Beş dakika sonra geleceğim diyen Leyla abla, yarım saat olmuş hâlâ gelmemişti.
Hilde, benim ona alıştığımdan mı yoksa kendini o zaman mı hazır hissetti bilmiyorum, odaya girdikten on dakika sonra gözlerini açtı. Hangi gözünün görmediğini biliyor gibiydi. Bazen,’ııııığğğğhhh’larken göz kırpıyordu.
Muhabbetin en koyu yerinde Leyla abla gülümseyerek içeri girdi.
“Naber kızlar, muhabbetinizi bölmek istemezdim ama biraz dinlenmen lazım, biz şimdi çıkalım daha sonra senin istediğin kişiyle tekrar gelirim tamam mı?”
“Iııığğğğhhh.”
“Aferin sana, böyle söz dinlersen daha çabuk toparlayacaksın İnşaallah.”
“İnşaallah inşaallah.” dedim bir Leyla ablaya bir Hilde’ye bakıp.
“Hadi bakalım Nurseli biz çıkalım.”
“Hildee, iyi dinlen… O kadar kişiden sıra bana bir daha ne zaman gelir bilmiyorum, o yüzden bir ay sonra görüşürüz.” dedim üzgün bir şekilde
“Iııığğğğhhh :).” derken gülüyordu benim aksime…
“Gülme yaaa, ciddiyim.” diyerek yalvarmaya başladım, “Biran önce toparlan odaya geç orada görüşelim.”
“Iıııığğğğhhh.” deyip sol gözünü kapattı.
Leyla abla, “Hadi Nurseli.” deyince yavaşça ayağa kalktım… Geri geri yürürken Hilde’nin gülen gözlerinden ve yüzünden kendimi alamıyordum. Dışarıya çıktığımda meraklı gözler beni gülerken görmüştü. Benim ise kalabalıkta gözlerim Selim’i aradı. mutluluğumu onunla paylaşmayı istiyordum…
Onun yerine, bana yaklaşan Elif’in kollarına attım kendimi.
Hilde’ye belli etmemek için kendimi o kadar sıkmıştım kii, Elif’e sarıldığım an zangır zangır titremeye başladım. İçeriye duyurmamak için, sessiz sessiz çığlık atıyordum. Elif ve Leyla ablanın koluna girip yürümeye başladım… Başımı Elif’in omuzlarına yatırmış, odama giderken, içeriden Selim’i ve net göremediğim Furkan’ı çıkarken gördüm.
Furkan, Doğan abiye bakmış olmalıydı. Selim, yanıma gelip beni kolumdan tutarak odaya götürürken, Furkan, “Görüşürüz.” deyip devam etmişti.
Selim, Elif ve Alp abiye heyecanla olanları anlattım. Doğan abi, ara ara sayıklamaya başlamıştı. Onun yanına oturup, “Abii, Hilde iyii, seni bekliyor.” dedim duymayacağını bile bile.
Elif, kadınlara ayrılan yere, Selim de bana su getirmek için dışarı çıktı…
Doğan abinin gözlerini kırpıştırdığını görünce, “Alp abi, uyanıyor.” deyip yanına oturdum… Elini tutup, “Abii.” dedim sevinçli haberi vermek için sabırsızlanarak.
Doğan abi, “Hildeee…” diye sayıklıyordu.
Elimi yüzüne dokundurdum. “Abiii, abiii, Hilde iyiii…”
Doğan abi yavaşça gözlerini araladı, gözleri beni duymuş gibi parlıyordu (yada ben öyle zannetmiştim) elini yüzüme koydu, gözlerime baktı, sabah sıktığı yüzümü bu sefer şefkatle tutuyordu.
Gözleri dolu doluydu. Yine, “Hildee!” deyince ağlayarak kafamı aşağı yukarı salladım “Evet abi iyii-…” derken Doğan abi beni tutup kendine çekti ve “Abiii-…” dememe fırsat vermeden dudaklarımdan öptü…
Alp abi koşup Doğan abiyi, bende kendimi geri çektim. Alp abi, “Çık çabuk seni görmesin!” deyip beni odadan çıkarttı.
…Kapıya çıktığımda elim ayağım titriyordu ama ben abime üzülüyordum. Halüsinasyon görecek kadar kötüydü. Ben o hâlde ağlarken, Selim’i de koridorda endişeli gözlerle yaklaşırken gördüm. Hemen kendimi toplamaya çalıştım. Selim, daha yanıma gelmeden, “Ne oldu?” diye sordu.
“Yok bir şey, Doğan abi yine sayıklamaya başladı bende dayanamadım.” dedim çünkü biraz önce olan şeyi söylemenin bir anlamı yoktu. Tıpkı olan şey gibi…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
•~~~~•Alp, Nurseli’yi Doğan’dan ayırıp dışarıya gönderirken Doğan’a su veriyordu. Doğan, araladığı gözleri arasında hayâl meyal Nurseli’nin çıktığını görüp. “O Nurseli mi?” diye sordu…
“Evet Nurseli.”
“Ben ne yaptım?”
“Hiiiiçççç.”
“Doğru söyle Alp, ona dokundum mu?”
“Saçmalama oğlum, ne dokunması?!”
“Oooffff Aalppp! Ben neden yaptım bunu?!”
“Unut Doğan tamam, geldi geçti, büyütülecek bir şey yok, kendinde değildin. Sayıklıyordun zaten, çok kısaydı, ben hemen çektim seni merak etme.”
“Selim… Selim nerede… Oda gördü mü?”
“Hayır Doğan, o burada değil. Sadece bizdik. Tamam unutuyoruz. Oğlum o haldeyken adam öldürsen ceza indirimi veriyorlar bilmiyo musun.”
“Of Alp ooofff, kız ne hâle geldi kim bilir, ben bi daha nasıl yüzüne bakacağım.”
“Oğlum saçma saçma konuşma, benimde bazen yanlış yönelme ile kardeşime dokunduğum oluyor, uzatmanın bi anlamı yok. Sen demiyor muydun Selim olmasa bile o benim dünya ahiret bacım oldu diyee. Kardeşler arasında ufak yanlış davranışlar büyütülmez. Sen hatırlamıyor gibi yap, ona da belli etme ki oda senden kaçmasın.”
“Nasıl olacak ooo?!”
“Hemen söylüyorum iyi dinle, o neden senin yanında durup sana dokunuyordu biliyor musun?”
“……….”
“Hilde’nin yanından geliyor.”
“Neeee!”
“Evet, sevincini seninle paylaşıyordu. Biran önce toparlan sende yanına git diyordu.”
“Hilde, Hilde nasılmış?”
“Nurseli’nin demesine göre Hakan’ın söylediği kadar kötü değil. Konuşulanı anlıyormuş, göz kırpıyormuş…”
“Görüyor muymuş?”
“Şimdilik tek gözüyle evet, ama diğeri de düzelecek inşaallah. İnleme gibi bi sesle cevap veriyormuş, Nurseli yarım saat kalmış lan, düşün artık. Hemen alışılıyor diyo. Anladın mı şimdi nasıl unutacaksın.”
“Alçı, alçısına üzülmemiş mi?”
“Bak onu bile görmemişsin. Nurseli alçısını çıkartmış.”
“Nedeenn?”
“Arkadaşının yanına girmek için, kalk sende bi duş al toparlan, görmek isteyen bal gibi bi yolunu bulup görüyoo. Hadiii…”
“Selim… Selim’e söylicekmiyiz? Saklamak istemiyorum.”
“Neyiii?!”
“Ooofff AAAlp!”
Selim, kapıya vurup, “Oooo, günaydın beyefendi. Hasta iyileşti taburcu olacak sen hâlâ uyuyorsun.” diyerek, Nurseli ile birlikte içeri girdi.
Doğan başını tutup, “Konuşma laaann, o yaptığınızı da unutmicam… Hele Furkan… Gözüme gözükmesin parçalarım.” dedi
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~
•~~~~•Nurseli,
Selim elimden tutup içeri götürmese, bir daha Doğan abinin yanına gelebilir miydim bilmiyorum.
Odaya girdiğimizde Doğan abi bacaklarını kendine çekmiş başını sıkıyordu.
Selim’le Furkan ne yapmıştı da benimle olan durumundan çok onu düşünmüştü bilmiyorum, belki de yaptığını hatırlamıyordu.
Bana dönüp, “Senin alçın nerede?” diye sormasından da anlaşılacağı üzere gerçekten Doğan abi hatırlayamayacağı bir şey yapmıştı. Uzatmak istemedim. Kolumu çok oynatmadan camdan dışarıyı göstererek “Addaaa.” dedim.
Her şey on dakika önceki gibi olmuştu. Ve ben buna çok mutlu olmuştum.
Alp abi, “Selim biz seninle şu herife bir şeyler alsak, oda yıkansın, karısı bu hâlini görmesin yazık kaçar gider yine başımıza kalır.” deyince ben tersini düşünmüştüm, acaba Doğan abi Hilde’yi bundan sonra eskisi gibi sevecek miydi.
“İnsan yükü ağır olur” derlerdi, Doğan abi bu yükü sırtlayabilecek miydi?..
Üçümüz dışarı çıkarken Doğan abi sırt üstü yatağa geri yatıp tavana baktı. Sonra da başını yana çevirip bize bakarken göz göze geldik, göz kırpmasına karşılık tebessüm ederek karşılık verdim.
~~~~~~•~~~~~~
Kadınlar bölümü hastanenin misafirhane gibi kullandığı yerdi. Nur teyze, sâriye teyze, Elif, Leyla abla Asuman abla üç yaşındaki oğlu Hilde’nin kız kardeşi, teyzesi, kuzenleri vardı. Hilde’yi görmeden gitmek istemiyorlardı. Gözüm Ayşe ve Filiz’i aradı.
Elif, “Dışarı çıktılar, biraz hava almak için.” dedi.
Hilde’yi gördüğümü bilmeyenler, kolumdaki alçının nereye gittiğini merak eder gibi bakıyordu.
Nur teyze ve sâriye teyze varken, “Hilde’yi gördüm, yanından geliyorum.” demek istemediğim için Leyla ablaya baktım. İyi ki de bakmışım. Leyla abla, “Rahat edememiş, çıkartmış.” deyince uzun zaman ayağı alçıda kalan Nur teyze, “Aaayy bilirim onu çok kaşındırıyor. Bende çok çıkartmak istemiştim.” dedi. Açıklama yapma zorunluluğumu elimden aldığı için yüzüne minnetle baktım.
Koltuğa oturup beklemeye başladım. Biraz sonra Elif bana telefonunu uzattı. Dudaklarıyla “Kulağına tut” dedi.
“Alooo…”
“Gülüm…”
“Efendim.”
“Hazır gelmişken sana da bir şeyler alalım senin üzerinde kanlı, kaç beden ne alayım?”
“Normalde bu üzerimdeki otuz sekiz beden!”
“Haaa! O zaman ben kırk alıyorum.”
“Aşk olsun Selim.”
