23. Bölüm

… Doğan, Hilde’yi yine yurdun arka sokağında indirip gitti.

Hilde, yurdun önüne geldiğinde, Selim’in arabada direksiyona kafasını koymuş kıpırdamadan durduğunu görünce, Doğan’ı aradı.

“Ne o! Eczacı hanım iki dakika geçti özledin mi yoksa?”

“Saçmalama Doğan, Selim burada. Kafasını kaldırmadan arabada öylece duruyor bir şey olabilir uzaklaşma diye aradım!”

“Cevap ‘evet’ olsa dişimi kırardım zaten!”

“O inci dişlerin yerinde kalsın diye söylemiyorum bende!”

“Çok düşüncelisin canım teşekkür ederim, sen Selim’i bırak ne olmuş Nurseli’den öğren ona göre yanına geleyim.”

“Tamam, inşaallah kötü bir şey yoktur!”

… Hilde, odaya girdiğinde Nurseli’nin yarı baygın yattığını gördü. Hemen koşup,

“Nurseli, Nurseli iyi misin?” diyerek yatağa oturup başını koluna aldı

Komodinin üzerinde neredeyse boş şişeyi görünce panikledi, “Nurseli cevap ver! İçtin mi söyle Nurseli?”

Nurseli, gözlerini aralayıp, “Ben ondan ayrılırsam ölürüm zannediyordum ama ölemiyorum Hilde ölünmüyormuş, yardım et!” deyip kendinden geçti.

Hilde, hemen Filiz’i arayıp, “Alo Filiz nerdesin?” dedi elleri titreyerek.

Filiz, “Geldim kapıdayım… Aaa, Selim burada!”

Hilde, “Bırak Selim’i, acil yukarı gel çabuk!” deyip, telefonu kapattı.

Filiz, panikle, “Alo, Hilde ne oldu? Ya söylesene ne var!” deyince Selim, Filiz’in bağırmasını duyup, direksiyondan kafasını kaldırdı. Ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu.

Filiz, Selim’i görünce, “Sen bu haldeysen o nasıldır?” deyip koşarak odaya gitti.

Odaya geldiğinde Hilde ile Nurseli banyodaydı. Hilde onu görünce,

“Funda’ların odaya gir, boş dolu farketmez ne varsa al gel, belli etme!” dedi

Filiz, kekeleyerek, “Anladım tamam!” deyip çıktı. Beş dakika sonra elinde boş bira şişesiyle geldi.

“Bu işini görür mü?”

“Evet, hadi gel! Panik yapma, sarhoş olmak intihar etmekten iyidir!”

“Etmiş mi?”

“Uyanınca kendisine sorarsın, hadi gir koluna! Çıkartalım hemen.”

Selim, kapıda Nurseli’den haber bekliyor gibiydi. Doğan, yanına gelip, “Hakkında şikayet var beyefendi! Kız yurdunun önünde çok duruyormuşsun! Yürü git hadi!” dedi

“Olmaz, oda gidemez ben de gitmiyorum!”

Selim, kapıda kızların Nurseli’yi taşıdığını görünce ok gibi fırladı.

İçeri girip Nurseli’yi kucağına aldı. Hilde, göz kırpıp elindeki şişeyi göstererek, “Şisede durduğu gibi durmuyor, siz arabaya bindirin geliyorum.” dedi.

Kapıdaki görevliye, “Abi kavga etmişler, aslında böyle bir kız değil biliyorsun, bünye alışık değil şu kadarla pert! Bir kerelik idare eder misin? Söz veriyorum hemen ayıltıp geri getireceğim!” deyince görevli, “Senin hatrına bu sefer görmedim, ikinize dua etsin! Tekrarını görürsem acımam!” dedi

Hilde, “Çok teşekkür ederim! Söz bu ilk ve son!” deyip arabaya doğru yürürken, Doğan, direksiyona geçti.

Selim, Nurseli’nin başını koluna almış Filiz’de Nurseli’nin kollarını ovalıyordu. Hilde, elinde şişeyle binince, Doğan, “Bunu mu içmiş?” diye sordu.

Selim, arkadan koltuğa vurup, “Saçmalama da hasteneye sür çabuk!” dedi.

Hilde çantasından şişeyi çıkartıp, “Hayır bundan içmiş ama ne kadar içti bilmiyorum!” deyince Doğan, “O ne ilacı? diye sordu.

Selim, Nurseli’nin alnından öperek, “uyku!” dedi.

H: “Selim! Nereye gidiyoruz. Halledebilecek misiniz?”

Doğan: “Hakan’ın görev yaptığı yere gidiyoruz, aradık hastanedeymiş, ‘Buraya getirin’ dedi! Bizde merak etme!”

Hilde, “Asıl sizde olduğu için merak ediyorum yaa neyse.” deyip Selim’e döndü ve, “Bunun sebebi ile ilgili bir şey söyleyecek misin?” dedi

Selim: “O intihar etmedi, o bana bunu yapmaz! Şuan sadece uyuyor!”

Hilde: “Öyle mii? O zaman neden hastaneye gidiyoruz kii, hadi açık bir yer bulup orada hep birlikte bir şeyler yiyelim!”

Selim: “7/24 açık bir yere gidiyoruz zaten! Hep birlikte demedin mi? Abimleri de alırız.”

Hilde, sinirli bir bakış atıp önüne döndü…

…Hastaneye geldiler. Hakan müşahede odasına aldırıp muayene ettikten sonra Hilde’ye, “Kaç tane içtiği hakkında bi tahminin var mı?” dedi

Hilde, boş şişeyi gösterip, “Bilmiyorum! Normalde uyuyamadığı zamanlarda alıyor, çok sık kullanmıyor. O yüzden kutuda ne kadar vardı bilmiyorum!” dedi

Hakan odadakilere, “Her ihtimale karşı midesini yıkayalım, rapora gıda zehirlenmesi yazıcam haberiniz olsun!” dedi

Hemşireler gerekli aleti getirip, Hakan’ın yanına bıraktı.

Hakan hemşireler dahil olmak üzere herkesi odadan çıkarttı.

“Siz dışarı da bekleyebilirsiniz. Leyla hanımla ben hallederim merak etmeyin.”

Odada kimse kalmayınca Leyla Hakan’a,

“Hayatım, bozmak istemedim ama neden ‘mideyi yıkayacağım’ dedin ki? Gerek yok, İki saate kendine gelir.” dedi

Hakan, malzemeleri poşetden çıkartırken, Leyla’ya sert sert bakıp, başıyla Nurseli’nin bileğini işaret ederek, “Yemekte bunu Gördün mü?” diye sordu.

Leyla, “Evet gördüm.” deyince, “Bana neden söylemedin?” dedi

L: “Hakan söylesem ne olacaktı kii, bu onun geçmişte kalan izi. Bizi ne ilgilendirir?”

H: “Kardeşimle bir gelecek düşünüyorsa EVET ilgilendirir! Selim’in hâline bir bak!.. Annem yada babam onu böyle görse ne olur hiç düşünemiyorum. En ufak çıkmazda intiharı seçen biriyle kardeşimin evlenmesine asla izin vermem!”

L: “Hakan, herkesin ruhsal sıkıntıyı atlaması farklıdır, demek ki Nurseli’nin güçlü bir yapısı yok.”

Hakan, “Onun ruhsal yapısı güçlü değil diye, bütün acılara göğüs germek zorunda olan kardeşimi, bu hâle getirmesine göz mü yumayım! Aslaa!” deyip elinde ki şırıngaya takılı hortumu Leyla’ya uzatarak, “Hadi yapalım şu işi!” dediğinde Leyla, “Hakan, boşu boşuna kıza acı çektirme lütfen, gerek yok!” dedi

Hakan, ısrarla, “Ben tek başıma da yaparım gerek yok, ayrıca o acıyı çeksin kii bir daha kendini sevenleri bu hâle getirmesin! Yazık değil mi? Kızlar bile ne hâle gelmiş. Ders çalışması gereken kızları soktuğu duruma bak!” deyince Leyla, “Kusura bakma Hakan! Kalıp burada senin saçmalığına şahit olmayacağım. Şunu da belirtmek isterim kii, ilk defa beni hayal kırıklığına uğrattın. İnşaallah bu bir daha yaşanmaz, yoksa sonu istediğimiz gibi olmaz.” deyip dışarı çıktı ve kapıda Selim’e bakarak, “Sadece sen!” deyip içeri gönderdi…

…Dışarıdakileri telaşlandırmamak için, “Merak etmeyin, Korktuğunuz gibi değil? Bir alacağı yerde belli ki fazla almış hepsi bu.” deyince Hilde, Leyla’ya bir adım yaklaşıp, “Yarım alması gerekeni iki tane almış!” deyip cebindeki ilaç dolu poşeti çıkarttı. Doğan, Filiz ve Leyla şaşırmıştı. Leyla, Hilde’ye, “Sen biliyor muydun?” dedi

Hilde: “Evet biliyordum!”

L: “Bu yaptığının sonucunda ne olacak biliyor musun?”

H: “Gayet iyi biliyorum!”

“Onları ayırmakla eline ne geçecek?”

H: “Eninde sonunda yıkılacak bir bina neden bir yıl iki yıl daha boşu boşuna ayakta kalsın kii?”

Leyla, Doğan’a baktıktan sonra Hilde’ye, “Nurseli haklıymış, karşı kutba sen geçmezsin yazık!” deyip oradan gitti.

Hilde, arkasından bakarak Filiz’e, “Ne demek istedi bu ya anladınız mı?” dedi.

