iyilik yap kötülük bul 🥺
Eve gelip eşofmanları giyerken telefonuma arka arkaya mesajlar gelince hemen telefonuma baktım. Okan abi kardeşinin söylediği şarkıları bana atmıştı… Onlar inerken bende yatağıma yatıp kulaklığımı taktım. Hoşlandığımı bulmak için sırayla dinlemeye başladım. Hepsi çok güzeldi ama ikisi Selim’le bana uyuyordu.
Yeni yapti evini, yârum, yârum
Penceresi yaşali (süslü)
Oldiler benlan düşman, yârum, yârum
Senunlan konuşali
Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum
Senden darulduğumi
Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum
Yurekte yangunumi
Kimseler dolduramaz, yârum, yârum
Kalbumdeki yeruni
Gel da helallaşalum, yârum, yârum
Vereyim çemberuni
Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum
Senden darulduğumi
Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum
Yurekte yangunumi
Döndun arkani gittun, yârum, yârum
Ne var benum elumde?
Son kez sarilamadum, yârum, yârum
O ahum kaldi sende
Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum
Senden darulduğumi
Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum
Yurekte yangunumi…
~~~~~~•~~~~~~•
Hadi git
Ardından öyle kalırım
Çileden nasibim varmış
Hadi git
Anılarla oyalanırım
Maziye gözlerim dalmış
O hep gönlümdeydi orda kalacak
Baharım gelmeden yolda solacak
Anladım ayrılık sonum olacak
Allahım yardım et nasıl olacak..
Ah bu çalan şarkımız yarim yarim
Eski bir anı şimdi
sen gelinimdin benim yarim yarim
Damadın nerde şimdi
Neyleyim baharı hazanı
Sevda çiçeğim solmuş
Bir yanan kalp vardı senin için
Gittiğin gün o durmuş
Ben seni sevemem yasak çiçeğim
Biten her şey gibi tükeneceğim
Seni bir seversem, bir gün ansızın öleceğim
Kalbimden kendini al da öyle git
Ah bu çalan şarkımız yarim, yarim
Eski bir anı şimdi
Sen gelinimdin benim yarim, yarim
Damadın nerde şimdi
Neyleyim baharımı, hazan’ımı
Sevda çiçeğim solmuş
Bir yanan kalp vardı senin için
Gittiğin gün o durmuş
Ah bu çalan şarkımız yarim, yarim
Eski bir anı şimdi
Sen gelinimdin benim yarim, yarim
Damadın nerde şimdi
Şarkıları “Dilsizin dilinden” adıyla klasör yapıp sadece onları dinlemeye başladım.
Kimseler dolduramaz, yârum, yârum
Kalbumdeki yeruni
Gel da helallaşalum, yârum, yârum
Vereyim çemberuni
Baş ucumdaki kitabın arasından fotoğrafı çıkartıp bakmaya başladım. Bir yıldır ilk defa kayıp Selim’i rüyamda görmüştüm… Hemde en son alnımdan öpüp “Geleceğim bebeğim sen ağlama tamam mı, Sen beni özleyince gözlerini kapat elini buraya koy, Ben buradan seni seviyorum diyeceğim.” dediği günü.
Ben, hangi Selim gidince hasta olmuş hangi Selim giderken arabanın peşinden koşmuştum… Şuan kaderin bizi tevafuk eseri birleştirdiği Selim hangisiydi… İkisine de uzun uzun baktım… Bir birlerine benzedikleri için ayırt da edemiyordum… Beni kucağında tutan Selim, Hakan abiye daha çok benziyor gibiydi.
Fotoğrafa baka baka uykuya yenik düşmüştüm…
… Başımda dozzz layan telefonun sesiyle uyandım. Ekrana bakmadan telefonu açmayı âdet haline getirmiştim.
“Aloo”
“Nurseli? Uyanmadın mı? Bekliyorum.”
“Okan abiii?!”
“Efendim.”
“Haaağ, tamam kalktım geliyorum.”
Elimi yüzümü yıkarken dilime gece dinlediğim en son şarkı kalmıştı…
Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum
Senden darulduğumi
Yağan karlar söndurmez, Selum, Selum
Yurekte yangunumi
Döndun arkani gittun, selum, selum
Ne var benum elumde?
Son kez sarilamadum, selum, selum
O ahum kaldi sende…
Asansör yerine yine merdivenleri kullanarak indim. Beni gören iki gün önce sevgilisi tarafından terk edilmiş değilde sevgilisiyle buluşmaya gidiyor zannederdi.
Şarkıya devam ederken ceylan gibi sekiyordum.
Kimseler dolduramaz, Selum, Selum
Kalbumdeki yeruni… deyip arabaya bindim…
Okan abiye bakarak,
“Gel da helallaşalum, Selum, Selum
Vereyim çemberuni, dedikten sonra bi aydınlanma gelmişti.
“Arabanıııı!..”
“Neee?”
“Araba abi, araba?”
“Ne arabası?”
“Bekle bi geliyorum.”
Eve gidip anahtar ve ruhsatı getirip Okan abinin tarafına doğru yürüdüm. Okan abi camdan bakınca elimdekileri gösterip, “Bunu senden başkasından isteyemem.” dedim.
“Yapma Nurseli, Selim beni vurur.”
“Sende Alp abiye ver. Onu vursun.”
“Sen Alp’e kızmışsın galiba?”
“Evet kızdım, kovdu beni, ilk fırsatta sırt çevirdi.”
“Alp’ten intikamını arkadaşı üzerinden almak sana hiç yakışmıyor ama.”
“İyi, şöyle söyliiym o zaman. Bana git kiminle olursan ol, görüşürsen görüş ama yakınımdan, emniyetten biri olmasın demişti. E hadi götür sen ver bakalım o zaman ne olacak. Alp ile seni bir tutmadığını söylememe gerek yok sanırım… Sen yapmazsan daha kötüsünü yapacağım.”
“Ne?”
“Çekici ile göndereceğim.”
“Tamam tamam ben götüreyim, İnşaallah karşılaşmayız.”
“Korkunun ecele faydası yok canım abicim, bin hadi.”
“Sen kullansan.”
“Benim işim var.”
Okan abi arabayı kullanırken bende torpido gözünden sadece iki sayfasını kullandığım, kapağında kedi resmi olan not defterimi çıkartıp gece dinlediğim şarkılardan birini yazdım…
Kahvaltıdan sonra Selim’in aldığı arabaya son defa biniyordum. Camı açıp dışarı çıkarttığım koluma başımı dayayıp dilsizin şarkıyı söylemeye başladım.
“Yeni yapti evini, yârum, yârum
Penceresi yaşali (süslü)
Oldiler benlan düşman, yârum, yârum
Senunlan konuşali
Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum
Senden darulduğumi
Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum
Yurekte yangunumi
Kimseler dolduramaz, yârum, yârum
Kalbumdeki yeruni
Gel da helallaşalum, yârum, yârum
Vereyim çemberuni
Döndun arkani gittun, yârum, yârum
Ne var benum elumde?
Son kez sarilamadum, yârum, yârum
O ahum kaldi sende
•~~~~~~•
Okan, Nurseli’nin ağlamamak için kendini sıktığını görüyordu, şarkıyı ezbere söylemesi uzun uzun dinlediğini gösteriyordu.
“O şarkıyı sana söylediğini bilseydin ne yapardın acaba?” diyerek içinden geçirdi.
•~~~~~~•
Okan abiye tarifimle Engin’in evine geldik. “Ben akşama kadar burada olacağım abi, bi değişiklik olursa ararım.” deyip arabadan indim. Arabamın arkasından son defa baktım, uzun uzun gözden kaybolana kadar. “Tekrar buluşup seni kullanabilecek miyim acaba?” deyip binadan girdim…
Zile bastığımda açan olmadı. Bende “Neredesiniz yaa?” diye sormak için Nazlı’yı arayınca kardeşi açmıştı.
“Selin ablaaa!”
“Ablan nerede?”
“Uyuyoo.”
“Sen neredesin.”
“Evdeee.”
“Ablanlar köye mi geldi?”
“Eveeettt… Ablam uyandı veriyorum.”
“Tamam canım görüşürüz.”
“Selin?”
“Köye gitmişsiniz?”
“Evet, sevgilin geldi, seninle okuldan arkadaşının köyüne gideceğini söyledi bizde dün yola çıktık, sabaha karşı geldik.”
“Hıııığmm, arabayla mı gittiniz? Yolculuk nasıldı.”
“Engin’in arabasıyla geldik. Savaş’la dönüşümlü kullandılar, sadece iki yerde mola verdik, kısa bir yolculuktu yani ama güzeldi. Arkadaşın nasıl?”
“İyii, hamilelik sendromu işte. Başı dönüyor, midesi bulanıyor falan.”
“Ne zaman dönersin peki?”
“Bilmiyorum.”
“Oradan dönüşte buraya gelsene, Melek teyzenin haberi varmış.”
“Eve giderim belki ya, annemleri özledim.”
“Git tâbi aptal, perişan oldu herkes.”
“Tamam ben kapatıyorum herkese selam.”
İstanbul’da yalnız kalmıştım. Tek tanıdığım köylüm Selim’ler kalmıştı. Bir süre boş boş yürüyüş yaptım…
•~~~~~~•
Okan, emniyete girerken sağı solu kontrol etti. Selim’in park ettiği yerde arabasını görünce yanına park edip aşağıya indi. Tekrar sağını solunu kontrol edip ellerini yüzüne sürdü.
“Allah’ım sana şükürler olsun. Kimse yok.”
Doğruca Alp’in odasına doğru yürüyüp kapıya vurdu.
“Gel.”
“Komiserim günaydın.”
“Tatilciler döndünüz mü? Hoşgeldin.”
“Evet komiserim geldim.”
“Otur bakalım tatil nasıl geçti.”
“İlk defa bu kadar kısaydı ama güzeldi Alp komiserim.”
“Komiserim çok resmi ya, Alp diyebilirsin. Doğan’la Selim sana neyse bende o’yum.”
“Ben onlara da böyleyim ama komiserim ve rahatsızlık duymuyorum.”
“Öyle olsun. Nurseli nasıl?”