“Ne gülüümm, hayalini kurduğum yerlerin dış görünüşü beni daha çok tahrik ediyo.”
“Alp abi yanında değil mi yaa, nasıl konuşuyorsun öyle!”
“Saçmalama kız, o erkek reyonunda.”
“Ben değilim ama.”
“Sende çık o zaman, rahat konuş.”
“Bekleee…”
“Beklerim yavruuumm, beklerim gülüüümm, beklerim öömrüüüümm ölene kadar beklerim hemde.”
“Selim, beni sinir etmee, bizde onlar gibi olmayalım.”
“N.Nasııılll?!”
“Böyle değil, Öylee… Oofff yaaa, Hilde bana kızdı zaten saçma sapan şeyler.”
“Hıııımmm, bak seeenn, kızı hasta hasta kızdıracak ne söyledin bakayım haaa?”
“Of Selim sussanaaa!”
“Biz tek düğünle halledeceğimiz için öyle olmicak merak etme. Bir de ben ilk zamanlar kuru sıkı atmayı düşünüyorum.”
“Anlamadım?”
“Yani hemen çocuk yookk!”
“Seliiiimm!”
“Neee, o kadar bekliyorum tadını çıkartmadan olmaz. Kusura bakma.”
“Selim dediiimm!”
“Ne be neee, yapamıyorum hayalini de mi kurmayalım. İstiyorum işte gülüm, hemde çok istiyorum. Bak şimdi kısık sesle bir kere söylicem kulağını aç iyi dinle. İçine boşalmak istiyoruumm…”
“Seliiimm ataaakk!”
“Yengem yanındaa, hastanedesin dee, atağını da s.kerim seni de s.kerim.”
“Yaaa, sen hani küfür etmiyodun.”
“Bu küfür değil ki, sana yapacaklarımı söylüyorum… Peki tamam sen söyle, ne söylim?”
“O şeyin bir sürü adı var onlardan birini söyleye bilirsin.”
“Meselaa?”
“Iıııımm, şeeeeyyy!”
“Neeeyy!”
“Şey işte, şey!”
“Haaağ, atağını da şeydim seni de şeydim!”
“Oooffff tamam bu da kötü, sen hiçbir şey söyleme.”
“Neden yaa, karıma… ileride ki karıma bunları söyleyemicek miyim yani?”
“Onu o zaman düşünürüz şimdi söyleme.”
“Nedeeenn?”
“İstemiyorum da ondan.”
“Sulanıyor musun?”
“Selim, gerçekten biraz daha uzatırsan kusucam, rahatsız oluyorum yapma lütfen.”
“Tamam tamam özür dilerim.”
~~~~~~•~~~~~~
Telefonu kapatmıştım ama hala kapalı ekrana bakıyordum, ben neden böyleydim. Düşüncelerim de O’nu çok arzulamama rağmen konuşurken neden rahatsızlık duyuyordum.
Oysa çevremde iki haftalık sevgililer bile neler yaptığını anlatıyordu. Evet onlar gibi olamazdım aile örf ve adetlerimize uymazdı ama konuşup hayalini kurmak neden beni rahatsız ediyordu. İçim daralmış bir şekilde telefonu sahibine verip, “Dışarı çıkıyorum” dedikten sonra oradan ayrıldım.
Elif’te yengesine haber verip yanıma geldi.
Elif’i, Selim’in kardeşinden ziyade arkadaş gibi gördüğüm için konuşmak istemiştim ama sonra harflerim dilimin ucundayken geri yutmuştum.
Elif anlayıp, “Ne oldu?” diye sordu. Her ne kadar inkar etsem de ısrar etti.
Bende üstü kapalı abisinden utanmaması için, “Siz Engin’le ne kadar ileri gittiniz?” dedim, bir yandan da inşaallah bunu ikinci defa söyletmez diye dua ediyordum. Her zamanki gibi bu duam da kabul olmamıştı ve Elif “Anlamadım” dedi.
İkinci defa söylemek istemediğim için “Unut gitsin boşver.” deyip geçiştirmek istedim ama o söylediğimi değil ne maksatla söylediğimi anlamadığını söyledi.
“Ne konuda ne kadar ileri gittik, anlamadım?”
“Yani yakınlaşma ve konuşma.”
“Hıııımm, şimdi anladım. Yakınlaşma hiiiçç olmadı. Konuşma da üstü kapalı bir iki defa.”
“O bir iki de çok özel değilse neydi?”
“Değil canım. Ben dini nikahı hemen istedim, onun yanına rahat çıkmak için. O da ‘beni şuan dizginleyen o, düğüne kadar erteleyelim.’ dedi diğeri de ‘yatak çok dar olmasın, ben deli gibi yatıyorum sana vururum’ dedi.”
“Bu muu?” dedim küçümser gibi bakarak, “Bu kadarcık mı?”
“Biz daha yeniyiz yengecim, sizin gibi iki yıllık değiliz belki de o yüzdendir.
“Yani Engin’de konuşur mu ileri de.”
“Abisi evlenmez siz öne geçin derse ilerisi olmadan direk düğün olacağı için bilmiyorum ama şuan gördüğüm kadarıyla benden çok utanıyor, abim gibi değil.”
“Abin?”
“Selim abim, o ilk zamanlar böyle değildi ama şuan anneme ve bana rahat konuşuyor.”
“Mesela?”
“Aramızda kalsın mı?”
“Tâbi kii.”
“Geçen yatakta otururken bi iki zıpladı, anneme de bunu değiştirelim dedi.”
“Hiiii’iii!”
“Sen hâlâ annemlerle oturma konusunda kararlı mısın?”
“Tâbi kii, yani inşaallah abin pişman etmezse.”
“Ama pişman edecek gibii?”
“Sormaya utanıyorum ama nedeenn?”
“Onun odasının balkonu var, geçen gün burası banyo olsa oda rutubet alır mı diye sordu.”
“Yookk ebesi-…”
“Bizde erkekler sabah banyo yapmaz bilmem biliyor musun?”
“Biliyorum.”
“Yanii banyolar sıklaşınca anlaşılsın istemiyor gibi.”
“Banyo annenlere mi yakın.”
“Evin planını söylersem üzülürsün.”
“Yaaa hayır yaaa,”
“Salonun yanı mutfak, onun yanı banyo, onun yanı annemlerin oda, onun yanı Kaan’ın oda onun yanı Selim abimin oda yanda dış kapı sonra ufak bir koridor var, orada bir misafir odası bir VC li banyo, alaturka tuvalet ve benim odam var.”
“O ne yaa, tren lokomotifi gibi.”
“Sıralı değil yaa, kapılar çaprazlı kare evde olduğunu düşün. Babam İstanbul’a gelince özel yaptırmış, benim koridora kapı takılsa ayrı bir daire olabilir.”
Hastanenin çevreyi iki tur dönmüş sonunda yine girişe gelmiştik, “Gel bi Hilde’nin oraya bakalım.” dediğimde “Benim de aklımdaydı gidelim.” dedi.
Sıramı savmıştım ama doyamadığım için yüzsüzlük ediyordum. Aslan abi kapıda bizi görünce yanımıza geldi.
“Naber kızlar?”
“İyi abi. nasıl, var mı bi gelişme?” diye atladım Elif’in de yerine…
“Biraz önce beslediler.” derken üzüntülüydü
“Nasıl yemek mi yedi?” dedim onun aksine sevinçle.
“Yok kızım bee nerdee, inşaallah bir gün oda olur. Burnundan…” derken üzgün ifadesi devam ediyordu.
Elif, “Burnundaki şey o muymuş?” diye ortaya sorunca ben cevapladım. “Ya boğazını deliyorlarmış yada burnundan hortum.”
Elif: “Offf, neden bağlı peki?”
“Titreme olur, o kabloları çıkartır diye falan.” deyip Leyla abladan duyduğumu söyledim.
Biz artık konuşacak hâlden düşmüş önümüzdeki fayanslara bakıyorduk .
“Üzülmeyin helee, çok şükür canı tende, bu da geçer ya huu!” diyen Alp abiye baktım…
Ben artık ağlamak istemiyordum.
“Ayşe’ler nerede?” diye sordum
“Kantine gittiler.” dedi
Birlikte kantine yürüdük yavaş ve düşünceli bir hâlde.
Kantine girdiğimizde yüzümüze bakan, yine Hilde’nin yanına gittiğimizi anlardı. Filiz’lerin oturduğu masanın yanında Selim Alp ve Doğan abi oturuyordu.
Doğan abi homurdanıp bakışını kaçırmıştı. Ne oluyordu yaa, vicdan mı yapmıştı. Unuttuk işte be adam ne bu trip.
“iyii” deyip, bende başımı önüme eğerek ilerlemeye çalışırken, elinde üç bardak çay olan biriyle çarpışmadan, onun refleksi sayesinde kurtuldum.
“Hop hop hooopp, ammaann! dikkaaatt!”
Bana dökülmediğinden emin olunca devam etti.
Yansam nasıl olurdu acaba, azıcık ucundan yansam, istediğim kadar burada kalabilir miydim. Kafamı “bu kimdi” diye kaldırdığımda Selim’in meraklı bakışları ile karşılaştım.
Merakımı içime saklayıp Elif’le masaya yaklaştık. Doğan abi bize dönük olduğu için Elif’i onun karşısına gelen sandalyeye yönlendirdim bende erkeklerin arkasında kalan sandalyeye oturdum.
İlk kaçan Doğan abiydi, yapacak bir şey yok, kendimi bu hâlinde gözüne gözüne sokmaya ne gerek vardı.
Elif’e biraz önce beni yakmaktan son anda kurtaran kişiyi işaret ederek, “kimdi?” diye sordum. Kısık sesle, “Furkan abi” desede, Furkan arkadan duymuş, “Efendim.” diyerek bize dönmüştü.
Selim’in kıskanıp bir metre yakınında görürsem öldürürüm dediği adam ile şuan neredeyse sırt sırta oturuyor gibiydik. Aramızda da bir metreden az vardı.
Elif bana söylemiyormuş gibi, “Nasılsın abi?” dedi
“İyiyim Elif’ciğim sen nasılsın?”
“Aynı işte… Yasemin nasıl?”
Yasemin’mi? son zamanlarda bu ismi bir kere daha duyduğum ve kötü bir şekilde duyduğum için afallamıştım, başımı sağa çevirdim, çenem köprücük kemiğime dokunacak kadar geriye döndüm, ne cevap verecek diye Furkan’ı dinlemeye başladım.
“İyii, ne olsun. Bebek mi onu büyütüyor o mu bebeği bilmiyorum, geçen onunla ağlıyordu.” dedi
Elif: “Kıyamam yaa, daha yeni ya o yüzden, ileride alışır merak etme.”
Bildiğim kadarıyla hastanede bekardı, ne ara evlendi dee çocuğu oldu diye düşünmüştüm.
“Selam söyle.”
“Aleykümselam.”
