19. Bölüm

“Kim!.. Ben mi sana aşık mışım?!” dedikten sonra kahkaha ile konuşma karışık, “Ay bir dakika! Abi! bi dur ya!.. Ben o bütün saçmalıkları bu yüzden mi yaşadım!” dedim…

Sinirlerim bozulmuştu, “Benim bile haberim olmayan aşkımı sana kim söyledi acaba. O şeyi bir tarafından kim uydurdu, söyler misin? Çok merak ettim de.” dedim, komik bir fıkrayı çözmeye çalışır gibi…

“Sen, kezban teyzeye söylemişsin!” deyince, biraz düşündüm… Bu kadın çok olmaya başlamıştı artık…

Kezban, “Kimseye söyleme, benden duyduğunu bilmesinler” demişti. Demek ki söylediğini gizlemek için herkese yalan söylemişti.

Kısa bir sessizlikten sonra, kollarımı bağlayarak geriye yaslandım ve Atakan’a dik dik bakarak, “Nasıl yaptın peki?!” diye sordum

Atakan kekeleyerek, “A.Anlamadım!” dedi

Aynı rahat tavrımla, “Gayet açık sordum, ben hatırlamıyorum, nasıl yaptın?!”

“Selin!..”

Çantamdan zarfı çıkartıp masaya koyduktan sonra parmaklarımla zarfın üzerinde ritim tutarken, gözlerimle işaret ettim.

“Ne aptal ne?! Senin yaptım dediğin şey, burada yapılmamış yazıyor. Doktor mu yalan söylüyor sen mi?” diyerek, gözlerine dik dik baktım.

Atakan, zarfı açmadan ne olduğunu anladığı için, bana kızarak, “Selin, sen neden kendine böyle bir şey yaptın?!” dedi

Kayıt yaptığım için daha fazla konuşturmaya çalışarak, “Bırak şimdi onu. Neden çamaşırlarımı çıkarttın?!” dedim

Atakan, dört aydır sakladığı cevapları bir çırpıda söylemeye başladı, “Kızım gömleğimi yırttım! Bileklerine bağladım. Kanın durmayınca 112’yi aradım. Sağlıkçı kadın da, ‘Tampon yap, bir şeylerle sıkı sıkı bağla, ellerini yukarı kaldır.’ dedi. O karanlıkta bir şey bulamazdım, benimde aklıma çorabın geldi. Ne yapsaydım? Pantolonumu mu çıkarsaydım? Bende çorabını çıkarttıp bileklerini bağladım ama başka neyin çıkmış yemin ederim bilmiyorum. Ayrıca ben, ayaklarından tutup çektim, belinden çıkartmadım.”

“Peki bacaklarımdaki yaralar neydi?!”

Atakan, üzgün ifadeyle, gözlerini belerterek, “Bacaklarında yara mı var?!” deyip sustu. Biraz düşündükten sonra, “Karanlıkta önümü göremiyordum, bende seni odadan sürükleyerek çıkarttım. Tahta çıkıntıları yada çivilerden dolayı olmuş olabilir.”

Artık sorulacak bir şey kalmamıştı. Masadan kalkıp, zarfı aldım.

“Tamam bu kadar yeter! Geçmiş olsun… Bunu yaptım ama sana aşık olduğumdan değil, seni çookk sevdiğimden!.. Aramıza nifak tohumları serpmeyelim olur mu?!” dediğimde Atakan, ayağa kalktı, bana yaklaşıp, kollarını açarak,

“Seni nasıl sevdiğimi biliyorsun değil mi?” dedi

“Biliyorum! Aptal!” dedim gülerek, “Biliyorum.”

“Ama bu saatten sonra hâle ve Duygu neyse, sen de benim için O’sun. İyi gününde de kötü gününde de bir abin oldu artık kızım…”

Sarılırken, “Yandık desene! Sen beni evlendirmezsin de!” dedim. Hâle’ye yaptıklarını bana da yapacağını düşünerek…

“O! Ayıp ettin! Yanında erkek sinek bile görmeyeyim, kırarım kafanı!”

“Son bir işimiz kaldı.” dedim ve Atakan’ın yanından çıktım.

Seçkin ve hâle ile birlikte ilçeye indik. Atakan’ın eniştesi belediye başkanı ile konuşmuştu. Köylerin merkezi sisteminde bu kayıt yayımlandı.

Atakan gibi, köyümüz de aklanmıştı. Köyün hemen hemen hepsi arabalara binmiş, konvoy yapıp kornalarla ilçeyi turlayıp benim yanıma gelmişlerdi…

Atakan’ın babası ve annesi arabadan inip beni bağırlarına bastılar. Yine aynı konvoy ile bu sefer Atakan’ı almaya gittik.

Avukat, benim raporumu mahkemeye vermiş ve beraât ettirmişti.

Dava düşmüş, Atakan aklanmıştı. Dışarı çıktığında askere uğurlanma gibi karşılayan arkadaşları havaya atıyordu.

Köyden çoğu kişi gelmişti ama aralarında Nazlı ve ailesi yoktu. Köye varana kadar kornalar susmadı.

Çevre köylerden geçerken dilden dile olayın detayları konuşuluyordu.

*(Ben Atakan’ı kapşonlu hırkası yüzünden tanıyamamış, amcayı da onunla birlikte olan birisi zannetmiştim. Salaklığıma doymayayım…)*

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

                       Günümüz

•~~~~•Selim, kalkmış, banyosunu yapıp kahvaltının hazırlanışını beklerken, saçlarını kuruluyor bir yandan da şarkı söylüyordu…

“Altın gümüş pırlanta zümrüt sedef yakutla kim mutlu olmuş dünyada!..”

Elif kapıyı çalınca, Selim, “Lay lay lay lay lay gel!..” dedi

“Kahvaltı hazır beyefendi buyurunuz.”

“Meyve suyum sıkıldı mı?! Omletim?!” deyip odadan çıkarken, hem şarkı söylüyor hem de önüne gelenle dans ediyordu. Elif, Nurseli ile barışmadıklarını bildiği için, “Acaba başka bir şey mi var?” diye içinden geçirdi.

Selim, kahvaltıyı da, şen şakrak yaparak evden çıktı.

