51. Bölüm

~~~~• “Benim ahududuya alerjim var!” deyince Yeşim şaşırdı, Neden öyle şaşırdığına bir anlam veremeden yatağıma giderken, “Olsun, madem doğum günündü sen mumları üfle, pastayı kes, sonra sevdiğin pastadan da alırız.” deyince bu sefer de ben şaşırarak baktım…

“Doğum günü mü? Bugün mü? Ama benim doğum günüme daha çok var?” dedim mart ayını kasdederek…

Şaşırma sırası tekrar Yeşim’e geçmişti,

“İyi de, sen, dün bana, bugün benim doğum günüm dedin?”

Ben mi demiştim onu, ama neden?.. Ve neden hatırlamıyordum?..

“Yanlışın var, benim doğum günüm değil, neden öyle söyledim bilmiyorum.” deyip yatağıma uzanırken sol tarafımı destekledim…

Beş dakika geçmeden gelen hasta yemeğini yemek üzere yatağı doğrulturken yine kaburgalarımda acı hissettim, bu acı bana her seferinde o geceyi hatırlatıyordu…

O, kandan kırmızı odadaki kapkaranlık geceyi…

Unutabilecek miydim, ya da bu acılar her seferinde bana hatırlatmayı bir gün bırakacaklar mıydı bilmiyorum ama şuan bedenim gibi ruhum da acı içinde kıvranıyordu…

Dengesiz birine refakatçilik eden Yeşim; pastayı, hastaneye geldiğim günden beri gündüzlerini geç saate kadar emniyette, gecelerini de arabasında geçiren Furkan komisere götürüp tekrar yanıma geldi…

“Ne dedi?” dedim, Furkan komisere mahçup olduğumu düşünerek…

“Bir şey söylemedi canım, sadece iyi olup olmadığından endişe etti ve doktoruna bu durumu sormaya gitti.” dediğinde doktorumun kim olduğunu merak ettim.

“Yeşim, benim doktorum kim?.. Bülent abi mi?”

Yeşim, “İlk zamanlar oydu ama sonradan değişti, buranın sahiplerinden Yavuz Aslaner.” deyince duyduğum isim beni korkuturken soyisim sakinleştirmişti… Ben, aynı anda iki farklı duygu ile boğuşurken Yeşim devam etti.

“Nurseli, sen uyanırken kulağına, ‘Nurseli ben Yavuz’ diyen senin doktorun, Furkan komiserim duymuş, sen kendini tamamen toplayana kadar o gece ile ilgili bir şey düşünme, belli ki kafan karışıyor.”

“Ama ben emindim, bana öyle söyledi.” dedim, ama derken bile emin olmadığımı gösteriyordum…

“Canım, onlar seni Nurseli olarak bilmiyor ki, sana Yasemin demişler, biz seni bulduğumuz da bile, ‘Ben Yasemin değilim’ diyordun?”

“Evet, hatırlıyorum ama…”

“Aması yok Nurseli, bu konuda en ufak şüphe masum birini hapse gönderirken, suçlununda elini kolunu sallayarak dolaşmasına sebep olur… İyice emin olmadan bir şey söyleme.”

“Tamam… Ama Jale’den eminim… Onu asla unutmam, yüzünü de ismini de.”

“Hah, işte böyle… Emin ol, ondan sonra söyle… Hadi biraz çorba iç.”

Kaşığı ağzıma alır almaz sızlandım, “Canım, yavaş iç,”

“Ağzım çok acıyor.”

“Dişlerin damaklarını kesmiş olmalı o yüzden.”

Bildiğim bir şeyi başkasından duymak daha fazla canımı yakmıştı, “Yemek istemiyorum.” deyip Yeşim’e arkamı dönerek gözlerimi kapadım…

Okan abinin ısrarla tanıştırmak istediği dilsiz benim doktorum olmuştu, bir zamanlar düet yaptığı, müsait bir zamanda da yüz yüze şarkı söyleme sözü verdiği kızın ben olduğumu biliyor muydu acaba?..

Bu yaşadıklarımdan sonra Okan abi beni yine kardeşiyle tanıştırmak ister miydi?..

Peki ya bundan sonra, insanların yüzüne bakabilecek miydim?.. Annemin, babamın, kardeşlerimin, Selim’innn… Hepsinden çok, Selim’i düşününce burnumun direği sızlamış gözlerimden akan yaşlar yastığa damlamıştı…

…Pipet ile içtiğim sütten başka bir şey yiyemeden akşam ederken, sabaha nasıl tok uyanıyorum bilmiyordum…

•~~~~•Yavuz, Beyza’nın yanına gelip, “Senin kocana yine işim düştü, bana bir konu da yardım edebilir mi?” diye sordu.

Beyza, dışından, “Evet, ararsanız gelir.” dedikten sonra içinden, “O herkese her konu da yardım eder, ben hariç.” dedi.

Yavuz, Beyza’nın kocasını arayarak, kendi odasının koridorundaki odaya gizli kamera taktırmak istedi… Nurseli’nin yeni odası hazırlanırken Yavuz hemşireyi arayıp Nurseli’nin uyuyup uyumadığından emin olmak istedi…

Geç saatte Nurseli’nin yanına gelen Yavuz, “Eveett Nurseli, bugün nasılsın?..” diyerek muayene ettikten sonra kitabı alıp yine yanına oturduktan sonra okumaya başladı…

•~~~~• Asrın: 

Bu sefer vapurun gidişini, çıkış tarifi vermeden izlerken, halatı çözen abi bana seslenince vapurun yaptığı köpüklerden başımı kaldırdım…

“Efendim?..” dedim bana mı söylediniz der gibi.

“Bugün tarif yok mu?”

“Gerek var mı?”

“Olmaz mı, bu kaptan acemi, sert hareketler yapıyor bizi sağa sola savuruyor.”

Moralimi düzelten bu gizli övgü bir anda yüzümde tebessüm oluşturdu, söylediğini yaparak yine kaptana gidişi tarif ettim, vapur geri geri çıkıp, ben tamamım der gibi kornaya basınca, “Hadi rast gele, Allah kaza bela göstermesin.” diye dua ederek uğurladım…

Halatı toplayan abi de bana el sallayınca üç yaşındaki çocuk gibi hoplaya zıplaya okula gitmek için oradan ayrıldım…

•~~~~•Hatem:

İki haftadır üşenmeden bana tarif veren kızın Feyzullah ile konuştuğunu görünce tanıdığı olduğunu düşünüp tanıdığına yaptığı şımarıklık olarak adlandırdım…

Feyzullah yanıma gelince, “Kim o kız yaa?” dedim nişanlısının tanıdığı zannederek…

Bilmeeemm.” deyince afallayıp ona döndüm…

“Ne demek bilmem, kırk yıllık tanıdık gibi konuştun?”

“Yooo, öylesine… Kolay gelsin, sağol, o kadar.”

“İyii, nişanlın görmesin,” deyip ayarıda verdikten sonra konuyu kapattım…

Annemin bir hafta önce yaptığı pişilerden yemememe rağmen görüşme ayarlanmış,  kardeşim de abisinin infazına ortak olmuştu…

“Abi, seninle gitmek istiyorum.” diyerek son seferimi sorarken bunu anlayacağımı biliyor gibiydi…

Limana yaklaşırken moralim o kadar bozuktu ki, hayatımda en çok sevdiğim ikinci kadını suratım beş karış karşılamıştım…

Kızın yaşı gibi kendide çıtı pıtı olmasa belki ikinci görüşmeyi düşünebilirdim ama yanında abisi gibi görüneceğim için, “Siz yolcular tarafına geçin, burası yasak.” deyip onları yanımdan gönderdim…

Moralim alt üst, tam kendimi suya atıp gücüm yetene kadar kulaç atmak isterken yine o kızın, “Gel gel” hareketlerini gördüm…

“Geliyorum geliyorum, dur.” dedim sinirli bir şekilde… Kıyıya sert girip üzerine su sıçratma düşüncesine bürünmüşken kardeşim arkamdan yaklaştı…

Moralim gibi hayallerimi de yerle bir eden kardeşime baktım ama onun gözü kıyıdaki kendini trafik polisi zanneden kızdaydı…

“Abiiii?”

“Efendim?”

“Ne yapıyor öyle?”

“Görmüyor musun? Tarif ediyor.”

“Görevli mi?..”

“Saçmalama kızım yaa, bildiğin yolcu,”

“Kapılar kapalı ama.”

“İki haftadır devamlı bunu yaptığı için bizimkilere de gösteri oluyor işte… Onu geçirmişler.”

“Hııııııımm, tanımıyorsun yani?”

“Kızım bi git de işimi yapayım, yasak dedim.”

“İlk defa gelmiyorum abi, yalan söyleme.”

“İlk defa görmediğin kıza ne söyleyip geldin, git yanına hadi.”

•~~~~• Asrın:

Vapura binip yine aynı yerden tarif edecekken bir kızla çarpıştım…

“Pardon.” dedim suçsuz olduğumu bildiğim hâlde.

“Önemli değil,” derken üzerinde acayip bir çok bilmişlik vardı ve kendisinden negatif bir enerji hissediyordum…

“Benim abim bu vapurun kaptanı?” deyince, “Bana ne?” demek istedim ama kibarlığımdan ödün vermeyerek, “Eee?” demekle yetindim…

“Siz tarif ediyorsunuz yaa, gerek yok… Beş yıldan fazladır bu işi yapıyor.”

“Öyle mi?.. Siz beni yanlış anladınız herhalde, ben öylesine yapıyorum… Kaptanı görmüyorum, onun da beni gördüğünü düşünmüyordum.”

“İyi yolculuklar.” deyip giden kızın arkasından bakarken bindiğim vapurun adına bakmak istedim, çünkü bir daha bu vapura binmeyecektim…

Hadi ama yaa, kıza yazık oldu… Bazen bilmeden sevdiğimize zararlar veriyoruz haberimiz olmuyor… Ne olacak şimdi, bunlar ne zaman buluşacak da bir birine aşık olacak ki?.. Kız artık Umur bey’e de binmeyecek… Olan masum Hatem’ime oldu iyi mi?.. Bu arada bende baya duygusalmışım onu anladım, neredeyse ağlayacağım o derece… Hatta, aramızda kalsın… Biraz ağlayacağım Müsadenle…”

Yavuz, bacaklarını karnına çekip hıçkırarak ağlamaya başladı… Yıllardır içinde biriktirdiği dertlerini düşündükçe daha çok ağlıyordu… Kendini susturmak için konuyu değiştirip, “Bu gece bu odada son gecen, yarın seni benim odaya yakın yere aldıracağım.” dedikten sonra yavaşça saçından birkaç tel daha alıp yine kitabın arasına koyduktan sonra odasına gitti…

Ertesi günü Nurseli normal odaya yatarken; Yavuz, gizli kamera ile Nurseli’nin durumunu. kontrol ediyordu…

Yoğun bakım ünitesinde olduğu gibi kitap okumak için gelmeden önce hemşireyi arayıp, Nurseli’nin uyuyup uyumadığından emin oldu…

“Bu sefer ağlamayı düşünmüyorum fıstık.” deyip kitabı açtı…

•~~~~•Okan, kriminalden duş almak için eve geldiğinde annesi onu bekliyordu…

“Anne, bir şey mi oldu?”

“Okan, biraz oturur musun?”

“Siz erken dönmüşsünüz?”

“Öyle olması lazımdı.”

“Anne, senin rengin bi tuhaf, iyi misin?”

“Okan, yavrum…”

“Anneee, telaşlandırma da söyle, ne oluyor?.. Çıkacağım işim var.”

“Ben söyleyemiyorum, al sen bak… Ama lütfen sakin ol.”

Okan, annesinin verdiği zarfı açınca içinde bir tahlil kağıdı ile ultrason kağıdını görüp şok geçirir gibi boşluğa daldı…

“Ömür, hamile mi?”

“Okan?.. Delice bir şey yapmazsın değil mi?”

“Ne yapar mıyım anne, ne demek istiyorsun?”

“Bebek, o kötü çocuğun ya hani?”

“Kim gibi kötü anne, babam gibi mi?.. Annem gibi katil mi?.. Benim hayatım kötülerle dolu ki, yeğenimin babası kötü olmuş çok mu?”

“Ömür aldırmak istiyor… O yüzden erken geldik… Sen ne diyorsun?”

“Bu konuda en son fikir alınacak kişiyim ama izin vermeyeceğim, bataktan intikamımı bu şekilde alacağım.”

“Haydaaa, e oğlum sen de böyle yaparsan?”

“Korkma anne, çocuğuna babasını vurdurtmayacağım… Ayrı büyüyecek, Basri abide olduğu gibi, yine ben önde olacağım… Neyse ben şu küçük anne adayı ile konuşayım da çıkıyorum.”

Okan, annesine sarılıp öptükten sonra Ömür’ün odasına geldi, kapıyı tıklatıp içeri girince, Ömür’ü şişmiş gözlerle kendine bakarken gördü…

“Hoppalaaa, bu gözlere bu yaş yakışıyor mu?” dedi yanına otururken…

“Abiii, özür dilerim, söz veriyorum hemen kurtulacağım bu sıkıntıdan.”

“Bence de hemen kurtul… Ben de sana yardım edeyim, bak… Böyle sileceksin ve artık ağlamayacaksın.”

Ömür, başta kendine hak verdiğini zannetti ama abisinin gözlerini silerken yaşlardan bahsettiğini sonradan anladı…

“Bak güzelim, her ne oldu ise oldu… Bitti gitti… Biz önümüze bakacağız… O bebeğin de senin de başımın üstünde yeriniz var, hatta sana yalvarıyorum ona dokunma, Batağı bir kere daha yıkmama yardım et.”