Filiz, karşımda somurtuk bir şekilde oturuyordu. Büyük ihtimalle, Hastaneden sonra onunla telefonda görüşmemiz de sıklığını kaybedecek ve tamamen bitecekti. Onun bakışlarından bunu hissediyordum.
Beni kıskandığını düşünmek istemiyordum kii zaten hiçte kıskanılacak bir hayatım yoktu…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Doğan, banyosunu yapıp Selim’lerin aldığı kıyafetleri giydikten sonra Hilde’nin yanına gitti. Hakan’a perdeyi aralamasını söyledi. Nurseli onun yanında yarım saat kalabildiyse herkes görebilirdi.
İlk defa onu perde arkasından uyanık görüyordu. Hilde, perde arkasını seçemediği için normalde yaptığı gibi sorulara “ııııığğğğhhh!” diye karşılık veriyordu.
Hemşire, büyük bir şırıngayla çırpılıp sulandırılmış yoğurdu Hilde’nin burnundaki hortumdan içeriye gönderiyor Hilde boğuluyor ve kusuyor gibi zorlanıyordu.
Doğan dişlerini sıktı, ellerini camın üzerine koyup başını cama dayadı. Kafasını cama vurmamak için kendini sıkıyordu. Selim ve abisi omuzuna dokunup güçlü olması gerektiğini söyler gibi sıkıyorlardı.
Doğan, abisine dönüp, “İnanmadım abii, ona inanmadım, bana ‘tut’ dedi tutmadım yalancı çobana inanmadım. ‘Yemezler’ dedim. Oysa ki kına gecesinin sabahında kucağıma yığılmıştı. Ben Hilde’ye inanmak yerine ona inanmadım. Ben bu vicdan azabıyla ne yapacağım.” dedi
Selim, inatla kendine bakmayan Doğan’a, “Bi kadın varmış, bu kadının bi bebeği olmuş. Bu kadın bu bebeği o kadar çok sevmiş o kadar çok sevmiş ki, kendinden bile geçmiş. Herkesten herşeyden çok sever olmuş…” deyince Doğan, “Senin gibi mi?” dedi
S: “Benim gibi, Nurseli gibi, senin gibi.”
D: “Sence ben kendimden geçecek kadar mı sevdim.”
S: “Bunu bana değil kalbine sor.”
D: “Aaabiii sen söyle, ben öyle mi sevdim.”
A: “Doğan, bunca zamandır kardeşimsin ben seni ilk defa böyle görüyorum.”
D: “Sen ne bileceksin ki, sanki kaç yıldır yüzümü gördüğün mü var “
S: “Ben kaç yıldır seni görüyorum ama.”
D:”Sen sus da devam et, ne olmuş sonra.”
S: “Bu kadın bir gün yine kendinden geçmiş aşk ile yavrusunu sevip koklarken birden içine bir ürperti gelmiş ve ya Rabbi bu evladımın sevgisi senin sevginin ötesine geçmişse al onu benden, bu günah şirk vesilesini hz İbrahim’in talebesi benim de şefaatçim eyle. Demiş.”
D: “Eeee sonraaa?!”
S: “Bir bakmış bebeği kucağında yavaş yavaş ruhunu teslim ediyor. Hemen Tevbe edip secdeye kapanmış.”
D: “Doğru mu lan buu?”
S: “Babam anlatmıştı. Ona sor. Onu, bizden daha çok sevdiğini herkesten çok sevdiğini söylemişti. ‘Rabb’im de onu benden aldı, siz siz olun kimseye aşırı derecede bağlanmayın’ dedi.”
İleriden Furkan yanlarına gelince Doğan tekrar matem havasına girip oradan ayrıldı. Selim’in yüzüne bakamıyor gibiydi. Selim ise olanlardan habersiz peşlerinden gitti. Kantine geldiklerinde Alp masada oturmuş yan masadaki kızlarla konuşuyordu. Furkan, Selim ve Doğan’a, “Siz geçin ben birer çay alıp geliyorum.” dedi.
Doğan, dalgın dalgın bakarken Alp alttan ayağını dürtmüş kendine gelmesini işaret ediyordu. Kapıdan Nurseli’nin girdiğini görünce, “Haahh yalancı çoban da geldi.” deyip başını eğdi. Şuan ona karşı mahçup olsa da içinden hâlâ kızıyordu.
Furkan, Elif’le konuşup önüne bakınca Doğan Selim’e, “Ben galiba çok kötü bir şey yaptım Selim, suçsuz olabileceğini düşündüğüm biri şuan hapiste. Git o olayı aydınlat.” dedi
Selim: “Ne olayı hayırdır?”
“Sen vurulduğunda bir vaka gelmişti, olay yerine biz gittik. Adam şoktaydı karısı ölmüş. Ev darma dağınık komşular bağırma sesleri duyduklarını falan söylediler. Adamı nezarete attık, sustu sustu sustu sonra da ben öldürdüm dedi bende mahkemeye sevk ettim.”
Alp: “Eee ne var bunda itiraf etmiş atmışsın işte.”
“Öyle mi Alp, iyii ‘yaptım’ dedim diye beni de atın hapse, delil yok bulgu yok şahit yok sadece benden bir an önce kurtulmak için yapılmış bir itiraf var. Selim git olayı aydınlat.”
“Hilde biraz daha toparlansın giderim.”
“Nişan yok mu zaten git işte.”
“Ertelemeyi düşünüyoruz.”
“Saçmalama, nişanı ertelemeyin. Bir de gençlerin hevesini kırmayalım.”
“Bu şekilde nasıl gideyim kii?”
“Nişanı ertelerseniz bi iş iki olacak, o yükten kurtul ki oraya bağın kalmadan gel git.”
Furkan: “Doğan haklı Selim, erteleme ki bir ayağın burada olsun. Hem içinde rahat eder, kendimden biliyorum vallaa.”
Selim: “Eee ne yapcaaazz bu yalancı çoban gelmez ki.”
Alp: “Sen onu bırak, biz gidelim sonra Doğan bindirip gönderir. Değil mi Doğan aabisii?”
“Hıııııı aynen!..”
Dalgın dalgın masada duran şeker tabağına bakarken bir an İstanbul’a gitmiştim.
Aynı bu şekilde oturmuş çay içiyorduk, tek fark Elif ve Ayşe yerine Hilde ve arkada çalan şarkının son kısımlarını dinliyor oluşumuzdu.
Hilde, dinlerken şarkıda geçen, “Duman” kelimesini “Doğan” anladığını söyleyip gülmüştü.
İçlerinde en güzel sesli ben olduğum için şarkının sözlerini açıp, “Bunu söyle ama duman yerine Doğan desene.” diyerek bana vermişti. “Sonra yaparım” demiştim.
Bir iki deneme sonrası yapmaya çalışmıştım ama ona söylemek kısmet olmamıştı. Kim, durup dururken “Gel sana şarkı söylim” derdi kii, keşke söyleseydim…
Hilde’nin “yapalım” yada “yap” deyipte yapamadığım ne varsa yapmak istiyordum.
Bi ablanın babası vefat ettikten sonra kalp sıkışması şikayetiyle doktora gitmiş, doktorun ilk sorduğu, “Babanız ile nasıldınız, size bir şey söyleyipte yapmadığınız yada ertelediğiniz bir şey varmı?” Olmuştu.
Kendisi düşünürken hemen beyi cevap vermiş, hayır asla, dediğini anında yapan biriydi.
Doktor o zaman, “Güzel!” demiş “Eğer böyle bir şey olsaydı vicdanınızdan olacaktı ve benim size yapacak bir şeyim olmazdı ama üzüntü çarpıntısının tedavisi var.” (Gerçek alıntı)
Bende şimdi vicdan yapmaya başlamıştım herhalde. Kısık sesle, sadece iki masaya duyuracak bir sesle şarkıyı mırıldanmaya başladım.
Denizin ortasında mavi bir sandal gibi
Ben sende kaybolmuşum da nerdeyim bilemedim.
Hiç mi beni sarmaz ki, adaletli bir rüzgar
Savruldum vira vira da azizce sevilmedim
Çok zor firar firar gizli saklı biri var
Her dem Doğan Doğan vay halimiz vay anam
Ben nerede sen nerede yorulmuşuz seve seve
Ben ellerde sen ellerde hiç olmuşuz bile bile
Ben nerede sen nerede yorulmuşuz seve seve
Ben ellerde sen ellerde hiç olmuşuz bile bile
Doğan abinin arkamdan, “Bilerek yapıyor abiii bırak!” deyişini duyup sustum. Elimi yüzüme kapatıp ağlamaya başladım.
Selim, yine arada kalmış gibiydi. Diğerleri Doğan abiyle giderken Selim beni kendine çekmişti, ayakta olduğu için başım, karın kaslarına değiyordu…
Selim’ler, akşama doğru iki arabayla yola çıktılar. Elif kalmak istemiş, “Nişanı erteleriz.” demişti ama Selim kabul etmemişti.
Büyük ihtimalle ben gidemeyecektim ve umduğum teklifte ertelenecekti. Şuan en son istediğim bu teklifti, Hilde olmadan içim buruk olur zevki çıkmazdı…
Nur teyze tam bir Osmanlı kadını gibiydi. Gelin kaynana toprağından yaratılmış sözünü ilk kez bu kadar bariz görüyordum. Resmen, Nur teyze Hilde’nin yaş almış hâliydi. Asuman abla da benziyordu ama Hilde kadar değil. Nur teyze, Hilde’nin annesinin ben yapamam, dayanamam diyerek yapmadığı besleme görevini üstlenmişti…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Hilde, ertesi günü Nur hanımı görünce ağlamıştı ama kayınvalidesi kendine has yöntemle susturmayı başarmıştı.
“Hele helee toprağhh başımaa, Allah beni elden ayağa düşürmeyeee, demek ben böyle olsam benden yükleneceeğnn hee, Allah gelin verüse de hayırlısını versin, gı bu yaştan sonra gızım olacağı kesin olsa doğurudum, bittek kendi doğurduğum bahar baağğ anladık.”
Hilde, itiraz eder gibi. “ııııığğğğhhh” desede Nur hanım dinlemedi.
Ben Asumana da güvendiydim emme sen olunca beni bu gız pekler dediydim. Neydiiimm benim de gaderim böyleymiş, Allah’ım da bi gız vermedi ki yük olmayayım.”
İtiraz eder gibi. “Iııığğğğhhh…”
“Heee, ne diyoonn… Ben anan gibi olamam onu mu diyon?”
Üzülür gibi. “Iıııığğğğhhh…”
“Yoğh muu?”
İtiraz eder gibi. “Iııığğğğhhh…”
“O zaman uslu bi gız ol ve beni dinle. Bağh orada oğlum yanına gelmeyi bekliyor. Sarı öküzüm ineğini özlemiş…”
Kabul ederek. “Iıııığğğğhhh…”
“Benim kızım olmadı hiç, çok istediydim. Saçlarını örem, elbise dikem. Ellerine gınalar yaham. Ben iki gına yaktım biri eltine biri sana, o bana evlat oldu. Sen bana gız ol bende ona olduğum gibi sana ana olayım olmaz mı. Benim göşemde başına bu bela geldi benim göşemde iyileş olmaz mı?”