Doğan, Hilde’ye bakınca. Hilde sert bir şekilde, “Bana öyle bakma, bu bir değil iki değil, birbirlerine iyi gelmiyolar görmüyor musunuz? Biri antibiyotikse diğeri enfeksiyon! Birinin var olduğu yerde diğeri olamaz! Bunu sadece ben mi görüyorum yaa?!” deyince Doğan, daha fazla uzatmak istemedi. Bir adım geri çekilerek, Filiz’e; “Ben dışarıdayım!” deyip arkasına bile bakmadan gitti.

Selim içeri girdiğinde Hakan elinde hortumla Nurseli’ye bakıyordu.

S: “Abi?!”

H: “Sana kim gel dedi?!”

S: “Ne oluyor?”

H: “Sana ne oluyor?” deyip Nurseli’nin yara izini gösterdi.

S: “Abii, sebebini bilmiyorum!”

H: “Sebebinden bana ne! İlk fırsatta çareyi intiharda bulan biriyle mi olacaksın? Annem bilse ne olur biliyor musun? Sen pekii, ya sen! Ömrün, “Aman onu üzmeyeyim yoksa kendine bir şey yapar”la mı geçecek? Kendine gel ve bu kızdan ayrıl hemen!”

S: “Geçsin abi geçsin razıyım! Başka şeyleri düşünerek mahvettiğim hayatımın geri kalanını da böyle mahvedeyim ne farkeder.”

H: “Annemle babama kızıyordum ama haklılarmış, sana en uygunu onların istediğiymiş.”

S: “Öyle mi aabii! O kızla nasıl bir hayatım olacak pekii? Söyler misin? O kızın yüzüne, gözlerine bakamayacağım bir hayat daha mi iyii?”

H: “Zaman Selim zaman… Eskiden sevdiğin kızla evlenmek sana her şeyi unutturur merak etmee?”

S: “Eskidendi evet! Eskiden, uzun yıllar önceydi! Artık Nurseli var! Tamam mı? Yaa sana, Leyla ile evlenme deselerdi ne derdin?”

H: “Onu karıştırma salak! Bana kimse Leyla ile evlenme demedi? Aksinee annem onunla evlenmem konusunda ısrar bile etti! Misal verdiğin kızla bu yatan kız arasında dağlar kadar fark var, Leyla’nın yaşadığı bir günü bile yaşasa demek ki şimdiye ölmüştü!” dedikten sonra, elindeki hortumu Selim’e verip,

“Burada bitmedi, konuşacağız!” deyip odadan dışarı çıktı.

Filiz ve Hilde odaya girince Selim, kızlara,

“Bu olanları anlatmayın! Bilmesin.” deyip Nurseli’nin alnından öpüp kucağına aldı ve odadan dışarı çıktı…

… Yurda yaklaştıklarında Nurseli kendine gelmeye başlamıştı

“Selim..” diye sayıklıyordu. Selim, tekrar alnından öperek, “Buradayım gülüm merak etme!” dedi.

Hilde, geriye dönmeden, “Seni üzmek istemiyorum ama o Selim sen olmayabilirsin.” deyince Selim, kızgın bir ses tonuyla Doğan’a, “Biraz daha hızlı gidemez miyiz. Gülüm, çok yorulmuş!” dedi Hilde’yi duymamazlıktan gelmiş gibi.

…Yurda geldiler, kızlar Nurseli’nin kolundan tutarak götürmeye çalıştı.

Görevli kapıyı açarken, Nurseli de gözlerini açmaya çalışarak görevliye, “Hildee, bu abiyi ben çok seviyooomm biliyon muuu? Bizim köyde Levent amca vardı ona benziyor!” deyince Görevli, güldü. “Ağzını kapatarak çıkın, akşam akşam milleti rahatsız etmeyin!” dedi…

~~~~~~. ~~~~~~. ~~~~~~.

… Sabah uyandığımda başım çatlayacak gibi hissediyordum, kızlar kahve yaptılar.

Gece olanları yarım yamalak hatırlıyor ama kızlara soramıyordum. Yurttan başımı tutarak çıktığımda karşımda Selim’i gördüm.

Ona doğru yürürken, Hilde’ye bakıp,

“Kendimden bile nefret ediyorum ama bu adamdan edemiyorum, bunun bi ilacı var mı acaba!” dedim

H: “Şuan tıbbın çaresiz kaldığı yerdeyiz, maalesef ikiniz de umutsuz vakasınız! Sizin için yapılacak tek bir şey var, onu da siz istemezsiniz.”

Selim’in önünde durup, “Neymiş o şey Hilde, yemin ederim yaparım söyle?” deyince Hilde, hem Selim’e hem bana bakarak, “Nakil! İkinize de birer donör bulabilirsek bi umudunuz olabilir!” dedi

Selim, gözlerini kısarak yüzünü ekşitti, Hilde’ye ters ters bakarken beni belimden tutup kendine çekti. Ani hareketinden dolayı önüme gelen saçlarımı parmaklarıyla geriye doğru götürürken, “Bakma sen onaa! Doku uyuşmazlığı diye bir şey var, sakın deneme bilee!” dedi.

Arabaya bindiğimizde Selim’e, “Bana söylüyorsun ama senin donör nakil için uygun zamanı bekliyor o ne olacak?” dediğimde kızlar çığlık atar gibi, “NEEEEEE!” diye bağırdılar.

Başımı tutup geriye doğru döndüm, “Bağırmayın yaa başım çatlıyor zaten!”

S: “Ne oo akşamdan kalma gibisin?”

“İşte ne yaparsın, ilk aşkımın ilk aşkıyla evleneceğini duyunca bünyeye sert geldi, kaldıramadıysam demek!..”

Kızlar, tekrar bağırmadan geriye dönüp “Lütfen bağırmayın, ben bi sindireyim anlatacağım!” dedikten sonra ellerimle başımı sıkıp, “Berbat hissediyorum, inip başımı taşa vurmak istiyorum. ooooofffff bu nasıl bir ağrı?” dedim

Selim, “Torpido da ağrı kesici var iç istersen.” dedi

“Ağrı mı kesecek ilacın var demek, süpeerr peki dünü unutturacak ilacın var mı?” dediğimde “Kelin ilacı olsa başına sürermiş, benim ağrılarımı bu ilaç bastırıyor. O yüzden sana iç dedim!” dedi üzgün bir ifadeyle

Hilde bir bana bir Selim’e bakıp, “Yemin ediyorum ikinizden de bi halt anlamadım ama benim de adım Hilde’yse siz evlenemezsiniz?.. Boşuna birbirinizi oyalamayın yol yakınken bitirin!” deyince Selim sinirlenmeye başladı. “Büyük baldız, sana olan sempatimi git gide kaybettiğimi hissediyorum! Doğan, bir zamanlar senin hakkında bir şeyler söylemişti inanmak istememiştim.” deyince Hilde, “Dost acı söyler Selim! İnanmalıydın bence!” diyerek göz devirdi.

S: “Zararın neresinden dönersek kardır değil mi? Nurseli’yi etkilemeyi bırak artık!”

Filiz, ağlamaklı bir sesle, “Yeter artık yaa! Siz ne yapıyorsunuz böyle, susun!” diye bağırdı.

“Etkilemek demişken, biliyor musunuz rüyamda bile birileri bana ne yapıp ne yapmayacağımı söylüyor… Dün gece rüyamda abini gördüm. Bana, Selim’i bırak!” diyordu. Bu bir işaret mi sencee?” Dedim.

Selim, “Hayır gülüm değil! Rüyalar tersine çıkar derler, oda sabah seni soruyordu, selamı var!” diyerek dünün üzerini kapatmaya çalışıyordu..

“Söylesene o kıza ne söylüyordun yadaa evlenince ne söyleyeceksin!”

“Birincisi, küçük hanım beni bu şekilde yaralayamazsın, bundan vazgeç. İkincisi, onunla, isminin yerine koyacağım bir sevgi sıfatını söyleyecek kadar yaşamadım. Üçüncüsü ise, Onunla evlenmeyeceğim için ne söyleyeceğimi de hiç düşünmedim. Sen olmasaydın da adını söylerdim herhalde!”

“Adı ne?..”

Selim, elini direksiyona vurup bağırarak, “NURSELİ, YAPMA! BUNU BİZE YAPMAAA! İKİMİZE DE ZARAR VERMEKTEN BAŞKA BİR İŞE YARAMAZ, ANLAMIYOR MUSUN? ADINI ÖĞRENİP NE YAPACAKSIN!” derken, kırmızıyı görememiş, karşıdan gelen araba ile çarpışmıştık…

0
Please leave a feedback on thisx

~~~~~~•~~bir hafta sonra~~•~~~~~~

…Doğan odaya girdi. Selim’in seruma baktıktan sonra cama doğru yürüdü. Selim’le konuşmuyor, yüzüne bakmıyordu.

S: “Haber var mı?”

Doğan, Selim’e bakmadan, “Ne oo merak mı ettin?” dedi.

“Kendim kalkıp bakmadan söylersin diye düşünüyorum.”

Doğan, “Hayır merak ettiğim şu, öğrenip ne yapacaksın? Eserinin muhteşemliği ile övünmek istiyorsan eğer gider bakarsın…

Tâbi kızın ailesi seni yanına sokarsa.

Senin çenen açıldığına göre iyisin. Ben gidiyorum.” deyip odadan çıktı.

Koridorda Elif ile Leyla konuşuyorlardı.

Yanlarına yaklaşıp, “Elif, biraz izin verir misin?” deyince Elif, odaya gitti.

Doğan, kapının kapandığından emin olunca Leyla’ya, “O akşam Hilde’nin ne yapmaya çalıştığını anladın mı? Selim, vurulunca kendinden geçerken, ‘İlk defa pişman oldum’ demişti. Şimdi de ben söylüyorum onlara yardım ederek pişman oldum!” deyince Leyla, meraklı gözlerle bakarken, “Bunu bana neden söylüyorsun, ben ne yapabilirim kii?” dedi

“Şaka mı yapıyorsun Leyla, o evde Selma teyzeden sonra sözü en çok geçen kişi sensin?”