Elif de aynı şekilde, annesinden izin alarak, Nurseli’yle buluşmak için, hızlıca masayı toplayıp çıktı…

~~~~~~•~~~~~~

•~~~~•Selim, yurdun önünde Nurseli’ye sürpriz teklif düzenlemişti. Son ses müzik açtırıp, kızların çıkmasını uzaktan izlemeye başladı. Yurtta sesi duyan kızlar dışarı çıkıp dans ederek eğleniyordu…

•~~~~•Nurseli,

Elif, “Yurda yaklaştım, çıkın.” diye mesaj atınca bende mesajla, “Yurdun önüne gelir misin? Burası cümbüş yeri gibi.” dedim…

•~~~~•Selim, uzaktan Elif’in yaklaştığını görünce şaşırıp sesli düşünerek, “Nasıl ya! Bunun burada ne işi var!” dedi.

Elif’in koşup Nurseli’ye sarıldığını görünce de, “Bunlar ne ara böyle samimi olmuş ya?!” dedi şaşkınlığı iki katına çıkarak.

•~~~~•Nurseli,

Elif, dev hoparlörü gösterip, “Size sürpriz yaptım. Nasıl ama?!” dedi…

Çalan şarkı bitene kadar eğlendikten sonra, “Hadi gidelim!” deyip, gülerek yola koyulduk.

Bir iki adım gitmiştik ki; Elif, başlayan şarkıyla yerinde durup, “Nasıl ya?!” deyince bende “Elif, ne oldu? Neden durdun?” diye sordum yüzüne bakarak.

“Bu şarkıyı sabah abim söylüyordu.” deyince, birlikte geriye dönüp dinlemeye başladık.

(Sezen Aksu olmaz olsun.)

Olmaz olsun cüzdanımda milyonlar

Kalbimde sevgin oldukça

Zenginlik mal mülk para neye yarar

Yanımda sen olmayınca…

Bazen neşe bazen keder

Hayat böyle geçip gider

Tatlı günler acı günler

Bir yastıkta hep beraber…

Altın, gümüş, pırlanta

Zümrüt, sedef, yakutla

Kim mutlu olmuş dünyada

Bir tek içten gülüş

Bir tatlı söz, bir öpüş

Sevdalı bir tek bakış yeter bana

Olmaz olsun tek dikilmiş ağacım

Kalbimde sevgin oldukça

Neye yarar olsa da altın tacım

Yanımda sen olmayınca…

Karşıdan Selim’in, elinde çiçekle bize doğru yürüdüğünü görünce, şaşkınlık ve heyecandan bayılacak gibi hissetmeye başladım. Bacaklarım titriyordu.

Elif, durumumu farkedip, “Sakin ol… Ailemize hoşgeldin.” dedi.

Elif, bir eliyle belimden, diğeriyle kolumdan destek olmasa kesin düşerdim herhalde, abisine düştüğüm gibi…

Selim yaklaşıp, elindeki çiçeği uzatarak, “Hayatımın merkezine bir biletim var, kabul eder misin?” dediğinde neredeyse kalp krizi geçirecektim. Hayatımda hiç bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyordum.

(üniversite sınavına ilk girdiğimde de bayılmıştım ama bu daha farklı bir heyecandı)

Sesim titreyerek, “CAM kenarı ise olabilir!” dedim, ama kalbime kalsa, teker üstü, koridor dinlemez bagajda bile olsa giderdi yaa, neysee!..

Selim, gülümseyerek, “CAN kenarı!” dedi.

Teşekkür ederek çiçekleri alıp kokladım. Bayılmamak için dikkat değiştirmeye çalışıyordum.

Selim, elini uzatıp Elif’e, “Teşekkür ederim, alabilir miyim artık?” dedi, elimi işaret ederek.

Elif, kız tarafıymış gibi, “Bir daha bırakmayacaksan tabi alabilirsin.” dedi.

Çiçeğimi alarak elimi abisine uzattı. Selim, parmak uçlarımdan tutup kendine çektikten sonra parmaklarımızı bir birine kenetledi.

Bende başımı Selim’in göğsüne dayadım, gözlerimi kapatıp kalbini dinlemeye başladım.

Selim, hastanedeyken makineden duyduğum ve özlediğim bu sesi artık yanıbaşımda kulaklarımla duyuyordum…

O kadar huzurlu o kadar mutluydum ki, şu an ölsem, “Keşke şunu da yapsaydım.” demezdim. Bizim sarılmamızla konfeti patlatılınca sesden korkup sıçradım.

Ben sıçrayınca Selim, kolunu daha fazla sıkıp, “Korkma, ben buradayım!” dedi

“Biraz kalabilir miyim?” dedim kısık sesle yalvarır gibi.

“İstediğin kadar kalabilirsin. Hatta hep kal, hiç ayrılma oradan!” dediğinde içimde bir kuş kanat çırpmaya başladı.

Biz o haldeyken, son şarkı iki defa çalınca, içimden, “Artık yeter, ‘görmemişin sevgilisi olmuş’ diyecekler,” deyip yavaşça geri çekildim. Elif’e, “Alabilir miyim?” deyip çiçeğe uzandım.

Selim, kızlara bakarak, “Nereye gidiyordunuz? Ben de gelebilir miyim?” deyince Filiz, “Belli bir yer yoktu. Havaya göre gidecektik.” dedi

Selim, “O zaman arabada belirleyelim, hadi.” deyip elimi tuttu, öptü. Sonra da arabaya doğru yürüdük.

Selim, arabanın kapısını açtı, ben oturduktan sonra kapıyı kapatıp direksiyona geçti.

Otururken canı acıyınca, elini yarasına götürdü. Ben de elimi Selim’in elinin yanına götürüp, “Ne oldu yaran mı acıyor?” dedim

Selim, (kesinlikle beni telaşlandırmamak için,) “Bazen unutuyorum, dışta bir şey yok. İç dikişler acıyor sadece. Biraz da seni gördüm nazlanasım geldi.” dedi

Daha acısı geçmeden kemerime uzanmak isteyince, kızarak, “Ne yapıyorsun, yaran acıyacak.” dedim sertçe.

*(şuan, ilişkimizdeki ilk bağırmamı yapmıştım bile, vatana millete hayırlı olsun.)*

Selim, eli ve gözleriyle kemeri gösterip, “Kemerini takıcaamm!” derken, sanki yapması gereken bir şeymiş de boşu boşuna oyalıyormuşum gibi söylemişti bunu.

“Neden? Ben takamıyor muyum? Bozuk falan mı yoksa?” dedim, Polis otosundakini kasdederek.

“Yo! Hani hep öyle oluyor ya, filmler de

kemeri erkek takıyor hani, birliktelikler öyle başlıyor.” deyip, eliyle arkayı işaret ederek, “Elif, geçen sene bi dizi de izliyordu, ‘Ayy çok romantik falan’ deyince, bende oradan gördüğümü sana yapmak istedim!” deyince, gülerek, “Yaz dizisi miydi?!” diye sordum

“Evet!” dedi oda mecburen izlemiş gibi.

“Ay bi dur! Bir iki üç deyip aynı anda ismini söyleyelim olur mu?” deyip saymaya başladım. “Bir iki üç!”

Selim, ben ve Elif aynı anda,”Yaz’ın günlüğü!” dedik.

Ben isyan edercesine, “Ay inanmıyorum. O işkenceye sende mi maruz kaldın? Ay o Yaz varya, başıma ne geldiyse onun salaklıklarını kınadığım için geldi. Ya alt tarafı kemer ya! Bak şöyle çekiyorsun, mandalı var takıyorsun.

Eviriyor çeviriyor, mağara kadını bile o kadar zorlanmazdı ya.” deyince Selim, hayal kırıklığı içerisinde, “E! Ne yani! Ben boşuna mı hayal kurdum! yapamayacak mıyım?” dedi

Hilde, araya girip, Selim’e, “Pardon, bölüyorum ama sen tam olarak neyin hayalini kurdun?” diye sorunca, Selim, ani hareketle, bana doğru yaklaşıp, benim panikle bıraktığım için geriye kaçan kemeri tuttu.

*(Bu hızına bile aşık olabilirdim.)*

Gülerek gözlerime bakıp, “Tam olarak böyle olmasada, bunun hayalini kurdum baldız!” dedi.

Benimse aklım Selim’in yarasındaydı. Elimi yaraya götürüp, “Selim! Ne yapıyorsun acıyacak?!” dedim

“Kaç aydır bu ânın hayalini kuruyorum sen biliyor musun? Yaram acıyacak diye vazgeçer miyim?” deyince bir an önce yapsında düzelsin diye ellerimi yukarı kaldırdım, “Tamam pes!.. Al  tak!.. Hevesini al da rahat otur hadi!” dedim.

Selim, kemerimi takıp geri çekildi. Kendi kemerine uzanırken, benim kemeri geri çıkarttığımı görüp merakla, “Ne oldu? Neden çıkarttın?!” dedi

“Sıra bendeee!” dedim, karşılık vermek için.

“Ne sırası?” dedi, merakla bakarak…

“Kemer takma sırası!” dedim gülerek…

Selim’in kemerine uzandım, zorlanıyor gibi yaparak, “Böyle mi yapılıyormuş?!. Bu!.. Ya!..” dedim…

•~~~~•Selim,

Nurseli’nin saçları Selim’in yüzünü okşuyor gibiydi. Selim, bu koku için ömrünü bile verebilirdi ve Nurseli de tadını çıkartırcasına ağırdan alıyordu…

•~~~~•Nurseli,

Kemerin tokasını tutup çekilirken, Selim sol yanağımdan öptü… Deli mi nee, çok utanmıştım.

Arkama baktığımda, Filiz ve Elif ıslık çalıyordu. Bir şey söylemeden önüme dönüp kemerleri taktım. Selim, “Eee, hanımlar nereye gidiyoruz? Rota oluşturdunuz mu?” diye sorunca arkadaki yolcuların hepsi farklı yer söyledi,

Kızlar, yok orası yok burası derken anlaşamayınca, Selim, başını eğip, kulağıma, “Sen nereye gitmek istersin?” dedi, “Boşver onları” der gibi göz kırpıp.

Yıllardır bu soruyu bekliyormuşum gibi, “Başladığı yere!” dedim

Selim, besmele çekip arabayı çalıştırırken, arkaya, “Tamam artık susun! Rotamız belli oldu. Sultan Ahmet camii!” dedi

Arkadakiler pek mutlu olmamıştı ama gezmek olunca, “Fark etmez, olabilir” diye düşündüler.

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

 —- Yarım saat önce —–

+)”Alo!”

-)”Evet!”

+)”Abi! Sana bir şey göstereceğim!”

-)”Neredesin sen? O sesler ne?”

+)”Fizik tedaviden döndük, annemleri bıraktım! Yurdun önündeyim!”

-)”O sesler ne peki?”

+)”Arka kamerayı açayım gör abi!”

-)”Ne oluyor orada?.. O kız Nurseli mi?!”

+)”Evet abi! Nurseli.”

-)”Nasıl ya?!”

+)”Karşısındaki kim tahmin et?”

-)”Fatih deme sakın!”

+)”Maalesef O abi! Fatih Selim Gürdal!”

-)”Oğlum saçmalama, bunlar nasıl bir araya geldi!.. Fatih, İstanbul’un bir ucunda. Ben bu kızı ondan uzak tutmak için neler yaptım. Onlar nasıl?!.. Of!.. Aklım almıyor!.. Nasıl olur?!”

+)”Kader abi!..”

-)”Bana bak! O yürümeden bu işi çözmemiz lazım! Duyuyor musun beni?!”

+)”Nasıl yapacağız peki?!”

-)”Gerekirse kızı ortadan kaldır!..”

+)”Abi ne diyorsun?!.”

-)”Duydun? Bana bırakmadan kızı hallet!”

+)”Abi, Fatih selim? O ne olacak?”

-)”O bize lazım! Şuan tek engel o kız ve ben, önümde ki engelleri hiç sevmem… Anladın mı?!”

+)”Tamam abi! Anladım…”

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

•~~~~•Nurseli,

Sultanahmet tüm ihtişamı ile sanki, “Hoş geldiniz!” diyordu. Selim, banklara doğru giderken, ben elinden çekerek, “Oraya değil!” deyip camiye doğru yürüttüm.

İçeri girdik, abdest alıp geldim. Selim’e yanımı göstererek, “Buraya oturur musun?!” deyip başımı örttüm. Babam gibi İki rekat Şükür namazı kılıp, selam verdikten sonra secdeye kapandım.

Hıçkırarak ağlıyordum.

