18. Bölüm

Son üç derse yetişmiş, babama da telefon ederek kendimi iyi hissettiğim için okula geldiğimi söyleyip haber vermiştim.

Yine çıkışta gelmiş, bizim çıkmamızı bekliyordu. Babama yaklaşarak ayağımı gösterip, “Baba bak!” dedim.

Babam, ayağımda alçıyı göremeyince, “Aaa getir bakayım, ne zaman gittiniz, beni neden aramadın?” diye sordu.

O an aklıma parlak bir fikir geldi ve hastanenin okula yakın olduğunu söyleyip, cebimdeki kartviziti çıkartarak, hızlı bir şekilde önünü ve arkasını gösterdim, “Bak bu hastanenin kartı bu da doktorumun adı.” dedim

Babam, yarım yamalak gördüğü adı, sesli okuyup, “Okan AASS-” dedikten sonra, “Tamam kızım. Şimdi nasılsın?” diye sorunca planda olduğu gibi, Hilde önüme eğildi ve bandajı parmaklarıma kadar açtı… Ayağımda sadece şişlik vardı.

“Bak babacım nasıl oynatıyorum. Aslında bandaja da gerek yoktu ama malûm ben sakarım tedbir amaçlı.” dedim merakta bırakmamak için.

Babam, “Olsun olsun sen tak.” dedikten sonra sesli şekilde düşünüp, “Allah Allah, çıkık şişmez derler ama bu neden şişmiş kii?!” dedi

Sağlıkçı olan Hilde hemen araya girip, “Olur mu öyle Yakup amca, şişer tabi ki, Nurseli ayakta çok durmasa onun ki de şişmez ama işte bak şuan kendini yoruyor.” diyerek baba yüreğini harekete geçirmeye çalıştı

Babam, herhalde emanetin canı burnunda olduğundan korkup, “Tamam, tamam. Kızım sar hemen! Daha fazla beklemeyelim. Ayakta durmasın.” dedi.

Bu zamanda eski bir ev ve ineğe bu kadar evlatlık olurdu. Biliyor olmalıydı.

Hep birlikte yemeğe gittik, kendimi zorlayarak yemeği yedim. Babam, ayakta fazla kalmamam için yemekten hemen sonra yurda götürmek istedi.

Arabaya bindiğimizde bu sefer bi farklılık hissedip, arabayı kurcalamaya başladım, sağına soluna bakıp, torpidoyu açtım. İçindeki her neyse, sararmış bir su şişesi ve altında neredeyse parçalanma derecesine gelmiş şeffaf dosyada kayıp yazan bi kağıt vardı.

Göz ucuyla baktığımda, Selim yazdığını gördüm. Evet… Evet… Evet… Selim… Annemin de Kezban’ında öldü dediği Selim… Yaşıyordu… Kayıptı ama yaşıyordu…

“Bulunsaydı bu dosya durmazdı herhalde?” diye düşünüp, kaybolma tarihini öğrenmek için dosyayı alacakken babam panikle torpidoyu kapattı.

Elimi sıkıştırması ve direksiyon hakimiyetini kaybetmesi bilmemi istemediğini gösteriyordu. Bir süre arabayı toparlamaya çalıştı… Bir o tarafa bir bu tarafa savrulduk. Sonra dörtlükleri yakıp kenara çekti.

Ben; Soyulup, bazı yerleri kanayan elime bakacak, ya da korktuk mu diye soracak zannederken o, nefes nefese bana kızıp, “Kızım, rahat dur. Ne kurcalıyorsun.” dedi.

“Kurcalamadığım için bu haldeyim baba!” demek istesem de, ben yine susup başımı camdan dışarıya çevirdim.

Ne hikmetse sonradan, “Elin acıdı mı bakayım?” dedi. Ben de burnumdan soluyarak elimi camdan tarafa çekip, “Yooookk!” dedim sertçe.

… Yurda geldik, ellerimi kenetleyerek başımın arkasına alıp yatağa uzandım. Sevincim yine kursağımda kalmış haldeydim, “Oh beee…” diyordum, ama ölüm mü daha acıydı kayıp mı bilmiyordum.

Hilde, yanıma gelip, Filiz’in yatağına oturarak, elime baktı ve “Ne vardı orada?” dedi pansuman yaparken.

“Ailevi sırlarım…” deyip, iç çektim ama bu elime sürdüğü batikonun yanmasından değildi, yüreğimin dışa vuruş inlemesiydi.

“Abim yaşıyormuş ama kayıpmış…” dedim, boş boş bakarak

“Ne diyorsun yaa?” dedi, benden daha çok üzülmüş gibi.

“Benim ahımı almışlar işte.” deyip onların başına gelene sevinirken abimi düşünmüştüm. Acı içinde bir nefes daha alarak, “Ama ben abime üzülüyorum kim bilir nerede ne halde?” dedim

Filiz, Hilde’nin yanına oturup, “Üzülme bee, belki oda senin gibi bir ailededir. Mutludur.” deyip beni teselli etmeye çalıştı.

“Üzülemiyorum kii” dedim, insan bilmediği bir duyguya nasıl üzülebilirdi ki?

Hilde, yardımcı olmak için, “Seçkin kaybolsa ne hissederdin?” derken daha lafını bitirmeden. “Hiiii’iii Allah korusun!” dedim panik olmuş bir şekilde.

“İşte ona da böyle hisset!..” dedi

Sustuk, üçümüz de konuşacak bir şey bulamıyorduk. Varlığını bilmediğim birinin yokluğunun acısını çekmeye çalıştım. Selim’in köyden giderken ki yüzünü ve “gitme” diye bağırışımı hatırlıyordum, sonrası karanlıktı …

…Bir süre sonra Hilde, omuzlarını, bir öne bir arkaya sallayarak kendini övmeye başladı. “Kızım! Plan işte böyle yapılır.”

Hâlâ ne hissedeceğimi bilemez hâlde yataktan doğrulup Hilde’ye baktım.

Hilde’nin daha da sevineceğini düşünerek, “Alp abi de planını çok beğendi. Seni merkeze almak istiyormuş.” dediğimde Filiz, “Alp kim?” diye sordu

“Selim’in akademiden beri arkadaşı,

onunla da tanıştık.” dedim

Hilde, sevinmek yerine dolaylı yoldan Doğan’a laf sokup: “Bak seen! Selim’in arkadaşlarından benimle kafası uyuşan biri de varmış desene.”

“Ay evet! Seni çok merak etti… Doğan abi de mantıklı plan her zaman başarılı olur dedi, oda beğendi yani!” desem de biraz önce ki serzenişte bulunduğu şey olmamış gibi Doğan’a gıcıklıktığını belli ederek, lafı değiştirmek için, “Selim nasılmış?” diye sordu.

“İyiymiş, hâlâ raporluymuş. Annesi ‘Rapor dolmadan çıkarsan hakkımı helal etmem’ demiş.” diyerek bende lafı değiştirdim.

“Şimdi de kaynana engeline mi takıldın?” deyince, “sen kendine bak, gurur engeline takılmak daha kötü” demek yerine, “Yooo, ben şikayetçi değilim, Selim iyi olsun da isterse bir yıl çıkmasın.” dedim.

Mini bir kutlamanın ardından ders çalışmaya başladık…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

Yakup bey çok düşünceliydi. Bu durum ev sahibinin gözünden kaçmadı.

+”Bir şey mi oldu Yakup.” dedi merakla.

Y.b) “Önemli bir şey değil abi.” desede mimikleri ve ses tonundan anlaşılıyordu.

+)”Selin’le mi alâkalı?!”

Yakup bey bam teline basılmış gibi, başını öne eğerek, “Evet!” dedi üzgün sesle.

+)”Yapabileceğimiz bir şey var mı?”

“Bize zaman tanıdınız Allah razı olsun…

Biraz daha zamana ihtiyacı var. Bir süredir annesiyle bana mesafeli davranıyor, annesi gerçeği öğrendiğinden şüphe ediyor.” derken, bir yandanda korktuğunun olmaması için dua ediyordu.

+)”Selin nasıl mutlu olacaksa öyle olsun Yakup! Sıkma canını, bu zamana kadar bekledik, biraz daha bekleriz ne olacak?

Yeter ki kızımız mutlu olsun. Bu evde herkes sabırsızlıkla Selin’in geleceği günü bekliyor, biz hazırız. Ancak! Düşünüyorum da, Selin’e gerçeği kim söyler?!”

Yakup bey üzgün moddan kısa süreliğine sinirli moda geçerek, burnundan soluyup, “Kezban’dan şüpheleniyoruz ama günahını da almak istemiyorum.” diye cevapladı.