“Neden biliyor musun? Haddimi ve yerimi bildiğim için, üzerime düşmeyen şeylere karışmıyorum.”

“O zaman bu dikkatini, Selim’den yana durmayarak devam ettir.”

“Denge Doğan, denge!.. Her şey denge üzerine kurulmuştur. Aile içinde de denge olmazsa bir taraf ağır basar. Üste çıkan yendiğini zanneder ama düşünce altta kalandan daha fazla canı yanar. Herkes, onların birlikte olmasına engel olmaya çalışırken, bende sırt dönersem ne olur söylim mi? Selim’in gözlerinde cılız bir ışık kaldı, o da söner! Anlıyor musun? Bence herkes benim yaptığım gibi yerini ve haddini bilir ve sınırlarını geçmeye çalışmazsa, kader zaten en güzel ağını örecek ve alınlarında ne yazıyorsa o olacaktır.”

“Bu süre zarfında ölen ölecek kalan sağlara şükür mü edeceğiz pekii?”

“Ecel nerede nasıl gelecek kim bilebilir kii? Bak sana bir hikaye anlatayım.

Süleyman aleyhisselam zamanında bir adam, korku ve telâş içinde Hazret-i Süleyman’a gelir ve:

“-Bu sabah Azrâil karşıma çıktı, bana hışımla baktı. Anladım ki benim canımı alacak. Ey kudretli Peygamber! Her şey senin emrinde. Rüzgâra emret, beni buradan tâ Hindistan’a iletsin. O zaman Azrâil belki beni bulamaz!” der.

Hazret-i Süleyman, adamın bu saf hâline ve ısrarlı yalvarmalarına acır ve rüzgâra:

“-Haydi bu adamı Hindistan’a bırak!” der. Rüzgâr adamı alır ve kısa sürede Hindistan’ın uzak bir adasına götürür.

Hazret-i Süleyman aleyhisselam, biraz sonra Azrâil aleyhisselam ile karşılaşır ve o adama neden hışımla baktığını sorar. Azrâil aleyhisselam ise: “-Ben ona hışımla değil, hayretle baktım. Çünkü Allah Teâlâ bana, o adamın canını bu akşam Hindistan’da almamı emretmişti. Ben de o adamın yüz kanadı bile olsa, bu akşam Hindistan’da olamaz, bu nasıl iştir, diye hayretle bakmıştım.” der!..

Ecel gelmişse ne bir saniye ileri ne bir saniye geri oynar! kaza ve kadere iman etmek sadece dil ile olmamalı kalp ile de tasdik edilmeli. O kızların alnında ne yazıyorsa o olacaktır, bize düşen dua ve sabır!”

Sorunun cevabına gelince, eveeett kalanlara şükür edip gidenlere rahmet okuyacağız. Şimdi müsadenle, bakmam gereken hastalarım var!” deyip Doğan’ın

yanından ayrıldı.

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~

                       İki gün sonra!

Doğan, kriminalden Sinem’i ve Zeki’yi odaya çağırdı. Sinem kapıya vurup odaya girdi. “Bizi çağırmışsınız komiserim!”

Selim, “Gelin, gelin, kapıyı kapatın. Ayşe’lerin evden örnek alacaktınız ne olduu?” diye sordu.

Sinem, “Komiserim gittik aldık ama duvar ve halıdan alınan örneklerden bir şey çıkacağını zannetmiyorum!” dedi göz kırparak.

Doğan, “Bir aksilik olmadı değil mi?” diyerek işini garanti altına almak istiyordu

Zeki: “Amirim!.. Okan, Ayşe’nin ve annesinin swaplarını odada alırken biz de Sinem’le halı ve duvardan örnek aldık, hiç bir sorun çıkmadı merak etmeyin!”

Kapı çaldı. Selim’in, “Gel” demesinin ardından Okan odaya girdi. Selim’in karşısında durup oturmak için izin istediğinde odadakilerin hepsinin yüzleri asılmıştı.

O)”Selim komiserim bilgi vermek için gelmiştim, gerçi siz, asıl benim vermem gereken bilgi için yardımcılarımı çağırmışsınız ama olsun… Beni yerimde bulamadınız herhalde diye düşünüyorum… Neyse, konuya dönecek olursak Ayşe’lerin eve gittik ve swap örneklerini aldık! Halı ve duvarda kan izine rastladık vee!” cebinden aldığı örnekleri çıkartıp Selim’le Doğan’a göstererek, “Necati’nin bazı şeyleri kaybettiğini ve adının bunamış’a çıktığını duymuştum. Bende işimi şansa bırakmadım ve tekrar kendim örnek aldım, bunları hemen inceleyip raporu en kısa sürede size teslim edeceğimden emin olabilirsiniz, müsadenizle!” deyip Sinem’le Zeki’ye göz kırparak odadan çıktı.

Selim ve Doğan’ın morali bozuldu. Doğan Okan’ın arkasından, “Güvenmiştim lan!.. İlk defa güvendiğim biri beni yanıltıyor, yaşlanıyorum herhalde!” deyip başını elleri arasına alıp masaya dayandı.

Selim, “Siz çıkabilirsiniz, elinizden geleni yaptınız sağolun arkadaşlar!” deyip Sinem’le Zeki’yi odadan gönderdi.

Ayağa kalktı bacağını rahat hareket ettiremediği için aksıyordu.

Volta atarken ne yapacağını düşünüyordu, Doğan; Alıp gideyim aaabii, annesini de Ayşe’yi de bizim oraya götüreyim!” dedi

Selim, başka planlar düşünürken, “Saçmalama Doğan! Kriminalden çare yok, savcıyı halletmem lazım!” diyerek Doğan’ı tersledi.

D: “Alp diyordun ne oldu?”

S: “Bilmiyorum Doğan, gelme üstüme!.. Bir yolunu bulup halledeceğim, Ayşe yada annesi, ikisini de kurtarmanın bir yolunu bulacağımm! Onları bir gün bile hapse göndermeyeceğim!.. Tamam mı? Güven bana, ayrıca sen bu Ayşe konusunda neden bu kadar acele ediyorsun kii?”

“Bende seninle aynı fikirdeyim de ondan! Özellikle Ayşe’nin hapse girmesini istemiyorum!”

S: “Ben çıkıyorum!”

D: “Nereye?”

S: “Nereye olabilir!”

D: “Yerinde olsam çelenkle giderdim.”

S: “Bana bi iyilik yapmak ister misin?”

D: “Haayıırr!”

Selim, “Öyle tahmin etmiştim, akşam beni bekleme sen yat!” deyip odadan çıktı. Yolda Elif aradı. “Abi neredesin?” dedi tavırlı bir ses tonuyla.

S: “Hastaneye gidiyorum Elif, bir şey mi diyecektin?”

E: “Yok abi! Akşam gelecek misin diye aradım, aslında annem soruyor!”

S: “Bir süre daha Doğan’da kalsam iyi olacak!”

E: “Aabiii umudunu kaybetme olur mu? İnşaallah iyi olacak.”

S: “Tamam canım, görüşürüz!”

Selim, kazadan sonra her gün olduğu gibi, yine hastaneye gitmişti. Yoğun bakım servisine çıktı, camdan içeriyi izlerken içinden yalvarıyordu, “Lütfen, lütfen bırakma kendini, yalvarıyorum.”

Arkasından kendine yaklaşanların sesini duymamıştı. “Vicdan değil mi komiserr, vicdaan! Geceleri uyutmayan, iliği kemiğinden ayıran vicdan, benim kızımın ne günahı vardı söyler misin? Her zaman ki gibi okuluna gidiyordu!Hayallerini umutlarını çaldın! Şimdi de vicdanın varmış gibi buradan gitmiyorsun. Doktorlar ne diyo biliyor musun? Yaşasa bile artık yürüyemez diyor, hangisine yanayım ben!”

Selim, daha fazla dayanamayıp koşar adım oradan uzaklaştı…

Yengesinin yanına gidip kapıyı birden açtı. Leyla son hastasını muayene ediyordu.

Sinirlenmiş gibi, “Beyefendi içeride hastam var!.. Lütfen dışarıda bekleyin!” diyerek Selim’i gönderdi.

Selim, koridorda bir sağa bir sola dolanıyordu. Hasta ile birlikte, Leyla’nın asistanı da dışarı çıktı, Selim’e içeri girebileceğini söyleyip oradan ayrıldı.

Selim kapıya vurup içeri girince Leyla,

“Başta yapacağını sonda mı yapıyorsun?

Selimm kendine gelir misin lütfen!” deyince Selim, özür dilemeden hesap sorar gibi “Bana neden söylemedin?” deyip çıkıştı.

“Neyiii?”

“Yaşasa bile yürüyemeyeceğini!”

“Selim!.. Buraya gelirken yolda üç kere kalbi durmuş birisinden bahsediyoruz.

Bu zamana kadar yaşaması bile mucizeyken, yürüyemez denmesi kadar peşin hüküm olamaz bence! bu, doktorunun öngörüsü, çıkmadık candan ümit kesilmez.”

“Beni rahatlatmak için söylemiyorsun değil mi?”

“Ben sana ilk gün ne dedim! Bu kızın yaşama hevesi kalmamış direnmiyor dedim değil mi? Yine iş onda bitiyor, bizim yapacağımız bir şey yok!”

“Başka bir hastaneye götürsek, yurt dışına meselaa!”

“Sen, bu hastanenin koşulları yetersiz mi diyorsun yaanii?”