~~~~~~•~~~~~~

Selim, önce kaldırmak istedi ama eli havada kaldı. Rabb’iyle arasına girmek istemedi.

~~~~~~•~~~~~~

•~~~~•Nurseli,

Rabb’im’e sayısız hamd ettim, dualar edip uzun uzun teşekkür ettikten sonra kafamı kaldırdım, gözyaşlarımı silerken, “Benim adağım vardı. Sen iyi olunca bunu yapacaktım!” dedim.

Selim, alnımdan öptükten sonra, “Gidebiliriz! Bir yer daha var!” dediğimde Hilde ve Filiz aynı anda, “VATAN’A!” dedi.

Selim, başıyla birlikte, “Hadi o zaman!” dedi. (Biz ailecek hint geleneğini sürdürecektik belli olmuştu.)

Emniyete geldiğimizde Selim, sanki o yolları ilk defa geliyor gibi, bana, “Buradan mı?” diye soruyordu.

Bende o gün yaşadıklarımı hatırlayıp, “Buradan sağa ileriden sola.” diyerek yönlendiriyordum.

Camiye geldiğimizde, avluya doğru gittim, yine ayakkabılarımı çıkartıp içeri girdim. Orada da iki rekat namaz kılıp çıkarken, caminin temizlikçisi beni görünce tanıdı.

“Sen o kızsın!” deyince Selim, selam verip elini sıktı. “Sen de duasında ‘ölmesin’ diye yalvardığı kişisin herhalde?!”

“Evet!”

Selim, öğlen namazını cemaatle kılıp,

caminin imamı ile de sohbet etti.

Orada da yarım saat kadar kaldıktan sonra bana dönüp, “Şimdi nereye?” deyince, bu sefer Elif de kızlara eşlik ederek, “Tabi ki hastaneye!” deyip gülüştüler.

Selim, eliyle arabayı işaret ederek, “Hadi bakalım! Yürüyün o zaman.” dedi, Arabaya bindik, merkezin arka caddesini işaret ederek, “Şuradan inelim mi!” dedim.

Telefonumu çıkartıp yine aynı fotoğrafı Doğan’a gönderdim… Aşağıya indiğimizde Doğan abi, elinde dosyalar ile yeni dışarı çıkıyordu.

Benim yanımda Selim’i görüp gülümseyerek yaklaşırken, Selim, ben ve iki kız arabadan indik.

Hilde, arabada (bir şeyler söyleyerek) telefonuna bakıyordu.

Doğan, Selim’in elini sıkarak, “O! Selim bey! Hayırlı olsun! Maşallah ya kitledin işleri, kendin geziyorsun!” deyip, salladığı dosyaları Selim’e vererek bana sarıldı.

Selim, yarı ciddi, “Yarın geliyorum lan!

Sabret bir gün daha!” dedi

Doğan, benden sonra Filiz ve Elif’e,

“Naber? Nasılsınız?” diye sordu.

Kızlar, aynı anda, “İyiyiz.” dedikten sonra, Filiz, “Sen nasılsın?” deyince Doğan, “Selim beyimizin can sıkıntısının cezasını çekiyoruz!” dedi, başıyla dosyayı işaret ederek.

Selim, dosyayı üstten üstten kontrol edip, “Galericiye ulaştınız mı?” dedi

Doğan: “Ulaştık abiciğim, Ölmüşşş!”

Selim: “Ölmüş mü?.. Öldürülmüş mü?..”

Doğan: “Ailesine göre, battıktan sonra depresyona girmiş, sonrada intihar etmiş!”

Selim: “Ama?!”

Doğan: “Adli tıp’a göre cinayet.”

Selim: “Şansa bak! Baş şüphelimizin katilini mi arıyoruz şimdi?”

Doğan: “Ortağını aldık, bakalım nasıl battı, neden battılar? Öğrenince ipin ucu gelecekte, işin zoru Furkan’da!”

Selim: “Biliyorum. Dün konuştuk, beraber üstesinden geliriz evvel Allah. Neyse kardeşim yarın görüşürüz!..”

Doğan abi, Selim’e, “Görüşürüz!” dedikten sonra kızlara, “Kızlar görüşürüz!” deyip, bana da, “Yenge kardeşime iyi bak!” deyince hem şaşırıp hem üzülerek, “Doğan Abi! Yenge mi?!” deyip dudaklarımı büzdüm.

“A! Tamam tamam! Ben kız tarafıydım.

Damat gözüm üzerinde, bana bak akıllı ol, almayayım paçanı!” deyip göz kırpınca, gülerek arabaya bindim .

Selim, oturmamı bekledikten sonra bu sefer kemeri dışarıdan takacakken, “Yine mi Selim?” dedim “Abartıyorsun!” der gibi

Selim, “Ne yine mi gülüm?!” deyince, başımı bir kere geriye seğirtip gözlerim ve dudaklarımda mini tebessümle şaşırarak bakmaya başladım.

Ben daha, “Gülüm” sözünün şokundayken, Selim, firsattan istifade kemerimi takmıştı bile. Aramızda on beş santim, ya var ya yoktu. Selim uzaklaşsın diye, “Yok bir şey.” deyip camdan tarafa döndüm.

Selim de yine sol yanağımdan öpüp, kapımı kapattı.

(Bunu âdet hâline getirecek diye korkmaya başlamıştım.)

Yüzümün kızarıklığı kesinlikle onun sakalının battığı yerlerdi eminim, o kadar sertti ki, diğer yanağımı da kızartıyordu.

Doğan’la tokalaştıktan sonra arabaya yürüyüp, bu sefer daha dikkatli bindi.

Ben, o binene kadar gözümü ayırmayınca, tebessüm ederek, “Bazen boş bulunup unutuyorum. O yüzden acıyor, sonra onu bir daha yapmıyorum. Merak etme!” dedi

Ailem gibi içim ikna olmasa da, dilim ile, “Tamam.” dediğimde, onları daha iyi anladım…

Doğan’a selam verip, ilerledik.

~~~~~~•~~~~~~

Doğan, arkalarından baka kalmıştı. O günden sonra Hilde ile hiç konuşmadıkları için arkalarından bakarken, gülümseyip, “Ben de nemrut! Ben de!..” dedi.

•~~~~•Nurseli,

Hilde, çaktırmıyordu ama Doğan’ı görünce heyecanlanmış gibiydi. Hilde, burnunu çekince arkamı döndüm, ağlamıştı.

Selim’le göz göze geldiğimde, “Üzülme!” der gibi gözlerini kapattı.

Filiz, ortaya seslenerek, “Böyle sessiz mi gideceğiz ya! Müzik yok mu?” deyince

Selim teybi açtı. Elif, öne doğru eğilip, bana, “Şuradan sesi açsana!” dedi

*(simge aşkın olayım)*

Teypte çalan şarkıyı dinleyerek yola devam ettik.

Taksiyle geçtiğimiz yerlerden geçerken nefes alamadığımı hissettim. Elimi göğüs kafesime bastırıp nefes almaya çalıştım.

Selim camı açıp, elimi tuttu. Bayılmamak için sık sık yutkunmaya başladım.

Buraya üç dört kez daha gelmiştim ve hepsinde de aynısı oluyordu. Burada kalbim sıkışmaya başlıyor, nefes alamıyor gibi hissediyordum.

Selim, o gece ne yaptığımızı bilmediği için kızlara baktı.

Filiz, “Sağdan devam, İlerideki mavi arabadan da sağa.” diyerek kopilotluk yaptı.

Acil kapısına yaklaştığımızda, Hilde, Selim’e, “Fazla yaklaşma burası ambulans girişi hemen çektiriyorlar!” dedi

“Durur musun lütfen?..” dediğimde, artık iyice kötüleşmiştim, camın açık olması bile fayda etmiyordu, arabadan indim. Kızlarda hemen inip yanıma geldiler.

Belimi eğdim, düşmemek için dizlerimi sıkıyordum.

Hilde, “Bu şekilde rahat nefes alamazsın canım! Doğrul!” deyince, bacaklarımı daha çok sıkarak, “Tutmuyorlar ki? Ne yapayım?” dedim

Filiz: “Canım yeter ama, bak biz buraya kutlamaya geldik! Değil mi? Neden böyle yapıyorsun?”

Selim, arabayı otoparka bırakıp yanıma geldi. Bir eliyle elimden, diğeriyle de belimden tutup doğrulmama yardım etti.

Acile doğru yürürken, bizi böyle gören hasta haberi almış zannederdi. Acil kapısına geldik…

Bu kapıya o akşamdan sonra ilk defa gelmiştim. Daha önce bu kadar güçlü olamamıştım. Bu halime de güçlü demek ne kadar doğru olabilirdi ki?

Selim’e bakmadan, “Seni de bu kapıdan aldılar değil mi?” dedim, acil kapısını gösterip

Selim: “Bilmiyorum, öyledir herhalde!”

“Bu kapının kamera kaydı yok mudur?”

Selim: “Vardır ama izlemesek daha iyi olur. Hem bu zamana kayıt kalmamış da olabilir.”

“Doğan abi seninle buraya kadar gelmiş! Seni ameliyat kapısından içeri gönderip merkeze gelmiş… Gıcık! O da kayıtları istemedi. Ayhan amcaya söyledim o da, ‘Geldi geçti kızım’ dedi. Neden kimse izletmiyor ki? Yaa! belki ben izleyince düzelicem.” dedim, durumumun vehametinin farkında olduğumu bilerek…

Elif, yanıma yaklaşıp, “Abimin kıyafetlerini gördüğümde, iyi ki onu o hâlde görmemişim dedim, anneme hiç göstermedik düşün.” dedi

Yine Selim’e sarılıp kalbini dinledim. Şuan beni tek sakinleştiren bu sesti.

Bankımıza oturmak için baktığımda, iki delikanlı oturuyordu. “Oraya oturmak istiyorum!” deyince Selim, beni oraya götürüp, “Müsaade eder misiniz?” dedi

Gençler, “Tabi buyurun.” deyip kalktılar.

Oturup elimi uzatarak, “Hilde?” dedim ağlayarak…

Hilde: “Efendim canım.”

“Elimi tut…”

Hilde’yi diğer yanıma oturtup elini tuttum ve kapıya bakarak, “İki ön, iki arka, üç dışarısı, yedi polis buraya bakıyordu. Yüz yetmiş iki kişi bu kapıdan girdi. Sadece kırk üçü akrabaydı. Onlardan da yarısı odalarda değildi! Bilgi alıp çıkmıştı herhalde. Diğerleri kimdi bilmiyorum ama onların yanında ben hiçtim!.. İlk polis üç saat kırk beş dakika nöbet tutmuş. Onu kendisi söylerken duydum! ikincisi iki saat yirmi beş dakika, ama haksızlık değil mi, neden o daha fazla diğerleri daha az tutmuştu?.. Üçüncüsü kaç saat tuttu acaba?! Onun, iki saat on sekizinci dakikasında içeri girdik. Hatırlıyor musun?”

Hilde: “Evet ama senin kadar değil canım.”

“ilk Ayhan amca geldi. Onu o zaman tanımıyordum. Hepsi ‘amirim amirim’ diyordu. O girdi. İki saat sonra, o zamanlar bilmiyordum, Alp abi, ‘il emniyetten geliyorlar. Burayı boşalttır.’ diyerek içeriden geldi. Burası, birden kalabalık oldu. Bir koşuşturmaca, Ayhan amca onu karşılamaya geldi. Adam iki koruması ile içeri girdi. Yani koruma da olsam içeri girebilir mişim değil mi?”

Yanımda Selim oturmuyor gibi Filiz’le Hilde’ye bakarak anlatıyordum bunları.

“Sonra vali geldi! Valiyi karşılamaya Ayhan amca gelmemişti! Alp abi, sarışın dalgalı saçlı çorabı yandan kaçmış bir kadın ve kabanının arkasına çamur sıçramış kır saçlı bir adamla gelmişti. Diğer adam validen daha mı üstündü acaba?”

Elif, “Ayhan amca hastanede değildi. Babamla camiye gitmişler.” diyerek sorumu yanıtladı.