+)”Bana düşmanlığı bi bitmedi gitti. Kaç yıl oldu hâlâ benimle uğraşma derdinde.”

“Sadece seninle de değil abii! Sana inanan kim varsa onlarla da uğraşıyor. Bizim Atakan’ı hatırlıyor musun.”

+)”Evet!”

“Ona bir iftira attı, çocuk dört ay hapis yattı.”

+)”Ne diyorsun Yakup?!”

“Daha bir sürü şeyler var ama seni üzmek istemiyorum. Bize biraz daha zaman verin yeterli. En geç iki yıla kadar buraya taşıncam.”

+)”Bizim alt katlardan birine gelin, iki yılda çok uzun, hemen seneye taşının.”

Çocukların okulunu bekliyoruz. Bir kere düzenleri değişti, bir daha olursa toparlayamazlar. Seçkin’in okul bitsin, Sezin’e burada özel ders de aldırırım.”

+)”Tamam ama başka yer bakmak yok. Buraya geliyorsunuz.”

“Abi! inşaallah diyelim. söz vermiym.”

+)”Yakup! Oturacağınız daire Selin’in. Ben çocuklarımın hepsine birer daire yaptım. Burayı tanış vasıtasıyla bulmuş gibi taşınırsınız. Selin bize alışıp tanıyınca da söyleriz.”

Y.b) “Olabilir. Melek hanımla da bi konuşayım, ona göre bir şeyler düşünelim artık…”

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Ertesi sabah babam bizi okula götürmek için yine erken saatte kapıda hazır bekliyordu. Elimde yara bandını görünce yüzü asıldı.

Arabaya binince torpidoya bakmaya başladım. İçimden, “benzin yada bir şeyler alsa da dosyaya baksam.” diyordum. Ama depo fullmüş gibi gidiyorduk.

Neredeyse hiç konuşmadan okula geldik, babam da bizimle birlikte arabadan inip, “Kızım bugün dönüyorum. Var mı bir istediğin.” dedi

Babamın yanına doğru yürüyüp, “Yok babacığım. Güle güle git. Kaçta biniyorsun?” derken elini öptüm.

“Arabayı bırakıp otogara geçeceğim. Hangi otobüste yer varsa onunla giderim.” dedi alnımı öperek

“Tamam babacığım dikkat et.”

“Sende dikkat et emanetiimm! Kızlar, sizi önce Allah’a sonra da birbirinize emanet ediyorum.” dediğinde, bir cümlede iki emanet olduğu için değil bana yine “emanet” dediği için moralim bozuldu.

“Evlatlık” dese, daha mı az üzülürdüm yada tam tersi… Bilemiyordum…

Hilde ile Filiz aynı anda, “Sende Allah’a emanet ol Yakup amca, güle güle git. Her şey için teşekkür ederiz.” dediler, bir uyum içinde anlaşmışlar gibi.

Hilde ahengi bozarak, “Gözün arkada kalmasın. Ben yanında oldukça kızına bir şey olmasına izin vermem.” deyince, aklıma ayağım geldi. Gerçekten yaptıkları yapacaklarının teminatıydı…

“Rabb’im iyi ki sizi kızımın karşısına çıkartmış. İkinizi de çok sevdim. Bir sıkıntınız olursa hemen arayın. Sakın çekinmeyin olur mu?” deyip vedalaştıktan sonra biz okula, babam da arabaya binip yola koyuldu…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… İki hafta sonra Doğan abi yine hastaneyi ayarlamış, ufak bir operasyonla atellerim alınmıştı.

Yanımda refakatçi olarakta Filiz kalırken,

Doğan abi ve Hilde hastaneye hiç gelmedi. Benimle bu sefer Alp abi ilgilenmişti…

… Şubat soğuk geçmiş ama martın ortasında yazdan kalma bir hava vardı. Yurtta, yatağıma uzanmış kitap okurken mesaj gelmiş ve telefonumun ışığı yanmıştı… Göz ucuyla ışık kapanmadan ekranda yazanı okudum.

“Merhaba… Ben Elif.” Telefonu alıp heme. mesajlara girdim.

Tanımadığım numaradan, tahmin etmediğim kişi olduğu için, “Elif?” diye sordum.

“Selim’in kardeşi.”

Okuduğum mesajla yataktan aniden doğruluverdim. Heyecandan kalbim göğüs kafesime sığmıyordu.

Telefonu kalbime bastırıp derin derin nefes almaya başlayınca, Filiz, benim nefes alma çabamı farkedip, “Nurseli iyi misin?” dedi

Yutkundum. Derin bir nefes alarak, “Elif mesaj attı.” dedim

Filiz, camı açarak, “Eeee?” deyip yanıma oturdu.

“Korkuyorum! Ya bir şey olmuşsa?”

“Sormadan bilemezsin değil mi? Yaz

çabuk.”

“Ne yazacağımı bilmiyorum ki.”

Çok geçmeden, Elif tekrar mesaj atarak bu düşüncemden kurtardı.

“Rahatsız ettim, kusura bakma. Çok vaktini almayacağım. Hafta sonu buluşabilir miyiz diyecektim?”

Elif’in soru sorması, bana yardımcı olmuştu, “Estağfurullah! Bir sıkıntı yok değil mi?”

“Yok, yok! Çok şükür. Sadece seninle buluşup konuşmak istiyorum. Ailecek ısrarcı bir yapımız vardır. (İki gülen emojiyle) Beni kırmayacağını ümit ediyorum.”

“Israrı hiç sevmem. O yüzden kabul ediyorum. (Üç gülen emojiyle)”

Saat ve yerde anlaştık.

Hafta sonu, kuaföre gidip, saçlarımı uçlarından kestirdim. Sonra da yurda gelip, duş aldıktan sonra hazırlanmaya başladım.

Elif, benim telaşımı görüyormuş gibi mesajla, “Acele etme! Trafik var. Yarım saat kadar geç kalabilirim.” dedi

Yurttan on dakika geç çıktım. Elif gelene kadar oturup, biraz sakinleşmek istiyordum. Elif’i beklerken oturduğum yerden en az iki üç defa yer değiştirdim. “Buraya otursam, onları görürüm, ya da böyle arkamı döneyim. Onlar gelince dönerim.” diyerek sesli düşünüyordum. En son kaldığım sandalye denize bakıyordu. “Burası daha iyi.” derken mesaj geldi.

Elif: “Beş dakika!”

Heyecandan elim ayağım buz tutmuştu. Elimin soğukluğunu geçirmek için parmaklarımı ovalıyordum.

Çok geçmeden, Elif arkadan yaklaşıp,

“Merhaba Nurseli.” dedi

Ayağa kalktım, Elif yalnızdı, “Selim acaba arabayı mı fark ediyor” diye düşünüp, kalktığım yerin yanına geçtim.

Elif, karşıma oturup, “Öncelikle beni kırmadığın için teşekkür ederim.” dediğinde birden heyecanım gitti. Neden burada olduğumuzu merak edercesine Elif’e bakıyordum ve ortam buz gibiydi.

İkimiz de ne konuşacağımızı bilmeden bir süre bekledikten sonra, ilk hamle tekrar Elif’ten geldi ve, “Eee ne içiyoruz?” diye sordu

Bir anda Elif’e bakarak gülümseyince, Elif; şaşkın şaşkın, “Ne! yüzümde bir şey mi var yoksa?” diyerek telefonu kaldırdı.

Elimle eline engel olarak, “Yok! Hayır yok!.. Aklıma bir şey geldi. O yüzden güldüm.” dedim

Elif: “Ne geldi?”

(Sanki yıllardır arkadaşmışız da uzun zaman sonra buluşmuşuz gibi muhabbete girdik.)

“Soruşunu abi’ne benzettim.”

“Kardeşlerden en çok Selim abimle ben birbirimize benziyoruz. Abim bile benzetip ‘annemde kalan kalıntılarımı almış gelmişsin’ der.”

“Öyle mi? Ne güzel abilerin var.”

“Senin yok galiba?” dedi beni tanımaya çalışır gibi.

“Aslında var da, şu an bazı sebeplerden dolayı ayrıyız.” dedim “inşaallah sebebini sormaz” diye dua ederek

“İnşallah en kısa zamanda onunla da kavuşursunuz.” dediğinde, ne demek istediğini anlamamış gibi, “Onunla da derken?” dedim, mimik ve başımla da belli ederek.

“Yani, ayrı olduğun sevdiklerinle hep bir arada olursun inşallah.”

