı. Trip atar gibi, “Selim’ciğiiiimm erkencisiniiizz. Neredesin yaa gelmezsin zannediyordum!” dedi

Selim’i karşılamak için kapıya geldigimde yorgunluktan mı vakâdan mı anlamadığım bir yüz ifadesiyle karşılaştım. “H.Hoş geldin, gelsenee!” dedim

Selim, “Geleceğim canım, nasılsın?”

“İyiyim dee kapıda mı görüşeceğiz?”

Selim, Doğan’ın yanından elini uzatıp beni kendine çekerek, alnımdan öptü, “Ufak bir işimiz vardı da Doğan’ı almaya geldim. Yarım saat falan, çok uzamaz. Siz çay koyun, demlenmeden buradayız. Tamam mı?” deyip tuttuğu belimi serbest bıraktı…

Doğan abi ayakkabılarını giyip kapıyı kapatınca bende arkalarından bakmak için balkona çıktım.

Selim, geriye bakıp el sakladıktan sonra arabaya bindiler…

*(…Konuşmadan bir süre gittikten sonra arka sokağa gelip kenara çekti. Doğan’a dönüp, “Ne oldu, acil olan ne?” dedi

Doğan, telefonunu çıkartırken, plakayı gösterip, “Bu şerefsiz kızların üzerine araba sürmüş, Nurseli’de gizliyor. Evde bakamam diye s.o.s verdim.”

“Ara bakalım kimmiş bu eceline susamış gavat!”

Doğan; emniyeti aradı, “Plakayı sorgulayın!” talimatını verip telefonu kapattıktan sonra, “Fosta çıkabilir? Çünkü Nurseli’ye Yasemin demiş!” deyince Selim Şaşırarak, “Yasemiiinn?.. Konuşmuş mu yani?” dedi

“Sen bize lazımsın dikkat et demiş, benzetme de olabilir. Yani İnşallah öyledir.”

“Ben eşeğimi sağlam kazığa bağlayayım da.”

On beş dakika sonra emniyetten aradılar, Doğan, hemen hoparlörü açtı.

“Dinliyorum!”

“Komiserim, verdiğiniz plakalı araca iki gün önce çalıntı ihbarı yapılmış sahibi emekli bir esnaf. Ne yapalım?”

“Bekleyin, şimdilik bir şey yok!” dedikten sonra telefonu kapatıp Hilde’yi aradı.

“Şekerim, ekmek lazım mı?” diye sorunca Hilde, “Dur bir mutfağa bakayım!” deyip kızların yanından ayrıldı. Mutfağa gidip kapıyı kapattı.

“Ne oldu?”

“Araç çalıntı çıktı!”

“Hiiii’iii!”

“Adamı tarif eder misin?”

“Filiz’le benim arkam dönüktü firen sesine döndük. O panikle net göremedim.”

“Tamam, olay nerede oldu onu söyle?”

“Benim eczanenin iki arka sokağı var ya, gelin arabası süslemecisinin yakınlarında.”

“Tamam canım kızlara belli etme, biz bu işi bırakmayacağız!”

“Tamam canım!”

“Hilde, en ufak bir şey bile olsa bize söyle tamam mı? Sakın gizleme!”

…Selim arabayı çalıştırdı. Süslemecinin oraya giderken, kıss kıss gülerek, “Sizin şifre de çok otantikmiş yaa! ŞEKERİM!” Nereden aklınıza geldi!” diye sordu.

Doğan, Selim’in gülmesine gülmeyle karşılık vererek, “Ne yapayım aabii aldım karşıma, bunu bunu sevmiyorum söyleme dedim, ikimizin de ortak “şekerim” olunca, bende dedim bir şey olduğunda şifremiz o olsun. Öyle kararlaştırdık.”

“Ben hâlâ bi şifre belirleyemedim, bizde en kısa zamanda bir şey bulalım.”

“Bulsan ne olacak abii, söylenmesi gerekeni saklıyor. Sen ilk olarak ney saklanıp ney saklanmayacak onu iyice anlat bence.”

“Haklısın… Yalnıızz var yaa Hilde’de imalı trip atıyorsa artık benim kadınlara inancım kalmadı, demek ki tripsiz kadın yokmuş abii.”

“Ben o inancı ayrılmadan kaybetmiştim zaten!”

“Eee nasıl bulucaz laann, tam yerini de söylemedi.”

“Ben daha arayamam oğlum, gerekirse tek tek güvenlik kameralarına bakarım!”

… Doğan, arabadan inip etrafa bakındı. Kamerası caddeyi gören bir markete girip bir saat öncenin kaydını sordu.

Markettekiler kayıtları gösterdi. Doğan, kızları görünce süslemeciye bakmaya giden Selim’e, “Markete Gel” diye mesaj yazdı.

Araba gözüküyor ama içindeki adam net değildi,

D: “Şerefsiz gözlüklü mü?”

S: “Evet ama güneş gözlüğüne benziyor, şapkası da var. Doğan, buraya Kadir’i yolla, cadde giriş çıkışlara baksın. Belki başka bir yerin kamerası daha nettir!”

“Tamamdır, yarın ilk iş gönderiyorum.”

Markete, “Kolay gelsin!” deyip teşekkür ederek ayrıldılar.

S:”Şimdi en zorunda sıra!”

“Neymiş o?”

“Bildiğimizi belli etmemek!”

“Senin bu suratınla imkansız biliyorsun değil mi? Ben güler geçerim.”

“Tâbii tâbii hastanede çok iyi kıvırıyordun, hiç belli etmedin bravo.”

“Sen başkasın Oğlum, sen her şeyime hakimsin o yüzden.”

“Desene ben bittim, Nurseli şıp diye anlar.”

“Bence sen karşı atak yap.”

“Nasıl?”

“Bak şimdi…”

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

Gülbahar hanım torununun altını değiştirerek dayısının kucağına verdi.

Furkan, eniştesine kızsa da bu güzel duyguyu tattırdıkları için önce Allah’a sonra da kız kardeşiyle eniştesine teşekkür ediyordu. Yeğeninin kokusunu içine çekip, “Oooohhhh” diye bıraktıktan sonra, “Annee, bu koku ne böyle? insanın bütün dertlerini sıkıntılarını unutturuyor. İnsan bu koku için yine evlenip çocuk yapmak ister.” deyince Gülbahar hanım müjdeli haber alacakmış gibi sevindi.

“Aaayy hadi inşaallah.”

“Annee, hevesini kaçırmak istemezdim ama şuan yok. Bu güzel kokunun tadını çıkartmadan evlenmek istemiyorum.”

“Oğluuuumm, bu koku geçmez, bu cennet kokusu, en az üç yıl sürer. Hele sizin kokunuz bana hâlâ aynı geliyor. Sen onu beklersen kocarsın. Bak ahir yaşım yaklaştı, gel inat etme, seninde mürüvvetini göreyim.”

“Gülüm baharım birtanem, sen gelin istiyorsun diye ben sevmediğim biriyle mi evleneyim. Tamam, ille de evlen diyorsan sen bul birini, anamın gönlü bunu istemiş derim razı olurum ne yapayım.”

“Olmaz öyle şey. Tamam tamam bir şey demiyorum sen kendi gönlün kimi seçerse onunla evlen. Sen öyle söyledin diye biri var zannettim.”

“Anneeemm, şöyle; bakışı bakışına, gülüşü gülüşüne, kokusu kokuna benzeyen birini bulayım söz hiç beklemicem, hemen getircem sana.”

“Bunları bana benzetme kendine benzette getir.”

“Tamam, gönlümün ilk gülü baharı tamamm…” derken Furkan’ın telefonu çaldı. Cebinden telefonu çıkarttı, “Bilinmeyen numara” yazıyordu.

Furkan, yeğeninden bir öpücük daha alarak telefonu açtı.

“Efendim!”

“Furkan komiser, beni tanıdın mı?”

Furkan’ın birden yüzü asıldı, sesin sahibini tanımasada tonundan kötü bir konuşma olacağını anladı, yeğenini annesine verip, balkona çıktı.

“Furkan, komiser orda mısın?”

“Buradayım, kimsin sen?”

“Sen böyle devam edersen ileride kardeşinin patronu olacak kişiyim!”

“ŞEREFSİZ, ERKEKSEN ÇIK LAN KARŞIMA!”

“Haklısın komiser, o kadar güzel kardeşim olsa bende senin gibi yapardım.”

“KARDEŞİMİN BİR METRE YAKININA YAKLAŞACAK OLURSAN S.KERİM LAN SENİİ, NEREDE OLURSAN OL BULURUM, SENİ ELİMDEN KİMSE ALAMAZ. DUYDUN MU LAAAANNN!”

“………”

“ALOOOO!..”

Telefon kapanınca Furkan, balkonun demirlerini sıkıp derin derin nefes alarak sakinleşmeye çalıştı. Arkasını döndüğünde annesinin içeride endişeli bakışıyla karşılaştı.

İçeriye girip biraz önce öfke patlaması geçiren kendisi değilmiş gibi gayet sakin bir şekilde, “Anne kapıyı kapatayım mı, çocuk üşür mü?” diye sordu.

Gülbahar hanım, Furkan’ın kendisinden kaçırdığı gözlerine bakarak, “O sözü söyleyecek kadar kızdıran neydi?” dedi.

Furkan, annesinin duymasından dolayı utanmıştı ama şuan daha acil işi olduğu için özrünü ve sebebini ertelemeye karar vererek kardeşinin odasına gidip, kapıya vurdu.

Eniştesi kapıyı açıp, içerinin müsait olduğunu göstermek için kapıyı sonuna kadar açtı.

Furkan, endişesinin önüne set çeker gibi tebessümle bakarak, “Nasılsın canım?” diyerek kardeşinin yanına yaklaştı. Alnından öpüp, “Ben birazdan çıkıyorum istediğin bir şey var mı gelirken alayım.” dedi.

“Evet abi bir şey istiyorum ama almanı değil yapmanı, şu endişelerinden kurtulmanı istiyorum artık, kaç ay oldu hâlâ korkuyorsun.”

“Biz kelle koltukta adamlarız güzelim olacak o kadar.”

“Sen kendi kellenden korkmuyorsun kii, benden korkuyorsun.”

“Siz olmadan bu kelle beden de olsa ne olur olmasa ne olur? Neyse hadi oyalama beni, çok işim var. Sende bu ufaklığı büyütte bir an önce parkları dolaşmaya başlayalım, ananesi sabırsızlanıyor, yenge bulmamız lazım.”

“Abi benim oğlumu kötü emellerin için kullanma git kedi köpek al onları gezdir., Hem parktan kız mı bulunur Allah aşkına.”

“Kızım, işin raconu burada. Ne kadar iyi bir aile babası olabileceğimi göstercem. Şimdi gezersek babası zennederler, olmaazz. Konuşup bana dayı demesi lazım.”

“Plan da ekipte tamam haa!”

“Aynen canım!”

Furkan, yeğenini annesinden aldı, kokusunu içine çekip öptükten sonra kardeşine vererek geri geri yürüdü.

Kapının yanında şifoniyerin oraya gelince durdu, kardeşinin çocuğa daldığı esnada arkadan telefonu alıp arka cebine koyarak, geri geri odadan çıktı.

Eniştesi arkadan Furkan’ı gördü, kapıyı kapatıp salona geldi.