Birden kısa bir kahkaha attım ve, “Onun korumasının biri babet çorap giymiş. Bu havada babet çorap giyilir mi ya! Hasta olacak sonra!..” dedim

•~~~~•Selim,

Bu sözünden onun o geceyi tam olarak tekrar yaşadığını anladı. Çünkü hava çok güzeldi. Ne çok sıcak ne üşütüyordu… ılık bir hava vardı ama Nurseli üşüyordu…

~~~~~~•~~~~

•~~~~•Nurseli,

“Birinci polis giderken, ikinciye bizi işaret etti gördün mü?”

Hilde, sinirli sinirli, “Evet gördüm.” dedi

“Ne dedi acaba?.. Sonra bir komiser geldi, ‘Buraya iki kişi daha yerleştirin! Arkadaşlar lütfen nöbetleri sıkı tutun.’ E haklı tâbi, önüne gelen içeri giriyordu.” Hilde’ye bakıp, “Biz hariç!..” dedim

“Sonra dış caddeyi gösterip, bu yolu tek yönlü geçiş yapalım! Üst cadde çıkış yolu olsun! Arabalar buradan gelip, indirip devam etsin ve üst caddeden çıksın!”

Bir yandan da elimle o hareketi yapıyordum.

Filiz, Hilde’ye, “A! O hareket o muymuş?” dedi

Hilde, Elif’e bakıp, “Nurseli narkozdan uyanırken bunu yapıyordu!” dedi

Üç gün sonra bile o geceyi yaşıyormuş gibiydim.

“Altı emir verdi ama sekiz ’emredersiniz Mert komiserim’ dediler, acaba ben hangisini kaçırmıştım. ‘Buraya iki kişi daha koyun,

kuş uçmasın!.. Bir.

İçeriye hastayla birlikte bir refakatçiden baskasi alınmasın!..iki

Alt giriş geliş yolu, üst giriş çıkış kapısı yapılsın!..üç

tek cadde usulü yapılsın!.. dört

gelen insin, araba beklemeden otoparka gitsin!.. Beş

anlaşıldı mı?..’ altı… ama onlar sekiz kere ’emredersiniz komiserim’ dedi. ‘Emredersiniz Mert komiserim!..’ Mert komiser! miydi?

mert! komiser miydi?..”

Sorumu, nefes alıp vererek yine Elif cevapladı, “Mert, isim olarak yani!”

“Sonra içeri girecekken ikinci nöbet tutan polis arkasından durdurdu. ‘Mert komiserim! bi bakar mısınız?’ deyip kulağına bir şeyler söyledi gördün mü?”

Hilde: “Evet canım!”

“Filiz, sen gördün mü?”

Filiz: “Gördüm canım! Bizi işaret etti.”

“Mert, önce bize bakıp sonra orada olan bütün polislere, arkadaşlar Doğan komiser ne emrettiyse o! Asla zafiyet, gevşeklik istemiyorum! Yakınlar harici bu kapıdan kimse girmeyecek! Girdi ama!” deyip Hilde’ye baktıktan sonra, “O gece yakın olmayan tek bizdik galiba!” dedim…

~~~~~~•~~~~~~

İçlerinde sağlıkla en alâkadar Hilde’ydi. O yüzden Selim, ona bakarak, “Bu kadar ayrıntıyı hatırlaması normal mi?!” diye sordu.

Doğan, Selim’e söylemişti ama Selim abartıyordur o kadar da olamaz diye düşünmüştü. Durum Doğan’ın söylediğinden daha vahimdi.

Hilde de şaşkındı, “Söz konusu Nurseli ise mümkün!” dedi…

~~~~~~•~~~~~~

•~~~~•Nurseli,

Filiz de Hilde’yi onaylar gibi, “İki gün kırık ayak durabiliyorsa?” deyince Hilde, “O gece hava çok soğuktu. Soğuk kompress kırıklarda ağrı azaltır. Kırıklar üstte olduğu için basmada problem olmaz! Zaten o gece hem sakinleştirici hem de kendi ilacını içtiği için, uykuda da çok acımamıştır ama neden o gece her şeye bu kadar dikkat kesilip her ayrıntıyı ezberlemiş onu bilemiyorum!” deyince, bunun cevabını ben verdim,

“Hani iki kişi bir yere oturur da, karşıda olanları seyrederler yaa! Biri dondurma yiyen çocuklara bakar mesela,  diğeri ise bisiklete binene!.. Ben her şeye bakmak istiyordum. Hiç bir şey kaçırmak istemiyordum!.. Ben o gece, Selim’in yerine de gördüm, o gözlerini açınca bunları anlatmak istedim ama düşünüyorum düşünüyorum bulamıyorum ben neredeydim?!.”

0
Please leave a feedback on thisx
<br>

“O gün, ‘Kendinde değil!’ lafını daha iyi anladım ama ben o an neredeydim? Bir ayağı kırık, tripota yerleştirilmiş kamera gibi hissediyordum. Acıkmadım, susamadım. Hatta ameliyat için tahlil verilene kadar tuvalete bile gitmemişim. Hemşire elime şişeyi verdi ‘ben buna ne yapacağım’ dedim. Onu bile unuttum!..”

..Acınacak halime iç çekip Hilde’ye baktım

“Hatırlıyor musun, sonra ne olmuştu?!” dedim.

Hilde: “Evet, hatırlıyorum güldürme yine!”

Bir süre ben de güldükten sonra devam ettim, “Hilde, Mert komiserin arkasından, ‘sizin Doğan komiserinizin, gelmişinin de geçmişinin de ta-…” derken, Selim, ağzımı kapatıp işaret parmağıyla sus yaptı.

Söylediklerini söylemeyeceğimden emin olunca da elini çekti.

“Doğan abi, bu yaşına kadar duymadığı bütün küfürleri, hatta bundan sonrakileri de tek bir seferde duymuştur. Ebesinden, dedesine, okul hocasından, polis yapanlara, bakkalına, kasabına, kapıdaki çöpünü alan adama kadar sövdü. Bi görseniz, Filiz ağzını zor kapatıyordu. Dalak, ciğer, iç dış organlarda nasipsiz kalmadı tabi…”

Selim ve Elif, anlattıklarıma gülerken, “Yukarı çıktık ya, en komiği de orasıydı, elinde idrar kutusu, dedim, ‘Aha açıp suratına dökecek!” dedim

“İçimden geçmedi değil ha! Kadına lazım olmasaydı yapacaktım. O yüzden vazgeçtim!” diyen Hilde’ye Selim, şaşırarak, “Ne kutusu ne?” dedi, yüzü de midesi bulanıyor gibi şekil alırken.

Olayın birazını ben, birazını Hilde birazını da Filiz anlatmaya başladı. Herkes kendi hissettiğini anlatıyordu.

Selim, bizi dinledikten sonra, gülerek, “Desenize en iyisi benmişim ya!” deyince hepimizin suratı birden asıldı ve kızarak bakmaya başladık.

Elif de, “Saçmalama abi ya!” deyip omuzuna vurdu…

~~~~~~•~~~~~~

Doğan, Selim’e olanları az çok anlatmış,

“Kızların aşağıda olduğunu bilmiyordum, bilsem almaz mıydım?” demişti. “Hastaneyi bildiklerini bile bilmiyordum, biz hastane gizli kalacak demiştik! Onlar nereden öğrenmişse öğrenmiş. Kapıdaki görevli de beni aramış ulaşamamış. Alp’de bilmediği için izin vermemiş, öyle kalmışlar.” demişti.

Selim, bu kadar olabileceğini düşünemediği için Nurseli’nin tepkisine hak vermişti… Nurseli ne söylese yerden göğe kadar haklıydı… ~~~~~~•~~~~~~

•~~~~•Nurseli,

Sonra içeri girip hastanenin içini gezdik. Doktorları ziyaret ettik.

Benim doktorum Selim’le daha önce konuşmuştu. Selim, hastanedeyken doktora bilgi vermesi için ricada bulunmuş, doktor hanım da, “Hastamın son arzusu olan kişi beni görmek istemiş” diyerek odaya gelmişti.

Bunu da odaya girince doktor, Selim’e, “Sizleri görmek ne güzel, nasılsınız?” diye sorunca şaşırarak, “Siz tanışıyor musunuz?” dememle birlikte, doktorum, “Evet, burada görüşmüştük. Beyefendi senin durumunu sordu ben de bilgi verdim.” anlamıştım…

Selim’in beni merak ettiğini öğrenince de yaptığıma yine pişman oldum…

Hastaneden sonra, rotayı Selim oluşturdu, restorana gittik. O gün akşama kadar Selim ve ben çocuklar gibi sevinç içinde vakit geçirdik.

Akşam giriş saati dolmadan yurda geldik. Selim, “Yarın görüşürüz. Okuldan alırım sizi.” deyip gaza bastı.

“Tamam!” deyip, arabanın peşinden bakarak, içimden, “Emri vakilerini bile seviyorum senin.” dedim.

Hilde, omuzuma dokunup, “Sırada ne var?” diye sorunca, Elif’e el sallarken, “Abim!..” dedim, “Selim abim!..”

Yurda girerken Filiz, “Selim’i sana Allah gönderdi vallaa, o buldurur abini merak etme.” deyince, “Ben önce kendimi buldurayım sonra sıra ona da gelir.” dedim.

Ailemle görüşmeye başlamadan abimi bulması konusunda kendisine ricada bulunamazdım.

Ayrıca daha da önemlisi gerçek kimliğimi söylemek varken..

•~~~~•Selim,

Elif, kızlar görüşünden kaybolana kadar el sallayıp sonra camı kapattı. Derin bir nefes çekip yaslanınca abisinin anlam veremediği yüz ifadesiyle karşılaştı.

Elif: “Ne?!”

Selim: “Ne ne?!”

Elif: “Neden öyle bakıyorsun?”

Selim: “Sence neden olabilir, bir tahminin var mı?”

Elif: “Hayır tabi ki!”

Selim: “Ne zamandır görüşüyorsunuz siz?”

Elif: “Ha! o mu?!”

Selim: “Ha!.. o!..” (kız sesi ile dudaklarını yamultup)

Elif: “Oluyor biraz!”

Selim: “Ne kadar biraz?!”

Elif: “Aşağı yukarı-“

Selim: “Bırak aşağısını yukarısını! Ne zamandır?!”