“O biraz imkansız. Benim sevdiklerimi bir araya toplamak için İstanbul’un bir semtinin bana tahsis edilmesi lazım. Farklı farklı şehirlere dağıldık. Kimi Eskişehir’de kimi Konya’da. Zor yani.” dedim biraz daha ne kasdettiğini anlayarak.

“O zaman, en kolay neredekiyle kavuşabiliyorsan onunla kavuş!” dedi

Elif, ısrarla, “Amin!” dememi ister gibiydi.

Ben de inatla demiyordum.

“Kısmet!” dedim ve konuyu kapatmak ister gibi, “Çay alabilirim!” dedim.

“Ben de çay alayım o zaman.”

İki çay söyledik, kısa bir sessizlikten sonra, buluşma sebebimizi öğrenmek için, “Telefonda önemli demiştin?” dedim

“Evet! Senden özür dilemek istiyorum.”

İyice meraklanıp, “Neden?” diye sordum.

Elif’in, ses tonuyla mimikleri de, ne kadar üzgün olduğunu destekleyerek, “O gün odaya geldiğinde taburcu olmuşsun. Bilmiyordum!” dedi

O gün ki olayın bir suçlusu olmadığını düşündüğüm için, “Bu özür gerektirecek bir şey değil ki.” dedim

“Yo, hatalıyım! Özür dilerim. Gerçekten bilmiyordum.”

Elif’in samimiyetine inanarak, “Bilseydin ne fark ederdi ki?” dedim

“Ben seni odana gidip sonra gelirsin zannettim. Taburcu olduğunu bilseydim bırakmazdım.” dedi net tavırla

“Ne yapardın peki? Beni odaya mı alırdın, Arkadaşlarını mı boşaltırdın, abini mi çıkartırdın, Yoksa yine sıramın gelmesini mi beklerdik?!. Burada özür dileyecek bir durum yok… Olması gereken oydu. Öyle oldu. Ben çok abartmışım… Neden bilmiyorum ama saçmaladığımı fark ediyorum…” dediğimde Elif hislerimde pişman olduğumu zannerek panik olmuş gibi, “Öyle düşünme Lütfen… Abime karşı soğukluk hissedersen kendimi asla affetmem. Ayrıca o çok farklı bir durumdu! En uzak kişiler bile kayıtsız kalamadı. Merhametin eseri bu! Ama ben büyük çuvalladım.” dedi

“Elif, lütfen! Sakın bu durumdan dolayı kendini suçlama. Bazı şeylerin zamanı gelmemişse ondan bir lezzet alamazsın.” dedim ve daha kolay anlaması için misal verdim.

“Dağ armutunu bilir misin? Onun ilk başta görüntüsü çok çekicidir. Hemen yemek istersin. Bir ısırık aldın mı dudakların büzülür. Dilin uyuşur. Aynı tabakta daha siyah olanı yersen de tadına doyamazsın. Çekirdeklerine varana kadar yersin. Bizimki de aynı bu şekilde. Biz ham’ız biraz zamana ve yanmaya ihtiyacımız var. Belli ki abin de bunun farkında.” dedim

“Tamam… Anladım… O abimle arandaki mevzu, ben karışmayacağım. Peki, siz gerekli olgunluğa ulaşana kadar, benimle arkadaş olur musun?”

“Tabii.” dedim ve elimi uzatıp, “Ben Nurseli.” dedim

Elif, gülerek karşılık verdi, “Bende Elif.”

Biraz daha oturduktan sonra, oradan kalkıp otobüs durağına kadar konuşarak yürüdük. Durakta beklerken ilk Elif’in otobüs geldiği için bindi… El sallayarak ayrıldık.

İçimde farklı bir sevinçle yurda geldim. Kızlar sonucu merak ediyor gibi bakarken, ben çantamı masaya koyup, montumu askıya astım.

Ellerimi yüzümü yıkadım, sakince kitaplarımı çıkartıp ders çalışmak için masaya oturdum.

Hilde ıslık çalınca, “Ne?!” deyip onlara döndüm.

Hilde: “Ne mi?! Asıl sana, Ne?! Ne oldu?”

“Hiiç oturduk, konuştuk, o kadar.”

Filiz: “O kadar?! Abisi?!”

“Ne abisi?!”

Hilde: “Ay bu kız beni verem edecek! Kızım! Abisi geldi mi diye soruyor?!”

“Hayır canım, neden gelsin. Biz kız kıza sohbet ettik, sonra da ayrıldık.” dedikten sonra neler konuştuğumuzu anlatıp kızların merakını giderdikten sonra, ders çalışmaya başladım…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~

… Elif ile hafta içi telefonla görüşmeyi sürdürdük. Hastanede Doğan abi gibi evde de Elif gizlice Selim’in fotoğraflarını çekip bana gönderiyordu.

Hafta sonu havanın güzelliğini görünce, hemen hazırlanıp kendimizi sahile atmak istedik. Filiz’le ben koşar adım çocuklar gibi hoplaya zıplaya kapıdan çıktık.

Hilde de sakin bir şekilde peşimizden geldi. Artık daha rahat basabiliyordum. Çok yol yürüyünce şişmesi dışında şikâyetim kalmamıştı.

Son zamanlarda ki gibi kafenin zıttı istikametten gidip diğer sokaktan durağa yürüyecektik. Ayağımın üzerinde seksek oynayarak kızlara ne kadar iyi olduğumu gösteriyordum…

~~~~~~•~~~~~~

… Karşı kaldırıma yanaşmış bir arabadan iki çift göz onları izliyordu. Kızlar kendilerine doğru yürüyünce şaşırdılar. Kızların normal güzergahı olmadığından arabayı buraya park etmişlerdi.

Direksiyonda ki kişi,

“Şimdi hapı yuttuk. Hakkını helal et!” dedi

+)”Neden buradan gidiyorlar?”

-) “Ne bileyim abi, kızları anlamak mümkün mü? Hele de aksi! laaaneeet! inatçı olanlarını.”

Nurseli ve Filiz seksek oynarken Hilde onlara kızarak, “Otobüs geçerse yarım saat dilimden kurtulamazsınız!” diye bağırdı. Sesleri arabadan duyulacak kadar yakına gelmişlerdi.

Direksiyonda ki kişi, “Otobüs kaçmasa da dilinden kurtulunmuyor ki!” dedi

Nurseli de, arabadaki kişiyi tasdikler gibi Hilde’ye, “Hilde! Otobüse yetişsek de bu sefer kalabalık diye kızacaksın.” dedi.

Arabadaki kişi,

“Gördün mü bak, aklın yolu bir.” deyip sağına baktı.

+) “Oğlum! Bırak şimdi laf yetiştirip çene çalmayı, bir şey düşün yoksa yakalanacağız!”

“Ne yapayım abi?! Geriye de gitsem, ileriye de gitsem arabayı görecekler. Ne yapayım sen söyle?”

+) “Nurseli’yi ara, ‘kafenin oradan cadde çıkışına doğru gel bekliyorum’ de!.. ‘Bir şey vercem’ falan de!”

“Tamamdır arıyorum.” derken rehberden Nurseli’yi ararken, yanındaki kişi karşıdan elinde telefon, navigasyonla yol bulmaya çalışıyor gibi bakınan birini görüp, “Dur arama!” dese de arama tuşuna basmış bir defa da çalmıştı…

~~~~~~•~~~~~~

•~~~~•Nurseli,

Çantamdan telefonu ararken arkadan ıslık sesi duyup geriye döndüm. Karşımda duran kişiyi görünce donup kaldım.

Neredeyse bir yıldır görmediğim bu kişi, göz kırpıp kollarını yana doğru açarak, “Ne duruyorsun koş!” der gibi eliyle işaret yaptı. Çantanın yükünden kurtulmak için yere bırakıp koşarak sarıldım.

Benim bu ani sarılışımı beklemediği için, bir adım geri giderek dengeyi zar zor sağlayıp. “Kızım yavaş ol düşeceğiz!” dedi

Bense heyecandan ağlamaya başlamıştım bile.

“Ne oldu kız? Çok mu özledin?”