“Hayır, asla! Ama denemediğim bir şey kalsın istemiyorum!”

“Özrün kabahatinden büyük oldu farkında mısın? Biz eksik bir şey yapmadık merak etme. Seni, o kadar kan kaybına rağmen öldürmeyen, Furkan’ı bir santimle kurtaran Allah’a güven! Eskiden olsa cihazların eksikliği, ulaşım vs etkilerden belkii ama günümüz Türkiye’sinde yurtdışından hiç bir farkımız yok!”

“Özür dilerim!”

“Sen bir an önce sonuca gitmek istiyorsun anlıyorum ama beklemekten başka çare yok!”

Selim, üzgün bir şekilde uzaklara daldı.

“Uykuların nasıl? İlaçlarını düzenli kullanıyorsun değil mi?”

“Yenge, uyumak istemiyorum! Kabusuma bir yenisi daha eklendi!”

“Kader değişir ama kaza değişmez Selim! Kendini suçlamayı bırak!”

“Kimi suçlamalıyım sence?”

“Ortada suçlanacak kimse yok! İlle suçlanacak birini ararsan şirke düşersin yapma! Sen git işine bak, bizim işimizi de bize bırak. Sen katil kovala bende o kıza yardımcı olayım ne dersin?”

“Onu bile yapamıyorum kii! Elimde iki yarımdan bir tam katil var ama ben onları kovalamak yerine aklamaya çalışıyorum!”

“Seninle ortak yanımız bu herhalde. Geçenlerde iki kişiyi öldürmüş, kendisi de intihar etmiş birini kurtarmaya çalıştım. Adam öldü ama ben, bir katil öldü diye sevinmek yerine bir can gitti diye üzüldüm! Her ne kadar suçlu da olsalar insan oldukları gerçeğini değiştirmediği için bizde onlar için çabalıyoruz.”

“Sen psikoloji mi okusaydın nee?”

“Ağabeyini Tuğçe’ye kaptırırdım!” dedi göz kırparak.

Selim, meraklı gözlerle bakınca, “Bildiğimi bilmiyorlar, sende unut! Hadi çıkalım. Ağabeyini bekletmeyelim.” dedi

“Siz gidin ben Doğan’a gideceğim!”

“Daha ne zamana kadar orada kalmayı düşünüyorsun?”

“Benim de bir birey olduğumu anlayıp, isteklerime saygı duyduklarından emin olana kadar!”

“Yani artık gelmeyeceksin, neyse ben sana ve isteklerine saygı duyup çocuklarıma kavuşmaya gidiyorum. Hoşçakal!” deyip birlikte çıktılar.

Selim, geç saatlere kadar kız kulesinin karşısında oturuyor sonra da Doğan’a gidiyordu.

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

Doğan sabah uyandı duş aldı, üzerini giyip Selim’in yanına geldi, “Ne o laann akşamdan kalma, dün ne yaptın?”

“Aynıı! Hastaneye gittim!”

“Var mı bi değişiklik?”

“Yook, daha da kötüsü var! Doktor yaşarsa yürüyemez demiş!”

“Leyla mı?”

“Hayır ortopedi doktoru!”

“Leyla ne diyor pekii?”

“Çıkmadık candan ümit kesilmez’diyor.”

“Doğru söylemiş, bence karamsar olma! Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler. Önce kahvaltı yapıp mı gidelim, alıp merkezde mi yiyelim!”

“Ben önce hastaneye gideceğim, oradan gelirim.” deyip orta sehpanın üzerinden anahtarını aldı ve çıktı.

Doğan, arkasından üzgün bir şekilde bakıp, “Dert bindi, bin bir oldu ne diyeyim!” dedi… ~~~~~~•~~~~~~

… Selim, hastaneye gelip yoğun bakım katına çıktığında koridorda kimse yoktu. Normalde annesi yada babası muhakkak olurdu. İçine bir ürperti doldu ve hızlı adımlarla camın oraya geldi.

Yatak boştu, korktuğu olmuştu. Duvara yaslanarak yere oturdu, hıçkırarak ağlamaya başladı. Bir yandan ağlıyor bir yandan da kafasını duvara vuruyordu, “Benim yüzümden! Benim yüzümden! Keşke ben ölseydim! Allah’ım ben ne yapacağım şimdi, bu acıyla nasıl yaşarım!”

Hemşire, Selim’i görüp hemen Leyla’ya haber verdi. Leyla, koşarak Selim’in yanına gelip kaldırmaya çalıştı, “Seliim!.. Selim kaallkk!”

“Benim yüzümden, ben öldürdüm onu been!”

“Seliim durrr yapmaa!.. Kimsenin öldüğü yok, ölmedi merak etme.”

Selim yengesinin gözlerine baktı,

“Gerçekten miii?”

“Sevmediğim şeyi yaptırma banaa, yemin ederim ölmedi, komadan çıktı! daha detaylı bir tomografisini istedim oraya götürmüşlerdir. Dua etmeye devam et. Bundan sonra inşaallah buradan yürüyerek çıkışı kaldı! Farklı bir komplikasyon olmazsa döndü, tamam mı? Hadi kalk! Kızı iyileşti ama annesi hâlâ kızgın seni burada görmesin! Sen git uyanınca ben bi şekilde seni yanına aldıracağım, bana güven. Hadi git şimdi.”

Selim kalktı göz yaşlarını silip tuvalete gitti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra arabaya geldi. Başını direksiyona koyup bu sefer de sevinçten ağlamaya başladı…

~~~~~~•~~~~~~

0
Please leave a feedback on thisx

… Otobüse binip oturduğum da son bir haftamın muhasebesini yaparken Selim aradı. Bi on saniye kadar ekranda yazan isme bakıp memnuniyetsiz bir şekilde telefonu açtım.

“Efendim Selim!”

“Okul çıkışı buluşalım mı diye aradım ama sen zaten dışarıdasın herhalde. Arkada ki sesler ne? Neredesin?”

Derin bir nefes çektim, “İlk ders boştu senin gibi hastaneye gittim!” dedim, onu gördüğümü bilmesini istiyordum

Selim’den karşılık gelmeyince tekrar devam ettim, “Ne oldu sustun! Bir şey söylemeyecek misin?”

“Nurseli ne söyleyebilirim kii! O kızlar benim yüzümden o halde, biri neredeyse ölüyordu!” derken görende kendini suçladığını zannederdi.

“Selim!..” deyip tekrar bir nefes daha çektim. “Sen kaç gündür beni aramadın… Kendini kandırabilirsin ama beni aslaa!.. Sen kendini değil aslında beni suçluyorsun. O kızın durumu iyiye gitmeseydi beni arayacak mıydın?” diye sorduğumda hiç inandırıcı gelmeyen bir sesle, “Aramayacaktım direk yurda gelecektim, çünkü seni çok özledim!” dedi

“Sen en zor anında teselliyi başkasında aradın Selim! Rahatlayınca da beni özlediğini anladın. Benim senden başka sığınacak dalım yokken sen beni yüz üstü bıraktın.”

“Benim için kolay mı zannediyorsun Nurseli! Ne hâle geldim sen biliyor musun?”

“Bilmiyorum işte Selim! Söylemek istediğim de bu. Senin, ne hâle geldiğini bilmem gerekirken, sen benden uzaklaştın… Evlenmeyi düşündüğün kızla kötü gününde birlikte olmadın! Bende şimdi iyi günümde yalnız kalmak istiyorum!”

Selim, “Sen bilirsin, hoşçakal!” deyip telefonu kapattı.

Bir haftada bu kadar değişmiş olabilir miydi. Selim ısrar etmemiş “Sen bilirsin” deyip kapatmıştı.

Bu kazada telefonuyla birlikte bazı duygularıda mı kaybolmuştu nee?..

~~~~~~•~~~~~~

… Selim, merkeze geldiğinde Doğan Selim’in moralinin bozuk olduğunu gördü, telaşlı bir şekilde, “Ne oldu?” diye sordu.

Selim Doğan’ı rahatlatmak için, “Bir şey yok merak etme! Hatta şuan diğer dertlerim olmasa zil takıp oynayacağım o kadar mutluyum.” deyince şaşırmış gibi bakarak, “Diğer dertlerim derken?..” dedi… “Sen artık Nurseli’yi de mi dert olarak görüyorsun?”

“Öyle demek istemedim!”

“Söylediğin o manaya geliyor ama!”

“Bak çok mutluyum ve bu mutluluğumu bozacak bir şey istemiyorum, ben hastaneye gidiyorum. Acil bir şey olursa msj at!”

“Git bakalım giiitt, Hilde’yi haklı çıkart!”

Selim, alkışlarla, “Evettt en haklı Hilde!.. Dünyada Hilde’den daha haklı kimse Yok!.. Yılın en haklı insanı ödülünü verelim tamam mı?” deyip geri geri yürüyerek odadan çıktı.

Doğan, hemen Nurseli’yi aradı…

“Efendim abii?”

“Ne haber, nasılsın?”

“Selim kötü değil mi?”

“Ne oluyor Nurseli? Sekiz yıllık arkadaşımı tanıyamaz oldum!”

“Belki de tam olarak buydu ama size belli etmiyordu.”

“Bu kadar kişiyi kandıracak kadar usta bir oyuncu değil!”

“Ya öyleysee?”

“O zaman ona ilk sırt dönecek kişi ben olurum.”

“Öyle olduğunu bilsem bile, asla sırtımı dönmeyecek kadar seviyorum onu!”

“Saçmalama Nurseli yaa! Hiç kimse vazgeçilmez değildir!”

“Aabi, kapatmam lazım sonra görüşelim mi?”

Doğan, “Tamam görüşürüz! Dikkat et!”

deyip telefonu kapattı ve burnundan nefes vererek güldü.