Elif: “Yarı tatilden dönüşte!”

Selim, şok olup, “Siz iki aydır arkadaş mısınız yani?!” dedi

Elif: “Tam o kadar demeyelim de bir, bir buçuk falan. İlk zamanlar çok sık görüşemedik.”

Selim: “Sen evden ne diyerek çıkıyordun peki?”

Elif: “İlk zamanlar anneme, ‘Hakan abime gidiyorum’ diyordum, sonra Nurseli’ye demeye başladım.”

Selim, “Annem Nurseli’yi biliyor mu?” dedi şaşırarak

Elif: “Babam bile biliyor! Abimle Kaan zaten biliyordu. Bir kaç defa da Kaan’la görüştüler!”

Selim, direksiyona vurarak, “Ulan arkadaş kızdan bi ben mi ayrı kalmışım! Babamla annem nasıl öğrendi peki?!” dedi

Elif: “Aslında ilk babamla annem öğrenmiş. Babam, Nurseli’yi senin arabada görmüş, oradan biliyor. Annemle ben de, Doğan abi bizi eve getirirken telefonda Hilde ile konuştuğunda öğrendik. Nurseli seni görmeye gelmiş, senin yanında açlıktan bayılmış. Doğan abi, ‘Orada arkadaşları var gidip çağırın.’ deyip Doktorla konuştu.

‘Doktor bey inat etti. Yemek yediremiyoruz. İki gündür serumlarla ayakta duruyor.’ dedi.

Annemle biz zaten hayal meyal gördük ama Furkan komiserin tanıdığı zannettik. Hatta kardeşinin odasında kaldığı için onun kardeşi zannettik. Ben de, koridorda Filiz’le dolaşırken gördüm. Nurseli’yi ilk gördüğümde iyi duruyordu. Ayağı neden sargılı diye merak ettim hemşireden öğrendim. Öyle işte!..”

Selim: “Nasıl başladınız peki?”

Elif: “Abi, Vallahi… Ben aslında ilk tekrar seninle görüşsün diye yalvarmak için buluştum ama Nurseli, ‘Bizim olgunlaşmamız lazım, henüz ham armutuz’ dedi!”

Selim, “Ney mişiz?!” dedi yanlış duymuş gibi…

Elif: “Ham armut! Dağ armutu! Yani misal… Sonra dedim, ‘Biz görüşebilir miyiz?!’ Sonuçta biz armut değildik. ‘Olur!’ dedi. Öyle başladık!..”

Selim, ailesi bildiği için bir yandan içten içe seviniyor, bir yandan da içerisinde bulunduğu durumdan dolayı, Nurseli’yle ileride ayrılmaktan korkuyordu…

•~~~~•Nurseli,

Ertesi günü, akşamı iple çektim.

Derste de beş dakika da bir saate bakıp durduğum için kendime kızdım. Kendimi biliyordum işte, dakka bir gol bir olmuştu…

Ders biter bitmez koşar adım dışarı çıktığımda, Selim, çoktan gelmiş gibiydi. Arabanın içinde dosyalara gömülmüş oturuyordu.

Sessizce arabanın arkasından dolandım. Selim’in cam açıktı. Dosya da her tarafı delik deşik bir adam resmi görünce çığlık attım.

Selim, irkilerek dosyayı yan koltuğa atıp kapıyı açtı ve, “Ne oldu?!” dedi panikle…

…Şoktan titriyordum… Midem bulanmaya başlarken; Selim, hemen su verdi. Bir iki yudum aldıktan sonra dosyayı işaret ederek, “Sen buna nasıl dayanıyorsun?” dedim

Selim, sanki “daha kötüsünü gördüm” der gibi, “Ne var ki?!” dedi

“Bunun gerçeğini gördün mü?”

“Evet!”

“Nasıl yemek yiyebiliyorsun ya, iğrenç!”

Kızlar lafa sonradan gelirken, Hilde, “Neymiş o iğrenç olan şey?” dedi geldiklerini haber verir gibi

Parmağımla işaret edip, “Resimde bir tane adam var!.. ööğğkk!” dedim, Hilde ile Filiz’e bakarak

Selim, belimden tutarak, “Tamam artık düşünme! Hadi geçin.” deyip, benimle koltuğa doğru ilerledi. Selim’in alışacağını düşünüp şikâyet ederken, ben alışmıştım.

Selim, sanki göreviymiş gibi bir defa bile kemerimi bağlamadan hareket etmemişti. Hatta, telefonda konuşurken bile, telefonu başıyla omuzları arasında sıkıştırıp o halde yine takmıştı.

Koltuğa oturup, Selim’in yarasına dokunarak, “Bu, o dosyayla ilgili değil dimi?” dedim

Selim, kötü haber verir gibi yüz ifadesiyle, “O dosyayla ilgili ama biraz farklı. Çoğunu Furkan’a devrettim… Bizden çıktı. Bu adamın katilini de bulursak, tamamen kurtulacağız inşaallah, tamam mı gülüm!.. Ücreti alayım!” deyince, yüzümü asarak cama doğru döndüm… Selim öptükten sonra, “Asma yüzünü!..” deyip direksiyona oturdu.

Önce ortaya, “Bakın, bizlere ani hareket yapmaktan sakının, bizler refleks olarak silaha davranıyoruz!.. Allah korusun ters bir şey olur!..” dedikten sonra, kimse karşılık vermeden, “Aç mısınız?” diye sorunca, üçümüz aynı anda, “Yok!” dedik

Selim, cevaplara üzülmüş gibi teker teker yüzümüze bakarak, “Hepiniz mi toksunuz ya?!” dedi

Hilde, başını ortaya eğip, “Sen sevgilinle vakit geçireceksin diye yüz kilo olamayız, kusura bakma. Son yılıma da büte girmeden geçmek istiyorum!” deyince Selim, “İnşallah sorunsuz mezun olursun baldız, yoksa iki yıl işimiz var!” dedi

Hilde, “Allah Allah! Ben olmasam ne olurdu bi düşünebilir misiniz komiser bey?!” dedi kelimeleri imalı imalı vurgulayarak…

Selim, teslim olmuş gibi ellerini kaldırıp,

“Aman baldız, biz arayı bozmayalım! Ben de merkezde ruh gibi dolanmayayım sonra! Sen ne dersen o!” deyince, arabada sessizlik oldu.

Demek ki, Doğan abi hâlâ düzelememişti.

Selim, Hilde’ye göz kırpınca, Hilde, dikiz aynasının kadrajından çıkmak için kapıya yapıştı.

Selim’in söylediğine göre, ne kadar ısrar etse de Doğan’ın ağzından laf alamamıştı. Hilde, Doğan’a karşılık vermiş miydi? Ser verip sır vermiyor, lafı değiştiriyordu.

İki gün arayla Selim, bizi okuldan alıp yurda bırakıyordu. Hafta sonu içinde anlaşmıştık. Hilde ve Filiz çalıştığı için gelemeyecekti ama Doğan abi, onların yerine katılacaktı.

Elif, gülerek, “Resmen çocukları paylaşma gibi oldu haa! Bir hafta biriyle bir hafta diğeriyle vakit geçiriyorsunuz.” deyince Selim, bana bakıp, “Sizin cephede durumlar nasıl?” diye sordu

“Berbat!” dedim… “Ben hiç bu kadar inatçı, kinci birini görmedim ya! odada ‘doğmak’ fiilini bile kullanamaz olduk! ‘Doğ’ dedik mi kızacak diye kelimeyi değiştirdik. ‘Güneş doğuyor yerine yükseliyor!’ diyeceğiz, o derece yani! Bir yandan da hak veriyoruz, Filiz söyledi, ilk öpücüğüymüş, boşa gitmiş gibi bir şey olmuş yani?” dediğimde, Selim, hem şaşırıp hem sevinerek, “Üzülmesin, bizim oğlanın da ilk, zaten acemi olduğu için bodoslama daldı. Bir de herkesin içinde olduğu için pişmanlık duyuyor.” dedi

Elif üzülmüş gibi, “Desenize armut oluşmadan daldan düşmüş!” deyince derin bir “Of!” çekip, “Kızın iç dünyasını çözsek işimiz kolay da! Anlamıyoruz ki ne düşünüyor!” dedim

Selim, tasdikle, “Aynen! Tencere kapak! Doğan da öyle. ‘Hafta sonu gel’ diyorum kılı kırk yarıyor! ‘Kızlar gelmiyor, Nurseli de tek gelmek istemiyor, buluşma iptal o zaman’ dedim de, ‘Tamam tamam sırf senin için geleceğim’ dedi, ben de yedim sanki ama ben kardeşimi biliyorsam kesinlikle aşık!” dedi

Elif, “Belki Hilde de onu bekliyordur. Bir gelse, konuşsa belli etse!” deyince, Selim, tek kaşını yukarı kaldırarak, “Belli etmedi mi sence?!” dedi, öpüşmeyi ima eder gibi

Ben de, “O başka!.. Bence!.. Yani o sayılmaz!..” dediğimde Selim, arkadaşını savunarak, “Karşılığını almadıysa nasıl gelsin?..” dedi

Hilde, bize söylemediği için, “Vermemiş mi?” dedim merakla

Selim: “Bilmiyorum ki! Anlatmıyor.”

“Ama bak! Hilde’nin orada, o kadar kalması bile mucize ve karşılık vermiş demek. Normalde tokatı patlatırdı!” dediğimde Elif, beni tasdikleyerek, “Kesinlikle katılıyorum. Şu iki ayda tanıdığım Hilde, suratına yumruğu geçirirdi.” dedi…

Buluşacağımız yere, Doğan abi daha önce gelmişti… Bizi görünce ayağa kalktı.

Masaya yaklaşıp, “Abi ya! Neredesin özletiyorsun!” dediğimde, sinirli sinirli, “Sevgiline Sor! Kaç yıl önceki dosyayı deşti, pisiyle biz uğraşıyoruz!” deyip başıyla Selim’i gösterince, Selim susması için öksürdü…

“Nasıl ya?!” deyip, sinirle soru karışık Selim’e döndüm ve, “Hani Furkan komisere devretmiştiniz?..” dedim, sanki Selim’in ki candı da Furkan’ın ki başka bir şeymiş gibi…

Doğan: “Sorma! O ekip daha fena! Organizeyle birlik oldular. Uyuşturucu var! Kadın ticareti var! Kaçak alkol, sigara, mülteci ne ararsan var!”