Konuşmadan ağlayarak iç sesimle,

“Hıı hıııı.” dedim

“Aman da aman kıyamam, ama biraz serbest bıraksan mı? Nefes alamıyorum!..”

~~~~~~•~~~~~~

•~~~~•Selim, bu tablo karşısında şok olmuş gibi, “Doğan, gidelim lütfen.” dedi

Doğan, bir yandan elini de kaldırarak, “Kusura bakma kardeşim, senin zaten ayrı olduğun sevdiğin seni aldatmış olabilir. Unutursun gider ama bundan sonrasında benim abiliğim konuşur. Hiç bir yere gidemem! İstiyorsan sen in taksiyle git, ben bu dallamayı halletmeden bir yere gitmiyorum.” dedi

Selim konuşulanları duyamadığı için, “Ne konuşuyorlar onu söyle bari?” dedi

Doğan sinirlenmiş ses tonuyla, “Abi! O kadar da değil! Bu mesafeden anlayamam.” (Doğan dudak okuyabiliyordu.)

Selim, torpidoyu açıp dürbünü çıkarttı, gözlerini, Nurseli’den ayırmadan Doğan’a uzatarak, “Al!” deyip sertçe torpidoyu kapattı.

Doğan, dürbünü alırken, “Yavaş abi! Kırma ileride de lazım olur!” dedi

“Sus da bak! Ne diyor?! Pabucumun at hırsızı!”

Doğan, bir yandan bakıyor bir yandanda arkadaşını sakinleştirmeye çalışıyordu. “Bak kardeşim şimdiden sakin ol. Bu sarılmanın konuşmaları çok da hoşa gidecek bir şeye benzemiyor.” dedi

Selim, “Benim hoşuma gitmezse, onların hoşuna gidecek dilden konuşuruz abi sorun değil.” dedi elini tabancasına götürerek.

Doğan, bir yandan dürbünle bakıyor bir yandan da, “Hadi ya! Dingil seni!” diye uzaktan uzağa gençle kavga ediyordu.

Sonra Selim’e dönerek, “Ya abi! Bak aslında hemen yanlış anlamamak lazım! Bana da öyle koşup sarıldı. Samimi kız yani o yüzden olabilir.” deyince:,Selim, Doğan’a sert sert baktı.

“Ama ben böyle sarılmamıştım tabi. Sadece Nurseli sarıldı.” derken ki kendini savunması, daha genç olduğunu, ölmek istemediğini gösterir gibiydi.

Selim: “Ne konuşuyorlar?”

Doğan: “Nurseli’yi göremiyorum!”

Selim: “At hırsızı ne diyor?”

Doğan: “Abi! Duyunca beni mi öldürürsün, onu mu bilemediğimden korkuyorum.”

Selim, yine sertçe, “Ne diyor?!” diye sordu

Doğan, sesi titreyerek, “Seni çok özledim’ diyor.” dedi

Selim: “Allah Allah! Bunca zaman neredeymiş beyimiz acaba da bu kadar özlemiş?!”

Doğan: “Selim, şaka mı yapıyorsun, görmüyor musun? Asker tıraşı! Belki ki askerdeymiş.”

Selim, Doğan’a kızar gibi bakınca da, “Tamam tamam, sustum!” dedi…

~~~~~~•~~~~~~

… Bir yıllık özlemin ardından biraz da olsa hasretim bitmişti. Kollarımı serbest bırakıp elinden tutarak, Hilde ve Filiz’e doğru yürüdük.

Gözyaşlarımı silerek, “Kızlar tanıştırayım. Atakan!” dedim…

~~~~~~•~~~~~~

… Kızlar ve Doğan,(son bir iki üç şimdi denilmiş gibi) aynı anda “Atakan mı?” dediler

Selim de şaşırarak, “Ne oluyor? Kim lan bu Atakan?!” dedi…

~~~~~~•~~~~~~

…Kızlardan Hilde, şaşkınlığını daha çabuk atarak, “Atakan! Geçmiş olsun. Hoş geldin.” diyerek elini sıktı…

~~~~~~•~~~~~~

Doğan sinirli bir tavırla, “Hoş gelmiş ya! Bütün nemrutluğun bana zaten!” diye söylendi

~~~~~~•~~~~~~

•~~~~•Nurseli,

Durup durup Atakan’a sarılıyordum. Atakan benim ağlamamın hasretten çok acı çektiğimden olduğunu anlamıştı… Bunu Atakan’dan daha iyi kim bilebilirdi ki?

Bir eliyle belime sarılıp, diğer eliyle de saçlarımı okşarken, “Bu ne kız ne kadar kısa olmuş! Sevemiyorum!” dedi…

~~~~~• Sesleri arabadan duyuluyordu. Selim, “Sen dur at hırsızı kılıklı, ben o elini bi kırayım, o zaman göreceksin nasıl seviliyormuş.” dedi

Doğan, “Ya abi bi dur anlayalım! Hemen yargılama! Benim de fotoğraflarımın nasıl olduğunu gördün. Aklına bir şey geldi mi?”

Selim yine sinirlenmişti, sesini kontrol etmeye çalışarak, “Lan sen o at hırsızı ile kendini bir mi tutuyorsun?..” dedi

•~~~~•Nurseli,

Atakan, “Hadi sizi gezmeye götüreyim!” deyip başıyla da işaret ettikten sonra, “Benim güzelim benimle gezmeyi çok sever, değil mi?” dedi.

Hâlâ ağlıyordum. Atakan, yüzümü ellerinin arasına alıp, göz hizama kadar eğildikten sonra alnımdan öptü…

~~~~~•~~~~~ Selim, Doğan’a doğru dönüp, elini beline götürerek, “Ben de böyle yaptım de bakayım!” dedi

Doğan, “Yok abi saçmalama! O kadar da değil! Selamün kavlen, la havle vela kuvvete.”

aklına ne geliyorsa söylüyordu…

Hilde, “Siz gidin birbirinizi özlemişsinizdir. Biz ayak bağı olmayalım.” deyince

Doğan yine sinirlenip, eliyle Selim’i işaret ederek, “Bu adamın ne günahı vardı, bu özlemiyor muydu?” dedi

Selim, “Bir dur lan sen de! Yangına körükle gitme. Hain baldız sana da soracağım.” dedi…

•~~~~•Nurseli,

Hilde’nin kolundan tutup, “Saçmalama ya hadi sizde gelin!..” dedim

Filiz, “Hadi devam edin! Size iyi eğlenceler.” deyince dudaklarımı sıkıştırıp üzülerek kabul etmiş gibi baktım.

Atakan, eli hâlâ belimde, “Nereye gidelim?” dedi.

“Şöyle avazım çıktığı kadar bağırıp, ağlayabileceğim bir yere gidelim.” dediğimde, “O! Senin durumun baya vahim desene!” deyip kulağıma “Teyzeme gidelim mi?” dedi

“Olur! Gidelim!” dedim

“Hadi gidelim öyleyse.”

Atakan’la biraz yürüdükten sonra geriye dönüp, “Kızlar, ben gece gelmem beklemeyin!” dedikten sonra el sallayıp döndüm. Hilde’nin “Saçmalama!” demesini bile dinlemedim.

Atakan, elimden tutup hızlı adımlarla götürmeye çalışınca, “Atakan dur!” diyerek yavaşlattım.

Atakan, geriye dönüp merakla, “Ne?!” dedi

“Ben o kadar hızlı yürüyemiyorum.”

“Nedenmiş o?!”

“Ayağım kırıldı!”

“Ne diyorsun kızım! Şaka mı yapıyorsun? Ben seni o kadar sordum, kimse bir şey söylemedi.”

“Annemler bilmiyor. Onlara da yalan söyledim.”

“Nasıl oldu peki?”

“Anlatacağım, hadi gidelim!”

Atakan, merak edip hemen diz çökerek, “Hangi ayağın?” dedi

“Sağ!” deyip biraz kaldırdım.

Atakan, ayakkabımı çıkarttı. Ben de

Atakan’ın omuzundan destek alıp çorabımı çıkarttım. Atakan, ayağımı görünce panikle, “Kızım bu ne böyle? Yakup amca bunu görse seni burada bırakmazdı zaten.” dedi

“Sende kimseye söyleme!” dedim aynı panikle.

“Tamam, tamam!..” deyip sustu

~~~~~~•~~~~~~

Selim, bir elinin tersini diğer elinin avcuna vurarak, “Şu kızın önünde bi ben diz çökemedim arkadaş!” dedi

Doğan, burnunun ucuyla oynayıp çaktırmadan gülünce de, “Sırıtma! valla sinirimi senden çıkartırım!” dedi

~~~~~~•~~~~~~

Atakan, çorabımı giydirdi, ayakkabıyı giymeme de yardım edip ayağa kalktı.