“Abiii, ya öğrenirse… Benden almaz mı?”

“Ne alması kızım, hatta aldır diye uğraşır… Anası babası olmayandan ebeveynlik göremezsin… Hem ne demek almak, ben ne güne duruyorum, izin verir miyim?.. Bulacağım bir çaresini sen merak etme, güzelce yat dinlen, güç topla, sana lazım olacak… Ben de şu Nurseli’nin işini halledip geleceğim, iyi ol ki yurtdışına gidebilelim.”

“Almanya?!”

“Hayır, Amerika… Ama sen istersen oraya da olur.”

“Almanya’ya gitmek istemiyorum.”

“O zaman ver elini Amerika, ne demiş şair, macera dolu Amerika, Amerika, Amerika…”

Okan, Ömür’ün alnından öptükten sonra duş alıp üzerini değiştirdi ve tekrar kriminale geldi…

…Ertesi günü Furkan ile buluşan Okan, Nurseli’nin odasının değiştiğini öğrenip sinirlendi… Sinirini belli etmeden adli tıpa gelen ikili Nurseli’nin midesinden alınan numunelerin sonucunu merakla bekliyordu…

A.t.u: “Hoşgeldiniz beyler.”

İkisi de sabırsız bir şekilde bakarken doktor devam etti…

A.t.u: “Furkan, durumlar hiç iç açıcı değil.”

Okan: “Acele eder misin artık, yapılacak işlerim var.”

A.t.u: “Okan, biliyorum kaç gündür bunu bekliyorsunuz ama raporun sonucu söylemek de bana zor geliyor… Şimdi, öncelikle, Furkan, bence dosya açma… Bu sonuçla bir yere varamazsın… Öncelikle midesinden alınan örnekte kendi kanıyla, bir erkeğe ait kan olduğunu tespit ettik.”

Furkan, Okan aynı anda: “Neee?”

“Evet, erkeğin kanıda midesine gitmiş, yani aradığınız kişi şuan hafif de olsa yaralı denebilir… Çarşaftan alınan örnekler de iki kız bir erkeğe ait.”

Okan: “Nasıl yaa, grup değil herhalde?”

A.t.u: “Grup değil çünkü bakirelik kanı Nurseli’nin değil diğer kıza ait ve aylar öncesinden olmuş, çarşaftan alınan diğer vücut sıvılarıda, aynı erkeğe ve Nurseli’ye ait.”

Furkan: “İlacın etkisidir, kanında ED ilacı çıktı?..”

“Furkan, işte dosya açma dediğim yere geliyoruz, Nurseli o ilacı siz bulmadan en fazla yarım saat kırk beş dakika önce almış… Yani… Orada ne yaşadıysa ilacın etkisiyle değil…”

Okan: “Nurseli öyle bir şey yapmaz…”

“Okan, vücut sıvısı mezi kardeşim, biliyorum zor bir durum ama, Nurseli orgazm olmuş… Buna göre ben tecavüz raporu veremiyorum. üzgünüm.”

Furkan: “Peki, kan… Bakirelik kanı bir tane dedin?”

“Evet, şöyle ki, Nurseli ya bakire değil ya onun kanını başka bir şeye akıttılar, ya da bir şey olmadı.”

Okan: “Nurseli’nin raporu var, bakire.”

“O zaman umalım ki son seçenek olsun.”

Furkan, elinde yırtmayı istediği dosya ile adli tıptan çıkarken Okan’a, “Bu konuşulanları unut… Bu dosya açılmasa da ben o adamı bulup öldüreceğim.” dedi…

Okan, “Tamam.” deyip Furkan’dan ayrıldıktan sonra hastaneye geldi…

Doğruca Yavuz’un odasına gelip, ellerini masaya vurduktan sonra konuştu…

“Sen kendi başına ne haltlar karıştırıyorsun?”

“Anlamadım?”

“Nurseli’yi neden kendine aldın?”

“Bülent, düğün iz-“

“S.ktirme lan düğününü de iznini de, ne yapmaya çalışıyorsun söyle?”

“Bizim bir anlaşmamız vardı ya hani?., Ali için anlaşmalı -“

“Geçti borun pazarı Yavuz bey, Nurseli yok artık… Unut… Bitti… Sen Nurseli’yi hâk etmiyorsun.”

“Bir zamanlar darlıyordun, şimdi ne oldu?”

“O bir zamanlardı, Nurseli burada tecavüzden gelmeden önceydi.”

“Henüz muayene olmadı ki, tecavüz diyemezsin?”

“Ben derim…”

“Okan, bileti ileri tarihe attım, iki hafta sonra gidiyorum… Bırak bu sürede Nurseli’yi iyileştireyim, sonra da nikah yaparız ben giderim.”

“Sen Ali’yi alıyorsun zaten merak etme, hem de evlenerek…”

“Nasıl, anlamadım?”

“Şöyle söyliym aslanım, sen kardeşimi korumadın, o pisliğin alıp gitmesine izin verdin, sizin yüzünüzden kardeşim o pisliğin çocuğunu taşıyor… Ondan intikamımı alacağım fırsat buldum, Ömür ile evleneceksiniz, sonrasında istersen cehennemin dibine git beni ilgilendirmez.”

“Okan, deli deli konuşma, Nurseli’ye layık görmediğini kardeşin ile mi evlendirmeye çalışıyorsun?”

“Sen şu çöpü de hak etmiyorsun orası bir gerçek, ayrıca nikahı kıyıp defolup gideceksin buradan. Bir daha da Nurseli’yi de kardeşimi de görmeyeceksin.”

“Okan, saçmalama.”

“Yapmazsan aramızda hiçbir hukuk kalmaz, geçmişte sana yardım ettim diye çırıl çıplak kapıya konduğumu hatırlatırım… Hem de bataktan güçlü olduğumuz dönem olmasına rağmen.”

“Okan, hata yapıyorsun.”

Okan, “Size güvenerek yapmışım o hatayı.” deyip çıkarken Basri ile karşılaştı…

Yavuz, arkadan bağırıp, “Abiii, bir şey yap, beni kardeşiyle evlendirmeye çalışıyor.” deyince, Basri, Okan’ın peşinden gidip kolundan çekerek durdurdu…

“Ne duydum lan ben?..”

“Ne duyduysan duydun?.. Bırak işim var.”

“Bana bak, Nurseli burada, Yavuz onunla ilgileniyor, geçmişin izleri hâlâ baskın, hoşlandığı da belli, ne diye deliğe çomak sokuyorsun?”

“Yavuz için Nurseli falan yok anladın mı?.. Ben onu Selim ile barıştıracağım…”

“Bok barıştırırsın geri zekalı… O adam onun kocası, Yavuz ‘ben boşadım’ demeden nikahları bitmez bilmiyor musun?.. Neden yıllarca kaçtı zannediyorsun?.. Belli ki korktu… Peki ya Nurseli, sen demedin mi hâlâ Yavuz’u hatırlıyor diye, Selim diye sayıklıyor diye, git Nurseli’ye o unutamadığı çocuğun Yavuz olduğunu söyle bakalım Selim’i isteyecek mi?.. Nikah lan bu, sen bilmiyor olabilirsin ama ben yakinen biliyorum, o kadar güçlü bir etkisi var ki, bir anda düşüyorsun aşkın kucağına, ben birde anlaşmalı evlendim, ne oldu, üç yıl, onun da bir yılı Almanya’daydım.”

“Evet, boşu boşuna gittiğin Almanya’daydın.”

“Boşu boşuna mı zannediyorsun sen haa, ulan senin bacın seri katil diyerek tutuklandı haberin var mı?..”

“Seri katil mi?”

“He yaa, geri zekalı… İki kişiden birini kasıtlı öldürdü, o mavi gözler boncuk değil, şeytanın kamuflajı… O buradan kaçtığında biz de kardeşin olduğuna yeni emin olmuştuk… Haa bak işin doğrusunu da konuşalım, o evde batağa ızdırap olmuş, hatta senin şu soğuk varil ve çıplak bırakmasının intikamını da alırken bizzat gördüm… S.kiğin dal d.şağını ben kapattım.”

“Bitti mi?.. Git o Yavuz’a söyle, işlemleri başlatsın… Benim işim var, nikâh tarihi en geç haftaya alınacak duydun mu beni?.. Sen de bana mecbursun… Ben, senin beni sevmen yüzünden çektim o işkenceleri yıllarca…”

Okan, son sözü söyledikten sonra elinin tersiyle Basri’nin bedenini yana itip oradan ayrıldı…

Basri, odaya geldiğinde Yavuz çaresizlik içinde gözlerine baktı…

“Abiii?”

“Eşeğin inadı tuttu Yavuz, vazgeçiremiyorum. Ne oldu da inadı tuttu bunun.”

“Ömür, hamileymiş.”

“Haydaaa, bu iyi olmadı işte.”

“Abiii, ben istemiyorum.”

“Neden, senin için de iyi değil mi, Ali için.”

“Abi, ben Nurseli ile evlenmek istiyorum.”

“Neden Yavuz?.. Bu durumu yüzünden acıyor musun yoksa?”

“Abi, hayır… Bilmiyorum… Abiii, bu acayip bir şey, anlatamıyorum… Anlayamıyorum da… Sanki yıllardır tanıyorum, yüzü o kadar tanıdık geliyor ki, kokusu… Hele de kokusu… Beni geçmişime götürüyor sanki,”

“Okan sizi bir kaç defa karşılaştırmış?”

“Evet, biliyorum ama ben o zaman yüzüne bakmadım ki, hatta Nurseli’nin o kız olduğunu da burada bileğine bakınca anladım.”

“Anladım ama ne yapacağız Yavuz, Nurseli bu haldeyken, Okan bize bu derece kızgınken… Nasıl olacak?.. Kii, sana bir hafta süre verdi.”

“Bilmiyorum abi, yardım et bana?”

“Zaman uyanık olma zamanı Yavuz, ne Okan’ı kır, ne Ömür ile evlen… Top sende, hadi göreyim seni.”

•~~~~•Nurseli:

Yeşim ve hemşirenin yardımı ile banyoya geldiğimde yalnız kalmak için izin istedim, Boğazımı kollarımı açıp kendime baktım, o gece Cenk’in yaptığı izler gibi izlerim olduğunu düşünürken yanıldığımı anladım… O pislik de Cenk gibi sert olmasa da emmişti hatırlıyordum ama neden iz yoktu… Acaba ben yoğun bakımdayken geçmiş miydi?.. Peki, ben kaç gün baygın kalmıştım?..

Yeşim’in söylediğini yapıp net hatırlamadan kimseye bir şey söylemeyeceğim şeylerden biri de buydu… İzi bile kaybolmuş bir şeyi söylemeye ne gerek vardı ki?..

“Ben iyiyim, banyo yapacağım.” diyerek duşun altına girdim… Su soğuktan sıcağa dönerken beynimde şimşekler çaktı…

“Yılmaz…” dedim yüksek sesle, “Yılmaz.” üzerime havluyu alıp hızla çıkmak isteyince yine o gecenin hatırası olan kırık kaburgalarım acıdı…

“Yeşim… Yeşim… Hatırladım…” dedim büyük bir coşkuyla… “Birinin adı Yılmaz’dı… Jale ona Yılmaz dedi ama benim üzerimi çıkartan kocacığım diyordu.” dedim gayet net hatırlayarak…

“Emin misin Nurseli?” diyen Yeşim’e hak veriyordum, geldiğimden beri sürekli saçma sapan şeyler söylemiştim…

“Evet, bundan eminim.” dedikten sonra tekrar banyoya girdim…

…. Akşam, yemekten sonra içeceğim ilacı dilimin altına alıp yutmamıştım… Bugün kararlıydım, uyumayacaktım, kulağıma fısıltıyla konuşan kişiyi görecektim… Hemşire uyuduğumu zannedip seruma ilaç enjekte ettikten sonra çıktı, bende serumun hortumu kapatıp uyuma numarası yapmaya başladım…

•~~~~•Yavuz, kitap okumak için gelip Nurseli’nin yanına oturduktan sonra, “Bugün Umur beyden önce ben varım güzellik… Lütfen bir an önce iyileş, seninle gerçekten tanışmak istiyorum.” dedikten sonra kitabı açtı…

•~~~~•Asrın:

O kadar dikkat etmeme rağmen yine sabahları Umur bey ile gidiyor akşam ise bir saat geç dönüp sonra ki vapura biniyordum…

Okulda oyalandığım bir gün çıkışta Beyhan yanıma geldi,

“Merhaba Asrın, naber nasılsın?”

“İyiyim sen?” derken elinde kafama indireceği bir alet olup olmadığına bakıyordum…

Anlamış olacak ki, “Korkma yaa, bir şey yok.” dedi…

“Ben tedbirimi alayım da, ne me lazım.” derken şakamın altında ciddiyet yatıyordu…

“Ne yaptın, okula alıştın mı?”

“Alışmadım demek ne mümkün, Allah korusun kafam kırılıverir yoksa.”

“Bu kadar kin, senin gibi bir hanımefendiye yakışıyor mu hiç?”

“Uzaktan bir o kadar delikanlı görünen kişi, beynimin üçte birini işlem görmez hale getirdiği için, unutma eylemi nedir unuttum,”

“Hay aksi, vura vura beyninin unutma fonksiyonuna mı vurmuşum.”

“Neyi anlamadım?” deyince içten bir kahkaha atarak, “Bu iyiydi, boşluğuma denk geldi.” dedi bir yandan da gülmesini sürdürerek…

“Anlıyorum, önemli değil, benim de boşluğuma denk gelmişti, insan zamanla alışıyor merak etme.” dedikten sonra saate baktım… Umur’un kalma saatiydi ve “biraz daha oyalanırsam sonrakine de zor yetişeceğim” diye düşünürken, “Bir yere mi gideceksin gel götüreyim.” diyen Beyhan’a baktım.

