Doğan şaşırdı, bir yolunu bulacağım demişti. Demek ki Okan’la işbirliği yapmıştı.
“Okan başka ne söyledi?”
“Selim abin evinize geldiğinde banyonuzda bir böcek görmüş. Bu böceğin bir daha gelmemesi için çamaşır suyu ve tuz ruhu ile temizlemen lazım. O böcekler, bunların kokusunu sevmez ve bir daha gelmezler” dedi. Ben de öyle yaptım beş dakika geçmeden gözlerim yanmaya başladı, boğazım acıyordu, nefes alamadım. Sürekli öksürmeye başladım, kendimi kapıya zor attım. Gözümü açtığımda buradaydım. Ne olduğunu bilmiyorum! Sonra da bi abi geldi. Bana her şeyin yolunda olduğunu aslında bebek olmadığını benim yanlış anladığımı söyledi!”
Doğan, arama motorundan özel MEDOCALİN hastanesi sahibi diye arayıp Yavuz’un resmini buldu, “Yanına gelen bu muydu?” diye sordu.
A: “Evet buu? Annem! Annem kendini katil zannediyor! Gidip teslim olacakmış, lütfen yardım edin.”
Doğan, Ayşe’nin yanında Selim’i aradı. “Selim, yarın erkenden Ayşe’nin evine git, annesini al. Kendini katil zannediyor, bir delilik yapmasın! Ben hastaneyi ayarladım, sorun yok! Bir de abisi, Ayşe intihar etmemiş, merak etme senin söylediklerini yapmış!”
Selim şaşırarak, “Anlamadım! Ben ne söylemişim kii?” deyince,
Doğan da aynı şaşkınlıkla, “Çamaşır suyuyla tuz ruhunu karıştır temizle demişsin ondan olmuş?!” deyince Selim kızarak, “Saçmalama Doğan, ben öyle bir şey söylemedim haberim yookk!” dedi
Doğan Ayşe’ye belli etmeden, “Tamam, Ayşe’nin de sana selâmı var! Görüşürüz!” deyip telefonu kapattı.
Sonra Ayşe’ye dönüp, “Ayşe, o gün Okan başka bir şey söyledi mi?” diye sordu.
A: “Sonra cebinden ufak ilaç kutusu çıkarttı, “Bunu her gün içeceğin suya kat annenlere de söyleme” deyip annemi yanımıza çağırdı. Benim ağzımdan örnek aldı, ben daha önce vermiştim dedim ama aldığı örneğe duvar yazdığını görünce uzatmadım. Sonra parmağıma şırınga batırıp kanımı aldı, ona da halı yazdı. Sonra da anneme hiçbir kızı ailesi zorla evlendirmemeli! Kızı evlenmeyi istemediğinde ona vurup kanını duvara ve halıya akıtmamalı, bunu babasına da söyle olur mu?” dedi. Ben hiç bir şey anlamadım. Hepsi bu kadar. Sonra da gittiler.”
D: “Tamam Ayşeciğim merak etme, her şey geçti, sen uyuu, dinleenn! Pınar ablan seninle kalacak merak etme. Bu anlattıklarını da kimseye söyleme tamam mı?”
Doğan, dışarı çıktığında, Pınar gelmiş kapıda bekliyordu. İyi geceler dileyip hastaneden çıktı.
Sevinçten ayaklarını iki sürü bir zıpla yaparak yürüyordu. Arabaya binip Selim’i aradı. Okan’ın neler yaptığını anlatırken çocuk gibi heyecanlıydı, “Ben sana ne dedim abii, ben bu adama güveniyorum demedim mi? Lan, adam ters köşe yaptı bize, şok oldum. Oooffff çok mutluyum Selim, şuan gidip birilerini öpmek istiyorum. Hazırlan geliyorum…”
Selim kızarak, “Saçmalama lan, git karşı cinsini öp, bana sulanma boşuna. Bana özeti söyle yeter…” dedi
D: “Ya neyini anlamadın kısacası annesi itiraf etmezse iş bizde ama teslim olmak gibi bir niyeti varmış. Yarın sabah git konuş ikna et!” dedi.
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
… Selim, ertesi sabah erkenden Ayşe’nin annesiyle konuşmaya gitti. “Bak ablacım Demir’i sen öldürmedin. O buraya geldiğinde zaten yaralıymış.” dedi
Ayşe’nin annesi ağlayarak, “Ama buraya gelmeseydi hastaneye giderdi ve kurtulurdu.” dedi
S: “O zaman da tecavüzden yargılanırdı. kendisini vuranlarla hesaplaşır, kardeşini öldürtür, üç bilemedin beş yıl sonra çıkıp tekrar Ayşe’nin peşine düşerdi. O zaman da senin canına tak eder, öldürmek isterdin, değil mi?”
Ayşe’nin annesi konuşmayınca Selim devam etti, “Bak ablacığım, Ayşe intihar etmemiş! Raporda tuz ruhu ve çamaşır suyundan zehirlendiği yazıyor. Bir de Ayşe kendini hamile zannediyormuş, bununla ilgili bir şey biliyor musun?” diye sorunca, Annesi şaşırarak, “Değil miymiş?” dedi.
S: “Hayır değilmiş! Siz hamile olduğunu nereden çıkarttınız kii?”
“Bilmiyorum kendisi söyledi, mide bulantısı falan vardı.”
S: “Ablacığım dört çocuğun var. Hamilelik belirtisi nasıl olur senin daha iyi bilmen lazım değil mi? Ayşe sinir ve stresden reflü olmuş demek ki. Kendini de hamile zannetmiş, hepsi bu! Şimdi, eğer kabul edersen size yardım edeceğim. Ne diyorsun?”
Annesi inanamıyordu. “Bize neden yardım etmek istiyorsunuz anlamadım, benim size verebileceğim bir şeyim yok kii.” deyince Selim, tebessüm ederek,
“Ablaa, içten samimiyet ile bir Allah razı olsun’unun da mı yook!” dedi
“Allah şimdiden razı olsun ama ben yine de bilemiyorum.”
S: “Ablaa, Ayşe okusun lütfen! Sen ona lazımsın. Biz bunu yapmasak bile sadece üç dört yıl yatar çıkarsın! Bu süre de Ayşe dışarıda tek başına ne yapacak bir düşünsene! Hâkim sana en fazla yedi yıl ya verir ya vermez ama ben seni, Ayşe okulunu bitirip mesleğini eline alana kadar serbest bırakmayacağım, anladın mı? Ayşe ne olmak istiyordu?”
“Polis!..”
S: “İşte bak, ben size yardım edeyim ikinizin de siciline işlemesin kii, okuyup polis olabilsin!”
Annesi istemese de kabul etmek zorunda kaldı. Ayşe iki gün sonra taburcu oldu.
Selim’le Doğan emniyette sorgulayıp serbest bırakmıştı…
…Selim’le Doğan odada konuşuyordu,
Doğan, yine sevinçle, “Ben sana ne dedim! Bu Okan güvenilir birine benziyor dedim değil mi? Bir kere daha hislerimde yanılmadığımı gördüm. Oohh bee hâlâ eski formumdaymışım ama bi gidip gelmedim değil haa!.. Özellikle elinde o tüpleri gördüm yaa, başımdan aşağı kızgın yağ dökülmüş gibi hissettim!”
S: “Okan nerede, bi çağır da teşekkür edelim.”
D: “Aradım da bugün dısarıdaymış, gelince yanıma gelsin dedim!”
S: “Şu MEDOCALİN Hastanesinin sahibine de ayrıca teşekkür edelim, tuttum bu herifi, mertmiş! Bak korkmadı! Helal olsun.”
D: “Evet, ben de şaşırdım! Bundan sonra bir şey olursa oradayız.”
S: “Aynen! Adı ne? Bir çiçek gönderelim!”
D: “Yavuz!.. Yavuz ASLANER!”
S: “VAAAYYY arkadaş! Adamın adından soyadından bile asalet fışkırıyor. Ne diyeyim ki, analar ne Aslan er’ler doğuruyor. Maşaallah!”