“Ne oldu, yine bir durum mu var?”

“Galiba, emin değilim.”

“Geçen sefer bir şey çıkmadı. Yine blöf yapıp seni korkutmaya çalışıyor olabilirler mi?”

“Tahmin ettiğim çeteyse kuru sıkı atıp blöf yapacak kişiler değiller ama kimden şüphelenip kimin yakasına yapışacağım onu da bilmiyorum kii.”

“En çok kimin deliğine çomak sokup işine taş koyduysan ondan başla.”

“Ahmet, siz annenlerle mi otursanız?”

“Bu kadar iç güveysi olduğun yeter mi diyorsun?”

“Saçmalama laann!”

“Ben gitmesine giderim dee, Gülbahar annemle senin için rahat eder mi?”

“Bizde size yakına taşınırız.”

“Heee, yani o kadar ciddi diyorsun?..”

Gülbahar hanım, “Neymiş o ciddi olan şey?” diyerek yanlarına geldi.

Furkan, biraz önceki küfrün sebebini panik yaptırmadan söylemek istiyordu.

“Anneciğim, dün yada bugün Yasemin dışarıya çıktı mı?”

Gülbahar hanım, kendisinin de izni olduğu için, “Evet çıktı, kaç aydır evde tıkıldı kaldı, bende çık biraz hava al dedim, ne var ne oldu kii?” deyince Furkan ilk defa annesine kızgın bakarak, “ANNEEE, BANA NEDEN SÖYLEMEDİN, BEN SİZİ DÖRT DUVAR ARASINA GÖNDERMEDİM Kİİ, BAĞI BAHÇESİ OLAN BİR YERE GÖNDERDİM, NE DEMEK HAPİS YAAA! BUNDAN SONRA YALNIZ NE EVDE KALACAK NE DE DIŞARIYA ÇIKACAK. DUYDUN MU BENİİ, DUYDUNUZ MUUU?” diye bağırınca kardeşi odadan koşup geldi. “Abi, ne oluyor? Neden bağırıyorsun?” dedi

Furkan, kardeşinin sütünün gitmesinden korktuğu için daha sakin konuşmaya başladı.

“Sen bugün dışarıya çıkmışsın.”

“Evet, ne oldu kii?”

“Sen söyle ne oldu? Nerelere gittin, ne yaptın, yanından geçen, duran, bakan oldu mu?”

“Abii, sakin ol. Sadece aşağıdaki markete gidip geldim, kimseyi görmedim, bakan da yoktu duran da!”

“Hangi markete gittin?”

“Niyazi amcanın marketine.”

“Tamam, bundan sonra benden habersiz balkona bile çıkmak yok anladın mı?”

“Anladım abi tamam.”

“Kocana da ne yapacağını söyledim.”

Eniştesine, “Sen buradan ayrılma!” diyerek evden çıktı. Markete gelip selam verdikten sonra güvenlik kameralarına bakmak istedi. Niyazi Bey’in oğlu “Tamam olur” diyerek kayıtları gösterdi. Yasemin’in dediği gibi olağanüstü bir durum yoktu. “OFF”layarak oradan ayrıldı. Merkeze giderken Mert’i arayıp olanı anlattı.

“Ne yapacağız peki komiserim?”

“Sen yine Yasemin’in telefonunu teknik takibe aldır. Bir de iki ekip ayarla, Yılmaz’ın mekanlara gidip ruhsat denetim adı altında bi gözdağı versinler.

İyi bi sallasınlar ama döküntü istemiyorum. Bu Şerefsiz Yılmaz’sa karşılığını alıp korksun yeter.”

“Emredersiniz komiserim!”

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

0
Please leave a feedback on thisx

Selim ve Doğan eve gelip, sırayla ellerini yıkadıktan sonra balkona yanımıza geldiler…

~~~~~~• Selim, bildiğini belli etmemek için Doğan’ın taktiğini uygulayarak kızların gözlerine bakmaya başladı, içlerinde en çürük elma olan Ayşe gözlerini kaçırınca, “Ayşe, iyi misin?” diye sordu… •~~~~~~•

Ayşe, yüzünden belli eden tek ben miyim acaba der gibi Hilde’den başlayıp  hepimize sırasıyla baktıktan sonra, “İ.İyiyim abi!” deyince Selim bu sefer yanında oturan ve içinden, “Bana değil bana değil” diye yalvaran bana dönüp, yüzümde kendimizi ele verecek bi ifade aradı.

Olayın yeni olması ve Ayşe’nin de kekelemesinden dolayı panik olup gözlerimi kaçırınca, Selim ayağa kalkıp sandalyemi tekmeledi.

Son bir şansımı deneyip sanki bilmiyormuş gibi kafamı kaldırıp, “Ne istiyorsun” der gibi bakınca, göz kırpıp içeriyi gösterdi.

Ayşe’ye “yaktın beni” der gibi baktıktan sonra çaresizce omuzlarımda ağırlık varmış gibi yürüdüm.

Diğer odaya geldiğimizde Selim kollarını bağlayarak “Eveett seni bekliyorum!” der gibi bakmaya başladı.

Selim’in yüzüne bakıp tebessüm ederken içimden, “Ne güzel bir çift olduk biz yaa, bakışlarla bile anlaşabiliyoruz, tıpkı annemle babam gibi” derkeenn Selim elinin birini bağladığı yerden çıkartarak, “konuş” der gibi parmaklarını şıklattıktıktan sonra tekrar geldiği yere götürdü.

Bilmediğini düşünerek oyalama taktiğine geçtim, “Bir şey yok Selim, bugün çok yorulduk, acayip dolaştık. Ben Hilde’yi hiç bu kadar pimpirik bilmezdim. Aaayyy çıldırttı bizi.” desemde Selim yemedi ve “Nurseli, bak… ben Ayşe’yi hasta da gördüm, yorgunda gördüm, korkmuşta gördüm. Hangi bakışı ne, çok iyi bilirim. Şimdi söyle gülüm ne oldu?” dediği anda sonda gelen gülüm dilimin bağlarını çözdü.

“Özür dilerim tamamen benim hatam!..”

deyip devam ettim.

“Ben Ayşe’nin kolundan tutmuştum, siz kapıda kalmayın diye hızlı yürümek istedim, sola baktım ama sağdan gelen arabayı görmedim oda üzerimize geldi. Kızlarda araba bana vuracak diye korktu.”

“Bu kadar mı?”

“Evet!”

“Plaka?”

“Yoookk, almadım!”

“Hadi Ayşe’le sen korktmuşsunuzdur alamamış olabilirsiniz, Hilde yada Filiz kesin almıştır onlara sorayım!” deyip dışarı yöneldiğinde kolundan tutup gitmesine engel oldum.

“Hilde plakayı almış ama adam beni birine benzettiği için ben aramasını istemedim!”

“Ne söyledi?”

“Saçma sapan bir şey işte yaaa!”

“Sen söyle, saçma mı değil mi ben karar veririm.” Suçluların üzerine de böyle mi gidiyordu acaba diye düşündüm ama bu benim için kötüydü, her ifadesine vuruluyordum. Bi meslekte en kıskanılmayacak sorgudur belki ama ben şuan onun sorguladığı kızları da kıskanmaya başlamıştım. Listeme isimlerini bilmediğim kızlarda eklenmişti.

Derin bir nefes çektim, bu söyleyeceğim şeyin kötü olduğunu anlaması için değildi, ona duyduğum açlık hissindendi. Bu konuşmanın sonu yine göğüs kaslarında bitecekti eminim…

“Sen bize lazımsın dikkat et dedi.”

Selim, çaresizce kendini yığar gibi koltuğa bırakınca bende yanına oturup elini tuttum,

“Seliimm, gerçekten önemli bir şey olmadığı için söylemek istemedim. Bu koşuşturmaca da bir de bununla uğraşmayın diye!”

Selim, yine o içimi gıdıklayan bakışıyla  olayı bildiğini, araştırıp sonuca da ulaştığını söylerken neredeyse ağlayacak çocuk gibiydi.

“Nurseli; araç çalıntı, adam kendini gizlemek için şapka gözlük takmış, sizi korkutmuş ve tehdit etmiş, bu kadar önemli şeyler varken benim gözüm başka bir şey görebilir mi?”

“Araba çalıntı mıymış?!” Cümle de o kadar önemli ve güzel şeyler varken ben arabanın kime ait olup olmadığını sormuştum, bazen bu adamın beni gerçekten çok sevdiğini düşünüyordum. Sevmese bu saflıkla beni ne yapsın.

“Evet. Lütfen gülüm bu son olsun. Bir daha, hele de buna benzer bir şey olduğunda lütfen beni ara, gizleme. Bak Furkan’ın kardeşi tehdit edildi kaç aydır onun korkusunu yaşıyorlar. Hadi ben üzülmeyeyim istiyorsun, Doğan’ı ara. Onu da istemiyorsan Mert’i Kadir’i ara, Pınar’ı ara, merkezi ara. İlla ara yani anladın mı?”

“Anladım tamam, özür dilerim.” deyip bakışlarımı üzüntü bakışından sevgi bakışına çevirip, “Hilde söyledi değil mi? İyi de nasıl?” diyerek, olayı nereden öğrendiğini merak ettiğimi söylediğimde, gelen cevaba çok şaşırmıştım.

“Bende seninle onu konuşacaktım, kendimize bir parola belirleyelim, bir şey olduğunda onunla haberleşelim olur mu?”

“Kim kime şifreli mesaj verdi kii?”

“Hilde Doğan’a, Doğan bana!”

“Doğan abi sana ne yaptı kii, sen onu alıp gittin?..”

“Üçümüz parmak hareketleri ile anlaşıyoruz. Seninle de sözlü ve hareketli parolamız olsun!”

“Ne mesela?” dedim heyecanlanmış ses tonu ve oturduğum yerden debelenip bacaklarına dokunarak.

Selim’in, beyni ile midesi aynı anda istemiyormuş gibi, üst dudağı seğirerek, “Şekerim olmasın daa! O kapılmış.” deyince şaşırarak elimi ağzıma kapattım, bende tiksinmiş gibi baktıktan sonra, “Hilde yaa, inanmıyorum.” dedim. “Biliyor musun, arkasından acır gibi bakmıştık, Hatta Filiz dedi ki bir kelime bir insana bu kadar mı yakışmaz, kusucam…”

“Sen bir de Doğan’dan duysan, ülkeyi terk edersin.”

“Biz ne yapcaaazz peki?” derken üzülüyordum çünkü her şey ona yakışıyordu.

“Şimdi gidelim de daha müsait bir zamanda uzun uzun düşünürüz, sen kendince bir şey bulursan oda olur, bana her türlü uyar. Bak mesela benim bu yaram var yaa, ben burayı ovalıyorsam, o an acayip moralim bozulmuş o ortamdan kaçmak istediğim anlamına gelir.” deyince bende göz kırparak, “Benim de kalbim hızlı hızlı atınca o ortamdan kaçmak istediğim anlamına geliyor!” deyip kahkaha ile güldükten sonra son bir özürle günü kurtarmıştım…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

Nurseli ve Selim içeriye gidince, Filiz ve Ayşe birbirine baktı. Onların da bir şey söyleme niyetinde olmadığını anlayan Doğan, dua eder gibi ellerini kaldırıp, gök yüzüne bakarak, “Ya Rabb’im, dört kız içinden en akıllısını bana nasip ettiğin için sana şükürler olsun! Amiiinn?” deyip yüzüne kapattı.

Hilde, hoşuna gitmiş gibi gülümseyerek, “Komiseeerrr!” deyince Doğan, Hilde’yi muhatap almış ama kızlara bakarak, “Ne eczacı hanım neee? Şunlara bak. Şeytan diyo çek kulaklarını uzat.” dedikten sonra gözlerini Ayşe de sabitleyip, “Kızım, hadi içeride ki bana, sevgilisine, kendine güveniyor, seeenn, sen neden böyle yapıyorsun. Yarın bir gün polis olacaksın, böyle önemli şeyleri saklayarak bi cacık olamazsın söylim! Saklamakta değil saklamaya çalışmak, onu da beceremiyorsun. Bir daha olmasın.. Adamı tarif et bakayım?”

“A.Abii… ben… bize vuracak diye gözlerimi kapadıımm!”

Doğan, bir elinin tersini diğer elinin içine vurarak Hilde’ye, “Hadi buyur. Gelde kızma, gelde sakin kal!” deyip ellerini açıp masadakileri rahatsız etmeyen uyarıcı bir vuruştan sonra, “Sen o psikoloğuna söyle, her olağanüstü durumda gözlerini yummaman gerektiğini aşılasın sana, duydun mu?” dedi

Ayşe, neredeyse ağlayacak gibi, sesi titreyerek, “Tamam.” deyince Doğan üzerine daha fazla gitmemek için Filiz’e dönüp “sıra sende” der gibi bakarak, “Hiç öyle arada kaynarım, ikisi bacısı birisi karısı diye sevinme! Sen bu kızla üç dört yıldır beraber değil misin? Az buçuk bir şeyler kapmaz mı bir insan yaa?!” deyince

Filiz; Ayşe gibi sus pus “tamam” diyecek bir kız olmadığını, aksine Hilde gibi üste çıkacağını göstererek, “Öğrendim öğrendiiimm, onu da ilk firsatta koskoca komiserle savcıyı ayarlayıp emniyeti ayağa kaldırarak gösterdiğimi düşünüyorum. Ayrıca, Ayşe’yle beni yıldırmak için çeneni boşa harcama, git içerideki bacına söyle, bize kasti yapılmış gibi geldi dedik, o inatçı keçi dinlemedi ne yapalım, bizde o an ki korkudan erteledik.” Dedikten sonra Ayşe’ye bakarak, “Bana bak kız, sende biraz bizimle takılsan iyi olacak, ne pısırık kedi gibi “tamam”tamam” diyorsun kendini savun azıcık.” diyerek Ayşe’ye direktif vermişti…

…Masaya gelince Filiz, bakışını Ayşe’den  bana çevirip, “Gel buraya gel tescilli keçi, senin yüzünden şamar oğlanına döndük burada.” deyince Doğan, “Sıra ona da geliyo beklee!” deyip eliyle kulağımı işaret ederek, “Beni yorma da gel şuraya.” diyerek çekeceğini ima etti.

Selim, göz kırpıp, “Sen burayı hallettiysen sıkıntı yok abisi, biz hallettik.” deyip beni korudu.

Sonra da belimden tutup avuçlayarak, “Değil mi tescilli keçi, bundan sonra ne yapıyor muşsun?” deyince gözlerimi belertip artık uzatmak istemediğimi söylemek ister gibi bir sesle, “Biri yanımda osursa size söylicem oldu mu? Yeter daa, tamam anladuk!” dedim

Selim, şaşırarak, “Daaa” mııı? Karadenizli misin kız seeenn, daa nereden çıktı?” deyip yanaklarımı mıncırdı. Hâlâ kim ve nereli olduğumu bilmediği için arada bana taş vuruyordu ama ben kendimi hazır hissettiğimde Seda’yı bana tercih etmesinin cezasını veriyordum.

“Yoktaa ne bileyim sanki arada bi içimden geliyor, bazen diyrum ilk hayatum da laz miydum ne idum daa. bi komşumuz var, onların konuşması hoşumuza gidiyor bizde evde öyle konuşuyoruz.” dedim

Hilde, daha önce duyduğu için, “Güzel yapıyorsun bilmesem laz derdim.” diyerek ortamın havasını tamamen değiştirmiş ve laz olmadığımın sinyalini Selim’e vermişti.

Masada, bir demlik çay bitene kadar yapılacakların üzerinden tekrar geçmiştik. Bardağındaki son yudumu da içen Selim bize dönüp, “Bugün zor bir gündü, gidelim de bunlar da dinlensin.” Dedikten sonra ayağa kalkıp, “Doğan sen yarın Piraye’in babayla amcayı bi al gel!” deyince, Doğan tahmin ettiği şey mi diye sorarak, “Namus cinayetinden mi şüpheleniyorsun” dedi.

Selim, aylar öncesinden Doğan’ın aklına gelenin delillerine yeni ulaştığı için, “He oğlum hee, bunda da haklı çıktın, ama bu bana bir ders oldu. Ekibimde senin gibi biri varken nasıl gitmene izin vermişim bilmiyorum ama şimdiden söylim artık sınav falan yookk, başkomiserliği unut!” deyince Doğan Hilde’ye bakıp, “Kusura bakmayın komiserim bu saatten sonra eczacı amirim ne isterse öyle olacak, bi sormam lazım, ne diyor.” dedi.

Selim, Hilde’ye yalvarır gibi bakarak, “Great sister-in-law ayırma bizi Lütfen.”

dediğinde ayak üstü herkes kahkaha atmıştı…

Selim, bizi eve bıraktıktan sonra kendi evine doğru yola koyuldu…