“Kötü, yani sürekli bi dalgınlık hali, ağlamaklı bakmalar falan.”
(Alaycı) “Deme yaa tüüüühh, neyse sen onunla ilgilen, ağabeyilik yap.”
“Siz varken bana düşer mi komiserim estağfurullah.”
“Ben ona başka türlü ağabeyilik yapacağım, o yüzden sen şimdilik benim yokluğumu aratma.”
“Elimden geleni yaparım komiserim, bir de Nurseli arabasını gönderdi.”
“Nee, sende dinleyip getirdin mi?”
“Ağabeyilik bunu gerektirir değil mi komiserim.”
“Hayır, ona eceline susamak denir.”
“Nurseli, bunları size vermemi söyledi, Selim komiserime siz verecek mişsiniz.”
Alp, “Vay bee, bi yanlış anladık diye ipe gönderildik haa, öyle olsun Nurseli hanım.” dedi Okan’ın masaya bıraktığı ruhsatla anahtara bakarak.
“Bir emriniz yoksa ben işimin başına gideyim.”
“Hakkını helal et.”
“İlahi komiserim, o kadar da değil. Barışana kadar kendinde kalacak ne var bunda.”
“Barışırlar mı sence?”
“Siz ağabeyilik yapacağım dediniz ya, barıştırırsınız herhalde.”
“İnşaallah.”
“Kolay gelsin.”
“Sana da, tekrar hoş geldin…”
… Okan, dışarı çıkıp Alp’in çabasına sinsice gülerken Selim’in karşıdan geldiğini görüp ciddileşti.
“Ooo, Okan neredesin yaa?”
“Gg.geldim kk.komiserim.”
“Hoşgeldin özledik.”
“Bb.bende ss.sizi.”
“Bi test istedim hâlâ gelecek.”
“Hemen bakıyorum komiserim. Görüşürüz.”
…Selim, telaşla Alp’in odasına girince Alp panik içerisinde masada ki anahtarın üzerine elini bastırdı.
“Alp, bu Okan’da bir şey var, sen haklısın galiba. Beni görünce panikledi, gözlerime bakamadı, kaçar gibi gitti.” diyerek masaya yaklaştıkça Alp koltuğa gömüldü.
Selim, masanın üzerinde duran ruhsatı görünce hemen eline alıp içine baktı.
“Nurseli’nin ruhsat, sende ne işi var?”
(yutkunduktan sonra) “Selim, bi otursana.”
“Buraya mı geldi yoksa?”
“Hayır hayır.”
“Sen mi gidip aldın dicem de nasıl alacaksın ki öyle değil mi? Nurseli Doğan’ın yanında. Araba burada.”
“Seliiimm?!”
“Hadi buyrun, ne oluyor Alp.”
“Biz Okan’dan şüphelendik yaa!”
“Eee?”
“Doğan’da bir plan yapmış, Nurseli’yi Okan’la buraya göndermiş.”
“Saçma planına da geleceğim de Okan neredeymiş ki?”
“Hilde’yi buraya getirmeye çalışıyormuş.”
“Ona neymiş, abim doktorlarıyla sürekli irtibat halinde, hareket edebilecek hâle gelince o getirtecek zaten.”
“Bilemiyorum işte, sizi ne kadar sevdiyse artık.”
“Başlarım onun sevgisine de aşkına da haa, şimdi gelelim asıl meseleye, ne olmuşta Doğan bey Selin’i bununla göndermiş?”
“İşte, size yakın olmak istiyor ya, oda Nurseli’yi onunla gönderip bana takip et dedi. Belki Selim’le buluşturur diye.”
“Saçmalamış…”
“Selim, sen bu Okan’ın Selim olmadığına emin misin? Bi test falan yapsak olmaz mı, emin olurduk?”
“Neden Alp? Ne oldu da Okan’ın Selim olabileceğini düşündün.”
“Ya işte, Nurseli’ye seni unutturmaya çalışıyor gibi de.”
“Gibi mi? Unutturuyor mu?”
“Fark eder mi?”
“Gibiyse eğer sıkıntı yok, kendi çalar kendi oynar ama unutturuyorsa o zaman iş değişir. Unutan Nurseli hanımdır çünkü.”
“Gibi!.. Gibi!”
“Bir dee, son defa söylüyorum Selim bize benziyor, bak bakalım Okan’la neremiz benziyor. Bizim büyük hala Selim’in resmine bakıp, Siz o kadar değilsiniz ama Selim aynı abime benziyor diyerek dedemi söyledi, babamın da küçüklüğüne benziyormuş.”
“Baksana, o zaman dedenle babanın fotoğraflarını getir, ikisinin karışımı bi robot resim çizdirelim belki eşgale uyan birisi çıkar.”
“Yani Alp, ille Selim’i içeri tıktıracaksınız haa.”
“Hayır Selim, senin on beş yıldır hapis olan vicdanını serbest bıraktıracağız. Ayrıca Bu çocuk aynı kalmadı değil mi? Yani ille bir şey olmuştur.”
“O her ne oldu bilmiyorum ama olan bana oldu… Nurseli neredeymiş.”
“Dün gece geldiler.”
“Oradan kaçta çıkmışlar ki?”
“Seliiimm, geçen gün, sabah.”
“Ne diyorsun sen yaa, iki gün yolculuk mu olur, nereye gitmişler.”
“Yozgat’ta mola verip türbeleri gezdirmiş yaa, senin için de dua etmiş.”
“Aaa, gerçekten mi gözlerim yaşardı… Lan ben ondan neden ayrıldım, neden bırakmak zorunda kaldım haa, önüne ilk gelenle gezsin tozsun diye mi?”
“Doğan, Okan’a yem atmış, sonra da Nurseli nikahlı demiş.”
“O nikahlı diye ben ayrıldım, başkasının şeyinde olur mu?
“Senin de olmasaydı Selim. Sen de takmasaydın abi, O seni seviyor sen onu.”
“O kadar basit değil işte.”
“Tamam hadi sen işine bak. Yarında fotoğrafları getir.”
“Tamam, bir de senden bir şey isticem. O arabayı ben görmeden ortadan kaldır. İstersen yak, istersen hurdaya ver, istersen götür denize at ama ben görmiyeyim olur mu?”
“Otoparka çekeyim mi?”
“Sen de… Ne yaparsan yap…”
•~~~~~~•
Okan, yerine gelip dosyalarda ne olduğuna baktı. Selim komiserin beklediği sonuçların henüz çıkmamış olduğunu görünce, Zeki’yi çağırdı.
“Zeki, bunu ben hallederim sen diğerlerine bak.”
“Peki Okan bey, en geç iki gün sonra çıkmış olur zaten.”
“Tamam, sen işine bak.”
Okan, dosyaya bakıp, “Bu sefer üç gün sonra çıksın.” dedi
•~~~~~~•
Koca İstanbul’da ilk geldiğimde bile bu kadar yalnız hissetmemiştim. Boş boş yürürken aklıma kızlar gelmişti. Pelin’le Özlem’e mesaj atıp nerede ve müsaitler mi diye sordum… Üçümüz içinde en müsait saate anlaşıp, yeri de kararlaştırdıktan sonra otobüsle yola koyuldum…
Acelem olmadığı için adımlarım yavaş ve sakindi. Bindiğim otobüste trafiğin sıkışıklığından yavaş yavaş ilerliyordu. Sahil kenarında yan yana oturan bir birine sarılan çiftleri görünce kıskançlıktan sinirlerim bozuluyordu. Ben ayrıyken insanların mutlu olması gözüme batacak kadar bencilleşmiştim…
En erken ben giderim dediğim yere en geç ben gidip bir de yaya olunca kızlar şaşırmıştı.
Ö: “Nurseli, araban nerede?”
“Oturalım anlatacağım.”
Masaya oturunca konuşmadan denize dalıp gittim, şu hafif gibi görünen dalgalar beni alıp gitseydi ne olurdu?..
Pelin’in, “Nurseli, ne oldu? Neden böylesin?” demesiyle onlara döndüm.
“Selim’le ayrıldık.”
Özlem’in, “Yine miii?” diyerek göz devirmesinden Selim’e hâk vermiştim. Bana çok bile dayanmıştı.
Pelin beni teselli etmek için, gözlerini belerterek Özlem’e bakıp benimle konuştu, “Sen ona bakma canım, ne oldu anlat.”
“Bilmiyorum… bahanesi, benim iki gün görüşmeyecek bi bahanem yüzünden.”
P: O bahane ne ki?”
“Kızlar, Hilde öyle olunca Doğan abi üç dört gün uyuyamadı. Doktorlar da ilaçla uyuttu, Abim uyanırken halüsinasyon görüp beni Hilde zannetmiş. Dudağımdan öptü.”
Ö: “Ooooowwww!”
“Basit bir şeydi, Alp abi onu çekti bana da söyleme dedi ama ben dinlemedim Selim benimle görüşmek istemesin diye onu bahane ettim.”
Ö: “Sen neden görüşmek istemiyordun ki?”
“İşte orası çok daha fena… Detayı uzun uzun anlatamam sadece şu kadarını söyleyeyim. Ben evlatlık olabilirim ve Selim’de abim olabilir.”
Ö: “Oooohaaaa!..”
P: “Yuuuuuhhh!”
“Ben dna testi yapılana kadar ve bunun şokunu atlatana kadar görüşmek istemedim ama o bahanemin saçma bir bahane olduğunu bahane ederek benden ayrıldı.”
Ö: “Sen ne söyledin, sebebini anlatmış olman lazım öyle değil mi?”
“Sebebini değil ama konuşmak istedim. Arkasından koştum ama o umurunda bile olmadan gitti. Bende bugün arabasını gönderdim.”
Ö: “Delilik etmişsin, ben olsam o arabaya binerdim, gezer tozar onu sinir eder benzinini de yine onun kartıyla alırdım.”
P: “Saçmalama Özlem. Nurseli sen bakma ona.”
“İyi de yaptım diyelim, o an ne yaptığımı nereden bilecek ki?”
Ö: “Eğer arabada takip cihazı varsa nerede olduğunu bilirdi. Kartla bir şey alınca da mesaj gidiyor. Bu harcamayı siz mi yapıyorsunuz diye.”
