22. Bölüm

… Sonunda dayanamayıp, “Hakan abi bir şey mi var?” dedim

O da daha fazla içinde tutamamış gibi,

“Nurseli sen bana çok tanıdık geliyorsun, daha önceden karşılaşmış olabilir miyiz diye düşünüyorum.” deyince Selim, araya girdi, “Değil mi abi? Ben de ilk gördüğümde öyle hissetmiştim?” dedi.

Selim’den sonra abisi de benzetince o kişiyi merak etmiştim. Bana daha önce karşılaşma ihtimalini sormasından onun da kız olduğunu anlamıştım. Bana bu kadar benzeyen kişiyi öğrenmek için kendimle ilgili bilgi vermeye başladım.

“Bilemiyorum kii, İstanbul’a ikinci gelişim, Bilecik’te ikamet ediyorum. Acaba Bilecik’e gelmiş olabilir misin?”

Hakan abi, nerede gördüğünü hatırlamaya çalışır gibi biraz düşündükten sonra, “Yok yok Bilecik değil… sanki daha önce… dilimin ucunda ama çıkartamıyorum… Acaba sen-…” telefonu çaldığı için sözü yarım kaldı.

Telefonu açıp, “Efendim anneciğim!” dediğinde kalbim yine heyecanla atmaya başladı. Meraklı gözlerle ne konuşacaklar diye izliyorduk.

Hakan abi, “Tamam anne bir dakika.” deyip Leyla ablaya, “Hayatım Itır’ın ateşi varmış annem ne yapayım diyor?” diye sorunca, ben Leyla abla bir şey söylemeden, biraz önce onun beni tuttuğu gibi kolunu tutup, “Leyla abla lütfen gidin, çok güzel vakit geçirdik çok teşekkür ederim. Bir daha ki sefere daha uzun görüşürüz! Borcunuz olsun.” dedim

Leyla abla bana teşekkür ettikten sonra, Hakan abiye bakıp. “Ne diyorsun kalkalım mı?” diye sordu.

“Sen ne diyorsan o hayatım! Emir senden icabet benden biliyorsun.”

Leyla abla Selim’e bakıp, “Bu kızı sakın kaçırma yengecim tamam mı.” dedikten sonra

izin isteyerek ayrıldıklarında ağzım açık arkalarından baka kalmıştım. Elimi dudaklarıma bastırıp, Selim’e bakıyordum.

Selim aynı ifadeyle,  “Neee?! diye sorunca, “Hilde sana böyle davranıyor yaa, bir de abini görse ne derdi acaba?” diyerek güldüm.

“Ben size söylüyorum babadan oğullarına diye inanmıyorsunuz.” derken gerçekten çok samimiydi.

“Sen abin kadar da romantik değilmişsin.” derken, babasını hiç düşünemiyordum.

“Ben erkeklerle düşüp kalkmaktan özellikle de Doğan’dan dolayı böyle olmuş olabilirim. Ama düzelicem merak etme!” diyerek abisinin seviyesine yetişeceğine söz vermişti.

(Acaba Selim neden ailesinden kaçmıştı, merak etmiştim. Hâlbuki çok mutlu duruyorlardı.)

“Kaan, sen İstanbul’a bi beş on yıl gelme yaa, Yoksa bir kız tarafından kaçırılabilirsin. Yada o kız seni kaçırmaz… Her durumda da ben, benden büyük bi arkadaşımın benden küçük kaynımla olmasını istemiyorum!” dedim yalvarır gibi

Elif durumu biliyor gibii, “Aaa, Filiz mi?” deyince Selim, gözlerini kapatarak gülümsedi.

Kaan: “Aabii, biri bana da anlatabilir mi?”

Elif, kardeşinin merakını gidermek için, “Selim abimin romantik hareketleri Nurseli’nin bi arkadaşının hoşuna gidiyormuş, sizde başka varmı diye soruyordu, onu söylüyolar.” dedi

Kaan bana, “Abla aşk olsun saadetime mâni mi oluyorsun!” deyince, sağ elimi yumruk yapıp, işaret parmağımın sırtını alnıma iki defa vurduktan sonra yine aynı parmağımla Kaan’a gösterdim… Filiz’le aynı şeyleri söylemiş olmasına şaşırmıştım…

Espiriler eşliğinde yemekleri bitirdik.

Selim, “Saat daha erken ne yapalım?” diye sordu.

Kısa bir istişareden sonra boğaz turu yapmaya karar verdik. Selim hesabı ödedi ve çıktık…

İskeleye gelip beklemeye başladık…

Selim, vapura binmeden, “Simit alıp geliyorum siz salona geçin.” dedi…

~~~~~~•~~~~~~•

Simitçinin oradayken vapur yanaştı, tam parayı verip gidecekken Doğan’ı görüp ona doğru yürüdü…

Selam verip yanlarına çağıracaktı ama peşinden Hilde’nin geldiğini görünce geri çekilip gizlendi…

Doğan, Hilde’yi iskeleye çıkartıp elini tutarak Selim’in yanından uzaklaştı.

Selim, adeta şoktaydı, sesli düşünerek, “Vay şerefsiz!” dedi “Sorarım ben sana, kardeş dedik kalleş çıktın…”

~~~~~~•~~~~~~

… Selim, simitleri alıp gelmişti ama yüzünde farklı bir tebessüm vardı. İçin için kahkaha atıyor gibiydi.

Elif’te durumu fark etmiş, “Sen biliyor musun?” der gibi bana bakıyordu…

“Bilmiyorum”u mimiklerimle söyleyince Elif, “Sen sor!” diyerek Kaan’ın yanına yaklaştı.

Ben de, Selim’e biraz daha yanaşıp,

“Ne oldu?” diye sordum.

Selim, kıvırmaya çalışsa da, yanında yirmi yıllık eşiymişim gibi her halini bilen anlayan ben vardım.

Yüzümde ciddi bir ifadeyle, “Söyler misin lütfen!” dedim

“En yakın arkadaşın senden kendisiyle ilgili bir şeyi gizlese, sen de bunu görsen bana söyler miydin?” derken ki bakışlarının kimi ima ettiğini anlamıştım.

“Senin, arkadaşıma bildiğini belli etmeyeceğini bilseydim söylerdim.”

“Peki ya, sen bile belli ediyorsan.”

“Bu gördüğüm durum beni güldürüp arkadaşımı üzecekse söylemem ama ikimizi de olumsuz yönde etkilemezse söylerim.”

Selim, her türlü söylemesi gerektiğini anlamıştı.

“Seninle bir operasyon yapalım o zaman.”

“Ne operasyonu?”

“Filiz’i arayıp ne yaptıklarını sorar mısın?”

“Çalışıyorlar yaa, müsait değillerdir!” dedim her zaman olduğu gibi…

“Sen ara.” dedi ısrarla…

Filiz’i aradım ve ne yaptıklarını sordum. Filiz de Hilde’nin hasta olduğunu yurda gittiğini söyledi. Selim’e bakıp gülümsemeye başladım.

“Şimdi ne yapıyoruz?”

Selim, “İçeriye gidelim koltuğa otur, vapurda olduğunu belli etmeden Hilde’yi görüntülü ara ve ekran resmi çek.” dedi

Hilde’yi aradım…

“Filiz’i aradım hastaymışsın ne oldu?”

“Midemi üşüttüm galiba, eczaneden ilaç aldım yurda gidiyorum.”

“Geleyim mi?” dedim telaşlanmış gibi yaparak.

“Yok sen eğlenmene bak, ben de uyuyacağım… Gelsen bile bir işime yaramazsın zaten, boşuna gelme… Selam söyle… hadi iyi eğlenceler… görüşürüz.” deyip telefonu kapattık.

Sonra Selim, Doğan’ı aradı. Doğan abi de

“Takılıyorum öyle, Sen ne yapıyorsun?” deyince Selim, “Sana bir şey göstereceğim.” deyip videolu konuşmaya geçti.

Doğan abi panik olmuş gibi, “Neredesiniz siz?” deyince Selim belli etmeden, “Kızlardan biri hastaymış, yurda dönüyoruz.” diyerek ileriye değil de Doğan’lara doğru geldiğimizi söylemişti.

Telefona eğildim.

“Abi ne haber.”

“Hayırdır bir sıkıntı mı var?”

“Yok abi Filiz biraz hastaymış da yurda yanına gidiyorum.”

Doğan abi bu seferde bildiğine şaşırmış gibi, “Aa! Geçmiş olsun dediğimi söyle.” derken yüzünde yapmacık bir ifade oluşmuştu. Gülmemek için parmaklarımla dudaklarımı öne doğru büzüyordum.

“Tamam abi görüşürüz.” deyip kapattık. Selim de, ekran resmi almıştı. Telefonları yan yana getirdiğimiz de arkanın aynı olduğunu gördüm.

Ağzımı kapatıp, “BİRLİKTELER!” diye bağırdıktan sonra, “Ama neden yalan söylüyorlar?” dedim

Selim, sinsice gülerek, “İşte operasyonun ikinci kısmını bu yüzden yapacağız,

bakalım neden gizliyolar.” dedi…

Gülerek,”Ne yapacağız pekii.” dedim

“İlk olarak bildiğimizi belli etmiyoruz, sonra da…”

~~~~~~•~~~~~~•

… Akşam olmuş, yurda dönmüştük, Hilde, meraklı gözlerle bana bakıyordu.

Bugün ki şüpheci tavırlarımı tamamen üzerimden atmıştım.

Heyecanlı heyecanlı günümüzün nasıl geçtiğini anlattığım da Hilde’nin yüzünde bir rahatlama olmuştu…

~~~~~~•~~~~~~

… Hilde, Doğan’a mesaj yazdı, “Asayiş berkemal!..”

Doğan, Hilde’den gelecek mesajı bekliyordu. oda ona göre hareket edecek Selim’e belli etmeyecekti…

… Ertesi günü emniyete geldiğinde, Selim’i dosyalara gömülü halde görüp yanına geldi. “Ne haber kardeşim.”

Selim, başını dosyadan kaldırmadan, “İyi.” dedikten sonra morali bozuk bir suratla dosyayı uzatıp, “Otopsi raporuna baksana bi, olay yerinde bir kovan bulmadık mı?”

“Eveeet!”

“Ama maktülden iki çekirdek çıkmış.”

Doğan şaşırdı. “NEE? Olay yeri orası gibiydi? Başka yerde çatışma olup oraya kadar kaçmış olabilir mi?”

“Orada yakalandı ve son kurşunu da orada sıktılar!”

Doğan, dosyayı alıp incelemeye başladı.

“Ölümüne hangi kurşun sebep oldu acaba?”

“İlk kurşun baldırdan girmiş!”

“Abi, kıyafetlerde başka delik yoktu ki!”

“Kriminali ara kurşunları karşılaştırsınlar bakalım, aynı silaha mı ait?”

“Tamam abi hemen arıyorum, bu arada sen ne ara gittin de raporları aldın acabaa sorabilir miyim?..”

“Erken uyanmıştım boş boş yatak nöbeti tutmaktansa kalktım işime baktım. Hem erken kalkan yol alır tamam mı?”

“O dediğin kalkan mı kaçan mı?”

“Farkeder mi?”

“Evet abicim farkeder! Erken “kalkmaya” başladıysan, her yıl belirli günlerde görülen, Selim’in kabus görme günleri başlamış demektir!.. Bir süre devam edip geçer ama erken “kaçmaya” başladıysan daha fenaa, çünkü Selim’in uyanıkken ki kâbusu tekrar başlamıştır ve onun geçmesi yine mucizelere kalmış demektir. Hangisi?”

Selim, yüzünü asarak, “İkincisi!” dedi

“Nasıl yaa, Yavuz amca tekrar istemeye mi karar verdi yoksa? Ne olduu?”

“Sorma abicim, ben göğsümden vuruldum zannediyordum beynimden vurulmuşa dönderdiler.

“E hani bitmiş gitmişti, ‘kız başkasını istiyor’ demişlerdi.”

“Öyleydi ama ne olduysa olmuş tekrar başlamış, annesi annemle konuşmuş.

Bizde değişen bir şey yok, sizde de durum aynıysa söz yapabiliriz demiş. Geçmiş olsuna gelip selâmı okudular yani.”

“E, Selma teyze de, bizde durumlar aynı değil ama deseymiş?”

“Dememiş işte abii, diyememiş, “Selim’e bi sorayım eminim oda sevinir” demiş.”

“Haydaaaa! Senin, “HADİ BUYRUUN!” dediğin yere geldik haa! Eee sen ne bekliyorsun? Git istemiyorum desene.”