~~~~~~•~~~~~~•

… Ertesi sabah Selim, emniyete girerken Furkan’ı gördü, halinden sıkıntısı ve acelesi olduğu anlaşılıyordu. “Furkaann” diye bağırdı. Furkan, dalgın olmasına rağmen ismine aşina olduğu için durup arkasına baktığında Selim yanına yaklaştı.

“Naber?”

“İyii!”

“Dayılık nasıl gidiyor alıştın mı?”

“Alışmakta laf mı, elimden gelse buraya getircem, masamın üzerine oturtup akşama kadar onunla oynayacağım.”

“Itır doğduğunda bende öyleydim, akşamı iple çekiyordum.”

“Alıştın mı pekii.”

“Yok canım ne alışması, buradan eve, o kadar yolu bazen sadece beş dakika yüzlerini görmek için çekiyorum vallaa.”

“Değil mi, bende öyleyim, şimdi küçük azıcık büyüsün diye bekliyorum.”

“Haa büyüyünce yapacaksın yani?”

“Hemde neleeerr neleeerr, birlikte parka gidip dayı yeğen kız tavlicaz.”

“İyiymiş. Ya aslında ben sana bir şey söyleyecektim ama…”

“Söyle!”

“Seni teh-” Yeşim elinde bir kaç dosya ile yanlarına gelerek, “Komiserim Yılmaz ile ilgili gelişmeler var.” deyince Selim’in konuşma yarıda kesilmişti.

Furkan, “Devam et.” demişti ama Selim’de anlatacak mod kalmamıştı, Yeşim’e sinir olmuş gibi, “Sonra konuşuruz acelesi yok, sen bak işine” deyip odasına gitti.

Furkan, arkasından bakarken, “Bir daha konu ne kadar acil olursa olsun, ben biriyle konuşurken sakın araya girme!” diyerek Yeşim’e kızdı.

Dosyaları alıp odaya geldiler, kapıyı kapattıktan sonra sandalyeye oturup, “Şimdi söyle ne var?” deyip Yeşim’e kulak verdi…

~~~~~~•~~~~~~•

… Selim, endişeli bir şekilde odasına girerken Pınar’ı yanına çağırdı. Pınar, odaya gelip, “buyurun komiserim” deyince karşı sandalyeyi gösterip, “Oturur musun? Sana bir şey soracaktım, Zeynep’ten haber var mı?” dedi

“Evet komiserim, önümüzdeki pazartesi geliyor ama Ayhan amirimle konuşmuş, başka birimde devam edecekmiş.”

“Onu biliyorum, Ayhan amir bana söyledi. Durumu nasıl pekii?”

“Nasıl olsun komiserim, er geç beklediği şeyin bu kadar erken ve arkadan iş çevrilerek olmasına üzülüyor. Elbet bir gün geçecek.”

“İnşaallah, onun için en hayırlısı neyse o olsun.”

“İnşaallah komiserim.”

“Tamam çıkabilirsin. Haa bir de dün bi çalıntı araç plakası vermiştik bi araştırır mısın?”

“Hemen bakıyorum komiserim!”

Selim, Doğan’ı arayıp nerede olduğunu sordu. Doğan, “Piraye’in amcasını almaya gidiyorum, babasını da Kadir getirecek, birinden biri kaçmaya kalkmasın. Bir de merkezde ayrı ayrı sorgulayalım biri fire vermiş gibi olsun!” deyince Selim; içinden, “Bu adam varken benim sırtım yere gelmez” deyip dışından “İyi yapmışsın benim de gece aklıma geldi ama müsait değilsindir diye aramak istemedim.” dedi.

Doğan atarlanarak, “Oğlum manyak mısın, Keşke arasaydın ben akşam ikisini de alırdım.” deyince Selim evden kaçmak istediğini anlamıştı.

“Doğan, iyi hissetmiyorsan kızlar yanınızda kalsın.”

“Kardeşim kalsalar ne olacak, ben aynı olduktan sonra!”

“Hilde’yi nasıl idare ediyorsun?”

“Sabaha kadar çekirdek çitlemekten dişlerimiz yontuldu. Ben bu kadar zorlanacağımızı bilsem evi boşaltmazdım o derece. Sizde yalnız bırakıp erkenden gittiniz, bende baktım olacak gibi değil aldım hatunu sahile indim, kıçım üşüyene kadar dolandım.”

“Lan kızın ne suçu var yürütüyon o kadar, hasta olursa ne yapcan?”

“Beeenn, gıymatlımı yürüteceğiiimm haa, ona arabayı veriyorum, ben arkadan tazı gibi peşinden koşuyorum.”

“Hilde’ye ne diyon pekiii?”

“Bir şey dememe gerek kalmıyo kii, gözlerim kırmızı görmüş boğa gibi bakınca anlıyooo, kendisi bir şeyler yapmak istiyoo, bende el mecbur ona uyuyorum ne yapayım.”

“Az kaldı aaazz! Otuz gün daha sık dişini.”

“Otuz gün deme laaann, o zaman çok geliyor, bir ay dee.”

“Tamam hadi, öyle söylim, bir aycık kaldı sabret!”

“Haaah, bak bu daha iyi oldu.”

“Oğlum bir şey söylicem lan, Hilde’yle konuşsan da Nurseli’ye söylese yaa… ulu orta bana yaklaşmasa!”

“Oooowww senin durumlar daha fenaa!”

“Herkesin derdi kendine büyük işte.”

“Tamam tamam ben söyletirim. Yaklaştım ben kapatıyorum.”

“Tamam, görüşürüz dikkatli ol…”

Pınar, kapıya vurup elinde bir kağıtla içeri girdi. “Komiserim araç bulunmuş bu adreste ama…”

“Amaaa?”

“Araç yanmış!”

Selim, “Araç yanmış” sözünden sonra alnını; baş, işaret ve orta parmaklarıyla ovuşturup aşağı kaydırdıktan sonra üst dudaklarında tutarak düşünmeye başladı…

~~~~~~•~~~~~~•

Elif, okul çıkışına geldi. Beş kız bu sefer Elif’le benim nişan günü giyeceğim kıyafeti almak için çarşıya çıkmıştık. Ben ne kadar sade kıyafet baksam da Elif ve diğer kızlar abartıya kaçıyorlardı.