“Ulaann koduumun eczacısı yine haklı çıktın! Kendi ağzımla sana hak verdirttin yaa daha ne diyeyimm…”

~~~~~~•~~~~~~

… Selim, heyecandan kanat takıp uçacak gibi hastaneye gelip Leyla’nın yanına gitti.

Leyla, Selim’i görünce yatan hasta servisini arayıp, “Seda’nın yanında kim kalıyor bi bakar mısın?” diye sorduktan sonra Selim’e, “Gel otur! Annesi kalıyorsa yapacak bir şeyim yokk ama kardeşleri kalıyorsa onları bir süre uzaklaştırabilirim. Öğle arasına az kaldı, seninle biraz konuşmak istiyorum!” dedi

“Nurseli ile ilgiliyse yenge lütfen karışma.”

Leyla hayâl kırıklığına uğramış gibi baktı.

“Nurseli yada bir başkası, benim; senin hayatına karıştığımı ne zaman gördün?”

“Bugün sinirlerim çok bozuldu, kalbini kırdıysam özür dilerim!”

“Dün bana bir şey söylemiştin yaa, psikoloji bölümü okusaydın diye. Onunla ilgili bir şey sormak istiyorum. Sen Nurseli ile tanıştığında boşluktaydın değil mi? Yani sözlünden ayrılmıştın!”

Selim, konuşmanın devamını beklemeden, sinirle; “NE DEMEK İSTİYORSUN YENGEE?” dedi

“Maalesef şuan ki tepkinden cevabımı almış gibi hissediyorum. Benim asıl merak ettiğim aynı durumu şuan Seda içinde yapıp yapmadığın!”

Selim, biraz önceki çıkışının aksine daha yumuşak bir şekilde, “Anlamadım? Nasıl yaanii?” dedi.

“Selim, bazı kişiler acıyla beslenir, acaba sen, boşlukta olduğun zamanlar da, çaresiz kızlara mı ilgi duyuyorsun?”

Selim, burnundan verdiği nefesle gülerek, “Evet yengee! Ben, o kadar karakteri bozuk, ne istediğini bilmeyen omurgasız sürüngenin tekiyim! Beni çok iyi tanımışsın bravo!” dedi

Leyla’nın Telefon çalınca konuşmaları yarım kaldı, Seda’nın yanında refakatçi olarak abisi kalıyordu

“Şimdi oraya birini göndereceğim abiyi benim yanıma gönder, benim gönderdiğim kişiyi de gizlice odaya al tamam mı? Görüşürüz sağol! Kolay gelsin!”

Leyla, Selim’e bakmadan eliyle kapıyı gösterdi. Leyla, içten içe üzülüyor Nurseli’nin sonunu merak ediyordu.

Selim ayağa kalktı, odadan çıkarken geriye dönüp, “Teşekkür ederim yenge sağol!” dedi ve Seda’nın yanına gitti.

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

… Hafta sonu, berbat bir güne uyanmış gibi kalktım, sessiz sakin elimi yüzümü yıkayıp tek başıma kahvaltı yaptım.

Hilde, hâlâ benimle konuşmuyordu. Filiz’in ise raporu bitmiş okula dönüş için gün sayıyordu.

Odaya geldiğimde Hilde çıkmıştı. Bende giyinip yüzüm somurtuk bir şekilde çıktım. Demir kapıdan çıkınca, karşı kaldırımda Selim’i gördüm. Yavaş adımlarla yanına gidip başımı göğsüne yasladım.

Hangi şartta bu limanda dinlenmeyecektim çok merak ediyordum.

Bana bir gün “Derdini Selim olmadan halledeceksin” derseler o gün kendime şaşırıp “ben ne zaman bu kadar güçlü olmaya başladım” derdim ama şuan Atakan’ın söylediği gibi berbat bir psikolojiye sahiptim ve hiç güçlü bir portre oluşturmuyordum.

Selim, ellerini kaldırıp sarılacakken,

“Yapma Selim! Lütfen bana sarılma.” dedim

Birlikte arabanın yanına doğru yürüdük. Selim, arabanın kapısını açtı. Ben oturduktan sonra kemerin tokasına uzandığında ikimizde aynı anda tuttuk.

Selim’e bakarak, “Bir süre bana müsaade eder misin? Ben takayım!” dediğimde, Selim, ağzımdan çıkmasını bekliyormuş gibi, “Sen bilirsin!” deyip koltuğuna oturdu.

Bunda bile ısrar etmediyse durum vahimdi ve ben kendime üzülmeye başlamıştım bile.

Yüreğime oturan öküzün yanına bir öküz daha bağlanmış gibi hissediyordum. Bu yük bana çok fazlaydı ve bir acıya daha dayanacak kadar gücümün olduğunu zannetmiyordum.

Acı çeker gibi yutkundum…

Selim, anahtarı takarken, “Sen bu aralar ne kadar çok ‘sen bilirsin’ diyorsun, bu değişimin nedenini öğrenebilir miyim?” diye sordum

“Bir nedeni yook! Ben zorba mıyım istemediğini neden yapayım?” derken ki sözü bu zamana kadar öyleymiş hissi uyandırıyordu.

“Yok yaanii bileyim dee… Alışırsam vazgeçemem ondan dedim!” dedim, eski Selim geri dönecek mi bilmeden söylemiştim bunu

Selim cevap vermedi.

Bir süre sessiz yolculuk yaptıktan sonra: Eksiğini fark edip mi, yoksa sessizlikten sıkıldığı için midir bilmiyorum, bana bakmadan, “Nasılsın?” diye sordu.

En çok kendime acır gibi gülerek, “Neredeyse yirmi dakika olacak, şimdi mi nasıl olduğumu sormak aklına geldi?” dedim

Selim, yine cevap vermedi ve tekrar arabada sessizlik oldu. Konuşmadan yola devam ettik. Selim, gözünü yoldan ayırmıyor, ben ise kendi camımdan dışarıya bakıyordum.

Selim, “Nereye gidelim?” diye sorarak ikinci defa sessizliği bozdu.

“Kız kulesini gören herhangi bir yere!” dedim,

Selim, “Tamam.” deyip teybi açtı müzik eşliğinde, salacak sahile geldik.

Arabayı stop edip, “İnelim mi?” dedi

“Böyle iyi, biraz dalgaların sesini dinlemek istiyorum!” dedim, şuan tek ihtiyacım buymuş gibiydim ama ben içimdeki fırtınaları, o dalgaların kıyıya vuruşunda ki çırpınma sesine benzetiyordum.

Görenin farklı düşündüğü ama gidecek yeri olmadığı için kıyıya vurup geri döndüğü bir dalgaydım.

“Filiz’den haber var mı?” dedi hâlâ vicdanlıyım göstergesiyle.

“Evet, pazartesi ya da salı geliyor.”

“Durumu nasılmış?”

“İyiii, çok şükür, dikişleri alınacakmış, sonra da bir süre daha alçıda kalacak. Onun bana yaptığını şimdi ben ona yapacağım. Onun kadar iyi bir hemşire olabilir miyim bilemiyorum.”

“Hilde nasıl?”

Bu soğuk ve resmi konuşmaların sonu nereye gidecekti merak ediyordum.

“Hâlâ aynı, benimle konuşmuyor, yüzüme bakmıyor. Bir yere gidecekken bile söylemiyor, kötüyüz yani. Seda nasıl, kendine geldi mi?”

“Neden bana soruyorsun kii? Sen gitmedin mi? Bilmiyor musun?”

“Senin kadar yakınına gitmedim! Bilgi alamadım! Sen daha iyi biliyorsundur diye sordum?”

“Ne ima ediyorsun?”

“Bir şey ima etmiyorum.” dedim, “Leyla abla ile senin kadar sık görüşmüyorum. Seda’nın doktoru ile akraba olduğun için sen daha iyi bilirsin diye sordum, hepsi buu!” dedim dudaklarımı yana doğru kıvırarak.

Selim yine eski Selim olmadığını göstererek, “Öyle olsun bakalım! Kendine geldi ama hâlâ toparlanamadı, normal odaya alacaklardı!” deyince şaşırdım.

“Alacaklardı derkeen? Sen bilmiyor musun, konuşmadınız mı?” dedim söylediğine inanmayarak.

“Hayır annesi yanına yaklaştırmıyor.” derken ağlayacak çocuk gibiydi

“Öyle mi? Yazık olmuş!” demekten başka bir şey düşünememiştim.

“Benim de çok görmek istediğim söylenemez, yüzüne nasıl bakacağımı bilemiyorum.”

“Filiz’i hiç görmeyecek misin?” dedim ona, yaptığının vicdandan uzak olduğunu göstermek için…

“Anlamadım ne alâka?”

“Yani diyorum kii Filiz’i hiç görmeyecek misin? Ha Seda’ya bakmışsın ha Filiz’e bakmışsın ne farkı var?”

“Ne demek ne farkı vaarr Nurseli. Filiz’in sadece kolu kırıldı ama Seda bundan sonra benim yüzümden yürüyemeyecek. İşte aradaki kocaman fark bu.”

“Bazen inanılmaz derecede vicdan yaptığını görüyorum ve bir şey merak ediyorum, bundan sonra ne olacak ne yapacaksın? Ayşe’ye yaptığın gibi abilik mi yapacaksın? Yoksaaa?..”

“Yoksa ne?! Nurseli ne demeye çalışıyorsun?”

Düşünmek bile korkuturken, nasıl söylerdim kii, “Merak ediyorum bundan sonra ne yapacaksın, nasıl bir yol izleyeceksin?” deyip susmayı tercih ettim

“Hiçbir yol izlemeyeceğim, aynı böyle devam edeceğim. Bu konuyu da kapatalım?” deyip arabadan indi.

Arka koltuktan dosya alıp, “Şuan yapacağım daha acil şeyler var, bunları incelemem lazım!” deyip dosyayı gösterdi.

Bende çantamdan kitabımı alıp aşağı indim. Selim’in yanına oturup test çözmeye başladım.

Ne kadar çok eksiğimiz vardı. Ona sarılmak kokusunu içime cekmek, tedaviye başlamak, evlenme teklifi etmesi, şaşırmış gibi yapmam, birazcık düşünme numarası, sonra kabul etmem, ailelerin tanışması… ama şuan başka derdimiz yokmuş gibi o işini bense dersimi yapıyordum…

~~~~~~•~~~~~~

… Elif, Nurseli’yi görmek için yurda gelmişti, Nurseli’nin çıktığını öğrenince eve dönmek üzere geri döndü.