“Diyemiyorum aabii, vicdanım boğazıma yapıştı bırakmıyor.”

“Lan saçmalama, başlatma şimdi vicdanına haa!.. Ben boğazına bi yapışırsam görürsün hangisi daha acı oluyor… Sabah sabah saçma saçma konuşup tepemin tasını attırma.” dedikten sonra biraz düşündü…

Ayağa kalkıp, Selim’in masasının etrafına doğru yürüdü. Bir plan yapmış onay istiyormuş gibi, “Her şey bu kızın isteğine bağlı mı? bağlıı!.. Seni istiyor sözleniyorsunuz, istemiyor ayrılıyorsunuz değil mii?..”

Selim, Doğan’dan gelecek fikri merak ederek, “Eveeett! Öyle gibii…” dedi

“O zaman sen bu kızın adresi öğreniyorsun vee buradan en güvendiğin kişiyle tanışmasına yardımcı oluyorsun. Kız buna aşık oluyor ve seni istemiyor, bu kadar basit. Emre mi? Kadir mi? seç…”

Selim, ani bir hareketle yerinden kalktı ve Doğan’ı yakasından tutup arkasındaki kitaplığa yapıştırdı.

“Planın bu mu? Bende adam gibi bir şey söyleyecekmişsin gibi dinliyorum. Planın saçmalığına bakar mısın yaa! Kendini bi düşün. Ben Hilde ile olamıyorum, öyleyse güvendiğim biriyle Alp’le olsun der misin?”

“Geri zekalı mısın oğlum! Bunun Hilde ile ne alâkası var! Tabii ki istemem çünkü ben o kızı öptüüümm!”

“BENDE İSTEMEM ÇÜNKÜ, BENDE O KIZ İÇİN ÖLDÜÜMM!..”

İkisi de sustu. Doğan, Selim’in gözlerine, midesi bulanıyor gibi bakarak, “Seliiimm! Sen bu kıza hâlâ aşıksın farkında mısın?.. O başkasıyla olmasın diye evlenmek istemiyorum diyemiyorsun!..” dedikten sonra da acıyarak bakıp, “Bence daha da kötüsü ne biliyor musun? Bu kız başkasını istiyor diye Nurseli’yle çıkmaya başladın?” deyince Selim itiraz etti.

“Saçmalama, ben Nurseli’yi seviyorum.”

“Hayır Seliimm, sen Nurseli’den hoşlanıyorsun ama ona aşık değilsin.” deyip bu sefer Doğan, Selim’in yakasından tutup, “Bana bak! O kızı üzersen, senin yüzünden o kızın gözünde bir damla yaş görürsem acımam, bunca yıllık kardeşligimiz, dostluğumuz biter. Duyuyor musun?” diyerek tehdit etti.

Selim, Doğan’ın kollarını yana doğru açarak; “Saçmalama Doğan, ben Nurseli’yle evleneceğim, onu seviyorum ve ömrümün sonuna kadar da hep seveceğim!” deyince Doğan, “Umarım öyle olur, yoksa bu günlerini aratırım sana!” diyerek odadan çıktı.

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Otobüste planı düşünüyor, içimden kıs kıs gülüyordum. Planın ilk aşaması bendendi.

Filiz, gülmemi farkedip, “Ne ooo sevgilini mi düşünüyorsun?” dedi

“Çok mu belli oluyor.” deyip yüzlerime dokundum.

Hilde de, “Pişmiş kelle gibi sırıtınca insanın aklına ilk o geliyor.” dedi.

“Sizi de göreceğim bakalım nasıl olacaksınız? Özellikle de seni Hilde hanım!”

Hilde, sinirlenip, “Ben ne alâka kızım?” deyince, “Neden hiç evlenmeyecek gibi konuşuyorsun?.. Enişteme diyeceğim ki nemrut gibiydi, sen bu kızı nasıl tavladın? O zaman senin de şeklini göreceğiz! Tamam mı?”

Filiz, “İster misin Doğan’la evlensinler!” dediğinde Hilde ile aynı anda Filiz’e bakıp “Saçmalama!” dedik.

Hilde, benim Filiz’e kaş göz işaretiyle, “Sus!” Yaptığımı görünce, “NEEEE?!” diye sordu.

“Yok bir şey.” dedim, planın tıkır tıkır işlediğine sevindiğimi gizleyerek.

“Ne sus, sus, deyip duruyorsun? Belli ki bir şey var. Söyle çabuk!..”

“Hildee!”

“NEEE?!”

“Söyleyeceğim ama kızmak yok!”

“Asıl biraz daha uzatırsan kızacağım, söyle çabukk!”

“Geçen akşam, Selim bana bir şey sordu?”

“Ne sordu?!”

“Hilde, Doğan hakkında ne düşünüyor? dedi!”

“Hiçbir şey deseydin!”

“Ben de öyle söyledim! Doğan ile görüşmek istemez mi? dedi.”

“Eeee?!”

“Ben de istemezsin diye düşündüm, hayır! dedim. İster miydin?”

“İstemezdim Tabii ki, iyi demişsin işte!”

“Selim de, “Okuldan kız arkadaşın yok mu? diye sordu. Bu aralar Doğan kafasını toparlayamıyor” dedi.”

Hilde kızarak, “Her aklı başında olmayana ille kısmet mi bulunuyormuş! saçma!” deyince ilk golü atmak için fırsatı bulmuştum.

“Ama Doğan abi olur demiş.” deyince sesinin kontrolünü bile kaybedip, “NE DEMİŞ NE DEMİİİİİŞ?!” dedi

“Olur demiş, biz de bu hafta sonuna ayarladık. Buluşacağız.”

… Hilde, sinirlenince sol eliyle saçlarını arkaya doğru tarardı. Şimdi de saçlarını geriye taramış, orada da bir kaç saniye tutmuştu.

“Hadi yaaa!.. Bak seeen!.. demek “Olur” dedi. Selim, koca emniyette birini bulamamış mı da dışarıya açılmak istemiş. Yapışık ikizine sorsaymış ya!..” deyince şaşırma sırası bana gelmişti.

“Yapışık ikiz mi? O kim?” dediğimde Hilde, umrunda değilmiş gibi, “Kimse kim bana ne?” deyip camdan tarafa doğru döndü…

Yüzünden anladığıma göre Doğan abi yanmıştı…

Filiz de bana kızarak konuyu kapattırdı…

~~~~~~•~~~~~~

Hilde, ders arasında mesaj atıp, Doğan’ı iş çıkışında yurdun arka sokağına çağırmıştı…

… Doğan, “Geldim!” diye mesaj atınca aşağı indi. Hızlı adımlarla yürüyordu. Kapıyı açtı, sinirle oturup, sert bir şekilde kapıyı kapattı.

Doğan, önce irkilip sonra şaşkın şaşkın direksiyonu okşarken, arabayla konuşmaya başladı,

“Muayenen yaklaşmıştı zaten canım, bir şey olmaz!”

Hilde için hiç komik değildi. Yüzüne bile bakmadan, “Sende onunla birlikte muayene olmak istemiyorsan, soruma doğru cevap ver; bu hafta sonu ne yapıyorsun?” dedi

Doğan, bu çıkışın hayrı alamet olmadığını biliyordu… Biraz duraksadıktan sonra sesi titreyerek, “Selim’leyim amaa?..” dedi

“Git, giiiit! Senin için de değişiklik olur. Bakarsın gizli gizli görüşmek zorunda olmadığın biri de gelir.”

Doğan, iyice meraklandı. “Ne oluyor ya söyler misin? Sen benim bu durumdan şikayetçi olduğumu mu düşünüyorsun?”

“Değil misin?”

“Yooo, hiç kimseye söylemek zorunda değilim!”

“Neden hafta sonu o kızla buluşacaksın o zaman?”

Doğan, şaşırdı. Gözleri yuvasından fırlayacakmış gibi açarak, “Hangi kızla?!”

dedi

“Nurseli’nin arkadaşıyla!”

“O kim yaa? Ne alâkaa? Ben Selim’le yalnız olacağım!”

“Nurseli söyledi, hafta sonu buluşuyormuşsunuz! Sen de kabul etmişsin!”

“Saçmalama Hilde yaa, haberim bile yok ilk defa senden duyuyorum.”  derken cebinden telefonu çıkartarak, “Dur bakalım işin aslı astarı neymiş? Bi öğrenelim!” dedi

Hilde, mani olmaya çalışarak, “Yapma benim duyduğumu biliyorlar.” desede Doğan, sinirlenmişti bir kere, olayı anlamadan bırakmak istemedi. “Sus” işareti yaptı.

Selim telefonu açtığında hoparlöre alıp konuşmaya başladı. “Selim ne yapıyorsun?”

“İyiyim yaa, evdeyim sen?”

“Ben de yoldayım, bir şey soracağım da?”

“Sor?”

“Sen bu hafta sonu dışarı çıkalım demiştin ya, Nurseli’yle çıksana oğlum.”

Selim susup biraz bekledi. Doğan, sabırsızlıkla, “Aloo, duyuyor musun?” deyince sakin bir ses tonuyla, “Duyuyorum daa, Doğan yeter artık!.. İyice unutkan olmaya başladın. Bi doktora görün bence, o gün ben sana ne dedim hatırlamıyor musun?”

“Hangi gün?..”

“Daha hangi gün onu bile unutmuşsun, neyse, senin dosyaya gömülmüş dalgın dalgın baktığın gün!”

“Benim bu derece hatırlamadığım ne söyledin?”

“İyi misin? dedim!”

“Hatırlıyorum, Evet! dedim.”

“Evet demedin bi kere der gibi beni geçiştirerek hıı hıı dedin.”

“Ne farkeder ha evet ha hıı hıı, ikisi de aynı şey değil mi?”

“Daha bitmedi, ben de sana yem attım. Senin baktığın dosya erkekti, ben sana kızın adı da Canay’mış dedim! Sen ona “Evet! dedin.”

Doğan, bir iki saniye düşündükten sonra,

“Hatırlamıyorum abi ya!” deyince

“İşte bak, abi yeteer! Madem Hilde’den red cevabı geldi. Neden uzatıyorsun, gel dediğimi yapalım.”

“Ne dedin ki?”

“O o ooo sen onu bile duymamışsın! Gerçi duymadığını da düşünmüştüm biliyor musun?”

Doğan ısrarla, “Ne konuştuk!” diye sordu.

“Hafta sonu Nurseli’yle buluşacağız. Sen de gelsen olur mu dedim. “Olur” dedin. Yanında bir kız arkadaşı gelecek senin için de uygun mu dedim. Ona da “Olur farketmez” dedin.”

Doğan, boş yola bakarak düşündü. Cevap vermeyince, “Hatırlamıyorsun değil mi? Oğlum, üzülüyorum bu haline. Hem sen böyle olunca Nurseli daha kötü oluyor. Vicdan yapıyor kız biliyorsun. Arada kalması bi yandan senin bu halin bir yandan hepten kötü oluyor, bayılma hastalığı tekrar başlayacak diye korkuyorum. Bak, ileride Hilde de birini bulup hayatına devam edecek, sen boşuna beklediğin ile kalacaksın. Bir de Nurseli arkadaşına söylemiş, sakın iptal ettirme bana.”

Doğan, Hilde’ye döndüğünde, Hilde, kollarını bağlamış, kızgın kızgın karşıya bakıyordu.

“Abi gelemem kusura bakma!  Ne olur anla, vallahi hatırlamıyorum.”

“Bana bak, sen de başka bir şey var o zaman. Hilde ile misin yoksa?”

Hilde korktu, panikle, “Hayır” işareti yapınca Doğan da, “Hayır yaa, ne alâka?” dedi

“O zaman itiraz istemiyorum geliyorsun. Gelmezsen ben de Hilde’yi ararım, O’na aşık olduğunu söylerim. Delirmek üzere olduğunu, sana bir şans vermesini istediğini ama bir türlü söyleyemediğini söylerim.”

Doğan, aynı panikle, “Tamam tamam arama, geleceğim ama bak şimdiden söyleyeyim bir saat oturup kalkarım.” dedi

“Tamam kardeşim anlaştık. İtiraz etseydin Nurseli’ye Hilde’yi ikna ettirecektim, neyse gerek kalmadı, hadi görüşürüz! İyi akşamlar!”

Selim, telefonu kapatmıştı ama Doğan hâlâ telefonuna bakıyordu. Bir yandan da konuşulanları düşünüyordu.

Hilde, “Sana randevunda bol şans komiser!” deyip arabadan indi, Doğan da arkasından indi ama Hilde arkasına bile bakmadan gitmişti…

~~~~~~•~~~~~~

… İki gün sonra Selim’le sahilde buluştuk.