“Yok sağol, vapur saatime bakıyorum da.”

“Anladım…”

“Baksana, bir şey sorabilir miyim?”

“Sor?”

“Neden o koca gıy gıyı çalıyorsun, daha küçüğü varken?”

“Daha küçüğünü çalsaydım seninle tanışmamış olurduk ama?”

“Kızlarla tanışma aracı olarak mı kullanıyorsun yani?”

“Özel ve güzel kızlarla.”

“Ben ilk olduğumu düşünüyordum?..”

“Kafasının şeklini değiştirdiğim ilk kızsın Evet, ben normalde çelloyu vurarak değil çalarak etkilemeyi kasdetmemiştim… Ayrıca başka şeyler de çalabiliyorum.”

“Neden çello?.. Yani… Şahsen benim bacak arama alacağım en son şey olurdu da.”

Haydaa, ben ne saçmalamıştım böyle, başımın derisini yırtarcasına kaşıyıp yere baktığımdan utandığımı anlayan Beyhan, aslında ne kasdettiğimi anlayıp, “Ben biraz büyük seviyorum yaa, o yüzden… Mesela piyano,” dedi…

Arabam yoktu ama geri vitesi benden daha iyi kimse yapamazdı…

“Aaa, piyano… Ben çok severim.”

“İstersen bir gün gel, çalayım.”

“Olur tamam…” deyip oradan ayrılacakken sınıf arkadaşım Derin yanıma geldi.

Bu kızın en çıkmaz anlarda yanıma gelip beni ortamdan uzaklaştırmasına bayılıyordum…

“Asrın, ne oldu, neden çıkmadın?”

“Biraz lafladık canım, ben de tam gidiyordum.”

“Gel birlikte gidelim, ablam kapıda bekliyor.”

Beyhan’a el sallayıp, sahile kadar Derin ile gitmeye karar verdim…

Arabaya binince ilk olarak Derin’in ablasına selam verdim…

“Merhaba Cansu abla.”

“Merhaba canım?.. Ben geç kaldım zannediyordum ama?”

“Bende şu sıralar geç çıkıyorum abla, bir sıkıntı oldu da.”

“Asrın’cım yapabileceğim birşey varsa söyle.”

Ben daha teşekkür etmeden Derin, önden bana dönüp, “Sen onunla ne konuşuyordun Asrın?” dedi yumuşak ama hesap sorar bir tavırla…

Cansu abla hemen müdahale ederek kardeşine ayar verirken ben de ona müdahale ettim…

“Cansu abla, Derin’e kızma…” dedikten sonra Derin’e döndüm,

“Sorma ya, nasılım diye sormak istemiş ama ben pot kırmıştım, tam zamanında geldin.”

İlk defa akşam trafiğine kalmış İstanbul’un bu çilesine bizzat tanıklık etmiştim… İki yakayı köprü kapatmasına rağmen bizim taraf daha sakin oluyordu… Avrupa yakası isminin hakkını bu şekilde verdiğini zannediyordu ama tam bir çileydi…

Dur kalk yaptığı için konuşmadığını düşündüğüm Cansu ablanın dalgınlığını Derin de farketmiş olacak ki, “Abla, iyi misin?” diye sormuştu…

Cansu abla, “İyiyim” derken bile “İmdat” der gibiydi…

“Köyden bir haber mi var?” deyince Cansu abla iç çekip konuşmaya başladı… “Babam aradı, ‘annenle Derin sensiz idare edebilirler mi’ diye sordu.”

“Seni mi çağırıyor?”

“Evet.”

“Ne yapacaksın peki?”

“Gidemem Derin, en son neler oldu biliyorsun?.. Hem ben istesem de annem göndermez biliyorsun.”

“Abla, ev satılacaktı hani, babam alıcısı var demişti?”

“Satılmış ama sadece alt kat… Üst hâlâ bizim.”

“Neden sadece alt, kim almış?”

“Derin, bugün çok çalıştın herhalde, yorulmuşsun belli, sorduğun soru mu Allah aşkına, kim almış olabilir?”

“Rasim amca mı?.. Ama neden?”

“Bilmiyorum, bir şeyler dönüyor ama.”

“Furkan abi okula başlamış mı?”

“Hayır, bu yıl dondurmuş.”

Cansu ablanın konuyu bildiğim için, “Abla, ne olacak böyle, sen burada Furkan abi orada?..” diye sordum… Dikiz aynasından gözleri dolarak bana baktı ve, “Ne olsun güzelim, adam ‘öldüm, kurtuldum, sevgim bitti, istemiyorum.’ diyor, zorla da güzellik olmaz ki, en iyisi uzak durmaktı onu yapıyorum.” derken son sözleri çatallı çıktı…

“Sevgi bu kadar çabuk bitebilen bir şey mi abla, yani öyleyse bileyim de kimseyi sevmiyeyim.”

Soruyu Cansu ablaya sordum ama Derin cevapladı… “Sen bakma ablama Asrın yaa, Furkan abinin de biraz zamana ihtiyacı var bence, o yüzden mesafeli davranıyor… Bu konu artık ikisinin arasında değil, bütün aile seferber oldu.”

Cansu abla derin düşüncelere dalarken, “Abla, ben burada ineyim, daha fazla girme.” deyip müsait yerde indim…

Koşarak turnikelerden geçip kalkmak üzere olan vapura yetişince Cansu ablaya dualar ettim…

•~~~~•Hatem:

Kontrolden sonra annemi eve bırakmış, Oğlumun arkadaşını alarak karşıya geçmeye hazırlanıyordum, Umur ile bugün sadece iki sefer yapabilmiş ve aşırı derecede özlemiştim…

Arkadaşımla Çaka beyi de dönüşümlü kullanmıştım ama Umur bey benim için başkaydı, ilk seferimi onunla yapmıştım… Umur benim uğurumdu…

İskelenin kaldırılmasını beklerken kendini trafik polisi zannedip bana yön veren kızın koştur koştur geldiğini gördüm,

Umura yaptığını yapmayınca, “Bu kız beni mi tanıyordu da yapıyordu acaba?” diye düşündüm… Salih’i kaptan köşkünde bırakıp kim olduğunu sormak için yanına gitmeye karar verdim…

Dışarıdaki yolcular arasında görünce kıza doğru yürüdüm, yaptığının çok ayıp bir şey olduğunu söylemeye can atarken karşıdan Umur’un geldiğini gördüm… Kızda Umur’a bakınca, yüzünde midesi bulanmış bir ifade olduğunu gördüm… Umur’a arkasını dönünce de yerimde dona kaldım… Umur yanımıza yaklaşırken kız da söylenerek yanımdan geçti.

“Kaçtığın ot burnunun dibinde bitermiş diye boşuna dememişler.”

Beni tanımadan geçtiğine göre kızın derdi benim oğlumlaydı ama neden?..

Yavuz, sayfayı bitirmiş yaprağı değiştirirken, Nurseli kolunu kaldırıp karnına atınca şok oldu, “Nurseli?” dedi kapalı serumu kontrol ederken… Nurseli, adına tepki olarak önce “hııııııı?” deyip sonra da yavaşça gözlerini açtı…

0
Please leave a feedback on thisx

Gözümü açarken bir karartının yanımdan dışarıya çıktığını gördüm… Ben bakmaya çalıştıkça hemşire önüme geçip görüşümü engelliyordu…

“Selim!” dedim kendimden gayet emin bir şekilde.

Hemşire beni yatırmaya çalıştıkça ben daha çok direniyordum,

“Selim’di o, neden gitti?”

“Kim Nurseli?.. Burada kimse yok.”

“Selim’di gördüm, yalan söyleme.” deyip kendimi sırt üstü yatağa bırakıp tavanı izlemeye başladım…

Ben neden uyumuştum, “ilacı içmedim, serumu da kapattım, neden uyudum,” diye kendi kendimi döverken Yeşim odaya gelip yanımdaki koltuğa uzandı…

Yatakta sola yakın yatıyor olmamdan, giden kişinin yanımda oturduğundan emin olmasam da kokusunun yatakta kalmasından yine anlardım…

Peki ama o kimdi, Hatem’miydi?.. Selim mi?..

Sağımın üzerine dönüp giden kişinin kokusunu hissede hissede uykuya daldığımı farkettim…

•~~~~•Yavuz, hemşirenin masasında gelmesini beklerken Nurseli’nin kendini görüp görmediğini düşünüyordu…

Hemşire, sorun yok der gibi gelirken Yavuz, “Ne oldu?.. Görmüş mü?” diye sordu

Hemşire, “Hocam, Nurseli sizi tanıyor mu?” deyip soruya soruyla cevap verince Yavuz önce dudaklarını bastırıp, sonrasında, “Evet, Okan bey bizi bir iki defa bir araya getirdi ama yüz yüze tanışmıyoruz… Ben Nurseli’yi yeni gördüm.” dedi

Hemşire, “O sizi çok net tanıyor ama, ‘o Selim’di, eminim’ dedi.” deyince Yavuz, “Hadi yaa?.. Demek Okan ona o kadar çok göstermiş?” dedikten sonra, “Bundan sonra ilaçları iki kere kontrol et, bir daha böyle bir şey olmasın.” deyip odasına gitti.

Masasına oturup, yeni dalmış bebekler gibi uyuyan Nurseli’yi izlemeye başladı, “Ben seni yüzünden tanıyamazken, sen beni arkamdan bile tanıyorsun, özür dilerim.” dedikten sonra başını kollarının üzerine koyup Nurseli’yi izlerken uykuya daldı…

•~~~~•üç gün sonra

Okan, eve telefon edip son durumları sorunca annesi Yavuz’un evde olduğunu duş alıp çıkacağını söyledi.

Okan, fırsat bu fırsat diyerek Furkan’a telefon etti ve Nurseli’nin taburcu olabileceğini söyledi.

Furkan, hastaneye gelip Yeşim’e Nurseli’yi otoparka getirmesini söyledi…

•~~~~•Nurseli,

Bana, hastaneden verilen gecelik takımı ile Yeşim’in uzun penye hırkasını giyerek tekerlekli sandalyeye oturdum…

“Nereye gidiyoruz?..” diye sorunca Yeşim, “Taburcu oluyorsun Nurseli?” dedi.

Ayaklarımı arabadan yere indirip sürmesini engelledim ve “Gitmek istemiyorum, korkuyorum.” diyerek odama tekrar geri dönmek istedim…

Yeşim, ısrarla geri bindirmek isterken ben gitmemek için yalvarıyordum…

Yeşim, Furkan komiseri arayıp durumumu söyleyince, Furkan komiser bana bir mesaj iletmesini söylemişti…

“Ben gelsem götürsem?”

“Olur.” dedim Yeşim yanımda olsa da Furkan komiserden başkasıyla çıkmak istemeyerek…

Koridorun sonunda elinde araba anahtarı, yüzü al al olmuş, bakışları yerde birini görünce Furkan komiser olduğunu anladım, Selim ile üçüncü senemizdi ama ben Furkan komiseri ilk defa bu kadar net görmüştüm…

Yıllar önce Selim’in “Yanına bir metre yaklaşsın vururum.” dediği adam şuan arkamda sessiz sakin arabayı tutmuş beni götürüyordu.

Yeşim’e dönüp, “Nereye gidiyoruz?” dedim “bu hastaneden başka nereye gidebilirim ki” diye düşünerek.

“Bana gidiyoruz canım, biraz benimle kalacaksın, söz veriyorum çok iyi bir ev arkadaşlığı yapacağım.”

“Peki ben yapabilecek miyim?” derken şimdi ki ev arkadaşlarımı düşünüyordum.

Yeşim, “Kaç gündür birlikteyiz canım, bi şikayetim olmadı, yine de olmaz inşaallah.” dedi gülümseyip elimden tutarak.

Asansörle direk otoparka inmiş ve kapısında bekleyen arabaya binmiştik.

Furkan komiser önde, biz iki kız arkada hastanenin otoparkından çıkarken bir önde bir arkada iki araba daha bize eşlik etmeye başlayınca Yeşim’e döndüm ve “Bu ne?” der gibi baktım.

Yeşim, “Bundan sonra sen nereye gidersen arkadaki iki kişi seni takip edecek canım, şimdiden alış.” deyince geriye bakıp tanıdık var mı diye baktım ama ikisi de yabancıydı.

Furkan komiser telefonunu çıkartıp, “Mert, çevreyolundan otobana çıkalım.” deyince öndeki araçta Mert’in olduğunu anlayıp ağlamaya başladım.

Mert, bana olanı biliyordu… Alp abiye, Okan abiye de söylemiş miydi acaba… Okan abi yanıma hiç gelmemiş, bir kere bile aramamıştı, Doğan abi ve Alp abi de öyle…

Sonra birden, “Nasıl arasınlar ki, benim hattım kapalı, annemler de merak etmiştir, Ayşe, kızlar.” diye düşündüm… Hilde!.. “Haftaya geleceğim.” demiştim ama iki haftadan fazla olmuş sesimi duymamıştı…

Bu hastanede derdimi unuttuğum gibi çevremdeki insanları ve sorumluluklarımı da unutmuştum… Bir sorumluluğumu daha hatırlayıp, “Okul?!.” dedim sesli bir şekilde…

Ona da yeşim cevap vererek, “Okulu Furkan komiserim halletti merak etme… İyileşince devam edeceksin.” dedi.

