Batak, eline sıçrayan kanın sıcaklığı soğumadan yanaklarından akan sıcaklığı hissetmeye başladı… En son Basri için akan bu yaşlar şimdi nereden, neden akıyordu bilmeden bıraktı silahını yere, tuttu Ömür’ün belinden sıkıca Basri gibi elinden uçup gitmesin diye…
“Ama ses yapmadım ki?” diyen Ömür neden vurulduğunu merak ediyordu…
Batak, “Özür dilerim, bu sefer benim hatam.” dedi, yüzünü kapatan saçlarını geriye atarken.
Fuat ve Mesut, “Yenge!” deyip başına gelirken Cingöz şaşkın gözlerle onları izliyordu…
~~~~• ~~~~•
Esengül hastaneye geldiğinde bilinci kapalı ve durumu kritikti…
Camın arkasından ameliyatı izleyen Okan, ayakta güçlükle duruyordu…
Yavuz, üstüne gitmek istemese de konuşturmak zorundaydı…
“Nasıl oldu bu?”
“Benim yüzümden oldu, iki gündür hissediyordum, içimde kötü bir his vardı, sürekli kendimi oyaladım durdum, oluyormuş meğer, sana şaşırıyordum ama insan hissedebiliyormuş.”
“Neye şaşırıyordun Okan?..Ben neyi hissetmişim de olmuş?”
“Genel konuştum işte yaa,bunu yapmayın diyorsun,dinlemeyince kötü sonuçlar oluyor yaa, onu kasdettim.”
“Nasıl oldu diye sordum.”
“Hızla gelen bi serseri,çarptı kaçtı işte yaa.”
“Plaka?”
“Görmedim.”
“Adamı gördün mü?”
“Görmedim, Şengül ile Ali’nin telaşından bakamadım.”
“İfade verebilecek misin?”
“Benim de ameliyatta olduğumu söyleseniz?”
“Peki…Nasıl istersen.”
Alp’in olay ile ilgili bilgi almak için beklediğini duyan Yavuz, onunla konuşmak istemediği için yerine Bülent beyi çağırdı ve bilgi vermesini söyledi.
Alp elini uzatıp: “Merhaba Bülent bey, geçmiş olsun.”
Bülent bey’de karşılık verip, “Merhaba, sağolun.” dedi
“Okan beyin ifadesini alacaktık?”
“Kendisi ameliyatta, ne zaman çıkar bilmiyorum.”
“Anlıyorum. Çevre kameraları araştırıyoruz, görgü şahitleri arabayı Okan beyin üzerine sürdüğünü söyledi…Son zamanlarda tehdit ediliyor muydu, ya da düşmanı varmı?”
“Bir süredir evinde kalıyordu ama,emniyete yakın diye olduğunu zannediyorum.”
“Bir süre daha buralarda olacağım,çıkarsa beni arasın…Muhakkak!”
“Söylerim.”
Alp, yürürken arkasından seslenen kişiye döndüğünde küçük dilini yutmak üzereydi…”BAŞAAAAKKK?!”
“Hayatım?”
“Ne işin var burada?”
“Dün akşam söyledim yaa, Nu-“
“Haaa, tamam tamam hatırladım, hadi sen git.”
“Sen iyi misin?”
“İş üstündeyim Başak hadi yürü.”
“Sen iş üstünde isen beni de ilgilendirir, ne oluyor söyle.”
“Bir şey yok Başak,”
“Alp, şuan savcı olarak soruyorum,ne oldu?”
“Okan beyin evinin önünde kaza oldu sayın savcım.”
“Hiiii’, Okan iyi mi?”
“O iyi de,kız arkadaşı yaralanmış.”
“Paket ile-“
“Savcım, tanıştırayım, Okan beyin arkadaşı Bülent bey.”
“A… Öyle mi?..Pardon…Geçmiş olsun.”
Bülent, “Ne paketi söyler misiniz? Arkadaşımızın başı belada ise bilmemiz gerek, öyle değil mi?”
Alp: “Kendisi size anlatırsa daha iyi olur.” deyip Başak’ın kolundan tutarak oradan uzaklaşırken, Başak: “Alp, Nurseli’ye koruma gönderelim, teknik takibe al.” dediğinde Bülent daha çok merak etti…
~~~~~~~
Batak, evden havlu ile yarasına tampon yaparken, “Arabaları hazırlayın,kaç kişi varsa hepiniz gelin, kan gerekebilir.” diye emir verdikten sonra,Ömür’ü kucağına alıp arabaya bindirdi…
Başını göğsüne yatırıp,bilincini açık tutmaya çalışırken, kendisi bilinçsizce konuşuyordu…
“Biliyor musun? Okan ile ben ilk altı ay yan yana yattık, ikimiz de küçüktük, aynı yatağa sığabiliyorduk.”
“NNN…den?”
“Neden mi kötü oldum, içim kötüydü çünkü, paylaşmak istemedim, Basri’nin sağı bensem, solu da ben olmalıydım.”
“SSSe…nin sağını… s.ksinler… batak.”
“Yoookk, yoookk, senden başkasına izin vermem, iyileş, sen yap ne istiyorsan.”
“Bbb.ee..nn gidiyorummm… Kurtuluyorsun benden.”
“Yookk öyle mini minnacık bir kurşunla ölmek Ömür hanım,”
“Geç gel…dimm, aam aa, erken gidiyorum… Yine seni yyyen, diiimm.”
“Yenemezsin, izin vermiyorum, seni abine götürüyorum, Okan seni ne yapar eder iyileştirir bi kere… Ayrıca istediğin kadar uğraş, benim önüme geçemezsin, ben her türlü senden bir adım ötedeyim bi defa.”
Ömür, susmuş, boncuk gözleri yukarıya doğru kayıyordu. Batak, Fuat’ın koltuğuna vurup, “Hani lan, hani bu hastane yakındı, burnumuzun dibindeydi, neden gelmedik daha?” dedi
“Abi, akşam trafiği, ayrıca o kadar da yakın değiliz, sen çatısının tabelayı gördüğün için yakın geliyordu.”
B: “Sus lan, sus da sür, çok konuşma.”
F: “Abi, bi sakin ol, bilincini açık tutmaya çalış.”
Ö: “Fuat!”
“Efendim yengem… Efendim.”
Ö: “Batak nerede?”
F: “Yanında yenge, seni tutuyor.”
Ö: “Batak?”
B: “Efendim Ömür törpüm efendim.”
Ö: “Gerçek adın ne?”
B: “İyileş, söyleyeceğim, söz veriyorum.”
Ö: “Ben artık daya, na, mı, yorum…”
“Hayır, hayır, sen siyah kuşak sahibi kızsın laann, ne demek dayanamıyorum, sen bir bileğinle koca camışı yere serersin bir defa, ne demek dayanamıyorum, aç gözünü Ömür, lütfen.”
“Sss.ooo.nnn nefesim de, kulağıma adını sssöyyleerr mmmisin?”
“Hayır, Ömür, lütfen dayan, Ömür.”
F: “Geldik yenge geldik, sen Okan’a yaptıklarını anlatmayacak mısın? İki haftada iki yıllık intikamını aldım demeyecek misin?”
“Aaat lasım a yaptığını yaptın… şaak kaa ile geldim şaak ka ile gidiyorum. Hoş. ça. kal.”
Ömür, titrerken Batak sıkıca sarılarak bağırdı, “ÖMÜÜÜÜRRR, ÖMÜÜÜÜRRR… GİTME, YALVARIRIM GİTME, YALVARIRIM AÇ GÖZÜNÜ, YALVARIRIM BİR ŞEY SÖYLE, YALVARIRIM VUR BANA, YALVARIRIM İSTEDİĞİNİ YAP, ÖMÜRÜMMM, ÖMRÜÜÜMM. YALVARIRIM…”
Cingöz, yıllardır birlikte olduğu Batağın bu hâlini gördükçe, bu kadar kısa zamanda geldiği hâle şaşırıyordu…
Ömür’ü sedyeye yatırıp koşarlarken Batak, “Yavuz, yavuz yada Okan Aslaner’e haber verin,” dedi.
Doktor Bülent, Ömür ile ilgilenirken, Batak ısrarla Yavuz’u çağırttırdı.
Hemşire, Yavuz’un yanına geldiğinde Esengül hâlâ ameliyattaydı…
“Yavuz bey, hastaneye silahlı yaralanma vakası geldi, getiren kişiler ısrarla sizleri istiyor.”
Yavuz, Okan’ın gelmesine gerek görmediği için, “Hayırdır inşaallah,” diyerek acile doğru yürüdü.
Batağı kapıda kanlar içinde görüp olduğu yerde kalınca, batak kendine koştu…
“Yavuz, Yavuz kurtar onu, yemin ederim bu iyiliğinin altında kalmam, ne istersen yaparım, kurtar onu.”
“T.Tamam, sakin ol…”
“Hadi lütfen, çok kan kaybetti, hadi…”
Ömür, ameliyata hazırlanırken, Yavuz, Bülent ile konuşuyordu.
B: “Kurşun tehlikeli yerde değil, tek başıma yapabilirdim?”
Y: “Biliyorum, ama bu adam birine yalvardıysa bu kızda bir şey var demektir.”
Çoğunu Yavuz’un yaptığı ameliyatın ardından, Ömür’ün uyanmasını bekleyen ikili, konuşmaya devam etti.
B: “Adamı tanıyor musun?”
Y: “Çocukken zatürre geçirmeme sebep olan kişi.”
B: “O çocuğun eline düştü haa?”
Y: “Evet ve ben biraz tadını çıkartmak istiyorum.”
B: “Ne düşünüyorsun?”
Y: “Biraz uyutalım.”
B: “Yavuz, saçmalama. Yara o kadar ağır değil.”
Y: “Biz biliyoruz.”
B: “En fazla üç gün!”
Y: “Tamam bee?”
Ömür, kendine gelirken, “Okan!” diye sayıklayınca ikisi de “doğru mu duydum” der gibi birbirine baktı…
Ö: “Okan!”
Y: “Bülent, Okan diyor değil mi?”
“Evet, Evet, Okan diyor…
“İyi de nasıl? Bizim Okan olamaz herhalde değil mi?”
“Nereden bileyim Yavuz, Acaba Okan’ı tanıyor diye mi vurdular ne?”
“Okan’ı tanıyor olsa batak öyle yalvarmazdı.”
“Biraz daha kendine gelsin, soralım bakalım.”
Ömür, gözünü ararlarken, “Batak.” dediğinde Yavuz ayaküstü çıldırmak üzereydi.
“Al, şimdi de batak dedi, ikisinin aynı cümlede bile geçmemesi lazımken hemde.”
“Batak!”