Benim içim hiç rahat değildi. Buluşmaya kimse gelmeyecek olsa da onları germeye çalışmak beni de geriyordu…

“Seliim, korkuyorum, ya bir şey olursa. İkisinden biri ters teperse?” deyip vazgeçirmeye çalıştım.

“Olmaz merak etmeee, sen bana güven. Oldu kii bir şey oldu, ben onları bir araya getirmek için elimden ne gelirse yaparım söööz!” deyip ona güvenmemi söylediyse de ben ikna olamamıştım.

“Yine de içimde bir sıkıntı var. Yengenin dediklerini unutamıyorum.” derken yüzüm de sesim gibi endişeliydi

“Onları geçtim ben kendimi riske atarmıyım hiiçç, oldu ki benim yüzümden ayrılırlarsa sen beni liğme liğme edersin! Allah korusun ayrılırsın bile.”

“Ayrılır mıyım bilmiyorum ama onları barıştırmadan eskisi gibi olamam. Ondan eminim.” dedim ağır bir tehditle.

Yarım saat sonra Doğan abi geldi. İsteksiz adımlarla yürüyordu. Masada Selim’le beni tek görünce, adımlarını hızlandırdı.

(Karşı taraf vazgeçti diye düşünmüştü herhalde)

Selim, Doğan’ı görünce, “Konuyu kapatalım.” dedi ve Doğan’a “Buradayız” diye işaret etti.

Doğan abi gelip selam vererek oturdu. Önce saate baktım sonra da, “Telefon edip geliyorum.” diyerek, arkadaşımı arama bahanesiyle masadan kalktım.

~~~~~~•~~~~~~

Nurseli gidince Selim sinirlenmiş gibi, Doğan’a tekme attı.

“Neredesin oğlum. Kız neredeyse gelecek!”

“Yetiştim mi? Yetiştim! O zaman?!” dedi “çok konuşma” der gibi

Nurseli gelince sustular…

~~~~~~•~~~~~~

… Masaya, üzgün bir suratla yaklaştım, sandalyeyi çekip otururken, “Yarım saat sonra ancak gelebilirim diyor, tek şerit açıkmış, ‘Trafik var’ dedi. Ooff, bilsem onunla birlikte gelirdim.” dedim üzülmüş gibi yaparak

Selim, “Tamam gülüm sıkıntı yok, buradayız!” derken, güya bana belli etmeden Doğan abi’ye tekme atıp, “Değil mi kardeşim?” dedi.

Doğan’ın sinirlendiği her hâlinden belli oluyordu, Selim’e kısaca, “Hııı!” deyip sustu…

… On dakika geçmeden karşıdan Hilde ve Filiz’in bize doğru yürüdüklerini gördüm.

İçten sevinç, dıştan şaşırma ile “Hilde!” diye bağırınca, Doğan abi aniden arkasını döndü.

Hilde geldiğine Selim de şaşırmış gibi yaptı. Evet evet!.. Selim haklı çıkmış, Hilde gelmişti. İnsanları tanıma da benden daha iyi olduğu kesindi…

Bize yaklaştıklarında, Hilde, Filiz’e, “Aaa, bak başka bir şey isteseymişsin olacakmış. Biraz önce keşke Nurseli de burada olsa diyordu.”

deyip Selim’e döndü, “Ne haber Selim.”

Doğan abi, hariç masaldakiler de memnuniyetsiz bir ifade vardı. Selim, sanki onları masadan uzaklaştırmaya çalışıyor gibi davrandı.

“İsterseniz oturun, bizimde bir arkadaş gelecekti. O gelene kadaa-…” Hilde sözünü bitirmesine izin vermeden, “Biz de yorulmuştuk. Biraz dinlenelim.” deyip Doğan’ın karşı sandalyesine, (yanıma) oturdu. Filiz de arka masadan sandalye alıp diğer yanıma oturdu. Filiz, durumdan hiç memnun değil gibiydi.

Kulağıma eğilip, “Aşk olsun Nurseli, yapacağın iş mi senin? Bırak kendi bulsun sana ne, bu gidişle arkadaşından olacaksın.” dedi

Hilde, bana, “Ee! Arkadaşın nerede?” deyince, “Trafik varmış da geç gelecek.” dedim.

Sonra masadakilere çaktırmadan mesaj gönderme numarası yaptım. Hilde görüp masanın altından beni yakaladığını düşünerek telefona bakmaya çalıştı. Ben izin vermek istemiyor gibi yapınca da ters ters baktı.

Teslim olmuş numarası yapıp mesajı Hilde’ye okuttum. “Canım kusura bakma! Acil olay çıktı, gitmek zorunda kaldılar. Başka sefere inşaallah. İstersen gel, yurttan arkadaşlarımla birlikte otururuz.”

Hilde, kulağıma eğilip, “Neden yalan söyledin?” deyince, bombayı patlatarak, “Bu kadar kız varken bana kaldıysa demek ki huyu iyi değil! Yoksa en yakın arkadaşıyla olurdu diye düşünür de ondan.” dedim gerçek bir kısmet arıyor gibi.

Hilde, yine kızarak, sesli bir şekilde, “NE ALÂKA?” deyince herkes bize baktı

Bunun üzerine Hilde sustu…

… Masada hiç kimse konuşmuyordu.

Selim’le birbirimize bakıyorduk. Filiz, telefonuna mesaj yazıp bana gösterdi.

“Ben tuvalete gideceğim siz de Selim’le bir bahane bulup masadan kalkın.”

Kafa sallamayla yetindim…

*(Hilde, göz ucuyla Filiz’in yazdığını da görmüştü.)*

Filiz, ayağa kalkıp, “Ben bi lavaboya gidip geleceğim.” diyerek gitti.

Selim bana göz kırparak olayı merak ettiğini belli edince; “Midem ağrıdı, arabadan ilacı alsak?” dememe rağmen, “Tamam ben getiririm, sen otur, yürüme.” demişti.

“Sen bilemezsin şimdi, ben bakayım.” dedim ama Selim, ısrarla beni oturtmaya çalışıyordu.

Ben de ısrarla gelmek istiyordum. Sonunda göz kırpınca Selim, “İyi tamam gel!” dedi.