Kucağına almaya çalışınca, “İyiyim yaa o kadar da değil, yürüyebiliyorum!” dedim

Birlikte yavaşça yürüdük. İleride sokağın başında beyaz bi arabanın yanında durunca arabayı işaret edip, “Bin hadi!” dedi

İlk defa gördüğüm arabaya bakıp, “Bu kimin?” diye sordum

“Bilmem burada duruyor, sahipsiz herhalde! Kızım, benim kimin olacak. Bin hadi!” dedi

“Tamam o zaman! Önce deniz kenarına gidelim! Hemen teyzene gitmek istemiyorum.” dedim…

… Benim tarifimle sahile geldik, banka oturup başımı Atakan’ın omuzuna dayadım. Atakan’da, başımdan öptü…

~~~~~~•~~~~~~

Doğan, uzaktan takip etmişti, arabadan onları izlerken sinirle, “ULAN YAAA!” deyip direksiyona vurdu.

Selim, daha fazla dayanamayıp, “Kardeşim gidelim mi artık! Zira, Nurseli hanımın saadetini daha fazla izleyemeyeceğim!” dedi…

Doğan, kapıyı işaret ederek, “İn git kardeşim, seni zorla tutan yok.” dedi

~~~~~~•~~~~~~

0
Please leave a feedback on thisx
<br><br><br><strong>•~~~~•Nurseli,</strong><br>Atakan, başımı kaldırıp ıslanan gömleğini göstererek, “Sırılsıklam oldum. Yeter artık başla!” dedi<br><br>Dudaklarımı büzerek, “Ama daha bitirmedim ki!” deyince, diğer omuzunu da göstererek, “Biraz da buna sakla! Adil olalım değil mi? dedikten sonra ciddileşerek, “Okuldan mı?” diye sordu. Soruya şaşırarak, soruyla cevap verdim. “Kim okuldan mı?”<br><br>Atakan yine ıslak omuzunu gösterip, “Bunların sahibi beyefendi hazretleri?!” dedi<br><br>Yine dudak büzerek başımı yukarı kaldırdım, ne “Evet” ne “Hayır” diyebiliyordum.<br><br>Atakan, “Fotoğrafı vardır herhalde!” derken, çantamdan telefonu almaya çalışınca, “Ya! Atakan bırak!” deyip çantamı almaya çalıştım. Atakan, içinde özel eşyamı görünce çantayı geri verdi.<br><br>Çantamı alıp, “Kızların çantası kurcalanmaz tamam mı?” dedim fermuarını çekerken…<br><br><strong>~~~~~• Doğan</strong>, hâlâ dürbünle bakıyordu. Nurseli’ye hak verir gibi, “Evet at hırsızı kılıklı, kızların çantası kurcalanmaz! Değişmeyen kanundur bu.” dedi<br><br>Selim, yarasına bastırarak, “Neyi bekliyoruz acaba, evlenme teklifini mi?” deyince Doğan, gözlerini ayırmadan, “At hırsızının hazin sonunu bekliyoruz! Az bekle!” dedi…<br><br><strong>•~~~~•Nurseli,</strong><br>Telefonu çıkartıp, Selim’in fotoğrafını gösterdim. Atakan, biraz daha yakınlaştırıp bakarak, “Kaç yaşında?” diye sordu<br><br>”Yirmi yedi!” dedim, ben de bakmayı ihmal etmeden<br><br>”Daha büyük duruyor! deyince, “Foto da böyle normalde değil!..” dedim başka bir tane daha göstererek…<br><br><strong>•~~~~•Doğan,</strong> şaşırdı.<br>Dürbünü indirip, “AHA!” dedikten sonra tekrar baktı.<br><br>Selim merakla, “NE?!” diye sordu<br><br>Doğan, dürbünden gözlerini çekip Selim’e dönerek, “Senden konuşuyorlar!” dedi omuzlarını anlık kaldır indir yaparak.<br><br>Selim’de şaşırarak onları izlemeye başladı.<br><br><strong>~~~~~~• Atakan,</strong> “Nasıl tanıştınız?..”<br><br><strong>~~~~~• Doğan</strong>, “Girme o topa girme!..”<br><br><strong>•~~~~•Nurseli,</strong> Ayağa kalkıp canlandırarak anlatmaya başladım…<br><br><strong>•~~~~•Doğan</strong> olacakları bilmiş gibi, “Hadi buyrun! İki saat bitmez bu. Neyse hadi gidelim. İşimiz bitti.” dedi<br><br>Bu sefer de Selim, “Dur! saçmalama bekle.” deyince Doğan, kaşını kaldırarak, alaycı bir tavırla, “Ne oldu? Hani gidelim diyordun?!” dedi<br><br>Selim: “Oğlum! Peygamberimiz Efendimiz ne demiş? Gördüğünün yarısına duyduğunun hiç birine inanma!”<br><br>Doğan: “Bunu, şimdi mi söylüyorsun? Seni dinleseydim kızı bitirmiştin be!”<br><br>Selim, “Bi sus, dur bakalım ya!” deyip İzlemeye devam etti…<br><br><strong>•~~~~•Nurseli,</strong><br>Bir yandan ağlıyor, bir yandan da hararetli şekilde; Selim’e çelme takışımı, düşmesini, beni yere yatırıp kelepçe takmasını göstererek anlatıyordum.<br><br>Atakan, elimden tutup, “Oturda anlat!” diyerek yanına oturttu. Sonra Selim’in vurulmasını anlattım…<br><br><strong>~~~~•Doğan,</strong> Nurseli, ayağını gösterdiğinde, “Aha sıra bana geldi! Ben en yakın sınır kapısına ışınlanıyorum abi. Hadi görüşürüz.” deyip kapıyı açtı.<br><br>Selim, ne olduğunu anlamadan kolundan tutup, “Gel buraya!” deyince, yavaşça kolunu çekerken, “Bi dur ya! Gidip çay alacağım. Belli ki bugün buradayız.” deyip gitti.<br><br>On dakika sonra iki bardak çay ve çekirdek alıp geldi. Çayın birini Selim’e uzatırken, “E! Reklam arası oldu mu? Bir şey kaçırdım mı?!” dedi.<br><br>Selim, dürbünü uzatarak, “Al bak, ne konuşuyorlar söyle!” deyince Doğan, “Oğlum! En son sıra bendeydi. Kendi yaptıklarımı mı anlatayım?!” dedi<br><br>Selim: “Ona ne söylüyor?”<br><br>Doğan, dürbünü alarak, “OFF! Tamam ver. Bi çay içirmedin abi ya!” dedi…<br><br><strong>•~~~~•Nurseli,</strong><br>Atakan, sonunda dayanamayıp, “Yeter yeter! Kendini çok yıprattın. Ağlamadan devam edeceksen anlat. Tamam mı?” dedi<br><br>Göz yaşlarımı silerek, Hilde ile Doğan’ın atışmalarını anlatmaya başladım…<br><br><strong>•~~~~•Selim,</strong> gülerek, “Sizi anlatıyor!” deyince, Doğan, dudaklarını yamultarak, “Görüyorum abiciğim! Sağol!” dedi<br><br>Dürbünle bakan Doğan, Nurseli’nin, “Sonra, üzerime yemek döküldü! Üç gün taze fasulye gibi dolaştım etrafta. Bak nasıl tatlılardı.” deyip, videoyu açınca, gülerek, “Vay alçak! Videomuzu çekmiş!” dedi<br><br>Selim: “Öpüşmenizi mi?”<br><br>Doğan: “Hayır, bir gün önceki kavgamızı!”<br><br><strong>•~~~~•Nurseli,</strong><br>Atakan, beni kolunun altına alarak, “Demek sen aşık oldun ha! Ben seni dövmez miyim?! Al sana!” deyip yüzüme vurmaya başladı. Bir tokat, hesapladığından sert gidince canım acıdı.<br><br>Atakan, farkedip, “Özür dilerim! Fazla kaçtı.”<br>dese de biraz daha nazlanarak, “Of! çok acıdı ama ya!” dedim aslında o kadar acımasa da.<br><br>”Tamam tamam! Gel öpeyim geçsin.”<br><br>”ÖÖP!”<br><br>”Geçti, geçti. Tamam!”<br><br>”Bana ne! O kadar kolay değil canım! Elimi de öp çabuk!” deyip elimi kaldırarak, Atakan’a zorla öptürmeye çalıştım.<br><br>Atakan, sağa sola bakarak, “Çek kızım şunu!” deyip elimi aşağı indirdi. Bense tekrar kaldırıp, “Senin için neler yaptım hatırlatırım! Hani, sen hapisteyken, seni kurtarmak için!” deyince, Atakan, ağzımı kapattı. “Sus hatırlatma!” deyip elimi öptükten sonra başına koydu.