Y:”Merhaba.”
“Okan!”
Y:”Adın ne?”
“Ömür.”
Y:”Ömür, beni duyuyor musun?”
“hııı hııııııı.”
Y:”Okan kim?”
“Abim.”
Y:”Abin mi?.. Okan’ın soy adı ne?”
“U.Ulak.”
Yavuz, iki parmağı ile Ömür’ün gözünü açınca, “Nasıl yaa, bu kız, Okan’ın kayıp kız kardeşi mi yani?” dedi benzerlik arayarak.
B:”Ne yapalım, Okan’a söyleyelim mi?”
Y:”Saçmalama, Esengül orada o halde burada bu, kafayı yer… Hem emin olmadan söylemenin anlamı yok,”
B:”Kardeşi olmasa da kuzeni Yavuz, söyleyelim bence.”
Y:”Hadi git söyle, batağı ameliyathaneye alıp, delik deşik etmiyor mu gör.”
B:”Ne yapacağız peki?”
Y:”İlk olarak bi emin olalım, test yapalım.”
B:”Detaylı test, bir haftadan erken çıkmaz.”
Y:”O zaman bizim üç gün, oldu mu sana bir hafta.”
B:”Ooofff.”
Yavuz, hemşireden telefonu istedikten sonra Ömür’ün fotoğrafını çekip, Basri’ye gönderdi…
Basri, fotoğrafı görür görmez hemen arayıp durumunu sorunca, Yavuz, vurulduğunu ve durumunun iyi olduğunu söyledi.
Basri, bir hafta sonra ki uçakta yer bulduğunu, o gelene kadar Ömür’ü batağa vermeyip, Okan’a da söylememesini söyleyip kapattı…
Ömür, narkozun etkisinden kurtulurken yine “Batak” diye sayıklayınca Yavuz sinirlendi,
“Var yaa, şuan hasta olmasan ağzına oduncu küreği ile bi vururdum, görürdün Batağı. Tövbe ya Rabb’im yaa.”
B:”Sana inanamıyorum Yavuz!”
Y:”Neye inanmıyorsun, şuna bak, aşık olmuş resmen.”
B:”Batak da olmuş olamaz mı? Ya hata yapıyorsak?..”
Y:”Olamaz, o şerefsiz kendinden başka kimseyi sevmez… Belli ki Okan’a bir darbe de bu kızla vuracak.”
Bülent: “Neden o kadar yalvardı o zaman?”
Yavuz: “Kıza bir şey olursa Okan’ın onu affetmeyeceğini biliyor da ondan.”
Bülent: “Bu kadar mı kötü yaa?”
Yavuz: “Bir iki tanesini anlatayım sen söyle nasıl biri… Okan’ı zorla kaleye koyardı, topu da özellikle ona atardı, Okan ilk defa bir kızla birlikte olunca ‘neyse ki bunda sıkıntı yok’ dedi.”
B:”Başka neyde var ki?”
Yavuz: “Çene de eklem problemi olmuş, sert şeyler yiyemez, yerse ertesi sabah çenesi kitleniyor.”
Bülent: “Hadi yaa?”
Yavuz: “Bu daha ne ki?.. Okan önceden kekemeydi biliyorsun, bir keresinde çırıl çıplak kapıya koymuştu, ‘kekelemeden yalvar içeri alayım ‘ dedi.”
B: “Eee?! Yalvardı mı peki?”
Y: “Haa tabi tâbi, kaç yıllık kekeme hemen bülbül gibi konuştu, olur mu Allah aşkına?.. Tam tersi git gide konuşması kötüleşiyordu, hem soğuk hem kekeç,”
B: “Ne oldu peki?”
Y: “Babam bana volkman almıştı, gizli gizli dinlerdim, kasetçiye rica etmiştim, iki kaset, birinde bekçi düdüğü, diğerinde devriye siren sesi… Duvardan yan bahçeye atladım, megafonla dinlettim, hemen koşarak içeri girdiler, Okan’ı da serbest bıraktılar.”
B: “Okan çok sevinmiştir.”
“Benim yaptığımı bilse sevinirdi.”
B:”Söylemedin mi?”
“Hayır, şuan ilk sana anlatıyorum, o da gerçek bekçi zannetti.”
B: “Ama neden?”
“O zamanlar pasif davrandım ki işimi kolay yapayım diye.”
“Ne yaptın?”
“Yurtta büyük bir varil vardı, benden önce de Okan’ı o varile koymuş hatta, neyse, o varili aldım, mahzene indim, tuvaletin dirsek borusunu deldim, iki gün bütün tuvalet o fıçıya birikti, zaten kış mevsimi, geceler de uzun, odada beş erkek kalıyordu, Onun yattığı yatakhanenin anahtarı bende vardı, Batağın kıyafetlerini giyindim, o zamanlar onlardan uzun ve iriydim… Sırayla hepsinin kıyafetini o fıçıya batırıp dolaplarına koydum, Batağın ki hariç tabii… Onunda ayakkabılarıyla terliklerinin altına sürdüm, ertesi günü arkadaşları bunu müdüre şikayet etti… Müdür, büyük mavi bir leğenin içine su doldurdu, o elbiseleri ona yıkattı… ‘Ben yapmadım’ desede müdür inanmadı, yıkattığı yetmezmiş gibi, kuruyana kadar da koridorda tek ayak üstünde dikiltti, karşısında keyif çayı içerek hemde.”
“Müdürden korkuyordu da neden yapıyordu?”
“Müdür hafta sonları hiç gelmezdi, hadememizde o yok diye, bazen giderdi, büyük ihtimalle ya pavyona ya kadına… Batak hafta sonunu iple çekerken, Okan cuma gecesinden titremeye başlardı.”
“Şikayet-“
“Şikayet mi? Aslaa, iki katını yapardı…”
“Şimdi bu kız, böyle bir pisliğe aşık oldu haa? Yazık.”
“Gerekirse bu kızı Almanya’ya geri gönderir diğerini kardeşi olarak tanıtırım, Okan’ı bir kere daha bu belaya sokmak istemiyorum.”
****Ömür, gözlerini açmadan, Yavuz ile Bülent’in konuşmasını dinlemiş ama tepki göstermemişti… Aldığı karar ile, o da taraf tutmuyor gibi yapacak ve batağa kök söktürecekti…
Ömür, batak ile ilgili planlar yaparken Yavuz kulağına eğilip, “İyi uykular Ömür hanım, bir hafta sonra görüşürüz.” deyince birden gözünü açıp, “Nee, hayır?!” dedikten sonra tekrar bayıldı…
Bülent, Yavuz’a bakıp, “Bu kız bizi mi dinliyordu yoksa?” diye sorunca Yavuz, “İnşaallah dinlemiştir de Batağın Okan’a neler yaptığını az da olsa öğrenmiştir.” dedi, Ömür’ün diğerlerini bildiğinden habersiz…
Yavuz, Ömür’ü yoğun bakım odasına yatırtmış durumunu da ağır gibi göstermişti…
Batak, camın arkasından makineye bağlı Ömür’e bakarken Yavuz yanına geldi, Okan ile ilgili bir şey söyleyecek mi diye bakmak için…
Y:”Adı ne?”
“Mihriban.”
Y:”Soy adı?”
“Bilmiyorum.”
Y:”Nasıl yaa, o kadar kurtar diye yalvardığın kızın soyadını bilmiyor musun?”
“O daha benim adımı bilmiyor.”
Y:”Hıııımm, karşılıklı sırlar yani.”
“Onun gibi bir şey?”
Y:”Hayat kadını falan mı, istediğini yapmadı da o yüzden mi vurdun?”
“SAÇMALAMA!.. Yok öyle bir şey… Eski bir tanıdığın akrabası… Bir kaç gün misafir olarak geldi.”
Y:”Yanlış eve gelmiş desene, biz misafire izzeti ikram edip yemek veririz sen kurşun.”
“Evet, benim misafirperverliğim biraz farklıdır, İlk günler habanero yedirdim mesela.”
Y:”Nee, ne oldu peki?”
“Midesi yandı, iki gün kustu, dili şişti, bir hafta yediğinden tat almadı, bağırsakları bozuldu, gözleri kızardı…”
Y:”Sen!.. Sen!.. Hiç değişmemişsin Batak, aynı pisliksin?”
“Değiştim gibi bir iddiam olmadı, beni bilen bilir ona göre hareket eder.”
Y:”Hiç mi pişman olmadın yani?”
“Şu iki parmağımı kırana kadar ufak bir ışık yanar gibi oldu ama parmaklarımın çıtırdama sesleri o ışık süzen lambayı da kırdı.”
Y:”Bunları o kız mı kırdı?”
“Böyle çıtı pıtı durup, sessiz sakin yattığına bakma, koskoca mafyayı dize getirip, karısıyla papaz etmiş, bu iki parmak ona ne ki? Dişini karıştırdığı kürdan…”
Y:”Batağın dişi versiyonunu mu iyileştirdim ben yani, onu mu söylüyorsun?”
*(İç çekerek)*
“Benim geçmişimi bilip, onu görenler böyle söylüyor.”
Y:”İki bela, bu dünyaya fazla, bıraksaydın biri gitseydi.”
“O benden küçük, gidecekse önce ben gitmeliyim.” *(Elleri cebinde Ömür’e bakarak)*
Y:”Ona aşık mısın?”
“Aşk?.. O dediğinin ne olduğunu bilmiyorum, ben hayatım boyunca bir kişiyi sevdim, o da beni sırtımdan vurup gitti.”
Y:”Ne kadar takıntılı birisin yaa, hâlâ mı Basri abi?”
“Abi mi?.. Ona, bunu benden başka söyleyen herkesi öldürsem içimin kini yine soğumaz.”
Y:”Bu kin mi özlem mi peki?”
“Dua et, şuan sana muhtaç bir haldeyim, yoksa bunu, burada kendi hastanende öğrenirdin.”
Y:”Polise bildirmem lazım,”
“O uyanana kadar erteleyemez misin?”
Y:”Denerim.”
Yavuz, makineye bağlı Ömür’e bir kere daha bakıp giderken Batak, “Bunu unutmayacağım dilsiz, bana iyilik edenin karşılığını fazlasıyla veririm… Emin ol.” dedi gözlerini Ömür’den ayırmadan.
Y:”Bana yapacağın hiç bir iyilik olamaz.”
“Öyle deme, düşmez kalkmaz bir Allah… Belki üstesinden gelemeyeceğin bir şey olur, o zaman da ben yardım ederim.”
Y:”Kıyamet günü görüşürüz o zaman, bakalım elinden ne gelecek.”
Yavuz, oradan uzaklaşıp polisin yanına gelerek, “İfadeyi erteleyebilir miyiz?” diye sordu.