Kabul eder gibi. “Iıııığğğğhhh?..”
“Ben sarı öküzü de ananları da hallederim, sen iste yeter ki.”
“Iıııığğğğhhh…”
“İyii, şimdi sana bunu vereyim, ananın sütünün yerini dutmaz ama bende seni bebek gibi besleyeyim olmaz mı?”
“Iıııığğğğhhh…”
“Kendi gibi huyu da güzel gızıımm, ha bu anan gurban olsun sanaa…”
~~~~~~•
Doktorun muayene etmemiz lazım dediği Hilde’ye bebek haberini de yine Nur hanım vermişti.
“Sen şimdi dedikodu sevmezsin he mii?”
“Iıııığğğğhhh…”
“İyii ben yapayım sen dinle o zaman.”
“Iıııığğğğhhh?”
“Bu eltin var ya bu eltiinn…”
“Iıııığğğğhhh?!.”
“Gelin gaynana eltini çekiştirek biraz, bunlar beni hiç dinlemezdi. Başına buyruk. Yap diyom yapmiiğğ yapma diyom yapiğğ. Gız bacım neydiiim, ellerine hapı neyim de mi ben vereyim.”
“Iıııığğğğhhh?..”
“Bunlar ilk günlerinde, dedim gençde olsa bilirleerr, bizim gibi deeller kii okumuş mektebini görmüşler. Yooohh! ben öyle dememişim, siz bostana danayı salın sonra da annee ben çok kötü bir şey yaptım.”
“Iıııığğğğhhh!”
“He hee, o eltin benim gibi gaynanayı zor bulur. Ben eccük beklerler dedim, üstlerine gitmiym dedim. Arkalarından atlı govalıyo gibi daha okul bitmeden yüklendi buzağıyı.”
“Iıııığğğğhhh.”
“Gız diyom yaa, bilirler sandım, ne bileeemm, normalde sabah okula akşam yanıma gelirlerdi. Bi baktım gız getti gelmiiğ. Dedim Aslan bu gız nerde. Dedi ana burada inek gohuyo diye midesi bulanıyormuş. Gız etmen eylemen, ilk geldiğinde gül mü gohuyodu yine mayıs gohuyodu. Dedim, bu gız ya köprüyü geçene gadar dedi yada o köprüyü birileri geçti…”
“Gülerek) “Iıııığğğğhhh.”
“Gülme gülmeee, düşman başa, ha buralara yahın yerde amcanlar oturuyoo. Oraya gidtim. Güzelce yıhandım ahlandım pahlandım gidtim ohula. Gantin midir nedir oturdum.
Eltin geldi. Dedim yemeğe gidek, şu yemek listesi yoh mu, neye bahsa “ööğğhh” neye bahsa “ıııyyy” dedim galk oradan! Sağa yemek memek yohh! sen almışsın alacağını! doğru götürdüm dohtora, dedim bahh buna.
Demez mi iki aylık, gız gızım insan gendini de mi bilmez, gecihmedin mi diyom, yoh benim ki düzensiz oluyo diyoo, e diyom miden neyim de mi bulunmadı. başında mı dönmedi, beş yaşındaki çocuklar bile filmden göre göre ezberliyo sen bi de ohumuşsun…”
“Iıııığğğğhhh… ııııığğğğhhh… Iıııığğğğhhh…” Hilde, inliyor bir yandan da gözüyle karnını gösteriyordu.
“Şiiiişşşş sakin ol. Kızım dur helee!”
“Iıııığğğğhhh… ııııığğğğhhh…”
“Bir şey mi var, karnın mı ağrıyor?”
Kaşlarını kaldırıp, “ııııığğğğhhh… ııııığğğğhhh…”
“Tuvaletin mi var?”
Kaşını kaldırarak, “ııııığğğğhhh!”
“Bağğ baahh yoksa bir şeyden mi şüpheleniyosun?”
Gözlerini yumarak. “Iıııığğğğhhh…”
“Tamam, ben gideyim bi sorayım seni muayene etsinler olur mu?”
“Iıııığğğğhhh…”
“Hadi sen canını sıkma varsa da başımızla gözümüzle he yavrum…”
“Iıııığğğğhhh…”
~~~~~~•~~~~~~
Hilde, bu kadından daha çok şey öğrenecekti. Bi bebek haberi bu kadar dolandırılarak ve kendi hissetmesi sağlanarak verilemezdi. Şanslı olduğunu düşünüp kendi kendine, gülerek, “ııııığğğğhhh.” demişti.
Doktor Hilde’yi muayene etti, döllenme olmuş ama bebek rahimde yoktu. Doktor tahlilerine bakarak Hilde’ye durumu anlattı.
“Evet, Hilde’ciğim kan değerlerine göre hamilelik var ama henüz rahimde kese oluşmamış, bu da bebeğin hâlâ yumurtalık kanalında olduğunu gösterir. En geç bir iki hafta sonra netleşir, o zaman tekrar görüşürüz tamam mı? Moralini yüksek tut. Her hastalıkta olduğu gibi bunda da moral çok önemli.”
“Iıııığğğğhhh…”
“Güzel, anlaştığımıza göre bana müsade iki hafta sonra görüşürüz.”
“Iıııığğğğhhh.”
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Doktor yanımıza geldi, herkes merakla sonucu beklerken, Doğan abinin yüzünde bi hoşnutsuzluk vardı.
Ona bunu yapanın kendi ve kendinden bi parça olduğu için vicdan yapıyor gibiydi.
“Öncelikle geçmiş olsun. Hilde hanımda gebelik söz konusu ama buna bebek demek için çok erken…”
Doğan abi midesi bulanıyor gibi, “Ne dememiz lazım peki?” diye sorunca doktor devam etti.
“Öncelikle, Hilde hanım sizin gibi karşılamadı bunu söyleyeyim. Kendisini gayet güler yüzlü ve heyecanlı gördüm. Sizin aksinize.”
“Aaaa, ben öyle mi duruyorum, hâlbuki mutluluktan ağlamak üzereyim. Havalara uçacağım neredeyse.”
“Bu günler geçtiğinde ve eğer hamilelik devam ederse…”
“Etmicek, boşuna çenenizi yormayın. Alın.”
“Ben anlaşılamadım herhalde, Şuan rahimde alınacak bebek yada başka bir şey yok.”
“Ne demek o yaaa, hani hamileydi?..”
Asuman abla geldiğimiz günden beri Doğan abinin yanına gelip onunla ilk defa konuşmuştu.
“Doğan, hamileliği on katlı bir bina düşün. Asansörle çıkıp merdivenlerden inilen bir bina. O şey her neyse asansörle çıkmış, merdivenleri inmeye başlamış, girişe gelmeden de bebek mi başka bir şey mi olduğu anlaşılmaz, onu demek istiyor.”
“Ne olabilir mesela?”
Doktor: “Dış gebelik olabilir, boş gebelik olabilir, normal gebelik olabilir. Bazen sadece kese olur bebek oluşmaz, o zaman keseyi alır hamileliği sonlandırırız.”
“Yani her türlü hamile?”
“Aynen!”
“Ne zaman alabilirsiniz peki?”
“Hilde hanımın durumu kötüye giderse, hamilelik olması gereken seyirde gitmezse yada siz Hilde hanımı ikna ederseniz o zaman gebeliği sonlandırabiliriz. Şuan kendi kararlarını verebilecek durumda olduğu için tek başınıza karar veremezsiniz.”
Doğan abinin yüzündeki sinir bile, karşısındakini dövmeye yetiyordu. Biliyordu ki bu durumda hiç bir şekilde kendi istediği olmayacaktı. Obanın hatunu ne derse o olacaktı.
Üçüncü gün olmuş hemen hemen herkes Hilde’yi kısa kısa ziyaret etmiş ama Doğan abi hâlâ girmemişti. İkisi de hazır hissetmiyor gibiydi. Hilde’nin bulanık gören sol gözü de net görmeye başlamıştı. Artık camın arkasından onun silüetini görüyordu. Doğan abi Hilde gözünü açana kadar izliyor, Hilde uyanınca arkasını dönüp cama yaslanıyordu…
… O gün bakışını benden kaçırmıştı ama sonrasında eski hâline dönüyor gibiydi.
Bu adamın da gel gitleri olduğunu düşünmeden edemiyordum. Bu sefer de Filiz’e çatıyordu. İstanbul’a gidip evi kapattırmak istiyor, Filiz ise o eve girmek istemiyordu.
Aslında kimse istemiyordu.
“Doğan! kendi yapamayacağın şeyi bize yıkamazsın. Hilde’nin en büyük hayali o evde, o balkonda çiçek yetiştirip çocuk büyütmekti. Sen en yakın arkadaşımın hayalini benim aracılığımla yok etmeye çalışıyorsun.”
“Abi Filiz haklı, Hilde o ev satılsa kredi çeker alırım diyordu. O bağı kopartma!” demiştim ama kaderin bağladığı kollarını, kendide bağlamış oturan abim yine dudaklarının içini kemiriyordu. Son ve itiraz edilmeyen fikir Aslan abiden gelmişti.
“Peki, tamam kızlar, evi kapatmıyoruz. Birlikte gidelim alınacak ne var ne yok
getirelim, bende ev sahibiyle konuşayım satarsa alırız yatmazsa bir yıllık kirayı verir geliriz.”
Abim: “Abi, nasıl alacaksın yaa, para mı var?”
“Burada senin arsan yok muydu?”
“Vaaarrr?..”
“Ona talibim, eve karşılık arsayı bana ver. Merak etme seni madur etmem üstü neyse de veririm.”
“Abi, gözüm ne yerde ne toprakta, al istiyosan hiç bir şey verme.”
“Tamam bu sözü anlaşma olarak kabul ediyorum. Yarın ne Perşembe, bu gece sabaha karşı çıkalım, size iki gün yeter mi?” dediğinde içim ürpermişti.
“Abi bende mi gideceğim!” dediğimde muhatabım olan Doğan abi kızgın kızgın bakmıştı. Önceden ara ara sade abi dediğim Doğan’a artık sadece abi diyordum. Ben isimsiz abi diyorsam sadece o bakıyordu. İkimiz de bu durumdan çok hoşnuttuk.
“Ne demek bende mi gideceğim, özellikle sen gideceksin.”
“Ama nedeeenn?”
“Nişaaann?”
“Abi, nişanın sırası mı şimdi?”
“Hayat devam ediyor kızım, tamaam. Ya hem gidin de hatunumla bi baş başa kalayım. Balayımızın tadını çıkartalım.”