Durakta Hilde ile karşılaşıp selamlaştılar. Hâl hatırdan sonra Elif, Nurseli ile nasıl olduklarını sordu, Hilde, “Kötüyüz ama gıcığın muhabbetini özledim. Konuşmak için bir bahane arıyorum ama bulamıyorum!” deyince Elif, “Öyle mii? O zaman benimle gel!” dedi ve Hilde’nin itirazına fırsat vermeden kolundan tutup gelen ilk otobüse bindirdi. Yolda Selim’e msj atıp yerlerini sordu…

… Elif, Hilde’ye kazanın detaylarını sordu.

“Selim’le Nurseli bir gün önce bi kız yüzünden tartışmış herhalde. Sen biliyosundur, eski nişanlısı mı neymiş?”

“Aile arası sözdü, o taraf geçen sene bozmuştu.”

“Bozmuştu derken, tekrar mı başladı, nee?”

“Kızın ailesi bizde değişen yok deyip bize bırakmış.”

“O ne biçim şey öyle yaa, çocuk oyuncağı mı bu, istedikleri zaman sözlü istedikleri zaman ayrı, öyle şey mi olur?”

“Maalesef öyle ama abim bir yolunu bulacak inşallah. Eee sonra ne oldu?”

“İşte, ertesi sabah da Nurseli trip atarak ‘ona ne diyordun, evlenince ne söyleyeceksin, adı ne?’ falan deyince Selim sinirlendi. Kırmızı da geçtik, diğer tarafta ecele gider gibi hızla gelince sol tarafa girdi. Kızın kemeri takılı olmadığı için camdan fırlamıştı. Nurseli’yle bende bir şey yoktu şoku atlatır atlatmaz hemen camdan çıkıp kıza müdahale ettik. İşte böyle, hep söylüyorum onlar birbirine iyi gelmiyor. Bence kaderle inatlaşmak iyi değil. Olmuyorsa vardır bi hayır, yada sebebi.”

“Evet, abim hatalı, Nurseli de yersiz kıskançlık yapmış ama unutma kader de gayrete aşıktır. Bir iki olumsuzlukta hemen kesip atmamak lazım bence…”

… Sahile geldiklerinde Selim’le Nurseli’yi görüp yanlarına doğru yürüdüler. Selim, dosyaya gömülmüş Nurseli ise ders çalışıyordu.

Hilde, Elif’in koluna girip, “Bu tabloda ki gayrette ne görüyorsun?” diye sordu ve Elif’in, üzülmüş gibi, “Üçüncü yeğenimin de Hakan abimden olacağını görüyorum!” demesiyle gülmesine eşlik etti.

Selim’lerin yanına geldiler.

“Merhaba oturabilir miyiz?..”

~~~~~~•~~~~~~

…O kadar dalmıştık ki: arkamdan bize yaklaşanların, konuşana kadar varlığını hissetmedik.

Elif’in sesiyle arkamı döndüm ve karşımda Hilde’yi görünce ayağa kalktım. Yıllardır görmüyor gibi Hilde’yle sarıldıktan sonra Elif’e sarıldım.

Selim, Hilde’nin elini sıkıp. “Hoş geldiniz!” dedikten sonra Elif’in yanağına dokunup, “Buraya ne oldu? diye sorunca şaşırmıştım.

“Kızartma yaparken yağ sıçradı.”

S: “Kötü olmuş!”

“Evet aabii, bir hafta oldu, artık geçiyor!”

Hilde, Doğan’dan Selim’in haberini almış olacak ki gayet normal bakıyordu ama ben şaşırarak, “Siz kazadan beri ilk defa mı görüşüyorsunuz yoksa?” diye sordum.

E: “Evet Nurseli, abim o günden beri eve hiç gelmedi ve ben de ilk defa görüyorum, biz de en çok abimi gören Leyla yengem oldu!” dedi ağzını yamultup gözünü yana devirerek şikayetçi gibi.

Selim ters ters bakıp, ‘sus’ der gibi,

“Eliiif!” dedi.

Elif’te aynı yüksek tonla, “Ne var aabii? Senin yaptığın kazanın, annemle, babamla, abimle, hadi onları geçtim, çocuklarla ne ilgisi var. Itır her gün seni soruyor, amcam ne zaman gelecek diyor. Kazayı sen yaptın, faturayı bizlere kestin. Yalan mı?”

~~~~~~• *(Elif, evde en son konuşulan konuyu unutmuş gibi konuşuyordu)* ~~~~~~•~~~~~~

Selim, bizim tahmin ile birlikte merak edeceğimiz şeyi söyledi.

“Elif! Sebebinin ne olduğunu gayet iyi biliyorsun, lütfen çarpıtma ve sus.” dedi

Elif’e bakıp, “Benden daha kötüleri de varmış demek ki, hiç olmazsa benimle görüşmek istemişti ama ben kabul etmedim…” dediğimde daha sözümü bitirmeden Selim’in telefonu çaldı.

S)”Aloo!..

…Efendim!

…NEEEEEE?!

…Durumu nasıl?!

…Hangi hastanee?

…Tamam hemen geliyorum!”

Telefonu kapattı, alel acele dosyalarıyla benim kitabı kaldırarak, “Kalkın, kalkın çabuk. Acil işim çıktı gitmem lazım.” dedi. Konuşmasından ve panik olmasından anlamıştık ama biz Seda ile ilgili zannetmiştik.

“Yaa ne oldu söylesene?” dedim kitabımı elinden alıp çantama koyarken

“Ayşe intihar etmiş!”

Hilde boş bulunup, “NEEE!” diye bağırdı.

Belli ki Doğan ona anlatmıştı ve kurcalayacak zaman değildi, acelemiz vardı.

Elif, “Ayşe kim ya?” diye sordu hepimize bakarak.

Selim, “Hadi sizi taksi durağına bırakayım!” deyip arabaya bindirdi…

Selim’e yalvarır gibi, “Biz de gelelim lütfen?” dedim

Selim, bana cevap vermeden Doğan’ı aradı.

“Doğan, Ayşe intihar etmiş, hastaneye gidiyorum. Çabuk sen de gel! Pınar’ı da ara gelsin.”

Taksi durağına geldigimizde benim yalvarmama kayıtsız kaldığını anlamıştım…

Hilde ve Elif indi. Selim, benim de inmemi bekliyordu, “Hadi Nurseli.”

Ama ben inmedim, “Ben de geleceğim bana ne.” dedim kollarımı bağlayıp daha fazla koltuğa gömülerek…

“Çocukluğun zamanı değil Nurseli lütfen!”

“O zaman inatlaşma da sür, hani ‘sen bilirsin’ diyordun!? Eski haline geri mi döndün yoksa! Ya sen götür ya da ben taksiyle seni takip ederim, hangisi?” Selim ciddiyetimi görünce pes etti

“Of ooooffff inatçı keçii!” deyip dışarıya seslendi, “Binin hadii.”

Hilde şaşırmış gibi, “Ne oldu yaa?” diye söylene söylene arabaya bindi.

Arkaya dönüp, “Biz de gidiyoruz.” dediğimde Hilde Selim’den taraf gibi, “Ooofff Nurseli, bazen saçmalıyorsun haa.” deyince Selim aynadan bakıp, “Değil mi great sister-in-law, inatçı keçi ne olacak.” dedi…

…Hastaneye geldiğimizde etrafa bakındım, Gülsüm teyzenin ameliyat olduğu hastaneydi.

Selim kemerini açarken, benim de kemerimi açtığımı gördü. Bileğimden tutup, “Sakın ben gelmeden inmeyin, duydun mu inatçı keçiii?” dedi

Nazlanır gibi mırıldanarak, “Duydum yaa, tamam git hadi.” dedim…

Selim, Hilde’ye döndü, “Buradaki aklı başında bir tek sen varsın sakın inmeyin.” deyip gitti.

Hilde, bana bakıp, “Sayende Selim’den üst üste iki defa iltifat duydum yaa pees!” dedi…

… Selim, gideli yirmi dakika olmuştu.

Ne olduğunu merak ediyordum, daha fazla dayanamayıp, “Ben de gideceğim.” deyince Hilde, hemen kolumdan tuttu, “Saçmalama Nurseli, Selim’i zor durumda bırakırsın!”

“Yaa ne olacak alt tarafı hastaneye bakıp çıkacağım bırak!” deyip aniden kapıyı açtığım da yandan geçen adama vurdum, adam canının acısı ile, “Ne oluyor bee?” diyerek geriye döndü, kolunu tutuyordu.

“Pardon yanlışlıkla oldu!” dedim

+”Dikkat etsenize biraz hanımefendi!” dedi sanki özür dilememişim gibi çıkışarak.

Hilde, dışarı çıktı.