P: “Pes Özlem.”
“Bi dur yaa, bence kötü bi fikir değil. Son bir defa görüp konuşmak için bahane olurdu. Ne de olsa bizim her şeyimiz bahane ile oldu.”
P: “Nurseli, sen Selim’i hiç mi tanımadın, biz senin anlatmanla bile tanıdık. O basit bir bahaneyle senden ayrılmaz.”
“Filiz de öyle söyledi, hasta mı yoksa?”
P: “Aklınıza ilk hastalık mı geldi?.. Belki de oda senin kardeşin olabileceğini öğrendi.”
“Bu benim aklıma hiç gelmedi. Olabilir mi?”
P: “Bi düşün bakalım, sen nasıl öğrendiysen o da öyle öğrenmiş olabilir.”
“İyi de, öğrense bile beni, köylüleri ve kardeşinin süt kardeşi olarak bilir.”
P: “Bence sen Özlem’in fişteklemesine bakma, önce bundan emin ol. “
“Bence ben ikisini de yapayım, çünkü onu çok özledim…”
Ö: “Selim’i çıldırtma operasyonuna ilk olarak on gün sonra bi parti var, oraya gelerek yapmaya ne dersin?”
“O kadarda değil yaa.”
Ö: “Neden olmasın?”
“Telefonu kapalı nereden bilecek ki?”
Ö: “Numaran kardeşinde yok muydu? Sen durum yaparsın oda görüp abisine söyler. Hem bak Pelin de gelecek.”
“Bu hafta görüşemezsem olur.”
P: “Bu sefer ki nerede olacak?”
Ö: “Geçen sene son partinin yapıldığı yerde olacak.”
P: “Oooowww büyük parti yani?”
Ö: “Aynen yaa, manken gibi çocuklar gelecek… Ama en sinir bozucu yanı sabah pis çarşafları temizlemek.”
P: “Sen de o kadarına girme Özlem.”
Ö: “Asıl para onda amaaa, kimse kusmuklu sipermli çarşaf temizlemekle uğraşmak istemiyor.”
P: “İğrenç yaa.”
“Evet yaa konuyu değiştirelim midem bulandı…”
… Normalde üç kişinin yiyemeyeceği kadar büyük bir pasta meşrubat alarak Selim’e ilk mesajımı göndermiştim… Hiç istemesem de on gün içinde ayrılmak isteme sebebini öğrenemezsem o partiye gidecektim…
Kızlardan ayrılıp emniyete gittim. Alt caddede beklerken Okan abiye beklediğimi haber vermek için mesaj attım. Okan abi de yarım saat sonra yürüyerek gelmişti.
“Eee kaldık mı yaya, ne yapacağız?”
“Sen burada hiç yaya gezmedin mi?”
“İstanbul’a geldiğimizden beri arabalarımız var.”
“Benim yoookk ve ne yapacağımızı biliyorum. Nereye gidelim?”
“Sizin eve gidip arabayı alalım da yemeğe gidelim.”
“O zaman metroyla gideceğiz hadi gel.”
“Benim biletim yok.”
“a-ahahahahahhaahah… Allah’ım… Sen hâlâ o çağda mıyız zannediyorsun? İstanbul kart var, lira yükleyip onunla bine biliyoruz. Gel ben senin yerine de basarım…”
•~~~~~~•
D: “Ne oldu, son durumlar ne?”
A: “Onlar geziyor ben bekliyorum.”
“Neden takip etmiyorsun?”
“Bugün edemiyorum çünkü arabaları yok. Bu havada müfettiş gadget gibi de dolaşsam bu şekilde de dolaşsam anlarlar.”
“Arabaları neden yok. Sen neredesin?”
“Okan, sabah Nurseli’nin arabayı getirdi. Bende arabayı otoparka götürüyorum. Oradan kendi arabamı alıp Nurseli’nin eve gideceğim.”
“Selim arabayı görünce ne yaptı?”
“Sana kızmaktan sıra ona gelmedi desem.”
“Neden kii?”
“Nurseli’yi Okan’la gönderdiğini söyledim.”
“Neden söyledin Alp yaa? biraz oyalaya bilirdin.”
“Ulan nasıl oyalayayım, bunda bir şey var araştır takip et dedi. Yok kardeşim Selim’le alakalı değil kendi aşık olduğu için diyemedim.”
“Sen hemen peşin hükümlü olma. İyice emin olalım.”
“Tamam…”
•~~~~~~•
…Bir çok kişinin mecburiyetten katlandığı bu çileye Okan abi, “Süper yaa, arada yapmak lazım bu sporu.” demişti.
Bir otobüs, bir metro, yarım saat yürümenin sonunda evin önüne gelmiştik… Arabanın yanına gelip sinsi sinsi güldüğümü gören Okan abi, koluyla arabanın üzerine set çekip beni sıkıştırarak, “Bana baakk kııızz bu yol bu kadar uzun değildi, doğru söyle sen yolu mu uzattın?” deyince, “On dakikacık yaaa?” dedim işaret parmağımın ucunu göstererek…
Sinirlenmiş gibi yüzünü ekşitmeye çalışırken bile gülümsüyordu. Elimi tutup parmağımı sıkarak kendince ceza vermeye çalıştı…
•~~~~~~•
A: “Doğaaaannn!”
“Efendim.”
“Bu adamı öldürmemem için bana bir sebep söyle, ufak mini minnacıkta olabilir.”
“Ne oldu yine yaa?”
“Aç aç kamerayı aç…”
…”Ne oldu hani, göster.”
“Ne mi oldu? Emanetinin son hâli bu kardeşim.”
“Ooofff, kurda kuzu emanet etmişim…”
“Gidip döveyim mi?”
“Sakın haa? Bekle. Sen kim oluyorsun demezler mi?”
“E ne yapayım o zaman? Selim’e çelenk bunlara da düğün hediyesi mi alayım.”
“Sen buna iş ver, emniyetten çıkamasın. Ne kadar az görüşürlerse o kadar iyi olur. Bir de ne olur ne olmaz takibe devam et.”
“Ne konuşuyorlar görebiliyor musun?”
“Alp, bu mesafe ve telefondan mümkün mü sence, bazen saçmalıyorsunuz yaa.”
“Hilde nasıl, buraya ne zaman gelebilecek sence?”
“Şuan doktorlar izin vermiyor. En az bir hafta daha bu şekilde beklemek zorundayız diyorlar.”
“Allah’ım lütfen Hilde iyi olsun da bir an önce gelin.”
“Hilde, bunu öğrenince ne diyecek biliyor musun?”
“Tahmin edebiliyorum ama ne?”
“Ben söylemiştim… Hatun yine haklı çıktı, bunlar birlikte olamaz demişti.”
“Geleceği gören kadın… Hilde yenge… Bende söylemiştim.”
“Sen ne söyledin acabaa?”
“Bu kızı kendi tarafımıza çekmeliyiz demiştim.”
“İyii, bir geleceği görende sensin haa, oldu mu? İşine bak hadi.”
“Bu günlük bu kadar yeter, başka bir işim var oraya gideceğim.”
“Tamam görüşürüz…”
•~~~~~~•
Akşam yemeği yedikten sonra Okan abi beni Engin’in kapıya bırakıp gitmişti. Okan abiye Engin’lerin köye gittiğini söylememiştim. Emanetin canı burnunda’yı burnumdan getirsin istemiyordum. Bende en yakındaki otele yine Selim’in kartıyla giriş yaptım…
Odaya girip duş aldıktan sonra kulaklığı takıp Dilsizin dilinden şarkıları dinlemeye devam ettim…
•~~~~~~•
S: “Alp, neredesin?”
A: “Ayten’i ve çocukları aldım. Burçak’ın eve bıraktım.”
“Sorun olmadı değil mi?”
“Hayır hayır… Adam ganyan bayisinde olay çıkarttığı için daha kolay oldu. Sen neden aradın bunu sormak için mi?”
“Nurseli, bi otele giriş yaptı.”
“Ne oteli yaa, evinde kalmıyor mu?”
“Bilmiyorum, Engin’in eve yakın bir otel.”
“Ben bi Okan’ı arayayım. Onunla mı-“
“Ne saçmalıyorsun sen yaa. Ne demek onunla mı. Gebertirim lan onu, katil etmeyin beni.”
“Yaa kızma hemen, geçen gece otelde ayrı odalarda kalmışlar, yine öyle mi acaba diye dedim.”
“Ulan hani gezmişlerdi, otel nereden çıktı? Daha ne saklıyorsunuz benden kim bilir?”
“Ooofff Selim, madem bu hâle gelecektin ayrılmasaydın tamam mı? Ben Okan’ı arayayım yanına gidip bi baksın?”
“Okan kim lan… Ben varken Okan’a mı düşer?”
“Ne bileyim oğlum, sen gitmezsin diye dedim.”
“Çıktım bile yoldayım.”
“Otelin adını söyle bende geliyorum.”
“Zahmet etme, Okan’ı ara o gelsin.”
“Karı gibi trip atma lan, geliyorum işte…”
… Selim, otelin önüne geldiğinde Alp’te gelmiş bekliyordu…
“Burası mı?”
“Bana söylediğin adres burası. Ben bir içeriye bakayım. Emin olalım.”
“Yakalanma dikkatli ol.”
“Polisim lan ben, ne demek yakalanma?”
“Nurseli, polis komiser dinlemez canım, sana çok kızgınmış çiğ köfte gibi yoğurur seni.”
“Aaayyy çok korktum.”
… Alp, sağa sola bakınarak içeri girip görevliye Nurseli’nin fotoğrafı ile rozetini göstererek, “Bu kız burada mı kalıyor?” diye sorunca, görevli rozete baktıktan sonra telefona yaklaşıp, “Evet komiserim, burada kalıyor.” dedi endişeli bir şekilde.
“İyi tamam. Bak biz bu kızın peşindeyiz. Çete ile bağlantı içerisinde olduğunu düşünüyoruz, siz ona belli etmeyin, sizin yüzünüzden elimizden kaçarsa-“
“Tamam komiserim, siz hiç merak etmeyin.”
“Ben kapıdayım. Hadi kolay gelsin.”