Birimleri detaylı bilmediğim için, “Alp abiyle mi oldular?” diye sordum

Selim, “Alp, asayiş büroda canım, onunla çoğunluk biz ortak çalışıyoruz!” dedi

“İyi de bu kadar suç varmış da neden dosya kapanmış?” diye sordum bundan sonrasından korkarak…

Doğan abi, “Usulüne uygun raporlarla kandırmışlardır ya da onunla ilgilenen komiseri tehdit etmişlerdir!” deyince, “Furkan komiser tehdit almıyor mu?” dedim yine üzgün ve merak dolu gözlerle…

Doğan: “Alıyordur almaz mı?! Ama bu inat bir,

Furkan iki!.. Ölürler de tehdide papuç bırakmazlar!”

Selim, öksürükten anlamayan Doğan’a bağırınca, konuşması yarıda kaldı, “KARDEŞİM! SUSAR MISIN ARTIK?!.”

…Ben artık bir ayrılığa daha dayanamam diye düşünüp ağlamaya başladım. Elif de morali bozulmuş gibi, “Ülkenin tek doğrusu siz misiniz abi!” dedi.

Selim, kızarak, “KIZIM SAÇMALAMA! O SUSSUN, BEN SUSAYIM. HAYDUTLAR SARSIN ÜLKEYİ! TÖVBE YA RABBİM YA!” dedikten sonra biraz daha sakinleşerek, “Bir Selim gider bin Selim gelir güzelim. Bu iş böyledir. ‘Aman bana bir şey olmasın’ diye korkup saklanırsam, sevdiklerimin yüzüne bakamam, ileride de canları yanar!” deyince, “Böyle de yanıyoruz ama?!” dedim

Selim ısrarla, “Bu gurur yanması gülüm! Utanç yanmasından iyidir.” diyerek yaptığını savundu. “Neyse konuyu değiştirelim mi artık?!” dedikten sonra garsonu çağırıp yemek siparişini verdi.

Yemekler, ben ve Elif’in iştahsızlığından dolayı tatsız yendi. Doğan abi ile memleketi hakkında konuşup biraz daha sohbet ettikten sonra ayrıldık…

•~~~~•Nurseli,

O hafta sonu Selim, bir yere uğrayacağı için Elif’i yanına almamıştı. Kızlar da çalışıyordu. Selim ve ben ilk defa yalnız vakit geçirecektik…

Selim, kapıda beklerken arabadan inmiş telefonundan bir şeyler yapıyordu. Yanına gelene kadar beni farketmedi.

Telefona eğilerek, “Hayırdır kime yazıyorsun?” dediğimde, yazı okunmayacak şekilde ekranı kapatıp, “Bak bakalım kime?” dedi

Ekranda, “Mert” yazıyordu. “Ha!” dedim elimle yine Mert’in yaptığını yaparak. *(Ben, mesajı merak etsemde okumazdım ama kesin operasyonla ilgiliydi ve bilmemi istemiyordu. Bi kızla mesajlaşsa daha fazla mı üzülürdüm bilmiyordum ama bütün modumun düştüğünü çok iyi biliyordum…)

•~~~~•Selim, Mert’e anlatmıştı ama Mert hareketi hatırlamıyordu…

Selim, Nurseli’yi üzmek istemediği için, dosyayı Furkan’a devretse de hepten elini çekmek istemiyordu. O yüzden Mert’i, Furkan’ın ekibine geçirdi.

•~~~~•Nurseli,

Selim, “E?! Gülüm nereye gidelim?” diye sordu…

*(Selim neredeyse hiç Nurseli demiyordu. En çok gülüm ve canım diyordu. ‘Neden gülüm diyorsun’ dediğimde “İlk gün kokunu güle benzettim o yüzden!” demişti.)*

“Hava çok güzel, acaba zamanında verilen sözümü yapsanız beyefendi!” dediğimde duraksayıp kısa bir error verince, “Unutmuşsun!” dedim üzülmüş gibi.

“Biraz yardıma ihtiyacım var sadece, Unutmuş olamam!” derken güvendiği hafızasına kopya istiyordu.

“Havalar kötüyken söz verdiğin bir-…”

Daha sözüm bitmeden beyimiz B12’sinin ne seviyede olduğunu gösterir gibi, “Anlaşılmıştır efendim! Rota kız kulesi!..” deyip, hareket etti…

…Tekne ile kız kulesine geldik. Biraz oturduktan sonra, “Karşıdan izlemesi daha zevkliymiş ya!” dedim

Selim’de, tasdik ederek, “Değil mi?! Peki, seni hem izlemesi hem de orada olması zevkli bir yere götüreyim mi?” dedi

“Oluuur! Gidelim.” dedim gözlerimdeki heyecanı sesimle de belli ederek.

“Hadi o zaman!” deyip kalktık ve yine geldiğimiz gibi karşıya geçtik…

Her zaman ki gibi koltuğa oturdum, Selim de kemeri taktı. Ben de cama dönüp öpmesini beklemeye başladım ama Selim öpmüyordu…

“Neden öpmüyor” diye dönünce Selim’le göz göze geldim. “Kemer takmaya zam geldi küçük hanım! Bu sefer öpücük yeni tarifeden olacak!” deyip, dudağımdan öptü.

İlk defa yaşadığım bu şeyin, ne olduğunu biliyordum ama nasıl karşılık verileceğini bilmediğim için afallamıştım, çünkü hâlâ acemi aşıktım.

Selim, geri çekilip kapıyı kapattı…

Direksiyona oturup arabayı çalıştırdı…

Çok utanmıştım…

Sürekli dudağımı ısırıyordum…

O yumuşacık sıcaklık kaybolsun istemiyordum…

Selim ise, gayet sakin şekilde, “Karşılık vermemek böyle oluyor gülüm!” dedi.

Kala kalmıştım, “Ne yani ben karşılık vermedim mi?” dedim… Halbuki, ilk defa yanağımı öptüğünde kendimi geri çektiğimi hatırlıyor olmalıydı.

Selim, “Hayır gülüm vermedin!” deyince, “Ben doğduğumda yürüyemiyor muşum! Annem babam bir yılda öğretmiş!” diyerek bu şeyin ilk defa olduğunu kasdettim

Selim, gülümseyerek, “Hadi ya! Bir yıl da ancak öğrenirim diyorsun yani? Öyle olsun bakalım!” dedi.

“E! Rotamız neresi?” diye sorup konuyu değiştirdiğimde, başını omuzuma koydu. sağ eliyle, sol kolumu tutup kaldırdı ve karşıyı işaret ederek, “İşte oraya gidiyoruz!” deyince, çocuklar gibi alkışlayarak, “Galata kulesi!” dedim…

Birlikte, Galata kulesine çıktık…

İlk defa çıktığım için, “Of! Buradan manzara mükemmel ötesi!” diyerek şaşkınlığımı ve hayranlığımı belli ettim.

Galata’yı turladık, her yerinden, “Burası da çok güzel! Ay burası da! İnanmıyorum burası da!” diyordum… Hezarfen Ahmet Çelebinin atladığı yerde durup karşıyı izlemeye başladık…

“Mübarek ganadına gurban, nasıl uçtun buradan!” dedim, hikaye de basit gibi geldiği için…

Manzaranın muhteşemliğine dayanamayıp, “Buradan gitmeyelim!” dedim…

Biraz aşağı bakınca korktum ve geri çekildim… Sırtım Selim’in göğsüne değince de durdum… Selim, kollarımdan tutup sarılarak, “Korkma! Ben hep burada olacağım!” dedi

“Seliiiimm?”

“He gülüm?”

“Kalbimin atışını hissediyor musun?”

Biraz, bekledikten sonra:

“Hissediyorum gülüm!”

“Sana bir söz vereceğim!”

“Ne sözü?”

“Sen beni bırakmadıkça, asla senden ayrılmayacağım!”

Selim, gıcıkça, “Güzel! Evlenme teklifinden yırttık desene!” deyince dirseğimle karnına vurup, “Ya! Mızıkçılık yok! Hem teklifin güzelliği, düğün sürecini kısaltacak unutma!” dedim…

“Ne diyorsun! Ne kadar kısaltır mesela, iki yıl kadar olabilir mi?”

“Aynen öyle! Okulun son senesine çekebilirim!..”

Biraz daha manzaranın tadını çıkartıktan sonra aşağı indiğimizde, heyecandan titremeye başladım. Selim, yine arabanın kapısını açıp işaret ederek, “Geç bakalım!” dedi…

Ayağımı sürüyerek minik minik hareketlerle arabaya binerken, hızlı hızlı nefes alıyordum. Selim, kemerimi taktı… Yutkundu…

Gözlerimi kısarak kendimi sıkıyordum ama Selim, yine kıpırdamıyor, öpmüyor konuşmuyordu.

Herhalde kendimi sıkarken ki komik hâlimi izliyordu. Selim öpmeden, elimle yüzünü tutup alt dudağından öptüm ve hemen geri çekilerek, “Tarifeye tekrar zam gelmeden gidelim mi?” dedim

Gülümseyerek, “Fazla verdiniz küçük hanım üstünü vereyim!” dedi ve oda tekrar beni öptü. O dudağını çektikten sonra dudaklarımı yalayıp, “Siz de öğrenci indirimi yok mu acaba?” dedim

Selim, “Bir dakika!” diyerek kapıyı kapattıktan sonra koltuğuna oturup arabayı çalıştırdı. “Aslında aylık abonman var! Size en uygun onu tavsiye edebilirim!”

“Şartları öğreneyim de uygunsa ondan aa-..” derken Selim’in telefonu çaldı, arayan Mert’ti.

“Efendim Mert…

Yoldayım…

Tamam, sen neredesin…

Galata’dan çıktık biz de.

Seni alayım (bana göz kırparak) Nurseli’yi bırakıp devam ederiz!..

Tamam yarım saate oradayım, ‘çık’ deyince çıkarsın.”

Telefonu kapatıp devam etti, “Aferin zekiymişsin! Çabuk öğrendin!” dedi

Benim aklım telefondayken, Selim de benim dikkatimi kendinde tutmaya çalışıyor gibiydi.

“Ne, anlamadım! Ha! Evet öyleyimdir…” deyip sustum.