Ben yatakta yedi yirmi dört yatarken Furkan komiser herşeyi düşünmüştü…

Radyoda çalan şarkıya kulak kesilerek yolu izlemeye başladım…

(Edip Akbayram, Hakim bey)

Gerçekten dayanacak halim kalmadığını hissediyordum, herkes üstüme üstüme geliyor gibiydi, kalemim kimin elindeyse kırıp atsın artık diye yalvarırken bir yandan da ağlıyordum yeşim’le Furkan komisere belli etmeden…

•~~~~•Yavuz,

Evden gelip odasına yürürken Nurseli’nin odasının temizlendiğini görünce göz ucuyla içeriye baktı ama Nurseli yatakta yoktu…

Telaşla, “Buradaki hasta nerede?” deyip görevliye sordu.

“Taburcu olmuş galiba Yavuz bey.” diyen temizlik görevlisinin de haberi yok gibiydi.

Nurseli ile ilgilenen hemşireye sorunca Okan’ın hastaneye gelip Nurseli’yi taburcu ettiğini ve Furkan komiser ile gönderdiğini öğrenince hızlıca Okan’ın odasına geldi… Kapıyı kırarcasına açarak hesap sorar gibi Okan’ın üzerine yürüdü.

Ellerini masaya vurup, “Nurseli’yi neden taburcu ettin?” dedi gözlerini gözlerine dikerek.

“İyileşmişti ettim.” diyen Okan, Yavuz’un aksine gayet rahattı.

“Ne demek iyileşmişti, neye göre karar verdin acaba?.. Kanında mikrop vardı?”

“Ben gerekli ilaçları verdim merak etme. Hem neden bu kadar sinirleniyorsun ki?..”

“Senin hastanı ben taburcu etsem sen nasıl davranırdın?”

“Nurseli senin hastan değildi ki, bunu Bülent yapsa okey de sana ne oluyor?”

“Ara Furkan komiseri getirsin Nurseli’yi, o iyileşmedi Okan, sonu kötü olacak bak.”

“Bir şey olmaz merak etme, ben onu iyi edecek şeyi biliyorum. Hem sana ne oluyor ki, sana verdiğim işi yap önce, sonra da al pılını pırtını topla git buradan.”

“Yanlış yapıyorsun Okan!” diyen Yavuz, hem Nurseli’yi hem Ömür’ü kasdediyordu…

•~~~~•Nurseli,

Ön arabada ki Mert abinin yüzüne bakamadan Yeşim’in evine girdim. Kendimi yine sığıntı gibi hissetmeye başlayıp elimi yüzümü yıkama bahanesiyle banyoda sessizce ağlamaya başladım…

Yeşim’in, benden uzun ve iri olması yüzünden verdiği kıyafetler üzerime “seneye de giyersin” diyerek alınmış gibi durmuştu…

Elbiseler üzerime emanetin de emaneti gibi durunca Yeşim, Furkan komisere söylemiş, o da “mağazaya gidelim” diye haber göndermişti.

Yeşim’le birlikte öğlen yemeği yedikten sonra arkamızda yine bir eskortla giyim mağazasına geldik.

İlk defa bana ne gösterilirse rengine modeline bedenine bakmadan “olur” demiştim.

Yeşim’in beğendiği bir kaç kıyafetle soyunma kabinine girdim…

Etrafı en az üç kere kontrol edip pür dikkat dinleyerek hızlıca giyinmek isterken birden perde açıldı ve ben çığlık atmaya başladım…

Kolunda askıya asılı iki elbise ile bana bakan kadın, “PARDON, PARDON, PARDON!” diye bağırıyordu ama ben bir türlü sakinleşemiyordum.

Yeşim, bana sarılıp sakinleştirmeye çalışırken Furkan komiser de kadına doğrulttuğu silahı indirirken, “Tamam abla, gidebilirsin… Bir şey yok?” diyordu benden daha çok panik olan kadına.

“Saçları Yeşim, saçları…” deyip kısa bir nefes dinlendirmesinden sonra, “Jale’nin saçları da böyleydi.” dedim zerre kadar tereddüt etmeden.

Furkan komiser ise kadının arkasından bakarken Yeşim’e, “En son kabine girin, perdeyi aç, Nurseli seni görsün, sen de kimseyi yaklaştırma.” dedikten sonra ilk kabinin önünde arkasını dönüp beklemeye başladı.

İlk bluz ve pantolonu giyinince, “Oldu mu?” diye Yeşim’e sordum ama o, “Komiserim bakar mısınız?” diyerek Furkan komiseri çağırdı.

“Nasıl olmuş?” derken ben başımı yere eğip ağlamamak için kendimi sıkıyordum…

“Bana sorma, olduysa alalım.” diyen Furkan komiser belli ki utandığımı anlamış ve bana bakmamıştı…

Hızlıca diğer kıyafeti de denemek için kabine girdim…

•~~~~•Furkan,

Yeşim’e işaret ederek yanına çağırdı,

“Buyurun komiserim?”

“Yeşim, sen salak mısın?.. Neden beni çağırıp gösteriyorsun… Olduysa al… Görmedin mi ne hâle geldi, biraz düşünceli ol Allah aşkına, her şeyi benden bekleme.”

Yeşim, Furkan’dan azarı işitip Nurseli’nin yanına geri gelirken, “Bir zamanlar seni seven kalbime tüküreyim, geri zekalı, sen görürsün.” dedi…

•~~~~•Nurseli,

Aldığımız üç çeşit kıyafet ve iç çamaşırı ile mağazadan çıkıp eve geldik…

O kadının saçları ve Jale’yi düşünerek yatınca rüyamda o geceyi gördüm ve sıçrayarak uyandım… Çoktan akşam olmuştu…

Yeşim, yine bana sarılıp sakinleştirirken ben gördüklerimi anlatmaya başladım.

“Hatırladım Yeşim, ben uyandım, elinde ruj bana yaklaşan Jale’ye tekme attım o da üzerime yürüdü, Yılmaz tuttu, Jale de ‘Bırak Yılmaz geberteyim şunu.’ diyordu… Yılmaz onu çekti, yanındakine ‘şunu uyut ama çok olmasın.’ dedikten sonra Jale’ye döndü, ‘Sende bi rahat dur.’ dedi ‘Ona bir şey olursa şerefsiz dokunmaz. Çok pis bir huyu var bilmiyor musun?’ dedi… Ona da oyun oynadılar Yeşim, hatırlıyorum… Yılmaz, ‘Son gülen iyi gülecek gör bak, senin intikamını o daha iyi alacak.’ dedi sonrasında yine başım dönmeye başladı.”

Yeşim, beni dinlerken o kadar içten o kadar samimi davranıyordu ki ona minnetimi nasıl ödeyeceğimi bilemiyordum…

“Canım, tamam… Hatırlayacağım diye kendini bu kadar harap etme.”

“Yeşim, ben çok utanıyorum.”

“Sen neden utanıyorsun ki?.. Senin bir suçun yok.”

“Yeşim, ben çok kötü şeyler yaptım.”

“Sen onları isteyerek yapmadın Nurseli, sana ilaç vermişler.”

“Ne ilacı?”

“Ereksiyon hapı canım.”

“O verdikleri ilaç o muymuş?”

“Evet canım, lütfen kendini suçlama, o ilacı içen bilinçsizce hareket eder.”

Yeşim, beni teselli etmeye çalışsa da ben kendimi affedemiyordum, konuyu değiştirerek, “Yeşim, Selim geldi mi?” diye sordum terlerime karışan göz yaşlarımla.

“Bilmiyorum canım, bir kaç gün içinde gelmişse gelmiştir, ben senin yanından bir yere gitmediğim için bilmiyorum.”

“Yeşim, arayıp sorsana gelmiş mi?”

“Tamam canım sen yat ben sorup geleyim.” deyip odadan çıkan Yeşim’in arkasından baktım, “inşaallah gelmiştir. Beni buradan alır.” diye dualar ederek.

Yeşim, elinde telefonla, “Gelmemiş canım. Sen uyu ben yan odandayım.” dedikten sonra kapıyı kapattı, nasıl uyuyacağıma dair en ufak bir şey söylemeden.

Gözümde zerre kadar uyku yoktu ama ben çok yorgun ve üzgündüm…

•~~~~•Sabaha doğru uykuya dalmıştım ki kapı sesiyle uykumdan sıçrayıp hemen koştum. Yeşim hazırlanmış dışarıya çıkıyordu…

“NEREYE?” diye bağırdım kolundan içeri çekerek.

“Sakin ol Nurseli, bir yere kadar gidip geleceğim.” desede ikna olmamıştım.

“Hayır gitme, lütfen beni bırakma.” diye yalvardım odaya geriye götürmeye çalışarak.

Benden ümidini kesen Yeşim çantadan telefonunu çıkarttıktan bir yeri aradı.

“Alo, Furkan komiserim, beş dakika yukarıya gelebilir misiniz?”

Yanımda Yeşim olmasına rağmen Furkan komiser yine kapıda bekliyordu…

Üçüncü kata bir dakika da gelen Furkan komiser kapıda nefes nefese Yeşim’le konuşuyordu.

“Ne oldu Yeşim, Nurseli iyi mi?”

“O iyi komiserim ama ben bugün arkadaşlara söz vermiştim, şimdi de gitmeme izin vermiyor, kaç haftadır bir yere gitmedim, bir saat izin veremez misiniz diyecektim?..”

“Bir kaç gün daha idare edemez misin?”

“Komiserim, bu bir kaç gün ile olacak olsa ederim ama Nurseli yine aynısını yaparsa?”

****Evet, kız haklıydı, günlerdir yanımdaydı ve ben onsuz nefes almaya korkuyordum… Kapıyı açıp konuşmalarını böldükten sonra, “Tamam Yeşim sen git… Ama o içeri girsin… Ben korkuyorum.” diyerek Furkan komiseri kasdettim.

Kapının arkasına geçip Furkan komiserin odaya girdiğinden emin olunca hızlıca kapıyı Yeşim’in suratına kapatarak odaya girdim. Beni koruması için içeri çağırdığım Furkan’dan korunmak için kapıyı kilitleyip yatağa oturarak bacaklarımı karnıma çektim ve ağlamaya başladım…

•~~~~•Yavuz, kahvaltıdan önce Okan’ın odasına gelip Nurseli’nin nerede olduğunu sordu, Okan ise, “Sen söylediğimi yap, ben de sana Nurseli’nin yerini söyliym.” deyince Yavuz sinirlenip kapıdan, “ÖMÜR!” diye bağırdı.

Ömür, yavaşça sesin geldiği yere gelip, “Efendim Yavuz abi.” dedi neden bağırdığını merak ederek.

“Abi değil, kocacım diyeceksin,” diyen Yavuz’a mavi gözleri yuvalarından taşarcasına bakan Ömür’e, sormadan cevabı abisi verdi

“Sen ona bakma, bu sabah zırvalama tarafından kalkmış.”

Yavuz: “Yalan mı?.. Biriniz intikam alır, diğeri yaptığı iyiliğin karşılığını ister… Siz abi kardeş birlikte büyümesenizde huylarınız bire bir aynı haa, biliyor musun?”

Okan: “Zamanını boşuna harcıyorsun Yavuz.”

Yavuz: “Ömür, git kimliğini getir,”

Ömür, Okan’a dönüp, “Abiii!” deyince Okan, “Hadi canım, yürü… Getir kimliğini.” dedi omuz başlarını sıkarak.

Ömür: “Abi, yanlış yapıyoruz, duyarsa daha kötü olmaz mı?”

Okan: “Ne yapabilir ki?.. Onu bir beladan kurtardım diye teşekkür bile eder… Hadi canım, sen bana güven.”

Ömür, abisinin yüzüne bakamadan kimliği getirip Yavuz’a verirken nefesi kesik kesik ve endişeliydi.

Yavuz, kimliği alıp çıkarken, “Ben söylediğini yapacağım sen de Nurseli’nin yerini söyleyeceksin.” deyip giderken Okan arkasından, “He hee, sen öyle san.” dedi duymayacağı bir ses tonuyla…

Yavuz, hastaneye geldiğinde sekreteri odada bir misafirin olduğunu söyledi. Yavuz içeri girince Yeşim ayağa kalkıp, “Merhaba Yavuz bey.” dedi

Yavuz, sekreterine birer kahve getirmesini söylerken Yeşim’e doğru yürüdü.

“Nurseli iyi mi?”

“İyi iyi merak etmeyin, Furkan komiserim onunla ilgileniyor. Ben sizinle bir şey konuşmak için geldim.”

Yavuz, “Buyrun, sizi dinliyorum.” derken kendisi de koltuğuna oturdu…

•~~~~•Nurseli,

Yeşim, bir saate gelirim demişti ama neredeyse öğlen olmuş ama gelmemişti… Kapımın çalmasıyla önce oturduğum yerde sıçradım ama sonrasında Furkan komiserin yan odada olduğunu hatırlayıp rahatlayarak kapıyı açtım.

Kapının önünde kahvaltı tepsisi vardı ama Furkan komiser ortalarda yoktu. Hızlıca tepsiyi alıp kapıyı kapattım ve kahvaltımı yaptım…

O gün ilaçlarımı da kapının koluna takan Furkan komiserin hangi ilacı kaçta içtiğimi bildiğini anladım…

Öğleden sonra yüzünde gülümseme ile gelen Yeşim oldukça neşeliydi…

Furkan komiser, Yeşim’in gelmesi ile arabadaki nöbetine geri dönmek için kapıya doğru yürürken, “İyi akşamlar, kapıyı güzel kilitleyin, ben gelmeden önce telefon ederim, onun haricinde kimseye kapıyı açmayın.” dedi.

Yanımda Yeşim, kapımda Furkan komiser olmasına rağmen kendimi hastanedeki kadar rahat hissetmiyordum. Odamın şifreli olmasına mı güveniyordum bilmiyorum…

•~~~~•Üç gün sonra Yavuz, batağı arayınca batak dalgalı bir sesle, “Ne o, kıyamet mi kopuyor?” dedi.