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Okan, kapıya vurup içeri girdi. Çocuklar gibi neşe ile koşarak annesine sarıldı, “Anneeemm! Teşekkür ederim! Sen olmasaydın ben bunu tek başıma halledemezdim!”
Yavuz, annesine bakarak, “Görüyor musun anne? Bana bir teşekkür yookk!” deyince Okan, “Yoo bugün bütün teşekkürler anneme, kıskanma. Annem! bana böyle bir kardeş doğurduğun için önce Allah’a sonra sana teşekkür ederim!”
Y)”O o ooo ooo, ben övülürken bile teşekkür anneme gidiyor, bu ne yaa?!”
Okan, kardeşine yaklaştı. Avuçlarını bir birbirlerine vurarak sarıldıktan sonra, “Anne Ayşe ne oldu?” diye sordu.
“Buraya geldiğinde bebeğin kalp atışları durmuştu, aldık. Sonra daa, kızlık zarını diktim. Yanii, Ayşe ileride evlenirse bu yaşadıklarını anlatmadıkça kimse ona ne olduğunu bilemeyecek!”
O: “Annem sen var yaa bir tanesin! Senden bir tane daha yok!”
“Hadi oradan yağcı seniii! Bir daha başını belaya sokma, yoksa bu yaştan sonra dayak atmaya başlarım. Duydun mu benii? Yeri gelmişken, sen ilk görüşte o kızın sana güveneceğine ve o karışımı içeceğine nasıl güvenebildin hâlâ aklım almıyor!”
O: “Anne ilk gün evlerine gittiğimizde o kadar savunmasız ve çaresizdi kii? Gözleriyle oradaki komiserlere yalvarır gibi bakıyordu. Bende o bakışından adamı onun vurmadığını ve annesini kurtarmak istediğini anladım. Öyle de oldu.”
Y: “Pekii hamile olduğunu nereden anladın?”
O: “Yürürken karnını gizlemeye çalıştı. Sadece ben değil hepimiz gördük ama bir birimize belli etmedik.”
Y: “Bana Baaakk! Bir şey soracağım! İki yıl önce hastaneden ilişkini kesmende böyle bir sebepten dolayı mıydı?”
O: “Evet!
Y: “O kız da mı Ayşe gibiydi, adı ne, kardeşin mi yoksa?”
O: “Evet kardeşim, iki yıl önce de çaresiz bir kıza yardım etmem gerekiyordu. O zamanlar senden çare yoktu, Abimle birlikte yapmıştık!” tebessüm ederek, “Adıda NURSELİ!” dedi.
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
… Hafta sonu Selim yurda gelmiş mesaj atarak aşağıya çağırmıştı.
Kapıya çıkınca koştu, kucaklayıp döndürmeye başladı, “Ne haber inatçı keçii! Seni çok özledim!”
“Ben dee!” dedim.. “Selim! Başım döndü indir.”
Selim indirdi, düşmemem için de kolumu bırakmadı.
“Ne oldu, çok mutlusun?” dedim, bende mutluluğuna sevinerek.
“Seni gördüm, daha ne olsun?”
“Katili de buldun!”
“Evet buldum daa o iş biraz uzun sürecek gibii, dosyaya koyacak delil yok! Katilin, o gün birlikte olduklarını söyleyen şahitleri var. O yüzden en az 5-6 yıl sürer bu dava.”
“Ayşe ne oldu?”
“İyi taburcu oldu?”
“Oh oh iyi! Çok sevindim, Seda ne oldu pekii?”
“Oda iyi olacak inşaallah! Taburcu oldu. Onların arabayı pert ettiğim için fizik tedaviye ben götürüp getiriyorum!”
Duyduğum şey karşısında birden yüzüm asıldı.
Selim, toparlamaya çalışmak için, “Eee, şu operasyonumuzun ikinci raundu olan Doğan beyi kıskandırmayı yapsak mı ne diyorsun?” dediğinde bozuk moralimle, “Sen hala orada mısın? Üstünden kaç hafta geçti, unutmadın mı?” dedim
“Ben planımı asla unutmam! Ne diyorsun yapalım mı?” deyince “Tabii ki yapalım, o gün benim arkadaşım ne çekti, biraz da o sürünsün!” dedim
“Tamam o zaman arıyorum.
…Alo Doğan.
…Ne haber?
…Yarın ne yapıyorsun?
…İyi tamam, sana gidelim dediğim yer var yaa, oraya tek gider misin?
…Benim başka bir işim çıktı daa, hayırlı bir iş! Onu yapmam lazım, tamam görüşürüz.”
Merakla, “Ee bunda plan ne?” diye sordum.
“Şöyle kii, yarın Doğan’ı arayıp yanımda emniyetten biri varmış gibi konuşacağım. Hilde gelip oturunca, bir arkadaşımın gelip bize eşlik edeceğini, onun için sorun olup olmayacağını soracağım. Hilde’de büyük ihtimalle Doğan’a haber gönderecek. Doğan da aynı Hilde gibi yanımıza gelecek ve Doğan da bir kere daha arkamdan iş çevirilmeyeceğini anlayacak.”
“Anladım, pekii hangi arkadaşını söyleyeceksin. Doğan çocuğu öldürmesin yazık olur!”
“Bana kalsa Çağlar derdim ama o kadar uzun boylu değil! Kimse gelmeyeceği için isim de vermeyeceğim, o işi Hilde yapacak, tamam mı?”
“Tamam.” dedim ve kızları arayıp nerede olduklarını sordum. Kızlar inince birlikte AVM ye gittik, yemek yiyip biraz gezdikten sonra Selim bizi yurda bırakıp gitti. Arabanın arkasından baka kaldığımı gören Hilde, dirseğiyle koluma vurarak, “Nurseli ne bekliyorsun? Yürüsene.” dedi
“Farkettin mi? Bana eskisi gibi değil.” deyip ağlamaya başladım.
Hilde kolunu omuzuma atarak sarıldı.
“SAÇMALAMA! Sana öyle geliyor!”
“Hayır Hilde, hiç dikkat etmediniz mi? Ya Nurseli diyor, ya da inatçı keçi, bugün bir kere bile gülüm demedi!”
Hilde, daha sıkı sarılıp omuzumdan salladıktan sonra yüzümü avuçları arasına alarak, “Bana bak Nurseli, kendine gel. Hiç kimse vazgeçilmez değildir. Sen karşındakine, senden vazgeçemem izlenimi verirsen gözünde ki değerini düşürür ve nasılsa çantada keklik deyip, istediği zaman istediğini yapar! Dizginlerini eline verme, ondan başka çaren yokmuş gibi davranma… Kalbine göre öyle bile olsa; bedeninle, dilinle öyle değilmiş gibi yap! Mış miş oyunu oyna. Anladın mı? Böylece, hem kendini değersizleştirmemiş olursun, hemde onu ederinden fazla değerliymiş gibi hissettirmemiş olursun. Buda benden sana abla tavsiyesi olsun!” deyip koluma girerek yurda götürdü…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
…Ertesi sabah kalkıp hazırlandık, Filiz ağrısı olduğunu yatmak istediğini söyledi.
Hilde, Filiz’le kalmak isteyince bende, “O zaman arayıp söylim gelmesin! Bugün benim de hiç gidesim yok!” dedim.
Filiz, bize kızarak, “Saçmalamayın, gidin hadi. Benim yerime de gezin, ben zaten yatacağım kalıp ne yapacaksınız kii?” deyince Hilde de hazırlandı, merdivenlerden inerken, “Mış miş oyunu oyna dedik tee bu kadar da yap demedik, bir ortan olsun. Suratın beş karış.” dedi.
“Hilde içimde bir sıkıntı var, gerçekten gitmek istemiyorum.” dedim
“Sevgilini görünce geçer hadi!” diyerek önden indi.
Binadan çıkınca, yine Hilde’yi durdurup, “Hilde sana bir şey söylemem lazım-” derken Selim kornaya basınca sözüm yarım kaldı.