…Yarım saat sonra Mert’i evinin yakınından aldık. Mert, orta tarafa oturup, “M.Merhaba Nurseli ben Mert!” deyince sesinin titremesinden çekindiğini anladım, o yüzden ben de yıllardır tanışıyormuşuz gibi espiri yaparak, “Merhaba, Mert komiserim!.. O gün sizin arkanızdan düşündüklerimden dolayı kaç yıl yerim!” dedim

Mert, “Fiiliyata dökmediklerimizden sorumlu değiliz! Merak etme!” dedi gülümseyerek

Selim’e bakarak, “O zaman Hilde yandı desene! Ömrü hapiste geçecek!” dedim…

Mert, Hilde’nin küfürlerini duymuş gibi, “Evet maalesef ama Doğan komiserim davacı değil galiba?” dedi ‘küfür kime edilirse onu ilgilendirir’ der gibi

“Sağolsun değil!” diyerek Selim’e göz kırptım.

Mert, benim rahat halimden dolayı kendisi de mahçup tavrını bi kenara bırakıp, “Nurseli, bilseydim kesinlikle orada öyle davranmazdım! Özür dilerim!” dedi

“Sağlık olsun! Üzülme lütfen. Artık yapacak bir şey yok. Özre de gerek yok.” dedim.

Beni içeri almayan kapıdaki polisler hariç herkes özür dilemişti, Ayhan Amir bile…Sonradan öğrendiğim kadarıyla birimdekilere nazikçe benim son olmam konusunda da uyarıda bulunmuştu.

Mert, “Bir şey sorabilir miyim?!” derken hem benden hem Selim’den izin istiyor gibiydi…

“Tabii!”

“Ben o gün bi hareket yapmışım?..”

Hemen gösterdikten sonra, “Bir de o gün başın mı ağrıyordu? Sürekli böyle yapıyordun!” derken, üç parmağımı şakaklarımdan ortaya doğru paralel olarak ileri geri hareket ettirip gösterdiğimde Mert, şaşırarak, “Evet! Yorgunluktan başım çatlıyordu ama sen nasıl bu kadar net hatırlıyorsun?!” dedi

“Bilmiyorum” der gibi kollarımı açıp boynumu büktüm…

Yurda gelince, “Görüşürüz!” deyip indim…

Mert’te ön koltuğa oturmak için benimle inip,

“Kendine iyi bak yenge! Görüşürüz!” deyince, “Sen de!” dedim.

… Onların gitmesini izledikten sonra gülerek içeri geçtim. Heyecandan kalbim duracak gibiydi. Odaya girdiğimde gözlerim Filiz’i aradı.

Hilde’ye, “Filiz nerede?!” diye sordum. Filiz, tuvaletten çıkınca da apar topar tekrar tuvalete geri girdirdim.

Filiz, afallayarak, “Ya ne oluyor?!” dedi

Kısık sesle, “Sana bir şey söyleyeceğim!”

derken Hilde arkadan gelip, kapıya elini dayayarak, “Ne oluyor, öpüştüğünü bana neden söylemiyorsun?” dedi.

Filiz, çığlık atarak, “Ne? Nasıl? İnanmıyorum! Anlat çabuk!” derken ben Hilde’ye, “Nasıl anladı acaba” der gibi baktım.

Hilde, “Suratın kıpkırmızı olmuş!.. Bu halini kim görse anlar…” dedi sormuşum gibi.

Ellerimi, yüzüme kapatıp kısa kısa dokunuşlarla sıcaklığı kontrol ederek,

“Mert de anladı mı acaba?” dedim utanarak.

Hilde, aynı sert tavırla, “Neden söylemiyorsun? Soruma cevap ver, konuyu değiştirme!” deyince mahçup ifadeyle, “Yani ne bileyim, istemezsin diye!” derken başımı yere eğdim.

“Neden istemiyeyim kızım! Arkadaşımın acısı ile üzülüyorken, neden sevinci ile mutlu olmayayım!” dedi, yengelerin bir tanesi…

“Hani sen!.. Doğan abi!.. Öyle işte ya!..” diyerek anlamsız şekilde anlatmaya çalıştım.

Hilde, “Ne olmuş benle, Doğan abine?” derken bilmiyormuşuz gibiydi

“Seni öpmesinden dolayı!..”

“O komiserle benim aramda, onu neden karıştırıyorsun ki?” deyince Hilde, ilk defa bununla ilgili konuştuğu için, durmasına izin vermeyip, “Seni zorlaması moralini bozmuştur, kızgınsındır diye!..” dedim

“Beni zorladığını nereden çıkarttın?”

“Karşılık vermedin öyle kaldın ya!..”

Hilde’nin, “Karşılık vermediğimi nereden biliyorsun?” demesiyle, Filiz’le aynı anda “VERDİN Mİ?!” diye bağırınca kızarak, “Bağırmayın! Evet verdim! Neden vermeyeyim?” dedi “ne var bunda” der gibi.

“İyi de sevgili olmadınız!” dedim her şey tam bi o eksik kalmış gibi.

“Her öpüşen sevgili olmak zorunda mı?”

“Ama birbirini seven öpüşür!”