Abim, başını önüne eğdi, burun duvarlarında birleştirdiği baş parmağı ve işaret parmağını göz altlarında açıp kapatarak masaj yapıyordu, artık bizim yanımızda ağlamadığı için göz yaşlarını bu şekilde götürüyor olmalıydı. Yada ağrısını bu şekilde azaltıyordu…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Selim İstanbul’a gelir gelmez duş almış üzerini giyip merkeze gitmişti. Acele bir şekilde Doğan’ın “aç” dediği dosyayı incelemeye başlamıştı. Maktul Nergis Yıldırım ve katili Mustafa yıldırım.
Selim, dosyayı inceleyip ertesi günü hemen olay yerine gitmişti, Doğan’ın dediği gibi orayı gören ne bir kamera ne de görgü tanığı vardı. Çevre binalara bakındı, olayın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmişti.
Belki de taşınan, yeni gelenler bile olmuştu, ona rağmen bütün dairelerin ziline basıp görüşmek istedi.
İki günü sırayla komşularla görüşerek geçirdi. İki dairenin ev sahipleri olaydan sonra taşındığını söylemişlerdi.
Önceki oturanların adresine ulaşmak istedi. Bir tanesi emekli bir memurdu ve evini kiraya verip memlekete gitmişti.
Diğer evin sahibi ise olaydan altı ay sonra taşınmış izini de tamamen sildirmişti. Selim isimlerinden arattırıp yeni adreslerini buldu.
Ertesi sabah eve gitmiş ama kapıyı açan olmamıştı. Komşuları bebeklerinin hasta olduğunu doktora götürmüş olabileceğini söyledi.
Selim, o günde eli boş merkeze gelmişti. Doğan’ı arayıp Hilde nasıl diye sorduğu an “Bir şey var mı?” diye soruyordu.
Bugün de bir şey yok diye aramak istemedi ama iğne ile kuyu kazmak gibiydi. Belki de o komşulardan da bir şey çıkmayacaktı.
Mustafa ve Nergis’in yakınları ile görüştü.
Nergis’in babası damadı içeriden çıkar çıkmaz öldürecekmiş gibi kinliydi. “Bize söylemedi alçak, sorunları varmış, Allah’ın belası kızıma kıydı, bende onu geberteceğim.” diyordu.
Mustafa’nın ailesinin evine gittiklerinde onlar da oğullarının böyle bir şey yapmayacağını söylemişti.
Selim, Mustafa’ya ait eşyalara bakındı, ikisinin de eskiye ait sadece resimleri kalmıştı. Ortak bir nokta bulma ümidiyle, resimleri alıp merkezde incelemeye başladı…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Perşembe günü sabaha karşı Aslan abi ve Filiz’le yola çıkmıştık. Planımızda direk eve gidip kıyafetleri toplamak, eşyaları çarşaflamak dolabı boşaltmak vardı ama kapıya geldiğimizde ikimiz de merdivenlere oturup içeriye girememiştik.
Filiz benden, ben Filiz’den destek almaya çalışıyorduk ama ikimiz de bunu birbirimize yapacak güçte değildik.
Filiz, belki de beş gündür içinde tuttuğu, haykıramadığı şeyi hıçkıra hıçkıra söylüyordu.
“Keşke karışmasaydım, keşke sebep olmasaydım. Çok pişmanım.”
~~~~~~•~~~~~~
Bizi eve girdiremeyince Aslan abi Selim’i aramıştı. Selim, merdivenlerin başında bizi öyle görünce bir süre bir şey söylemedi.
Sonra da birlikte ev sahibi ile görüştük. Ev sahibi teyze Hilde’nin öyle olduğunu duyunca fenalaşıp bayılmıştı.
“Benim kimim kimsem yok yavrum, git bi emlakçı çağır, evin ederi neyse verin yeter. Ben o kızlar gibi kiracı bulamamıştım şimdi de komşum olsun. Benim emeklim bana yetiyor. Fazlasında gözüm yok.” deyip evi satmayı da kabul etmişti.
Daireye indiğimizde: Selim, anahtarı sallayıp “Arkadaşının evine ilk kim misafir olmak ister.” deyince ağlayarak el kaldırdık.
Kapıyı Filiz açtı.
Daha kıdemli olduğu için onun önden girmesine müsaade ettik.
Biz Hilde’nin kıyafetlerini öpe koklaya valizlere yerleştirip odadan çıktıktan sonra Selim’le Aslan abi de abimin eşyalarını toplamaya girdiler…
Kim bilir bir daha ne zaman bu evde bu balkona çıkıp yine mutlu mesut çay içip çekirdek çitleyecektik.
O gece, o evde kalamayıp bizim eve gittik. Selim, Aslan abiyle oturma odasında yattı. Cuma sabah yine erkenden kalkıp dört elden eşyaların üzerini kapattık.
Bozulacakları kutuyla bagaja koyduk. Ev mobilya ve şarküteri mağazası gibi kalmıştı. Anahtar ikimizde de vardı ve Aslan abi ev sahipleri gelene kadar bizde kalmasını istedi.
Hafta sonu yollar kalabalık olur diye, Pazartesi için tekrar plan yaptık.
Aslan abi de Elif’in nişanında bulunmak istiyordu.
Başım çatlar bir halde eve gelip sırayla duş alarak oturduk. İkimiz de hasta olmak istiyor gibiydik.
Ertesi günü nişan vardı ve Selim bizi almak istediğini söylemişti. Galiba biz nişana gitmemek için hastalanmak istiyorduk.
Yine benim duam kabul olmamıştı, Filiz nezle olmuş bense turp gibiydim. Neden istemediğim zaman hasta olup, istediğim zaman olamıyordum kii, bedenim bile benimle maytap geçiyordu.
Teke düştüğüm için ilk planıma geri döndüm. Atakan’ı arayıp sabah beni almasını istedim.
Engin’in nişanlısını, yani maalesef benimde kardeşimi alıp salona bıraktıktan sonra, ailemle görüşüp Elif’in nişanına gidecektim…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Cuma günü gelin evinde bir telaş hâkimdi. Elif, her ne kadar ertelemek istese de abileri kabul etmemiş Doğan’a hak vermişlerdi.
Hakan’da nişandan bir hafta sonra tekrar Hilde’nin yanına gidecekti. Elif, türbanını ütüleyip tek asacak yer olan abisinin odasına geldi. Diğer odalarda babadan olan büyük kuzenler vardı.
“Abi gelebilir miyim?”
“Gel geeell.”
“Bunu asıp çıkacağım.”
“Rahat ol, sıkıntı yok.”
“Nasılsın?”
“İyiyim.”
“Ne yaptınız, nasıl geçti?”
“Bitti gibi, bittik gibi desem daha doğru olur.”
“Hıııımm, zor olmuştur.”
“Öyleee!”
Elif, çıkıp çıkmamakta kararsız kalınca Selim yanını işaret ederek, “Otursana!” deyip devam etti… “Sen nasılsın?”
“Boşlukta gibiyim abi, sanki bi uçurumdan düşüyorum ne şekilde ineceğim bilmiyorum. Yere çakılacak gibi hissediyorum.”
“Heyecandandır. Yarın akşama bir şey kalmaz.”
“İnşaallahhh…”
“Sen bir şey daha söylicek gibisin.”
“Teklif iptal değil mi?”
“E yaaaniii!”
“Üzüldüm. Üç heyecanı aynı anda yaşarım zannediyordum.”
“Üç?!”
“Nişan, teklif vee…”
“Veee?!”
“Selin!”
“Selin mi?”
“Evet abi, Selin de geliyormuş. Engin söyledi.”
“İyi, gelsin bakalım. Yengesiyle tanışırlar.”
“Küçüklük resimlerimizden başka bir şey yok, yüzünü hatırlamıyorum bile!”
“Gözler değişmez demişler, bakalım değişmiş mi?”
“Ben onu bile hatırlamıyorum kii!”
“Ne olacak Melek teyzenin kini, inadı yüzünden. Kızı uzak tuttu bizden, yoksa birlikte büyüyebilirdik. Babam alt katı Selin’e yaptı biliyorsun.”
“Oooffff yaa, bazen süt annemi de anlamıyorum ne bu nefret…”
“Bende anlamıyorum demek isterdim ama…”
“Neyse, Nurseli ile Filiz geliyor mu?”
“Filiz hastaymış da Nurseli gelicem dedi.”
“Sen mi alacaksın?”
“Yok, bi arkadaşıyla birlikte gelecek.”
“Anladım. İyi geceler abi.”
“Sana da güzelim Allah rahatlık versin.”
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
İsteksizlik her bir zerreme yayılmış, gece gördüğüm kabuslar da üstüne tuz biber olmuştu. Kına günü hissettiğim acının bir benzeri ve daha şiddetlisi bütün benliğimi çepe çevre kuşatmıştı.
İlk işim abimi aramak olmuştu.
“Abiii?”
“Ne var üvey evlat! Rüyanda mı gördün bu saatte?”
Acaba gerçekten üvey evlat olduğumu bildiği için mi söylemişti, Hilde söylemiş olabilir miydi diye düşünmüştüm.
“Alooo, konuşsana kız dilini mi yuttun?”
“Abi Hilde nasıl?”
“Daha iyi, kulaklarının ikisi de duyuyor.”
“Neeeğhhh gerçekten mi çok sevindim.” dedim yine ağlamaklı bir sesle
“Sen iyi misin?”
“Abi nasıl söylicem bilmiyorum içimde çok kötü bir his var. Kötü şeyler olacak gibi hissediyorum”
“Kızım! beni kanser etme, git o hislerinden kurtul. Köprüden mi atarsın ne yaparsın bilmem, benim karımdan uzak tut. Üvey öz dinlemem bacılıktan men ederim seni.”
Bu sözüyle “üvey evlat” diye kendilerini kasdettiğini anlamıştım. Sırrım hâlâ Hilde’de saklıydı. Derin bir nefes çektim,
“Aman abim amaaann, ben siz olmadan yaşayamam. Sizin aileye evlat olma şerefini kaybedemem. Tamam ben gideyim de nişanda kurtlarımla birlikte hislerimi de dökerim.” dedim
“Haaahh şöyle, benim karımın yanında yalancı çoban yok, o güvende.” diyerek bana hâlâ o yüzden kızgın olduğunu göstermişti. Bazı kaçışlarının, yaptığı yanlışlıkla alakası olmadığını anlamıştım.
Atakan’ın, “Geliyorum hazırlan!” mesajıyla yataktan kalktım, nişana yada sevgilimin ailesiyle tanışmaya değil de normal bi yere oturmaya gidiyor gibi hazırlandım.
Kızlarla aldığım elbise yerine Selim’in bana hastanedeyken aldığını giymiştim.
Aynı kötü hislerle arabaya oturdum. Yol boyunca Atakan’a hız yaptırmadım. İçimdeki hissin kaza yaparak gerçekleşmesini istemiyordum. Bir kazaya daha katlanabiliceğimi zannetmiyordum.
Hafta sonu trafik ve bizim yavaş seyretmemizden dolayı epey bi gecikmeli varacağımızı düşünen Atakan bana çatmaya başlamıştı bile.