Birlikte arabaya doğru el ele yürüdük…

~~~~~~•~~~~~~

Doğan, Hilde’ye bakıp, “Tufa’ya mı geldik.” deyince

Hilde, yine yüzü asık, “Hayır! Kıza gelme diye mesaj attı.” deyip, “Selim’i gördün mü, bizi yalnız bırakmamak için nasıl çırpındı.” dedi sinir olmuş gibi.

“Fark ettim de nedenini anlamadım. Normalde her fırsatta seninle ilgili şeyler söylerdi.”

“O kızla tanışmanı daha çok istiyor demek ki.”

Doğan, güldü.

Hilde zaten sinirliydi, Doğan gülünce de hepten köpürdü.

“Nee? Ne gülüyorsun haşlanmış tavuk gibi!”

“Neden geldin?.. Kıskandın mı?”

“Ne kıskanacağım beee! Bir kızın daha hayalleriyle oynama diye geldim.”

“Kimmiş o hayaliyle oynadığım kız?”

“Sen daha iyi bilirsin!”

“Kim ya söylesene?”

“Zeynep miydi neydi?!”

“Zeynep mi? Ne alâka?”

” Ne demek ne alâka, gerçekten anlamadın mı yoksa salağa mı yatıyorsun. O gece dibinden ayrılmadı, erkeklerin bu saflığını da anlamıyorum haaa!..”

“Saçmalama yaa, sana öyle gelmiş. O Selim’e de aynı şekilde davranıyor. Ayrıca lafı dağıtma, sen taa o zamandan mı kıskanmaya başladın yoksa?”

“Bana söyleyene bak, Çağları dövüyordun neredeyse bee!”

“Kim? Ben mi?! Ne kıskanacağım O kıl dönmesini yaa?!”

“Hııı belli bellii! O yüzden yapıştın dudaklarıma 404 gibi?”

“İyi ki de yapışmışım, hiçte pişman değilim. Yine olsun yine yaparım…”

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Arabaya oturana kadar ciddi ciddi yürüdük.

Arabaya binip kapıyı kapatınca, aynı anda start verilmiş gibi gülmeye başladık. Krize girmiş gibiydim, bir yandan gülüyor bir yandan da nefes arasında birer hece ile konuşmaya çalışıyordum, “Hil…de’…nin… suu…ra…tı gördün… müü?..”

“Sen Hilde deyince, Doğan’ın dönüşüne ne demeli?..”

“Ooofff… çok komiklerdi… zor tuttum kendimi?”

S: “Neden gizlediklerini anlıyor musun şimdi?”

“Ne alâka, böyle yapmazdık ki azıcık alay ederdik, o kadar?”

S: “Vallahi ben yapardım, hemde her fırsatta.”

“O yüzden söylemiyorlar iştee!”

S: “Gülüm, bu işler böyledir, beyimiz bana her fırsatta laf sokuyordu. Kendisi neden kaçıyor, eninde sonunda o dalga geee… çiiii… leee… ceek!.. O kadar!..”

“İyi tamam şimdi ne yapıyoruz?”

“Şimdi de sıra Doğan beyimizde. Tamam hadi, yeter bu kadar. Ciddileş de gidelim…”

…Masaya geldiğimizde Filiz de geliyordu.

Sonrasında Selim, Doğan’a dönerek, “Kardeşim senin işin vardı, kalk istersen.” dedi

hâlâ plana uyuyordu.

Doğan abi’de, geldiği gibi isteksizce, “Evet abi kalkıyorum. Hoşça kalın, görüşürüz.” diyerek yanımızdan ayrıldı…

… Akşam, üzeri yurda geldik, Hilde ve Filiz arabadan inip yurda doğru yürüyünce Selim ve ben tekrar gülmeye başladık.

Yüzüme bir iki tokat atıp, “Hadii, iiinnn, giiittt. Gülme artık!” diyerek kendimi sakinleştirdikten sonra arabadan inip yurda girdim…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Pazartesi Sabah Selim ve Doğan emniyetin önünde buluştular. Doğan, binaya doğru yürürken Selim kolundan tutup, “Hadi gidiyoruz.” dedi.

Doğan, “Nereye?” diye sordu.

Selim: “Olay yerine!..”

0
Please leave a feedback on thisx

Selim ve Doğan kriminalden Necati ve göreve yeni başlayan bir arkadaşıyla birlikte olay yerine gitti.

Doğan, “Eee ne yapıyoruz şimdi?”deyince Selim, Necati’ye yeni başlayan arkadaşını göstererek, “Elimizde ne var en ince ayrıntısına kadar anlattın değil mi?” dedi

N:”Anlattım komiserim merak etmeyin.”

S:”Şu olay bitene kadar kalsaydın ne olurdu kii?”

N:”komiserim merak etmeyin, yerime gelen kişinin benden daha iyi olduğuna emin olabilirsiniz.”

D:”Seninle yarıştırdığımız yok Necati. İyidir muhakkak ama bizim deliliklerimize, ani çıkışlarımıza alışmıştın. Bu olaydan sonra başlasaydık O’da, ‘Ne oluyor laann!’ demezdi.”

Okan, araya girip, “Tek endişeniz bu olsun komiserim, yıllarım abi ve kardeşimin delilikleri ile geçti. Ben alışkınım yani.” dedi

Selim, “Normalde evin büyüğü daha aklı başında olur derler. Sizde durum öyle değildi herhalde?” diye sorunca Okan dudaklarını gerdi, “Maalesef amirim öyle değil, ömrüm iki deli arasında geçti.”

S:”Bizim fevri çıkışlarımız olur, sakın kendi üzerine alınma.”

O:”Estağfurullah komiserim. İş ile dostluğu ayırt edebilirim merak etmeyin.”

S:”İyi hadi bakalım göster kendini. Necati desem de sen cevap ver! Bakalım dersine iyi çalışmış mısın?”

O:”Emredersiniz komiserim!”

S: “Arabanın yönü ne tarafa doğruydu?”

O: “Baraja doğruydu komiserim.”

D:”Arabadaki kan sıçramalarından ne çıktı pekii?”

O: “Komiserim kanın akışı ve maktulün bulunma şekline bakacak olursak olay yeri burası değil! kurşun girerken tavana, yan koltuğa yada arka koltuğa kan sıçraması lazımdı. Ama araba temiz, sadece şoför koltuğunda kan var. Koltuk, baldırından akan kanın çoğunu emmiş. Buda demek oluyor kii kolundan pek bi kan akmamış.”

“Pekii hangi kurşunun daha önce atıldığını anlayabilir miyiz?”

Okan, Doğan’dan resimleri istedi. Komiserim, “Yaralarda karşılaştırma yaparsak siz bile anlarsınız! Bakın bu yaranın morartısı ile bunun farkını görüyor musunuz?”

S:”Eveeettt! Bu daha fazla morarmış!”

O:”Bu demek oluyor ki ilk sıkılan kurşun bu. Yaranın iyileşme süreci dediğimiz bir zaman vardır. İnsan vücudu o kadar muhteşem bir şekilde yaratılmış kii, yara açılır açılmaz vücut bir sinyal ile orayı iyi etmek için hücre gönderir. Yara iyileşmesi son derece karmaşık bir süreçtir ve birkaç aşamadan oluşan kompleks bir dinamik olaylar dizisidir.

Yara iyileşmesi; inflamasyon, granülasyon dokusu oluşumu, reepitelizasyon, matriks oluşumu ve yeniden modelleme gibi birbirini kapsayan aşamaları içeren karmaşık bir süreçtir.

Bu faktörler, fizyolojik veya akut yara iyileşmesinin meydana gelip gelmediğini veya anormal iyileşme sürecinin olup olmadığını gösterir. Derideki bu değişimler ise bu yara ile bu yara arasında zaman farkı olduğunu gösterir.

Necati, Okan’a dönerek, “Ama neden? Neden iki kere vurulmasına rağmen buraya gelsin?” dedi

Okan: “Ya daa, neden ilk kurşunla hastaneye gitmedi diye de sorabiliriz?”

S:”İlk kurşunla ikincisi arasında kaç saat var anlayabiliyor muyuz?”

O: “Amirim! Yetişkin insanlarda ortalama 5000ml ile 6000ml arası kan bulunur.

Elbiselerde ki kana bakacak olursak, kıyafetine akan kan bu oranın üçte biri denecek kadar az! İkinci yara aşırı kan kaybından sonra olmuşa benziyor, bu da net bir zaman vermemizi zorlaştırıyor. Benim tahminime göre en az bir, bir buçuk saat komiserim!”

D: “Süpersin Okan! Sayende yanımızda adli tıpı da gezdiriyor gibi olacağız!”

O: “Estağfurullah komiserim!”

Doğan, “Burası teyzesinin evine yakınmış!” dedi dosyaya bakarken

S: “Aileden hâlâ konuşan yok mu?”

D: “Yookk ağız birliği etmişler gibi biz yemeğe bekliyoduk onun haberi geldi diyorlar!”

S: “O yüzden mi beş dakika da bir aramışlar, belli ki bir şey olduğunu biliyorlar!”

D: “Vurulduğunu biliyor olabilirler yani?”

S: “Aynen öyle! O gün en son teyzesiyle konuşmuştu değil mi? Hadi şu teyzeye bi başsağlığına gidelim!”

Aynı araba ile geldikleri için Selim Necatiye, “İşiniz var mı, ev yakın çok oyalanmayız!” dedi

Necati, “Sıkıntı değil amirim!” deyince dörtlü maktulün teyzesinin evine doğru gitti…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Okuldan çıktık. Selim kapıda bizi beklerken yine olay yeri resimlerine bakıyordu.

Dosyaya o kadar dalmıştı ki bölmemek için geldiğimi belli etmeden arabaya bindim.

Selim, anlayıp tebessüm etti ve öptü. Hilde, “Ne o Selim artık peşin mi çalışıyorsun? Kemeri takmadan öptün!” deyince,

S)”Hayır great sister-in-law ödemenin yarısı başında yarısı iş bitince diye ikiye böldüm!” deyip gülmüştü ama yüzünden moralsiz olduğu belli oluyordu, “Ne oldu neyin var?” dedim

S: “Önemli değil yaa, bir olay var. O kafamı kurcalıyor.”

“Barajdaki ceset mi?”

“Eveett.”

“Ne oldu söyle! Belki yine haklı çıkarım?”

“Ben hallederim boş ver! Sende canını sıkma.” deyince ısrar ettim.

Hilde de ne hikmetse bana hak vererek, *(Doğan’ın kendisine söylediği olay olup olmadığını anlamak için)* “Sen de amma naz yaptın haa! Ne var söylesen, kız merak etti işte.” deyince Selim, “Baraj yolunda bir erkek cesedi bulduk, baldırından ve omzundan vurulmuş!” dedi.

Merakla, “Aa, hani omzundandı?” diye sordum

S: “Otopside bir kurşun daha çıktı.”

H: “Eee sonra?” diyerek benden çok merak ettiğini gösterdi.

S: “Sonrası great sister-in-law , elimizde hiç bir şey yok. Koskoca adam iki kurşunla ölmüş! İlk kurşunu baldırdan sıkmışlar. İşin enteresan tarafı vurulunca hastaneye gitmek yerine teyzesinin evine gitmiş.”

Bu sefer Filiz de merak ederek, “AAA! Nedeen?!” diye sordu

S: “Teyzesi “gel” demiş!”

“Teyzesini o kadar çok mu seviyormuş!” dediğimde Selim, cevap vermeden telefonu çaldı, “Efendim Doğan!”

–

“Bilmiyorum kii, ne yapalım? Nurseli’ye bi sormam lazım.”

Gülerek telefonu istedim,

“Alo aabi!”

“Naber çakma kardeş, nasılsın.”

“İyiyim seenn?”

“Aynı bildiğin gibi, sevgilinin peşinde dolanıp duruyorum işte. Bi salsan da gelse artık işimiz var.”

“Kusura bakma abiciğim ama bu barajdaki olayı öğrenmeden gelmesine izin veremem.”

“Al bi saf daha, kızım git dersini çalışsana

ne işin olur cesetlerle katillerle.”

“Bir yerde buluşalım, hem siz konuşun işinizi halledin hemde biz öğrenelim olmaz mı?”

“Oldu canım başka, saçma sapan konuşma kız!”

“Tamam abi bir dakika soruyorum.” dedikten Sonra Selim’e dönerek, “Abim Belgrata gidelim mi diyor?” dediğimde Doğan abi, “Kız ben öyle mi dedim, seni döverim bak.” deyip güldü.

Selim, “Oluurr muu?!” diyerek dikiz aynasından Hilde’ye bakınca Hilde de gözlerini kapatarak olur işareti vermişti

Selim, göz kırparak, “Tamam olur!” deyince “Doğan abi bir şeyler al, üç kız siz konuşurken biz yeriz.” diyerekte Hilde’nin geleceğini söylemek istemiştim…

~~~~~~•~~~~~~

… Belgrad ormanına geldik, arabadan inip yürümeye başladık. Köy havası alıyordum, özlediğim çam kokusunu içime çekip,

“Oooohhh mis, aynı bizim oralar gibi kokuyor.” dediğimde Selim şok olmuştu. Bir yandan Doğan abiye mesaj yazarken, bana da “Kız sizin orada çam nerede var?” demişti.

Bu sefer ben şok olmuştum ama şaşırmadan dolayı değil paniktendi. “Pikniğe ormana giderdik orayı söylüyorum yaa!” deyip lafı geçiştirdim.

Bir yandan yürüyor bir yandan Selim anlatıyordu. “Adam 1.90 boyunda, sağ omuzdan bir kurşun girmiş ama sol baldırdan aldığı kurşun yüzünden ölmüş! İki kurşun da farklı silahtan atılmış ve ikisi de ruhsatsız. Silahlar kayıp, işin garibi ise annesinde, kardeşinde, teyzesinde ve kuzeninde barut izine rastladık!

Piknik masasının yanına geldiğimizde Hilde ve Filiz masanın üzerine oturdu.

Selim, benim elimden tutup “Canlandırma yapalım mı?” diye sordu.

Doğan abi, bize yetişmişti.

“Bensiz mi başladınız yoksa!” deyince Selim, “Yok bee yeni geldik, olayı anlatıyorum.” dedi

Doğan abi yolda yer fıstığı ve içecek almıştı. Hilde’nin yanına oturup, “Başlayalım o zaman, hadi.” derken fıstıktan Hilde’yle Filiz’e uzattı.

Filiz, Doğan’a, “Aaa, biliyor musun? Hilde yer fıstığını çok sever!” deyince Doğan, “Öyle mii? Ben de severim. Tesadüf.” diyerek gözlerini devirip ağzını yamulttu.

Selim, “Ne zamandır seviyorsun lan? Ben hiç yediğini görmedim!” dedi, şaşırmış bir ifadeyle.

Doğan, biraz düşünüp en son yediği yeri hatırlayarak, “Okulda yiyorduk yaa!” dedi

S: “Hangi okulda? Benim olmadığım zamanlardaydı herhalde!”

“E yuhhh abart abart! Alp’e soralım. O beni senden daha iyi tanıyor!” deyince Selim uzatmak istemediği için, “Öyle olsun bakalım. Başlayalım mı?” dedikten sonra kaldığı yerden devam etti,

“Şimdi ilk kurşunla ikincisi arasında en az bir saat var biliyoruz. Teyzesinin aradığı dakikalarda vurulmuş ve ne kadar önemli bir şey kii, o halde teyzesinin yanına gitmiş!”

D:”Teyzesi, Demir geldiğinde iyiydi, kan falan yoktu diyor ama görgü tanığı, teyzenin misafirlikte olduğunu Demir’in geldiğini gördükten sonra eve girdiğini söyledi!” deyince Hilde, “Ne yaanii, teyzesi hem telefonla yeğenini yanına çağırmış hem de komşuya oturmaya mı gitmiş!” diye sorunca Filiz, Hilde gibi düşünmediği için, “O gelene kadar gideyim demiş olabilir.” dedi

Hilde, Doğan’a; Evlerinin arası ne kadarmış?” diye sordu.

Doğan, “Yarım saat, kırk beş dakika arası.” deyince Hilde, Filiz’e dönüp, “Yani çay demleyip aparatif birşeyler hazırlayana kadar ki süre de komşuya mı gitmiş?” dedi

Filiz, “Bir şeyler almaya markete gittiyse, sonra da oturmuştur. Laf lafı açmışsa unutmuştur.” deyince Doğan, sevgilisinin mantığının daha doğru olduğunu savunur gibi, “Örgüsünü alarak mı?” diye sordu

Filiz, ağzına fermuar çekme işareti yaparak sustu. *(Doğan’ın bu tavrı Hilde’nin hoşuna gitmişti. Gülmemek için ağzına fıstık aldı.)* Doğan, devam etti, “Aslında ilk sorguda teyzesi, ‘Ben çağırdım’ demedi. kayıtlarda en son onun numarasıyla konuşulduğu ortaya çıkınca, ‘Öylesine çağırdım geleceğini bile düşünmüyordum.’ dedi!”

Selim, anlatmaya devam etti, “Kardeşi Ahmet 25 yaşında, kuzeni Ayşe 16 yaşında. Reşit olunca evlenme şartıyla sözleniyolar, bir hafta geçmeden de abi vuruluyor. En son nerede görülüyor peki, teyzenin evinde. Teyzeninse geleceğinden haberi yok.”

*(…Hilde, Doğan’ın söylediklerini hatırladı. Maktulün katilini bulmak istemiyorum” demişti. Yutkundu… Son çerezi poşete geri bıraktı. Tırnaklarıyla oturduğu masaya bastırıyor, dişlerini sıkıyordu. Doğan, Hilde’nin neden şüphelendiğini anladı.

Konuşmasını öksürük ile apsorbe ederek, “Yapmaa!” dedi.

Doğan’ı Filiz’de duymuş ve Hilde’nin yüzüne bakınca irkilerek, “Hiiii’iii!” demişti…)*

…Filiz birden, “hiiii’iii” deyince Selim’le ona baktık. Hilde de, “Ufak bir karınca Filiz, korkma yemez!” diyerek koluna vurdu

Selim, baş hareketiyle de göstererek; Doğan’dan silahını bana vermesini istedi.

Doğan, silahını çıkartıp bana uzattı, “Al!” deyince korkup irkildim, “Ben tutamam!” dedim

S: “Neden?”

“Başka bir şey tutayım yaa, silah olmasın?” dediğim de Doğan abi, “Su tabancası ister misin?” diye sordu, soruyu ciddiye alıp, “O olur!” dedim

“Tamam bir dahakine onunla geliriz.” diye dalga geçince Selim, Doğan abiye kızarak, “Dalga geçme lan gülümle.” deyip silahı ondan alıp benim elime tutturdu. Zoraki aldım ve “Pişman oldum Selim! Keşke gelmek için ısrar etmeseydim.” dedim.