“Üzgünüm ama olmaz.”
“Bir kolaylık sağlayamaz mısın? Bak bu kişilerin kim olduğunu biliyorum adresini biliyorum.”
“Göz altına almak zorundayım.”
“O zaman bana başka çare bırakmıyorsun, bende basit bir regl sancısı ve gözetim yazarım sorun kalmaz.”
“Yavuz bey.”
“Doğru mu?”
“Evet. Ama, ileride bir şey olursa hastaneniz kapanabilir.”
“O zaman bende farklı yoldan halletmeye çalışırım.”
“Siz bilirsiniz.”
Yavuz, Alp’in hastanede olduğunu düşünerek etrafa bakınırken, Alp’i sarı saçlı bir kızla konuşurken görünce söylendi; “Ulan millet bir tane bulamıyor, şu şerefsize bak, çifter çifter, erkeğinden kızına… Ben o kızları bir çakıştırır ipini pazara dökerdim ama dua et şuan sana işim düştü,”
Alp, Nurseli’yi hastaneden gönderdikten sonra Bülent Bey’in yanına geldi ve tekrar bilgi almak istedi.
Bülent bey; “Biraz önce ameliyathane ile görüştüm, durumu kritik, ellerinden geleni yapıyorlar ama…”
“Hadi yaa, tüh, gencecik kız?”
“Öyle maalesef, bazen bizler de böyle çaresizlik içerisine düşebiliyoruz.”
“İnşaallah iyi olur yaa?”
“İnşaallah… Şeeeyy, Alp bey?”
“Efendim?”
“Sizden bir ricamız olacaktı ama sizi zor durumda bırakmayacaksa?”
“Tâbi buyrun?”
“Bir yaralanma vakası daha geldi ama bu o kadar ağır değildi, şuan tedbir amaçlı uyutuyoruz, yapan kişinin ifadesini biraz erteleyebilir miyiz?”
“Yeri yurdu belli midir?.. Yurt dışına kaçmaz değil mi?”
“Yok yok kaçmaz, kaçamaz… Okan da kim olduğunu biliyor aslında.”
“Öyle mi?.. Peki tamam…”
“Hastane polisine bildirirseniz?”
“Ben hallederim, içiniz rahat olsun.”
“Teşekkürler.”
Bülent ile Alp konuşurken, Zafer Onları izleyen Yavuz’un yanına gelip hayranlıkla, Alp’e baktı,
Alp, “Ben işime bakayım Bülent bey, görüşürüz.” diyerek oradan ayrılırken,
Zafer arkasından bakıp, “Vaaayy bee, emniyetin sünnetçisi de buradaymış.” dedi parlayan gözlerle gidişini izlerken,
Yavuz, şaşırarak, “Kim kim, ney?” diye sordu.
“Bu komiser, kız arkadaşına saldıran kişiyi hadım etmiş…”
“Emin misin?”
“Evet, Levent söyledi… Tam orasını hedef almış… Şuan emniyette gözde komiser.”
“Dikkat et, seni de hedef almasın s.ker yoksa.”
“O ne demek abi yaa?”
“Bu o biçimlerdenmiş.”
“Kiiiimmm Alp komiser mi?.. İftira… Adam erkekliğin kitabını yazmış bir defa.”
“Okan öyle söylemedi ama?.. Hatta burada iki kızla da sarmaş dolaş gördüm, bak bak… gidiyor… Yanındaki kıza bak…”
Zafer, Nurseli’yi görüp panikle, “AAAA!..” dedi
Yavuz, “Ben demiştim der gibi” “Yaa!..” derken Zafer kekeleyerek konuştu; “Aaa-biii, yanlış anlamışsın. O, o kız, kız kardeşi.”
“Hadi yaa?”
“Vallaa, günahını almışsın.”
“Tüh.”
….
Başak’ın gelmesiyle Nurseli Alp’e el sallayıp arabaya bindi…
Yavuz sesli şekilde mırıldandı; “Ben bu kızı bir yerden hatırlayacağım ama nereden?”
Zafer kolundan çekip oradan uzaklaştırmak istedi; “Aaayyyhhh abiii, nereden olacak, gidelim hadi.”
Yavuz, çok önemli bir şeyi yeni hatırlamış gibi, “Ben gideyim de sen burada çok durma.” dedi
“Neden?”
“Batakla cingöz burada?”
“Nee, neden?”
“Batak, bi kızı vurmuş.”
“Kimi? Ömür’ü mü yoksa?”
“Sen biliyor muydun?”
“Abiii, sen hiç arapsaçı lafını duydun mu?”
Yavuz, Zafer’in şaşıracağını zannederken kendi şaşkınlıkla sordu; “Ne oluyor Zafer?”
“Şuan aynen öyle bir durumla karşı karşıyayım… Ömür nerede? Durumu nasıl?”
“Yoğun bakım odasında uyuyor, Okan ile test yaptırıyoruz.”
“Ben de bugün o kızı sana getirecektim, test için.”
“Sen ne haltlar karıştırıyorsun lan?”
Zafer, Nurseli’ye yakalanmadığı için şükrederken, “Ne sen soorrr, ne ben söyliym.” deyip Ömür’ün olduğu yoğun bakım ünitesine geldi.
Cingöz’e ters ters baktıktan sonra Batağın gözünü ayırmadan baktığı yere baktı ve, “Gözün aydın, Okan yerle yeksan oldu.” dedi
Batak, “zaten moralim bozuk, sen nereden çıktın” der gibi bakarken, Zafer devam etti.
“Yalnız, o değil de sizde ki cesaretten istiyorum yaa, bu kadar da olmaz, yukarıda kız arkadaşını, aşağıda akrabasını komalık ettikten sonra nasıl burada durabiliyorsunuz hayret doğrusu.”
B:”Ne diyorsun sen yaa?.. Ne saçmalıyorsun?”
“Bu sabah, Ömür’ü alacaktım, bana dedi ki ‘Okan’ın başı belada, git onu kurtar,’ Okan için kendinden vazgeçti, geldim buraya, Okan’a vurmak isteyen araba, arkadaşını komalık etmiş, durumuna bakmaya geliyorum bir de ne göreyim, sen de Ömür’ü komalık etmişsin… Anladın mı şimdi?.. Sizde ki cesaret kimse de yok diyorum, sırrı ne, bana da söyler misin?”
Batak, Zafer’i kâale almadan, “Cingöz!.. Ne diyor bu?” diye sordu
“Abii, doğru söylüyor… Güngör, Okan’ı korkutacakken, kız önüne atlamış.”
Batak birden kükredi; “NE DİYORSUN LAN SEEENN… BU KAÇ SAAT ÖNCE OLMUŞ VE BEN YENİ ÖĞRENİYORUM ÖYLE Mİ?”
Cngz: “Abi, bağırma, söylemeye geliyordum, kızı bıçakla görünce.”
“ALLAH SİZİ KAHRETSİN, BEN MESUT’A MESAJ ATTIM BIRAKIN DİYE?”
Fuat:”Abi, zaten kapıdalarmış, bakmamış.”
“ÜÇÜNE DE GİT SÖYLE TESLİM OLSUNLAR, ÇABUK… SÜRÜNSÜN KÖPEKLER.”
Zafer: “Bence boşuna gitmesinler, Okan abi verecek cezalarını, ‘kimseyi görmedim, bilmiyorum’ demiş.”
Barak, ısrarla Zafer’i umursamadan konuşmaya devam ediyordu; “SİZ NEREDEYDİNİZ LAN?”
Cngz: “Abi, biz binadan çıktığımızda olay olmuştu.”
Batak: “Siz de kaçtınız değil mi lan, korkak itler.”
Fuat: “Ne yapsaydı abi, sen de haa?!”
Batak: “Git Güngör’e söyle, teslim olsun, ‘avukatım gelene kadar da konuşmayacağım’ desin… Diğerlerinin cezasını da bu ömür törpüsüne verdiricem, Okan bundan daha insaflıdır.”
Zafer, umursanmadığını bile bile, “Bence yanılıyorsun,” dedi “Abim şuan kılıç biliyor gibi, Esengül’e bir şey olduğu an, silah ile ensenizde bitecek haberiniz olsun.”
~~~~• Nurseli ~~~~•
Hastaneden çıkıp Başak ablayı beklerken yıllar önce durduğumuz yere geldik…
Selim’in arabayı park ettiği yerde Alp abiye bakarak, “Abi, biliyor musun? Ayşe bu hastanede kalmıştı, Selim arabayı buraya park etti, bana dedi ki, ‘Arabadan inme,’ dinlemedim… Tam kapıyı açtım… Bi adama çarptım. Hilde, Elif ben adamı dövecektik neredeyse, biz Selim’le Doğan abiye güvenirken, bi baktık adam buranın sahibiymiş.” dediğimde Alp abi şaşırarak bana baktı.
“Kim, Yavuz Aslaner mi?”
“Aaa, adını biliyor musun?” diyerek bende şaşırdığımı gösterdim.
“Yüz yüze tanışmadım, ismen…Eee sonra ne oldu?”
“Daha sonra ona telefon geldi, ‘dua edin işim çıktı yoksa bu iş karakolda biterdi’ deyip gitti.”
“Selim gördü mü?”
“Bilmiyorum ki, ama beni ondan da kıskanmıştı.”
“Aaahhhh aaaahhhh.”
“Aaahhh değil mi abi, bir zamanlar nasıldık, şimdi nasıl olduk.”
“Ve kim bilir seneye nasıl olacağız?”
“Öyle.”
Arkadan Başak abla gelince arabaya binip, eve doğru yola koyuldum, Ayşe ile hummalı bir temizlik bizi bekliyordu…
Arabada görüşmenin nasıl geçtiğini soran Başak ablaya kısaca özet geçtim.
“Doktorum değişmişti, yerine Beyza isminde biri gelmiş, diğeri de çok iyiydi.”
“Neden değişti?”
“Evleniyormuş?.. Gerçi, Beyza abla da hamile ama, bakalım nasıl olacak… Seni bırakmayacağım dedi, akşam doğursam, sabah seanstayım o derece dedi.”
“İyiymiş.”
“Beyza ablanın yöntemi daha farklı geldi bana, bayılacağın zaman, yapmak isteyip de yapamadığın var mı dedi,”
“Var mı?”
“Bağırmak ama tüm gücümle, böyle neredeyse dünya duyacak kadar.”
“Eee doktor ne dedi?”