“Bu ne kız böyle, başka elbisen yok muydu?”
“Neyi varmış elbisemin bee, gayet güzel bi kere.”
“Elbisen kötü demedim kii, nişana uygun mu sence?”
“İnan bak şuan en son düşündüğüm bana ne giymiş gözüyle bakacakları.”
“Buradan direk salona mı gitsek acaba diyorum, biz eve varana kadar akşam olacak, kız alma değil eve geri bırakma yapcaz bu gidişle.”
“Ooofff Atakan tamam, biraz hızlan ama dikkatli ol. İçimde bi sıkıntı var…”
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Engin, Elif’i kuaföre götürmek için kardeşi Sonnur ile gelmişti.
Selim, altında gri eşofman üzerinde siyah tişörtle banyodan çıkmış havlu ile başını kuruluyordu.
Engin’in kapıda beklediğini görünce içeri çağırdı. Engin girmek istemeyip Elif’i beklediğini söyleyince, kafasını dışarı uzatıp, kendini içeri duyurmayacak kadar kısık sesle,
“Oğlum kadın milleti beş dakika derse onun üzerine elli beşi de sen koy. Ben bu zamana kadar bu kız da dahil beş dakika deyip beş dakika da çıkanı görmedim. Bir tane var diyodum oda nikah günü tezimi çürüttü.”
“Selim abi, bu engin bilgiyi neden kaçarak kısık sesle söylüyorsun pekii?”
“Suuusss! orasını karıştırma! Sen kuaförden dönerken de beni dinle beş dakika derse en az yarım saat sonra git.”
Elif, arkadan abisinin kolunu sıkıp, “Sen sakın bunu dinleme, bana da dün akşam “emin misin? bir daha düşün” diyordu. Onu dinleyip geç kalırsan kendim gelirim bir daha da… anladın inşaallah!”
Engin, üzülmüş gibi bakarak, “Yaktın beni abi aşk olsun “diyerek elbiseyi alıp aşağı indi. Elif’te Selim’e bakıp, “Nurseli seni ne zaman bekletti de dert yakınıyorsun. Nankörlük etme ki elindeki nimet gitmesin abicim.” deyip çıkmıştı…
Engin, elbiseyi arka koltuğa koyup direksiyona oturdu. Heyecandan elleri titriyor gibiydi. Dizlerine sürterek teri siliyordu.
Elif, arabaya binince durumu farketti. Kendi heyecanının üstüne çıkılması hoşuna gitmemişti. Onu rahatlatmak için konuşturmaya çalıştı.
“Engin?”
“Efendiiimm!”
“Selin geliyor değil mi? Bi değişiklik yok?”
“Yok canım yoookk, geliyor, Atakan almaya gitti. Az daha sabret bacına kavuşacaksın.”
“Yaa, ne bileyim çok merak ediyorum.”
Sonnur kendini öne atıp, “Elif yenge, biliyor musun Selin ablam Atakan abimin nişanında Yavuz amcayı görünce bayıl-…”
Engin, Sonnur’un sözünü öksürükle absorbe edip aynadan kaşlarını kaldırmış ama Elif’in görmesinden kurtulamamıştı.
“Ne oluyor Engin, ne bayılması. Bana neden söylemedin?”
“Öyle anlık bi bayılma Elif, babanla alakası yok, bizimle konuşuyordu. Yakup amca, bak seni kiminle tanıştıracağım diye gelince oda birden irkildi, aniden dönünce de başı döndü. Yol yorgunluğu da vardı zaten.”
“Olsun bana söyleyebilirdin.”
“Baban söylemedi mi?”
“Babaaamm!.. Selin’in bir şeyini bize söyleyecek haaa?!. Aslaa…”
“Neden Eliiif?”
“Selin, babamla annemin bam telide o yüzden.”
“Ayrı büyüdüğü için mi öyleler.”
“Hem evet hemde başka bir şeyden dolayı.”
“Bak şimdi, kuaföre de yaklaştık ama kısa söyleyip bırakacağım, iki sene önce Kezban teyzeniz Selin’e bir şey söylemiş, ne olduğunu bilmiyoruz ısrarla söylemiyor. Hatta: biz, bayılınca da şaşırdık. Atakan’la geçen konuştuk yine aynısını söylüyor, Kezban sizinle ilgili bir şey söylemiş olabilir, kız zoraki geliyormuş.”
“Pislik, annemin yerinde olsam saçını başını yolardım iyi bile sabrediyor. Bütün ailemizi mahvettiği yetmedi, şimdi de kardeşleri birbirine düşürmek istiyor demek ki?”
“Oooo, sen ne diyorsun, oda bir şey mi? Atakan’a Selin sana aşık demiş, Yakup amcalara da, sizin evde gizli gizli görüştüklerini söylemiş, “bunlar birbirini seviyor evlendirin” demiş. Komşuyu komşuya kırdırdı. Atakan dört ay hapis yattı o yüzden. Yaanii, o zamanlar babana kim inanmışsa intikamını çok kötü aldı. En çokta Yakup amcadan, yerinden yurdundan evladından oldu adam.”
“Aman Allah’ım neler olmuş öyle.”
“Annem Selim abi yaralanınca üstü kapalı anlatmış.”
“Annem o yüzden ağlıyordu yanii.”
“Neyse hadi, bu günü bi atlatalım, bi hafta sonu birlikte gezmeye gideriz, kaynaşırsınız.”
Elif, morali bozuk bir şekilde kuaföre gitti…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Evin önüne geldiğimde yüreğimin yerinden fırlayıp ağzıma geleceğini hissetmiştim. Zihnim, gözüm, kulaklarım, neredeyse bütün bedenim hepsi birlik olmuş beni öldürmeye çalışıyordu…
Nefes!.. Nefes almak neydi?.. Ben şuan onu unutmak üzereydim. Yaptığım bu hareketler kesinlikle nefes almak değildi, kafeste çırpınan kuş gibi can çekişiyordum…
Elif, aynı moralsiz halini eve kadar sürdürünce, Selma hanım farkedip, Engin’le alakalı bir durum mu oldu diye merak etmişti.
Bi müsait an ayarlayıp Leyla’ya haber vererek odasına götürdü.
“Kızım iyi misin?”
“Evet annecim, iyiyim.”
“Bu güzel günde anneye yalan söylemek yakışıyor mu bi bak bakalım.”
“Annee biraz moralim bozuk ama gerçekten iyiyim.”
“Engin’le mi tartıştınız?”
“Hayır hayır!”
“Başını, makyajını mı beğenmedin yoksa.”
“Söylemeden bu evden çıkamayacağım değil mi?”
“Sade bu evle kalsa iyii, bu odadan da çıkamazsın.”
“Annee, neden bütün yükleri üzerinizde taşımak zorundasınız kii, biz artık büyümedik mi?”
“Tövbestağfurullah, gız o nasıl laf öyle?”
“Anne, sen Selin’in başına gelenleri biliyor muşsun neden bize söylemedin. Babamı görünce bayılmış biliyor muydun?”
“Biliyordum da kızım nasıl söylim, babanı bi dövmediği kalmış.”
“Ne demiş?”
“Benden bi beklentiniz olmasın demiş, asla sizi kabul etmicem demiş.”
“Etmesin, kim zorluyor ki onu. Kolundan tutup gel şu köşeye otur mu demişiz. Başımızdan geçenleri bilipte etmiyorsa etmesin anne.”
“Öyle ama ne bilim, oda genç. Daha küçücük. Kıyamıyorum kii?”
“Annee, şu kızı gözünde büyüt artık, benim yaşımda ve bak üzerimde gelinlik var. Yapma Allah aşkına.”
“Demesi kolay, gelde şu yüreğime anlat, arabanın arkasından anne anne diye ağlaması gözümün önünden gitmiyor. Daha dün gibi. Bense ikinize de analık yapamadım.”
“Anne, tamam ağlama beni de ağlatacaksın. Akşam konuşalım? Tonla para verdiğimiz makyajım aksın istemiyorum.”
“Tamam tamam haklısın ama sende yüzünü düzelt zorla evleniyor zannedecekler.”
“Zannetsinler anne, kim ne zannederse zannetsin. Beni bilen biliyor mu?.. Sebebini biliyor mu?.. ben ona bakarım.”
“Sana bunları Engin mi söyledi, sorarım ben ona.”
“Çok şükür babam gibi biriyle evleniyorum, benden bir şey gizlemeyecek.”
“Çok şükür çok şükür ama sen anan gibi olma. Benim yaptığım hataları yapma, hayatınızı zehir etme.”
“Şu öğütlerinizi biraz da Selin hanıma saklar mısınız lütfen. Biraz da o dinlesin.”
“İnşaallah, hele bi gelsin, gül yüzünü bi göreyim bağrıma basayım da.”
“Annee Nurseli de geliyor biliyor musun?”
“Öyleymiş… Selin’e üzülmekten, abine sözümü de tutamadım. Diyorum ki nişandan sonra kabul ederse buraya getirelim, pazartesi buradan gitsin. Yazık kızcağız ne hâle gelmiştir. Destek oluruz.”
Elif, annesinin yanaklarını sıkarak, “Kıızz, ben senin analığını da seviyom ama gelinin olmak başka bi ayrıcalık haaa.” dedi
“Hadi oradan be, sen git de kaynana nasıl oluyor kendi kaynanandan öğren. Köyün goncasının eşiğine gidiyorsun ona göre.”
“Seni en iyi şekilde temsil edeceğime emin olabilirsin. Senin yerini tutamam belki amaa.”
“Tutarsın tutarsın. Sen, kanını benden sütünü de Melek’ten aldın. Sadece ben değil onun izi de var sende.”
“Kendimi acayip şanslı hissetmeye başladım.”
“Öylesin zaten güzel kızım.”
Leyla, kapıya vurup, “Anne misafirler geliyor.” diyerek kapıyı açınca anne kızın sarıldığını gördü. Hemen koşup, “Hani banaa?!” diyerek onlara sarıldı.
“Kıskanma kızım, gel geeell bu bağıra üç kişi daha sığar.”
“Diğer gelininde geliyor heyecanlı mısın, bakalım? hangimizi daha çok seveceksin acabaa?”
“Kocalarını ayırmadığımın hanımlarını da ayırmam… Bakalım şu resmini bile göremediğim gelin adayımız nasıl biriymiş.”
Elif: “Anne, o kadar da değil yaa, abim sana şaka yaptı, amma uzattın haa! Yaa gel ben göstereyim. Oğlunun iki yıldır konuştuğu kızı görmemiş mi derler rezil olursun baakk.”
“Aaa! annee, hiç görmedin mi?”
“Abim ilk zamanlar dedi ki ‘benim gülüme de Leyla yengem gibi yap’. Kazada abimin telefon kaybolunca resimler gitti, sonra da annemin inadı tuttu, ben söz verdim gidip kendim görüp tanışcam diye bakmadı.”