Hilde, “Gelince söylersin.” deyip koluma girerek arabaya doğru yürüttü. Arabaya binip Doğan’la gittiğimiz yere gittik…
~~~~~~•~~~~ Hilde oturur oturmaz Selim’lerin bir şey karıştırdığını anladı. Nurseli’nin söylemek istediğinin bu olduğunu düşündü. Bozuntuya vermeyip beklemeye başladı. Halinden gayet memnunmuş gibi davranıyordu… ~~~~•~~~~~~
… Selim, “Hilde, bir arkadaşım gelecekte, dosya vermek için, çok oturmaz ama senin için sıkıntı olursa arka masada da oturabiliriz.” dedi
Hilde, gayet rahat bir şekilde, “Yooo ne sıkıntısı olacak, istediği kadar oturabilir.”(gülerek) “O gıcık komiser değilse sorun yok!” dedi
Yarım saat kadar oturduk. Selim’le: Hilde’nin Doğan’a mesaj atmasını bekliyorduk ama Hilde gayet rahat tostunu yiyip, çayını yudumluyordu.
Selim, kulağıma eğilip, “Neden mesaj yazmıyor?” diye sordu.
“Bilmiyorum kii, arabada mı yazdı acaba?” dedim
“Sen bir şey söylemedin değil mi?”
“Hayır ama vazgeçtim Selim, yapmayalım.”
“Peki tamam! Tostları yiyip kalkalım.”
“Tamam olur. Tesekkür ederim”
Hızlı hızlı tostları yerken Hilde, birden arkayı işaret etti, “Gelecek arkadaşın şu galiba! Buraya bakınıyor! Alp miydi? deyince Selim’le birlikte aniden arkamıza döndük.
Karşıdan gelen gerçekten Alp abiydi. Selim’e dönünce, Selim; ‘Haberim yok’ der gibi baktı. Alp, yaklaşınca da, “Alp! Burada ne işin var?” dedi
A: “Geçiyordum uğradım, şaka şaka bana verdiğin görev vardı yaa, hâlâ ona devam ediyorum maalesef ama daha ilk randevuda çuvalladım galiba, acil işi çıkmış, senin anlayacağın ekildim. Ee, ne yapalım, sağlık olsun.” deyip elini Hilde’ye uzattı, “Merhaba Hilde nasılsın?”
H: “İyiyim teşekkür ederim…”
~~~~~~•~~~~~~…Hildenin birden morali bozuldu, içinden Selim’e kızıyordu. Nurseli’ye de Selim’e ortak olduğu için kırılmıştı… ~~~~~~•~~~~~~
… Alp abi, biz teklif etmeden oturup hâl hatır sorduktan sonra muhabbet etmeye başladı. Selim’le birlikte talebelik zamanlarından konuşuyordu.
Selim’in kulağına eğilip, “Hani kimse gelmeyecek demiştin?” dedim
Selim’de Alp ve Hilde’ye çaktırmadan,
“Yemin ederim haberim yok! Hattaa şuan Doğan’ın duymaması için Allah’a yalvarıyorum! Ben böyle bir şey yapar mıyım?” dedi…
~~~~~~•~~~~~~
Doğan, Hilde’ye mesaj attı.
“Nerdesin ciğerim!”
“İşkencedeyim!”
“NEEE?”
“Ben seni kurtarmıştım, şimdi de gel sen beni kurtar.”
“Ne oldu Hilde söyler misin?”
“Bunlar biliyor Doğan! Sana yaptıklarını bana da yapıyolar, bir şey düşün, buraya gel.”
“Sen neredesin? Kim var?”
“Geçen sefer sizin geldiğiniz kafedeyiz,
Nurseli, Selim, ben ve Alp!”
“Alp miii?!”
“Evet Alp! Selim’in verdiği görev varmış da, falan fişman, geldi yanımıza oturdu. Çık gel hadiii?”
“Hilde gelemem! Alp’i Selim çağırmamıştır. Bir bahane bul ve hemen o masadan kalk. Konum atacağım, gel hemen.”
“Sen gelmiyorsan bende gelmiyorum, burası daha eğlenceli, ayrıca bana emredemezsin. Ne yapıp yapmayacağıma ben karar veririm!”
“Hilde gelemem, ayrıca emretmiyorum, rica ediyorum. Hatta yalvarıyorum, kalk oradan.”
Hilde, telefonu sessize aldı. Doğan’ın mesajlarına cevap vermedi… ~~~~~~•~~~~~~
… Muhabbet iyice ilerlemişti. Üç saatin sonunda kalktık ve Alp’ten ayrıldık.
Arabaya doğru yürürken Hilde Selim’e, “Gardını al Selim yarın dayak yiyebilirsin?” dedi
“Sorun değil! Arkamdan iş yapana işin kralını yaparım!”
H: “Bu ağır oldu bence.”
S: “Hildee, sana göre ben neysem, Alp’te o. Sakın aklına bir şey gelmesin, sizi biliyor?”
H: “Nasıl yani?”
S: “Buraya ben çağırmadım, tevafuk. Alp, masaya da sizi bilerek gelmişti, Nurseli neyse sen de onun için oydun yani.”
H: “İğrençsiniz, bende Doğan’a yaptığınızı yapıyorsunuz zannettim. Soracağım sana gıcık!” deyip benim kolumu cimcirdi.
“AH! Ben bir şey yapmadım ki.” dedim
Selim, beni göğsüne çekip kolumu ovaladı, “Onun suçu yok, ben yapmak istedim. Benden gizlemesinin intikamını aldım. Sen değil başkası da olsa yapardım ama Alp hesapta yoktu, o hepimize sürpriz oldu.”
H: “Nasıl yaa, o bana masadan kalk dedi ama.”
S: “Bak sen, Alp duymasın canına okur. Doğan seni yanına istemiştir başka sebebi olamaz? Tartışmadınız değil mi?”
H: “Sen ne diyorsun? Ayrılmış bile olabiliriz!” deyip mesajları açtı, en sonunda, “Bu sondu… Hilde benden bu kadar!.. Eyvallah!..” yazıyordu.
Hilde, şaşırarak, “Nasıl yaaa? Ne sonn?”
deyince Selim, hemen Doğan’ı aradı, açmayınca Hilde içten içe pişman olmuş gibi bakmaya başlamıştı. “Keşke dinleseydim!” dedi ama iş işten geçmişti.
Selim sinirlendi. “Hadi binin gidiyoruz!”
İkimizde aynı anda, “Nereyee?!” dedik
“Doğan’ın evine, malın bir kini vardır, öyle böyle değil, onu kırmaya.”
Eve geldik. Selim zili çaldı, kapı açılmadı. Selim ev sahibinin de ziline bastı, kadın balkona çıkınca Doğan’ı sordu.
Kadın, “Elinde ufak bir valiz vardı, ‘Ben Sivas’a gidiyorum, ne zaman gelirim belli olmaz, buralar sana emanet!’ dedi gitti.” deyince Hilde, “Nee! gitti mi? Bitti mi yani?!” Diyerek ağlamaya başladı.
Selim’le ben onu ilk defa ağlarken görüyorduk. Doğan’ı bu derece sevdiğini düşünememişdik. Meğer Hilde de kutup değiştire biliyormuş…
S: “Bir dur! Dur ağlama, ne bitmesi, o kadar kolay değil. Arayacağım bekle.”
H: “Siz bilmiyorsunuz, o bitti dediyse dönmez? Selim’in dediği az bile onda deve kini vardır…” ~~~~~~•~~~~~~
… Selim tekrar aradığında, Doğan telefonu açtı, “Efendim!”
S: “Lan nerdesin sen?”
D: “Köye gidiyorum!”
S: “Mal mısın oğlum! Ne bu tavır alt tarafı şaka yaptık! Bu mu yani?”
D: “Seninle ve iğrenç şakalarınla uğraşamam şimdi. Annem merdivenlerden düşmüş, bacağı kırılmış, ameliyata alınacakmış! Ona yetişmem lazım!”
S: “Nee, Tamam! Ben de geliyorum.”
D: “Hayır! Gelmene gerek yok, kapatıyorum telefonu meşgul etmeyeceğim, hastaneden haber bekliyorum!..”
~~~~~~•~~~~~~
… Selim telefonu kapattıktan sonra, kollarını çaresizce yana doğru açıp, “Annesinin bacağı kırılmış köye gidiyor.” dedi.