<br><br>Atakan’ı yine zaafından vurmuştum, istediğimi yaptırmanın sevinciyle, “Hah şöyle! berhudar ol evladım!” deyip, cebimden bozuk bir iki TL çıkartıp uzattım, “Al! güle güle harca!” dedim.<br><br>Atakan ciddileşerek, para verdiğim elimi bileğimden tutup, elinin içine aldı. Kesik yeri baş parmağıyla tutarak, “Madem konu oraya geldi. Sen açtın! Söyle o pislik sana söyledi?!” dedi<br><br>”Sana söylediği gibi bir şey değildi. Bunun söylediği ile alakası yok!” deyince Atakan, sesini yükselterek,<br><br>”KIZIM! BEN BUNUN YÜZÜNDEN DÖRT AY HAPİS YATTIM! NE DİYORSUN SEN! NE DEMEK SENİNLE İLGİLİ DEĞİL… S.KİLİYODUM LAN BEN İÇERİDE HABERİN VAR MI? NE İÇİN, ÖĞRENMEK BENİM DE HAKKIM.”<br><br>Sağa sola bakarak, “BAĞIRMA!” derken bağırdım.<br><br>”SEN DE NE SÖYLEDİ SÖYLE O ZAMAN!”<br><br>”Ya geldi, geçti artık! Bak çıktın. Aklandın! İyi miyiz? İyiyiz. Sevdiğinle evleniyorsun. Kaldı mı bir sorun? Yok! Önüne bak, mutlu olacağımız günlere bak. Sadece bil. Artık eski Nurseli yok! Kendi kendini geliştiren bir Nurseli var. Hiçbir şeyden korkmuyorum. Ölüm korkusunu bir defa tattım. Ölümden bile korkmuyorum. Kendini savunan ezilmeyen bir Nurseli var karşında. Bırak Kezban ne demiş falan, sen önüne bak.” deyip sakinleştirmeye çalışsam da o yine bağırarak, “NEREDE DEĞİŞTİN KIZIM?! YİNE AYNISIN BAK! BİR KIZMAYA BÜTÜN GEMİLERİ YAKMIŞSIN. LAN ADAM ORADA VURULMUŞ, ÖLÜMDEN DÖNMÜŞ, NEYİN TRİBİNİ ATIYORSUN MAL! HÂLÂ FEVRİ KARARLAR ALIYORSUN. ACELE DAVRANIYORSUN. HİÇ DEĞİŞMEMİŞSİN.<br>ÖNCE BU KAFAYI DEĞİŞTİR. NE OLSUN İSTİYORSUN YA!.. SEN BİLİYORSUN, BEN, NAZLI İÇİN ÖLÜRÜM DE ÖLDÜRÜRÜMDE!<br>SÖZLENECEĞİNİ DUYDUM FİRAR ETTİM.<br>ADAMI TEHDİT ETTİM!.. ASKERLİĞİMİ YAKIYODUM!.. AMA BAK, YİNE DE TERHİS OLUR OLMAZ SANA GELDİM!.. KIZ ŞİMDİ TRİP ATIP, SIRA BANA NE ZAMAN GELECEK DİYE BENDEN AYRILSIN MI?.. BAZEN İNSANIN KONTROLÜNDE OLMAYAN ŞEYLER OLABİLİR.” dedi<br><br>”Ama bana bakmadı! Kızdı!” dedim kendimi savunarak,<br><br>”SORDUN MU NEDEN?! SANA MI? GENEL OLARAK, OLAYLARDAN DOLAYI HERKESE Mİ? YARGISIZ İNFAZ CİNAYETTİR!<br>EN CANLI BARİZ ÖRNEGİ DE BENİM. ULAN ŞU HALİNE BAK!<br>GÖRSEN DÜŞÜP BAYILACAKSIN RESMEN GERİ ZEKALI.<br>NE KADAR ÖZLEMİŞSİN.<br>GEL BURAYA ŞIMARIK SİSTER!..” deyip, kolumdan çekerek sarıldı…<br><br><strong>•~~~~•Selim,</strong><br>Doğan, Selim’in merak dolu bakışlarına cevap vererek, “Senden ayrıldığı için kızıyor!” diyerek geçiştirmek istedi.<br><br>Selim, bu kadar ile sınırlı olmadığını bildiği için, “O kadar konuşmadan sadece bu kadarını mı anladın? Bileğini tutuyordu. İntiharı ile ilgili bir şey mi söyledi?” dedi.<br><br>Doğan, Nurseli’nin özeli olduğunu ve Selim’in zamanla kendisinden öğrenmesini söyledikten sonra konuyu değiştirerek, “Ulan aynı sarılma yarım saat önce nasıldı, şimdi nasıl?! Harbi doğru söyledi, yargısız infaz cinayettir!”<br><br>Selim, tanıdık bile olsa kıskanarak, “Herkes böyle sarılıp öperse, bana gelene kadar biter. Bana bir şey kalmaz!” deyince Doğan, kızdı. “Saçmalama lan doğru konuş! Madem istemiyorsun çık karşısına evlenme teklif et! Böyle şeyleri de sevmiyorum de ama yapma diye de zorlama! Güzellikle olursa olsun!” dedi<br><br>Selim de ciddileşerek, “Şu kayınço bi gitsin de işimize bakalım! Yeter bu kadar şımarıklık!” dedi<br><br><strong>•~~~~•Nurseli,</strong><br>Atakan’ın telefon çaldı. Bana göstererek, “Bak kim arıyor?!” deyip, hoparlöre aldıktan sonra, “Alo kardeşim?” dedi<br><br>+)”Naber Atik! Geldin mi? Neredesin?”<br><br>Atakan, “Geldim kanka ama ayağımın tozuyla terapiye başladım!” deyince, “Gıcık!” diyerek sırtına vurdum.<br><br>Atakan: “Ah!”<br><br>+) “Kime?”<br><br>Atakan: “Kime olabilir?!”<br><br>+) “Selin?!”<br><br>Atakan: “Aynen!”<br><br>+) “Zorlanıyorsan yardıma geleyim kardeşim!”<br><br>Atakan: “Harbi kardeşim ya, bu ölüyü tek başıma halledemeyeceğim! Teyzemlere geçecektik oraya gelir misin?”<br><br>+) “O! Tamam orada buluşalım. Orası iyidir.”<br><br>Sonra da ben, teyzesine Atakan’ın geldiğini söylemeden “Sana geliyorum!” deyip kapattım. Atakan’ın eniştesi belediye başkanıydı. Bizim olayda çok yardımı dokunmuştu. Teyzesine gitmek üzere kalktık, arabaya binip yola koyulduk…<br><br><strong>•~~~~•Selim,</strong><br>Doğan, Selim’e, “Tamam mı? devam mı?” dedi<br><br>Selim, “Tamam bu kadar! Çok yoruldum!” deyip yarasını tuttu. Dıştan iyiydi ama yarası hâlâ acıyordu. O yüzden uzun yol yürüyemiyor, araba kullanamıyordu. Merkeze de arada bir gelip gelişmelere bakıp gidiyordu. Yarım kalan dosyaların bazılarını devretmiş, bazılarını da evde internetten devam ediyordu.<br>~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•<br><br>              <strong>       (1 YIL ÖNCE)</strong><br><br><strong>•~~~~•Selin,</strong><br>Kendime gelmiştim ama konuşmuyordum. Yaşama sevincini ve hevesini kaybetmiş gibiydim. Sadece etraftan gelen seslere tepki veriyordum.<br><br>”Aç mısın kızım?”<br><br>”I ıhhh.”<br><br>”Su istiyor musun?”<br><br>”I ııhh.”<br><br>Uyanalı bir hafta olmuştu ama babam bir kere bile yanıma girmemişti. Banyoya gittiğimde, bacaklarımdaki yaraların kabuk bağladığını gördüm.<br><br>”Bana ne yaptılar” diye içim içimi yiyordu ama kimseye soramıyordum.<br><br>Bütün bulgular tecavüzü gösteriyordu. İşin içine intiharım da karışınca psikolojik tedavi gerekiyordu ama ben doktorla konuşmuyor, bütün seans boyunca ağlıyordum.<br><br>Doktor, “Biraz zamana ihtiyacı var, şu ilaçları içsin!” deyip taburcu etti…<br><br><strong>•~~~~Atakan</strong>, tutuklanmış ama o da avukatına yardımcı olmuyordu. Sanki dışarı çıkmak istemiyor gibiydi… Her iki ailenin de evi sessiz sakindi…~~~~~~•~~~~~~<br><br><strong>•~~~~•Selin,</strong><br>Evimiz hasta evi gibi değildi. Ölü evi gibi bile değildi. Kimse gelip gitmiyordu. Hâle, Duygu, Burcu, Atakan, Barış hiçbir arkadaşım gelmemişti. Anneleri babaları bile “geçmiş olsun” demek için gelmiyordu.<br><br>Akşama kadar camdan dışarı bakıyordum. Verilen ilaçları ağzıma alıyor, dilimin altında saklayıp, annem çıkınca atıyordum.