…. Alp arabaya binip, “Burada.” deyince Selim sinirli bir şekilde, “Sordun mu tek miymiş?” dedi ama Alp oralı olmayıp, “Engin nerede?” diye sordu.
“Engin’ler kızları da alıp köye gitti. Belli ki Selin hanım burada tek olduğunu söylememiş, yoksa gelirlerdi.”
“Ayrıca kendini buraya bıraktırdığına göre Okan’a da söylemiyor.”
“Buraya bıraktırdığını nereden biliyorsun?”
“Okan’ın araba onların kapının önündeydi.”
“Beyimiz o evide biliyor öyle mi? Doğru söyle lan. Evde mi yattı?”
Selim’e sesli bir şekilde, “Saçmalama lan, Nurseli öyle bir şey yapar mı? Arabada sabahladı.” derken içinden de “ikisi birlikte” dedi.
“Ben biliyorum abi biliyorum, eminim bunun altında bir iş var. Kim kimin kapısında nöbet tutar. Okan’ın adresi, kiminle konuşuyor ıncık cıncık her şeyini istiyorum.”
Alp, bu seferde içinden “aşık olan sabahlar” deyip, dışından, “Tamam.” dedi…
•~~~~~~•
Deliksiz bir uykunun ardından, gıdıklanıyormuş gibi debelenerek uyandım. Telefonuma gelen mesaj da yüzümde istemsiz bir tebessüm oluşturdu.
“Çıktım geliyorum, kapıda ağaç etme beni.”
Hemen kalkıp, koşar adım Engin’lerin eve doğru yürüdüm. Binanın girişinde beklemeye başladım… Caddenin başında Okan abinin arabayı görünce el sallayıp dilsizin en sevdiğim şarkısını söyleyerek arabaya bindim…
Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum
Senden darulduğumi
Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum
Yurekte yangunumi
O: “İyice ezberlemişsin?”
“Evet ya, çok hoşuma gidiyor. Başka yok mu?”
“İstersen Zafer’e söyliym gitmeden bir albüm daha yapsın.”
“Nasıl yaptırıyor ki?”
“Dilsizin sesini kaydediyor, altına müzik koyuyor.”
“Yapsın yapsın. Çok güzel olmuş.” deyip yine aynı şarkıyı bulup sesini sonuna kadar açtım, İkimiz söyleye söyleye ilerledik…
•~~~~~~•
S: “Bittin Okan… Sende Doğan… Sende Selin… Şunlara bak Alp, neredeyse ayrıldık diye zil takıp oynayacak.”
“Yok yaa, baksana Okan’ı kandırıyor.”
“Bunları uzak tutarak bulalım şu salağı, yoksa keşke seninle olsaydı der…”
•~~~~~~•
İştahlı bir kahvaltının ardından kızlarla buluşacağım diyerek ayrıldım. Yarım saat boş boş dolanıp eve gitmek üzereyken kavga eden bir çift gördüm, adam kadını zorla arabaya bindirmeye çalışıyordu. Hemen koşup adama engel oldum.
“Çekilsene bee, sen kimsin?”
“Gör bak bakalım ben kimim?” diyerek çantamla kafasına vurup adamı sersemlettim. Kafası kanayan adam bana doğru gelip önüme düştü… Biraz önce, “Bırak, bırak!” diye yaygara yapan kız bu sefer adamın başında, “Aşkım aşkım.” diye ağlayıp yardım istiyordu…
Ambulans ve polislerin gelmesiyle bir anda suçlu konumuna düşmüştüm. Göz altına alınıp emniyete götürülürken, tanıdık arama hakkımdan kimi kullansam acaba diye düşündüm. Alp, hariç…
Emniyetin kapısından girerken, tanıdık bir sesin şokunu hissettim, “Nurseli!”
Arkamda duran kişiye dönüp, ben bir şey yapmadım der gibi boynumu büktüm.
+”Komiserim, yaralanmalı kavga çıkmış.”
İlk ifademi orada verdim…
“Kadir abi yani komiserim, ben tanımadığım adamla ne kavgası edeyim. Onlar ediyordu ben ayırdım.”
+”Komiserim, kız sevgilisiyle tartışmış ama öyle zorlama yoktu, abarttı diyor.”
“Yalaaaannn, vallahi yalan. Bırak bırak diye bağırıyordu.”
K: “Tamam, bana bırakın, siz gidebilirsiniz?”
+”Komiserim, adam şikayetçi.”
K: “Tamam dedim bende. Ben halledicem.”
Kadir komiserin yanında merdivenleri çıkarken, “Kadir abi, biz ayrıldık biliyorsun herhalde?” dedim
“Biliyorum.” deyip sustu.
“Onun yanına gitmeyeceğiz değil mi?”
“Hayır tâbi kii?”
“Ben Alp abiyi de istemiyorum.”
“Sen bilirsin o zaman direk mahkemeye sevk edelim seni?”
“Eeettt, benim üç tane avukatım var çıkartırlar.”
“Başkası bir tane bulamazken sende üçer beşer maşaallah…”
Tam tahmin ettiğim gibi beni Alp abinin oraya getirmişti.
Bora: “Kadir? Ne oluyor?”
K: “İşler kötü, adam yaralamış.”
B: “Neyle?” (Şaşırarak)
“Çantamla vurdum yaa, onun kafasının derisi inceymiş…” (gayet rahat)
B: “Çantanda parfüm şişesi var mı?”
“Eveeettt!”
K: “Ne yapacağız?”
B: “Bilmiyorum kii, bi gelsinler de.”
K: “Burada beklemese mi?”
B: “Bence de… Odaya alalım.”
“Telefon etme hakkımı kullanmak istiyorum.”
K: “Et bakalım, seni başkomiserlerden daha iyi kim kurtaracak merak ettim.”
Şimdi görürsün der gibi telefonumu çıkartarak Okan abiyi arayıp olayı anlattım. ‘İfade verme, ben halledeceğim.” deyip telefonu kapattı…
•~~~~~~•
Okan, telefonu kapatıp Zafer’i aradı ve olayı anlattı. Zafer, emniyetten bir arkadaşını arayıp Nurseli’nin yanına gönderirken kendisi de yanına birini alıp hastaneye gitti…
…Alp, merkeze gelip odaya girecekken, arkadan avukat gelip Emre’ye, “Merhaba? Nurseli Aktaş’ın avukatıyım. Kendisini görebilir miyim acaba?” deyince Alp şaşırmıştı. “Kim kiiimm?” deyip geriye döndü.
Bora yanına gelip olayı anlatınca, avukatı alıp bir odaya götürdü. Avukat elini uzatıp “Merhaba Nurseli.” deyince kadın, “Ben Nurseli değilim.” dedi.
Alp, avukatın kolunu tutarak, “Seni buraya kim gönderdi çabuk söyle?!” diye bağırınca avukat, “Komiserim kusura bakmayın, ismimi duyurmak için suçlu kovalıyorum. Malum yeni avukata kimse güvenmiyor, bende aşağıdaki polislerden duyup geliyorum.” dedi.
Alp, avukatla birlikte Nurseli’nin yanına girince, Nurseli ayağa kalkıp, Alp’in yüzüne bakmadan, “Zafer abi siz misiniz?” deyince Alp, avukatın yalan söylediğini anladı.
“Siz oturun, şimdi yalnız konuşmak istiyorum muhabbetini hiç çekemicem.” deyip dışarı çıkarak avukatın kim olduğunu nereden geldiğini sordu.
Kadir, Nurseli’nin Okan’ı arayıp yardım istediğini söyleyince Alp, “Vay bee, siz değil, ben değil, hadi Doğan neyse o uzakta, ya Selim, Selim bile değil haa?” deyip üzüldü…
…Selim, Ayten ile ilgili bir şey sormak için Alp’in yanına geldiğinde Alp kulağında tuttuğu ahizeyi masaya vurup, “KİM LAN BU OKAN, HAA, BİR TELEFONLA İŞİ KAPATIYOR, KİM KİİİİMM?” diye bağırdı. Oradakiler Alp’e bakarak Selim’in arkasında olduğunu işaret ettiler. Alp, morali bozuk bir şekilde arkasına döndü.
Selim’in, “İnşaallah çok uğraştırmadan konuşursunuz?” demesine rağmen Alp dahil kimse konuşmuyordu…
Alp’in kapısı açılıp avukat ve Nurseli odadan çıkınca Selim neye uğradığını şaşırdı…
•~~~~~~•
Alp, dışarı çıkınca avukat abi bana. “Sakın ifade verme, buradan çıkacaksın, ayrıca sana Zafer kim derlerse sakın söyleme. Zafer aracı, yakalanırsa başı derde girer.” deyince elimle dudaklarıma fermuar çekme hareketi yaptım…
“Bir daha bir şey olursa Okan abi diye arama, tutuk abi diye ara, hem başının belada olduğunu bilir, hemde gizlice yapar sorun olmaz!” deyince Selim’le değil ama Okan abiyle parolam olduğunu düşünüp üzüldüm.
“Şimdi olur mu peki?” dedim üzgün bir şekilde
“İnşaallah Zafer çabuk hareket etmez yoksa hafif bir sarsıntı olabilir.”
“Okan abi bana böyle söyleseydi yapmazdım kii?”
“Bak hâlâ Okan diyorsun.”
“Tamam tamam sustum.”
Adının Levent olduğunu söyleyen yeni avukatıma mesaj gelince bana göz kırparak, “İş tamam, biraz sonra haberi gelir!” dedikten sonra beş dakika geçmeden dışarıdan Alp’in bağırmasını duyduk.
“Hadi çıkalım.” deyince Alp’in suratının aldığı şekli düşünüp gülerek dışarı çıktığımda Selim karşımda dikiliyordu…
Bir anda elim ayağım titremeye başladı… Kalbim yerinden çıkacak gibiydi… Başımı önüme eğip gözlerimi kaçırdım, yoksa gidip boynuna sarılabilirdim…
Sırtımda bir el, “Hadi Nurseli gidelim.” diyerek beni itince iki adım attım, Selim’in yanına gelmeden o Levent abiye yaklaşıp kolundan çekerek, “Çek lan o elini kırarım yoksa!” dedi.