“Bağır’ dedi, ama biliyorum dünya duymayacak dedim, ‘sen ses tellerinin sınırı olduğunu bildiğin için kendine engel çekiyorsun’ dedi… bana bir ses açtı, ooo dedim bu ne, bir tenisçi, tren sesi gücünde bağırıyor, ‘bağırmanı dünyanın duymasına gerek yok, tren kadar bağırsan da yeter’ dedi…”
“Allaaahh yandık, bundan sonra seni bayıltmayalım o zaman canım.”
“Evet, bayıltmayın beniii?” deyip güle oynaya eve doğru gitmeye devam ettik.
~~~~• beş gün sonra~~~~•
Yavuz; Batak, Nazife hanım ve Fuat’la birlikte Ömür’ü uyandırmak için odaya geldi.
Yavuz, Ömür’ü bayıltırken duyduklarını söyler endişeli ile, “Öncelikle, narkozun etkisi ile biraz saçmalayabilir, hazırlıklı olun.” dedi “Yani, illa bilinç altında yatanı sayıklayacak diye bir şey yok… Bir hastam beni eşi zannedip ‘çocukları kime bıraktın: diye sormuştu.” deyince Batak soru edasıyla baktı…
Yavuz: “Hastanın erkek olması dışında bir problem yoktu.” derken Ömür, “Bırakın beni.” diyerek uyanmaya başladı.
Nazife hanım, “Kızım korkma, benim.” deyip anne şefkati ile elini tuttu
Ömür ısrarla, “Götürün beni buradan.” diye sağlıklıyordu
Fuat, “Geçmiş olsun yenge, hadi yine iyisin bunu da atlattın.” deyince Yavuz şaşırarak baktı, Batak ise elinin tersiyle böğrüne vurdu…
“Batak!” diyerek elini uzatıp kalkmak isteyen Ömür, iyice kendine gelince karnında acı hissetti.
“Bu nee?” diyerek yaraya dokununca Yavuz, içten içe sevinmeye başladı.
Ömür, üç yaşında bebek gibi, “Aaayyyyhhh, ııııııhh, uuuuuufff”layınca da karşısında son derece profesyonel bir yalancı olduğunu farketti…
Batak, Nazife hanım ve Fuat her dediğine koştururken Yavuz, “Geçmiş olsun, birazdan normal odaya alınacak.” dedikten sonra geri geri yürüyüp odadan çıktı… Kapıyı kapatırken Ömür göz kırpınca Yavuz, şaşkınlığı iki kat artarak Bülent’in yanına gelip, “Bana bak, sen Ömür’e nasıl dikiş attın öyle haa, bir haftada iyileşmemiş?” diye atarlandı
“Ne diyorsun sen yaa, iki gün sonra alınacak dikişlerden mi bahsediyorsun?”
“Bi görsen, aayyyhh uyyy, vaahh, kız yerlerde sürünüyor.”
“Ağrı eşiği düşükse ben ne yapayım?”
“Ya da, rol kâbiliyeti yüksekse diyecektin meslektaşım.”
“Nasıl?”
“Bildiğin Batağı süründürmek için programlanıp gönderilmiş gibi lan.”
“Haadiii beee, keşke bende gelip görseydim.”
“Bir kere bi muayeneye git, bak nasıl?”
“Olur…Bu arada test iki güne çıkar, Okan’a ne söylicez?”
“Esengül komadan bi uyanırsa eğer, bir şekilde söylerim ama şuan uyumuyor, yemiyor içmiyor, nasıl söylicem bilmiyorum.”
“Bu kadar seviyormuş madem neden açılmamış?”
“Onun açılması için Esengül’ün ölmesi lazımdı.”
“Şimdi çırpınsa da ne faydası olacak ki?”
“Öyle ama, umut ediyor işte, her olumsuzluğu düşünüyor, onu kurtarmak için çabalıyor. Esengül için bir ise, kendi için bin…”
“Allah yardımcıları olsun, ikisinin de.”
“Ben yukarı çıkıyorum, gelecek misin?”
“Şu oyuncuya bakıp geliyorum.”
“Tamam.”
~~~~ Yavuz, Esengül’ün yanına geldiğinde, Okan, gözünü monitörden ayırmıyordu…
“Okan, bir şey yedin mi?” deyince, “Sus, tansiyonun süresi gecikti, ona bakıyorum.” dedi
“Okan, daha ne kadar böyle devam edeceksin, serum serum, yeter, bağırsakların kuruyacak?”
“Onun ki kuruyor mu?”
“Sende biliyorsun ki-“
“Sus Yavuz, sus… Söyleme… Keşke şuan ona olanları bilmeseydim, Allah’tan ümit kesilmez dediğiniz hasta yakınlarından biri olsaydım, annesi gibi, abileri gibi dua eder hayatıma devam ederdim… Ama biliyorum, bir süre sonra iç organları birer birer iflas edecek… sonra beyin, sonra Kalp, gidecek biliyorum.”
“Yapma böyle Okan, sen de biliyorsun, bu seviyeden dönen bir sürü hasta var.”
“Yüzde kaç?”
“Yüzdeye vurma, ecele yor.”
“Yavuz, kafayı yemek üzereyim, düşünmekten çıldırıcam, oğlum kimse kimseyi bu kadar sevmesin…Kendi canı uğruna koruyacak kadar da sevmesin… Canını kurtarmak için öldürecek kadar da nefret etmesin, ortası olsun lan.”
“Okan, sen Esengül’ün seni sevdiğini biliyordun, derecesi mi şaşırtıyor seni?”
“Ben, inanmadım ki, aşk bana göre bir şey değildi, ben sevmezsem kimse de beni sevmez diyordum hep…Ama o bütün tezim gibi bunu da çürüttü.”
“Bir tezini de ben çürüteyim, Esengül iyi olacak inşaallah, o iyi olduğunda seni iyi görmesi için kendine gelmek zorundasın.”
“Beni çok düşünüyorsan buraya bir bar taburesi yolla, oturarak izleyeyim.”
“Tamam…Bir tost ve bir çayla.”
“Yanında annem de olacaksa?”
“Hemşireni hemen gönderiyorum.”
~~~~ Ömür ~~~~
Ömür ne söylerse batak hemen yerine getiriyor, bir dediğini iki etmiyordu…
Batağın bu hâli hoşuna giden Nazife hanım, “Siz çok karışmayın bırakın ona.” diyerek eve gitti…
Ertesi günü Batak, iki saatliğine eve gidip, duş aldıktan sonra yeni kıyafetler giyerek hastaneye geri döndü…
Kapıya yaklaşırken gömleğinin kol düğmelerini açıyordu…
Fuat ile Cingöze bakıp, “Ben çıkana kadar, bu odaya ecelimden başkası girecek olursa onun eceli olurum.” dedikten sonra kolundaki ceketi Cingöze verip içeri girdi…
Kapıyı kapatırken, “Biraz da ötede durun.” dedikten sonra Ömür’ün yatağına doğru yürüdü…
~~~~ Yavuz ~~~~
Sekreterden DNA testini alan Yavuz, Ömür’ün odasına geldiğinde Cingöz ve Fuat geçmesine izin vermedi…
Yavuz kızarak, “Siz kimin yerinde kime posta koyuyorsunuz, güvenliği çağırmadan çekilin önümden.” dedi,
Cingöz, Fuat’taki ceketi göstererek, “Kusura bakma dilsiz, ama Batak bu ceketi ilk defa bize teslim etti, canımızı alabilirsin ama bizi buradan çekemezsin, abi otuz yıllık sırrını birine açmışken, kapatmana izin vermem.” dedi.
Yavuz, elindeki zarfı sallayarak, “Başlarım lan sizin abinize de sırrına da, adamın kendi hastanesinde kardeşinin ırzına mı geçeceksiniz.” deyince Fuat, “Yenge Okan’ın kardeşi miymiş?” diye sordu gözlerini belerterek.
“Farkeder miydi?” diyen Yavuz’a gülümseyerek bakan Fuat, “Farketmez mi doktor bey, abinin kalan sekiz parmakta kırılacak.” dedi, Ömür’ün yeminini hatırlayarak…
Cingöz ve Fuat’ın silahları göstermesi ve içeriden gelen sesler ile Yavuz, “Siz bittiniz, beni de sizinle birlikte.” dedikten sonra, hemşireyi çağırdı…
Hemşire gelip, “Buyurun Yavuz bey?” deyince, odanın yanındaki odayı işaret ederek, “Şu odaya git, sesleri dinle bakalım, bu odadan bir ses geliyor mu?” dedi.
Hemşire, “Nasıl bir ses Yavuz bey?” deyince, “İnşaallah duymazsın ama duyarsan ne sesi olduğunu anlayacaksın, hadi yürü.” deyip kızı gönderdi…
~~~~ +18 ~~~~
Ömür, inleyerek, “Neredesin batak, susadım, su ver.” deyip yanı başındaki suyu gösterdi.
Batak, suyu verdikten sonra Ömür’e bakarak gömleğinin yaka düğmelerini açarken, Ömür öksürmeye başladı…
Batak, panikle, “Yavaş Ömür törpüm, yaran kanayacak.” dedi sakinleştirmeye çalışarak…
Ömür, yakası açık gömleğe bakarken, “Tamam, ama sen neden üzerini çıkartıyormuş gibi yaptın ki?” diye sordu.
Ömür’ün düzeldiğini gören Batak, geri kalan düğmeleri açarken, “Gibi değil, çıkartıyorum.” deyip gömleği kenardaki koltuğa attı…
“Nedeenn?”
“Sana şaaak kaaa yapacağım.”
“Şaaakkkaaa?”
“Evet, şaaak kaa, burnumdan büyük bir şak ka.”
“Batak.”
“Efendim.”
“Korkutuyorsun beni,”
“Korkma yaa, yabancısı olduğun bir şey değil.”
Sıra kemeri açmaya geldiğinde Ömür yerinden doğrulmaya çalıştı ama batak omuzundan tutup engel olurken, “Şşşşhhh, sakin, sabırlı ol.” dedi,
“Batak, gerçekten uzattın, “
“Dur yaa, erken söyledin, yarım saat sonra bitmemiş olursa söylersin.”
“Yaaa, ama neden, yalvarma ne oldu?”
“Ben o gün çok yalvardım Ömür hanım, karşılığını almanın zamanı geldi.”
“Ben hatırlamıyorum.”
“Şartımız yalvarmaktı, bende köpekler gibi yalvardım, hatırlasaydın.”
“Yaram?”
“Yaranla işim yok, orayı s.kmeyeceğim.”
“Senin parmakların?”
“Dün alçım çıktı, bak iyiler.”
“Sen ciddisin?”
“Biraz sonra içine gireceğim, sen hâlâ ciddisin diyorsun?”