Doğan, Hilde’ye dönüp, “Biz yapalım mı?” diye sordu. Doğan, 1.84 ile Selim’den üç dört cm uzundu ve maktulün boyuna yakındı.

H: “Onlar bir denesin beceremezse yaparız.”

Selim, sağ eliyle boynumu tutup baş parmağıyla dudaklarımı okşarken, sol eliyle de belime sarıldı. Gözlerime bakıp, “Korkma bir şey olmayacak, Demiri vuran kişinin erkek olmadığını düşünüyoruz. Buna canlandırma diyoruz, bunu senden başkasıyla yapmamı istemezsin herhalde diye düşünüyorum.” dedi

Başımı sağa sola sallayarak benimle yapmasını istedim. Bu şekilde başka bi kızda deneyeceğine ben olacaklara razıydım.

S: “Bana güveniyorsun değil mi?” derken, İşaret ve orta parmağıyla da nabız damarımı tutuyordu. Belimden de kalbimin atışını hissediyor olmalıydı.

“E.Eveeettt güveniyorum.” dedim sesim titreyerek ama ben kendime bile güvenmiyordum

S: “O zaman söylediklerimizi yap tamam mı? Söz veriyorum bir şey olmayacak. Söz veriyorum!” deyip beni kendine çekerek dudaklarımdan öpmeye başladı.

Kendimi çekmeye çalıştım ama Selim bırakmıyordu. Kalbim neredeyse yerinden çıkacaktı. Selim, bayılacağımı bile bile yapıyor gibiydi.

Hiç bu kadar uzun ve zorla öpmemişti…

O an Hilde’nin ne hissettiğini anlamıştım, bayılmazsam bende Selim’e patlatacaktım yemin ederim…

Neredeyse bayılacak gibi olana kadar devam etti ve birden bırakıp beş altı adım geriye çekildi.

Derin derin nefes alıyor, başımın dönmesini engellemeye çalışıyordum. Korktuğum silahı sıkıp elimin sırtıyla alnıma bastırmıştım. Doğan abi arkamdan kulağıma, “Bu şekilde tutup tetiğe basacaksın! Hadi bakalım!” deyip elimi Selim’e uzatıp bir adım geri gitti.

Elim titriyordu ama Selim’e çok kızmıştım tokat atmak yerine “sık bacağına” diyordum içimden.

Selim, namlusu nereye bakıyor bilmediğim silahtan korkmuyor gibi yüksek sesle,

“BANA BAAAKKK!.. NURSELİ BANA BAAAKKK!..  GÖZLERİME BAK!.. ŞAKA YAPMIYORUM!.. Ya tetiği çekersin yada ben geleceğim ve seni bayılana kadar öpeceğim. DUYDUN MU?..”

Bir adım geri attım. Sırtım Doğan’ın göğsüne değdi. Doğan abi kolumu tuttu, sıkarak kısık bir sesle; “Yapar demedi deme!” deyip bir adım geri gitti…

~~~~~~•~~~~~~ Filiz, Hilde’ye bakıp Kulağına eğildi, “Ne oluyor, ne yapmaya çalışıyorlar?”

H:”Canlandırma yapmaya çalışıyorlar anlamıyor musun? İçimizde ruhsal olarak en zayıf Nurseli olduğu için Selim bunu kullanıyor, kontrolüm altında merak etme. İleri giderlerse durdururum.” Dedi… ~~~~~~•~~~~~~

… Selim, bana doğru bir adım attı. Öpmek için fırsat kolluyor gibi bakıyordu. Tekrar bir adım geri gittim. Sırtım yine Doğan’a çarptı…

Selim, gülerek bir adım daha attı. Bende geri adım atacakken, Doğan abi eliyle omuzlarıma bastırdı. Kulağıma, “Buraya kadar!” dedi.

Selim, bir adım daha attı. Ağlamaya başladım. “Bunu bana neden yapıyorsun Selim? Durumumu biliyorsun!” deyince “Biz seninle neyiz, ne var ki bunda! İki sevgili busesi, seninle evlenince daha fazlasını yapacağım değil mi? Şimdiden alıştırma yapıyorum ne var kii?” dedi

“Alıştırma karşılıklı ve… yalnızken yapılır… ben istemiyorum ama!” dedim isyan edercesine

S: “Beni seviyorsan buna alışacaksın Nurseli. Kaçarın yookk!.. Evlenince çelik çomak oynamayacağız biliyorsun değil mi?.. Eğer istememen gerçekten hastalığından dolayı ise tetiğe basarsın bende durup geri çekilirim… Bu kadar basit. Yoksa beni kandırdığını düşüneceğim!” deyip bir adım daha attı.

Doğan abi de (şeytan gibi kulağıma vesvese vererek), “Ne bekliyorsun Nurseli istiyor musun yoksa, tut bas şu tetiğe de işimize bakalım artık!.. Selim seni bırakmayacak anlamıyor musun? YAP ŞUNU! HADİİİİ!” deyip, arkadan baskı yapıyordu.

Ağlayarak yere diz çöktüm. Birden o gece gözümün önüne geldi…

Selim bir adım daha yaklaştı… 

Yere diz çöküp hıçkırıklarla ağlamaya başladım…

Bayılacağımı hissedince, bunu yaparak geciktiriyordum…

~~~~~~•~~~~~~ Filiz, Hilde’nin kolunu sıktı. “Bu mu kontrolünde.” dedikten sonra bağırarak, BİR ŞEY YAAAPP!” deyince Hilde de aynı ses tonuyla, Filiz’e kızarak, “NE YAPABİLİRİM FİLİZ? SAÇMALAMA! BEN Mİ DEDİM GELELİM DİYE! SİZ İSTEDİNİZ!..” ~~~~~~•~~~~~~

…Selim, bir adım daha atınca Filiz’in bağırmasını duydum, “Selim, YAPMAAA, bayılacak!”

Selim, duymamış gibi yarım adım daha attı, “Sende özlemişsin baak! Sende istiyorsun!” deyip saçlarıma dokunurken irkildim, ilk defa Selim’in bana dokunmasından midem bulanmıştı. Elimin tersiyle yüzüne bakmadan elini ittim. Bu işe bi son vermek istedim, *(kendine zarar verecek seviyeyi aşan kimse hiçbir şeyden çekinmezdi)* bende bunda level atlamış bir kişi olarak silahı kaldırıp rastgele bir tarafa tetiğe bastım.

“Tıııııkkkk!..”

Silah boştu, Filiz koşup bana sarıldı.

Doğan abi, silahını alıp cebinden kurşunları çıkartırken, “Seni, kardeşim gibi görsemde dolu bir silahla en yakın arkadaşımın karşısına dikmem!.. Kusura bakma ama Selim’in sana güvendiği kadar ben güvenmiyorum. Çünkü baskı halinde karşıda ki kim olursa olsun ne tepki vereceğini kimse bilemez! Ayrıca beni haklı çıkardığın için de teşekkür ederim.” dedi

Filiz’in sinirden titrediğini hissediyordum.

Ben istediğini yaptığım için daha sakindim ama o bağırarak, “Nasıl yaa! Siz ne saçmalıyorsun?” dedi

Ben ağlarken Doğan abi, Selim’e döndü, “Eee beyefendi sorunuzun cevabını aldınız mı?” dedi

Selim, donmuş gibiydi. Doğan abi kolundan tutup ileri geri sarstı.

“Heeyy! Madem yaptın bi piyes sonucunu da söyle! Demir bey ateş edeceğini düşünmediği için kaçmamış ve silahın üzerine yürümüş değil mi?”

Selim, onunla ne üzerine iddialaşmıştı bilmiyordum ama ben sevgilimi haksız çıkartıp abimi sevindirmiştim.

“Eveet! Sen haklı çıktın! Başkomiserliği benden daha çok hak ediyorsun oldu muu?”

Doğan abi övülmeyi bu şekilde beklemiyor gibi, “Kes laann! Dramatize etme şimdi. Asıl soru ikinci kurşunu Ayşe mi annesi mi sıktı?” dediğinde ben de neden şüphelendiklerini anlamıştım.

Selim, benim duygusallığımdan istifade etmeye çalışmıştı ama bilmediği bir şey vardı. Ben korkusunu yaşadığım şeyi yaşamamıştım.

Bu dava her neyse, bu yaptığı ile bir şey elde edemezdi. Ben Selim’den korktuğum için değil bayılmaktan korktuğum için tetiğe basmıştım.

Ellerimi ağzıma kapatıp Selim’e baktım. Selim ise anlamsız bir şekilde boşluğa bakıyordu.

Ayağa kalktım, “Seliiimm! Sen sık dedin diye yaptım, yemin ediyorum. Doğan abiye güvendim. Bilerek nişan da almadım.” dedim

Selim, Doğan’a baktı, elini başında ki yara izine bastırıp ovaladı. Ben, bu yaranın da geçmişini iyice merak etmeye başlamıştım.

İlk fırsatta bileklerimde ki izin sebebini anlatmalı ve Selim’in içini rahatlatmalıydım. Belki bu sayede abimi de bulabilirdim.

Filiz’le Doğan abi beni kaldırıp su içirdikten sonra masaya oturttular. Selim, bir şey alma bahanesiyle arabaya gitti…

Filiz, Doğan’a sert sert bakınca, Doğan abi bana açıklama yapma gereğinde bulundu.

“Nurseli, tetiğe basmandan dolayı böyle değil, sakın farklı bir şey düşünme!”

Filiz avukatımmış gibi…

“Öyle mii? Ne pekiii?”

D:”Ne olduğunu söyleyemem ama onu tanımaya çalışıyor!”

Hilde, o an içimden geçeni söylemişti.

“Komiseerr! Böyle saçma sapan şeyler yaparak mı tanıyacak, gerçekten bu sebepten dolayı mı yaptınız?”

Doğan abi, *(normalde de hitap şeklini ele vererek)*, “Eczacı hanım, Nurseli’ye gelene kadar asıl konu, şuan yapmayı istemediği şey, oda Demir’in katilini hapse atmak. Ayşe 16 yaşında küçücük bir kız. Polis olmak isteyen bir kız, şimdi başka bir polisin sevdiklerine yapacaklarından korkuyor. Bu bizim için ne demek biliyor musun? Ya Ayşe hapse girecek yada kendisi yüzünden annesiyle, sözlüsü girecek. Bana deseler kii ver rozetini bırak bu işi, karşılığında bu dava delil yetersizliğinden dolayı düşecek hiç gözümü kırpmazdım. Selim de aynı şekilde.”

Hilde, “Ayşe olduğuna neden bu kadar eminsiniz pekii?” deyince, Doğan abi acı içinde nefes alıp verdikten sonra, “Acemi katillerin yaptığını yapmışlar. Halı yeni yıkanmış duvar boyanmış, yani bir taziye evinde olmaması gereken her şey o evde vardı.”

“Ne yapacaksınız pekii?” dedim kendi derdimi unutup.

D: “Şuan hiiç biir şeyy yapamıyoruz!”

F: “Nedeenn?!”

D: “Normalde kriminalde bizim güvendiğimiz biri vardı. Yaşı gençti ama biraz bunaktı… Bulduğumuz delillerden bir kaçını kaybedecek kadar, çok değil… O başka bir yere gitti. Bu yeni gelenin nasıl biri olduğunu bilmiyoruz. Savcı da sıkıştırıyor, “Rapor da rapoorr” Yanii, Selim’in başında milyon tane dert var…”

… Selim, biraz toparlandıktan sonra tekrar yanımıza geldi.

Daha iyiydi.

Hiç bir şey olmamış gibi birlikte çay ve fıstıkları yiyip dağıldık…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Selim, kızları yurda bırakıp Doğan’ın yanına geldi. Doğan, arabaya bindiğinde Selim’i hâlâ dalgın görünce, “Fazla tepki vermedin mi? bazı şeyleri çok uzatıyorsun?” dedi

Selim, “Ne yapayım abi?! Kendisi anlatmıyor! bulmaca çözer gibi sevdiğim ve evleneceğim kızı çözmeye çalışıyorum.” dedi acınacak bir hâldeymiş gibi

D: “Neden intihar ettiğini öğrenince eline ne geçecek?”

S: “Bayılma hastalığı da intihar zamanında olmuş kesin? Bana yalan söylüyor!..”

D: “Seliim, sen neyden şüpheleniyorsun?”