Beni terk etmiş olsada hâlâ kıskanıyordu.
“Kadir, al şunu gözümün önünden elimden bi kaza çıkmasın.”
“Emredersiniz komiserim.”
Selim, kolumdan tutup sıkarak tekrar Alp abinin odasına getirip kapıyı kapattı…
Duyduğunun hiç birine, gördüğünün yarısına inan…
…Ben, beni özlemiştir pişman olmuştur, beni avukatlar ile görünce endişelenmiştir diye düşünürken, o beni kendine çevirip kolumu bıraktıktan sonra, “Ne işin var burada?” dedi sertçe…
“Geçiyordum da bi adam yaralayayım dedim.” diyerek orada olma sebebimi basit bir şeymiş gibi söyledim.
“Dalga geçme.” demesi benim neden orada olduğumu bilmediğini gösteriyordu.
“Sen başlattın.” dedim hâlâ ayrıldığımızı ciddiye almayarak.
“Seninle hiç bir şeyim gayri ciddi olmadı.” derken, hâlâ beni kendine çekip sarılmamış ve ayrılığımızın da ciddi olduğunu söylemek istemişti.
“Gördük!” dedim üzgün bir şekilde.
Sanki tek derdim emniyet güçlerinden bir kocaymış gibi, “Ne oldu benden umduğunu bulamadın, başkasını mı deniyorsun?” deyince sinirlenmeye başlamıştım.
“Senden ne gördüm ki buradan birinden onu göreyim!”
“Neden beni aramadın o zaman, insanın aklına başka bir şey gelmiyor.”
“Neden biliyor musun işte bu yüzden… Beni kendinden nefret ettirecek bir şey yapma diye… Çünkü benim seni düşünmediğim bir günüm olmadı… Yatarken nerede uyursam orada duruyorsun, sabah uyanıyorum kaldığım yerden devam ediyorum.”
“Ağlama…”
“AĞLATMA!”
“BAĞIRMA!”
“BAĞIRTMA!”
“GİT NURSELİ, LÜTFEN GİT VE BİR DAHA BURAYA GELME… BAŞINI BELAYA SOKMA LÜTFEN… BENİ DÜŞÜNMEYİ DE BIRAK BENİM İÇİN AĞLAMAYI DA… EMİN OL TÜRKİYE VE DÜNYADA TEK ERKEK BEN DEĞİLİM, TEK ERKEK EMNİYETTE DEĞİL VE TEK POLİSDE BİZ DEĞİLİZ… BAŞKA YERLERE GİT.”
“EVET ERKEK DOĞMUŞSUN, POLİSTE OLMUŞSUN AMA BİR KADINLA NASIL KONUŞULUR ÖĞRENEMEMİŞSİN… BU YAPTIKLARINI KENDİNDEN SOĞUTMA OLARAK ALGILIYORUM VE ÖĞRENECEĞİM SELİM… BANA NEDEN BÖYLE DAVRANIYORSUN ÖĞRENECEĞİM… BEN O SAÇMA BAHANEYİ SÖYLEYEREK PİŞMAN OLDUĞUM GİBİ SENDE BANA BÖYLE DAVRANDIĞINA PİŞMAN OLACAKSIN…”
“HADİ YAA, NASIL OLACAKMIŞ O… YİNE HANGİ ARKADAŞIMLA ÖPÜŞÜP ARAMIZI AÇACAKSIN KİM BİLİR.”
İlk olarak tokat atmayı düşünüp elimi kaldırdım… Gözlerinden bu tokatı beklediğini görünce, yumruk yapıp tırnaklarımı etime gömerek bağırmaya devam ettim.
“ETMİCEM SELİM, BOŞUNA UĞRAŞMA, SENDEN NEFRETTE ETMİCEM, ESKİSİ GİBİ DE SEVMİCEM… SÖZÜNÜ DE TUTACAĞIM EMİN OL… BUNDAN SONRA SENİN İÇİN AĞLAMAYACAĞIM… BANA: KİMSEYİ KENDİMDEN FAZLA SEVMEMEYİ ÖĞRETTİN, TEŞEKKÜR EDERİM.”
…Bizim, koridordan bile duyulan bağırtımızı duyduğu için mi, yoksa hâlâ çıkmadığımdan dolayı merak ettiği için mi bilmiyorum, Okan abi kapıyı açıp içeri girerek beni çıkartmak istedi…
“Nurseli, yürü hadi.”
Okan abi bütün cesaretini kullanarak bileğimden tutup götürmek isterken yapacaklarımın sinyalini verdim.
“İSTEDİĞİMLE GEZİP TOZUP GÜNÜMÜ GÜN EDECEĞİM, SEN GÖRÜRSÜN.”
“GEEZZ!.. KOCAN DÜŞÜNSÜN BANA NEE?”
…Beni, bir başkasıyla düşünecek kadar bitirmişti kalbinde. Son defa gözlerine bakıp, bağırmadan ağlayarak, “Selim, sen küçükken ne olmak istiyordun?” diye sorunca yutkundu. Yaşaran gözlerini benden saklamak için yere bakarak, “Doktor.” dedi.
“Sen çok kötü bir çocuksun Fatih.” diyerek, Okan abinin çekmesine karşı koymayı bırakıp yürüdüm ve arkama bile bakmadan dışarıya çıktım…
… Okan, Nurseli’nin elini tutup götürürken Selim peşlerinden bakmak için koridora çıktı. Alp, omuzuna dokununca yumruğunu sıkıp hızlı hızlı nefes alıp vererek, “Gördün mü Alp, bana bakışını gördün mü? O gün Selim de bana böyle bakmıştı… Ben ona bir sürü şey söyledim Alp, git dedim, bu ev bizim dedim, ben her gece babamın onlar için yaptığı tek göz odada onun yatağında uyurken ona burası bizim dedim ama o şimdi Okan’ın yaptığı gibi Selin’in canını yaktığım için beni itti. Okan’ı araştır Alp… Bu adamda bir şey var eminim. Selim ile bir hafta yaşayan Selim’in huyunu alır…”
“Tamam kardeşim gel. Bi sakinleş…”
•~~~~~~•
Arabaya binince bana ne olduğunu soracak diye düşünürken Okan abi kendini sıkıp duruyordu. Sanki ne olduğunu biliyor gibiydi ve için için Selim’e kızıyordu…
Ben artık ona kızmaktan vazgeçmiştim çünkü onun yapısı oydu. Yıllar onu hiç değiştirmemişti. Küçükken de canımı yakardı.
Selim’in ördüğü saçımı çekip tokamı çıkartırdı. O zamanlar bunun oyun olduğunu zannederdim…
Kirazlı tokamı da kaybeden Selim’den başkası değildi. Oysaki ben o tokalarımı çok sever geceleri elimde uyurdum. Polis olmak isteyen Selim’in aldığı kirazlı tokalarımı polis olan Selim kaybetmişti.
“Nereye gidelim?”
“Sen nereye istersen.”
“Ne istersin onu söyle, kalabalıkta sessizce ağlamayı mı, suda ıslanmayı mı? Dipsiz bir kuyuya bağırmayı mı?”
“Ben sana üçü bir arada yapmıştım.”
“Vaaayy, kimsede alacağını bırakmıyorsun haa, tamam…”
“Evet, dilsiz gibi…”
… Okan abi beni önce orman denen dipsiz bir kuyuya getirdi. Birlikte avazımız çıktığı kadar bağırdık.
“Seliiimm, sen çok kötü bir çocuksun.”
O: “Bataaaakkk, sen çok kötü bir çocuksun.”
“Seliiiiimmm, seni çok özlediiim.”
O: “Dilsiiiiiiizzzz seni çok seviyorum.”
“Seliiiiimmm, gel lütfeeeenn, sana çok ihtiyacım var.”
O: “Dilsiiiiiiizzz, gitme lütfen, sana çok ihtiyacım var.”
Bu adamın bu dilsiz takıntısı beni öldürecekti ama şuan bundan bile rahatsız olmamıştım…
Beni sahile getirip, belime kadar ıslanmama izin vermiş sonra da mağazaya götürüp kıyafet aldıktan sonra lüks bir mekanda yemeğe götürmüştü.
Bana üçü bir aradayı fazlasıyla ödemişti.
Yatma saati gelince yine Engin’lere bırakmak istedi ama ben evde kalacağımı söyledim.
Sabah yine kahvaltı sözüyle beni eve bırakıp gitti…
•~~~~~~•
… “Anneee!”
“Efendiiimm!”
“Gömleğimle ceketimi gördün mü?”
“Hangisini?”
“Dünkü çıkarttıklarımı yaa, giderken kuru temizlemeye bırakacaktım.”
“Çıkarttığın yere bak.”
“Orada olmadığı için sana soruyorum zaten canım.”
“Kim bilir nereye koydun da hatırlamıyorsun, aklın başında değil ki?”
“Anne, hafta sonuna kadar bulalım, toplantı var, onu giymek istiyorum.”
“Tamam tamam, çık git hadi geç kalma. Ben bulup Okan’la gönderirim.”
“Cansın caaann. Seviliyorsun ana kraliçeeeemm, Kolonimizin bir tanesi.”
“Hadi oradan yağcı, evlenince göreceğim sizi, koloninin asıl kraliçesi kimmiş?”
“Anneciğim, o gelen ana kraliçe olana kadar işçi arı sınıfında olacak, yani uzunca bir süre yine koloninin kraliçesi sen olacaksın merak etmee.”
“Bununla benim uzun süre babaanne olamayağımı söylemeye çalışıyorsun yemezler… Bana torunumu verin sonrasında ne yaparsanız yapın.”
“Ben geç kalıyorum öptüm.”
“Kaç kaç, öyle bir şey yapacağım ki, bu çocuk nereden çıktı şimdi diyeceksiniz.”
~~~~~~•~~~~~~•
Selim’e söz verdiğim gibi onun için ağlamadan uyumuştum, dilsizin üçüncü şarkısına gelmeden uyuyor olmam sayesinde fazla düşünmüyor ve deliksiz bir uyku çekiyordum.