<br><br>Odada yalnız kalmayayım diye, küçükten büyüğe herkes dönüşümlü nöbet tutuyordu. Annem gündüz kuşağı, Sezin dizi, babam haber, Seçkin maç izliyordu. Televizyon neredeyse gece bile açık duruyordu.<br><br>Arada terapiye gidiyirdum ama yine konuşmuyordum…<br><br><strong>•~~~~•Atakan,</strong><br>Selin, taburcu olalı iki ayı geçmiş ama hiçbir ilerleme kaydedilememişti. Atakan’ın mahkeme tarihi belli olunca avukat bir iki şahit buldu. Okuldan arkadaşları onların samimi olduğunu söyleyecek, yalancı şahitlik yapacaktı.<br><br>Atakan kabul etmek istemiyordu ama başka çaresi de kalmamıştı. Selin konuşmuyordu. O yüzde adı tecavüzcüye çıkacaktı ve koğuştakiler şimdiden kendisine zorbalık yapmaya başlamışlardı. Bir iki defa darp edilirken, adam öldüren bir kişi, genç kıza onu yapmış olmasının cezasını tenhada kıstırıp döverek vermişti.<br><br>Görüşe ailesi dahil kimsesi gelmeyen Atakan’a, sadece avukat gelip gidiyordu. Tek düşündüğü ve korktuğu, çocukluk aşkının da iftiralara inanmış olmasıydı. Atakan için önemli olan oydu. O yüzden, bir an önce hapisten çıkmak istiyordu. Atakan’ın mahkemeye üç hafta kala, Selin’lerin evine ilk defa bir misafir geldi…<br><br><strong>•~~~~•selin,</strong><br>Gönül abla, dört ay sonra evimize gelen ilk misafirdi. Geç yaşına kadar evlenmemiş, anne babası ölünce de kendinden küçük saf bir adamla evlendirilmişti. Altı yıllık evliliğe beş çocuk sığdırdığı için de herkesin alay konusu olmuştu…<br><br>Aylar sonra ilk defa odama bir komşu girmişti. Annemle oturup konuşmaya başladılar. Sanki arabuluculuk yapmaya gelmiş gibi bir hâli vardı ama kiminle?.. Bana kim ne yapmıştı da kim adına özür diliyordu?..<br><br>”Melek abla, benim hâlim ortada, o kadar kısmetim oldu. Teptim teptim ne oldu?!. Kala kala köyün en safına kaldım. Yine de çok şükür aç bırakmıyor açıkta bırakmıyor… Kız hele durun size bir şey anlatayım… Ben evlendiğim gece, yerinde yatmaya kaynanam ne dediyse saf kocam odaya geldi. Daha duvağımı açmadan bana bir tokat yapıştırdı. İki seksen yere yığıldım… Ne olduğunu bile anlamadan bana orada şey yapmaz mı?! Neyse, sabah kendime zor geldim. Bu, her gece, önce bir dövüyor, ama nasıl dövüyor, sonra da istediğini yapıyordu… Canıma ‘tak’ dedi, neredeyse kendimi öldüreceğim. Bir gün dayanamadım, odaya geldim, dedim ‘yeter artık! İstemiyorum.’ Astım ipi lambaya! Bir ucunu da boynuma, bıraktım kendimi yataktan! O ara benim koca içeri girmiş, bakmış ben sallanıyorum… Bakmayın öyle saf durduğuna, bazen kafası herkesten fazla çalışır! Görmüş beni öyle… Gelmiş çıkmış yatağa, asılmış benimle ipe! Çivi ikimizin ağırlığına dayanamamış yere kapaklanmışız… Kendime geldim, nasıl ağlıyor bir görseniz. Meğer anası bunu öğütlemiş, ‘Sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etme.’ demiş. O yüzden beni her gece dövüyormuş. Neyse uzatmayayım, dedim ‘bana bir daha vurursan yine asarım kendimi.’ O gün bu gündür bir defa bile eli kalkmadı. Sırtımdan sopayı bıraktırdım ama karnımdan hâlâ sıpayı bıraktıramıyorum.” dedi, doğumuna yakın zaman kaldığı belli olan karnına dokunarak.<br><br>Aylar sonra ilk defa tepki verip bu söze güldüm.<br><br>Gönül abla, beni gülerken görünce, “Hah şöyle! Çıkın artık şu cenaze evi modundan! Türkân abladan iyi kaynana mı bulacaksın kız. Bak Atakan da orada parmaklıklar arkasında perişan olmuş. Şeytana uydu demek ki… Yavrum! Herkes hata yapar. Önemli olan pişman olup tekrar yapmamak. Yapın düğünü, bir yıl geçmeden unutulur gider. Melek abla sen biliyorsun! Bu köyde neler unutuldu neler!..”<br><br>Annem sertçe, “Gönül, lütfen sus!” dedi<br><br>Benim, durumun ne olduğundan zerre kadar haberim yoktu. Ne olmuştu? Atakan neden hapisteydi. Neden ‘evlenirler olur biter’ demişti?..<br><br>Olayı bir tek Hâle’den öğrenebilirdim. Herkes uyuyunca gizlice kalktım. Siyah hırkamı giyip feneri aldım. Bütün bildiğim duaları okuyarak, Atakan’ların evine doğru yürüdüm.<br><br>Evin arkasındaki alçak duvardan atladım. Yavaşça Hâle’nin ve Duygu’nun odasına yaklaştım.<br><br>Işıkları yanıyordu, yerden aldığım sopa ile cama vurdum. Hâle uyumamıştı ama açmıyordu.<br><br>*(Bir kaç defa kapıları taşlandığı için korkup ışığı kapattı.)*<br><br>Hâle ışığı kapatınca içeriye seslendim.<br>”Hâle, Hâle!..”<br><br><strong>~~~~~~•Hâle</strong> şaşırmıştı! Ses Selin’in sesine benziyordu ama nasıl olabilirdi. Koşarak perdeyi açtı, gerçekten camdaki Selin’di. Ağlayarak camı açtı, Selin’i kolundan tutup içeri aldı… Kapıyı kontrol ettikten sonra sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı…<br><br><strong>•~~~~•Selin,</strong><br>Bir an önce kafamdaki düşüncelerden kurtulmak istiyordum. Hâle’yi kendimden uzaklaştırarak, “Dur ya sus! Zamanım yok. Atakan neden hapiste?! Ne oluyor?” dedim<br><br>Hâle şaşırmış gibi, kekeleyerek, “H.Hani şey olmuş ya!” dedi<br><br>”Ne olmuş?!” dedim merakla<br><br>”Sana şey!”<br><br>Elimi kaldırdım, “Kızım, geliyor şimdi ha! Söylesene?!” dedim<br><br>”Sana tecavüz ettiği için!”<br><br>Kaldırdığım elimi, çığlık atmamak için ağzıma kapattım, bir süre nefesimle bağırıp odada sağa sola dönüp durdum. “Ne?! Kim dedi bunu?! Kendisi mi?!” dedim nefes nefese<br><br>”Yok, babamlar seni kanlar içinde yanında görmüşler.”<br><br>”Abin orada olduğumu nereden biliyormuş?”<br><br>”Senin peşine gelmiş. Siz kavga etmişsiniz!”<br><br>Duyduklarıma inanamıyordum, odada bir iki volta atıp tekrardan Hâle’nin önüne geldim, “Ya çıldıracağım! Ne alaka?! Kim demiş?”<br><br>”Sen babana veda mesajı yazınca, onlar da seni aramaya çıkmış. Kezban da, ‘Kavga ettiler, Selin eve doğru gitti. Atakan da peşinden gitti. Ben de merak ettim bir saattir oradalar.’ demiş.”<br><br>Sinirlendim ve, “Söylediği şey duyulmasın diye yalan söylemiş. Öyle bir şey olmadı! OF!” dedim<br><br>”Yardım et bir şeyler yapalım. Abimin avukatı var. Onunla konuşursan yardım eder.” dedi<br><br>”Olur.” deyip plan yaptık.<br><br>Hâle, ben gözden kaybolana kadar bakıp sonra camı kapattı. Ertesi sabah, kahvaltı yaparken, kapı çaldı. Gelen hâle’ydi.