Hilde, “Oofff!” layıp iki eliyle saçlarını geriye tarayıp köklerinden çekmeye başladı.
Selim’le birbirimize baktık.
“Abartmadık mı sence dee?” dedim
S: “Ne bileyim ya normalde bir şey olmazdı, dur bir kardeşini arayayım.
…Aloo!
…Abiciğim nasılsın?
…Neredesin?
…Geçmiş olsun?
…Durumu nasıl?
…Abin yolda geliyor!
…Var mı bir isteğiniz, yapabileceğim bir şey?
…Tamam kardeşim, ararım yine. Tekrar geçmiş olsun, selam söyle!” deyip telefonu kapattı.
Saçlarını çekerek, “Bacağı iki yerden kırılmış, bacak şişken ameliyata alamıyorlarmış, şişin inmesini bekliyorlarmış!” dedi
H: “Doğan nasıl gidecek yaa oofff! Arayamam da.”
S: “Arama, O şimdi deli gibi gidiyordur! Sekiz saatlik yolu beş saatte gider.”
Arabaya bindik, Selim’le yaptığımız şaka elimize yüzümüze bulaşmıştı. Hilde’ye bakıp, “Hilde…ben… özür dilerim! Söz… arayacağım anlatacağım…” dediğimde Hilde, yüzüme bakmadan cevap verdi.
“Siz karışmayın, bu bizim gemimizdi ve maalesef ilk darbeyi çok şiddetle aldık. Batacak mıyız yoksa limana demir mi atacağız bekleyip göreceğiz!” dedi
Yurda geldiğimizde Hilde selam vermeden arabadan inip içeriye girdi…
Odaya gelince, çantadan telefonu alıp banyoya girdi.
Filiz, uyanmış yatakta telefonla oynuyordu. Hilde’yi öyle görünce telaşlandı, “Ne oldu ya? Neden böylesiniz? diyerek bana baktı
“Filiz, biz çok kötü bir şey yaptık, yardım et!” dedim yalvarır gibi.
“Ne oldu anlat!”
“Şaka yapalım dedik elimize gözümüze bulaştı.”
“Çatlatma adamı da söyle!”
“Hilde ile Doğan çıkıyorlarmış.”
“NEEE?! Ne zamandır?”
“Polis gecesinden beri.”
(şaşırarak)”Yaaa?!”
“Selim geçtiğimiz ay görmüştü. Şaka yapalım dedi. Hilde’ye, Doğan’a kız ayarlama şakası yaptık, bugün Hilde’ye diye Doğan’a yapacaktık.”
“Kavga mı ettiler?”
“Hayır! Doğan gelmedi, masadan kalk demiş Hilde de inadına kalkmamış!”
“Sen bilmiyor musun o gıcık burnu yere düşse kaldırmaz! Eee sonra?”
“Doğan, bir sürü mesaj yazmış, onlara da cevap vermemiş, birde üstüne Doğan’ın annesi kaza geçirmiş, oraya gidiyor. Ne olacaklar bilmiyoruz.”
“Adam kimdi pekii?”
“Aslında hiç kimse gelmeyecekti ama tevafuk, Alp abi geldi.”
“Kim kiiim? Siz adamı en yakın arkadaşıyla mı kıskandırdınız yani? pes! O Selim’e de aşk olsun yani, başına gelse ne yapar acaba?”
“Hiçbir şey! Çünkü başına geldi. Doğan’la benim resmimi gördü. Bir şey yapmadı. Hilde, Doğan’a gel demiş. Doğan da Hilde’ye… Hilde, Doğan gelmedi diye, Doğan’da Hilde gelmedi diye kızmışlar?”
“Ne diyeyim ki söz konusu Hilde ve Doğan. İkisi de burnundan kıl aldırmaz. Hadi bakalım pislediğiniz gibi temizleyin de görelim!”
~~~~~~• …Hilde, klozetin kapağını kapatıp oturdu. Doğan’a arka arkaya mesaj attı.
-Yoldasındır diye arayamıyorum.
-Rica ediyorum Doğan, lütfenn bir şey söyle.
-Saat kaç olursa olsun haber ver.
-Özür dilerim.
-Lütfen beni merakta bırakma.
-Senden haber gelene kadar bekleyeceğim.
Mesaj iletiliyor ama Doğan okumuyordu.
Akşama doğru duş alıp yurdun terasına çıktı. Ayın resmini çekip Doğan’a attı.
-“Bu gece uzun olacak galiba?”
Her saat başı ayın resmini çekiyordu.
-“Bir saatte ay buradan buraya geldi ama senden hala haber gelmedi.” (üzgün emoji ile)
Sabaha karşı uyuya kaldı. Çok geçmeden şiddetli bir titreme ile uyandı. Kollarını elleriyle aşağı yukarı sallayarak içeri girdi. Odaya gelip yatağına yattığında dişleri birbirine vuruyordu…
~~~~~~•~~~~~~
… Hilde, sabaha karşı odaya geldi. Hastane odasında olduğu gibi olmasada Filiz’le beni uyandırdı.
Hem ağlıyor hem titriyordu. Filiz, pikeyi kaldırmadan, yanına yatıp Hilde’ye sarıldı. Sonra beni çağırdı. Bende Filiz gibi sarıldım. Hilde ağlayarak, “Aramadı, bir kere bile aramadı. Mesajlarıma bile bakmadı, ben bu kadar cezayı hak etmedim.” deyince bende ağlayarak kalktım odadan çıkıp Selim’i aradım.
Gecenin bi vaktinde aradığım için Selim telaşla, “Nurseli, iyi misin?” diyerek telefonu açtı.
“Değilim Selim! Hilde çok kötü. Ben onu hiç böyle görmedim, sabaha kadar dışarıda beklemiş. Doğan abi yazmamış, bir şey yap lütfen!”
“Tamam, ben arıyorum bekle. Hemen döneceğim.”
Bana söz vermişti bir şey olursa bunu düzeltmek için elinden ne gelirse yapacaktı…
O yüzden geceymiş, uykuymuş umursayamazdım…
~~~~~~•~~~~~~
… Selim, Doğan’ı aradı. Doğan cevap vermeyince, telesekreterden mesaj geldi.
– Şu an müsait değilim. Önemli ise mesaj atın, gerekirse size dönerim.
Selim, -“Doğan, acil dön çok önemli.” diye sesli mesaj attıktan sonra Nurseli’yi aradı…
~~~~~~•~~~~~~
… “Nurseli açmıyor, annesi ile ilgileniyordur. Bacağın durumu kötüye gidince gece apar topar ameliyata aldılar. İki saat sürdü.
“Sen biliyor musun?” dedim. Doğan abinin katır inatlı olduğunu bilmeden.
“Evet, gece konuştuk, ben aradığımda ameliyattan çıkmıştı. Odaya yeni geçmişlerdi.” deyip teselli eder gibi. “Benimle de çok konuşmadı. Bende bugün ayarlayıp yanına gideceğim.” dedi
Hastanede düştüğümüz duruma bu seferde Hilde’yi sokmuştu. Bu adamın: bu huyuna bir son vermesi lazımdı yoksa çevresinde insan kalmayacaktı.
“Tamam, ararsa haber ver.” deyip telefonu kapattıktan sonra Doğan’ı aradım. Açmamıştı…
Canım sıkılmış moralim bozuk bir şekilde içeri girdim. Hilde, ısınmış olacak ki pikesine sarılıp yatakta oturmuş dışarıyı izliyordu.
Camın yansımasından benim geldiğimi gördü. Başını çevirmeden, “Ne dedi?” diye sordu.
“Selim ile konuştum onun telefonunu da açmamış. Oda kardeşinden öğrenmiş, annesi geç saatte ameliyat olmuş. Ameliyatı da iki saat sürmüş. Şu an annesi ile ilgileniyormuş, müsait değilmiş yani.”
Arkadaşıma yalan söylememe konusunda söz vermiştim ama yine söylemiştim Hemde taramalı tüfek gibi arka arkaya sıralayarak. Doğan abi beni buna mecbur bırakmıştı.
Hilde sustu, bizde yanına oturup bekledik. Telefon elindeydi. Doğan abi arada çevrimiçi oluyordu ama Hilde’nin mesajına bakmıyordu.