Yavuz, morali bozuk bir şekilde, “Dünyayı bilmiyorum ama bana kıyamet arefesi.” dedikten sonra iç çekip devam etti.

“Senin yaptığın pisliğin cezasını Okan bana çektiriyor, seni de kıyamet günüme davet etmek için aradım, ne de olsa senin çocuğunun annesi ile evleniyorum, son defa görmek istersin belki demek için aradım.”

Batak, iki şok haberi bir çırpıda duymuş, hangisine şaşıracağını da şaşırmıştı…

“Ne evlenmesi yaa?” deyince Yavuz ilk golü attığı için sevindi ve, “Ben çocuğun diyorum, sen evlenmemize mi takıldın?” dedikten sonra cevap gelmeden devam etti… “Bana bak, şimdiden söylüyorum, ileride bir gün gelip çocuktan hak talep edersen DNA testi için izin vermem, velayeti de alamazsın.”

“Benim öyle bir şey yapmayacağıma emin olabilirsin de, oldu ki yapmak istedim ben senin iznine bakmam yaparım, öncelikle bunu bil, ikincisine gelince, velayet de velet de umurumda değil, aldırsın… Neden evlendiriyor ki?!”

“Senden intikam almak için tâbi ki, ona ait birini haftalarca evinde tuttuğun için o da sana ait olanı gasp edecek.”

“Sizin arkadaşlığınız beni benden alıyor, hem kıyamet günü diyorsun hem de kabul ettin öylemi!.. Ne karşılığında?”

“Geçmişte senin, benim yüzümden Okan’a yaptığının karşılığında.”

“Vaaaayyy beee, hani bir birinizi karşılıksız seviyordunuz ne oldu?”

“Öyleydi evet, ortak düşman ortak sevdiğimizin ırzına geçmeden önce.”

“Ortak sevdiğim ne demek lan?!.”

“Şuan tam olmasa da zamanla olacak batak, karım olacak sonuçta, nikah bu illa ki severim.”

“Küçükken ölümden dönmüştün hatırladın mı?.. Bu sefer işimi yarım bırakmam.”

“Ben nikahtan sonra Ömür’ü alıp yurtdışına çıktıktan sonra nerede bulacaksın da yapacaksın ki?.. Haa, bak şöyle olursa olur… Okan da bilmiyor ama senin çocuğunu yetimhaneye bırakacağım gün belki buluşuruz… Bakalım senin çocuk da senin gibi batak mı olacak, yoksa dayısı gibi batak birinin işkencelerine mi maruz kalacak?..”

“Beni bununla vuramazsın… Görmediğim birinin acısını anlamam.”

“İyi öyleyse; tebriğini, atacağım nikah salonuna göndereceğin çelenk ile yaparsın. Ömür’ün sevdiği, hoşlandığı çiçekler olursa sevinirim.”

“Ben sevdireceğim seni dilsiz merak etme sen.”

Yavuz, telefonu kapatırken başına ne geleceğini az çok tahmin etse de Okan’ın başka türlü vazgeçmeyeceğini ve Nurseli’nin yerini de söylemeyeceğini biliyordu.

•~~~~•Nikah salonuna doğru giderlerken Okan, Ömür’ün elini tutup, “Ben bunu sadece bebek için yapmıyorum Ömür, şuan söyleyemiyorum ama başka bir şey daha var.” dedi dikiz aynasından Basri’ye sert sert bakarak…

Ömür ise, arkadaşı Deniz’i aramış nikahta “Hayır.” dedikten sonra Almanya’ya dönme planı yapmıştı bile…

Nikah salonunun önüne geldiklerinde kapıda iki tane siyah çelenk görünce Okan, Ömür ve Basri birbirine baktı…

Çelenklerin üzerinde, “Bataktan merhum Okan’a,” “Bataktan cesur Yavuz’a,” yazıyordu…

Batak, eli belinde arkadan üçlüye yaklaşırken, “Ne o?.. Damatsız nikah mı kıyacaksınız?” dedi alaycı bir sesle.

Okan, hızlıca Ömür’ü Basri ile kendi arkasına alırken öfkeyle batağa ve adamlarına bakıyordu…

Salonun önüne gelen siyah renkle süslenmiş, siyah transporter gelin arabası Batağın arkasına durunca, batak sol eliyle kapının açılmasını emretti…

Kapı açıldığında içeride, arkası dönük, elleri arkadan bağlandığı için mosmor olmuş Yavuz oturuyordu…

0
Please leave a feedback on thisx

Batak, Yavuz’un elini işaret ederek, “Sen bundan anlarsın doktor, bu el imza atabilir mi? Ampute olmasına ne kadar kalmış?” diye sordu.

Okan, Yavuz’un ellerini mosmor olmuş görünce yumruklarını sıkıp, “Aç o elleri batak!” dedi öfkeyle bakarak.

Batak, Okan’ın varlığını takmıyor gibi sözünü duymamazlıktan gelerek arkadaki Ömür’ü muhatap aldı, “Ömür törpüsü, sana da aşk olsun, o kadar geçmişimiz var, evleniyorsun ve davet etmiyorsun haa, alacağın olsun.” deyince Ömür abisinin önüne gelip, “Kim demiş evleniyorum diye,” deyip ileride kendini bekleyen arkadaşına baktı.

Okan, Ömür’ün kolunu tutup bataktan uzak tutmaya çalışırken; Basri, Deniz’e bakıp, “Demek sen de buradasın, bozacının şahidi şıracı.” dedi.

Batak, kendilerine doğru yürüyen Deniz’e bakıp, ortaya, “Bu kim lan?” dedi cevabı herhangi birinden bekler gibi.

Deniz, Ömür’ün yanına gelerek Almanca, “Hazır mısın, uçağı kaçırmayalım?” deyince Basri de, “Geri zekalı, ben de Almanca biliyorum. Demek yolculuk var ha!” deyip Okan’a döndü, “Kardeşin seni de kandırmış kardeşim, Almanya’ya gidiyor.” dedi

Okan, elini Ömür’ün kolundan indirirken hayâl kırıklığına uğramış gibiydi.

Ömür, ağabeyine dönüp, “Özür dilerim abi, ben de böyle biriyim, özgürlüğüm benim için her şeyim, dayatma ile bir şey yapmadım bundan sonra da yapamam.” dedi

Batak, “Doğru söylüyor, ben bizzat gördüm.” dedikten sonra, “Ömür törpüsü, sana benimle gel diye yalvaracak değilim ama sana özgürlüğünü garanti edebilirim, istediğin zaman gelir, istediğin zaman gidersin. Ama bunun için şimdi gelmen gerek.” dedi

Ömür, iki adım öne gelince batak da aralarında bir adım mesafe kalana kadar yürüyüp, “Gideceksen de buradan kendine yük götürme.” deyip karnını işaret edince Okan, “Ömür, dinleme onu, bebeği aldırmak istiyor.” dedi.

Batak, yine kâale almayıp, “Sen çok güzel, çok alımlı bir kızsın,” diye başlayıp devam etti, “En geç dört ay sonra saçların keçe gibi olacak, incecik bacakların sürekli ödem yapacak, kolların kalınlaşak, karnında yol yol çatlakların olacak, belki de sezeryan olup ömrünün sonuna kadar koca bir iz bırakacak, hele de seninle sürekli kontağımı kaybetmeme sebep olan şeylerin sarkacak, düşünebiliyor musun?”

Batağı dinleyen Ömür’ün yüzü ekşiyordu, bunu gören Okan, “Kardeşim, dinleme onu, annem seni kucağına aldığında sevinçten göz yaşlarını tutamadı.” deyince batak dudaklarını yamultup, göz devirerek, “İnanma ona, ciyak ciyak bağırıp on santim kafa çıkartınca, ‘oh be kurtuldum’ diye sevinmiştir.” dedi

Okan, “Hayır, annem seni, beni, ikimizi de çok sevdi, bakma ona Ömür lütfen.” deyince batak, “Öylemi, gerçekten çok mu sevdi, e hani nerede, kaç yıl oldu nerede?” dedi zerre kadar acımadan doğruları yüzlerine vura vura.

Ömür, “Yeter!” deyip ikisine de, “Susun artık! İkinizi de duymak istemiyorum.” deyince Yavuz arabadan, “Ben artık dayanamıyorum, biri beni çözebilir mi lütfen.” dedi araya girerek.

Batak, “Bana bak tutuk, senin kardeşinin aksiliklerine benden başkası katlanmaz, onun nemrut suratını benden başkası çekmez, eziyetlerine benden başkası sabredemez, evime bomba atsan bu kadar etkisi olmazdı söyliym,” dedi geldiğinden beri Okan’ı ilk defa muhatap alarak.

“O yüzden bırak biraz daha işkencelerine devam etsin,” dedikten sonra, “Sen de o gözlerin gibi olacaksa tamam doğur, kabul.” dedi Ömür’e bakıp.

Basri, “Okan, izin ver gitsinler, merak etme ben de onlarla birlikte gideceğim.” deyince batak ile Ömür, “Hayır!” dedi aynı anda.

Okan, “Tamam abi, Ömür isterse sen de onlarla gitmek şartıyla gidebilir, yoksa bırakalım dönsün Almanya’ya.” dedi

Batak, son kararı vermesi için Ömür’ü kendi hâline bırakırken Deniz’e bakıp, “Sen erkek miydin lan, ben seni kız sandım, bilseydim gebertirdim.” dedi

Arabaya yaklaşıp, Yavuz’un elini çözdükten sonra, Ömür’ü beklemeye başladı. Cingöz, daha fazla sabredemeyip, “Bin de gidelim.” demek için yanına gelince Ömür ani bir hamle ile cingözün kolunu geriye katlayıp diz üstü yere oturttu.

Batak, Yavuz’u bırakıp geriye döndüğünde cingözü o hâlde gördü ve yanına gelip yüzüne eğilerek, “Geri zekalı, ben sabahtan beri ne söylüyorum mal, burada ben varım, onca kişi var, hangimiz kılını kıpırdattı da sen üzerine vazife gibi atladın?.. Bak bak, bu iki parmak nasıl kırıldı ben dahil kimse anlamadı, hâlâ ağrısı geçmedi, bir şey kavrayamıyorum, Evime getirdiğin şaheseri gör bak, akılsız başın cezasını da sadece ayaklar çekmiyormuş anlamışsındır inşaallah?” dedi

Yavuz, ellerini açıp kapatarak kan akışını sağlarken batak onu işaret edip, “Bunun intikamını da almazsın herhalde?” dedi Ömür’e bakarak, Ömür Yavuz’a bakıp, “Bilmem, bunun cevabını ona soracağım, al derse tabi ki de alırım.” deyip batak ile geleceğinin sinyalini verdi.

Abisine sarılıp, Yavuz’a teşekkür eden Ömür, Basri’nin kendisiyle gelmesinden duyduğu üzüntü ile arabaya bindi.

Nikah salonunun kapısında Okan ile kalan Yavuz, “Ben söylediğini yaptım, şimdi de sen söyle, Nurseli nerede?” dedi

Okan, “Dün, Nurseli’yi kaçıranların olduğunu düşündüğümüz kişi yada kişiler Yeşim komiserin kapısına bir mesaj koymuşlar,” deyince Yavuz şaşırdı.

Okan, üzgün ve morali bozuk bir şekilde devam etti. “Notta ‘Nurseli, seni alacağım, kimseyle evlenme yazıyormuş.”

Yavuz, “Nasıl yaa,” dedi yumruklarını sıkarak.

Okan da, Yavuz’a kötü haberi verdi, “Furkan komiser de Nurseli’yi sadece kendi bildiği bir yere götürdü, ‘ne kadar az kişi bilirse o kadar iyi’ dedi, o yüzden emniyetten kimseye söylemiyor.” deyince Yavuz, “Ben onu bulurum.” deyip Okan’ın yanından ayrıldı, arkasından Okan’ın, “Dur, nereye gidiyorsun, nasıl bulacaksın?” sorusunu umursamadan…

•~~~~•Nurseli,

Nedeninin ne olduğunu, nereye gittiğimizi sormadan yaptığımız iki saatlik yolun sonunda geldiğimiz evde ikinci günün sabahı camın önünde oturmuş evin önünde bulunan ufak bahçenin ağaçlarını izliyordum… Dış kapıya bir araba yanaştı ve içinden, bir yaşlı bir genç bir bebek üç kişi indi.

Yeşim kanepeden kalkıp, “Hah işte geldiler.” deyince bu eve geldiklerini anladım.

Furkan komiserin araba değildi ama sürücü koltuğundan o inmişti.

Yavaşça yerimde düzelip eve girmelerini bekledim. Yaşlı kadına, “Gel anacığım.” diyen Furkan komiser benden müsade bekleyerek önden onu göndermişti. Sözlü yerine ayağa kalkarak izni verip beraberinde gelenleri benimle tanıştırmasını bekledim.

“Nurseli, nasılsın… Bak bu annem, Gülbahar hatun.”

Yeni ev, yeni insanlar bunların hiçbirine hazır değildim ama Furkan komiser beni tekrar hayata hazırlamaya çalışıyor gibiydi…

Beni görünce gözleri dolan kadına, “Anacım, ne konuştuk.” diyen Furkan komiser büyük ihtimalle beni anlatmıştı.

Gülbahar teyzeye bir kere başım ile selam verip sadece tebessüm ederek “Hoşgeldiniz.” demekle yetindim. Furkan komiserin arkasından gelen kız, çocuğa sarılmış odaya girerken yüzüme bakamıyordu.

Yeşim’in, “Hoşgeldin Gülbahar teyze,” deyip elini öpmesinden sonra arkasındaki kıza dönüp, “Sende hoşgeldin Yasemin.” deyince tebessümümü durdurup bakışımı üzerine diktim, Yasemin mi? Yasemin o muydu? O zannederek beni kaçırdıkları Yasemin bu kız mıydı?..