“Hııığmm anladım. İyi de anne ben seni daha önce hiç görmemiştim ki, Nurseli seni hastanede görmüş hatırlıyordur.”
“Ne bileyim kızım, ben oğluma sevgimi sana değer vererek, seni severek gösterdim, Selim’den de bunu esirgemek istemedim ama bir türlü fırsatını bulamadım, neden bilmiyorum hep bi aksilikler oldu.”
Leyla: Annecim, yanlış anlama ama, acaba sen gelin olarak Nurseli’yi değildee…”
“Ihhııhh ıhhııııhh!” Elif’in öksürmesi Leyla’nın geri vites atmasına sebep olmuştu.
“Olsun annecim, sizde bundan sonra kaynaşırsınız.”
Korna sesleri odaya gelince, Elif, derin bir nefes çekip, “Hooohhh”layarak geri verdi.
Leyla Elif’te ki heyecanı bastırmak için ellerini tuttu.
~~~~~~•~~~~~~
Selim ve Hakan takım elbiselerini giymiş hazır bir şekilde kapıda Hilde’nin son durumu hakkında konuşuyorlardı.
Damat tarafı, gelin arabasının önü çektiği uzun bir konvoy halinde onlara yaklaşınca “Sonra konuşuruz” dediler.
Birlikte gelen misafirleri karşılayıp hanımları eve yönlendirmeye başladılar.
Engin, sabahkinin iki katı heyecanlı duruyor gibiydi, Selim ıslıkla yanına çağırdı. Rahatlatıcı ses tonuyla, Engin’e bakarak Hakan’la konuştu.
“Abi, biz nişanı iptal mi etsek, şuna baksana küt diye gidecek gibi duruyor.”
Hakan: “Oğlum bana bak, bu ne heyecan, bizde damat oldukta bu kadar değildik, bi sakin ol.”
“Abi ben aslında sakinim.” dedi yüzü al alken.
Selim kahkaha atmış, Hakan’sa gülerek, “Haa bu sakin halin yaanii, heyecanlansan Selim’in dediği gibi gidersin desene.” demişti
“Abi, o kadar da olsun, yirmi yıldır ismini duyduğumun kapısındayım Elhamdülillah, heyecanımın benimle alakası yok, başkasına meyletmeyen kalp kuşumun mutluluktan kanat çırpması yüzüme yansıyor.”
“Rabb’im ikinize de iki cihanda o kuşa ilk günkü heyecanı nasip etsin.”
Selim ve Engin Hakan’ın duasına aynı anda, “Amiiinn” diye karşılık verdiler.
Engin’in büyük abisi Ali yanlarına gelince, birşey söylemeden Hakan, “Naber süt oğlan, hoş geldin.” diyerek elini uzattı. Ali, Selim’den bir yaş küçük süt kardeşleriydi. “Hoşbulduk abi nasılsın?”
“İyiyiz çok şükür.”
Ali: “Selim sen nasılsın?”
“Bende iyiyim, aynı devam.”
Ali: “İyi gördüm seni yaa, hastaneden beri görmemiştim.”
Hakan omuzundan vurup, “Hayırsız süt oğlan, kardeşin senden daha vefalı çıktı.” deyince Ali kendini üste çıkartmak için, “Aşk olsun abi, olur mu öyle. Ben vekaleten onu gönderdim. Aha yüzü burada yalan desin.” deyip Engin’e baktı
Engin, abisini sinir ederek, “Annemin zorla verdirttiği vekalet geçerli mi selim abi?” deyince Ali omuzunu sıkıp Hakan’la Selim’e, “Ya ben şimdi gelin tarafı mıyım yoksa bu geveze damat tarafı mı anlamadım.” deyip göz kırptı.
Selim, Ali’ye karşılık: “Bende çok düşündüm biliyo musun, ben şimdi Elif’in hem abisi hem kaynı oluyorum. Ne komik. Bi düşünsene iki kardeşim evleniyor desem millet düşünmekten kafayı yer.”
“Sen yine iyisin Selim, süt annem sadece beni emzirmiş, köyde önüme kim gelse ya gardaşım ya bacım. Kim kiminle ne hâlâ kavrayamayan var.”
Hakan: Senin başka kimdi yaa?”
“Başka kim mii? Kim değil diye sorsan daha çabuk biter. Annem sağolsun ahiret kardeşim diye önüne gelenin çocuğunu emzirmiş. Hele Savaş’ın ki daha komik, kadını beğenmiyormuş olurda ileride aşık olur evlenirler, bu kadının kızı gelinim olmasın diye emzirmiş düşüne biliyor musun?”
Yanlarına gülerek, “Tamam görüşürüz.” deyip telefonu kapatan Engin’in diğer abisi Savaş gelmişti. Gülmesini durdurup, “Adımı duydum sanki?” diyerek alel acele telefonu cebine koyup Hakan’ın elini sıktı.
Hakan, “Hoşgeldin Savaş. Bizde süt kardeşleri konuşuyorduk dedikten sonra Savaş gülümseyerek “Hangimizin kardeşlerini, benimkileri saymayın akşam olur. Şurada bi baksam en az dört kardeş bulurum.” deyince Engin abisine dönüp “Abartma” dedi.
Savaş, Selim’in elini sıkarken Engin’e kendini ispatlamak için saymaya kalkınca aslında dört değil altı olduğu ortaya çıktı. Savaş, iki süt kardeşini gelmez zannediyordu ama onlarda gelmişti. (Savaş’ın süt annesinin altı çocuğu vardı.) Engin, Sonnur’un aramasıyla yukarıya çıktı.
Elif, hazırdı ve çıkmak üzereydi. Kaan annesi ve babasıyla aşağıya inmiş arabalara hazırlanmış süsleri takıyordu. Selim’in telefonu çaldı, “Efendim gülüm…” diyerek yanlarından ayrıldı…
Ali, Selma hanıma sarılıp, “Naber süt annem” diyerek muhabbet ederken, Yavuz bey Hakan’a ,”Oğlum senin arabaya birini verelim sende bi taksi çağırıver. İki kişi dışarıda kaldı” deyince Hakan, “Baba çocuk koltuklarını kaldıra bilirim.” deyince Selma hanım izin vermemişti.
Savaş, araya girerek, Yavuz amca biraz önce Atakan’la konuştum, Selin’le yaklaşmışlar. Bende onlarla gideceğim, O iki kişiyi de biz alalım.” deyince Selma Hanımın gözleri dolmuştu.
Yavuz beyde yutkununca Hakan: “Savaş, annemler sizinle gelsin. Selim bizim kuzenleri götürsün belki sonradan gelen olur annemler geç gelsin. Biz daha fazla oyalanmayalım.” dedi.
Annesinin, yıllardır görmediği Selin’le vakit geçirmesini istiyordu.
Savaş, tamam diyerek Yavuz beyle yanlarından ayrılırken Selim morali bozuk bir şekilde annesinin yanına geldi.
Hakan, Hilde’den haber zannederek, “Ne oldu?” diye sordu merakla.
“Nurseli aradı abi yaa, gelemiyormuş.”
“Nedeenn?”
“Evine gidiyormuş.”
“Üzülme yaa, sağlık olsun.”
“Ya aabii, biri çıksın bu kız sana haram desin tamam dicem, sineme çekip kalbime taş bağlayıp oturucam. Bu nedir anlamıyorum ki, hep bi aksilik hep bi lanet…”
Selma hanım, “Tövbe de oğlum o nasıl söz, her şeyin hayırlısı olsun. Sağlık olsun da bu günlerde geçer. Doğru konuş!..” diyerek Selim’i hem teselli etmiş hemde azarlamıştı…
Elif ve Engin aşağı inince, Ali gelin arabasının direksiyonuna geçti. Sonnur da Ali’nin yanına oturdu.
Herkes arabalara geçince korna çalarak salona doğru ilerlediler…
~~~~~•~~~ 30 dakika önce ~~~•~~~~~
Atakan’la kavga ede ede yolculuk yapıyorduk. Navigasyonun çıkış yap dediği yeri kaçırmış on dakikalık yeri yirmi dakikaya çıkartmıştık.
“Sen buraya daha önce gelmedin mi?” dedim yolu hatırlamıyormusun der gibi.
“Lan yoookk, ne gelmesi. Annemler gelmiş ben gelmedim.”
“Söze de mii?”
“Söz olmadı kii?”
“Neden?”
“Acil bi hastaları olmuş, şehir dışına çıkmak zorunda kalmışlar. Hatta Engin ertelenecek demişti de son dakika vazgeçildi.”
Derin bir iç çekip Hilde’yi hatırladım. Kim diye merak etmiştim, kardeşlerimden biri değilse diğerleri umurumda değildi.
Biraz daha bulamayınca Atakan Savaş’ı aradı. Savaş nerede olduğumuzu sordu. Navigasyonun bu yaptığı bana bir işaret miydi, geri dön gitme mi diyor acaba diye düşündüm ama benim saf arkadaşım yoldan çıkmamıştı…
Mini bir tebessüm ettim, ” Yoldan çıkmayan” arkadaşıma kızıyordum. Atakan, onunla dalga geçtiğimi düşünerek, “Ne gülüyoooonnn beee?” deyince daha çok gülmeye başladım.
Atakan sesimden Savaş’ı duyamamış yada kahkahamı Savaş’a dinletmek istediği için hoparlöre almıştı. Savaş’ta bulaşan gülmemden etkilenmiş, gülmeye başlamıştı.
Üçümüz de kahkaha atıyorduk. En çokta ben gülüyordum. Bileklerimi kestiğim gün olduğu gibi gülmekten gözümden yaşlar geliyordu ama kendimi durduramıyordum.
Yine adım adım acıya gidiyor gibi hissetsem de gülmekten kendimi durduramıyordum.
Savaş’ın tarifiyle eve yaklaşınca, “Yeter birazda salonda devam ederiz!” deyip telefonu kapattı. Benim içeriye girmeyeceğimi bilmiyordu.
Ana caddeyi dönüp, ara caddeye girmiştik ki, yanından geçip geride kalan bi dükkan dikkatimi çekti…
İki yıl önce Selim’le börek yediğimiz yerdi…
Benzettim herhalde deyip bir daha bakınca, Atakan acıktığımı düşünmüş olacak ki geri geri gelerek önünde durdu.
Yavaşca indim…
Ağır adımlarla dükkana yürüdüm…
Başımı içeri uzattığımda o abiyi gördüm. “Buyrun hoşgeldiniz!” dedi…
Dükkanın içine baktım, oturduğumuz masayı görünce yüreğime bir bıçak saplandığını hissettim.
İki saat önce ki kötü hislerim, abi’me atacağım dediğim his tekrar vücudumu ele geçirmişti.
En çokta kalbimi…
Daldığım yerden, Atakan’ın, “Ne istersin!” Sözüyle geldim. Dışarı çıkıp. “Atakan, sen burada bekler misin ben bi yere kadar gidip gelicem ondan sonra gideriz.” dedim
“Çok oyalanma, Savaş çıkmak üzereler dedi.”