Kendime tuttuğum bir elbiseyi önce aynaya bakıp sonra da Hilde’ye göstererek, “Hilde Allah aşkına şuna bi bakar mısın, gelin Elif mi ben mi olacağım?” deyince Elif, “Canım kusura bakma, nişanda seni gelin adayı olarak tanıtacağımız için bu abartılı olmaz, o yüzden bi giy gel hadi.” deyip kabine gönderdi.

Benim aşırı derecede abartılı bulduğum, Hilde’nin, “Yaaaniiii!” dediği diğer kızların ise çok yakıştırdığı bir elbiseyi alarak kasaya geldik.

Elbiseyi verip parayı çıkartacakken Elif bir kart uzatıp kasadaki görevliye, “Buradan çeker misiniz?” dedi. Cüzdan elimde boş boş bakıp ne olduğunu anlamaya çalışmış sonrasında ise Elif’i mahçup etmemek için bir şey söylememiştim.

Elbiseyi alıp takı ve ayakkabı bakmaya giderken, Elif’in koluna girerek, “Eliiiifff, ne oluyor neydi bu şimdi?” diye sordum.

“Valla yengeciğim abim artık seni nüfusuna yazdırmaya karar vermiş, bu kartı da sana çıkartmış, akşam vermeyi unutmuş o yüzden benimle gönderdi.” dedi

“Bana baaakk, abin bir şeyler mi planlıyor.”

“Ne gibii?”

“Teklif falan?”

“Güzelim, sizin artık tekliflik bir şeyiniz mi kaldı, bizim bütün aileyle tanışma merasimine geliyorsun, o saate kadar ne yapar bilmem ama o saatten sonra ki teklifte yaanii ne bileyim anca adet olsun yerini bulsun diye olur.”

“Ben kartı alsam ama diğerlerini kendim ödesem? Yani sonuçta ortada fol yok yumurta yok!”

“Nurseliiii, hayırdır sen abimi reddetmeyi mi düşünüyorsun yoksa!”

“Aaaayyy eveeett, var öyle hain bi planım. Yüzünün alacağı şekli görmek istiyorum.”

“Sakın haaa, şakasını bile düşünme, abim yıkılır bak.”

“Tamam tamam şakaydı…”

~~~~~~•~~~~~

Doğan, Piraye’nin amcasını sorguya almış konuşturmaya çalışıyordu. Amca ısrarla suçu itiraf etmiyor, Doğan’ın sabrını zorluyordu. Sonunda dayanamayıp bir yumrukla yere düşürdüğü adamın yanına gelerek sandalyesini kaldırdı.

Çaresizce camın arkasına bakıp yardım ister gibi bakan adamın kulağına eğilip, “Bana bak aslanım, bir yıldır yolunu gözlediğim, uğruna öldüğüm kadın iki haftadır karşı odamda bacım gibi yatıyor, anlıyor musun? Sence bende nasıl bir enerji birikimi vardır bi tahmin et. Ona yapmayı hayâl ettiğimi sende uygularım,”

Adam camın arkasından yardım isteyince de, “Ne yardımı lan, orada ben şahit bırakır mıyım haa zırtooo. Gerçi orada biri olsa da tınlamam p.s sapık, ya şimdi adam akıllı konuşursun, yada abini buraya getiririm, piraye’ye yaptıklarını bir bir anlatırım silahımı da eline verir arkamı dönüp kulağımı karıştırırım ne dersin?” dedi

Adam, son tehdit ile köşeye sıkıştığını anlayıp, “Tamam tamam konuşacağım” deyince, Doğan; dişlerini sıkıp, yumruğunu kafasına geçirmemek için kendini zor tutmuştu.

Diğer taraftan Selim, babayı sorguluyordu. Bir süre tiksinme ve acıma karışık baktıktan sonra, “Benim adım ne biliyor musun?” dedi.

Aylardır kızının katilinin peşindeki polisin Selim olduğunu bildiği için, “E.Evet k.komiserim, s.siz S.Selim komisersiniz!” deyince Selim yaslandığı sandalyeden öne doğru gelip sert bir şekilde bakarak, “Hayır, ben şuan Selim değilim. O gece, “Kızımın katilini bulun, diye yalvardığında karşında duran Selim’di ama bu; kendini kandırılmış hisseden Fatih. Benim iki tarafım var. Birini o gece, masum rolü oynayarak kızını öldürdüğün gibi öldürdün. Merak ediyorum o gece neredeyse kriz geçirecek gibi ağlayan sen miydin yoksa başka tarafın mıydı.”

Adam, Selim’in öfkeli bakışlarından kendisini rahat bırakmayacağını anlayarak, salağa yatmaya çalıştı.

“N.Ne diyorsunuz Selim komiserim ne öldürmesi. Bi yanlışınız var.”

Selim, sabrının da sınırlarının olduğunu belli ederek ellerini masaya vurdu. “Keeeğğss laaaann, hâlâ yalan söylüyorsun. Bitti artık bittiii, kardeşin öttü, anlamıyor musun?”

“Ne ötmesi komiserim, benim bi suçum yok. İftira atıyor.”

“İftira öyle mi? Sen bana, o gece hanımla kardeşimin evindeydik demedin mi?”

“E.Evet komiserim, oradaydım. Hâlâ söylüyorum, oradaydık.”

“Ulaaann hâlâ yalan söylüyorsun. Pekii, cevap ver bakalım, siz oradayken; kardeşininin arabası, nasıl evinizin yakınında, yasak yerde durduğu için ceza alıyor.”

“Komiserimmm yeğen bir ara ablasına bakmak için çıkmıştı…” derken Doğan odaya girdi, kardeşine geçirdiği yumruğun iki katını bu sefer köşeye sıkıştığını anlayan abiye vurdu. Ağzı burnu kan içinde yere yığılan adam ne olduğunu anlamaya çalışırken, Selim Doğan’ı sakinleştirmeye çalışıyordu.

Doğan, Selim’in ellerinden kurtulup, “Abi boşuna uğraşma, kardeşinin ifadesini verelim okusun, sonrada bunun eline bir silah kaptır, gönder yan odaya, madem o kadar namus derdinde; kardeşinin öz yeğenini nasıl para karşılığı ilişkiye zorladığının hesabını da sorsun. İçeride iki pislik bakana kadar birini atarız.”

Adam, kırılan iki diş ve burnunun acısını unutup, duyduklarının gerçek olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Yüzündeki kanı elinin tersiyle silip doğruldu. Selim, yanına gidip oturduğu yerden kaldırdıktan sonra sandalyeye oturttu.

Doğan da karşı sandalyeye oturdu, “Yaaa Nazım efendiii, ne olduu, namus namuuss, öz kardeşin kızını 15 yaşından beri zengin bebelere pazarlıyormuş, piraye’de, hamile kaldığından zaar artık dayanamamış ve sana söylemekle tehdit etmiş, hadi bakalım bundan sonrası da sende. Doğru dürüst anlat, parmaklarım da kırılmayan yer kalmicak yoksa.”

Baba, bir süre elini yüzüne kapatıp ağladıktan sonra, “Yıllar önce kız kardeşimiz kocaya kaçtığında diğer kardeşlerimiz kabullenmiş ama ikimiz affedememiştik, ikimiz de bir fırsatını bulsak öldürcez diye konuşuyorduk. Bir gün yanıma geldi, kızında halasının yolundan gitmiş, ya namusunu temizle yada bir daha benim yanıma adamım diye gelme dedi. Bende önce inanmak istemedim, sonra o zibidiyle karşıma geçip biz birlikte yaşayacağız bu çocuğu da büyüteceğiz deyince kan beynime sıçradı. O an dedim keşke adam olsaydı, belki bacım da olduğu gibi insan içine çıkmazdım, taşınır giderdim ama komiserim iki kadın nasıl olurdu… Kardeşime söyledim, şerefsizi konuşma bahanesiyle eve çağırdık, piraye’yi odaya kilitleyip bunu bir güzel dövdük. O günden sonra Piraye’nin yanına yaklaşmak istemedi… Kardeşim de bi plan yaptı, kömürlüğe gidip intihar süsü verecektik ama daha farklı şeyler oldu. Biz arabayı o yola bırakıp piraye’yi almaya gittiğimizde evde yoktu. Galiba o partiye gitmiş, şerefsizle konuşmaya… Eve girdik beklemeye başladık, pislik kızı getirdi meğer plan yapmışlar kaçacaklarmış. Piraye’nin önceden kullandığı hapları saklamıştım, ben çok yalvardım komiserim, insanın canı olunca daha insaflı davranıyormuş, ama piraye ısrarla o hapları kullanmaya devam etmişti. Eve gelip eşyalarını hazırlamak için dolabı açtığında yanına girdik, ağzına zorla hapları tıktık. Kapıda o it bekliyordu, kardeşim,” gelirse kurtarabilir” deyip bileklerini de kesti. Sonrada havuza attık. Geldiğimiz gibi arka taraftan çıktık. Sizin de bulduğunuz gibi gelmiş piraye’yi suda kanlar içinde görüp kaçmış, koca olamayacağı gibi babalığı da o kadarmış!” *(maalesef gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır)*

Adam, her şeyi anlatmış kardeşinin ihanetini sindirmeye çalışıyordu. Doğan ayağa kalktı. Ellerini masaya vurdu. Bunları yüzleştirelim abi, kardeşi bileklerini ben kesmedim babası kesti diyor,” deyince adam inkar etti, yemin ederim ben değilim o kesti.” Bıçağı da yolda ormana attık. Yalan söylüyor ben yapmadım o yaptı.”

Selim ve Doğan kapıya çıktı, adam hâlâ yalvarıyordu. Selim, Doğan’a bakıp, “Gerçekten amca satıyor muymuş?” deyince Doğan, yakalanmış gibi bakarak, “O kadar da değil bee, bunlar da namus denince, işte böyle ana, bacı, evlat, yeğen tanımıyorlar. Ona da kızı sen mi babası mı pazarlıyordu dedim öttü şerefsiz ama dediğim gibi bileği kabul etmiyorlar ne yapcaz. Yüzleştirelim mi?”

“Bıçağı bulsak daha iyi olacak yaa!”

“Tarif ettirelim, ekip baksın?”

“Olur… Bu arada yine iyi iş çıkarttın, ben bu adamı nasıl dövsem de konuştursam diye kara kara düşünüyordum.”

“Seliiimm, sen neden polis oldun laaann, oğlum yaptığına karşılık: doktor olsaydın, hemşir olsaydın baban gibi öğretmen olsaydın, ne bileyim işte her şey var, ama neden polis?”

“Küçükken, ben doktor olmak istiyordum, Abimle O’da polis olmak istiyordu. Oyun oynarken onlar polis olup suçlu peşinde koşuyor, bense yaralı tedavi ediyordum, hasta da Elif’le Selin oluyordu. Abim, “Ben O’nsuz polislik yapamam” dedi. Gitti doktor oldu. Bende, ben diyim vicdanımı rahatlatmak, sende onu ve katilini bulmak için polis oldum. Yada aslında içimde ki Fatih’i öldürüp onu yaşatmak istediğim için. Babamın Fatih’i olamayacaktım bende Selim’i olayım dedim.”

“Tamam abi tamam, sormadım farzet, deştin yine böğrümü?”

“Hadi gel, elin kanıyor onu tedavi edeyimde içimdeki doktoru seninle yaşatayım.”

Selim, baticon döktüğü pamukla Doğan’ın elini temizlerken, Doğan’ın telefonu çaldı.

“Efendim anne… Ne olduuu? Nee, aaağğghhh yavaş lannn… Sana demedim anneee… İyiyim anne, sayende çok iyiyim, süperim hattaa, bir ay boşuna kira verme deyip evi boşalttırdın, beni mahvettin… A.ına kodumun bir ayı da geçmek bilmiyor. Başımı duvara vurup ortadan ikiye yarmak isteyecek kadar iyiyim tamaaamm…”

Doğan, karşıdan ses gelmeyince önce “Aloo” deyip sonra telefona baktı, “Kapatmış!” deyip telefonu masaya fırlattı.

Canının acısına daha fazla katlanamayınca, “SENDE YAVAŞ YAP LAAAANN, iyi ki doktor olmamışsın, elin ne kadar ağır, bu ne laaann!” deyince Selim, pamuğu kucağına atıp, “Yürü git lan, çok biliyorsan eczacın yapsın!” dedi.