Filiz, bana, “Abartmıyor mu?! Ver şunu yaaa, arayacağım.” deyip, yataktan kalkınca Hilde, başını çevirmeden yine dışarıya bakarak, “Arama Filiz! Eğer sizden birini açarsa o zaman hepten biter, asla geri dönüşüm olmaz!” deyip yattı…
O an iyi ki yalan söylemişim dedim. İlk defa yalan söylediğim için pişmanlık duymamıştım…
~~~~~~•~~~~~~
…İki saat sonra kalktılar, Nurseli ve Filiz okula, Hilde ise terminale gitti, en erken 18:00 e bilet aldıktan sonra okula geldi. Nurseli’den hangi hastanede yattığını sormasını ve oraya gittiğini söylememesini istedi.
Başının ağrısından duramayınca izin alarak yurda geri döndü. Ağrı kesici içerek yatağında dinlenmeye başladı. Uykuya dalıp otobüsü kaçırmamak için alarm kurup yattı.
İki saat sonra alarmın çalmasıyla uyanıp, kimliğini ve şarj aletini alarak odadan çıktı…
•~~~~~~• … Selim’de yanında Alp, Zeynep ve Pınar ile Sivas’a gidiyordu… •~~~~~~•
Hilde, sabaha karşı indi. Taksi ile Hastaneye gidip, görevliden oda numarasını öğrendi.
Odanın kapısına geldiğinde gün ağarmıştı. Kalbini tuttu, derin bir nefes alıp kapıyı vurarak içeriye girdi. Doğan odada yoktu.
Yutkunarak, karşıda gördüğü kişiye, “Merhaba! Nur teyzeye bakmıştım.” dedi
Doğan’ın Babası, “Burası kızım gel!” deyince içeriye girip kapıyı kapattı. “Geçmiş olsun. Ben Hilde. Nasılsınız?” deyip aldığı çiçeği komodinin üzerine bıraktı.
Nur hanım, “Daha iyi olacağız İnşallah kızım, aaa, kasımpatı! Benim en sevdiğim çiçek, bilerek mi aldın?” deyince Hilde, “Evet Nur teyzeciğim, Doğan söylemişti.” dedi
Doğan’ın kardeşi, “Abimler de aşağıda!” diyerek camdan dışarıyı işaret etti.
Hilde cama doğru yürüdü. Kameriye de Selim, Alp, Pınar yan yana oturmuş, karşılarında ise Doğan ve Zeynep oturuyordu.
Zeynep, arkadan Doğan’a sarılmış, başını da omuzuna koymuştu. Doğan da başını Zeynep’in başına yaslamıştı.
Yutkundu…
Biraz izledikten sonra daha fazla dayanamadı, ağlamamak için kendini sıkarak, “Nur teyzeciğim, bana müsaade, kendinize dikkat edin.” deyip annesinin ve babasının elini öptü. Kardeşinin elini sıkıp, “Tekrar geçmiş olsun.” diyerek kapıya doğru yöneldi. Koşar adım dışarı çıktı…
Taksiye bindiği an start verilmiş gibi ağlamaya başladı. Doğruca terminale geldi…
İstanbul’a ilk otobüs 3 saat sonraydı. Bir an önce Sivas’tan gitmek istediği için başka yazıhaneleri dolaştı.
Ankara’ya ilk otobüse bilet aldı ve yarım saat sonra da hareket etti.
“Sivas ve Sivas’a ait hiçbir şey düşünmeyeceğim artık!” diye kendine söz verdi.
Bir saat sonra Doğan, Selim’lerle içeri gelince, annesinin başucunda kasımpatı çiçeğini gördü, “Anne, ziyaretçin mi vardı? Hayırdır.” dedi.
Nur hanım, “Evet oğlum senin arkadaşınmış, o getirdi.”
“Kimmiş?” dedi sesi çatallaşarak
Annesinin hatırlamadığını görünce kardeşi araya girdi, “Abi vallahi ismi acayip bir kızdı yaa! Söyledi de biz unuttuk.”
“Hilde mi?” dedi o olmaması için dua eder gibi.
Nur hanım, “haahh haaahh Hilde!” deyince Doğan’ın yüreğinde kurşun yemiş gibi bir acı oldu.
Kalbi sıkıştı…
Nefesi kesildi…
Yutkundu…
“Şimdi nerede? Nereye gitti?”
Kardeşi, “Ben sizin yanınıza gelecek zannettim, buradan sizi izledi.” der demez Doğan, koşarak odadan çıktı.
Selim, Alp’e anahtarı vererek, “Siz gidin, ben sonra geleceğim.” deyip Doğan’ın peşinden gitti. Doğan, önce bahçeye baktı, sonra acil kapısına. Daha sonra da giriş kapısına…
Selim, yanına gelip kolundan tutarak, “Doğan bi dur sakin ol, telefonla arayalım.” deyip telefonunu çıkartırken, Doğan, “Arama boşuna, açmaz. Benim sevgilimi benden daha iyi mi bileceksin. Açmaz o, Oofff Allah’ım lütfen.” deyip başını kolları arasına alarak sıkıştırdı.
Arabaya doğru gittiler. Terminale gidip İstanbul’a giden otobüsleri sordular. ilk otobüs iki saat sonraydı, buralardadır diye terminale baktılar. Hilde yoktu.
Doğan, Selim’e, “Sen sağ taraftaki dükkanlara sor ben de buraya, hemen TC’sini atıyorum.” deyip, Selim’le iki koldan aramaya başladılar.
İki üç yazıhaneye baktıktan sonra Selim Doğan’ı aradı. “Doğan, arabanın yanına gel çabuk! Ankara otobüsüne binmiş, plakayı aldım.”
Arabaya bindiler. Selim, yazıhaneden görevli kaptanın numarasını almıştı, aradı.
Muavin açınca, “Ben komiser Selim! Kaptana söyle hızını azaltsın. Bir saat sonra size yetişmiş oluruz, bu numaraya konum at çabuk!” dedi.
Gelen konuma göre otobüsle aralarında 45 dakikalık mesafe vardı. Selim bir yandan kapının kolundan tutunuyor bir yandan da Doğan’a, “Abi yavaş, kaza yapacağız. Yetişeceğiz acele etme, çek sağa ben süreyim.” diyordu.
Doğan, Selim’i duymuyor gibiydi. Otobüse yarım saat kala muavin aradı.
“Yol üzerinde sosyal tesis var, oraya girebiliriz.”
“Tamam olur, yolculara belli etmeyin!” dedi Hilde’nin inip gitmesinden korkarak.
15 dakika sonra, otobüs yarım saat mola vermek için tesislere girdi. 10 dakika sonra da Doğan geldi. Arabadan indi tek tek otobüslerin plakalarına baktı. Ankara otobüsünü görünce, kapısına doğru koşup, bindi. Koltuklarda Hilde’yi aradı.
Hilde, kulaklığı takmış dışarıya bakıyordu. Doğan, yanına oturunca kısa süreliğine dinlendirdiği göz pınarlarını tekrar açarak, ağlamaya başladı…
Doğan, Hilde’nin elini tutmaya çalışınca Hilde çekti.
Doğan, bu seferde elinden telefonu alıp, kulaklığını çıkarttı. “Özür dilerim Hilde!”
Hilde, umursamaz bir ifadeyle, “Neden?” derken göz yaşlarını sildi
“Seni kızdırdığım için, her şey için.”
“Ben bu özrü, o akşam o öpücük için kabul ediyorum ve seni affediyorum! Lütfen bir daha olmasın, artık seninle görüşmek istemiyorum.”
Doğan, Hilde’nin yüzünü ellerinin arasına aldı. “Hayır, hayır. Değil aşkım! Hayır. Ben sensiz yaşayamam lütfen! Azıcık kızdık, evet ben çok abarttım özür dilerim. Lütfen, lütfen bitti deme!.. Ne olur yalvarırım, nefesimsin sen benim, kıyma bana. Daha ben sana eczacı yerine hanım diyememişken, komiserden, Doğan’a terfi edememişken, yapma bunu bize lütfen!”