“Özür diledi yaa ne uzatıyorsun?” diye aynı ses tonuyla karşılık verdi

+ “Hem suçlu hem güçlü böyle oluyor demek ki?” deyip benden Hilde’ye yoğunlaştı.

“Sen de ne arabanın dibinden dibinden yürüyorsun?”

+ “Yanımdan araba geçiyordu, ezilmemek için olabilir mi acaba?”

Hilde’yi tutup, “Hilde tamam, ben yaptım, sus.” dedim, Selim’in duymasından korkuyordum.

+ “Bak arkadaşın senden daha saygılı! Hiç olmazsa suçunu biliyor!”  Deyince Elif arkadan gelip, “Durun yaa, ne uzatıyorsunuz abimi arayalım!” deyince adam, “Ara küçük hanım ara, ben de çıkıp bi darp raporu çıkartayım! Ne dersiniz?” dedi üste çıkarak.

Bağrışları duyan güvenlik görevlisi yanımıza gelip, “Yardımcı olabilir miyim?” dedi

Hilde, “Bu beyden şikayetçiyiz!” deyince

güvenlik, “Beyefendi bir sorun mu var acaba?” diye sordu

+”Evet var! Adın ne senin?”

Güvenlik, şaşırmış gibi “Pardoon?” deyince

+”Size isminiz ile hitap edeyim isminiz ne?”

” Mehmet.”

+”Bak Mehmet! Sen yenisin anlaşılan!” deyip cebinden kartviziti çıkartıp, “Al bunu muhasebeye git. Sana kim olduğumu söylesinler, sonra gel öyle konuşalım.” dedi.

Adam karta baktıktan sonra başını kaldırıp, “Yavuz bey! Özür dilerim!” dedi

Hilde, adamın elinden kartviziti aldı, yırtıp, yere attı ve üzerine bastı. “Bana bak Yavuz musun nesin, ne karın ağrın varsa git belanı bizden bulma!”

Adamın telefonu çaldı, sinirli bir şekilde, telefonu açıp, “Ne var, Ne oldu? Bir şeyi de bensiz halledin bee! Çöpe atın gitsin, bana ne soruyorsunuz? Geliyorum tamam, tamam!” deyip telefonu kapattıktan sonra bize dönüp, “Dua edin işim var yoksa bu iş karakolda biterdi!” deyip hızlı adımlarla gitti.

Ben ve Elif ellerimizi havaya kaldırıp vurduk. Elif, “Çak bee, nasıl mors oldu ama!” dedi…

~~~~~~•~~~~~~

…Yavuz, binadan girerken arkasına baktı. Kızların zafer kutlamasını görüp sinirlendi.

Önüne baktığı an Doğan’la çarpıştı.

D: “Hop hop hooop!..”

Y: “Pardon! Kusura bakmayın!”

D: “Önemli değil!” deyip devam ettiler…

~~~~~~•~~~~~~

Selim ve Doğan geldiğinde dışarıda oynuyorduk.

Selim, Hilde’ye bakıp, “Ne oluyor?” deyince ben, “Yok bir şey?” dedim

Doğan, Selim’e ters ters bakıp, elini beline koydu. Bu hareketi ve bakışı bile Hilde’nin kalbini hoplatıyor olabilirdi.

“Bunların burada ne işi var?”

Selim beni şikayet ederek, “İnatçı keçi kardeşine sor bana ne söylüyorsun?” dedi

Doğan abim ise bana kızmak yerine yine Selim’e atarlanarak, “Öyle mii?” dedi. “Direksiyondaki kimse ona sormam lazım değil mi?”

S: “Senin keçi kardeşin direksiyondaki kişinin kim olduğuna mı bakıyor, geçmişi hatırlatma bana! Hiç değilse ayağı sağlam geldi.”

Doğan, Selim’e acır gibi bakarak,

“Karşındakinin canını nasıl acıtacağını çok iyi biliyorsun?” deyip sustu, arabaya doğru giderken, bir şey hatırlamış gibi, “Ne yapıyoruz! Babayı aldıralım mı?” dedi

S: “Hayır bekle! Bunda acele etmeyeceğim! Bir Ecem olayı daha yaşamak istemiyorum!” deyince Elif’in yüzü asıldı, olayı biliyor gibi

“Hiiii’iii, Allah’ım sen koru!” dedi

Selim, Doğan’a, “Atla, gel! Bir yere gidip konuşalım! Dönüşte seni buraya bırakırım!” dedi…

Yakındaki bir kafeye geldik, içeri geçip masaya oturduk.

Selim, o kadar kötü duruyordu ki ben Seda da bile Selim’i böyle görmemiştim. “Her olayda bu kadar etkileniyor mu acaba.” diye düşündüm

Selim, konuşurken bizim tarafa hiç bakmıyordu. Sanki biz yokmuşuz gibi kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı.

“Hastaneye gidince sor bakalım raporu biraz erteleyebilirler mi veya hiç açmayabilirler mi?”

D: “Abi herifler gıcık tiplere benziyor, özel hastane sonuçta başını belaya soksun istemezler!”

S: “O zaman kriminalden güvenilir birini bulalım… Odaya da annesi bile alınmayacak Pınar’a söyledin değil mi?”

D: “Söyledim abi merak etme.”

S: “Demir’in kardeşiyle tekrar konuşalım, Ayşe ile ne zaman sözlenmiş, isteyerek mi, yoksa ailelerin istemesiyle mi?”

D: “Abi kızı bilmem ama Ahmet Ayşe’ye aşık gibi.”

S: “Bana da öyle geldi, Demir bu kıza bir kötülük yapmışsa, ikisinin de öldürme sebebi var demektir.”

D: “Aabi Ayşe sıktı diyelim onun sıkacağından korkmaz mıydı? Geri çekilmez miydi?”

S: “Silahı boş zannediyorsa…”

D: “Mantıklı ama öyle olsa bile o silah Ayşe’nin eline nasıl geçti, Demir durumu biliyor muydu? Vee bacağındaki kurşun, peki onu kim sıktı? Neden doktora gitmedii? oooofff! Ben halletmek için uğraştıkça daha beter çuvallıyorum!”

S:”Kardeşim sen iyi misin? Neden acele ediyorsun kii! Az sabret bekle biraz!”

D: “Bilmediğin şeyler var, bir an önce halletmem lazım. Konuyu dağıtma! Şimdi emin olduğumuz, ikisi de öldürmek niyeti ile sıkılmamış değil mi? Demir’in boyu biraz kısa olsa kurşun boşa gidecekmiş!”

S: “İlk kurşunu Ahmet sıktı diyelim, bu dengesiz de pantolonunu değiştirdi ve hastaneye gitmek yerine Ayşe’ye gitti.

Yine Ayşe’ye yaklaştığı esnada Ayşe silahı aldı ve kendini korumak için rastgele ateş etti.

D: “Ayşe’nin annesi evdeyken mi? Demir teyzenin telefonuyla aranmış.”

Hilde, Doğan’a bakıp, “Demir’i Ayşe arayıp çağıramaz mı?” dedi

D: “Annesinin telefonuyla mı?”

H: “Lise son sınıfa kadar babam hiç birimize telefon almadı. Annemin telefonunu almak içinse, babamın işten gelmesi ve derslerimizin bitmesi gerekiyordu!”

D: “Ayşe’nin annesi çalıştığı için telefonu varmış ama!”

“Doğan abi! Bizim okulda bi kız vardı bi erkekle konuşuyor diye ailesi telefonunu almıştı. Oda annesinin telefonuyla konuştu.”

Elif, şaşırarak, “Annesi anlamamış mı?” diye sordu.

Hilde, Elif’e, “Minareyi çalan kılıfını hazırlarmış!” dedi.

Hilde’ye hak vererek, “Aynen öyle.” dedim “bir yıl kimse anlamamış!”

Konu birden o kıza dönmüştü. “Bir yıl sonra ne olmuş?” dedi Selim geldiğimizden beri ilk defa bana bakarak

“Evlendileeer” dedim “Şimdi de kocası annesiyle babasıyla konuşturmuyormuş, ben ne yaşadım görsünler diyormuş.”

Selim ve Doğan aynı anda, “HAKLIIII!” dediler.

Hilde, sinirli bir ifadeyle Doğan’a,

“Haklı mıııı?” dedi ve Selim’e dönüp, Doğan’ı göstererek, “Hadi bunun kız kardeşi yok anlamaz, ya sen? Elif’in evlendiği kişi sizi görüştürmezse ne yaparsın?” deyince Selim Elif’e,

“Hemen yüz bulma!” deyip Hilde’ye döndü, “Sen Doğan’ın kız kardeşi olmadığını nereden biliyorsun” demek yerine, “Bütün ailem adına söylüyorum. İstediğinde vereceğimiz kadar güvenilir biriyle görüşmesine mâni olursak,

onları ayırmaya çalışırsak, oda intikam alacak olursaa; eveett haklıdır.” deyip Sonra da tekrar Elif’e bakıp,”Tekrar söylüyorum yüz bulma haa!” dedi ve göz kırptı.

Doğan, Hilde’ye karşı kendini savunmak istemediği için bir şey söylememisti. Galiba kutup değiştiren Doğan abi olacaktı böyle anlaşılıyordu.

Tost ve çayları bitirip kalktık…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

…Doğan hastaneye yakın yerde inip Ayşe’nin odasına gitti. Pınar’dan durumu öğrenip yetkili biriyle konuşmak için oradan ayrıldı.

Hastanenin sahiplerinden biriyle özel olarak konuştu. Adam, Doğan ne söylerse kabul etmişti. Doğan şaşkınlığını gizleyemedi ve adama teşekkür etti.

Çıkışta Pınar’ın yanına gidip telefon etti,

“Koridordayım, istersen biraz dinlen!”