~~~~~~•~~~~~~•

0
Please leave a feedback on thisx

Nur hanım, morali bozulmuş bir hâlde Hilde’yi aradı. Hilde, yanındaki kızlara “Susun!” deyip telefonu açtı.

“Efendim Nur anne!”

“Hilde, kızım müsait misin?”

“Evet Nur annecim, kızlarla oturuyoruz.”

“Selam söyle.”

“Aleyküm selam, onların da selamı var.”

“Kızım, ne var ne yok, neler yapıyorsunuz bir şey lazım mı? Buradan istediğin bir şey var mı diye aradım.”

“Sağol Nur annecim, şimdilik bir isteğim yok. Siz nasılsınız, babam nasıl?”

“Aaahhh kızım sorma, bu baban beni öldürecek!”

“Aaaa nedeeenn?”

“Oğulları da kendine benzemiş beni dinliyorlar ama anlamıyorlar.”

“Öyle mii? Seni bu kadar üzen ne?”

“Bizim sarı öküz boğaya gelmiş.”

“Orası neresi Nur anne.”

“a-ahahahahahhaahah…”

“…….”

“Allah iyiliğini versin kızım, yani kızgınlığa girmiş demek istedim, buralarda öyle derler.”

“Anladım, pardon.”

“Babana dedim ki, akşama bırakma, ahırda yalnız kalırlarsa kırar zinciri, ya kıza zarar verir yada anasına gider.”

“Eeee ne yapmış pekiii?”

“Ne olacak, ineğe tutmamış, sarı öküz de önüne gelene saldırıyor, iş başa düştü. Ben yaptırcam neydiiimm.”

“Nur anne öyle mi oluyor kii?”

“Olmaz mı kızım, insanı ayrı hayvanı ayrı zor. Burada ki fark insanlarda nikah kıyılması, hayvanlarda göbek bağı olmaması. Ben diyorum ki; göbek bağı olmayanlarla, nikah bağı olanları çiftleştir. Ama baban gibi oğulları da beni yanlış anlıyor. Misal abin, burada okulda bi kızı sevdi, son seneleriydi, gittik istedik, nikahlarını yaptık, okul bitince de abini iki aylık hamile eltini de aldım gittim evinde gelinliğini giydirip düğününü ettim. Abin safı ilk zamanlar düğünü beklemiş, dedim oğlum olur mu, düğün dediğin ney, üç beş saat milletin gönlünü hoş etmek, senin kapı gibi nikahın var, ne bekliyorsun. Haksız mıyım amaa?”

“Sen öyle söylüyorsan öyledir Nur annecim.”

“Neyse ben seni daha fazla tutmim, yapacak işlerin vardır.”

“Görüşürüz Nur annecim.”

Hilde, telefonu kapatıp kızlara “biraz işim var.’ diyerek yanlarından ayrıldı…

Eve gidip, salonda bir kaç volta atarken, Doğan’ın gelmesine iki saatten az vardı.

Nur hanımın Doğan’la da konuştuğunu düşündü, banyoya girdi ve vücut bakımını yapıp duş aldı.

Bir gün öncesinden yemek olduğu için ortaya salata yapıp yemekleri ocağa koydu. Doğan, mesajla, “Bir şey lazım mı?” diye sorunca eli titreyerek, “Yok.” yazıp göndere bastı. Ellerini aşağı yukarı sallayarak kendini sakinleştirmeye çalıştı.

Portmantonun önüne gelip, aynada parmaklarıyla saçlarını düzeltti, hoşuna gitmeyince de gidip tarakla taramaya başladı. Bir yandan da kendine söyleniyordu.

“Sen bu hallere düşecek kız mıydın, erkek gibiydin, şimdiyse şu girdiğin pozlara bak, ooofff.”

Kendiyle kavgaya ara vermek için odadan çıktı. Koridorda, eliyle kendini serinleterek volta atarken, Doğan’ın telefonda konuşma sesini duydu. Heyecanı iki kat artmıştı…

Doğan, kapıda zili çalmadan, “Tamam kardeşim görüşürüz!” deyip telefonu kapattı. Eli zile gideli iki saniye olmuştu kiii Hilde kapıyı açtı.

Zil, kapının açılmasıyla birlikte susmuştu. Doğan da, neye uğradığını şaşıran gözlerle Hilde’ye bakıyordu.

Elini gizlemeye çalışarak içeriye bir adım attı, kafasını odadan tarafa uzatıp kızların sesini dinledi ama Hilde yalnız gibiydi.

Elindeki, ağzına kadar cips ve çekirdek dolu poşeti Hilde’ye uzatıp, “Kızlar balkonda galiba?” dedi.

Hilde, sakinleşemeyeceğini anlayıp, Doğan’dan uzaklaşmak için poşeti alıp mutfağa gitti.

“Kızların dersi vardı bugün gelemediler.” diye bağırdı. Doğan, mutfağın kapısına gelip, pervaza yaslandı. “Selim’i arıym mı gelsin?” deyince Hilde, salataya tuz ve yağ döküp, “Sarı öküz bırak şimdi Selim’i, çok acıktım, al şu salatayı masaya götür.” dedi.

Doğan, tabağı sol eliyle alırken, “Sen bugün annemle mi konuştun?” diye sordu.

Hilde, “Neden sordun?” deyince, “Normalde bana hep annem sarı öküzüm der de!” deyip tabağı masaya götürdü.

Doğan’ın hâlinden annesinin onunla Hilde’yle konuştuğu gibi konuşmadığını anladı. Yine de ağzını arayıp emin olmak istedi,

“Sen annenle konuştun mu?”

“Konuştum da işim vardı kısa sürdü!”

Hilde, içinden, “Oooyyy kaynana,

yıktın oğlunu bana, ben ne yapacağım şimdi bununla!” diye düşündü.

Doğan, iştahsız bir şekilde sol eliyle zorlanarak yemek yiyince, Hilde’nin dikkatini çekti. “Sen iyi misin?” deyip Doğan’ı baştan aşağı süzdü.

Doğan, aç olmasına rağmen, “Bugün öğlen yemeğine geç çıktık, o yüzden yavaş yiyorum.” dedi

Hilde, akşamdan ne yapacağını bildiği için, “Ne oldu, katil hangisiymiş?” diye sordu.

Doğan, yine sinirli bir şekilde, “İkisi de! ” deyince Hilde, Doğan’ı konuşturmak için, “Sonucu ne olur.” diye sordu.

“İkisi de en az bir kere ağırlaştırılmış müebbet yer, çünkü kızın hamile olduğunu biliyorlarmış.”

Bir süre sessiz yemek yedikten sonra Doğan “Eline sağlık canım.” deyip masadan bir şeyleri eline siper ederek kalktı.

Mutfağa bıraktıktan sonra banyoya girip eline baktı, canının acısından ziyade Hilde’ye ne söyleyeceğini düşünüyordu.

“Bir gün bana da zarar verir misin?” demesinden korkuyordu. “En iyisi göreve diye evden çıkıp geç saatte dönmek.” diye düşündü. “Elimi bir gün daha görmese kâr” diyordu. Odaya gelip, “Canım, Selim aradı ben çıkıyorum!” deyince, Hilde’nin anlamsız bir bakışa büründüğünü gördü.

Hilde, masadan kalkıp yanına yaklaştı, elindeki telefonu omuzu hizasına kaldırıp yalanını yakalamış gibi sallamaya başladı.

Doğan, sol eliyle başını kaşıyıp, bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünürken, Hilde’de aynı şekilde nasıl bir ifadede bulunacağını merak ediyordu.

Doğan, hızlı davranarak yarayı görmesine fırsat vermeden belini tutup kendine çekti. Hilde, aniden çekilmeyi beklemediği için telefonu yere düşürdü, almak isteyince de Doğan izin vermedi.

“Hilde, bu gece sensiz yürümek istiyorum. Ne zaman gelirim bilmediğim için seni götürmek istemiyorum.”

Hilde, Doğan’ın kollarından kurtulmak için debelenirken, “Bunu yalana başvurmadan da söyleyebilirdin.” dedi, Doğan’ın pes etmesiyle de kendini sıyırmayı başardı. İşaret parmağıyla koltuğu gösterip, “Yalan söylediğin için gitmene izin vermiyorum geç otur. Ben de çekirdekleri alıp geliyorum!” deyip mutfağa gitti.

Doğan’a ceza vermek için, aklından geçenleri tamamen unutmaya karar verdi. Odaya geldiğinde, Doğan sağı boş olmasına rağmen o tarafa kaymış Hilde’yi bir kere daha tedirgin etmeyi başarmıştı. Sürekli; eli, ya ensesinde yada yüzüne dayalı duruyordu.

Saat dokuz olmadan Doğan esnemeye başladı. Hilde, bunun da numara olduğunu biliyordu. Belli etmeden, “Sen bugün çok yorulmuşsun git yat istersen…” demeye kalmadan ,Doğan sanki dünden bekliyormuş gibi, “Sağol canım, gerçekten çok yorulmuştum. İyi geceler!” deyip yanından gidince, Hilde daha da işgillendi.

“Elbet kokusu çıkar” diye üstelemek istemedi. Kendisi de odasına gitmek için kalktı, televizyonu kapatıp etrafı toparladı. Doğan’ın kapısına gelince içeriyi dinledi.

Kulağı kapıdayken Doğan kapıyı açınca, ikisi birden “hiiii’iii” dedi. Hilde, elini yumruk yapıp, Doğan’ın karın kaslarına vurarak, “Yeter Doğan, yakalanan benim ama sen daha çok korkuyorsun! Ne oluyor?” diye sordu.

Doğan bu seferde iki haftadır şikayetçi olduğu şeyi bahane ederek, “Artık dayanamıyorum. Sana bu kadar yakınken ayrı uyumak canımı sıkıyor.” dedi

Hilde, eliyle arayı gösterip, “Doğaaann, odalarımızın arasında sadece bir koridor var” dedi.