Hilde, derin bir iç çektikten sonra, o kadar sözden etkilenmemiş gibi, yüzünü ellerinin arasından çekip, “Bitti mi?” diye sordu.
Doğan, ellerinden tutarak, oyuncağı elinden alınmış çocuklar gibi ağlamaklı bir sesle yalvarmaya devam etti. “Hayır bitmedi! Sen de söyle, bitmedi de. Sana kızgınım de ama bırakma beni.”
Doğan, Hilde’nin eliyle kendi yüzüne vurmaya başladı. “Al vur yine, al al vur! İstediğini yap ama yalvarıyorum bitirme. Bırakma beni…”
Selim, otobüse binip, “Doğan! Kaptan gitmemiz lazım diyor, hadi inelim…” derken Hilde’yle ineceğini zannediyordu ama Hilde, “Selim komiser! Arkadaşını da al git.” dedi kararında ciddi olduğunu göstererek.
Selim, yanına gelerek ikna etmeye çalıştı.
“Hilde yapma lütfen! Kendimi kötü hissettirme bana, benim yüzümden oldu zaten. Lütfen böyle yapma. Hatırım için.”
H: “Senin buraya, arkadaşına teselli olsun diye getirdiğin başka kişiler vardı. Onların yanına gidin, benimle uğraşmayın boşuna!”
S: “Hilde lütfen! Tamam gel, seni ben götüreceğim söz!.. Böyle olmaz, hem onlar arkadaş.”
H: “Tek taraflı arkadaşlık OLMAZ!” deyip yukruk yaptığı elinin işaret parmağıyla Doğan’ı işaret ederek, “Biz bunu komiserle konuşmuştuk, belli ki ciddiye almamış!..” deyip ayrılma sebebini ve kararlılığını göstererek, “Kendisi en yakın arkadaşını kıskanıp, başka kızlarla sarmaş dolaş oturabiliyorsa, orada büyük bir problem vardır.” deyip Selim’in üstelememesi için bagından vurdu.
“Ayrıca sen karışma, tamam mı? Daha evlenmeyi düşündüğün kızın gerçek adını, kim olduğunu bile bilmiyorsun! Tecavüze uğradığını düşünerek acıdığın için de ayrılamıyorsun! (Burnundan verdiği nefesle karnını şişirip gülerek) Ama o bizim ayrılmamızdan dolayı, seni suçlu hissedip, senden ayrılacak! Yaz bunu bi kenara.”
Sonra da Doğan’a bakıp, “Al yazmalımı izledin mi? Orada Türkan Şoray bir şey söylüyordu, ‘Ben bunu hiç yapmadım’ diye… Ben bugün onu yaşadım komiser, bir kere daha yaşamak istemiyorum… Senin yanında, senin de izninle teselli edecek biri varken bana gerek yok… Bizim gemimiz çürükmüş komiser… İlk darbede battık ve batan gemiden de hayır gelmez artık.” dedi
Doğan, anahtarı çıkartıp Selim’e verdi
“Sen arabayı al git! Ben inmeyeceğim.”
Hilde, “Komiser! Sende in, Git artık!” dedi.
Muavin yanlarına gelip, “Artık hareket etmek zorundayız. Kusura bakmayın!” deyince Doğan, muavine, “Bu koltuk dolu muu?” diye sordu
Muavin, “Hayır!” deyince cebinden para çıkartıp, “O zaman al şu parayı burada gideceğim!” dedi.
Hilde, Doğan’a; “Komiser saçmalamaa! Arkadaşınla git, in otobüsten!” deyince
Selim, Doğan’a göz kırpıp eliyle baş selamı vererek, “Arkandayım rastgele.” dedi.
Hilde, bu sefer de Selim’in peşinden bağırdı, “Selim saçmalayın, Seliiimm!”
Selim, inince son olarak Doğan’a,
“Anneni bırakma! SAÇMALAMA! Bağırtma beni, in diyorum!” dedi
Doğan, inmeyince kollarını bağlayıp cama doğru döndü, tek omuzunu kaldırıp, “Bana ne ya, anne senin annen!” deyip sustu. Otobüs hareket etmiş Selim de otobüsün arkasından geliyordu.
Doğan, başını Hilde’nin omuzuna koydu. Hilde kendini çekip. “Bu omuz sana teselli olurken, senin omuzun başkasına dinlenme yeri oluyorsa, ben öyle işin içineee… limon sıkarım! Çekil!” dedi yüzüne bakmadan
Doğan, gözünü Hilde’den ayıramıyordu. bu, buzdolabı görünümlü kız, şimdi kendisi için gözyaşı döküyordu.
Yerinden kalkıp muavinden mikrofonu istedi.
“Sayın sakin tur yolcuları, affınıza sığınarak sizlerle kısa bir hasbihal etmek istiyorum, ben bir eşeklik ettim. Dün, kalbimin tamamının, hayatımın da ikinci yarısının sahibini üzdüm. Ahanda şurada, yolculuk yapan dünyalar güzeli kız var ya, işte o! Şu an burada, hepinizin huzurunda soruyorum, sen Hilde ballı, bu aptalın, seni bir daha üzmemesi için, son bir şans verip, benimle evlenir misin?”
Hilde, ayağa kalkıp Doğan’ın yanına geldi. “Sen, Doğan Bilgin. Sende biliyorsun kii seni çok seviyorum, bu kadar insanın şahitliğinde söz veriyorum. Senden başka kimseye, senin kadar aşık olmayacağım! Sen dahil, hiç kimsenin, aşkıma zarar vermesine izin vermeyeceğim, o yüzden seninle evlenemem… Lütfen, sen de benim yüzümden kendini daha fazla üzme. Hayatında seni üzmeyen, kıymetini bilenlerle olursun inşallah. Hoşçakal ilk ve son aşkım.” deyip dudağından öptü.
Doğan, belinden tutup kendine çekti. Bırakmak istemiyor gibiydi. Çünkü biliyordu, bırakırsa bir daha bunun olmayacağını.
Hilde kendini çekip, “Bu dördüncü ve sonuncuydu. Çok mutlu olursun inşallah!” dedi
Hilde kararlıydı. Doğan, bu inadının kırılmayacağını anladı. “Müsait yerde indirir misin kaptan.” dedi…
Otobüs 5 dakika sonra durup, Doğan indikten sonra devam etti.
Selim de arabadan inip, “Ne olduu? Hildee?!” diyerek otobüsün peşine koştu.
Doğan, arabaya doğru yürürken,
“Bittiii, gitme boşuna bitti!” dedi
Selim, bir süre otobüsün peşinden çaresizce baktıktan sonra şaşırmış bir şekilde direksiyona oturdu.
Doğan dışarıya bakarak, “Kendini en yakın yerdeki otogara bırakırsın herhalde!” deyip sustu.
Selim, arabayı çalıştırmadı, “Otogara gerek yok, buradan otostop çekerek giderim.” dedi. Doğan, ısrar etmeyip inince, Selim de indi.
Doğan arabaya binerken, “İnşaallah bu olanları Alp öğrenmez, çünkü ben onu kıskanmadım.” deyip arkasına bile bakmadan gitti…
Hilde, Ankara’ya, Doğan’da annesinin yanına döndü. Selim, olayı kızlara anlattı… ~~~~~~•~~~~~~
Filiz, artık benimle konuşmuyordu. İdareye gitti ve o da değişikliği istedi. Bende Selim’e tavır almıştım.
Haftada bir, bir saat buluşup, hemen dönmek istiyordum. Hilde ve Doğan’dan dolayı kendimi suçluyordum…
~~~~~~•~~~~~~
Hilde, sınav haftasına kadar rapor almış, Sınav haftası İstanbul’a gelmiş, yurt yerine akrabasında kalmaya başlamıştı. Sınavlara girip hafta sonu da tekrar Ankara’ya dönüyordu. Sene sonuna bir ay kalmıştı… ~~~~~~•~~~~~~
Ne yaptıysam Filiz’i ikna edememiştim, Filiz’in Hilde ile görüşüp görüşmediğini merak ediyordum. Filiz ısrarla “Senin yüzünden görmüyorum” diyordu. En son konuşmamızda, “Keşke hayatımıza hiç girmeseydin, seni hiç tanımasaydık.” demişti.