Batak, bacağını dikkatlice yatağa atarken Ömür sağa sola bakınıp, “Batak, yapma, yoksa hemşireyi çağıracağım.” deyince, Batak yatağın kenarında duran hemşire çağırma butonunu avcunun içine verip Ömür’ün gözlerinin içine baktı, “Hadi bas, önce hemşire sonra da Okan gelsin, bende defolup gideyim buradan, bir daha da yüzümü görme.” dedikten sonra dudaklarını öpmeye başladı.
Parmaklarını Ömür’ün kollarında sürükleyerek eline gelen Batak, yine en sevdiği yerden, boynundan koklayıp öperken kulağına fısıldadı… “Son nefesimde adını söyle’ demiştin, nefesini kestiğim anda adımı duyacaksın.”
“Sana bir şey söylemek istiyorum.”
“Sonraya sakla, şuan bu âna gölge düşürecek hiç bir şey duymak istemiyorum.”
Ömür’ün önlüğünü çıkartıp, ayak bileklerinden tutarak kalçasına yaklaştırdıktan sonra, elindeki butonu yerine taktı, ağırlığını Ömür’e vermeden erkekliğini yaklaştırırken zorlanınca bacağını tutup, “Neden kendini sıkıyorsun, yaklaşamıyorum.” derken, Ömür’ün gerdiği kaslarını ovalayarak rahatlatmaya çalıştı…
Ömür, belden aşağısını serbest bırakıp, elleriyle yatağın kenarlarını kavrarken, Batağın içine girdiğini hissedip, “Hiiii’,” dediği anda Batak dudağını öpüp, nefesiyle ağzının içine konuştu… “Benim gerçek adım Ömer.”
Ömür, gözlerini açıp, Batağa bakarken ayak tabanlarını yatağa bastırıyordu…
Batak, Ömür’ün elini yataktan alıp parmaklarını kenetlerken, kendi nefesi kesilmek üzereydi…
İçine boşalırken bu sefer de kulağına, “Kimlikteki adım da Emir, ben bu zamana kadar Ömer’in de, Emir’in de ucunu kimseye göstermedim, ilk sensin…” dedi.
Batağın, yarım saat sürer dediği birliktelik on dakika sürmüş ama Ömür’e bir saat gibi gelmişti, Batağın küçülüp kendiliğinden çıkmasını beklemeden inledi kulağına, “Yeter çık, acıyor.”
Batak, elini kalçasına götürüp, zevkle avuçladıktan sonra, “Ne yaptım bee, iki git gele dayanamadın.” dedi alt dudağını ısırırken…
Ömür’ün apış arasından parmak uçlarına bulaşan sıvıyı yatağa sürüp, “Boşaldın mı kız bu ne?” derken gözleri yuvasından fırlayacak gibi oldu.
“Bu nee?.. Kan mı lan bu?”
“Artık çık yeter.”
“Çıktım a. k.duğum, çıktım da bu ne?.. Senin neren kanıyor.”
“Boşaldığımı düşündüğün yer.”
Batak, dizlerinin üzerine oturdu, birazı kendine, çoğu yatağa akan kana bakarak, “Lan geri zekalı, sen bakire miydin?” diye sordu, Ömür’ün dizlerinden tutup bacaklarını iki yana açmış bir şekilde.
Ömür, bacaklarını birleştirip, “Bakire olduğu için hakarete uğrayan ilk ve tek kişiyim herhalde.” dedi, Batağın yanına topladığı pikeyi üzerine örterken…
“Lan sokuk, madem bakireydin, neden yüz öküz devirmiş gibi havalara giriyordun?”
“Sana ilişki anılarımı anlattığımı hatırlamıyorum.”
“Hani sen yatakta adam öldürmüştün?”
“Ben değil, onu içtiği ED ilacı öldürdü, bana yetemeyeceğini düşündü, ilk olacağım heyecanı ile herhalde.”
“Başka, başka sevgilin olmadı mı?”
“Bir tane de drama hocam oldu ama, o da statüsü bozulmasın diyeymiş, gay olduğu anlaşılmasın diye.”
“Ooohaaa, kızım, neden ben.”
“Ben sana bunu sormadım, ayrıca ben böyle hayâl etmedim.”
“Özür dilerim lan, Pardon…Öküzlüğüme ver.”
Batak, özür dilerken yanı üzerine Ömür’ün sağına yatıp, başını koluna aldı…
*(derin bir nefes alıp vererek)* “Kaç dakikada boşaldım ben.” diye sordu
Ömür, gözüyle; tavanı izleyen batağa bakarak, “Bilmiyorum ama bana otuz dakikadan fazla geldi.” dedi
Batak, alnını öperek, “Sus sus, öyle söyleme.” dedi
“Neden?”
“Okan’ın kardeşiysen sittin sene, kuzeniysen otuz sene sikilirim de o yüzden.”
“Normalde yapmaz mıydı?”
“Normalde kendi yapmazdı, polis jopuyla yapardı, şimdi direk, bam bam baaammm.”
“Beni dinleseydin, söyleyebilseydim?”
“Yapmazdım.”
“Sağol yaa, pişmansın o zaman.”
“Pişmanım demedim, benim de böyle bir huyum var, yaptıklarıma pişman olamıyorum.”
“Her şeyin bir ilki vardır, ben seni pişman ederim, merak etme.”
“Yandık desene?”
“Bu şeyin sorumluluğunu almak zorunda değilsin. Boşuna triplere girme.”
“Sağol yaa, Allah razı olsun.”
“Şimdi, gelelim şu isimlerine, Ömer iken neden değiştirdin?”
“Basri yüzünden, bana ‘Sen Ömer ismine layık değilsin. Sen, kalbî çamur dolu bataklıktan başka bir şey olamazsın.’ dedi, Ömer, çok muhterem bir sahabe ismiymiş… Turan’dan ilk istediğim şey, ismimi değiştirtmesi oldu. Ömer, Emir oldu ama, batak bataklığından bir şey kaybetmedi.”
“Ben sana Ömer diyebilir miyim?”
“Deme, bir gün o isme layık biri olduğumu görürsen söylersin.”
“Demek o yüzden ne yaparsan yap, ben hep bir adım önde olacağım diyordun?”
“Aynen öyle Ömür hanım, her türlü senden öndeyim… Senin Mihriban hikayen ne?”
“Babamın, annemi aldattığı kadının adıymış Mihriban… Annem, ‘Mihriban olmasın da ne olursa olsun’ demiş, Okan’ın kardeşi olduğumu bu sebepten zannediyorum, çünkü ananem bir keresinde beni ‘Mihri’ diye çağırdı.”
“Sıçtım desene?”
“O kadar üzülme yaa, bir süre bulanık s.çarsın geçer.”
“Çok acıyor mu?”
“İlk girdiğinde evet, ortalara doğru alışıyor gibi oluyorsun ama bitimi yine sızlatıyor.”
“Ben yaralısın diye çok abanmadım ama Okan acımaz kökler a.k.”
“Öncesinde yağlar belki yaa,”
“Hiç sanmıyorum… Ömür?!”
“Hııııııı?”
“Ciddi soruyorum, gerçekten çok acıyor mu, ona göre ilaç falan bir şey isteyelim.”
“Şuan bir şey yok da, benim banyo?”
“Ben halledicem, bekle… Biraz dinlen.”
“Ben kaç gündür uyuyorum.”
“Ne uyuması kızım, komadaydın.”
“Her neyse yaa, kaç gündür?”
“Beş gün.”
Ömür homurdanarak, “Şerefsizler…” deyince batak, “Anlamadım?” dedi
“O kadar iyi hastane, doktorları tırtmış yani diyorum.”
“Buranın sahibi ilgilendi seninle.”
“Öyle mi? Adı ne?”
“Sana ne lan adından, ne yapacaksın?”
“Beni iyi etmiş yaa, çiçek alırım?”
“Sen ona çiçek al, gör bak bakalım, çiçek ona ulaşmadan çelenk sana gelmiyor mu?”
“Whaavv, kıskanç Emir beye bak seenn?”
“Ben varken başkasının adını ağzına almadığın gibi kulağın da duyamaz, bitti.”
“Önce a.mını sonra hayatını diyorsun yani.”
“Artık sadece a.ını diyorum,”
“Okan’ın hastanedeyiz, biliyorsun değil mi? O dediğin nasıl olacak?”
“Her şey hazır, yarın kaçırıyorum seni.”
“Nee, ama benim yaram iyileşmedi.”
“Benim, yar.am iyileştirir onu merak etme… Bundan sonrası bizim doktorda.”
“Nereye gideceğiz?”
“Geldiğimiz yere.”
“Bursa’ya geri mi döneceğiz.”
“Evet, orada daha çabuk iyileşirsin.”
“Ben Okan’ı görmek istiyorum.”
“Kızım deli deli konuşma, yaran- yani yaraların iyileşsin, sonrasında istediğin zaman gel gör, bir şey dediğim yok.”
“O burada olduğumu bilmiyor mu?”
“Bilmiyor, senin Ömür olduğunu söylemedim.”
Batak, banyo yapıp kıyafetlerini giydikten sonra, Ömür’ü belinden tutup ayağa kaldırınca, bacaklarından aşağıya kendi spermleriyle karışık kan aktı…
“Bunun sonu yok mu lan?” derken belini eğmiş alttan izliyordu.
Ömür, eliyle omuzundan tutup, “Bir şey yap, yatayım hadi.” dedi.
Batak, “Tamam, hemşireden yeni çarşaf pike isteyeceğim.” diyerek kapıyı açınca karşısında Basri’yi gördü ve olduğu yere çivilenmiş gibi kaldı…
Basri’yi karşısında gören Batak kısa bir duraksama yaşarken Ömür içeriden bağırdı, “Nerdesin?”
Batak, Cingöze bakıp, “Hemşireye sor bakalım temiz çarşaf pike nereden temin edebiliyor muşuz?..” dedikten sonra kapıyı yavaşça kapattı.
Ömür’ün yanına gelip bacaklarını ıslak mendille silerken elleri titriyordu…
“Sen iyi misin? Ne oldu?”
“Bir şey yok, çarşaf gelene kadar tekrar yat, gel.”
Yine bebek gibi Ömür’ü yatağa yaklaştırırken Fuat kapıya vurup, “Abi istediklerini beş dakikaya görevli getirecekmiş, bir de doktor bey Ömür hanımı muayene etmek istiyor.” dedi.
Batak, Ömür’ü yavaşça oturtup, yatağa bakınca, “Kafanı s.ksem bu kadar kan gelmez geri zekalı.” diye söylendi kendi kendine.
Ö: “Ne homurdanıyorsun yaşlı amcalar gibi?”