“Tamam, çok kısa!” deyip arabanın yanından ayrıldım…
Sayamadığım ama benim yirmi yıldır yürüyormuş gibi hissettiğim bir yolculuktan sonra yanımdan geçen ve aynasında havlu olan bi araba bana korna çalarak yanımda durdu. Arabadaki kişiler Asım abi, Rukiye abla ve oğulları Abdulkadir’di. “Ne kadar büyümüş!” dedim ağlayarak.
Rukiye abla, “Gelsene Selin.” deyince, “Biraz yürümek istiyorum.” dedim.
Asım hoca, Rukiye ablaya, “Hemen şurası zaten!” diyerek fazla yürümeyeceğimi söylüyordu.
Evet Selim’lerin evine de az kalmıştı fazla yürümeyecektim.
Arabadayken acıya adım adım gidiyorum demiştim ya, işte şuan gerçekten ölüme gidiyor gibi hissediyordum ve yine kendi ayaklarımla…
İçimden dualar ediyordum. Aynı semtte oturdukları gibi: aynı caddede, aynı sokakta, aynı binada otursunlar ama ne olur Allah’ım ne olur aynı evde oturmasınlar yalvarırım diyordum…
Elif’i çok seviyordum ama ne olur kardeşim olmasın lütfen diyordum…
Hakan’ın ilk gün benzettiği ben olmayayım Allah’ım…
Selim’in gözlerini benzettiği her kimse o ben olmayayım Allah’ım…
Hastanede görüp, ayaklarına kapanmak istediğim o nur yüzlü kadın annem olmasın ne olur yalvarırım…
Kendisi gibi öğretmen olacağım adam babam olmasın Allah’ım yalvarırım…
Kaldırımda, yol kenarına park etmiş arabalardan destek alarak yürüyordum.
Bir araba bitince diğerine kendimi zor atıyordum.
Dua’m bu sefer de kabul olacaktı inanıyordum…
Bu sefer de tutsun, bu seferde kabul olsun, söz veriyorum bir daha dua etmeyecektim, bu son duam olacaktı.
Ne sağlık, ne afiyet, ne para hiç bir şey istemeyecektim. Duamın jübilesi bu duam olsun Allah’ım bunu kabul et.
Yalvarıyorum lütfen…
lütfen…
lütfen…
Sen, ol deyince olduransın, yoktan var edensin. Hilde’yi bana, bize bağışladığın gibi bunu da kabul et. Selim’i bana bağışla beni ona bağışla lütfen…
Beni onlara kardeş yapma. Her şey olmaya razıyım, yemin ediyorum her şey olurum onlara. Komşu, el, düşman ama o olmasın, Hakan abim olmasın, Elif’le Kaan kardeşim olmasın…
Selim…
Selimm…
Selimmm…
Onu dua’ma bile getiremiyordum.
Selim’lerin köşeyi döndüğümde bizim köylülerin binalarının önünde beklediğini gördüm.
Son bir duam kalmıştı. Aynı binada oturuyorlardı. Hâlâ inanıyordum…
Yakışıklım, uğruna canımı bile feda ederim dediğim gözümün nuru ilk aşkım…
Kardeşinin nişanına gideceği için hazırlanmış abisiyle kapıda konuşuyordu.
Ali ve Engin’i tanımaları da tamamen komşuluk vazifesiydi.
Bende komşuluk vazifem için buradaydım ya zaten…
Boyuna posuna kurban olduğum damattan bile yakışıklı duruyordu.
Elif’i de anlamıyordum. İnsan komşusunun kızıyla aynı zamanda nişan yapar mıydı? Ne saçma, ben olsam bi sorardım…
Şimdi bizim gelinle kendisi karışacaktı…
Engin’e de kızıyordum, neden nişanlısı benim görümcemle adaştı kii. Başka isim mi yoktu.
Selim’e de kızıyordum, “Aile binası diğer katlar boş.” demişti ama benim gerçek ailemle komşulardı.
Acaba bana sürpriz mi yapmak istemişti.
GBT me bakıp, gerçek adımı öğrenip, ailemi bulup evlerine almış olmalıydı.
Kaleyi içten fethedecekti.
“Çakaaalll!”
Bana sormadan böyle bir şey yaptığı için ona kızıyordum…
Bugün onunla konuşmayacaktım.
Yüzünü bile görmek istemiyordum.
İlk defa şuan bir insan için ölmüştür diye dua ediyordum.
Selim: o kayıp abim olacağına, inşaaallaaahhh Melek annem doğru söylüyordur da ölmüştür diye dua ediyordum.
Göz yaşlarımı sildim. Aslında ağlasam da olurdu ama ben yıkıldığımı anlasın istemiyordum. Selim’i aradım. Fatih Selim’i, SEVGİLİMİİİ!..
“Efendim gülüm…” deyince yutkundum.
“Seliiiimmm!” derken sesimden ağladığımı hissetmişti.
“Hadi buyrun!” dediğinde işte şuan oradayız diye düşündüm.
Yine yutkundum…
“Sevgiliiimm!” derken, harfler beni boğuyorlarmış gibi çıkmıştı.
Sesine gurban olduğum, yüzünden de belli olduğu gibi, “Gülüümm, iyi misin?” dedi telaşlanarak
“Gülün kurban olsun sana…” dedim biraz sonra ölecekmiş hasta gibi.
Ciddileşerek, “Nurseli?” deyince
“Efendim birtaneeemm! Efendim aşkıııımm, efendim gülüşüne, bakışına duruşuna kurban olduğum.” deyince bunları hiç bu kadar bir arada kullanmadığım için daha da şaşırarak,
“Ne oldu Nurseli korkutma beni.” dedi.
Hilde’nin mış miş oyununu abartmış bunları ona hiç bu kadar içtenlikle söyleyememiştim.
“Sen korkma, sen koskoca başkomisersin sana korkmak yakışmaz. Ben korkarım, şuan olduğu gibi… Korkmayı da acıyı da elemi de kederi de bana bırak ben razıyım ama sen beni bırakma.”
“Neredesin, söyle geliyorum.”
Sustum, ilk defa bu kadar gelmesini isterken, ona sarılmak isterken ona bu kadar çok ihtiyacım varken, “Gelme!” diyordum.
“Söyle neredesin?”
“Seliiimm, gelemezsin?” İki adım ötende dünya kadar uzağındaydım.
“Hemen bana konum at, hemeeeenn!”
“Seliiiimm… annem hastaymış… Gelme… Bende gelemiyorum… Gidiyorum Seliiimm… Ben-“
Ağlamamı anneme yoracaktı biliyorum ama ben onun için ağlıyordum. “Ben gidiyorum Seliiimm…”
“Tamam, nereye gidiyorsunuz söyle bende geleyim. Anneni görürüm.”
Ben senin anneni görüyorum Selim, inşaallah sen benim annemi görmüyorsundur. O arkanda ki heyecanlı gözlerle bakan sadece senin annendir…
“Seliiimm… Kapatmam lazım…”
“Nurseli kapatma… Neredesin, söyle geleyim diyorum sana, bağırtma benii.”
Keşke olsanda bağırsan, hep hep heeepp bağırsan… O güzel sesinle bağırsan…
…Elimi ağzıma kapatıp hıçkırıklarımı içime gömdükten sonra, derin bir nefes çektim…
Ağlamıyor gibi, bir nefeste: “Selim’imm, Elif’e selam söyle. En kısa zamanda arayacağım. Mutluluklar dilediğimi söyle.” dedim
Selim’im: “OOOFFFF Nurseli, şımarık çocuk gibisin, beni burada merakta bırakıp eline ne geçiyor.” deyince tüm kalbimle, “Seni seviyorum!” dedim
“İyii, sev. Gıcık…Yarın gelicem ona göre.”
“Benim ne olacağım belli değil ama!”
“O ne demek yaa?”
“Eve gidebilirim.”
“Tamam… Haber verirsin. Bende hafta sonu anneni ziyarete gelirim, Şuan vaka üzerindeyim biliyorsun. Doğan sıkıştırıp duruyor.”
“Kendine iyi bak…”
“Sende gülüm geçmiş olsun. Haber ver bana merak ederim.”
Daha fazla dayanamayıp telefonu kapattım. Onu ilk defa uzaktan izliyordum. Ayaklarımda azıcık derman olsaydı eğer, koşar sarılırdım ama ben olduğum yere çivilenmiş kalmıştım…
Biraz sonra Elif ve Engin aşağı indi.
O elbise ile kuğu gibi duran benim hiç bir şeyimdi ama ben onu çok seviyordum.
O elbisenin provalarına birlikte gitmiştik, kumaşının rengine ben karar vermiştim, “Nişanda beyaz mı olur” demişlerdi ama Elif beni kırmamıştı.
Elif’e Elif’ime beyaz çok yakışıyordu. O kadar mutluydu ki. İçimden yapmayı istediklerimi yapamıyordum. Onun bu mutlu gününü mahvedemiyordum…
Bir taş alıp o adamla kadının kafasına vurmamak için kendimi sıkıyordum…
Arabalara binip giderlerken yere oturup gizlendim.
Korna ve ıslık sesleriyle selâmı okuyorlarmış gibi hissediyordum.
Arabaya başımı dayayıp bayılmamak için nefes egzersizi yapıyordum, boğazımdan aşağıya doğru sayısız tükürükler akıyordu. Göz yaşlarım mı daha fazlaydı yutkunmam mı sayamıyordum…
Atakan, yol boyunca beni aramış gibi yanıma gelip omuzlarıma dokundu
“Ne bekliyorsun hadi gidelim!” dediğinde elinden tutup yere çömelttim. Bacaklarım titriyordu. Gözümden, burnumdan ve ağzımdan çıkan sular hepsi birbirine karışmış Selim’imin aldığı kıyafetlere damlıyordu…
Cebinden bi peçete çıkartıp bana uzattı ama onu tutacak dermanı uzatmamıştı.
“Kızım bu aileyle ne alıp veremediğin var. Sana ne oluyor?” dediğinde, “Alamadığım Selim’im var veremediğim Selin’im var diyemedim. “Nefret ediyorum!” dedim yanına oturduğum arabadan tutunup kalkarken…
Herkes gitmiş, kapıda Savaş ve o ikisi kalmıştı. Ve hesaplaşma zamanı gelmişti…
Atakan, onlara doğru yürüdüğümü görüp beni oradan götürmek istedi ama ben kolundan sıyrılıp koşarak karşılarına dikildim…
Evin önüne geldiğimde yüreğimin yerinden fırlayıp ağzıma geleceğini hissetmiştim. Zihnim, gözüm, kulağım, neredeyse bütün bedenim hepsi birlik olmuş beni öldürmeye çalışıyordu…
Nefes!.. nefes almak neydi?.. Ben şuan onu unutmak üzereydim. Yaptığım bu hareketler kesinlikle nefes almak değildi, kafeste çırpınan kuş gibi can çekişiyordum…