Pınar, odadan çıkıp, “Yarım saat yeterli komiserim!” dedi

D: “Tamam, Git hadi!”

Ayşe sayıklamaya başlayınca Doğan, yaklaştı, “Ayşe bir şey mi istiyorsun?” diye sorunca gözünü açtı. Doğan,

“Ayşe, korkma benim Doğan!”

A: “Korkacak bir şeyim yok, bir ölüm korkum vardı onu da yendim.”

On altı yaşında bir kız, yaşından büyük laflar ediyordu.

D: Sana yardım edeceğim, sen de bana yardımcı olursan!”

A: “Biliyorum, Okan abi söylemişti!”

D: “Okan mı? Ne söyledi sana?”

A: “Hiç kimseye güvenme, sadece Selim ve Doğan abine güven ve onlar ne söylerlerse onu yap’ dedi!”

D: “İyi demiş, sana bir kaç soru soracağım. Demir’i sen mi vurdun?”

A: “Hayır!”

D: “Ahmet mi?”

A: “Onu bilmiyorum!”

D: “Demir’i en son ne zaman gördün?”

Ayşe susunca, Doğan yardım etmek istediğini belli etmek için, “Bak burada söylediğinin hiçbir anlamı yok! Bu ifade yerine geçmez. Bana sır veriyorsun farz et, ben çok iyi sır saklarım.” dedi

Ayşe, tavana baktı, gözünden bir iki damla yaş akarak, “Demir de çok iyi sır saklıyordu.” dedi

D: “Özür dilerim Ayşe! Öyle söylemek istemedim. Beni ona benzetme olur mu? Ben sadece sana zarar verecek şeyleri saklayacağım!”

A: “Öldüğü gün gördüm, annemin telefonu çaldı, odadaydı. Yetişemedim sonra ben aradım. Konuşmak istediğimi söyledim.”

D: “Neden?”

A: “Hamileydim!”

D: “Ayşe, ağlama seni üzmek için sormuyorum, her şey geçti. Bundan sonra biz yanındayız. Bebek onun muydu?”

A: “Evet!”

D: “Pekii, Ahmet’le sözlendikten önce mi sonra mı?”

Ayşe, “Üç yıldır sürekli!” dedikten sonra susup ağlamaya başladı.

Doğan, yumruğunu ve dişlerini sıktı, gözleri doldu. Burnunu sıkıp nefesini çekti ve sesi titreyerek, “Kimse anlamadı mı?” dedi

A: “Teyzem anlamıştır ama umursamadı.”

D: “Annen? Baban?”

A: “Annemi “Teyze nasılsın” bahanesiyle arıyormuş, annemin temizliğe gittiği günlerde eve geliyordu. Ben yalan söylüyordum. Komşuda gelecek diye ama bildiği içinnn…” sustu derin bir nefes alıp verdikten sonra, “Yaşın tutsun evleneceğiz diyordu, Ben ondan çok kaçtım! Sonra bir gün Ahmet geldi, annemle konuştu.

Annem “o daha çocuk” dedi. Onun çocuk gördüğü ben neler yaşamıştım bilmiyordu bile! Annemin temizliğe gittiği bir gün demir geldi. Adı gibi kendide demirdi, kalbi de bedeni de soğuktu! Yine direndim. “Yeter artık alacağım seni neden hâlâ istemiyorsun” dedi.

O kadar güçlüydü ki karşı koyamıyordum! işini bitirdi, giderken de yüzüme tokat attı. “Bir daha ki sefere bana direnme, yoksa daha fena yaparım, duydun mu?” diye bağırdı.

Annem normalde akşama kadar gelmezdi. O yüzden istediği saatte çıkıyordu. Bazen banyoyu bile bizde yapıyordu. O gün ev sahibinin misafiri gelmiş, onlar varken temizlik yapamadığı için erken çıkmış.

Kapıda ayakkabıyı görünce işkillenmiş, zile basmamış. Kapıyı açmış, sesimizi duymuş. Bizim kapının arkasında küçük bir oda var. O odaya saklanmış. Demir gitti, ben kalktım ağlaya ağlaya banyoya gittim. biliyor musun? Bana nasıl banyo yapacağımı bile gösteren oydu!”

D: “Sen ergenliğe ne zaman girdin?”

Ayşe, “Geçen sene!” deyip yine ağlamaya başladı

D: “Devam edebilecek misin?”

Başını aşağı yukarı sallayarak devam etti. “İçim o kadar yanıyordu ki, her seferinde soğuk su ile yıkanıyordum, dışarı çıktım annem koltukta oturmuş ağlıyordu. Yavaşça yanıma geldi, ben titriyordum. “Neden titriyorsun yavrum” dedi.

Annem bana ilk defa o zaman “yavrum” dedi. Üzerime polar battaniye örttü. Yüzüme baktı. “Buraya ne oldu kızarmış gibi” dedi. Yerden başımı kaldırmadan annee, en acımayan yerim orası dedim, sarıldı. Ağlamaya başladı, Sonra da işi bıraktı.

Ahmet’i aramış, “Hâlâ Ayşe ile evlenmek istiyor musun?” diye sormuş. O da “Evet” demiş! O zaman al, ama tek şartım var benimle oturacaksınız demiş. Ahmet, önce kabul etmiş ama teyzem kızıp vazgeçirmiş, bilmeseydi neden vazgeçirsin ki değil mi?

Annem de bakmış Ahmet vazgeçiyor, annesini aramış gördüklerini anlatmış. “Ya Ahmet’le evlenmesini kabul edersin ya da o pislik oğlunun yaptıklarını bir bir ortaya dökerim” diye tehdit etmiş. “Evlat acısı çekersin babası duyarsa ne yapar bir düşün demiş’ Annem telefonumu almıştı, evden de hiç gitmiyordu.

Bir gün telefonu çaldı, bilmiyormuş gibi konuştu. Annem evdeydi ama “işteyim” deyip kapattı. Demir geldi, bizim evin anahtarı vardı, açıp içeri girdi. “özledim kız” deyip üzerime yürüdü…” Ayşe ağlamaya başlamıştı, konuşamıyordu.

Doğan, sesi titreyerek,

“Ayşe devam et! Hadi, sonra ne oldu?”

A: “Yine zorlarken annem sopayla omuzlarına vurdu. Neye uğradığını şaşırmıştı. Bir güzel dövdü. Demir bir defa bile karşılık vermedi. “Bir daha seni Ayşe’nin etrafında görürsem daha kötü olur duydun mu? babasına, babana, Ahmet’e söylerim” dedi. o da önce yalvardı. “Ayşe’yi seviyorum, evleneceğim” dedi. Annem, “kendini öldürtmek mi istiyorsun kaybol buradan” dedi.

O günden sonra annem nereye giderse beni de götürdü. Sürekli annemi arıyordu. “Teyze ver kızını namusunu temizleyeyim” diyordu, Benim namusumu o kirletmemiş gibii! Sesini duyuyordum, yalvarıyordu.

Annem asla yanaşmadı. Teyzem aradı istemeye geleceğiz demiş, Ahmet babasına söylemiş. Demir de duymuş! Annesine kızmış sonra annemi aradı. “Beni kardeş katili yapmayın o kız benim! Hepinizi öldürürüm!” diyordu. Kayıt aldık. Annem polise veririm diye tehdit etti. O gün ne oldu bilmiyorum annemi aradı. Telefona yetişemedim sonra ben arayıp hamileyim gel konuşalım dedim!

Bir saat sonra geldi. Yüzü o kadar beyazdı ki, yardım et bebeği aldıralım dedim. Diz çöktü yalvardı, “Aldırma gel evlenelim” dedi. ben olmaz dedim! O kadar içten yalvarıyordu kii bir an değişti zannettim sonra bana yine tokat attı, “Seni de Ahmet’i de o p..çi de öldürürüm” dedi.

Sırtında silah varmış, çıkarttı bana doğrulttu. “Bu dünyadan sensiz gitmem” dedi. Annem kapıyı açtığında elinde silahı görünce yalvardı. “Tamam sana vereceğim” dedi. Ne olduğunu anlamadık başını tuttu, silah yere düştü.

Annem bir hışımla silahı eline aldı, sonra düzelir gibi oldu, güldü, “Ne o teyze beni mi vuracaksın” deyince annem, “Sen beni vurdun, hem de en can acıtacak yerimden” dedi.. Demir, ayağa kalktı, vur O zaman sen de beni vur hadi deyip kollarını yana doğru açtı. Annem, git belanı bizden bulma dedi ve silahı indirdi.

Yanıma oturdu, bana sarılırken, Demir benim üzerime doğru tekrar hamle yapınca, annem korkutmak için ateş etti. Baktık omuzundan yaralanmış, annem bana, “Hemen ambulansı ara” dedi, telefonu aldım ararken demir “arama” dedi. “Başınızı belaya sokma, ben hastaneye giderim” dedi. Annem buzla bez parçası getirdi. Omzuna bastırdı. “Çabuk doktora git!” dedi. “Tamam gidiyorum ama sakın bebeğimi aldırmayın onu annem büyütsün teyze lütfen” diye yalvardı.

Annem bilmiyordu, şok oldu. Biz bilmiyorduk meğer bize geldiğinde yaralıymış, vasiyet gibi anneme yalvardığı için, o ölünce de annem pişman oldu. Bebek doğacak deyip durdu. Demir’in ölümünden kendini suçluyor. Beni odaya kilitledi, “O bebek doğacak” dedi ama ben istemiyordum, sonra Okan abi geldi. Selim, ağebeyinin selamı var. Onun dediklerini yaparsan, bütün dertlerinden kurtulacaksın. Ona güven olur mu dedi. ben de bana söyledikleri her şeyi yaptım!..”


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x