Batak, yüzüne bakmadan, “Kafamla konuşuyorum, senlik bir şey yok.” deyip, önlüğünü giydirip yatağa yatırdıktan sonra kapıyı açtı,
…Yavuz, Basri’ye eliyle önden geç işareti verirken, kendisi de batağa ters ters bakıyordu… Ömür’ün yanına gelip, abilik taslayan Yavuz, “Aç, yarana bakayım.” dedi sertçe.
Ömür, Batağın yardımı ile yarayı açıp Yavuz’a bakarak, “Bir hafta da iyileşmiş miyim?” diye sordu.
Yavuz, muayene ederken yatağa bulaşmış kanı gördü, “Daha iyisin evet.” derken, sinirden ikisininde yüzüne bakmak istemiyordu.
Ömür: “Sonuçlar nasıl?”
Yavuz, Ömür’ün DNA sonuçlarını merak ettiğini anlayıp, “Bütün testlerin pozitif gözüküyor.” deyince Ömür, “Neyse, o kadar uyumam boşa gitmemiş bari.” dedi
Yavuz, “Ömür, bağırsaklarının hareket etmesi lazım, kalkıp yürüyüş yap.” dedikten sonra, “Geçmiş olsun.” diyerek oradan ayrıldı.
Basri, bir Ömür’e bir Batağa bakarken ikisini de gözleri ile dövüyor gibiydi…
“Size iki gün veriyorum, bu şaklabanlığa son verin… Yoksa Ferruh beyi aramak zorunda kalırım.”
Batak, “o kim oluyormuş.” der gibi, “Ferruh kim yaa?” deyince, Ömür başını ondan tarafa çevirip, “Babam.” dedi dudağını sağa yamultarak…
Basri: “Daha yattığın kızın ailesinden haberin yok.”
Batak: “Bunun bir engel teşkil ettiğini zannetmiyorum.”
Basri: “Bu kızın Okan’dan başka bir ailesi daha var… O sana nasıl bir izlenim bıraktı bilmiyorum ama tutucu bir ailedir.”
Batak: “Gördük.” *(bakireliği kasdederek)*
Basri: “Niyetin alaysa seni son kez uyarmak isterim,”
Batak, Basri’ye cevap vermeden Ömür’e sabahlık giydirip, yataktan kalkmasına yardım ettikten sonra koluna girerek dışarı götürdü.
Koridorda yürüyüş yaparlarken görevli temiz çarşaflar ile odaya doğru yürüdü…
Ömür, Batağın kolunda yürürken Yavuz ile Basri kapıda onları izlerken konuşuyordu…
Basri: Yarası bu kadar ağır mı?”
Yavuz: “Yav yok abi, kedi şeyini görmüş miyav demiş… Yani tamam, ani hareket yapmasa iyi olur, on kilodan fazla da ağır kaldırmasın da bu ne Allah aşkına, sezaryen ile doğum yapan bile bunun gibi değil.”
Basri: “Konservatuvar mezunu, oyunculuğun hakkını veriyor abisi…”
Yavuz: “Gerçekten mi? Abisinin hayalini kardeşi okumuş haa.”
Basri: “Öyle… Okan, başına nasıl bir bela alacağını bilseydi, kardeşim de kardeşim diye bu pisliğe katlanır mıydı acaba?”
“O zamanı bilmiyorum ama şuan kardeşini görecek hâli yok, onu biliyorum.”
“O kadar kötü mü?”
“Her gün bir önceki günden kötüye gidiyor.”
“Ve o bunu biliyor.”
“En kötüsü de o.”
“Bu dalkavuklar ne olacak peki, ne yapacağız?”
“İkisi de bir birinin ilki, ne olur sence?”
“Ne diyorsun yaa, Ömür mü?”
“Batağa şaşırmayıp kıza mı şaşırdın?”
“Oralarda bunun pislerini kapatmakla uğraştığım ve en son yatakta adam öldürme suçlaması aldığı için şaşırdım tâbi.”
“Ne diyorsun?.. Nasıl yaa?”
“Adamla iki yıldır sevgililermiş, kuzeni adamla yatınca adamı fobisiyle öldürmüş.”
“Fobisi neymiş?”
“Yılan, böcek… Otopside gece öldüğü ortaya çıktı, adam yanında kalp krizi geçirmiş de bana mısın dememiş.”
“Tam Batağın layığı desene.”
“Öyle ama ben onları ayırmanın bir yolunu bulmazsam ortalık karışacak.”
“Sana kolay gelsin o zaman?”
~~~~• Batağın telefonu çalınca, “Bunu açmam lazım, sen yavaş yavaş devam et.” deyip cam kenarına gitti.
Ömür, bir kaç adım atıp arkasına bakarken hemşirelerin kendi aralarındaki konuşmasını duydu…
-“Ooohaa, adam yıkılıyor yalnız.”
+”Mafya tipi var kızım görmüyor musun?”
-“Böyle sevgilim olsun, mafya olsun, kızım karizmaya bakar mısın?”
+”Çok bakma kızım, böyleleri sahipsiz değildir.”
-“Sahibi olmak isteyen kim, eğlencesi olsam bile yeter.”
+”O kadar da değil yaa.”
-“Bana o kadar canım, ilk fırsatta yürürüm ben buna söyliym.”
+”Sana başarılar diliyorum canım,”
Kızlar konuştukça Ömür sinir krizi geçirmesine rağmen sakin kalmaya çalışıp, “EEEMİİİİRRR!” diye bağırdı.
Batak, panikle telefonu kapatıp yanına gelince Ömür şımarık çocuk gibi dudaklarını büzerek, “Yaram acıdııııı,” dedi ağlayacak gibi.
Batak, kolundan tutup götürmek isteyince de ağırlığını tamamen batağa verip, “Yürüyemiyoruuummm.” dedi şımarık kızlar gibi.
Batak, bir şey olduğunu anlayıp kulağına, “Sen ilk zamanlar böyle olsaydın ucunu bile göremezdin.” derken kucağına aldı…
Ömür, boynunu büküp dudaklarını büzerek, “Ama naapıııımmm acıyoooo.” deyince batak gülümseyip, “Ne istiyorsan söyle yapayım ama şu şekilde konuşma, iğrenç oluyorsun.” dedi, midesi bulanıyormuş gibi bakarak.
Ömür, Emir’e emir verir gibi, “Öp beni.” deyince batak, “Her isteğin böyle olsun.” deyip öperken, hemşireler ile birlikte Yavuz’lar da gördü…
Cengiz, Fuat’ın karın kaslarına vurarak, “Ben orada canımın derdine düşmüşüm, bunlar aşk mı yaşadı laann.” deyince, Fuat’ın, “Öyle şeyler oldu ki, iyi ki kaçırılmışım dersin.” dediğini duyan Basri ile Yavuz birbirine baktı.
Yavuz, “Bu tabloya biraz daha maruz kalırsam kusacağım ben gidiyorum.” deyip Basri’nin omuzuna vurarak oradan ayrıldı…
Ömür, hemşirelerin kendilerini gördüğünden emin olduktan sonra, “Ben iyiyim, ya bu akşam gidelim, ya da sen git ben yoluma devam edeyim.” deyince batak, “Tamam ulan, araba ayarlayayım gidelim.” diyerek Ömür’ü odasına götürüp yatağa yatırdı.
Son defa dudağından öpüp kapıya geldi, Fuat’la Cingöze, “Yarın ki planı erkene çektim, bu akşam.” dedikten sonra tekrar içeri girdi. Kendini ikili koltuğa atıp, “Biraz uyuyalım da geceye hazırlık yapalım.” diyerek gözünü kapattı.
Ömür de bir süre Batağı izledikten sonra uykuya daldı…
~~~~• ~~~~•
Okan, Esengül’ün monitöre bakarken, Gülsüm hanım küçük oğlunun kolunda yanına geldi…
“Gidiyor değil mi?”
“Gülsüm teyze, öyle deme lütfen.”
“Diğer doktorlar gibi değilsin, onlar gibi bakmıyorsun?”
“Ben onu tanıyorum o yüzden.”
“Bu üzülme, tanıma üzülmesi değil.”
“Özür dilerim, benim yüzümden oldu.”
“Okan, oğlum, bu vicdan da değil.”
“Özür dilerim, elimden bir şey gelmiyor.”
“Oğlum, sen o gün, onu arabana almasaydın, kurtarmasaydın, ben yine aynı acıyı yaşayacaktım, bu benim imtihanım… Benim kızım senin iyiliğinin karşılığını verdi, Şükür ki yavrum kalbi yaralı ama üzerinde hakla gitmiyor.”
Okan, bir şey söylemeden koşar adım oradan ayrılıp, önlük giyerek Esengül’ün yanına geldi, elini tutarak kulağına konuştu…
“Bana bak, sakın için rahat etmesin… Benim yaptığımın karşılığı alıp başını gitmek değil, kalıp savaşmak… Ben, bu zamana kadar hep ezildim, bundan sonra öyle olsun istemiyorum, beni bu şekilde bırakıp ezemezsin, dön çabuk… Dön ve kaldığın yerden devam et, Şengül hanım… Duydun mu, Şengül… Uyan artık…”
Okan, Esengül’ün eline kapanıp, ağlayarak yalvarmaya devam etti…
~~~~• İki gün sonra ~~~~•
Ömür, kahvaltısını yapmış, yine Batağın kolunda sızlanarak yürüyordu…
Mesut yanına gelip, “Abi, kapıda biri var, açmazsan polisi ararım diyor?” deyince Ömür Deniz zannedip cama giderken, batak da kapıya geldi…
“BASRİİİ!”
“NE O LAAAANNN, BÜYÜDÜN DE ADAM OLDUN MU SANDIN?.. EŞEK KAFALI, ABİYE NE OLDU?”
“SAYENDE SKİP ATTIM BASRİ BEY.”
“BANA YAPTIĞINI İÇERİDE Kİ GERİ ZEKALIYA YAPMANA İZİN VERMEYECEĞİM, ÖMÜR’Ü GÖNDER.”
“O YETİŞKİN BİR BİREY-“
“S.KTİRME LAN BİREYİNİ DE YETİŞKİNİNİ DE, ÇEKİL ÖNÜMDEN.”
“BASRİİİ!.. GİREMEZSİN, DEFOL EVİMDEN.”
“EVİN Mİ, LAN GÖTÜ KIRIK, MADEM SENİN, NEDEN BEN BULAMADIM, KIÇINI TOPLADIĞIN EVİ VERDİ DE, TAPUYU MU ESİRGEDİ.”
“ORASI SENİ İLGİLENDİRMEZ, DEFOL DEDİM.”
“ÖYLE Mİ? PEKÂLÂ, GÜNAH BENDEN GİTTİ, ŞİMDİ ÖMÜR’ÜN BABASINI ARIYORUM VE GELİP ALAMANYA’YA GERİ GÖTÜRÜYOR… ALAMANYA YOLCUSU KALMASIN!”