Doğan: “Odalarımızın arasında up uzun bi koridor var!”

Hilde: “Odalarımızın arasında iki adım var!”

Doğan: “Odalarımızın arasında iki kapı var!”

Hilde: “Odalarımızın arasında bir ay var!”

Doğan: “Odalarımızın arasında otuuuzzz gün vaaarrr.”

Hilde, pes edip odasına gitti. Yatağa oturup düşünmeye başladı. İçindeki iki Hilde’yi de dışarı çıkartıp kavgalarını izlemeye başladı.

“Olmaz kızım saçmalama!..”

“İyide neden olmasın?..”

“Anneme ne derim?..”

“İyi dee onlar da bilmiyor mu?.. Karşı çıkacak olsalar ilk günden izin vermezlerdi… Evet yaaa… Hem ben söylemezsem kim bilecek…”

Nihayet bir tarafı ağır basmış ve yataktan kalkıp Doğan’ın odasının önüne gelmişti, kapıyı vurup içeri girmek isteyince, “Ne vurması yaaa, o senin kocan aptal!” deyip birden kapıyı açarak içeri girdi.

Doğan, yine basılmış gibi elini saklamaya çalıştı ama bu sefer yakalanmıştı. Hilde, bir anda odaya neden geldiğini unutup yatağa oturdu ve Doğan’ın elini tutup kendine çekti.

Doğan da, “Battı balık yan gider” deyip elini Hilde’ye teslim etti.

Hilde, akşamdan beri karın ağrısının sebebini öğrenip içi rahatlamış gibi bakıyordu. Gülerek, “Hangisinde bu hâle geldi?” dedi.

Doğan, “İkisine de eşit yapmak istemiştim ama babanın ki daha fazla oldu galiba?” deyince, Hilde yaraların üzerini öpüp, “Ooohhh, yumruğuna sağlık. Ellerin dert görmesin.” dedi.

Doğan şaşırmış gibi bakınca, Hilde, şaşırmasına şaşırarak, “Neee neden öyle bakıyorsun.” dedi.

Doğan, sabahtan beri “nasıl karşılayacak acaba” diye kafasını kemiren düşüncesini söyledi. “Nasıl bir kızsın sen yaaa, sana da yapmamdan korkmuyor musun?”

Hilde, “Neden korkayım kii, anne karnında bi bebeği ve annesini öldürene az bile yapmışsın, ben iyi ki polis olmamışım ilk olayımda meslekten men edilirmişim.” deyince Doğan, “Ooohhh!” deyip yanağından öptü…

O an Hilde odaya giriş sebebinin dürtüsü ile kendine geldi ve “Doğaaaannn?..” dedi

Doğan: “Haydaaa, Selim aganın sözünün yeri geldi yine!”

Hilde: “Yaaa… bi dur… bir dakika… bir şey soracağım…”

Doğan: “Orasını anladık canım.”

Hilde: “O zaman susta beni dinleee.”

Doğan cevap vermeyince devam etti.

Hilde: “Biz seninle neyiz!”

Doğan: “Hoppalaaaa, Hildeee, bunu sormak için biraz geç kalmadın mı? Çünkü eczacı hanımdan, hanım’a terfi etmene bir ay var.”

Hilde: “Hıııımmm anladım, pekii biz şuan neyiz?”

Doğan: “Ne demek neyiz beee, dinen karı kocayız bir hafta sonra da resmen olacağız işte!”

Hilde: “Yani ‘hanım’ olabilmem için düğünü mü beklememiz lazım, düğün olmadan eczacılığı geride bırakamıyor muyuz?”

Doğan, Hilde’nin böyle bi soru sormasına bir anlam verememiş boş boş sağa sola bakarak düşünmeye başlamıştı.

Daha ilk sorusuna yanıt veremeden ikincisi geldi, “Doğan şuan Ayşe nerede?”

Doğan, kısa bir panikle, “Ne demek nerede, Nurseli ve Filiz’le değil mi?” deyip soruya soruyla cevap verince Hilde soruyu değiştirerek, “Ayşe şuan güvende mi?” dedi.

Doğan, “Aklım bazen takılmıyor değil ama güvende herhalde?” deyince, Hilde artık sinirlenmeye başladı. “Ya huu!.. sen onu kurtardın mı kurtarmadın mı?”

Doğan, bu sefer istediğini vererek, “Kurtardım tabi kii!” dedi gururla belini doğrultup omuzlarını sallayarak.

Hilde: “İyiiii, ben sana bir söz vermiştim hatırlıyor musun? Ayşe’yi kurtardığın an seninim diye, gecikmeli de olsa sözümü tutmak istiyorum.”

Doğan, küçük dilini yutmamak için kendi kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Meraklı bir partner gibi Hilde’den gelecek ilk hamleyi beklemeye başladı.

Hilde, yara olan elin, bu seferde içini öptükten sonra, dudaklarına gömülüp elini çılgınca kökleri kahverengiye dönen açık saçları arasında dolaştırmaya başladı.

Doğan, ilk hamlenin çılgınlığıyla yeşil ışık yakan Hilde’yi belinden tutup dudaklarını ayırmadan sırt üstü yatağa yatırdı.

Hilde, bir şey söyleyecekmiş gibi geri çekildi ve göğüs kafesi hızlı hızlı inip kalkarken, “Şuan boğanın neresindesin?” dedi yüzünde aptal bir sırıtışla.

Doğan, sol dirseğinin üzerinde ağırlığını Hilde’ye vermeden şaşırmış gibi bakıyordu.

Hilde’nin ne söylediğiyle ilgili en ufak bir fikri yoktu,

“O ne beee?” dedi, sol elinin serçe parmağının boğumunu Hilde’nin kulak kıvrımlarına sürterek

Hilde, kıvranarak, “Yani, ben en fazla ne kadar evde kalırım? Yataktaa?” dedi, bir an evvel cevap bekler gibi bakarak

Doğan, sağ el işaret parmağının sırtıyla yanağından başlayıp, çenesinin altında yoğunlaşan okşamayla, “Beni dinlersen, en fazla bir gün kalırsın oda uykusuz kalacağımız için.” dedi

Doğan’ın tişörtünü belinden sıyırırken, Hilde , “Emin misin?” diye sordu sabırsızca.

Doğan da, Hilde’nin saçlarından kapanan boynunu açığa çıkartırken, “İnanmıyorsan gel göstereyim…” deyip bir ufak aşk öpücüğünden sonra kısık sesle kulağına, “Sana şimdiden söylüyorum istediğin an mola yada iptal diyebilirsin. Bana yapmamam gerekeni ‘yapma’ demen yeterli.” dedikten sonra kontrolünü elinde tutma sözüyle kendini serbest bıraktı.

Boynuna sıcak ve nemli dokunuşlar yapılırken, Hilde abajura uzanıp ışığı kapattı…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Ertesi sabah, Doğan banyodan çıkıp odaya giderken mutfaktan gelen sesle geriye döndü, Hilde’nin peynir dilimlediğini görüp arkadan yanına geldi.

Boynuna eğilip, “Alayım bir lokma!” deyince Hilde peynir uzattı ama Doğan başını çekip, “Iııı ıııhhh ben tatlı olanından istiyorum.” deyip dudağından bir buse aldıktan sonra Hilde’yi kucaklayıp tezgaha oturttu.

Sonra unutmuş gibi meraklı gözlerle, “Acıdı mı?” diye sordu.

Hilde, “Hayır ama ben o kadar hafif değilim, sen beni nasıl yarı kilomdaymışım gibi kucaklayabiliyorsun anlamıyorum.” deyince Doğan, “Sen benim hareketlerime uysan, yere düşmeyeceğini bilsem seni ayakta tepe taklak ederim… Kendini çok kilolu görme, ben senin kilon artı on daha taşıyabiliyorum.” dedi çok iri cüsseli olmasa da kuvvetli olduğunu göstermek için.

Hilde, “Bazen unutuyorum.” dedi dudaklarının arasından sus çizgizine fısıldayarak

Hilde’nin belini kendine çekti ve aralarında hiç boşluk kalmayacak kadar yaklaşıp, “Farkediyorum.” dedikten sonra alt dudağından vakumlu bir öpücük aldı.

Hilde, inler gibi, “Doğaaann?” deyince gelen cevaba şaşırdı.

“Hıııığğğğ!..”

Hilde birden başını çekip, “Aaaa!.. Söyleyeceğim şeyden korkmadın.” dedi

Doğan, pislik bir gülüş atıp, “Köprüyü geçtik artık Hilde hanıımm.” dedi “bundan sonra hiç bir şeyden korku yok” der gibi.

Hilde, Doğan’a karşısındaki kişiyi hatırlatmak için, sert bir dille uyardı.

“Komiseeeerr kaşınma sabah sabaaahh!”

Doğan, bütün yetkisini kullanarak, “Kaşınırsam ne olur?” diye sordu

Hilde, “SS.kerimmm!” derken, kuru tehdit olduğu her halinden belli oluyordu.

Doğan, kalçalarından tutup, “Dua et şuan ne söyleyeceğini merak ediyorum, yoksa bu dediğini direk uygulayarak sana iade ederdim.” deyip avuçladı.

Hilde, Doğan’ın blöf yapmadığını görüp geri vites atarak, “Kızlar bir saate burada olurlar diyecektim beee!” dedi

Doğan göz kırparak, “Haaa, ben sana söylemedim değil mi? Onlar gelemiyor canım.” deyince Hilde merakla, “Aaaa nedeeenn?!” diye sordu.

“Sabah Selim’i aradım, kızlar bugün onunla olacak.”

Hilde, “Yaaa sana inanmıyorum öğrendi mi?” dedi mızmızlanan çocuklar gibi surat asarak.

Doğan, yarı ciddi kızarak, “Bi sakin olur musun?” dedi “Birincisi hayır öğrenmedi. Bu ikimizin özeli kimseye söylemek gibi bi zorunluluğumuz yook. Ben, ‘elimi kızların görmesini istemiyorum’ dedim. O da ‘tamam’ deyip ‘bi film çektir,’ dedi o kadar. İkincisi ise öğrense ne olur, bir ay sonra ne yapacaksa onu yapardı.”

Hilde: “Bilmiyorum kendimi rahat hissetmezdim.”

Doğan: “Şuan rahat mısın? Ciddi anlamda soruyorum, yolculuk yapabilir misin?”

Hilde: “Bilmeemm yaparım herhalde, bi şey yok gibi.”

Doğan: “Sapancaya gidelim miii? Ya da başka bir yerde olabilir. Sen nereye istersen, ben seni pazartesi okula yetiştiririm.”

Hilde: “Hııığğmm kulağa güzel geliyor.”

Doğan: “O zaman gel, seni indireyim de oyalanmadan çıkalım.”

Hilde: “Tamam, o zaman ben bunları yola azık koyayım.”

Doğan, kıyafetlerini giymek için odaya giderken, “Oluuuurrr.” diye bağırdı.

Hilde, hızlı hızlı malzemeleri hazırlarken telefonu çaldı. Almak için odaya giderken Doğan’ın elinde telefonla kendine yaklaştığını gördü.

Ekranda yazan ismin ve o saatte aramasının şaşkınlığı yüzünden okunabiliyordu.