Selim, beni mutsuz görmekten çok sıkılmıştı. Polis okulundan birkaç kızla görüşüp ev arkadaşı arayan var mı diye etrafa sordurdu.
“Bu sene mezun olacak bir arkadaşın yerine, gelebilir.” diye bir yerden haber geldi dediğinde, önce kabul etmedim.
“Varsa bir cezam çekerim.” demiştim ama Filiz’in de Hilde’den daha fazla ayrı kalmasını istemiyordum.
“Bir yıl Nurseli, sadece bir yıl, sonra ki sene tekrar devam edersin. Söz seneye ısrar etmeyeceğim.”
“tamam, yazın düşüneceğim. Bana Hilde’nin adresi bulabilir misin pekii?” dediğimde, “Hilde, Ankara’da değil burada. Sınavlara girip dönüyor. Doğan’ın sana yaptığını yapıyorum. Hilde, abisi ile kalıyor.” deyince, “Onun abisi yok kii!” dedim
“Kuzeni herhalde.”
“Onu görmek istiyorum.”
“Tamam yarın okul çıkışı gideriz.”
Yeni oda arkadaşım, o gece yine içmiş gizli gizli odaya gelmişti.
+”Naber güzellik.”
“İyidir. Aynı iştee.” dedim ama yarın bu sorusunu hatırlar mıydı bilmiyorum.
+”Oooffff Nurseli bazen sana çok acıyorum.”
“Neden?”
+”Çünkü insanları gereğinden fazla önemsiyor ve değer veriyorsun.”
Ben bir şey söylemeden yatağa uzandı uyudu, bende düşüncelerle dersime döndüm.
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Selim’le okul çıkışında bekliyorduk. Hilde, okuldan çıktı. Saçlarını boyatmış, kocaman bir gözlük ve hiç giymeyeceği bir elbiseyle tam anlamıyla değişmişti.
Durakta beklemeye başladı. Telefonla konuştuktan 10 dakika sonra Filiz geldi, öpüştüler. O kadar mutlulardı ki, bensiz eski neşeleri yerine gelmişti sanki.
Sonra beyaz sedan bir araba onları aldı. Selim arabayı çalıştırınca ben, “Gitme, dönelim, onları yine mutlu gördüm yaa, o bana yeter.” dedim.
Bu halleri benim ayrı evi kabul etmeme sebep olmuştu…
“Emin misin?”
“Evet, yurda gitmek istiyorum…”
Selim, ısrar etmeden beni yurda bırakıp emniyete geri döndü …
~~~~~~•~~~~~~
Doğan, bir haftalık izinden sonra göreve gelmiş, sınavlara hazırlanmaya başlamıştı. Selim’den ayrılıp başkomiser olmak için eğitim alıyordu…
Selim’le eskisi gibi olamıyor, vaktinin çoğunu olay yerinde geçiriyordu. Cinayet mahalline gidip, bilgi alıp dönüyor, tahtada kısa kısa bilgiler verip, eve gidiyordu.
Bir zamanlar Alp’in, Selim’e yaptığını şimdi Doğan yapıyordu. Selim ise içten içe pişmanlık duyup, Doğan’a hak veriyordu…
~~~~~~•~~~~~~
… Okulların tatil olduğu gün, son defa Selim’le buluştum. Otogara birlikte gittik… Otobüsü beklerken, dokuz ay önce çantamı unuttuğum yerde kalkış saatini beklemeye başladık.
Konuşma arasında, “Ailemden fırsat bulursam ben seni ararım. Sen beni arama tamam mı?” dedim
Selim, üzgün bir şekilde “Tamam.” dedi ama ikimizde biliyorduk ki aramayacaktım. Belki de döndüğümde ayrılacaktık…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Eve geleli bir ayı geçmişti, moralimin bozuk olduğunu söylesem de mutsuzluğum bütün ailenin içine dert olmuştu. Babam ve annem, beni mutlu etmek için adeta çırpınıyordu.
Babam, “Kızım, ne istersin söyle yapayım ama lütfen böyle durma. Bak istersen nişana da gitmeyelim, o yüzden mi böylesin, istemiyorsan gitmeyiz kızım sen iste yeter ki, hem seni böyle görürlerse onlar da çok üzülürler.” deyince “Hayır baba gidelim.” dedim
“Ben iyiyim, bizimkileri görünce daha iyi olurum. Şuan tek istediğim Ankara’da bir arkadaşım var dönüşte ona gider miyiz? Onu çok özledim.”
Babam söz verdiği gibi isteğimi kabul etti, bu isteğimle de platonik aşk yaşadığımı düşünmeyi bırakmış olmalıydı.
“Anlaştık kızım, yeter ki sen mutlu ol, yüzün gülsün.” deyip alnımdan öptü.
Hafta içi hazırlıkları yapıp yola çıktık. iki yıl önce ayrıldığımız köye gelmiştik. Evimizi satmamıştık ama çok kirli olduğu için, ilk gün orada kalamadık…
Evin durumuna bakmaya geldiğimizde biraz toparladıktan sonra, “Baba diğer eve de bakalım mı?” dediğimde, “Orası dolu ama istersen gidelim.” deyince gerçek ailemin kaldığını düşünerek birden yükseldim,
“Yok yok kalsın!”
..Nişan günü annem ve kardeşlerimle salona geldik. Bahçede çocukluk arkadaşlarımla konuşurken, babam bir arkadaşı ile yanımıza geldi. “Kızım bak, seni kiminle tanıştıracağım.”
Onlara döndüğümde, babamın yanındaki adam, bana gülümseyerek bakıyordu.
“Senin doğduğun evin sahibi…” derken
bir anda başım döndü ve bayıldım…
~~~~~~• Atakan ile Barış Selin’i gelin odasına götürdü. Babası ve annesi kolonya ile ayıltmaya çalıştı…•~~~~~~
Kendime geldiğimde annem ve babam, eve gitmek isteyip istemediğimi sordu. Yüzlerine bakmadan, “Biraz yalnız kalmak istiyorum, müsade eder misiniz?” dedim.
Gerçek ailemle tanışma vaktim geliyordu ve ilk kişide kendini babam zanneden adam olmuştu…
On dakika dinlendikten sonra, annemle babama belli etmeden dışarı çıktım.
Salonun arkasında küçük bir park vardı. oraya gidip kameriyeye oturdum.
Karşı dağlara dalmıştım ki babamın tanıştırdığı adam yanıma yaklaşıp, “Merhaba! Biraz oturabilir miyim acaba?” dedi
Kalp atışlarımı ve kızgınlığımı kontrol etmeye çalışarak, elimle karşıyı işaret ettim.
Adam, gayet yumuşak bir tavır ve babacan bir edayla,
+”Nasılsın? daha iyi misin?” dedi
“Evet iyiyim, teşekkürler. Ömrümün sonuna kadar yaşamak zorunda olduğum, ufak bir hastalık. Önemli değil.” dedim telaşlandırıp erken tanışmamak için.
+”Doktor bununla ilgili ne söylüyor?”
“Sana, bu anı yaşatacak sebep ve kişilerden uzak dur, diyor.”
+”Öyle mii? Kötü hissediyorsan gidebilirim ama iyiyim dersen biraz konuşmak istiyorum.”
“Dinliyorum!” dedim ne iyi ne kötüyüm demeden
+”Seni görmeyeli uzun zaman oldu.”
“Siz beni tanıyor musunuz?” dedim ilk defa gördüğüm bu yüzün biyolojik babam olduğunu bildiğimi belli etmeden.
+”Tanımaz mıyım, ilkokul ve ortaokul mezuniyetine gelmiştim. Liseye nasip olmadı, inşaallah kısmet üniversite mezuniyetine. İyi ki geldiniz, Seni çok özlemiştim. Selma annen de öyle!”