Kendimi ne kadar sıksam da dayanamayıp ağlamaya başladım. Yeşim bana doğru gelip sarılırken odadan ağladığını gizleyerek çıkan Furkan komiseri gördüm.

Arkasından da YASEMİN çıkmıştı. Onlar arka arkaya giderken hastanede gördüğümü hatırladığım Gülbahar teyze de beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

•~~~~•Furkan, önde Yasemin arkada ağlayarak dışarıya çıktı, Yasemin, bir süre abisiyle ağladıktan sonra, “Abi, beni neden getirdin, beni gördükçe kötü olacak.” dedi ağlamasını sürdürerek.

Furkan da başını yerden kaldırmadan, “Mecburum Yasemin, adamlar Yeşim’in evine kadar gelip tehdit etti, Nurseli burada, sen orada, ben gönül rahatlığıyla işime bakamıyorum. Siz burada birlikte kalın ki ben o pislikleri daha çabuk bulabileyim.” dedi

Yasemin, “Ben Nurseli’nin yüzüne nasıl bakacağım, benim yüzümden.” deyince Furkan kardeşine sarılıp, “O nasıl söz Yasemin, ne demek benim yüzümden, asıl benim yüzümden, daha uyanık olabilirdim, sizi koruma altına alıp normal hayata devam etmeseydim, adamların üzerine gitseydim belki de Nurseli bu duruma düşmeyecekti.” dedi bütün olanlara sebep kendini görerek…

•~~~~•Nurseli,

Gülbahar teyzenin saçlarımı okşayıp kulağıma tatlı tatlı fısıldamasıyla sakinleşmeye başladım. “Kızım, istersen göndereyim onu buradan.” deyip Yasemin’i kasdedince, “Hayır, gerek yok, kalabilir.” dedim Furkan komiser getirdiyse bir bildiği vardır diye düşünerek…

Gülbahar teyzenin talimatıyla Yeşim, Furkan komiserle Yasemin’i çağırınca ayağa kalktım. “Merhaba, ben Nurseli.” dedim elimi uzatıp.

“Merhaba Nurseli.” deyip elimi sıkarken hâlâ ağlamaklıydı.

İlk iki gün beni üzmemek için evde Yasemin ismi kullanılmamaya özen gösterilince kendimi kötü hissedip, “Yasemin abla, tuzu verir misin?” dedim akşam yemeğini yerken.

Gülbahar teyzenin kaşık havada kalmış bir hâlde bana gülümseyerek bakmasından doğru bir şey yaptığımı anladım.

“Tabi canım al.” deyip tuzluğu uzatırken kendisi de sevinçten boynuma sarılacak gibi bakıyordu.

Yeşim’in iki günde bir, Furkan komiserin hiç gelmediği iki haftanın sonunda Yeşim, “Selim komiser izinden döndü.” haberini verdi. “Yeşim, bana fotoğrafını çek getir, onu çok özledim.” dedim yalvarır gözlerle bakarak.

“Tamam, ama bir daha ki gelişime.” deyip gidince bir an önce gelsin diye dualar ettim.

•~~~~•Batak, mutfakta bir şeyler yiyen Ömür’ü görüp sessizce arkasından gelerek, “Böööööğğhh!” diye bağırdı. Ömür, elindeki çatalı ve tabağı fırlatıp, “Aaayyyhhh!” diye bağırırken batak heyecanla kendisine bakıyordu.

“Nasıl, çok korktun mu?” dedi, baş parmağı ile üst çenesini havaya kaldıran Ömür’e

“Evet geri zekalı korktum.” derken eli kalbindeydi Ömür’ün.

“Haaahhhh, bu sefer oldu galiba, parazit kesin düşecek.” diyerek bebeği kasdedince Ömür kafasına tokat atıp, “Evet, oldu oldu ama olan bana oldu, senin piçin hâlâ yerinde ama benim aklım çıktı, temizle şurayı.” deyip giderken batak arkadan beline sarılıp, “İzin vermiyorsun ki, şöyle kökleye kökleye bi s.keyim de düşüreyim, ben de böyle eski tip düşürme yöntemlerine başvuruyorum.” dedi

Ömür, “Hıçkırık mı lan bu, korkutmayla geçsin.” deyince batak, “Benim fışkırttığımı sen aldın hıçkırık yaptın ne yapayım.” dedi

Ömür, “Senin parazit doğunca adını fhışkırık koyacağım.” diyerek odaya geldiğinde Menekşe çocuğu ile oturuyordu.

“Bu evde tek parazit karnımdaki olsaydı keşke.” deyip odasına gidecekken Basri odaya geldi. “Sana da merhaba embesil surat.” deyip karısının yanına oturdu.

•~~~~•Ertesi günü Menekşe batak çalışma odasında uyurken gördü ve izlemeye başladı. “Anneannem seni bulduğumu görüyor mudur acaba, mezarında ruhu rahatlamış mıdır?” deyip saçlarını okşadı.

Batak, uyku sersemi Ömür zannederek sarılıp öpmek isteyince Menekşe engel olarak, “Dur şapşal benim.” dedi

Batak, birden sıçrayıp oturunca Menekşe de yanına oturdu ve “Konuşalım mı Ömer, yeter artık, benden böyle kaçmanı istemiyorum.” dedi elini Batağın elinin üzerine koyarak.

Batak, eninde sonunda olacak olan konuşma bir an önce bitsin diye dinlemeye başladı. “Babam, annemizi bırakıp gidince dedem bizi yetimhaneye bırakmak istemiş, ananem, ‘bari kız kalsın büyürse başlık parası ile evlendiririz’ diye kandırarak ikna etmiş. Dedem ertesi günü seni yetimhaneye bırakmış, beni de, ananemin işlerine yardımcı, sonra da gelir kaynağı olayım diye tutmuş, bir kere bile yanlışlıkla da olsa sevmedi beni, on dört yaşıma gelince dedem yıllarca bana sabretmesinin karşılığını almak için beni satınca, ananem de bir kardeşin var git bul dedi, evden kaçtım, on dört yaşında bir çocuk sokaklarda yaşayabilir mi?.. Yaşayamaz değil mi, hele de en kötüsü kızsa. Üçüncü günümde düştüm gazinoya, hem de bir zamanlar annemin de çalıştığı babamın gazinosuna, babam diğer kızlara davrandığı gibi davranamadı bana, sebebini bilmeden bir yıl garsonluk yaptırdı ve sonunda yapması gereken bir şeymiş gibi bir erkeğe gönderdi. Bilmiyorum ya babam olduğunu, ‘abi yapma etme kardeşim var’ deyip ayaklarına kapandım, adam beni kolumdan sürüklerken tuttu kolundan, ‘Bırak!’ dedi, o gece de gönderemeyince süphelenmiş, bana ‘kimsin, kimlerdensin? diye sordu, dedemle ananemi duyunca da şok oldu, sen benim kızım mısın dedi. O akşamdan sonra gazinoda babamın getir götürünü yapıp seni aradım. Bir gün, Basri geldi, kardeşini tanıyorum dedi, dedem senin kimliğini verdiği için soyisimden bulmuş, Adem babam da yardım etmiş, Adem babam babamdan beni istedi ve Basri ile evlendirdi, Basri o zamanlar yeni mezun olmuştu, bir yıl aynı mahallede yan evlerde kaldık, Üç yaramaz haylaza ablalık ettim, Basri, Okan’a ablan olduğumu söylediğinde beni kabul etmez zannetmiştim ama o diğerlerinden daha fazla düştü üzerime, annem bir ekmek istiyorsa o iki alıp kapıma takardı. Senin intikamını almak şöyle dursun bir kere bile kaşlarını çattığını görmedim. Sonra Basri Almanya’ya gidip gelmeye başladı, her ayrılık bizi daha çok yakınlaştırdı, sonra da kızımız oldu.”

Batak, titreyerek dinlerken Menekşe sarılmak istedi, yıllar sonra bu kadar yakın olduğu kardeşine bakarak.

Batak, ilk defa kan bağı olduğu kişi ile yan yana oturduğu için afallayıp geriye çekildi ve “Kocanın yanına git. Hiç kimse benim bir şeyim değil.” deyip ablasını kabul etmedi.

•~~~~•Nurseli,

İki gün sonra Yeşim, “Nurseli, sana ne getirdim.” diyerek zarfı verdiğinde heyecanla açtım. Selim’in fotoğraflarını çıkartıp bağrıma bastım. Öptüm, öptüm, hem ağladım hem öptüm, parmaklarımla dokundum yüz hatlarına, omuzlarına. Ağlayarak baktım her yerine, bulanık gördüğüm bir yeri net görmek için yaşlarımı sildim ve, “Bu ne?” dedim Yeşim’e de göstererek.

“Ney bakayım?” demesinden görmediğini anladım.

“Selim’in eli yara, bak, sağ elinin içi.” dedim ona da göstererek, “Gölgeye benziyor.” deyince, “Hayır hayır bu yara.” dedim emin bir şekilde

“Bunu ne zaman çektin?” diye sordum yaranın ne zaman olduğunu anlamak için

“Dün çektim.” deyince, “Yarın sor Yeşim lütfen.” dedim yalvarır gibi

“Tamam, ama sende daha fazla üzülme.” diyerek gitti.

•~~~~•Batak, moralinin bozukluğunu ve Menekşe’nin anlattıklarını Ömür’e belli etmemeye çalışıyordu. Telefon ile oynayarak içeriye gelen Ömür’ü arkadan sarılıp kendine çevirdikten sonra geri geri yürüterek masanın üzerine yatırdı. Ömür, “Bana bak, ne yapıyorsun yine?” derken Batağın açmaya çalıştığı kemerini tutuyordu.

Batak, Ömür’ün kemerini bırakıp masanın üzerine tamamen çıkarttı ve “Dikil.” diyerek kendi de sandalyeye çıktı.

Ömür, “Yine bir haltlar peşindesin sen.” derken batak elinden tutup aşağıya çekmeye çalıştı.

“Hopla da biraz boyun uzasın, yüksekten atlayıp zıplayınca uzanıyormuş, dene bakalım işe yarayacak mı?..”

Ömür, elini Bataktan çekip masaya oturarak ayaklarını aşağıya salladı, “Bana bu boy yeter tamam mı, bu bebeği düşürmeye biraz daha uğraşırsan sende boyunun ölçüsünü alacaksın demedi deme.” deyip odasına gitmek üzere yavaşça aşağıya indi.

Batak arkasından, “Lan bir kere deneseydin ne olurdu, belki savaşçı bir ruha sahip olup olmadığını anladık.” deyince Ömür geriye bakmadan elini sallayıp, “O senin çocuğun olmak zorunda kalarak yeteri kadar ispatladı bence, fazlasına gerek yok.” dedi

•~~~~•Ertesi günü, Yeşim, öğle arasına çıkmaya hazırlanan Selim’lerin yanına gelip, “Komiserim merhaba, hoş geldiniz, tatil nasıl geçti?” gibi sorular sordu. Hepsine tebessümle cevap veren Selim, “Komiserim, elinize ne oldu?” deyince şaşırdı. Kendi eline bakıp, “İnanmıyorum Yeşim, geldiğimden beri kimse farketmedi, ne kadar dikkatlisin bravo.” deyip övdükten sonra, “Gittiğim yerde odun kırarken oldu.” dedi.

Yeşim, “Geçmiş olsun.” diyerek yanından ayrılıp “öğrenir öğrenmez ara” diyen Nurseli’ye haber vermek için Yasemin’i aradı.

“Alo, Yasemin Nurseli’yi verir misin? deyip beklerken arkadan komiser Zeynep yaklaştı ve konuşmasına şahit oldu.

“Alo Nurseli, yarayı sordum canım, gittiği yerde odun kırarken olmuş, önemli değil, merak etme, geçmek üzere.” deyip telefonu kapattı. Geriye döndüğünde Zeynep kendine gülümsüyordu, “Zeynep komiserim?” dedi duydu mu acaba paniği ile.

“Nasılsın Yeşim, bu aralar sen de bir haller var.” diyen Zeynep duymamış gibi yaptıktan sonra devam etti.

“Dikkatin Selim komiseri etkiledi, bravo.”

“Aman Zeynep komiserim, bir an öyle gördüm sormak istedim hepsi bu.” diyerek kendini savunan Yeşim’e, “Ne var canım, neden panik oluyorsun, iki yetişkin bekar insansınız, bundan daha doğal ne olabilir ki?” dedi

Yeşim, “Iıııımmmhhh, nasıl yani?.. Selim komiserimiz Nurseli diye bir kızla sevgiliydi ya, yanlış hatırlamıyorsam.” deyince Zeynep, “O köprünün altından sular akalı çok oldu şekerim, Selim komiser Nurseli’den ayrıldı, ama Nurseli paranoyak çıktı, bir türlü komiserimin peşini bırakmıyor, hatta komiserim ondan kurtulmak için bu kadar uzun tatil yaptı… Sen de çok takma yani, inanır mısın ben Selim komiserimin artık mutlu olmasını istiyorum, Nurseli onu çok yıprattı, şöyle senin gibi aklı başında, güzel, yetenekli, hâlinden, duygularından anlayacak biriyle olmasını çok isterdim… ” dedikten sonra, “Neyse, ben seni çok oyaladım, Görüşürüz.” diyerek yanından ayrıldı…

Yeşim, Zeynep’in arkasından bakarken, “Neydi bu şimdi?” diye düşündü…

•~~~~•Nurseli,

Selim geldikten sonra her gün Yeşim’i arayıp, ne zaman geleceğini sorar oldum beraberinde fotoğrafları getireceğini bildiğim için. “Tamam canım, bugün çekip akşama getireceğim.” deyince Yeşim’e, “En sevdiğin yemek ney, sana ondan yapayım.” dedim minnetimi bu şekilde göstermek için.