<br><br>Evdekiler birbirine bakıyordu, hepsi buz kesmiş gibiydi. Annem Hâle’yi göndermek için kalkarken, bana bakmadan, “Ben hallederim kızım! Merak etme.” dedi<br><br>Annemden önce kalkıp, “Anne, Hâle’yi ben çağırdım. Konuşacağım!” dedim<br><br>Yan odaya geçtik. Önce kucaklaştık, sonra Hâle avukatı arayarak telefonu bana verdi.<br><br>”Alo! İyi günler! Ben Selin!”<br><br>Avukatta şaşırmıştı ama çabuk toparlayıp, “Selin?!” dedi.<br><br>”Sizinle konuşmam gereken bir şey var. Atakan’ı oradan çıkartmamız lazım.<br>Ne yapmalıyım?!” diye sordum<br><br>+) “Buraya gelip ifade verebilirsin Selin. Benim rızam vardı dersen on sekizinden gün aldığın için, mahkeme bile görülmeden çıkartırız.” deyince, “Neye gönlüm vardı diyeceğim, anlamadım?!” dedim şaşırarak<br><br>+)”Nasıl söylesem! ‘Sevgiliydik bana zorla bir şey yapmadı’ demen yeterli.” dediğinde ne söylemek istediğini anladım ve, “İyi de, Atakan bana hiçbir şey yapmadı ki!” dedim<br><br>+)”Nasıl yani?!” derken inanmamış gibiydi<br><br>Ben de, “Atakan bana bir şey yapmadı!” dedim sertçe<br><br>+)”O zaman hastaneden bir raporla bunu ispatlayabilirsek aynı gün çıkartırız!” deyince, Hâle’ye de bakarak, “Benim hastane raporum yok mu ki?!” dedim.<br><br>Avukattan önce, Hâle cevap verdi, “Yakup amca muayene ettirmemiş!”<br><br>Biraz sessiz düşündükten sonra gözümden iki yaş akıtarak avukata, “Tamam!” deyip telefonu kapattım. Odadan çıktık. Meraklı gözlerle bana bakan anneme, “Anne, ben bugün psikoloğa gitmek istiyorum.” dedim<br><br>Annem, “Tamam kızım gidelim!” deyince, “Ben hâle ve Seçkin’le gitmek istiyorum!” dedim<br><br>Annem, itiraz eder gibi, “Ama kızım!” deyince, “İzin vermiyorsan o zaman kalsın. Vazgeçtim!” dedim<br><br>”Tamam tamam git! Sen iyi ol da nasıl istersen.” derken, ağlayacak gibi bakıyordu.<br><br>Seçkin hazırlandı. Birlikte hastaneye geldik. Avukat gelmiş hastane kapısının girişinde bekliyordu.<br><br>Hastaneye gelince, kardeşime dönüp, “Seçkin, bana bir meyve suyu ve poğaça alsana, poğaça Zeytinli olsun. Meyve suyu da elmalı, Tamam?! Ben içeriye giriyorum. Gelirsin” dedim<br><br>Seçkin gözden kaybolunca, Hâle’nin koluna girerek hastaneye doğru yürüdüm.<br><br>Avukat, bizi kapıda karşılayınca ağlamaya başladım. Avukat, “Selin! Emin misin?! Bunu yapmak zorunda değilsin. Gel istersen diğer yöntemi deneyelim.” dediğinde, “Zorunda olmadığımı biliyorum ama diğer türlüsü, ne beni ne de Atakan’ı kurtarır.” dedim.<br><br>Birlikte doktorun kapısına geldik. Avukat içeri girdi. Hâle, hem sevinç hem üzüntü karışık bir hâldeydi. Abisi kurtulacaktı ama bir yandan bana da üzülüyor gibiydi.<br><br>Doktor, beni içeri aldı. İmza atıldı. Avukat ve Hâle dışarı çıktı.<br><br>Ben korkarak masaya yattım. Derin derin nefes alarak kendimi sakinleştirmeye çalışsam da, daha fazla dayanamadım ve muayene olurken bayıldım…<br><br>~~~~~~•~~~~~~Doktor, muayeneyi bitirip, Selin’i ayılttıktan sonra kapıda bekleyen avukata, kızgın kızgın bakarak, “Avukat bey! Müvekkilinizi beraât ettirmek pahasına bu kıza unutamayacağı bir travma yaşattınız… Umalım ki bu senkop ileride de tekrar etmesin. Yoksa hayatının bir çok alanında bunu yaşamak zorunda kalacak.” dedi ~~~~~~•~~~~~~<br><strong>•~~~~•Selin,</strong><br>Doktorun ardından, Elimdeki zarfla odadan çıktım. Berbat hissediyordum.<br><br>Gözlerim dolu dolu, Hâle’ye bakarak, “Siz, Atakan’ın böyle bir şey yapmayacağını düşünemediniz mi?! Hiç kimseye hakkımı helal etmeyeceğim.” dedim<br><br>Avukat, aç köpek gibi bir an önce zarfı almak istiyordu. Ona vermedim, “Ben yapacağım!” dedim<br><br>Atakan’ın teyzesini aradık. Eniştesi cezaevi müdürüyle konuştu. Ben, telefonla içeri girdim. Atakan’ın sesini kaydedecektim. Masaya oturup Atakan’ı beklemeye başladım.<br><br>•~~~~~~ Atakan, ranza da elleri başının altında yatıyordu. Gardiyanın, “Atakan ziyaretçin var!” sözüyle yerinden doğruldu. Yine avukattır diye yavaş yavaş kalktı. Alttaki adam, “Hadi rastgele!” dedi… ~~~~~~•<br><br><strong>•~~~~•Selin,</strong><br>Kapı açıldı, Atakan beni karşısında görünce adeta küçük dilini yutacak gibi bakmaya başladı. Ok gibi fırlayıp bana sarılmak istedi ama ben, gayet resmi davranarak karşılık vermeyip bir adım geriye gittim.<br><br>Sinirli ses tonuyla, “Otur!” dedim<br><br>Atakan’la karşılıklı oturduk.<br><br>”Neden?!” diye sordum<br><br>”N.Ne neden?” dedi bilmiyormuş gibi<br><br>”Neden buradasın?!”<br><br>”Sana söylemediler mi?” derken ağzımı aradığını düşündüm.<br><br>”Neyi?!”<br><br>”Seninle… aramızda… olanları…” dedi, lafı geveleyerek<br><br>”Aramızda ne oldu ki?” dedim, olayı hiç bilmiyor gibi<br><br>”Hani… senin… doğduğun… evde, Biz-..” deyip susunca, “Neden sustun? Devam etsene!” dedim<br><br>”Biz… şey-…” deyip tekrar sustu…<br><br>Sabırsızlıkla, “Atakan kafanı kaldır! Yüzüme bakarak söyle hadi!” dedim, daha da sinirlenip<br><br>”Selin, özür dilerim! Seni zor duruma düşürdüm.” derken ısrarla oyun oynuyordu<br><br>Bileklerimi göstererek, “Sen bunu babana nasıl yaptın?” dedim<br><br>Hâlâ inkar ederek, “Babam… seni seviyordu!” deyince, doktorda yaşadığımın acısını da çıkartır gibi, gerilerek şiddetli bir tokat attıktan sonra, “Annene nasıl yaptın?!” dedim<br><br>Atakan, yutkunarak, “Annem de… seni çok seviyordu!..” dedi,<br><br>Dişlerimi sıkmaya başladım ve elimin içini sızlatacak bir tokat daha atıp, “Kardeşlerine nasıl yaptın?!” dedim<br><br>Atakan, gözünden akan iki damla yaş ile, “O. Onlar… Onlar da seni çok seviyordu!…” dedi<br><br>Bir tokat daha atıp, “Kendine nasıl yaptın peki?” dediğimde, gözlerini kaçırarak, “Ben… de… seni…. seviyordum ve… başkasıyla evlenmeni istemedim… o yüzden yaptım…” dedi…<br><br>”Öyle mi?..” deyip, elimle boşluğu işaret ederek, “Sen yıllardır o kıza yanıp tutuşmuyor muydun? Daha o gün, onun için hamallık yapmadın mı mal! Ben nereden çıktım, evlenme saçmalığını da nereden çıkarttın?..” dedim<br><br>”Sen bana aşık mışsın. Baban seni başkasıyla evlendirmesin diye yaptım.”<br><br>Gözlerim, şok üstüne şok yaşıyor gibi yuvalarına sığmıyordu… Afallamıştım… Ne söyleyeceğimi bilemeden bir süre Atakan’ı izledim…


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x