S: “Kendime bile sesli söyleyememişken sana hiç söyleyemem!”

Doğan, bir yandan kafasını sallarken bir yandanda Selim’e kızıyordu.

“Yooo haayıırrr! Saçmalık! Şuan bi saçmalığa beni de alet ediyorsun! Burada bir dakika daha kalmak istemiyorum. Görüşürüz.” deyip kapıyı açtı inerken Selim kolundan tutup geri çekti.

“Yardım et! Onu incitmek istemiyorum!”

D: “Bugün ki yaptığınla yeteri kadar incittin zaten! Bak kardeşim asıl derdini söylim mi?.. Nurseli’den ayrılmak, diğer kızla evlenmek istiyorsun!.. Bunun içinde, geçmişte ne olduğunu bilmediğin, tamamen kafanda kurduğun saçma bir teoriyi bahane etmeye çalışıyorsun. Beni buna alet edemezsin.”

S: “Doğaaann, ben senin gibi çakma abi kardeş olmayacağımm! Bu bayılma hastalığı en basit öpüşmede bile ortaya çıkıyor. Damarlarındaki kanın akışını hissettim, kalbi yerinden çıkacaktı. Atakan ne söylemişti hatırlamıyor musun? ‘Ben boşuna 4 ay hapis yattım!’ dedi, yanii o boşuna yattıysa o çıkınca yerine kim girdi?..”

Doğan, daha fazla dayanamadı, “YETER SELİİİİMM! KEEESSS! BU KONUŞMA BURADA BİTTİİ!  UZATMA!.. NE SEN SÖYLEDİN NE BEN DUYDUM! ATAKAN’A GELİNCE, EVET HAPİS YATTIM DEDİ. NURSELİ’NİN ARKASI DÖNÜK OLMASA ONU DA ÖĞRENECEKTİK AMAA BEN, BU DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ BİR ŞEY OLDUĞUNU ZANNETMİYORUM!.. SELİİİMM!.. EN BASİTİNDEN Bİ AYŞE’YE BAK BİR DE NURSELİ’YE BAAKK LAANN!.. FARKI ANLAMIYOR MUSUN?”

S: “DOĞAN!.. BANA BUNU SÖYLEMEK KOLAY MI GELİYOR ZANNEDİYORSUN?..

EVET, AYŞE DAHA FARKLI AMA ARADAN ZAMAN GEÇMİŞ!

NURSELİ TEDAVİ GÖRMÜŞ!”

D: “LAANN SEENN MAL MISIINN?

KONUŞTUKÇA BATIYORSUN,

NE DEMEK ZAMAN GEÇMİŞ TEDAVİ GÖRMÜŞ!..

SEN ŞİMDİ, AYŞE’NİN İKİ YIL SONRA NURSELİ GİBİ OLACAĞINI MI ZANNEDİYORSUN!..

HANGİ DOKTORMUŞ LAN O ŞEYİ UNUTTURACAK!..

GÖSTERSENE ELİNİ AYAĞINI ÖPEYİM!..

BANA BAK DİNGİL, BU KONU BURADA BİR DAHA AÇILMAMAK ÜZERE KAPANACAK VE SENDE AKLINDAN ÇIKARTACAKSIN!..

GİT KİMİNLE NE HALT YEMEK İSTİYOSAN YEE!.. BENİM KARDEŞİMİ BIRAK!”

Selim, yalvarır gibi, “Bana yardım et Doğan, araştır o zaman! Ben yapmak istemiyorum!” dedi

D: “Yapma zateenn! Bulamazsın?”

S: “Nedeeenn?”

D: “Çünkü Nurseli’ye ait bir dosya yok!”

S: “Sen baktın mı?”

D: “Sana o kızı takip edeceğim dediğimde bakmıştım! Sonuçta bi operasyon mahvetti değil mi? Hemen güvenemezdim ama yook! Nurseli’ye ait hiç bir şey yok! Hastane kaydı yok, tutanak yok! Atakan’la ilgili bir şey yok!

İşin garibi kendisi de dosyanın olmamasına şaşırdı. ilk defa duyuyordu. Atakan’ın eniştesi ilçe belediye başkanıymış o yaptırmış olabilir mi dedi!”

S:”Bu, bir ilçe başkanının yaptırabileceği bir şey değil?”

D: “Biliyorum! Daha üst düzeyde biri olmalı ama kız bilmiyor! Bende kurcalamak istemedim, belki de bu dosyayı ortadan kaldıran kişi Nurseli’yi büyük bir tehlikeden koruyordur. Araştırıp Nurseli’yi tehlikeye atmak istemedim! Benden sana tavsiye,

sende yapma!.. Bi konu da sana hâk veriyorum, gerçek kimliğini saklamak zorunda kaldığı bi durum var kesin. Belki mafya babasının kızıdır, yada istihbarat… Bence sen yanında çok açılmamaya çalış. Kendini de kolla…”

Selim tebessüm edip, “Saçmalama lan, silah tutuşunu görmedin mi? ikisi de olamaz. Senin teori benimkinden bile saçma.” deyince Doğan, “İkisi olmasa bile büyük bir sır sakladığı kesin. Ameliyatları bile gizledi. Ailesinden de kaçıyor olabilir. Senin gibi…”

“Bir zamanlar bana, ‘evlenmek isteyeceğin kızda senin gibi sırları olan biri olacak’ deselerdi gülerdim herhalde!” dedikten sonra tekrar devam etti.

“Doğan, onu incitmek istemiyorum. Sen inanmıyor olabilirsin ama ben bütün dertlerimi Nurseli’nin yanında unutuyorum… Bana derdimi unutturuyor diye kızın başına dert mi olayım. Ömrümü, ona her yaklaştığımda ne hissettirdiğimi düşünerek mi geçireyim?”

D: “Biraz sabredebilirsin Selim! Senin ihtiyaç listende en son cinsellik vardı diye hatırlıyorum! Önceliklerin arasında bile değildi yanılıyor muyum?.. Evlenmeden yada evlendikten sonra doktora gidebilirsiniz mesela!.. HANİ, ŞU NURSELİ’YE EN BÜYÜK DERDİNİ UNUTTURACAK KADAR MUHTEŞEM ÖTESİ DOKTORA!.. Ayrıca sen diğer kızla evlenirsen de aranızda bir şey yaşanmayacağını söylemiştin! Farkları ne?..”

S: “Çünkü Nurseli’yi her şeyiyle istiyorum. Anlatabiliyorumdur inşaallah!”

D: “Bak dostum, böyle yapmaya devam edersen saçının teline bile sahip olamayacaksın. Aranızdaki ilişkiyi zedelemeden devam edeceksen et, yoksa yol yakınken bırak peşini!”

S:”Pekii son bir şey! Abim öldü adı Selim’di dedi, kaç kardeşler onu söyle?”

D: “Acele eettmee! Bak abisinden anlatmaya başlamış işte! Her yıl bir kardeşini söylerse düğüne kadar biter!”

Selim, “Demek iki kardeşi var! İyii! Teşekkür ederim! İyiki varsın!” dedi tebessüm ederek.

D:”Ayşe konusunda ne düşünüyorsun?”

S: “Ona sapık bir kuzenle aramdaki farkı

göstereceğim, bir yolunu bulacağım, ne pahasına olursa olsun! O kızın, Selim abisinden daha iyi bir polis olması için elimden ne geliyorsa yapacağım!”

D: “Her zaman yanındayım, kendini tehlikeye atma! Bir şey olursa bırak ben üstleneyim! Bu gidişle ne Demir’lerin sonu gelecek ne de Ayşe gibilerin derdi bitecek! O kızların bize ihtiyacı var, anladın mı beni! Kendini tehlikeye atacak bir şey olursa topu bana atacaksın söz mü?”

S: “Off! Necati olsaydı bu iş bizdeydi ama şansımı siii……!”

D: “İnanmayacaksın ama ben Okan’a güvenebileceğimizi düşünüyorum! Ayşe’nin durumunu görünce yüzündeki ifadeyi görseydin sende güvenirdin?”

S: “Şuan ona güvenemem.”

D: “Savcı rapor istiyor biliyorsun.”

S: “Onunla ilgili bir planım var.”

D: “Umarım sakalının telinden daha yakındırım!”

S: “Bi söylenti duydum! Bizim savcı Alp’ten hoşlanıyormuş!”

D: “Bende duydum daa, ne var bunda?! Alp kabul etmez biliyorsun değil mi?”

S: “Soyun, koynuna gir” demiyorum Doğan abartma! Sadece biraz aklını dosyadan uzak tutacak kadar ilgi gösterecek!”

D: “Oğlum, onu ben bu halde yaparım o yine de yapmaazz! Adamını iyi tanı!”

S: “Öyle mi diyorsun?! Yerinde olsam emin olmadan konuşmazdım!”

D: “Nasıl?! Olamaaz hayatta inanmam!”

S: “Unuttun mu bana bir kardeş borçluydu, o gece bende soğuktan ölebilirdim. Ufak bir rica da bulundum, oda sağolsun kabul etti!”

D: “Senden korkulur haaa! Senin düşmanın olmak istemezdim. Kimi ne zaman neresinden vuracağını çok iyi biliyorsun.”

S: “Şuan Ayşe için her şeyi yaparım, başka bir derdim yok!”

D: “İyii öyle olsun bakalım! Gelmiyosan hadi ben kaçtım, görüşürüz!”

Selim eve gideceğini söyledi. Vedalaştıktan sonra Doğan indi, Selim’in arkasından el sallayıp evine doğru yürüdü…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

O hafta Hilde, Doğan operasyonunun ikinci kısmı iptal olmuştu.

Hilde ve Doğan buluştu, birlikte adalara gittiler. İki bisiklet alıp tepeye doğru sürdüler. Doğan, yine bir poşet taze kavrulmuş fıstık getirmişti.

Hilde, bir fıstığı ısırıp kırdıktan sonra, “Komiser bu fıstık olayını abartmadın mı? Beş yıl sonra yağ tulumu olmak istemiyorum. Kolesterol, tansiyon vs de cabası, amacın ne senin?” diye sorunca Doğan da elindeki fıstığı göstererek,

“Yani ne bileyim ben hiç yemezdim. Pek güzel gelmezdi ama şimdi çok seviyorum!” dedi

H:”Senin tuzun kuru tabii, seninki kas olarak geri döner ama ben yüz kilo olurum!”

D: “Abartma bee spor yap sende, bir şey olmaz! Hem sen yüz kilo da olsan ben beğenirim merak etme!”

H:”Sağol yaa, beni evde kalmaktan kurtaracaksın, Sana nasıl teşekkür edebilirim acaba?”

D: “Ne demek canım o kadar abartılacak bir şey değil! Her Türk gencinde olması gereken medeni cesaret ben de biraz daha ağır basmış!”

H: “Ya bak, yine kaşınıyorsun farkında mısın? Kahvaltıda yürek mi yedin sen?!”

D: “Elindeki tek şansını da geri tepmezsin diye düşündüğüm için, biraz tadını çıkartıyorum desek daha doğru olur.”

H: “Sen yine de şansını fazla zorlama derim ben!..”

… Tepeye çıkıp manzarayı izlemeye başladılar. Doğan, Hilde’yi önüne almış, omuzuna çenesini koyup manzarayı bakıyordu.

H: “Geçen ki ceset ne oldu? O kız, Anne?”

D: “Onlar cepte, biz ölüm sebebi olan ilk kurşunu sıkanın peşindeyiz! Kızı sorguya alırsak ailede farklı şeyler ortaya çıkacak.”

H: “Ailesi biliyordur bence!”

D: “İllaki biliyordur. Birbiriyle sözlü nişanlı diyorlar ama ortada ne yüzük var ne resim ne şahit. Kendi aramızda söz yaptık, kızın yaşı küçük diye kimseye söylemedik diyorlar! Anne bir yandan ağlıyor oğlum oğlum diye ama bir defa bile katilini bulun demiyor, teyze şüphelendiğin biri var mı diyoruz. “yok” diyor ama sicile de bir bakıyoruz mahallenin çöp kovasına varana kadar her şeye zararı dokunmuş.”

H: “Kör ölünce badem gözlü olurmuş!”

D: “Aynen!”

H: “Şu ETS falan diyorsunuz yaa ondan bir şey çıkmıyor mu?”

D: “Aile içi aramalardan başka bir şeyi yok. Belli ki pis işlerini başka hatla yapıyordu. Ona rağmen arama motorunda sapıkça şeyler vardı, pedofili pislik!.. Babası eşyaları verilince beyaz telefonu vardı o yok demiş. O kayıp telefonu bulabilirsek işimiz biraz daha kolaylaşacak gibi. Resimleri videoları varsa onlara ulaşabilirdik!..