Hilde, telefonu alıp, “Efendim annecim.” diyerek arkasını dönünce Doğan ağzı açık Hilde’nin omuz hizasından baka kaldı.

Nur h: “Hayırlı sabahlar kızım.”

Hilde: “Size de anne.”

Nur h: “Dün sesin hasta gibi geldi de merak ettim. Nasılsın?”

Hilde: “Evet annecim üşütmüştüm galiba, dün gece bi ilaç alıp terledim şimdi daha iyiyim.”

Nur h: “İyi hadi geçmiş olsun.”

Hilde: “Sağol… Haaa annee; bir dee, bence senin sarı öküz zincir kopartıp sağa sola saldırsa da ineğe zarar vermez. Senin emeğin geçmiştir merak etme.”

Nur h: “Yerim ben o sarı öküzüüğğğ, küçüklüğünden beri öyledir ooo, sert görünür ama yumuşacık bir kalbi vardır. Oturup çocuk gibi ağlar, şaşırıp kalırsın.”

Hilde: “Sen öyle söylüyorsan öyledir annecim. Herkese selam, görüşürüz.”

Hilde, telefonu kapattıktan sonra elinin tersini dişlerine bastırıp ağlamaya başlayınca Doğan, kolundan tutup kendine çekti ve kulağına, “Hanımm, annem kalbini kıracak bir şey mi söyledi?” dedi.

Hilde, ağlamasını sürdürüp, başını aşağı yukarı sallayarak cevap verince Doğan, “Ne söyledi acaba?” diye düşünmeye başladı, eli ayağı titreyerek.

Hilde: “Seni üzdüğüm için ne kadar aptal olduğumu düşünmeme sebep oldu. Ananın bu yaptığını ömrümün sonuna kadar unutmayacağım.”

Doğan’ın da kendisiyle ağladığını görünce, daha fazla kahroldu, “Bunu Nurseli, Ayşe, Filiz o kız bile gördü ben neden göremedim komiser, ben neden bu kadar taş kalpli oldum, o yumrukla gelip beni iki seksen neden yere sermedin, kendini benden neden esirgedin?”

Doğan: “Biz de kadına bir şey kalkar onu da kadın isterse indirir, yoksa havada kalır.”

Hilde, ağlamasının arasına sahte gülümseme koyarak, “Pislik!” deyip, göğüs kafesine vurunca Doğan kendinden emin bir şekilde,

“İçin fesat Hilde hatun ben ne yapayım, evlenme teklifi ederken uzatılan yüzüğü kasdetmiştim.” deyip devam etti, “O anladığın şey de, benim olacağından emin olana kadar olmadı… Olur da birlikte olamazsak başkasının namusu hakkında kötü düşünmek istemediğimden.”

Hilde de, “Olmazdım, orada yemin ettiğim günden sonra, başka biri ile olma ihtimalini bile düşünmedim.” dedi kendinden emin bir şekilde.

Doğan: “Pekiii, dün gecenin güzelliği, adı gibi Nurlu anamdan mıydı?”

Hilde: “Eveett.”

Doğan: “Ne söyledi?”

Hilde: “Düğünü bir yıl sonra yapsak, bir yıl bekleyecek misiniz?’ demeye getirdi. ‘Benim sarı öküz boğaya gelmiş ineğe zarar vermeden halletmek lazım’ dedi.”

Doğan: “Canım anam yaaa!”

Hilde: “Sen öyle olmadın amaa!”

Doğan: “Ben polisim güzelim, biz sadece görevde değil normal hayatta da irademize hâkim olup kontrolü kaybetmemeyi öğreniriz.”

Hilde: “Gööörrrdüüğğğmmm!”

Doğan: “Daha da çoooookk göreceksiniz Hilde hatun.”

Hilde: “Aaa Hilde hatun mu? Kulağa çok güzel geliyor.”

Doğan: “İyii, bende bundan sonra bu obanın hanımı olarak Hilde hatunu seçiyorum ve kendimi onun “Alp’i ilan ediyorum.”

Hilde: “Alp’te mutabık mıyız?”

Doğan: “Mutabığız mutabığız. a-ahahahahahhaahah…”

Hilde: “Biliyor musun ben o gün kalkmadığım için pişman oldum.”

Doğan: “Bende gelmediğim için.”

Hilde susunca Doğan devam etti, “O değildee, ben pişmanlık duyduğum bir şeye iyi ki olmuş demekten kendimi alamıyorum.”

Hilde: “Aaaa! Neymiş ooo?”

Doğan: “Nurseli’nin ayağını ezmem. Öyle olmasaydı, böyle olmazdı diye düşünüyorum pişmanlığım gidiyor.”

“Bunu bana söylememeliydiiinn Doğan komiseeerrr bunu şantaj malzemesi olarak kullanabilirim haberin olsuuunn.”

Doğan, “Canın sağ olsun laaann, al bi malzeme dahaa, iyi ki kıçını o soğukta dondurmuşum, elinde sidik taşıtmışııımm…” deyip odaya doğru koştu

Hilde, tezgahtan inip, “Seni gebertirim… Doğannnn… Kaçma gel burayaa!..” diyerek peşinden gitti…

•~~~~•Nurseli,

Bir süredir uyanık yattığım yataktan Selim’in aramasıyla kalktım. “Dün sorguda Doğan biraz kriz geçirip kontrolsüz güç uygulayınca eli incindi, bugün doktora gidecekler, siz evden çıkmayın ben geliyorum!” deyip kapatmıştı.

Ne olduğunu anlamaya çalışarak Filiz’in yanına gelip Selim’in söylediğini anlatınca, Filiz; “İnşaallah o kontrolsüz gücü gece de uygulamamıştır, doktor bizi ekmek içindir.” deyip arkasına döndü “Selim gelene kadar biraz daha uyuyayım” deyince bana bi aydınlanma geldi.

Filiz, aklıma kurdu düşürmüştü bir kere, bırakma niyetinde değildim. “Sence olmuş mudur?” dedim ağzımda geviş getirir gibi yaya yaya,

“Bu zamana kadar olmaması saçmalıktı zateeenn. Dün Nur teyze arayınca Hilde şekilden şekile girdi görmedin mi? Bence annesi startı Hilde’ye söyledi. Ben arkadaşımı tanırım, yanımızdan giderken şüphelenmiştim ama önemli olan bu gündü, e şuan da burada olduğumuza göre!”

“Aaayyy, heyecanlandıımm!”

“Bana bak, sakın belli etme haa, Hilde sevmez öyle şeyleri biliyosun!”

“Bilmez miyiiimm!”

“Hadi şimdi git de biraz daha yatayım.”

“Sence Selim anlamış mıdır?”

“Ben dört yıllık arkadaşımı tanıdıysam o sekiz yıllıkta nasıl olur?”