“BASRİ, NE İSTİYORSUN?”
“HAAAHHH ŞÖYLE, HİZAYA GEL, AÇ KAPIYI, EMANETİMİ GÖRECEĞİM.”
Batak, bir kaç adım geri giderken demir kapıyı açtırdı…
Basri, elini kolunu sallayarak içeri girerken Nazife hanımı görüp saygı gösterince Nazife hanım, “Sen Basri misin?.. Ben seni böyle hayâl etmemiştim, sen aklı başında gayet efendi birine benziyorsun?” dedi aşağıdan yukarıya süzerek.
Basri, tiyatrocu selamı kadar da olmasa beli ile başını eğerek, “Teşekkür ederim ablacığım, beni nasıl anlattılar bilmiyorum ama bu arkamdakini adam etmek için çok uğraştım, o pek bir şey almadı.” deyince Nazife hanım gülerek, “Çömlek delikse ne koyarsan koy almaz.” dedi
Batak, ters ters bakarak, “Dakika bir gol bir, sattığın için sağol ama o çömleği delenin hiç mi suçu yok.” dedi Basri’nin omuzuna vurup ondan önce içeri girerken…
Ömür’ü kucaklayıp Basri’nin yanına getirdikten sonra, “Al bak, gördün, iyi, hadi git.” deyince Basri koltuğa yayılırcasına oturdu.
“Geldim, gördüm ama onu almadan gitmem.” derken çok ciddi duruyordu.
Batak, “Dua et şuan elim dolu, yoksa bu evden sana öyle bir şey verip gönderirdim ki aklın şaşardı.” deyince Basri Nazife hanıma bakıp, “Bak ablam gördün mü? Bu hep böyleydi, okudu belki medeniyet görmüştür dedim ama yok, batak bildiğimiz batak olarak kalmış.” dedi
Nazife hanım, “Aç mısın? Bir şeyler hazırlayayım.” deyince Basri Batağın damarına damarına basmak ister gibi, “sağol ablam, ellerin dert görmesin ama ben bu Batağın haram malıyla alınanı yemem,” dedi
Batak, Ömür’ü koltuğa oturtup kendide yanına otururken Nazife hanım devam etti, “Merak etme evladım, bu benim kendi param, beyimin emeklisi.”
Basri: “O zaman bir çay alayım zahmet olmazsa.”
Nazife hanım gittikten sonra Ömür’e dönen Basri, “Eee ömrü uzun olasıca Ömür hanım, misafirliğin de bir süresi var değil mi?” diye sordu.
Batak: “Kim demiş misafir diye?”
Basri: “Ne peki?”
Batak: “Misafir değil?”
Basri: “Misafir değilse ne, bak kapıdakiler koruma, mutfaktaki abla yardımcı, aşçı her neyse, peki Ömür ne?.. Ne sıfatla burada?.. Bir evin ya sahibi vardır, ya çalışanı, ya misafiri?..”
Batak, cevap vermek yerine burnundan soluyunca Ömür elini Batağın dizinin üzerindeki eline koyarak, “Aldırma, yıllarca Almanya da ne isem burada da oyum.” dedi Basri’nin gözlerine bakarak.
Basri: “Anladım, besleme.”
Ömür: “Sensin besleme tamam mı?”
Basri: “Evet, on sekizime kadar beslemeydim ama artık değilim, peki ya seennn, sen bu yaşta hala besleme misin?”
Ömür, sinirden kaslarını sıkarken batağa dönüp, “Beni odama götürür müsün?” dedi ayağa kalkmaya çalışarak,
Basri, “Odana mı? Bu evde bir odan mı var?.. Odaya karşılık ne veriyorsun?” deyince Batağın son demlerinde olan sabır taşı çatladı ve Ömür’ü bırakıp Basri’nin yakasına yapıştı…
“Defol lan buradan, çık git, istediğin kişiyi ara, Okan ya da babası umurumda değil.”
Batağı kollarından tutup ayıranlardan Fuat, “Abi dur, yapma.” derken Nazife hanım elinde tepsi ile geldi.
“Yaramaz çocuklar gibisiniz haa, iki dakika boş bırakmaya gelmiyorsunuz?” deyip çayları orta sehpaya bıraktı.
Batak, “Ömür iyileşene kadar burada kalacak, sonrasında istediği yere gider.” deyince Basri’ den karşı atak geldi.
“O zaman ben de burada kalacağım.”
…Batak, umursamadan Ömür’ü götürürken Basri peşlerinden gelince ikili merakla, “Ne yapıyorsun?” der gibi baktı.
“Merak ettim odanı yaa, sonrasında bende odamı görmek istiyorum.”
B: “Ne odası bee, yok sana oda falan, git çadırda yat.”
Basri: “Onu almadan gitmeyeceğimi biliyorsun batak, ben kız tarafıyım, bence bana iyi davran, yoksa diğerlerine telefon ederim bu kızın tırnağını göremezsin.”
Ömür, sesini çıkartmazken Batak yine sert cevapladı,
“Elinden geleni ardına koyma, hatta en yakındaki akrabasını ara gelsin.”
Basri’nin telefonu çalınca ikili onu bırakıp yukarı çıktı.
“Efendim hayatım,”
+”Neredesin?”
“Bursa’dayım canım,”
+”O nasıl?”
“Aynı bildiğin gibi, gel istersen, burada işim uzadı.”
+”Emin misin?”
“Eminim hadi gel.”
+”Tamam geliyorum.”
Basri, salona geldiğinde Nazife hanım, “Gel gel, aralarında bir şey yok, merak etme.” dedi gülümseyerek.
B: “Hastanede de birşey olmasaydı buraya gelmek zorunda kalmazdım.”
“Nee, gerçekten mi?”
“Bunlar da oradaydı, bizim arkadaşı odaya koymamışlar, abilerine iyilik yaptıklarını zannederken asıl kötülüğü yaptılar haberleri yok.”
Nazife hanım Fuat’a bakıp, “Doğru mu lan?” dedi eline terliği alırken.
Fuat, Cingözün arkasına saklanırken, “Anne, ben ne yapayım, öldürürüm dedi.” deyip, Cingözü annesinin önüne attı.
Cingöz de geri geri giderken, “Annee, kaç haftadır burada mıyım Allah aşkına, normalde de yapıyorlar sandım.” deyip kendini savunmaya geçti.
Nazife hanım terliğin birini Cingöze atıp, diğerini Fuat’a niyetlenerek çıkartırken, ikisi birden kapıya koşarak kurtuldu…
….N.h: “Eee ne olacak şimdi?”
Basri: “Bilmiyorum ablam, biri anya ise diğeri Konya.”
N.h: “Onlar da biliyor… Buradayken kedi köpek gibiydiler.”
Basri: “Bir işim daha var, onu yapıp Ömür ile buradan gideceğim.”
N.h: “Evli misin?”
Basri: “Evet, dünyalar tatlısı bir de kızım var.”
N.h: “Maşaallah, maşaallah… Darısı bu oğlanların başına.”
Basri: “Ama denklerine inşaallah.”
N.h: “Aslında denk olmayacak bir şey yok, inatlıklarını bir kenara bıraksalar.”
Basri: “Keşke o kadarla kalsaydı ablacığım.”
N.h: “Geçmişte yaşananlardan dolayı mı?”
Basri: “Evet, Batak öyle şeyler yapmış ki o günlere geri dönmeden affedilecek şeyler değil, kii adam pişman bile değil.”
N.h: “Ömür kök söktürdü ama.”
Basri: “Hiç bir işe yaramamış gibi duruyor ama?”
N.h: Onu zaman gösterecek.”
Basri: “İnşaallah.”
Nazife hanım ile Basri konuşurken cingöz içeriyi kontrol ederek yanlarına gelip karşılarına oturdu…
Basri, “Akşama eşim ve kızım gelecek, benim karşılandığım gibi karşılanmazsa sevinirim.” deyince cingöz, “İsterseniz bando takımı ile karşılayalım.” dedi alaycı bir gülümseme ile.
“Nasıl karşılarsın bilmiyorum ama bu tavrını unutmayacağım, giderken de hatırlatacağım.”
Basri, karısına konum atıp çayını yudumlarken bu evde kaldığı sürede neler olacağını düşünmeye başladı…
~~~~• Akşam yemeğinde Mesut yanında bir kız ve kadın ile gelince herkes ayağa kalktı…
Basri karısını öpüp, “Hoşgeldin hayatım.” dedikten sonra kızını kucakladı.
Ömür, ayağa kalkıp elini uzatırken, kadın ondan önce davranıp batağa yöneldi…
“Merhaba, ben Menekşe.”
Batak, “Ben de batak.” dedikten sonra elini çekmek istese de Menekşe gözlerinin içine bakarak, “Batak mı, ilk defa böyle bir isim duyuyorum.” dedi.
Batak, kısa süreliğine nabız kontrol eder gibi Ömür’e baktıktan sonra, “Senin kocan koydu, ona söyle.” dedi…
Ömür, elinin havada kalmasından ziyade kadının batağa tavrına sinir oldu, Basri kızı ile oynamaya dalmış karısının hâlini görmüyor gibiydi…
“MERHABAAA!.. BENDE ÖMÜÜÜÜÜÜRRRR!” diyen Ömür, Menekşe’nin elini bataktan alıp bakışını da üzerine çekti.
“Merhaba Ömür, nasılsın? Geçmiş olsun.”
“İyiyim sağol, sıra geç de olsa geldi çok şükür.”
“Ne sırası anlamadım.”
“Boşver, yemek yiyoruz, buyrun.”
…. Menekşe, kocasının kucağında oturan kızına yemek yedirirken, gözü sürekli batağa takılı kalıyor, bazen Basri elini tutup kızının ağzına götürüyordu…
Batak, bu hâlin farkında olsa da Ömür’ü atağa geçirmemek için sessizce önüne bakarak yemeğini yiyordu.
Ömür, “Hemşireler bir bu iki, bu Basri de ne biçim adam, karısı gözünün önünde Batağın içine düşecek gık demiyor.” diye düşünürken tabağında ki yemekleri dövüyordu…
…. Yemekten sonra çok beklemek istemeyen Ömür, sancılanmış gibi sızlanarak odasına gitmek isteyince batak elinden tutup kaldırdı.
Batak, geri gelmeyeceğinin sinyalini, “İyi geceler.” diyerek belli edip gidince Basri de arkasından yanlarına geldi…
“Siz aynı odada mı kalıyorsunuz?”
Batak: “Evet ne olmuş?”
Basri: “Ben buradayken olmaz.”
Ömür: “Ne alaka ya?”