Bazen zorumuza gidiyor. Selim’le birbirimize bakıyoruz, o benden ben ondan bir şey bekliyoruz. Pislik ölümü hak etmiş diyorsun ama katilini de bulana kadar ter döküyorsun sonra da bulup kelepçeleyip kodese. Yapan yapıyor ölmeyi de hak ediyor ama cezayı yine masum kişi çekiyor. İşimizin en zor yanı bu işte, bu kıza bir şey yaptıysa kii yapma olasılığı çok fazla. Kız da vurdu diyelim, ne olacak? Her türlü mağdur! ooofff zor gerçekten!”

Hilde, başını Doğan’a yaslayıp, “Vicdanın ne diyorsa öyle davran! Unutma, gecenin sonunda seninle başbaşa vicdanın kalacak!” deyince Doğan acı içinde inler gibi nefes verdikten sonra, “Hadi yaa ama ben onunla şiddetli geçimsizlik halindeyim!..” deyip dudaklarını Hilde’nin boynuna götürüp, “Onun yerine diyorum hani, seninle mi?!-“

Hilde omuzunu kaldırıp boynunu kurtarırken, “Komiser kaşınma!” dedi

D: “Çok zor durumdayım! Öyle böyle değil!”

H: “Benden önce ne yapıyordun yine onu yap!”

D: “Hadi yaaa, hiç mi şansım yok!”

H: “Yok maalesef okulum bitmek zorunda!”

“Oldu başkaa? Senin okulunu yakarım kızım, ben Selim agaya benzemem! Gelirim! Tutarım! Alırım! Okul falan da anlamam!” derken belinden sıkıp daha çok kendine yapıştırdı…

Hilde’nin Doğan’dan kaçma şansı yoktu, oda vicdanını gıdıklayıp Doğan’ın kendiliğinden bırakmasını sağladı.

“Ayşe’yi bu beladan kurtardığın an seninim Doğan! Söz veriyorum! Okulu da stajı da hiç bir şeyi bahane etmicem”

Doğan, Hilde’yi serbest bırakırken, “Söz mü?” dedi.

Hilde, artık Doğan’ı çözmeye başladığını düşünüp “Söz! Eczacı sözü!..” dedi gülümseyerek…

0
Please leave a feedback on thisx

…Selim, buluşma saatinden erken gelmiş Nurseli’yi beklemeye başlamıştı, arabadan indi, yurdun kapısına bakarken ilk gün ile şimdi ki heyecanını karşılaştırdı. “İlk hamle Nurseli’den gelmeseydi, ne zaman cesaret edip yaklaşırdım acaba” diye düşünüyordu.