Normalde mesaj yada aramayla geldiğini haber veren Okan abi bu sefer zile basmıştı. Gözlerimi ovalayarak kapıyı açıp merakla ona bakınca, “Nerdesin kız sen. Telefonun kapalı merak ettim.” demişti. Bu gece daha erken uykuya daldığım için telefonu sarja takmamıştım ve sarj bitmişti.
“Telefonu şarja takmayı unutmuşum.”
“Aklın nerede acaba, hadi yürü arabada şarj edersin.”
Aşağıya indiğimde ön koltuğun kutuyla dolu olduğunu gördüm, arka koltuğa oturunca da tutma yerinde bir gömlek ve ceket takılıydı.
“Abii, hayr olsun, taşınıyor musun?”
“Yok kız ne taşınması, bu kolilerde kedi köpek maması var, seninle onları dağıtacağız, o ceketle gömlekte dilsizin. Kuru temizlemeye vermemi rica etti bende oraya götürüyorum.”
Yanımda ki kolilerden dolayı ortaya kayamadığım için her virajda dilsizin kıyafetleri yüzüme çarpıp kokusunu ciğerlerime kadar dolduruyordu…
…Okan, Selim uyurken gömleği ve ceketini almış, Nurseli’ye yer kalmaması için de arabayı mamalarla doldurmuştu.
Dikiz aynasından bakıp gülümseyerek, “Hadi bakalım Nurselin hanım, kocanın kokusunu alda şimdiden alış.” diyordu…
•~~~~~~•
Kahvaltıdan sonra mamaları sokakta dağıtmaya başladık.
“Abi, biliyor musun Selim abim de bizim köydeki kedilere yemek süt verirdi.”
“Nurseli, Selim’in abin olduğunu nereden çıkarıyorsun?”
“Fatih Selim değil yaa!”
“Fatih Selim demedim zaten, yüzünü görmediğin yaşını bilmediğin, kim olduğundan emin olmadığın kişiye abi deme. Anlaştık mı? Bana diyebilirsin, Doğan’a diyebilirsin, Alp komisere de ama Selim’e deme. Küçükken abi diyor muydun?”
“Hayır, hatta ben ona Telim derdim, küçükken peltektim.”
“Bak gördün mü? Abi demeyi bırak.”
“Tamam.”
•~~~~~~•
…. D: “Alp neredesin?”
“Takipteyim ne var.”
“Ne oldu, sabah sabah tersinden mi kalktın.”
“Yatamadım ki, sabaha kadar Okan’ın gbt ets kayıtlarıyla uğraştım.”
“Neden, hâlâ şüpheli listemizde mi?”
“Dün itibariyle baş şüphelimiz oldu.”
“Nasıl, ne oldu kii?”
“Nurseli dün birini yaraladı-“
“Ne diyorsun yaa?”
“Kavga eden bir çifti ayırmış, adamın kafaya çantayla vurunca parfüm kafasını kanatmış, şikayetçi oldu.”
“Eee şimdi nerede, göz altında deme?”
“Keşke göz altında olsaydı. Çocuklar benim odaya alırken oda Okan’ı aramış… Okan kapattıktan sonra birini arıyor ve bir avukat Nurseli’nin yanına gelirken kim olduğunu bilmediğimiz biri de yaralının şikayetini geri çekmesi için hastaneye gidiyor.”
“Bak seeeennn, kim lan bu bir telefonla iş bitiren.”
“Yemin ederim aynı tepkiyi verdim… Nurseli benim üç avukatım var demiş. Bir de gelen avukata Zafer abi dedi ama avukatın adı Levent.”
“Zafer kimmiş peki?”
“Öğreneceğiz… İşin tuhaf yanı, Okan o saatte arama yapmamış.”
“Başka hattı var o zaman.”
“Üzerine bir tane…”
“Selim nasıl?”
“Nurseli’ye ağza alınmayacak laflar etti ama o hiç bir şey yapmadı, pişman olacaksın dedi, Okan geldi, ne izin ne bir şey pat daldı içeri tuttu elinden, Selim’in gözünün içine baka baka götürdü kızı.”
“İyice gözünü kararttı desene.”
“Selim de sabah adamın yanına gitti. Gelen kişi hakkında bilgi alacak.”
“Aaalp, ikimiz de biliyoruz. Selim ona sadece adamı sormaz. Nurseli’ye bulaştığı içinde döver.”
“Dövsün Doğan, biraz da o yüzden gönderdim. Oda bir daha kadına kıza bağırmanın adamlık olmadığını görmüş olur.”
“Bir şey öğrenirseniz arayın…”
•~~~~~~•
Dilsizin takımının dayağını yedikten sonra iki gün yerimden kalkamamıştım. Sesimin değişip burnumun akması Okan abinin beni ev hapsinde tutmasına sebep olmuştu. Üçüncü günün sabahı kendimi iyi hissedince Özlem ile buluşmaya gittim.
Dediğimi yapıp Selim’i sinir edecektim. Hem geçmiş hem şimdinin intikamını almak istiyordum… Akşama kadar yiyip içip gezip her şeyi Selim’in kartıyla almıştım. Kozmetik mağazasından aldığım malzemeler ile kuaför salonu açabilirdim…
Değişim baştan başlar ilkesi gereği bende saçlarımı boyatmak istedim. Bunun içinde, bana en pahalı gelen kuaförü tercih ettim. Özlem’e de ısrarla manikür pedikür yaptırarak eksiklerimi de onunla kapattım.
Giyim mağazasından aldığım dar kesim pantolon, en az yirmi katlı olan apartman topuk ayakkabı ve bu sarı saçlarla Selim beni görse bir eve kapatır aç susuz bırakırdı kesin…
Üzerime aldığım alacalı transparan bluzun altına askılı crop bluz alarak tüm medeni cesaretimle birlikte kadınsal hatlarımı da ortaya çıkarttım. Şimdi sıra bir hafta sonraki büyük partide Selim’e yaşatacağım büyük şoktaydı…
O hafta sonu Okan abi gelip saçlarımı görünce şok olmuştu.
“Nurseli? Bu ne hâl?”
“Ne var abi, güzel olmamış mı?”
“Ya bi git tövbe estağfurullah, kızım ben seni yola koymaya çalışıyorum sen yoldan çıkma derdindesin, şu tipe bak. Bi aynaya bak bakalım yakışmış mı?”
“Üzgünüm ama bundan sonra böyle. Vur patlasın çal oynasın.”
“Bana bak, emanet falan dinlemem bi patlatırım ağzının ortasına görürsün dünyanın kaç bucak olduğunu haa.”
“Oooowwww Süper, sen böyle kızdıysan Selim kalpten gider.”
“Nurseli, geri boyat şu saçlarını gözünü seveyim.”
“Olmaz abi yaa, yanar sonra. “
“Öyle yakmazsan ben başka türlü yakarım ama.”
“İki aya dip boyam gelecek merak etme. Eee nereye gidiyoruz?”
“Ben seni böyle insan içine çıkartır mıyım sence. Başına bir şey bulup öyle gideceğiz.”
Okan abi bi mağazadan bandana alıp başıma örtmüştü. Deniz kenarına gelince, “Hadi in.” deyip kendi de bagajı açarak indi. Bagajda ki iki olta kova ve olta takımlarının olduğu bir kutu ile kıyıya yürüdük.
“Ne yapcaz?”
“Rafting yapacağız.”
“Haaağ?”
“Yürü hadi Nurseli, balık tutacağız işte, anlamamış gibi soruyorsun.”
“Haaaa!”
“Ama bak bir şartım var.”
“Neymiş?”
“Tutacağımız balıklar iki kiloyu geçerse dilsizi de çağıracağız.” diyerek serçe parmağını gösterip yemin istedi. Bende serçe parmağımla tutup, gördüm arttırıyorum der gibi, “Tamam, ama iki kilo gelmezse de benim istediğim kişiyle yemeğe çıkacağız anlaştık mı?” dedim
“Anlaştık beee, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.”
Nasıl geçtiğini anlamadığım üç saatin sonunda kovada ki balıkları tartmak için yola koyulduk.
“Hah, burada bakkal var, gel bakalım.”
Çekine çekine arabadan indim çünkü balıklar iki kiloyu geçmiş gibiydi… Elim mahkûm dilsizle tanışıp yemek yiyecektim… Gerçi bu saçlarla iyi aile kızı portresinden çok uzaktım ve gerçekten dilini yutup kaçabilirdi…
“Hayırlı işler abi, şunu bi tartabilir misin?”
“Olur… Hemen… Bir kilooo… Dokuz…yüüüüz… doksan gram…”
“Haaağ?” deyip tartıda yazan rakama baktım. En az üç kilodur dediğim balıklar iki kiloya ramak kala çıkmıştı.
“İiii yes beee!” deyip sevindim
“Hadi yine iyisin. Başka bahara kaldı.”
“Unutma bak söz verdin.”
“Tamam tamam, gel şunları yiyelim sonra plan yaparız.”
Balıkçıda temizlettiğimiz balıkları evde kızartıp birlikte afiyetle yedikten sonra, “Yarın görüşürüz” diyerek evden ayrıldı. Bende okan abiyle buluşturacağım kişiyi arayıp iki gün sonrası için plan yaptım…
~~~~~~•~~~~~~•
bir gün önce
O: “Abi merhaba kolay gelsin.”
“Buyur kardeş.”
“Abi ben yarın buraya gelip bir şey tartmak istiyorum.”
“Olur olur.”
“Ama getireceğim şey beş kilo da olsa iki kiloyu geçmemesi lazım… Mümkün mü?”
“Hallederiz merak etme.”
“Bi sıkıntı olmaz değil mi? Sen olursun?”
“Olmaz olmaz merak etme.”
~~~~~~•~~~~~~•
Mutfağı havalandırıp bulaşıkları yıkadıktan sonra tek kişilik hücreme girip telefonu elime aldım. Selim’in resimlerine bakarak uyumak istiyordum ama içimden Selim’e mesaj yazmak gelmişti.
“Özledim…”
Yazıp gönderdiğim de mesaj iletilmişti. Heyecanlandım… Yerimden fırlayıp yatakta oturdum… Mesaj iletilmişti ve biliyordum kii ekranda gözükecekti… Okusun okumasın şuan görüyor olabilirdi… On dakikadan fazla bağdaş kurarak oturduğum yatakta heyecanla bekledim. Sonunda da dayanamayıp aradım.
“Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor -“
Kapatmıştı…
Yine hüsran yine hayâl kırıklığı…
Telefonu Ayşe’nin yatağına atıp yattım ve son kez olmasını umarak yeminimi bozup Selim için ağladım…
… Ertesi sabah uyanıp Okan abinin gelmesini bekledim. “Geldim in.” Hayatımda ilk defa iki kelime hem yüzümü güldürüp hem hüzünlendiriyordu. “Geldim in.”
Bir yandan ağlayıp bir yandan koşarak merdivenlerden aşağıya indim… O halimi görünce panikle yüzümü elleri arasına alıp endişeli gözlerle, “Özledin mi?” diye sorunca bir kelime ile bütün hissettiklerimi özetledim…
“Özledim!”
“Bende özledim, bin hadi.”
Arabaya binip başımı geriye yaslayarak boş boş yolları izlemeye başladım… Köprüyü geçerken nereye gittiğimizi anladım… Yıllar sonra kendimi ait olduğumu zannettiğim yere gidiyorduk…
•~~~~~~• Bir saat önce •~~~~~~•
D: “Büüüürrrrsss… Büüüüürrrrsss.”
A: “Sana söylemiştim. Var bunda bir halt. Ne diyor.”
“Özledin mi diye sordu, Nurseli de özledim dedi.”
“Bir şey itiraf edeyim mi bu kadarını da beklemiyordum… Ne yapacağız şimdi.”
“Neyi ne yapacağız.”
“Takibe devam mı? Selim’e ne diyeceğiz.”
“Bugün de edelim de, bakarsın bizi Selim’e götürecek bir yere götürür.”
“Ya Selim’le alakalı değil de ben haklıysam. O zaman ne olacak. Selim ‘bu denyo yüzünden mi ayrıldım’ demez mi?”
“Belki ileride hesapta olmayan şeyler olur da birlikte olurlarsa o zaman bilemem ama, Nurseli, Fatih Selim için bitti gitti… Yani bu saatten sonra kiminle olmuş olmamış bakmaz… Ayrıca kardeşim bize ne? Nurseli kiminle gezmiş, sevmiş, sevmemiş bizi ilgilendirmez ki, biz onu koruyalım gerisini de Yavuz Selim bey düşünsün. Karısını bu kadar bekletmeseydi… Yalan mı?”
“Selin’in neler yaşadığını biliyo mudur acaba?”
“Yaşıyorsa biliyordur.”
•~~~~~~•
Otobandan çıkıp e-5 e girince önce yola sonra da abime baktım. Meraklı bakışlarımı sormadan yanıtlamıştı.
“Feribotla gidecegiz… Normalde Osmangazi köprüsünden geçecektim ama erken gidelim de çocuklara bir şey alalım diye düşündüm.”
“Olur oluuurrr. İyi düşünmüşsün.”
Eskihisar feribotlarının oraya gelip beklemeye başladık…
•~~~~~~•… D: “Nereye gidiyor bunlar?”
“Yalova’ya geçecek herhalde.”
“Ne yapacağız?”
“Geri döneceğim ne yapacağız başka, aynı feribota binersek görebilirler.”
“Hayır dönme. Ben yolcu olarak bineceğim. sen sonraki feribotla gel.”
“Orada kaybedersen ne olacak.”
“Sen bana bi taksi ayarla iskelede beni beklesin.”
“Of Doğan haa? Tamam. İn git hadi.”
•~~~~~~•
…. Feribota binince arabadan inip yolcu kısmına çıktık. Çoğu ilkimi Okan’la yapıyordum… İyi ki onu tanımışım, ben bu zor günlerimde ne yapardım diye düşünüyordum…
“Buraya çıkabilir miyim?”
“Atlamayacaksan ve seni tutmama izin verirsen çıkabilirsin.”
Yaklaşmayın yazan trabzanlara çıkıp kollarımı açarak karşıdan gelen rüzgarı içime içime çekerken, Okan’da düşmeyeyim diye belimden tutuyordu. Bir iki dakika o şekilde durduktan sonra gözlerimi kapatarak rüzgara karşı bağırdım.
“Teşekkür ederim Tutuuuuk, iyi ki varsın… Lütfen beni bırakma.”
“İn hadi düşeceksin.”
Uslu bir çocuk gibi geriye döndüm, omuzlarından destek alarak indim.
“Tutuk nereden çıktı kız?”
“Levent abi söyledi.”
“Onun kasdettiği bu değildi ama.”
“Olsuuunn, ben içimden geldiği zamanlarda da söylemek istiyorum.”
“İyi ama ben artık tutuk değilim.”
“Sen benim kalbimin tutuğusun.”
“Öyle olsun bakalım…”
…. İskeleye yaklaşınca arabalara geçilmesi için anons yapılmıştı, Arabaya binip yine son ses dilsiz dinleyerek ilerledik…
•~~~~~~•
“Nerdesin Doğan?”
“Taksiye bindim, peşlerindeyim.”
“Ne oldu?”
“Ne olsun, kardeşimin Titanic duruşunu izledim. Nurseli ilanı aşk etti gibi bir şey oldu, bütün feribotta onları alkışladı.”
“Haydaa, geçmiş olsun.”
“Bir de tutuk diye bağırdı.”
“Tutuk mu?!”
“Evet tutuk, neden şaşırdın?”
“Lakap takacak kadar yakınlaştılar haa? Okan arada kekeliyor.”
“Ben Titanic duruşu yaptılar diyorum sen lakaptasın yaa… Peeess… Nurseli’ye de az konuşan biri lazımdı iyi olmuş… Sen bu Okan güvenilir midir ona bak. Biz bacımızı yolda bulmadık.”
“Ya nerede buldun kardeşim, sen karını bile yolda bulmadın mı? a-ahahahaahah.”
“Kes lan, çabuk gel arkamdan konum atıyorum…”
•~~~~~~•
Bursa’nın merkeze yaklaştığımızda bir grup kadının hamur işi yaptığını gördüm. Onları görmekten duyduğum mutluluğu Okan ile de paylaşmak istedim…
“Bak orada yufka yapıyorlar, biz de köyde yapardık. Çok özlemişim.”
“Hani nerede kız, sende de ne göz var, nasıl gördün orayı.”
“Sacın borusundan çıkan dumanları görünce bahçeye baktım.”
Önümüze ilk çıkan marketin önünde durup, “İstediğin bir şey var mı?” diye sorunca etrafa bakındım, yurda yaklaşmadığımız halde neden durduğumuzu merak ettim.
“Varsa soğuk su.”
“Başka?”
“O kadar.”
Okan gidince bende telefonumu çıkartıp Selim’i aradım, telefonu hâlâ kapalıydı. Sinirden telefonu torpidonun üzerine atar gibi bıraktım.
On dakika sonra iki poşet dolusu malzemeyle gelip arabaya binince poşette neler olduğuna baktım. “Dur vereceğim.” demesi benim su için sabırsızlandığımı düşündüğünü gösteriyordu.
“Bunlar ne?”
“Sabret kız, aaa!.. Yedi aylık…”
“Sen nereden biliyorsun.”
“Neyi?”
“Benim yedi aylık olduğumu.”
“Nereden bileceğim bee, acelesi olana öyle derler ya o sebepten söyledim.”
“Yedi aylık mısın demedin ama yedi aylık dedin?”
“Kız uzatma da iç şu suyunu hadiii.”
Ben suyumu içerken arabayı çalıştırıp geriyi kontrol ederek arabayı çevirince, ağzımdaki suyu apar topar yutarak, “Ne oldu, neden dönüyoruz?” dedim
“İşin var.”
“Ne işi yaa?”
Arabayı biraz önce ki yufka yapan ablaların oraya park edip aşağıya indi. Elindeki poşetlerle bahçe kapısına gelince beni de aşağıya çağırdı.
“Gelsene, ne bekliyorsun?”
“Ne yapacağız burada.”
“Sen pişireceksin ben yiyeceğim işçi arı.”
Kadınlara selam verip en yaşlı olanın elini öptükten sonra, “Ablam biz misafiriz on kısmetle geldik, birini yiyip gideceğiz.” diyerek muhabbete girdi.
“Buyur oğlum buyur, hoş geldiniz dee siz yiyeceğinizi getirmişsiniz hani bize sevap, ölülerimize rahmet?..”
“Sağolasın ablam, ölülerinize rahmet kalanlara sağlık olsun inşaallah. Bu kız işçi arı sınıfından, geçerken sizi gördü, böyle şeyleri yapabiliyorum dedi, bende dedim bi göreyim, müsade var mıdır?”
Gönlü de eli de bol yurdum insanından beklendiği gibi beni bi sofraya davet edip elime oklova verdiler… Kollarımı sıvayıp ellerimi yıkadıktan sonra sofraya oturdum ve yufka açmaya başladım. Okan abi de yanımda bağdaş kurmuş büyük bir keyifle beni izliyordu…
“Kızım yağlı yapmasını da biliii misin?”
“Biliyorum teyzem.”
“E o zaman yapta afiyetle yiyin. Yolunuza da azık olur.”
Orta büyüklükte ki bir bezeyi sofradan sarkacak kadar açınca elini öptüğümüz teyze beni gösterip,
“Maşaallah maşaallah becerikli kız, kaçırma!” diyerek Okan abiye bakınca, oda kollarını yana doğru açıp üzülmüş gibi bakarak, “Değil mi annem, bende kaçırmak istemiyorum ama kız nazlı çıktı, oğlumuz az konuşuyor diye istemiyor.” deyince yan sofradaki abla oklovayla bacağımı dürtüp, “Kız bu zamanda az konuşan biri istenmez mi hiç?” diyerek beni utandırmıştı…
•~~~~~~•
A: “Neden indin, neredeler?”
“Şu bahçeye girdiler. Adam kızı tuttu ailesiyle tanıştırmaya getirdi ya laa.”
“Oy anam oooyyy, hani nikahlı olduğunu biliyordu?”
“Biliyor ama salaklık bende, Selim bulup ortadan kaldıracak dedim.”
“İyi yapmışsın kardeşim, oda armut piş ağzıma düş diyerek kızı tavladı, bravo?”