•~~~~•Yeşim, telefonu kapattıktan sonra kapıda Alp ile konuşan Selim’in fotoğraflarını çekmeye başladı, iki üç tane çektikten sonra, “Hah, tamam, süper oldu.” deyip çektiklerini kontrol ederken Zeynep arkadan gelip telefonu elinden aldı. “Bu ne?” deyip fotoğrafları gösterirken Yeşim vermesi için yalvardı.

“Sebebini söyle vereyim?” diyen Zeynep komisere olayı anlatan Yeşim, ne yapacağını bilmiyordu.

Zeynep ise, “Bana bak, deli deli olma, Nurseli’nin dediğine bakma sen, onlar ayrıldı. Bunu Selim komiserime yapma, bırak ayrıldığı ile kalsın, hem sana bir şey söyliym mi, Selim komiserimi sen ondan daha çok hak ediyorsun.” deyip aklını bulandırdı.

Yeşim, Zeynep’ten ayrıldıktan sonra Nurseli’nin yanına gitmek üzere emniyetten ayrıldı…

•~~~~•Nurseli,

Yeşim’in en çok sevdiği domates çorbasını yapıp, üzerine kaşar rendelerken Selim’le ilgili konuşuyorduk.

“Biliyor musun Selim iskenderi çok sever, hatta üç arkadaş iskender yemeyen kızla evlenilmez diye konuşuyorlardı, Selim ile ilk yediğimiz yemek de iskenderdi.” dedim o günlerimi özleyerek.

Sonraki gelişinde getirdiği fotoğraf da Elif’in aldığı gömleği görünce, “Bunu kız kardeşi almıştı, ikimiz beğenmiştik, Selim gök mavisi olsa daha güzel olurdu demişti ama buz mavisinden başka yoktu. Canım aşkım, bizi kırmamak için giydiği çok belliydi.” deyip beni usanmadan sıkılmadan dinleyen Yeşim’le dertleşmeye devam ettim. “Selim’in her cuma namazdan sonra sadaka verdiği bir amca var, Remzi amca, bir hafta göremediği zaman diğer hafta neredeydin diye sorar, iki haftalık verir. Remzi amca da Selim’i çok sever, sürekli dualar eder. Biliyor musun Yeşim, şuan Remzi amca olmayı bile istiyorum, o rengini sevmese de giydiği gömlek olmak istiyorum. Teninin kokusunu içime içime çekmek istiyorum.”

Yeşim, daha fazla dayanamayıp, “Tamam güzelim, her şey yoluna girecek, bu günlerde geçecek merak etme, ben yanındayım.” deyip boynuma sarıldı. “Teşekkür ederim, iyi ki varsın.” diyerek sarılmasına karşılık verdim.

•~~~~• Yeşim, o cuma Selim’in namaz kıldığı camiye giderek sağa sola bakındı, cemaatin çıktığını görünce birine bakınıyormuş gibi avluya girdi.

Selim, Yeşim’in ne aradığını sormak için yanına gelince, “Aaa, merhaba komiserim, siz burada mıydınız?” dedi ve devam etti, “Buralarda bir Remzi amcam var, ona bakınıyorum.”

Selim, “Remzi amcayı tanıyor musun?” diye sorunca, “Onu kim bilmez komiserim, ağzı dualı nur yüzlü amcam, her hafta gelip duasını almadan gitmem.” dedi

Selim, “Biraz önce içeride gördüm, namazını kılıp gelir.” derken, kapıya baktı ve “Hah, geliyor işte.” deyip Remzi beyi gösterdi.

Yeşim, önceden hazırladığı zarfı verip, “Nasılsın Remzi amcam, seni bu hafta daha iyi gördüm.” dedi

Remzi bey, “Çıkaramadım kızım.” deyince, Yeşim içinden, “Bunak adam, insan tanımasa bile yalandan tanımış gibi yapar.” diye düşünüp, dışından, “Aşk olsun Remzi amca, ceylan gözlü kızım dersin ya, iki hafta gelemedim unuttun mu yoksa.” dedi

Selim, “Olur öyle bazen,” diyerek Remzi beyin yaşlılıktan hatırlamadığı için rencide olmasın diye konuyu kapattı. Remzi bey zarfı alıp giderken Selim, “Yeşim, emniyete mi, gel götüreyim.” dedi

Yeşim, “Sağolun komiserim ama şuan bir buçuk porsiyon İskender yemeden beni şuradan şuraya götüremezsiniz, günlük dozumu almalıyım.” deyip kısa bir kahkaha attı.

“Ben de bayadır yemiyordum, gel birlikte gidelim istersen.” diyen Selim’e, “Olur komiserim de siz fazla sevmiyorsunuz galiba, ben iki gün yemeden duramam.” deyince Selim eliyle önden yürümesini teşvik ederek, “Yürü hadi yürü, bir an önce gidip yiyelim de iskender şekerin düşmesin.” dedi

Yakındaki bir İskenderci de zorlandığını belli etmeden bir buçuk porsiyon iskenderi büyük bir iştahla yer gibi yapan Yeşim, “Ellerimi yıkayıp geliyorum.” diyerek tuvalete gitti.

Daha fazla dayanamayıp yediklerini kusan Yeşim, “İğrenç, bunu nasıl yiyorsunuz?” dedi elini yüzünü yıkarken.

Emniyete dönerken giyim mağazasının önünde duran Yeşim, yeşil renk bir elbiseyi gösterip, “Aaayyy komiserim, bu yeşil değil de gök mavisi olsaydı kesin alırdım.” dedi

Selim, elbiseyi Nurseli’nin üzerinde düşünüp ne kadar yakışacağını hayâl ederken, “Bence bu renk de çok güzel.” deyip yutkundu…

0
Please leave a feedback on thisx

•~~~~•Nurseli,

“Hafta sonu kalacağım” diye söz veren Yeşim, morali bozuk gibiydi. “Ne oldu?.. Neden böylesin?” dedim kendi derdim varken onunkini de paylaşabilirmişim gibi.

“Nurseli, bir şey söyleyeceğim ama lütfen üzülme olur mu?” ile başlayınca sonundan endişe ederek baktım.

“Ne oldu Yeşim, çatlatma beni de söyle.” dediğim de utana sıkıla, “Nurseli, Selim komiser galiba biriyle birlikte.” deyince gözümün önünde siyah siyah bir şeylerin uçuştuğunu gördüm.

“Hayır hayır hayır olmaz öyle şey, Selim yapmaz, o beni aldatmaz, beni bırakmaz.” derken yerimde kıpır kıpırdım elimi kolumu nereye koyacağımı bilmez bir hâlde.

“Nurseli, bende çok üzgünüm ama siz ayrılmadınız mı?.. Neden olmasın?” dediğin de onu daha fazla konuşturmak istemeyip, “Hayır, ayrılmadık. Ben onu bırakmam, o beni çok seviyor, ver telefonu arayıp buraya çağıracağım.” diyerek telefonunu almaya çalıştım.

Benden her türlü güçlü olduğunu kanıtlayan Yeşim, beni kalktığım koltuğa geri oturtup, “Nurseli yapma dur. Arayıp ne söyleyeceksin, tecavüze uğradım gel mi diyeceksin, seni aldattım özür dilerim mi diyeceksin, ne?” deyince birden kararan gözüm döndü ve Yeşim’e tokatlar savurmaya başladım.

Hem vuruyor hem Beyza ablanın dediği gibi bayılmamak için çığlık atıyordum…

•~~~~•Gülbahar hanım ve Yasemin, Nurseli’nin çığlıklarını duyup geldiğindeYeşim, Nurseli’yi sakinleştirmeye çalışıyordu. Yasemin, hemen Nurseli’nin sakinleştirici iğnesini hazırlayıp kolundan vurdu, biraz sonra uykuya dalan Nurseli’nin saçlarını okşayan Gülbahar hanım, “Ona ne söyledin de bu hâle geldi.” dedi

Yeşim de, “Her zaman ki şeyler, bir şeyler hatırlayıp hatırlamadığını sordum.” deyince Yasemin sinirlendi, “Yeter artık Yeşim, görmüyor musunuz ona iyi gelmiyor.” dedi annesinin söylemesine fırsat vermeden.

Yeşim ise, “Yasemin, mecbur olmasak yapmayız, adamlar hâlâ onun peşinde, Furkan komiser gece gündüz uğraşıyor bir arpa boyu yol kat edemedi, bir an önce hatırlaması lazım.” deyip itiraz kabul etmeden evden ayrıldı…

Nurseli, “Ben Yasemin değilim, Selim yapmaz, o beni bırakmaz, Selim gitme, beni bırakma.” diye sayıklayınca Yasemin, Furkan komiseri arayıp olanları anlattı. Furkan komiser daha evine varmayan Yeşim’i arayıp, “Sen Nurseli’ye ne söyledin, Selim gitme diye sayıklıyormuş.” diye hesap sorunca Yeşim, “Komiserim yine aynı şeyleri konuştuk, Selim komiserin kendinden ayrıldığını kabul edemediğini o yüzden o adamla birlikte olmak istediğini söyledi.” deyince Furkan kendini sıkıp dudaklarını kemirerek, “Bir daha bu derece üzecek kadar konuşma, o ne anlatmak istiyor ise onu söylesin.” deyip telefonu kapattı. Yeşim de, “Yeter be, bıktım senden de o sümsük Nurseli’den de.” diyerek telefonu yan koltuğa fırlattı.

•~~~~•Nurseli,

Ertesi sabah aşırı derecede bir mide bulantısı ile uyandım, bir iki öğürmeden sonra kusacağımı anlayıp banyoya koştum. midem boş olduğu için bir kaç damla safra suyu kusup yüzümü yıkadım.

Öğürmem dışarıdan duyulmuş olacak ki banyonun kapısı tıklandı ve “Nurseli gelebilir miyim?” diyen Yasemin ablanın sesi geldi.

“Evet abla gelebilirsin.” dedim yüzümü kurularken.

“İyi misin?” derken yüzü üzgündü.

“Bilmiyorum abla, midem çok bulanıyor.” dedim hâlâ kusacak gibi bir hisle

“Üşüttün mü acaba? Doktor çağıralım mı?” deyince, “Ablaa!..” deyip ağlamaya başladım.

“Nurseli… Ağlama ne oldu söyle?..”

“Benim günüm de gecikti.”

“Hiiiiii’iii!”

“Ne yapacağım ben şimdi.”

“Dur… Dur bi… Öncelikle sakin ol. Ben test alıp geleyim.”

“Nasıl gideceksin kii?” dedim kapıdaki polisleri kasdederek.

“Bilmiyorum, ilaç alma bahanesiyle giderim.”

“Ablaa, kapıdakiler çıkmana izin vermezler ki. Biz alırız derler.”

“Bende kağıda yazar, onları yollarım.”

“Ablaa, ya varsa… Ben ne yaparım?”

“Üzülme Nurseli, aldırır kurtulursun?” deyince, yanında kucağına almasını bekleyen çocuğu göstererek, “Abla, sen onu aldırır mıydın?” diye sordum.

“Nurseli, ama o!..” deyip sustu ama bu sözü çok şey anlatmıştı

“Benim ki gibi değil, değil mi? Peki bana farkı ne?” diye sordum gerçekten merak ederek.

“Aynı Nurseli, bende anneyim varsa sende anne olacaksın.” deyince, “O zaman aldırmayacağım… Telefonunu verir misin?” dedim.

“Ne yapacaksın, kimi aramak istiyorsun?” diye sordu.

“Bu hâlde kimi arayabilirim ki? Haberlere bakacağım.” dedim gündemin ne olduğundan çok kendimle ilgili bir şey var mı merak ederek.

“Nurseli, haberlerde ne olsun istiyorsun, neden sürekli haberlere bakıyorsun?” diye sorunca cevapladım. “Beni arıyorlar mı merak ediyorum abla.”

“Nurseli, öyle bir şey yapmışlar ki, ben bile sen konuşuyorsun zannettim.” diyerek yapay zeka ile yapılanı kasdediyordu.

“Sen bir aydır yanımdasın Yasemin abla ama onlar benim ailem, nasıl olur da sesimi tanıyamazlar?..” diyerek isyan ettim.

“Abim, seni tanıyan birini ayarladığı için ona güveniyorlar bence.” deyince kim olduğunu merak ettim.

“Kimi, biliyor musun? Atakan mı?”

“Bilmiyorum ama buraya gelip seni gördü. Abime onu yalnız bırakmayın sakın demiş.”

“Gözleri yeşil kenarları hâreli mi!”

“Hayır, kahverengi gözlü biriydi.”

“Kim acaba, Selim’i tanıyordun değil mi?”

“Yok yok Selim abilerden biri değil. Hakan abiyi falan tanıyorum.”

“Engin mi acaba?”

“Engin kim?”

“Elif’in kocası.”

“Oda değil, annemle ben düğüne gitmiştik. Onu da gördüm.”

“Aklıma başka biri gelmiyor.”

“Ben abimle konuşayım, gelince rehberden ismine bakarım olur mu?”

“Olur abla, Furkan komiser bilekliğimle kolyemi ne yaptı acaba?”

“Bilmiyorum canım sormamı ister misin?”

“Yok abla sorma boşver, ben biraz yatıcam.” diyerek odaya gittim.

•~~~~~~•Yasemin, Nurseli’den sonra abisini arayarak durumu anlattı.

“Aloo abi?!” derken ki sesinden endişe eden Furkan hemen, “Nurseli iyi mi?” diye sordu.

“Değil abi, biraz önce kustu, galiba hamile.” dedi Yasemin, Nurseli’nin korktuğunu söyleyerek.

“Ne diyorsun Yasemin?!.”

“Test alalım dedim!”

“Boşver testi falan. Ben kontrol bahanesiyle kan aldırır baktırırım. Şimdi nasıl?”