Hırkasını unuttuğunu hatırladı… Boş fermuar çekme hareketini yaptığında ki şapşallığını anımsadığında yüzünde gülmeye yakın bir tebessüm oluştu…

~~~~~~•~~~~~~

… Kapıdan çıkınca Selim’de ayrı bir gülümsemeyle karşılaştım. Belgrattan beri ilk kez yüz yüze geliyorduk.

Her gördüğümde bir önceki gördüğümden daha fazla heyecanlanmaya başlamıştım. Alışmak yerine daha da çok…

Kendi kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

Her adım da, “Sakin ol, sakin ol, sakin ol!” Her ‘sakin ol’ da bir nefes alıyordum.

Sanki düğün günümüzdü bende gelinlikle yanına yürüyor gibiydim.

Heyecandan bayılacak gibi hissediyordum ve Selim de bu durumun farkındaymış gibi her geçen gün daha sempatik bakıyordu. Bana yardımcı olmadığı için Selim’e kızıyordum.

Aramızda bir adım kalana kadar yürüdüm, karşısına gelince sesim titreyerek, “Merhaba, hoş geldin.” dedim.

Selim, sanki ilk rabdevumuzmuş gibi, heyecanlı bir şekilde, “Merhaba… hoşbuldum, nasılsın?” deyip öylece bekliyordu.

“İyiyim! sen?!”

“Aynı, bildiğin gibi.”

“Kapıdan çıktığımda gördüm! Neden gülüyordun?” diye sorunca yavaşça elini kaldırdı, alnıma doğru gelen bir kaç saç telini kulağımın arkasına götürürken, “Buraya ilk geldiğimiz günü düşünüyordum.” dedi.

Başımı eğip, yere bakarken, “Şapşallığımı yani!” dedim

Selim, derin bir nefes çektikten sonra gülümseyerek, “Şapşallığımızı!” dedi.

“Sen ne yaptın kii?!” diye sordum.

“Anlatmadım değil mi? O gün olay yerine gittiğimde sahil soğuktu. Üşüdüğümü hissettim, üzerimde hırka varmış gibi fermuar aradım. Bulamayınca sana verdiğim aklıma geldi, gülmeye başladım. Doğan’da beni görmüş, göz kırpıp “Ne yapıyorsun” der gibi bakmıştı. Yanına gittim, “Ne yapıyorsun” dedi, yok bir şey olay ne dediğimde, ‘Beni böyle şapşal yapacak aşktan sana sığınırım Allah’ım’ deyip yukarı bakmıştı onu hatırlayıp güldüm.”

“Bende sana anlatmadım değil mi?” Deyip devam ettim.

“Çantamı yerleştirip telefonumu şarja taktım. Yatağıma uzanıp odaya bakındım, bir süre kızları izledim. Onlarla konuştum, sonra banyoyu sordum. O zaman Hilde, “O üzerindeki ile iyi durdun ben piştim burada deyince üzerime bakıp hatırlamıştım.”

Sustuk, sadece birbirimizin gözlerine bakıp gülümsüyorduk. Bu durumu, Selim’in sorusu bozdu.

“Ne yapıyoruz, bir şapşallığa daha imza atmadan binelim mi?”

“Olur.” dedim

Arabaya oturduk, Selim kontağı çevirecekken, “Selim?” dediğimde Selim, elini anahtardan çekip bacağına koydu, yüzü asılarak bakıp,

“Hadii buyruun!” dedi.

Selim’in asık yüzüne karşılık üzgün bir ifadeyle, “Nasılsın?” dedim

“İyiyim demiştim ama sen onu sormuyorsun herhalde.”

“E, yani!” dedim sormana bile gerek yok der gibi bakarak.

“Bilmiyorum, iyiyim galiba.” Bir kaç saniye sustuktan sonra, “Aslında seni incittiğim için iyi değilim!” dedi

“Beni incittiğini nereden çıkarttın?”

“Hissettim diyelim.”

“Seliim! Lütfen kendine yüklenme sen haklıydın.”

“Hangi konuda?”

“Evlenirsek çelik çomak oynama konusunda.”

Selim, panikle kendini ifade etmeye çalıştı, “Bak o, o gün söyledikleriimm, tamamen seni kışkırtmaya çalışmak içindi. Asla asla! böyle bir şey düşünmedim! Yemin ederim.”

“Selim, sakin oll! Biliyorum ama bu, o sözlerin doğruluğunu değiştirmiyor. Bir şeyler düşünmemiz lazım.”

“Ne gibi?”

“Sen dedin yaa psikolojik diye! Haklısın ve bu durumun düzelmesi lazım.”

“Nurseli, her şeyin yeri ve zamanı var. Bu şeyin planını şimdiden yapmaya kalkarsam aklımı kaybederim. Zaten anlamsız bir şekilde seni özlememe mani olamıyorken, bir de o şeyi aklıma takarsam hepten mecnuna dönerim.”

“Selim! Böyle gitmez! Ben seni her gördüğümde bir önceki gördüğümden daha fazla heyecanlanıyorum, bunu düzeltemezsem seninle görüşmemeye başlıcam, çünkü seni her gördüğümde hastalıklıymış gibi bayılmak istemiyorum.”

“Nurseli?.. bir dakika, nasıl yani?! Sen, istemediğin için mi heyecanlanıyorsun,

yoksa heyacanlandığın için mi istemiyorsun?”

“İkincisi tâbi kii… Selim!.. Sana, karşı koyamadığım bir sevgi hissediyorum. Sanki seni sevmek zorundaymışım gibi… Sanki olmazsan olmazmışım gibi… Senin sevgin nefes gibi, uyku gibi, yiyip içmek gibi geliyor bana. Korkuyorum, sen olmazsan ölürüm diye korkuyorum. Bu aşırı sevgimin sana zarar vermesinden korkuyorum. Sana hissettiğim sevginin olması gerekenlerin önüne geçmesi söz konusu… Mesela beni anne ve babandan çok sevebilir misin?”

“Seninle bir başkasını çok yada az yarıştırmam kii, anne mi annem olarak, babamı babam olarak severim. Hiç bir kadını annemden öte annem görmediğim gibi, hiç bir adamı babamdan öte babam görmediğim gibi, seni de sevgilim olarak çok seviyorum! Yani seni, bana yabancı diğer kızlarla kıyaslarsam senden daha fazla kimseyi sevmem.”

“İşte tam olarak söylemeye çalıştığım da bu! Ama ben öyle değilim, Sanki senden önce benim hiç bir şeyim yokmuş gibi, ben yokmuşum gibi!..

Bir annem yokmuş, sen geldin annemi hissettirdin, babam yokmuş babamı hissettirdin, kardeşlerimi hissettirdin!

Bir erkek kardeşin farkına seninle vardım, kız kardeşime yapmam gereken ablalığı senin abiliğini görerek yapmaya başladım. Sen bana, karşı cinsten en çok beni sevdiğini söylüyorsun, ama ben; hem cinslerimden bile en çok seni seviyorum…

Annemi düşünüyorum seninle tanıştıracağım günün hayali ile, babamı düşünüyorum seni nasıl karşılayacak hayalî ile, kardeşlerim aynı şekilde. Yemek yiyorum, yıllardır sevdiğimi değil, senin sevdiğini yemeyi istiyorum. Yaaa ben, yıllardır bamyadan nefret ederdim, önceden iğrenç, sümüksü şey gibi gelirdi ama şimdi yemekte bamya çıktığında benden mutlusunu göremezsin. Sonra, normalde çok uyuyamıyorum evet ama senden sonra bedenim kurulmuş saat gibi! Beş saati ne eksik ne fazla uyumak istiyorum. Bedenimde bir şey yapsam, en basiti duş almak, aklına en uç ne gelirse onu düşün, orada bile sen varsın. Ben bu zamana kadar nasıl yaşıyordum acaba diyorum.” biraz sustuktan sonra, “Selim! Lütfen bana acıyor gibi bakma!” dedim.

Selim, sanki uçuruma düşmüş gibi bakıyordu. Öyle görünüyor ki duygularımı bu derece beklemiyordu, Aynı boşlukta gözlerime bakarak, “Sana acımıyorum Nurseli, kendime acıyorum!” dedi, “Sen bana bu duyguları biriktirirken ben nerede ne yapıyordum onu düşünüyorum ve karşılığını vermemiş gibi hissedip kendime kızıyorum! Özür dilerim!”

“Normal olmadığını anladın değil mi?” dedim acınacak hale geldiğimi söylemesini bekler gibi

Selim, karşı camdan dışarıya baktı, gözlerinden bir iki damla yaş akınca ağladığını bana farkettirmemek için, başını kendi camından tarafa çevirdi.

“Selim, inan bu benim elimde olan bir şey değildi ve bu derece olduğunu da ilk defa şuan seninle konuşuyorum. Bana ne oluyor bilmiyorum sanki buna mecburmuşum gibi hissediyorum!” dediğimde Selim, elini yumruk yaptı. Yarasına vura vura, hıçkırarak ağlamaya başladı. Kendimi çok kötü hissetmiştim, ağlayarak özür diledim. Selim’in kendine vurmasına engel olmaya çalıştım.

“Selim, özür dilerim, özür dilerim lütfen! Lütfen yapma!”

“Sen ne yaptığını bilmiyorsun?”

“Ne yaptıysam özür dilerim, yeter ki böyle yapma!”

“Senin elinde değil, o yüzden özür dileme ama bil kii, bu hislerinle ayrılık fermanımızı imzalamışsın.”

“Anlamadım. Neden? Nasıl?!”

Selim, yana yatırdığı uzun saçlarının altında sakladığı yara izini göstererek, “Bu yarayı görüyor musun?” dedi

“Evet ne oldu?” dedim, şuan ki durumumuzla ne alakası var der gibi

“Ben bir kıza aynı senin hissetiklerini hissetmiştim, gözüm ne anne gördü ne baba! Hiç kimsenin hiç bir şeyin gözümde onun kadar değeri yoktu, hatta kendi canımın bile!”

“Ne oldu peki?” dedim, yüzümde mide bulantısı ve kötü haber almış gibi bir ifade ile

“Hayatım cehenneme döndü Nurseli! Bir anda onuda, ondan daha az sevdiğim kişilerin sevgisini de kaybettim. Herkes benden nefret etti. Evimden, ailemden oldum. Abim, babam, annem, sana da anlatmıştım o kızın annesi, babası herkes benden nefret etti.

“Sonra, sonra ne oldu, tamamen ayrıldın mı yani?”

Selim, asıl acınacak yere geldiğini farkettiren bir gülüşle, “Ne ayrılması, bu lanet yakama yapıştı bir kere, ailelerimiz bizi evlendirmeye çalışıyor ama ben onunla olmayı istemiyorum.” dediğinde birden olaydan çıkıp, bulunduğumuz âna geri gelerek ciddileştim, “Ne demek o, bizi evlendirmeye çalışıyorlar ne demek?!” diye sordum.

Selim, kollarını yana doğru açarak, “İşte duydun bu koca adam ve onun beş para etmez hayatı, bir kızın iki dudağının arasında, o isterse olacak isterse olmayacak.”

“Biraz önce dedin yaa, “sen bu hâle gelirken ben neredeydim” diye, o kızdaymışsın demek kii?” dedim yüzümde sinirli bir bakışla.

“Nurseli, ben onunla olmak istemiyorum.”

“Olmak istemiyorsun ama hâlâ seviyorsun, bunu bana ne zaman söylemeyi düşünüyordun söyler misin?

Davetiyenizi mi getirecektin yoksa?!”

“Nurseli, bir yolunu bulacaktım, bu iş olmayacak. Olmayacak bir şey içinde seni neden üzeyim!”

“Selim, en iyisi konuyu kapatalım olur mu? Ben gitsem iyi olacak!”

Selim, kapımı açmadan kilitleyip,

kolumdan tutarak, “Ne istersen yap Nurseli, arabadan in, yurda yürü, odana gir, yatağına yat, yemeğini ye, ne istiyorsan onu yap ama lütfen gitme yalvarırım gitme! Hiç bir yere gitme! Sana ihtiyacım var.” dedi

“Ben senin sevdiğin olduğumu zannediyordum, oysa aşk çıkmazından kurtulmak için muhtaç olduğun kişiymişim. Lütfen kapıyı aç, buradan GİTMEK istiyorum! Yurda GİTMEK istiyorum! Yatağıma GİTMEK istiyorum! Yemeğe GİTMEK istiyorum!” derken Selim, ani bir hareketle beni kendine çekti. Dudaklarımdan öperken, “Gitme lütfen. Lütfen benden gitme! Gönlümün gülünü soldurma, sen iste yemin ederim annemden de babamdan da çok severim seni, yeter ki gitme!” deyip yalvarıyordu.

Selim’in öpmesine, karşılık vermeyip kendimi geri çektim.

Selim kilidi açınca kapıyı açıp, “Hoşçakal! Kendine iyi bak!” deyip ağlayarak yurda geri döndüm…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Hilde ile Doğan yemek yedikten sonra vapura binmiş dönüyorlardı, Hilde, “Eee komiser?” deyince Doğan gülerek, “Selim’e döndüm yaa! Ağzından çıkan soru işaretinin sonundan korkar oldum!” dedi

“Selim kendi için korkuyor, senin öyle bir durumun yok merak etme ama! biraz daha gelmek istediğim konuyu saptıracak olursan o zaman ne olur bilemeyeceğim!”

“Ah Selim ah! Bir gün senin gibi konuşacağımı söyleseler senden kilometrelerce uzağa giderdim!”

“DOĞAN!”

“Tamam tamam kızma, sakin ol! Diğer komiser daha iyiydi, ona geri dönelim!

Cevap veriyorum! Efendim eczacı hanım!”

“Selim’in derdi ne?”

“Hadi buyrun!.. Ne derdi?”

“Doğan! Üniversite sınavında notum tıbba yetmedi ama şuan sinir kat sayım yetmek üzere, anlatabildim mi?”

“Anlatmak ne kelime beynime kazıdın! Ne soruyorsun? Çünkü Selim söz konusu olunca dertlerini birleştirsen dünyayı üç tur atar?”

“Beni diğer iki tur ilgilendirmiyor! İlk turu anlat yeter! Nurseli’den ne istiyor?”

“Sadece Nurseli üç tur attırır aslında da neyse! Nurseli’yi incitmek istemiyor!”

Hilde, sesli kahkaha attı, “İnciterek, incitmemeye çalışmayı da sadece sizde görüyorum!”

“Bazen oluyor işte öyle maalesef, ilişki acemisi olduğumuz için!”

“Aaa unutmuşum, biz masterımızı Oxford da yapmıştık! Ne alâkası var yaa! Neysee, o gün ormanda sadece canlandırma yapmadı değil mi, ileride evlenince ne olacağının tatbikatını da yaptı? Neden? Hastalığı bahane etme sakın yemem!”

“Hilde, bence sen sınavda kaydırma yapmışsın? Çünkü bu zekâya sahip biri daha yüksek alırdı.”

“Komiserr 487 puanla geçtim ve bu da bana yetti! İstediğimi aldım fazlasında gözüm yok, sende uzatma Selim’in derdi ne söyle?!”

“İntihar sebebini merak ediyor?”

“Ne demek merak ediyor? Araştırsın bulsun? Koca başkomiser değil mi? Kızdan ne istiyor?”

“Bulamaz! Çünkü bulacağı bir şey yok!”

“Nasıl yani?”

“Nurseli ve Atakan ne anlatırsa ondan başkasını bilemicez demek!”

“Atakan’ı biliyor musunuz?”

“Atakan’ın geldiği gün oradaydık, ufak bir yanlış anlaşılma olduğu için takip edip dudak okuyarak olayı biraz öğrendik.”

“Doğan siz nesiniz ya, bu özel hayata saygısızlık biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum ama Selim’i dinleyip takip etmeseydim bu güne gelemeyeceklerdi. Aldatılmış hissetti.”

“Şuan ne hissediyor peki?!”

“Belirsizlik aldatılmışlıktan daha iyidir!”

“Öyle mii? Baksen! Eee müfettiş gatget’lar ne buldunuz pekii?”

“Dalga geçme! Sahilde konuştular. Selim’i anlattı, beni anlattı. Atakan Nurseli’nin intiharı yüzünden 4 ay hapis yatmış!”

“Neden yatmış?”

“Onu bilmiyorum Nurseli’nin arkası dönüktü anlayamadım.”

“Komiserr demek ki neymiş her anladığını çevirmeyecekmişsin!”

“O kadarını bende biliyorum, çoğunu çevirmedim zaten! Atakan bağırdı. Yüksek sesle konuşunca arabadan duyuldu!”

“Eee siz ne düşünüyosunuz?”

“Biz değil sadece Selim, ben onun aksini düşünüyorum.”

“Evet?!”

“İntiharına sebep olan kişinin şuan hapiste olup olmadığını merak ediyor.”

“Nasıl yani! Selim, Nurseli’nin tecavüze uğradığını mı zannediyor?”

“Evet!”

“Geri zekalı! Geri zekalı! Harbi mal, katıksız salak ya! Asıl sebebini söylemeyeceğim ama asla böyle bir şey yok, kızı bir daha boş boş şeylerle üzmesin diye anlatıyorum. İyi dinle!

Atakan, hele o, olaydan tamamen bağımsız! Onu anlatmak bile istemiyorum. Nurseli bir evde yalnız kalmış, kapıda bir kaç kişinin ayak sesini ve konuşmasını duymuş, kendisine bir şey yapacaklar diye intihar etmiş.”

“Bu mu? Bu sebepten mi yani?”

“Söylerken bile sana basit geliyor değil mi? hem basit gelip hemde kadında ilk aradığınızın o olması nasıl bir ironi yaa.”

“Sakın başkasıyla beni kıyaslama. Kasdettiğin şeyi, hayatımın bu anına kadar hiç bir zaman önemsemedim. Bundan sonra da aynısı olur diye düşünüyorum. İlk olduğumun sonu olamayacaksam, benim için hiç bir önemi olamaz, gözlerimi kiminle kapatırsam onun ilkiyim demektir. Bu sebeple de evet! benim için basit geldi. Değmeyecek bir sebepmiş ama Atakan’la ne alakası var?”

“Nurseli’nin yabancı zannettiği Atakan’mış. Atakan’ı, Nurseli’nin yanında buldukları için de tecavüz etti zannedip hapse atmışlar, ailesi de muayene ettirmemiş.”

“Atakan, ben yapmadım dememiş mi?”

“O ayrı bir hikaye ona giremem uzun, sıra eeenn can alıcı şeyde hazır mısın? Nurseli’nin hastalığı ne zaman başlamış?”

“Uyandığında mı?”

“Hayır! Nurseli, dört ay boyunca yatak döşek tecavüze uğradığını düşünerek yatmış, sonra bir komşusundan Atakan’ın hapiste olduğunu duyunca o bir şey yapmamıştır diyerek muayene olmuş ve orada ilk senkop gerçekleşmiş.”

“Muayene mi? İnanmıyorum! O yüzden Atakan’a elimdesin istediğimi yapmak zorundasın diyordu demek ki.”

“Aynen! Çocuğa ızdırap olmuş resmen! Abisi gibi bir telefonuyla her şeyi yapıyor… yani, Atakan’ı, Selim’in değil senin kıskanman lazım!”

“Demek öyle, tüh! Bende Ayşe’nin abisi olurum o zaman!”

“Sizin bu üstün başarınızdan sonra Ayşe konusunda rahatladım! Sizin Nurseli’den çıkarttığınız profile göre Ayşe’ye de üzülmemem lazım!”

“Ben sana başta ne söyledim? Ben bu konuda Selim’in aksini düşünüyorum dedim değil mi?”

“Komiser? Ayşe’de de sadece Selim düşünüyor değil mi? Ben yine onun aksini düşünüyorum de lütfen!”

Doğan başını eğdi ve yere bakarak kafasını sağa sola salladı.

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

Okan: “Anne lütfen! Benim size böyle bir şey için yalvardığımı ne zaman gördünüz? Ona değilse de bana yardım edin lütfen size güvenerek bir şey yapacağım!”

+ “Yeter Okan! Annemi daha fazla sıkıştırma olmaz diyorsa olmaz!”

O: “Nedenmiş? Sen daha önce kaç kıza yapmadın mı? Farkı ne? Ayrıca bu daha gerekli?”

-” Okan, kardeşinin yaptığını asla savunmuyorum ama onunla senin istediğinin gerçekten farkı var!”

+”Hem senin derdin ne? Burada işi gücü bırakıp kriminalist olmakta neyin nesi?”

Okan, “Sen kes sesini, tamam mı? Annemle konuşuyorum!” deyip ağlar gibi yalvarmaya başladı, “Annem lütfen! Oraya gidiyoruz! Yardım et!”

+”Okan, yapma bunu! Anne inanma, senin duygularınla oynuyor! Başımız belaya girer sakın!”

O: “Başın belaya mı girer! Benim yüzümden mi? Peki tamam, öyle olsun! Anne hakkını helal et! Ben dediğimi yapacağım, sonu ne olursa olsun! Büyük ihtimalle bu son görüşmemiz! Dava açıp beni reddederseniz başınıza da bela olmamış olurum!”

Okan sandalyeden kalktı, kapıyı açınca annesi, -“Okan dur! Bekle! Sana bir karışım vereceğim! Eğer şüphelendiğin gibi bir şey ise sadece ona etki edecektir. kıza bir şey yapmaz ama onu buraya nasıl getirteceksin! Bir planın var mı?”

O: “Olmaz mı annem bir tek senin onayın kalmıştı! Teşekkür ederim!”

– “Deli oğlan, başını belaya sok ama çıkamayacak derecede değil anlaştık mı?”

O: “Annem bu pisliğe inat, bir gün alnımdan öpeceksin ve sana verdiğim bütün emeklerim helal olsun diyeceksin! Söz veriyorum!”

+ “İki göz yaşına kandırdın yine haa, bravo sana aabiciğim tebrik ediyorum!”

O: “Emin ol bir gün bu söylediğine sen de pişman olacaksın ama ben ağabeyim affedeceğim çünkü ağabeyilik bunu gerektirir!..”


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x