“Demek ki biz o kadar seviyormuşuz! O kadar öpüşmüşüz! Oldu mu? Sorularınız bittiyse çıkalım artık şu tuvaletten!..” deyip içeri gitti. Biz de peşinden çıkıp heyecanlı şekilde olanları anlattım…

~~~~•~~~~~~•(⁠◍⁠•⁠ᴗ⁠•⁠◍⁠)⁠❤•~~~~~~•~~~~

… Yıl sonu yaklaşırken, emniyette polis gecesi yapılacak, Selim’le Furkan ödül alacaktı. Selim, ısrarla benim de gelmemi istiyordu…

“Sen de gelir misin?” dediğindeki hâli, alışverişte annesine istediğini aldırmak isteyen çokluklar gibiydi…

Yalvaran gözlerle bakarken, “Hilde’yi ikna edemem ki, Filiz de onu yalnız bırakmaz. Ben de tek başıma rahat edemem! Bensiz gideceksin maalesef!” dedim…

“Ya yapma! Hilde’yle bir de ben konuşayım. Belki beni kırmaz, gelmeyi kabul eder!” dedi. Hilde’ydi bu, “ana baba dinlemez ki mübarek, seni mi kabul edecek” der gibi baktım…

•~~~~•Selim, yurdun önünde Hilde’yle konuşurken adeta yalvarıyordu.

“Hilde! Baldızların en tatlısı, en güzeli, en iyisi, en! en! en!..”

Hilde, burnundan soluyarak, “Selim kes yağcılık yapmayı, hiç sevmem!” dedi

Selim, içinden, “Doğan’lar ölmez şekil değiştirir” diyordu ama şuan Hilde’ye muhtaçtı.

“Hah! İşte bende bunu söyleyecektim!”

“Ne istiyorsun?”

“Hilde! Merkezde ödül gecesi ve eğlence düzenlenecek. Lütfen sen de gel!”

“Bana ne eğlenceden Selim, al sevgilini git!”

“Ama sen gelmezsen gelmiyor, ‘tek gitmek istemiyorum’ diyor. Gelmezsen yine vurulayım. Ölümü gör.”

Selim, O kadar ısrar etti ki, Hilde dayanamayıp, “Bir gün biriyle evlenirsem ısrar etmeyen biriyle evleneceğim. Sen çok gıcıksın… Tamam!” dedi.

Selim, anlamadığı için hâlâ yalvarıyordu.

“Lütfen! Lütfen!”

Hilde, sinirlenerek, “Ya ‘tamam’ dedik ya! Ne uğraşıyorsun daha!” dedi.

Selim, inanamıyordu,

“Ne?! Sen bana ‘tamam’ mı dedin?!”

Hilde, “Yok, şuradan geçen martıya söyledim! Tabii ki sana söyledim!” dedi şapşallığına gülerek,

Selim, rahatlamış gibi nefes verip “Oh be! Baldız dile benden ne dilersen.” dedi

Hilde, “Bir daha böyle yalvarma başka bir şey istemiyorum!” deyip vedalaştıktan sonra yurda girdi…

•~~~~•Nurseli,

Selim, ne kadar ısrar etse de alışverişe kızlarla çıktım… Alışverişleri yapmış, yurda dönüyorduk… Otobüs çok kalabalık olmamasına rağmen bir adam arkadan bana çarpıp, “Pardon!..” dedi.

Hepimiz, sinir olmuştuk… Arkamda, Filiz’in sırt çantası olduğu ve bana değmeği için, “Önemli değil!” dedim ve biraz daha cama yaklaşıp o adamdan uzaklaştım.

… Yurda geldiğimizde, çok yorulduğumuz için hepimiz sırayla duş alıp yattık. Onlar uyurken ben uykum gelene kadar Selim’le mesajlaştım.

“E! Gülüm yarın nereye gidiyoruz?”

“Çok yoruldum, yarın full yatmak istiyorum!”

“Pazartesi okul çıkışı olsa olmaz mı?”

Çok özledim ya!”

“Ben de… Tamam pazartesi görüşürüz!”

“Hadi öptüm!”

“Ben de!”

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Pazartesi sabah bile iki gün önceki yorgunluğumuz devam ediyordu. Selim, erkenden yurda gelmiş kapıda bizi bekliyordu.

Şaşırarak yanına yürüdük.

“Sen hani çıkışta gelecektin?!”

“Dayanamadım ne yapayım, Uykum kaçtı, bende boş boş yatakta yatmaktansa, buraya geleyim gülümün kokusuyla güne başlayayım dedim!”

Filiz, midesi bulanıyor gibi bakarak,

“Selim! İğrenç ötesi birisin!” deyince, “Neden baldız!” dedi, şaşırmış gibi…

“On erkeğin romantizmini sadece kendine alıp gelmişsin. Diğerlerine bırakmamışsın!”

Filiz’in hakaretle başlayan iltifatına içi rahatladıktan sonra, “Yok baldız babamızdan ne görüyorsak o valla!” diyerek bu hâlinin müsebbibinin genler olduğunu söyledi.

“Sen kaç kardeştin ya?! Babanın geninden başka alan var mı?”

“Var da, senden geç gelmiş farkeder mii?”

“Hiç farketmez!”

Hilde, ikilinin arasına girip, “Saçma sapan konuşma be yürü hadi!” deyip Filiz’i arabaya itekledi.

… Selim, beni yalnızken dudaklarımdan, biri varken yanağımdan öpüyordu. Bazen kızlar, “Hadi biz bakmıyoruz.” deyip gözlerini kapatıyordu ama o yine de yanaklarımdan öpüyordu…

Arabaya bindik, Selim yine kemerimi takarken benim arkamda oturan Hilde, camdan dışarıyı söyleyip, “A! Şuna bak Filiz!” deyince ben de baktım

Filiz’de kendi camından dışarı bakıp, “Gördüm gördüm!” deyip Selim’e, “Biz bakmıyoruz! işareti verince öpmesine izin vermedim…

Selim de yanak ve dudağımın arasındaki boşluğu öpüp, “Bu emeğe saygı için, kızlar o kadar uğraştı.” dedi.

…Selim, okul çıkışı gelmediği için kızlarla direk yurda gelip, ders çalıştık. Ertesi sabah da Filiz sırt çantasını alıp çıktı… Otobüse bindik, sırayla kartları basıp ilerledik.

Hilde ve ben yan yana, Filiz ise arkamızdaki koltuğa oturdu…

•~~~~•Filiz, kartı koymak için çantayı açtığında bir zarf gördü, sesli şekilde, “Bu ne be?!” dedi

İçini açtığında bilgisayar yazısıyla,

“SERMAYEMİZ BİTTİ. SERMAYE OLMAYA HAZIRLAN.” yazıyordu.

“NE SERMAYESİ YAA!” deyince

Hilde, geriye dönüp, “Ne diyorsun ya?!” dedi

“Ne bileyim, biri çantama bir şey koymuş!”

“Ne yazıyor?”

“Sermaye bitti sermaye almaya hazırlan!”

“Ver bakayım! Allah Allah ama burada ‘olmaya’ yazıyor!”

“Yanlış yazıldı herhalde! Sermaye ben olmayacağıma göre!..”

•~~~~•Nurseli,

Bir yandan telefonda Selim ile konuşuyor bir yandan da Hilde’nin elindeki nota bakıyordum. Hilde’ye bakıp kaş göz işaretiyle, “Bu ne?” der gibi baktım.

Hilde, dudakları ile, “bilmem” işareti yapıp, kağıdı Filiz’e verirken, “Al koy sonra bakarız!” dedi

Filiz, kağıdı buruşturup tekrar çantasına koydu.

Selim de bana, “Gülüm sustun?!” deyince, “Buradayım, bir kağıt vardı da ona baktım?!” dedim.

“Ne kağıdı?”

“Filiz’e not yazmışlar!”

“Ha tamam! Eee? Cevap vermedin!”

“Zahmet olmasaydı ya!”

“Ne zahmeti gülüm, ben sizi öyle süslü püslü taksilere bindirir miyim hiç?”

“Peki tamam!”

Telefonu kapatınca, Hilde’ye baktım. Hilde, telefonu işaret ederek, “Ne diyor seninki!” dedi

“Bizi almaya gelecekmiş!” dediğimde sanki Selim’i tanımamış gibi, “Taksiyle giderdik, o kadar yol gelecek.” deyince, “Söyledim ama Selim’i biliyorsun.” dedim.

Hilde de, “Sayende biliyoruz!” dedi gözlerini devirerek.

“Elindeki kağıt neydi?” diyerek merakımı dile getirdim…

“Bilmiyorum ki, Filiz’in çantasından çıktı.” derken, durağa yaklaştığımız için butona basıp ayağa kalktı ve konu da orada kapandı…

•~~~~•

Filiz’le sabah erkenden uyandık… Akşama doğru Selim, bizi almaya gelecekti.

Hilde’nin niyeti ise, sırayla, öğlene kadar uyuyup sonra kalkıp duş alıp, kahvaltı yapıp üzerini giyip saçını tarayıp çıkmaktı.

Biz ise günler öncesinden plan yapmış, kuaförde randevu almıştık. Benim saçlarım kısa olduğu için kaynak yaptırmak istedim.

Selim, kuaförden de o şekil yürümeyelim diye araba göndermişti. Yurda gelip, elbiselerimizi giymeden karınlarımızı doyurduk.

Ben, yine çok heyecanlanmıştım…

İçim kıpır kıpırdı, midem yemek istemiyordu. Orada acıkırsam yerim diye düşünerek yanıma atıştırmalık aldım.

Selim, gelmiş kapıda beklerken bizde son hazırlıklarımızı yapıyorduk.

Hilde, uzandığı yataktan kalktı…

Kitabını kapatıp rafa koydu…

Aynaya baktı…

Saçlarını parmaklarıyla tarayıp dışarı çıktı…

Uçlarına doğru bukleleşen siyah saçları yataktan kalkınca bile kuaförden çıkmış gibi nasıl durabiliyordu hayret ediyordum…

Saçlar, “Bu kız bize bakmaz, biz en iyisi kökten bakımlı gelelim,” diyor olmalıydılar.

Galiba Doğan abinin ‘gudubet’ dediği bu kızda kendini en çok etkileyen, bu tatlı buklelerdi.

•~~~~•Hilde, kapıda Selim’e iltifatlar edip kızları işaret ederek, “Sabahın köründe uyanıp da hazırlığı yetiştiremeyen biriyle birliktesin farkında mısın?” dedi

Selim, “Olsun! Yirmi yedi yıl bekledik bi yirmi yedi yıl daha bekleriz, sıkıntı değil… Yeter ki o olsun!” deyip göz kırptı…

•~~~~•Nurseli,

Kapıdan çıkarken Filiz’in koluna girmemiş olsaydım eğer, kesinlikle Selim’i karşımda o kadar yakışıklı görüpte, yürüyemez küt diye düşer bayılırdım. Bi erkeğe her kıyafet yakışabilir miydi yaa! Bu, olmayana haksızlık değil miydi.

Titreye titreye Selim’e yaklaştım, elimi bu sefer de Filiz verdi. Selim, bu halimin farkında mıydı acaba. Kendisini her gördüğümde, yüreğimin yer değiştirip boğazımda attığını biliyor muydu çok merak ediyordum.

Arabaya oturduğumda, Selim gözlerini benden alamıyordu. Kemeri taktıktan sonra, “Kızlar üzgünüm ama ben dayanamayacağım! İkinci bir emre kadar buraya bakmayın!” dedi ve boynumdan koklayarak öptükten sonra, dudaklarımdan öpmeye yeltenince “Rujum!” diyerek geri ittim.

İlk defa ellerimle onun kaslı vücuduna dokunuyordum, onun etkisi daha fazla olmuş olacak ki, köpek dişiyle alt dudağını ısırırken, işaret parmağıyla alt dudağımı sıkıp, öptükten sonra dudaklarını yalayarak geri çekildi.

Selim, kapıyı kapatıp direksiyona geçerken ben de aynamı çıkartıp dudağıma baktım… Ayrıca bu bakış, bayılmadan önceki son hâlimi merak ettiğim içindi…

Salona geldiğimizde Selim, bizi kapının önünde indirip arabayı park etmeye gitti.

Mert ve Alp bizi kapıda karşıladı. “Hoş geldiniz?”

“Hoş bulduk! Nasılsınız? Alp abi Mert komserim tanıştırayım Hilde, Filiz.” diyerek arkadaşlarımı gösterdim.

Alp: “Memnun oldum hoş geldiniz!”

Mert, “Nurseli seni değil ama Hilde’yi hatırladım… Hoş geldin!” deyip güldü.

Hilde de, “Hoş bulduk! Ben de görünce hatırladım ama biz sıfırdan başlayalım bence, hepimiz için en hayırlısı bu olur.” deyip güldü.

Alp: “Hoş geldin Filiz!”

Filiz: “Hoş bulduk!”

Mert: “Sen de hoş geldin Filiz! Hilde ‘unutalım’ dedi ama, ben o akşam senin Hilde’yi susturmak için verdiğin çabayı unutamicam!”

Filiz, “Aslında çok da uğraşmadım, sonuçta Doğan onların çoğunu haketmişti!” derken Doğan abi merdivenlerden çıkarken, “Neymiş o hakettiğim şey!” diyerek yanımıza geldi.

… Selim, arabayı park ettikten sonra, Doğan, Zeynep ve Pınar’la geri dönmüştü.

Herkes birbirine bakıp susarken, Doğan abi konuyu değiştirmek için Alp abi’ye dönüp,

“Abi, o gün inanmamıştım ama haklısın galiba, bu kız nitelikli dolandırıcı olabilir!.. O gün nasıldı bugün nasıl, Böyle cinayet işlese kırk yıl bulamayız!” deyince, beni kasdettiğini anladım.

“Aşk olsun abi alt tarafı kaynak!” dedim. İçimden de “Sen kendine bak” diyordum. Hilde’nin kalbinde Doğan’a ait olmayan azıcık bi boşluk varsa da onu bu hâlde görünce dolmuştur emindim.

Bu gecenin adı, polis gecesi değilde, best model of emniyetin en yakışıklısı yarışması olsaydı Doğan abi birinci olurdu kesin.

Selim, bence Furkan’ı değil Doğan abiyi kıskanmalıydı diye düşünüyordum. Acaba abim olarak gördüğüm için mi bana bu kadar yakışıklı geliyordu. “Canım abiiimm”

Maşaallah’ım yine yerini bulmamış “canım abim” kafasına yumruk istiyor gibi gıcıklaşmıştı.

“Aklımızda bulunsun, eşgale ‘uzun saç’ denilirse ne olur ne olmaz, bir de kısa saçlı robot resmi ayarlayalım millet!” deyince bütün söylediklerimi geri alarak Selim’e, “Seliiimm!” dedim bir şey söyleyecek gibi…

****Güzel yüzden kırk günde usanılır ama güzel huydan kırk yılda usanılmaz diye boşa dememişlerdi****

Selim, “Efendim gülüm?” deyince, “Aklıma bir şey daha geldi! O gece Doğan abi!..” dediğimde, daha lafımı bitirmeden, “Yengelerin en güzeli, en rapunzel’i!” diyerek beni kolumdan tutup içeri götürdü.

Selim arkamızdan, “Deli bu ya! Gel lan buraya! Sevgilimi bırak lan!” diye bağırıyordu…

Hep birlikte gülerek içeri girdik…


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x