“Anladım!”

~~~~~~•~~~~~~•

O hafta yıl sonu parti hazırlıklarını bahane etmiş yanlarına gitmemiştik. Hilde de itiraz etmediği için okul harici görüşemedik.

Haziranın üçüncü haftası Hilde ile Doğan’ın düğünü, bir hafta sonra da Elif’in nişanı olacaktı. Nikah gecesi hep birlikte Hilde’yle kalmış sabaha kadar uyumamıştık.

Hilde’yi ilk defa bu kadar heyecanlı görüyorduk. Eli ayağına dolanıyordu, koyduğu bir şeyin yerini unutuyor bizlere aratıyordu.

Filiz, Ayşe’yi yanına çekti, ben ve Elif Hilde’nin kaybettiği şeyi ararken, “Bak Ayşeciğim bu hayatta hiçbir şey olmaz deme! Hilde ablana bunu yaptıran aşk sana bana ne yapmaz bir düşün!” diyordu. Ayşe’nin konuşması sonrasında onlara kulak kesildim.

“Filiz abla emniyette o kadar polis var birini de sana ayarlasınlar!” deyince Filiz teslim olmuş gibi ellerini yukarı kaldırıp bir adım geri çekildi.

“Aaman aman amaannn diyeyim Ayşe, Allah yazdıysa bozsun. Bu gözler neler gördü bir bilsen. Ben duygusal biriyim güzelim Nurseli ablan bile benim yanımda buzdolabı emin ol, ben polis ile olursam kafayı yerim. Bunlar da yedi aslında da bizi kandırıyorlar.”

Hilde, onları konuşuyor beni de dinliyor görünce elindeki tokayı Filiz’e attı, “Ne duruyorsunuz orada, şunun eşini bulun çabuk!” diye bağırdı.

Bir yandan da tokayı arıyordu. Filiz, anne terliğinden antrenmanlı gibi tokayı havada tuttu. “İki saattir bunun tekini mi arıyorsunuz?” dedi ve Hilde’yi koltuğun önünden kaldırıp, Elif ve bana arkasını gönderip Hilde’nin saçları arasında kaybolmak üzere olan tokayla elindekini yan yana tuttu.

Ben artık isyan bayrağını çekmiş gibi, “E aşk olsun Hilde, sabahtan beri başındaki şeyi aratıyorsun ya.” deyip kollarımı bağlayarak koltuğa yığıldım. Hilde’de, tokaları alıp banyoya saçlarını taramaya gidince kızlar kahkaha atmıştı

Doğan abi, kornaya basarak geldiğinde Hilde daha çok panik oldu. Banyo ve yatak odası arasında mekik dokuyordu, Doğan abi zile bastığında ise çığlık çığlığa koşuşturuyordu, oturduğum yerden geriye dönerek kapıya bakılıyor mu diye izlemeye başladım.

Hilde, koridorda kapıya bakmaya giden Ayşe ile çarpışmıştı. Ayağa kalkıp kapının pervaza yapışıp olanları seyre devam ettim.

Doğan abi çığlıkları duymuş gibiydi, Ayşe kapıyı açınca gülümseyip, “Hakkınızda şikayet var çevreye rahatsızlık veriyormuşsunuz!” dedikten sonra göz kırptı.

Elif, kapıya gelip, “Abim de geldi mi?” diye sordu.

Doğan: “Ben süslemecideyken köprüyü geçmişti!”

“Yazık ya her gün o yolu çekiyor ama bu sene son taşınıyoruz!”

“Hııığğğ öyleymiş, hayırlısı olsun inşallah.”

Omuzumu yapıştırdığım pervazdan ayrılıp üçlünün yanına geldim. Hilde’nin olduğu odayı işaret edip, “Kendi nikahına geç kalma rekoru kimdeydi ve kaç dakika ile biliyor musun?” dedim

Doğan abi gülümseyip, “Geç kalmayız merak etme, hem kalsak bile salonu kapattırır yine de o nikahı kıydırırım!” diyerek Selim’in arkadaşı olduğunu belli ediyordu.

Hilde, telefonu kulağıyla omuz arasında sıkıştırmış annesiyle konuşurken yanımıza geldi. “Siz buraya gelip zaman kaybetmeyin, direkt salona gidin!” dedi ve telefonu kapattı. Doğan abi, elinden tutup kapının eşiğine kadar çekti. Beyaz elbisesinin kol düğmelerini takarken, “Bu kadar kontrolcü bir kızın kontrol dışı davranması hiç etik değil. Hadi artık çıkalım.” dedi

Tebessümle onları izlerken telefonum çalmış, Selim, “Kapıdayım inin!” demişti.

…Doğan, Hilde ve Ayşe aynı arabaya, ben, Elif, Filiz Selim’in arabaya binmiştik. Filiz, özellikle Selim’in arabaya binmek istemişti. Elif’e bakıp, “En son böyle giderken kolum kırılmıştı, bir daha Selim’in arabaya binmem diyordum ama Hilde’nin o halindense buna razıyım!” deyip güldüler. Bende o kazada vardım ama nedense hiç korkmamıştım.

*(Hakan abi Seda’nın evine özel ekipmanlar gönderip fizik tedaviye evinde devam ettiriyordu, neredeyse tamamen kurtulmuştuk)*

Nikah salonuna geldiğimiz de Ankara ve Sivas’ta ki düğüne gelemeyecek olanlar oradaydı. Alp ve Filiz nikah şahidi olmuşlardı.

Nikahta, bir ara Furkan’ın annesi Gülbahar teyzeyi görmüş gibi olmuştum ama uzun zaman olduğu için emin olamamıştım.

Nikahtan sonra: hastaneden sonra olduğu gibi hep birlikte yemeğe gittik.

Düğüne iki hafta kala Selim ve Doğan abi evde boya yapmaya çalışmış beceremeyince de Doğan abi usta çağırıp, “İşi ehline vermek lazım!” demişti.

Ustalar çalışırken biz hep birlikte kent ormanına gittik. Salıncak yapıp sırayla sallandık. Teypten müzik açarak Hilde’ye halay çekmeyi öğrettik.

Hilde, halayı beceremeyince, “Şehirler arası evlenmeyin kızlar, fikir ayrılığı ve yöreler arası kutuplaşma gibi bu ne yaa, ben Ankara havası oynayayım” diyordu.

Akşama kadar vur patlasın çal oynasın, ip top mangal derken güzel bir günün sonuna gelmiştik

Selim, Ayşe’yi ve Elif’i almış kendi evlerine, ben ve Filiz de Doğan abilerle gitmek için ayrılmıştık. İki hafta boyunca aslında bildiğimiz şey o gece olmuş Hilde ve Doğan normal bir akşammış gibi odalarına çekilmişlerdi. Onların arkasından kıkırdayarak bakıyorduk.

O hafta Hilde hiç, ben ve Filiz de sadece iki gün okula gitmiştik. Hafta sonu Elif’e nişan eksiğine çıkılacağı için buluşma olmamıştı.

Atakan, cuma akşamından buluşalım demiş bende boş günüm olan cumartesiyi ayarlamıştım.

•~~~~~~ Birlikte çay bahçesine gittik. Bende farklı bir heyecan olduğunu anlayan Atakan, masanın altına eğildi, “Şişşşttt kız, nerede o ayakların haa, dur bakayım yaa, aaa şuan yerdeler hayreeett!” deyip bacaklarımı kontrol ediyordu.

“Offf, Atakan dur, heyecanlıyım zaten yaa, iki hafta sonra nişanlanmış biri olarak karşında durabilirim hazır ol.” deyince Atakan, sevinmeden çok şaşırmış gibi, “İki hafta mı?” dedi.

Kendimden emin bir şekilde tekrar, “Evet iki hafta.” deyince, Atakan morali bozularak, “Haydaa, Engin’in nişana gelmiyorsun yani haa?” deyince yerimde doğruldum.

Şok geçirecek gibi, “Nasıl yaa, onun nişanda mı iki hafta sonra, hangi gün?” diye sordum.

“Cumartesi?”

Bu sefer üzgün bir ifadeyle, “Saaattt?” deyince Atakan, “Öğlen iki ile altı arası!” dedi.

“Ooofff”layarak ne yapacağımı düşünmeye başladım. Engin’in nişanını asla es geçemezdim. Plan yapmaya başladım. Biraz düşününce Atakan, yardımcı olmak için, “Gideceğin yere, en geç kaçta gitmen lazım?” diye sordu.

“Dörtten sonra da gitsem olur yaa.” dedim

“Tamam sen gel, yüzükler takılsın, geline merhaba de, ben seni oradan alıp kaçırırım ne dersin.”

“Oluuurr, derim ne diym. Engin’in nişanlısını da merak ediyordum zaten, bizim köylüydü değil mi?”

“Evet bizim köylüler. Hattaa!..”

“Hattaaa?..”

“Sen benim nişanda birini görüp bayılmışsın yaa.”

“Eeeee?”

“O adamın kızı.”

Atakan’ın son sözüyle atak geçirmek üzereydim. Zoraki Yutkundum, Hızlı hızlı nefes alıp veriyordum. Engin ikizimle nişanlanacaktı.

Bu nasıl olabilirdi. Bu birliktelik ya Engin’le bağlarımı koparmaya yada kardeşimle bir araya gelmeme sebep olacaktı. Ama şuan o aileyle karşılaşmak istemiyordum.

Bu düşüncelerimi Atakan’a belli etmemek için, “En iyisi şöyle yapalım,” dedim “Cuma akşam buluşalım, eski günlerde ki gibi hep beraber olalım. Ertesi günü de konvoy yapıp gelini almaya gidelim. Ben oradan Engin’e özrümü dileyip diğer tarafa geçeyim olmaz mı?”

Atakan, atak geçirmemek için kendimi sıktığımı anlamış olacak ki, “Yani ne bileyim sen bilirsin dee, senin o aileyle derdin nee, Kezban sana ne söyledi.” Diye sormuştu.

Elim ayağım titrese de belli etmeyerek, “Saçmalama beee, ne derdim olacak. Sana söylediğini söyledi işte, beni götürüp evlendireceklerdi bende istemedim. Ben senin nişanında  zaten heyecanlıydım bayılmamın o adamla ilgisi yok. Neyse yaa sen boşver şimdi beni, sizin düğün ne zaman belli miii…”

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

Doğan ve Hilde, Ankara’da ve Sivas’ta ayrı düğün yapacak, İstanbul’da arkadaşları ile Kına düzenleyip, Ankara ya gidecek, orada kına ve düğünden sonra Sivas’ta ki düğün ile nihayete erdireceklerdi.

Kına sabahı Hilde, uyanıp yastığı arkasına dayadıktan sonra kendini yukarıya kaydırıp oturdu. Bacaklarını kendine çekip yüzünü elleriyle ovuşturdu. Bütün gece huzursuz uyumuş uykusunu alamamıştı.

Ağlar gibi nefes verince Doğan “Ne oluyor?” diyerek kalktı.

“Doğaaaannn?”

“Hildeee ne olduu, berbat görünüyorsun?”

“Berbatım zateeenn!”

“Neden yavrum?”

“Yaaa ben bir düğünü bile istemezken iki kına iki düğün yapıyoruz nedeeenn? Ortada bi salon ayarlayamaz mıydık?”

“Oooyyy Hildeee yüreğim ağzıma geldi, tek derdimiz bu olsun Allah aşkına yat uyuu.”

Hilde, “Gıcıksın Doğaaann.” deyip ağlamaya başlayınca Doğan “Bu ne şimdi” der gibi dudak yamultarak baktı.

“Olay ne ara bana geldi yaa?”

“Git başımdan, akşama kadar da gelmee!”

“Tamam Hilde hatun, sen kızma yeter ki ben giderim.”

Tam yataktan kalkıp giderken, “Git zaten git, kaç hemen, aman kalayım da bir şeyin ucundan tutayım deme emiii?”

Doğan, eli kapının koluna uzanmış bir şekilde kala kaldı. İçinden “Gideyim mi, kalayım mı acaba” diye gel git yaparken Hilde, “Git hadi giiiitt ne duruyorsun?” deyip kızgın kızgın bakınca. Doğan, eşofmanını çıkartıp yatağa geri döndü. Hilde’nin, “Dur Doğan, yapma ne yapıyorsun?” demesine rağmen dinlememişti…

Yarım saat, kırk beş dakika sonra kalp ritmi düzelince Hilde’nin üzerine tekrar yatıp, “Bir daha dengesizleşirsen işte böyle dengelerim. Şimdi banyoya gidiyorum. Geldiğimde iyice düşünmüş ol. Ona göre bir şey söyle.” Deyip öptükten sonra ağırlığını Hilde’ye vermeden yataktan kalkıp banyoya gitti.

Hilde, kapının kapandığını düşünüp “Gıcııığkkk” diye bağırdı, Doğan, elinde bornozla imalı bir şekilde bakıp, “Bana mı söyledin?” deyince, Hilde telefonu gösterip “Mesaj, kızlar” dedi

Doğan, inanmış gibi yaparak, “Haağ tamam.” deyip çıktı. Banyoda su akışını duyana kadar sesini çıkartmayan Hilde, musluk açılır açılmaz yastığı kapıya doğru attıktan sonra kendini yüzü koyun yatağa bıraktı. On dakika içine içine bağırdıktan sonra suyun kapandığını duyup, yastığı almak için ayağa kalktı.

Yerden kaldırdığı yastığı yatağa atınca başı döndü, gözlerini yumdu, eliyle kapıdan tutunmak için kendini ileriye atınca Doğan’ın kollarına yığıldı.

Doğan, panikle Hilde’yi sırt üstü çevirip ne olduğunu anlamaya çalıştı. Hilde’nin ilk konuşması, “K.Kapı… Yakın zannettim.” olmuştu

Doğan, panikle Hilde’yi doktora götürmek istedi. Hilde, “Sabahın körü aç bi ilaç beni yorarsan benim de tansiyonum düşer.” deyip oturdu. “İyiyim bir şey yok, bana biraz şekerli su getirir misin?”

Doğan, Hilde’yi yatağa yatırıp makineden bardak alıp şekerli su yaparak odaya geldi. Biraz karıştırdıktan sonra Hilde’ye verdi. Hilde, bardağı ağzına götürüp bir iki yudum aldıktan sonra, “Bu bardağı nereden aldın Doğan?!” deyince Doğan, yanlış bir şey yaptığını düşünmediği için “Makinedeenn!” dedi.

“Bu bardak kokuyo başka getir.” Doğan makineden bir bardak daha aldı içini dışını koklayıp odaya geldi. Hilde’nin elindeki suyu, temizliğini gösterdiği bardağa koyup uzattı, Hilde ondan da bir yudum alıp, “Bu bardakta kokuyo Doğan, deterjan kokuyor, belli ki makine iyi durulayamamış!” dedi.

Doğan, hemen iki bardağı da götürüp dolaptan bardak aldı, sade suyla iyice çalkalayıp yeniden şekerli su yaptı. Hilde bu sefer sonuna kadar içti, “Makinenin haznesini temizleyeyim, ne kadar iğrenç kokmuş öyle yaa!” dedi.

“İyiyim!” demesine rağmen Doğan koluna girerek banyoya götürdü. Banyosu bitene kadar da yanında bekledi. Hilde’yi odaya bırakıp çayı koydu. Yumurta ve yağı çıkartıp tezgaha hazırladı. Masaya kahvaltılıkları hazırlayıp Hilde’ye bakmaya gitti.

Hilde uyuyor gibiydi. Saçlarını okşayıp uyuduğuna emin olunca, “Senin ilacın buymuş bilsem akşamdan yapardım!” deyip mutfağa gitti, çayın altını kapatıp Hilde’nin yanına yatarak uyumaya başladı…

*(Hilde’nin bu hâli bizzat kendi yaşadıklarımdır. Alıntı yada hayâl ürünü değildir.)*

0
Please leave a feedback on thisx


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x