“Sen Selim’i oyala, bunları böyle görmesin.”
“Bir daha ne zaman gelirsin peki?”
“Hilde’yi ikna edersem uzunca bir süre gelmem de, işte Nurseli’ye git bak deyip gönderiyor.”
“Ne yapalım dönelim mi?”
“Dön dön, beni terminale bırak sende işine bak.”
•~~~~~~•
İki saat sonra yufkalar ve yağlılar bitmiş domates peynir ayranla yedikten sonra getirdiklerimize yakın azıkla oradan ayrılmıştık.
Okan abi, “Çok yoruldun ve geç oldu, başka zaman gelelim olur mu?” diyerek incelik gösterince bende, “Söz ver!” deyip parmağımı uzattım.
“Ooff daha o yemek vardı değil mi?”
“Eveett, ne zaman buluşuyoruz.”
“Yarın akşam yemeğe ne dersin?”
“Oluuurr Okan’cığım… Hadi gidelim.”
“Yürü şapşal kız?”
… Geri dönüşte istediğim şarkıyı açıp son ses dinleyerek eve geldik. Beni bırakıp evine giden Okan’a teşekkür sarılması ile veda edip yarın akşam ki yemeğe hazırlık yapmak için koşarak eve girdim…
Hemen telefon edip yarın akşam müsait mi olduğunu sorduğum kişiye kiminle buluştuğumu söylemeden telefonu kapattım…
•~~~~~~•
S: “Okan neredesin?”
“Yoldayım abi, Nurseli’yi bıraktım eve gidiyorum.”
“Sen ne yaptığını zannediyorsun laaann!”
“Anlamadım abi, ne oluyor ne bu tavır.”
“Ben yıllardır o kızın etrafındaki çapakları temizlemeye çalışırken sen mi çıktın başıma.”
“Abi, sen ne söylediğinin farkında mısın? Ben Fatih’i unutturup Selim’le yaşadıklarını hatırlatmaya çalışıyorum.”
“En başta beni dinleyip Nurseli’yi uzaklaştırsaydın buna gerek kalmazdı. Ayrıca sanane, Selin bunu biliyor mu? Selim’i hatırlatmaya çalıştığını nereden bilsin. Kız farklı düşüncelere kapılırsa Selim’in yüzüne nasıl bakacaksın?”
“Ama Nurseli beni abisi gibi görüyor.”
“Bugün abisi gibi görür, yarın da görür peki ya sonra ki gün. Önce abi demeyi bırakır sonra Okan’ı bir bakmışsın kör kütük aşık. Hadi çık işin içinden.”
“Ama Doğan’a öyle olmadı.”
“Doğan’da boşlukta değildi bir, Doğan onun arkadaşıyla birlikteydi bu da iki. Sende hangisi var söyler misin?”
“Ne yapayım, kızla buluşmak için kız arkadaşını mı tavlayayım.”
“Kızla buluşmayı bırak.”
“Olmaaazz.”
“Neden olmazmış acaba?”
“Onun bana ihtiyacı var, kendine zarar verebilir.”
“Hiç bir şey olmaz merak etme… Yavuz’un en büyük hayal kırıklığı ne biliyor musun?”
“Selim’le evleneceğini zannetmesi mi?”
“Hayır, en büyük hayal kırıklığını, annemin uyudu zannedip babamın odasına gittiğinde yaşamış.”
“Bilmiyordum, o yüzden mi babama kırgındı, uzun süre baba diyemedi.”
“Aynen… Şimdi bi düşün, bir şey olmasa bile Yavuz sizi öyle yakın görse ne düşünür. Bırak kendini kendi hatırlatsın. Nurseli de aynı şeyleri ikinci defa onunla yaşayarak daha çabuk aşık olsun…”
“Anladım, tamam.”
“Hadi görüşürüz selâm söyle…”
•~~~~~~•
… Civciv sarısı saçlarımı Okan’dan saklamak için, bana aldığı bandanayı aradım ama bulamadım… Ev arkadaşımı arayıp onun çekmecesindeki örtülerinden üzerime uyan birini alıp, başımı bağlarken, Okan “geldim in” diye mesaj atmıştı.
Buluşma yerini misafirime yakın yere ayarladığım için muhtemelen o bizden önce orada olacaktı.
“Heyecanlı mısınız Okan bey?..”
… Okan, Nurseli’nin abi dememesi üzerine içinden, “Yaa, aabii… Bir kere de haklı çıkma dişimi kıracağım” deyip dışından, “Yooo… Sen kardeşimle yemek yeseydin heyecanlanırdım evet. Ama şuan bir şey yok.” dedi
…. “Sen bugün beni kırmadın kabul ettin yaa, bende sana söz veriyorum ikinci defa buluşmak istersen bu üçlüye kardeşini de çağıra bilirsin.”
Okan abinin sesi titreyip gözleri parlamıştı.
“Gerçekten mi?”
Onun bu halinin hatrına bile dilsizle buluşabilirdim. Hatta onun yalın sesinden istek parça rica edecektim…
Restorana girdiğimiz de misafirim gelmiş arkası dönük oturuyordu… Okan abiye masaya yaklaşana kadar belli etmedim… Masayı geçecekken kolundan tutarak, “Abi bu masa!” dedim ikisinin de yüzlerinin şeklini merak ederek.
“O.Okan beeeyy?!”
“Şengül hanım?!”
“Şengül değil abiii, Esengül.”
Okan abi elini uzatıp, “Merhaba, Nasılsın?” diye sorunca Esengül abla, sesi ve eli titreyerek, “Daha İyiyim, siz olmasaydınız o gün ne olurdum Allah bilir.” dedi
O: “Gülsüm teyze nasıl?”
“İyi, sizi bilseydi selam söylerdi ama bana da sürpriz oldu.”
Ben Esengül ablanın yanına, Okan abi de karşısına oturdu. Masanın altından elini tutup nabız yoklarken buz kestiğini gördüm.
Bende Selim’i görünce onun gibi oluyordum. Kendime acımıştım, Selim, tıpkı Okan abinin anladığı gibi benim durumumun farkındaydı ve şuan onun nazını yapıyordu… Bu günler geçince acısını fena çıkartacaktım…
…. Okan, karşısında Esengül’ü görüp, Nurseli’nin imalı bakışlarını ve tekrar abi demesini görünce içinden, “Ulan diş gitti iyi mi? Hangisini kırsam acabaa?” diye düşündü….
… Yemek siparişini verip gelmesini beklerken Okan abinin telefonu ısrarla çalınca, “Abi aç lütfen, yemekler gelmedi… Belki önemli bir şeydir.” dediğimde önce Esengül ablaya sonra da bana bakarak özür dileyip masadan kalktı…
“Aşk olsun Nurseli neden söylemedin?”
“Bilerek söylemedim abla, abartma diye.”
“Sen Okan’la nasıl bu kadar yakınlaştın? Yoksaa?..”
“Yavaş geeell, hemen yanlış anlama. Okan abi Selim’in orada kriminal de şef, Selim beni terk edince oda bu zor günlerimde yanımda olmaya çalışıyor…”
“Şakaaa?.. Şaka yapıyorsun değil mi?”
“Vallahi yapmıyorum. Selim konusuna girme…”
“Tamam, onu sonra konuşuruz daa, ben anlamıyorum bi doktorun ne işi olur kriminalle.”
“Kriminal de daha fazla para varsa demek!”
“Saçmalama!.. Koca doktor, paraya ihtiyacı mı olur?..”
“Belki hastane ile anlaşmazlık olmuştur.”
“a-ahahahahahhaahah…”
“Ne gülüyorsun yaaa?”
“Nurseli, annemin ameliyat olduğu hastane varya, onların…”
“Neee?”
“Adamlar kendi hastanesiyle ne sorun yaşayacak Allah aşkına…”
“Nasıl yaa?”
“Bilmiyor muydun?..”
“Hayır?”
“Okan, MEDOCALİN de plastik cerrahi uzmanı ayrıca Bursa’da bi hastanenin de ortağı.”
“İnanamıyorum yaa, gerçekten mi?”
“Evet… Annemin ameliyat olduğu hastane var ya gelmiştin hani…Onların hastanesi… Hatta, ‘bu mu ameliyat edecek’ diye küçümsediğin doktor da kardeşi…”
“Ben kardeşini gördüm mü?”
“Annemi kontrol için gelmişti ya hani, elinde değnek vardı… Sen de dalga geçmiştin.”
“Sus, sus bu aramızda kalsın, Okan abi beni onunla tanıştırmak istiyor.”
“İnanmıyorum, doktor Yavuz’la mı?”
“Adı Yavuz mu?”
“Evet Yavuz… Yavuz Selim ASLANER!”
“Adem ASLANER!..”
“O kim?”
“Bi yerde gördüm, tanıdık gelmişti de.”
“Adem kim bilmiyorum. Onlar üç kardeş, abisinin adı Samet, avukat… Bu Medocalin’ de üç kardeşin isimlerinden oluşuyormuş. Samet’in med‘i Okan’ın oca‘sı son olarak Selim’in lin‘i…
“Uyumlu olmuş.”
“Bence dee… Kız ister misin seninle elti olalım.”
“Esengül abla yaa, senin hakkında en hayırlısı ne ise öyle olsun, o doktoru da Allah sevdiğine bağışlasın.”
“Amiiinn…”
… O: “Kusura bakmayın, biraz geciktim… Bi dosya ile ilgili sorun olmuşta.”
“Hallettin mi peki?”
“Evet evet sorun yok.”
Şaşırmış ama belli etmeden yemeklerimizi yiyip kalkmıştık. Okan abiyle, önce Esengül ablayı bırakıp sonra da benim eve geldik. Aklımda zibilyon tane soruyla dalgın dalgın konuşmadan yolculuk yapıp kapıya gelince Okan abi beni bu şekilde göndermek istememiş gibi, “Nurseli iyi misin?” diye sordu.
“Dilsizin kim olduğunu biliyorum.”
“N.NN.Nee?”
“Öğrendim abi, bütün bağlantıları da kurdum.”
“N.NNurseli… b.bb.ben… aaa… çıklayabilirim…”