Basri: “Sen Okan’ın emanetisin, olmaz.”
Ömür: “Sen git o gelsin.”
Basri: “Tamam, yarın ararım gelir, o zamana kadar dediğimi yapmak zorundasınız.”
Batak: “Ne istiyorsun, seninle mi yatayım.”
Basri: “Höst lan, benim gül gibi karım varken seninle yatarmıyım hiç.”
Batak: “Ne istiyorsun o zaman?”
Basri: “Ayrı odalara girin, anahtahları bana verin, dışarıdan kilitleyeceğim.”
Ömür: “Olduuuu… Başka?”
Batak: “Gece uyanıyor, ihtiyacı oluyor.”
Basri: “Benim numaramı arar, Menekşe’yi gönderirim. Ona da yok dersen eğer, seninle ben yatarım , Ömür’de Menekşe ile… Kabul ederseniz seçenekler bunlar, yoksa yok… Şuradan bir adım atmam haberiniz olsun.”
Batak, Ömür’ü ilk yatağına oturttuktan sonra, “İyi geceler.” deyip çıkarken, Ömür Basri’ye sinirli sinirli bakıyordu…
…Batak, Ömür’ün odasını kendi kilitledikten sonra anahtarı Basri’ye verirken, “Benim odamın kapı koluna dokunanın kolunu kopartır bir tarafına monte ederim, ben kapımı kendim kilitlerim.” deyip odasına girdi…
Sertçe kapıyı kapatıp kilitledikten sonra da aynı şekil banyoya girdi…
Basri, odaya geldiğinde Menekşe ayakta kendisini bekliyordu,
“Ravza’nın uykusu geldi.”
“Tamam güzelim, yatalım bizde.”
~~~~• Ömür Basri’ye sinirinden kollarını bağlamış yatakta otururken telefonuna mesaj geldi…
“Açsana kızım dondum burada.”
Ömür, camdan baktığında Batağı kendine bakarken gördü. Ani hareketle yataktan kalkınca yarası acıdı ve tekrar yatağa oturdu.
Batak, dışarıdan kızarken Ömür yavaş yavaş yürüyerek kapıyı açtı.
“Geri zekalı mısın kızım, yavaş olsana…”
“Unuttuuumm.”
“İyi halt ettin, aç bakayım… İnşaallah kanamamıştır a. k.rım yoksa.”
“Çok acıdııııı…” *(Kendini acındırarak)*
Batak, yaraya bakıp kanamadığını görünce, Ömür’ün yüzünü iki eli arasına alarak, “Seni çok özledim.” dedi geri geri yatağa yürüttüğü Ömür’ü öperken…
~~~~•
Basri, elindeki anahtara dalmış bakarken Menekşe yanına oturdu…
“Neden böylesin?”
“Korkuyorum Menekşe.”
“Neden?”
“Olacaklardan, olmuşları duyunca olacaklar içimi ürpertiyor.”
“Korkma Basri, bence Ömer eski Batak değil… Değişmiş gibi.”
“Ömer deme şuna yaa, mübareğe hakaret…”
“Bugün, onu görünce çok heyecanlandım biliyor musun?”
“Gördüm, çok belli ettin, Ömür de seni gözleriyle yedi ama.”
“İstediği kadar yesin, çokta tın.”
“Onlar ayrılsa bile biz onlara köprü olacağız biliyorsun değil mi?”
“Bakalım… Ömer bey beni kabul ederse.”
“S.ke s.ke edecek, kaçarı mı var?”
“Belki istemez, görmedin mi Ravza’ya hiç bakmadı bile.”
“Bakmasın mendebur, kızımın da nurunu alır it, o cennet yüzlüden ne anlar.”
“Hadi biraz uyuyalım, sabah ola hayr ola.”
~~~~• ~~~~•
Ertesi sabah batak Ömür’ün alnından öperek uyandırdıktan sonra, “Gel seni yıkayayım gideceğim hadi.” diyerek banyoya götürdü…
Banyodan sonra Ömür Batağa, ‘odasından çıkarsa, gece kapıyı açmayacağını’ söyleyip yatağa yattı…
Batak da, “Tamam, kıskanç köpek.” diyerek geldiği gibi çatıdan odasına girdi…
Menekşe, kahvaltı hazırlayıp Batağın kapısına vurduğunda batak banyodan çıkıyordu…
Basri zannederek kapıyı açınca, karşısında Menekşe’yi görüp panikle Ömür’ün kapısına baktı bornozunu düzelterek…
Menekşe’yi kolundan tutup odaya girdirdikten sonra sessizce konuştu,
“Derdin ne lan senin… Kimsin?”
“Nasıl kimsin? Ben Menekşe.”
“Basri’nin eşi, çocuğunun anası!”
“Evet.”
“Ulan benimle ne derdin var o zaman, bayık bayık bakıyorsun, odama geliyorsun falan.”
“Seni seviyorumdur belki?”
“Hoşttt hoooşşştttt, büüürrrrrrssss, çüüüüüşşşş… Daha sayayım mı?”
“Neden, sevemez miyim?”
“Bana bak kızım, al o boynuzu Van’dan görünen kocanı da defol bu evden… Benim asabımı bozmayın.”
Basri, kapıyı açıp içeri girince Batağı, Menekşe’ye işaret parmağını sallayarak kızarken gördü,
“Ne yapıyorsun lan, görgüsüz, kadın sana kahvaltı hazırlamış, nankör…”
Batak: “Seni Almanya mı bozdu ne oldu bilmiyorum ama ben evimde gavat istemiyorum duydun mu?.. Al karını defol bu evden.”
Basri: “Sen karıma kurban ol bee, beni görmeye gelmişti, bugün gidiyor.”
Batak: “Nereye gidiyor eminsindir inşaallah.”
Basri: “BANA BAK!..”
Batak: “Yok hani DNA falan istersen tanıdığım var.”
Basri, Batağın imalarına daha fazla dayanamayıp üzerine yürürken, Menekşe araya girerek, “Ömer dur.” dedi, Basri’ye engel olurken…
Basri geri çekilirken Batak yutkundu…
“Ne dedin sen?” deyip kolundan çekince Basri Batağın bileğini sıkıp, “Çek lan elini karımın kolundan namussuz.” dedi.
“NE DEDİ OOO?!”
“O benim karım geri zekalı, gerçek adını söyledim, oradan biliyor.”
Menekşe, Batak ile göz göze geldiğinde gözleri dolu doluydu…
Kahvaltıdan sonra Ravza’yı alan Menekşe eve doğru yola koyuldu…
~~~~• Bir hafta sonra ~~~~•
Ömür, bir gece öncesinden derin dondurucuya koyduğu bir buçuk litrelik su şişelerini herkes uyuduktan sonra küvete koyarak soğuk suyu açtı…
Batak, açık camdan içeri girip doğruca banyoya gelince içi buz dolu kuveti gördü, “Bu ne?”
Ö: “Sana bir şey söylemiştim hatırlıyor musun?”
B: “Ne?”
Ömür, “Dua et Okan abim olmasın.” derken, elindeki iğneyi koluna batırdı, batak yere düşerken, “Abin mi-” diye sorunca da, “Evet!” dedi duymayacağını bile bile…
Zorlanarak Batağı küvete yatıran Ömür, saate bakıp, “Korkma, sadece on beş dakikacık… Ya da bu narkozdan ne kadar erken uyanırsan o kadar.” dedi süre tutarak…
Küvetin içine elini sokup ara ara suyu karıştırırken, “Abiiimm, bunu da yaptım merak etme, sen bunlara benin için katlandın, intikamını aldım.” dedi ağlayarak…
….Küvetin kenarına oturup, sosyal medyadan Okan’ın resimlerine bakarak, “Az kaldı, bir kaç intikam daha alıp geleceğim.” dedikten sonra gözü saate gitti, “Oohaa, azıcık narkozda bile ne kadar ağır uykun var yaa.”
Ömür, küvetin tıpasını açıp, suyun gitmesini beklerken Batağın yüzü morarıyordu…
Ömür, Vücudu kaskatı olan Batağı kaldırırken; batak, zorlanmasın diye kendini hafifletmeye çalışıyordu…
“Uykucu, nihayet uyandın.”
Batak, yatağa kadar kendini sıktıktan sonra yüz üstü yattı… Ömür de ıslak kıyafetleri çıkarttıktan sonra batağa sarılarak uyudu…
Sabaha karşı Batağın dişlerinin birbirine çarpma sesine uyanan Ömür, panikle ateşine bakınca şok oldu…
Hemen Basri’yi arayıp odaya çağıran Ömür, Mesut’u da arayıp cingöz ile Fuat’ı da alıp gelmesini istedi…
Herkesin kapıda olduğundan emin olunca da Batağın pikeyi açıp, kendini banyoya attı…
Basri, odaya gelip Batağı çıplak ve yarı baygın görünce, “DÖNÜN LAN ARKANIZI.” deyip çarşafı üzerine çekti.
Batağın titremesi ile ateşi artınca doktora haber verdiler… Antibiyotik, ateş düşürücü ilaçları seruma enjekte eden doktor, batağa damar yolu açtı…
…Bir hafta aynı yatakta hiç kalkmadan yatan batak, yeni yeni kendine gelirken, Ömür’ü yanında oturmuş hâlde uyurken gördü…
“Madem bu kadar kötü olacaksın, neden yapıyorsun aptal.”
Ömür, bir haftadır ilk defa sesini duyunca sıçradı, “Batak.” deyip boynuna sarılırken batak da Ömür’ün belinden tutup kucağına oturttu…
Ömür, bacaklarını açıp Batağın üzerine otururken sıkı sıkıya sarılıyordu…
B: “Aptal…”
“Nasılsın?”
“Kötüyüm, pislik… Seni çok özledim.”
“Bendeee…”
“Bana bak, madem abin, intikamını aldın, neden pişmanlık duyuyorsun?”
“Sen olmuyor muydun?”
“Olmuyordum, sen de olma…”
“Buna karşılık bana ne yapacaksın peki?”
“S.kicem…”
“O kadarcık mı?”
“Adım atamayacak kadar.”
“Kendine ait bir şeyi işkence aleti olarak kullanmaktan utanmaz mısın?”
“Düşmanı düşmanın silahı ile vurmak lazım.”
“Aaa, benim neyim varmış ki?”
“Neyim yok ki demen lazım, gözüme gözüme soktuğun yerlerden anlatmaya başlasam sabaha kadar bitiremem… O yüzden ben direk gösterip onları etkisiz hâle getirmem lazım.”
Batak, Ömür’ü tek hamlede sırt üstü yatırıp, kollarını başının üstünde birleştirdikten sonra boynundan öpmeye başladı…