“Annemin yanına yatmaya gitti, annem başında Kur’an okuyor, oda rahatlıyor.”

“Sence olabilir mi peki?”

“İnşaallah değildir abi, aldırmam diyor çünkü.”

“Gerçekten mi? Deli mi bu kız yaa?”

“Bir de, beni merak ediyorlar mı diye soruyor.”

“Ailesini oyalıyoruz biliyorsun, Hilde’nin yanında zannediyorlar. Selim’lerin de haberi yok. Bir zamanlar Nurseli’nin sevgilisi değilmiş gibi, Alp ile yana döne birini arıyor.”

“Doğan abi gelmedi mi hâlâ?”

“Gelemiyorlar ki? Şimdi de sancıları başlamış. Erken doğum riski var demişler. Galiba bebeği alacaklar… Ooofff çok zor… çoookkk… Doğan olsaydı her şey daha farklı olabilirdi.”

“Abi, vicdan azabı çekiyorum, biz bir yıldır beni zannederken o adamlar Nurseli’nin peşindeymiş.”

“Yapma Yasemin-…”

“Abii ağlama lütfen, seni üzmek için söylemedim.”

“Pişman oldum Yasemin, nasılsa seni koruduğumu düşünüp deliklerine daha çok çomak soktuğum için pişman oldum.”

“Abi, ‘bırak’ dedi, annem sana ‘bırak’ dedi. ‘Görevinin haricîne girme oğlum’ dedi.”

“Biliyorum Yasemin, dinlemeliydim. Blöf yapıyorlar diye düşündüm.”

“Abi… Yeşim gelmesin artık lütfen, Nurseli’ye hiç iyi gelmiyor. O gittikten sonra iki gün baygın halde yatıyor.”

“Ne yapayım Yasemin, Nurseli’nin başına geleni bir tek o biliyor. İfadesini almak zorundayım.”

“Sen gel abi!..”

“Gelemem Yasemin, o pisliği bulmadan Nurseli’nin yüzüne bakamıyorum.”

“Nurseli sana kızgın değil abi, gerçekten… Sen gel…”

“Psikoloğu ile bi konuşayım, izin verirse gelirim…”

Furkan, Yasemin’le konuştuktan sonra Okan’ı arayıp, “Nurseli hamile olduğunu düşünüyor, belirtiler varmış test yapabilir miyiz?” diye sordu.

“Adresi ver gidip örnek alayım.” deyince, “Sen birini ayarla, ben onu götürüp aldırırım.” diyen Furkan, Nurseli’nin yerini Okan’a bile söylemek istemiyor gibiydi.

Okan, “Tamam. Ayarlıyorum.” deyip telefonu kapattıktan sonra Yavuz’un yanına geldi.

Yavuz, yüzünden bir şeyler olduğunu anlayıp, “Ne oldu?” diye sordu.

Okan, “Nurseli, hamile olduğunu düşünüyormuş.” dedi

Yavuz, “Günü mü gecikmiş?” diye sorunca, “Evet ve kusuyormuş.” dedi.

Yavuz, “Kullandığı ilaçlar mide bulantısı yaptığı gibi gününü de geciktirebilir.” deyince Okan, “Haklısın, inşaallah öyledir.” dedikten sonra, “Yavuz, sen hâlâ onunla evlenmek istiyor musun?” diye sordu.

Yavuz, “Eveeett!” derken, “Tâbi ki de.” der gibiydi.

“Ya hamileyse?” diyen Okan’a Yavuz, “Eee, ne olmuş öyleyse?” dedi

“Bebeğe rağmen mi evleneceksin?” deyince Yavuz tebessüm ederek, “Bir zamanlar o Ali’ye rağmen kabul eder demiyor muydun, ben neden istemiyeyim, Ali Nurseli’ye neyse, o bebek de benim için odur. Farketmez, ama öncelikle bir şey varmı ona emin olalım.” dedi

Okan, “Hazır ol, öyle bir şey yapacağım ki, Nurseli’yi nereye götürdü bulmakla kalmayacağız onu direk buraya getirteceğiz.” diyerek hemşirenin yanına gitti.

•~~~~•Nurseli,

Akşam olunca Furkan komiser bir kız ile geldi, muhtemelen hamile olup olmadığıma bakacaktı ama bana, “Kanında hâlâ mikrop var mı onun için.” demişti.

Kız, kanımı alacağı tüpü hazırlarken vakumlu tüpün üzerinde medocalin yazısını okuyunca, “Hiiiiiiii’!” dedim Okan abi ile dilsizin gönderdiğini düşünerek.

Kız, Furkan komisere dönüp, “Kan tuttu herhalde, bir bardağa şekerli su yapıp getirebilir misiniz?” deyince Furkan komiser hemen çıktı.

Kız bana dönüp, “Okan beyin selamı var, ‘beni görmek isterse bu ilacı kendine vursun.’ dedi.” diyerek minik bir şırınga çıkartıp, yukarıya sıvalı bluzumun koluna sıkıştırdı, “Ama bak, bunu vurduktan en fazla on saniye sonra bayılacaksın, o yüzden şırıngayı hemen yok edecek yerde ve birileri yanındayken yap.” deyip kan almaya devam etti. Yakın zamanda Okan abiyi göreceğim için çok mutluydum.

•~~~~•Üç gün sonra, Yasemin abla gelip “Canım,sıkıntı yok, test negatif,” deyince sevindim. “Yasemin abla, telefon et, Yeşim gelsin, lütfen.” dedim Selim’den bir haber umarak.

Yeşim telefonu açınca, “Yeşim,” dedim sonunda yalvaracak gibi devam ederek, “Ben görmek istiyorum, biri varsa bana göster, fotoğraf video ne olursa, yoksa inanmam.” diyerek kendi doğruluğunu kendi ispatlasın istedim. “Tamam Nurseli.” diyerek telefonu kapattı.

•~~~~•Yeşim, Zeynep ile konuşarak yardım isteyince o da, “Seve seve.” diyerek kabul etti.

Yeşim, sarı bir peruk takarak emniyetin bahçede oturan Selim’in yanına gelip oturdu.

“Merhaba komiserim, nasılsınız?” deyince Selim, “Yeşim, bu ne hâl?” dedi komik olduğunu gülümsemesinden belli ederek,

Yeşim, “Görev icabı komiserim, nasıl olmuş? Çok mu kötü?” diye sordu. Selim, yukarıdan aşağıya doğru bakıp, “Ben sarı rengi sevmiyorum ama o kadar da kötü durmamış yaa, üzülme.” dedi.

Yeşim, “Komiserim, bakar mısınız, gerçek saça benziyor mu?..” deyip peruğu Selim’in eline uzatınca Selim kırmamak için, “Bakayım, evet, gerçek saça benziyor.” dedi parmakları arasında ovuşturarak…

•~~~~•Nurseli,

Yeşim’in gelişini camda beklerken yerimde duramıyordum. “Olmaz Nurseli, Selim bu kızım, bir ömür geçse de o seni unutmaz, bu kadar kısa zamanda başkasını bulmaz,” diyerek kendimi avuturken, Yeşim’in farları görüp kapıya koştum.

“Nasılsın Nurseli?” derken ben sıkıca boynuna sarılıyordum.

“İyiyim, hoşgeldin.” deyip kapıda oturmaya başladık.

“Nurseli, çok üzgünüm canım, kalbini kırmak istemezdim,” diyerek söze başladı. “Ama sana çok üzülüyorum, çünkü Selim komiser senin gibi değil, o çoktan hayatına devam etmeye başlamış gibi,” deyip çektiği fotoğrafları gösterdi.

“Selim, olamaz,” dedim elimin biriyle ağzımı kapatıp, diğeriyle düşürmemek için telefonu sıkarken, “Selim, Selim sarışın sevmezdi ki, bu basbayağı boyalı saç, buna da inanmıyorum, bu bir şey kanıtlamaz.” deyip telefonu geri uzattım.

“Nurseli, yeter artık canım, kendini daha fazla kandırma, bal gibi ortada işte, neyine inanmıyorsun… Gör artık Nurseli, sende önüne bak, hayatını yaşamaya başlamanın zamanı gelmedi mi?”

“Nasıl olacak o,” derken imkansız bir şeyden bahsettiğini söylemek istedim.

“Nurseli, dünya sadece Selim komiserden ibaret değil, sen burada Selim Selim diye ağlarken o orada zerre kadar umrunda değil gibi ama Furkan komiser, sen tekrar mutlu ol diye, o adamları bulayım diye gece gündüz didinip duruyor. Gör artık, gerçek seven nasıl olur gör.”

“Selim de öyle, şuan ki halimi bilse o daha çok uğraşır.” dedim Ayşe’den de hatırlayarak.

“Sen bilirsin Nurseli, benden söylemesi. O hayatına baktıysa sen de bakmak zorundasın.”

Yeşim, “Evdekilere selam söyle.” deyip içeri girmeden gidince olduğum yerde kala kaldım… O gece geç saatlere kadar kapıda oturup, gördüğüm fotoğrafları düşünüp durdum. Selim, kardeşi olup olmadığımı bilmeden başka biriyle görüşmeye başlamış olamazdı, beni bu kadar mı kardeşi zannediyordu, o bu kadar mı emindi kardeşi olduğuma…

Günlerce uyuyamayınca çareyi yine uyku ilaçlarında bulmuştum. Gülbahar teyze ile ilaçlarımızı içip erkenden uyuyorduk…

O sabah elimi yüzümü yıkayıp, mutfağa gidecektim ki duvardaki takvime gözüm ilişti, “Yarın benim doğum günüm mü?” dedim kimliktekini kasdederek. Cenk’in verdiği anahtar o gece kaybolduğu için kasayı da açamayacaktım. Bu seneki hediyem gitmişti.

Akşama doğru Furkan komiser bir poşet çerez ve çilek ile gelince maziye gittim ve abimle Hilde’ye yapılanı hatırladım.

Yemek sonrası dışarıda otururken, “Furkan komiserim, biliyor musun yarın benim doğum günüm.” dedim yüzüne bakmadan.

Kısa bir duraksama ile, “Bu ne kız, iki ayda bir doğum günü mü kutluyorsun?” deyince gülümseyip, “Komiserim, onu neden öyle söyledim bilmiyorum ama bu sefer ki gerçek, yani kimlikte ki bu.” dedim

“İyi, hadi bakalım öyle olsun, bu sefer ki doğum günün de kutlu olsun.” deyip çileğin üzerine çikolata ezmesi sürerek bana verdi.

Teşekkür ederek çileği yedim.

Ertesi günü ikindiye doğru, “Hazırlan Nurseli, seninle bir yere gideceğiz.” deyince acaba neresi diye merak ettim. Bu eve geldiğimizden beri ilk defa bir yere gidiyordum.

Sahil kenarına gelip, “İn bakalım.” dediğinde etrafa bakındım, beyaz bir minibüsün dumandan değişen rengi ve kendine çeken kokusuyla aşağı indim, köfte ekmek yerken arkamdaki insanlardan korkmamam gerektiğini düşündüm çünkü Furkan komiser yanımdaydı…

Biz köfteleri yerken yanımıza gelen yavru kedi bacaklarıma sarılınca köftemden ona da verdim. Hapur hupur yerken bende onu yiyecek gibiydim…

Köfteler bitince oradan ayrılma vakti gelmiş benim de yüzüm asılmıştı. Fark eden Furkan komiser, “Oturmak istiyorsan biraz daha kalabiliriz.” deyince kediyi kucağıma alıp, “Birazcık daha seni sevebilirim tatlı şey.” diyerek mıncırdım.

Furkan komiser kendine has tebessümü ile gülerek, “Nurseli, istersen onu da götürebiliriz.” deyince, “Gerçekten mi?” dedim istediği yapılan şımarık çocuklar gibi.

“Evet, bahçeye yer yaparız, orada büyütürsün. Benden sana doğum günü hediyesi olsun.” deyince havalara uçacak gibi oldum.

“Teşekkür ederim.” deyip kediyi öperken, “Ama önce bir veterinere götürelim, aşısı ilacı maması onları halledip gidelim olur mu?” deyince saate baktım, akşamın bu saatinde açık veterineri nereden bulacağız diye düşünürken, “Yeşim’i arayayım bize gelsin, yarında veterinere götürürüz.” deyince başımı salladım, arabaya bindiğimiz de, “Sen ismini düşün bakalım.” deyince bir de onun için üzülmeye başladım, ben bu mıncırığın adını ne koyacaktım ki?..

Furkan komiser, “Yeşim, ben Nurseli ile bize geçiyorum, sen de gelir misin?” deyip “Tamam’ı” duyunca arabayı çalıştırıp sürmeye başladı.

Çekinerek girdiğim evde kediyi banyoya koyup yanına su bıraktıktan sonra biraz yanında oturduk. Gece tuvaleti gelirse banyoya yapar diye örtüleri kaldırıp bir yere de yatak hazırladık.

Furkan komiser, ben annemin yatağını hazırlayayım sen Yeşim ile oraya yat.” demişti ki telefonu ve kapı aynı anda çaldı. Ekranı bana gösterip, “İyi insan lafın üstüne.” diyerek telefonu açıp kapıya bakmaya gitti.

•~~~~•Furkan, telefonu açıp, “Hah Yeşim, geldin mi?” diyerek kapıyı açınca karşısında Selim ve Alp’i görüp dona kaldı. Şaşkınlık içinde yutkunup ikiliye bakarken Yeşim, “Komiserim, annem hastalanmış, yanına gidiyorum, gelemediğimi haber vermek için aradım.” dedi

Furkan, Nurseli’nin her an banyodan çıkabileceğini düşünerek, “Tamam Yeşim, geçmiş olsun. Sen işine bak.” diyerek telefonu kapattı…


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x