Annen dediğinde birden sinirlenerek karşısımdaki adama devam etme fırsatı vermeden, “Benim bir tane annem var!” dedim
Benim bu âni çıkışımla sesi titreyip, yüzü aldan mora dönerek,
+”Evet kızım öyle! Kusura bakma, sen bize küçükken anne baba diyordun. O yüzden dedim!” dedi
“O, siz beni bırakıp gitmeden önceydi.” dedim ama sonra keşke hatırlar gibi söylemeseydim dedim. Çünkü ben onları hayâl meyal hatırlıyordum. Arabanın arkasından ağladığımı günlerce rüyalarımda gördüğümü hatırlıyordum.
+ “Kızım, kimden duydun?”
“Çok şükür, bir iki tane de olsa sevenimiz var.” dedim ama Kezban diyemedim.
+ “Bak kızım, hiçbir konuda seni zorlamayacağımızı bil, kararın her ne olursa olsun, arkandayız. Sen bizi iste ya da isteme, kızımız olduğun ve seni sevdiğimiz gerçeğini değiştirmeyecek. Biz seni burayla sevdik.” derken kalbini göstererek devam etti, “Ölene kadar da böyle olacak.”
“İleride ne olur bilmiyorum ama şuan sizinle ilgili hiçbir şey düşünmüyorum.”
+”Canın sağ olsun güzel kızım.”
“Gitmek zorunda mıydınız?”
+”Maalesef evet!”
“Hadi sen gittin, ya annen dediğiniz kişi o nasıl gidebildi. Doğup büyüdüğü toprakları, sevdiklerini, beni nasıl bırakabildi?”
+ “Çok zorlandı, hepimiz zorlandık ama mecburduk!”
“Sizin dört çocuk vardı değil mi?”
+ “Beş ama biri vefat etti.”
Kezban’ın bir söylediği daha doğru çıkmıştı.
“Dört ile beş arasında çok büyük fark var herhalde?”
+ “Olmaz mı? Her çocuk ayrı sorumluluk demektir.”
“Neyse ki benimle beş olup sıkıntıya girmemişsiniz, benim yüzümden zorluk çekmenize gönlüm razı olmazdı.”
+ “Anlamadım? Ne zorluğu?”
“Neyse boş verin, bu konuştuklarımız aramızda kalabilir mi? Annemler bildiğimi bilmiyor.”
+ “Anladım kızım. Tamam söylemem. Aramızda!”
“Teşekkür ederim.” deyip oradan ayrıldım. Bu yükü de atlatmıştım.
Elim ayağım titriyordu, şuan Selim’in sesini duymaya çok ihtiyacım vardı. Yine teselliyi onda bulmak için eski okuluma doğru yürürken Selim’i aradım.
Selim, sesimden endişelenmişti.
“Nurseli, iyi misin?”
“Hayır çok kötüyüm!”
“Neredesin? Ne oldu?”
“Boş boş dolaşıyorum, görüntülü konuşalım mı?”
“Olur!” deyip görüntülüye geçtik.
“Nurseli, bu ne hâl?!”
“Söyleyeceğim ama üzülmek yok!”
“Ne oldu söylesene, çıldırtma beni?”
“Biraz önce bayıldım!”
“Ne diyorsun sen yaa! Neden?! Ne olduu?”
“Biriyle yüzleşmem lazımdı.”
“Kötü geçti galiba?”
“Kötü de laf mı, berbat-ı muazzam, ayrılırken arkamdan bir bakışı vardı, koşup boynuna sarılmak istedim. Sarılsaydım, o kokuyu alsaydım, bir daha ayrılamazdım.”
“Nurseli, korkmalı mıyım?”
“Neyden?”
“Ayrılmak zorunda olduğun kişi, ileride kendini affettirirse, biz ne oluruz?”
“Ne olacakmışız, anlamadım?”
“Beni bırakır mısın?”
“Aaayy Selim yaaa, saçma sapan konuşma!.. a-ahahahahahhaahah… Güldürdün valla sağol. Allah’ım ya Rabb’im. Aslında düşünecek olursak, olabilir gibii? Seninle evlenmemi istemezse ayrılabiliriz, hazırlıklı ol!”
“Bana baak! Kızım, o her kimse öldürtme bana!”
“O kim biliyor musun? O beniiim-…” derken arkadan bir kız sesi duydum. “Selim! O ses nee?” dediğimde, “Nurseli kapamam lazım! Seda’yı fizik tedaviye getirmiştim, bitti dee, çıkıyoruz.” dedi
Arkadan el çırpma sesi ile beraber Seda’nın sesi geliyordu, “Dondurma! Dondurma! Dondurma!”
Selim, Seda’ya gülerek, “Tamam suss! Gidiyoruzzz! Bağırmaa!” dedikten sonra,
“Nurseli görüşürüz, ararım sonra.” deyip telefonu kapatmıştı.
Selim, kapatmıştı ama ben hâlâ telefona bakıyordum.
“O benim babam diyecektim, aslında benim adım Nurseli Aktaş değil, Selin TAŞKIN! Diyecektim!..”
Kim bilir bir daha ne zaman bu cesareti bulacaktım…
Selim, Seda’ya söz vermişti. Fizik tedavide zorlansa bile, bitene kadar sabrederse, dondurma alacaktı…
Arabaya bindirdi, Maraş dondurması satan bir yere gelince Seda’ya, dondurmayı neyli istediğini sordu. Seda, “Ben kendim görüp almak istiyorum. bana nee?” dedi çocuk gibi mızmızlanarak.
“Tamam, hadi bakalım!”
Arabayı park ettikten sonra, tekerlekli sandalyeyi alarak, Seda’yı oturttu.
Dondurmacıya girdiler. Seda, 5 top karışık dondurma isteyince Selim, “Ee yuh yani! O kadarını nasıl yiyeceksin, ya boğazın şişerse ne olacak?” dedi.
Seda: “O zaman da KBB götürürsüünn!”
Selim: “Oldu canım! başkaa?!”
Seda dudaklarını büzerek, “O zaman bende ölürüümm!” deyince Selim, “Saçmalama bee, Allah korusun! Bari külahta yeme, kâseye koysunlar!” dedi
Seda, şımarık çocuklar gibi omuzlarını kaldırıp indirerek, “Bana nee, bana nee, mızıkçılık yookk! Ben ne istersem o olacak!” deyince el-mecbur, “Ona da tamam bee! Ne yapalım elimiz mahkum!” dedi
Selim, dondurmaları alıp, Seda’ya verdi. Masaya geçtiler. Selim, Sandalyesine otururken, kendi dondurmasından yiyen Seda’ya, “Yuhh beee yuhh! Gözün doysun!” diyerek dondurmasını aldı.
Konuşmadan bir süre yediler. Selim, kasede dondurmayla oynarken Seda farketti. Bir süre Selim’i izlerken, dondurması üzerine damlayınca panik oldu.
“Yaaa vişne lekesii!”
Selim, hemen peçeteyi alıp üzerini silmeye çalıştı. Seda, biraz izledikten sonra, “Seliim ne yapıyorsun?” diye sordu,
“Siliyorum, ne vaarr?”
“Babama ve abilerime göre evlenme sebebii! Bacaklarıma dokunuyorsun!”
Selim, irkilerek ellerini çekti.
“Bu kadarla evleniliyorsa sıraya geç!”
“Nasıl yani? Kaç kız var kii?”
“İkii! Birini ailem istiyor, birini de gönlüm istiyor!”
“Bir de ben üç oldu yani?”
Selim, (alaycı bir gülüşle), “Hıı! Ne demezsiinn!”
“İnanmayacaksın ama ben ilk zamanlar bana acıyıp evlenmek istersin diye düşünmüştüm!”
“Hadi yaa, dur bi düşüneyiiim!” dedi ve parmaklarıyla çenesini sıktı, biraz düşündükten sonra. “I ıııhh! Yoookk! Acınacaklar da da üçüncüsün maalesef!” dedi
“Engellilere öncelik tanınmıyor mu?”
“Olabilirdi ama ailem inadından vazgeçene kadar, Nurseli de benden bıkana kadar, sen yürürsün, o engelin kalkar!”
“Nurseli’yi çok mu seviyorsun?”
“Onun beni sevdiği kadar değil!”
“Sevgisine karşılık vermek zorunda hissettiğin için birlikte değilsin değil mi?”
“Aslında istesem sevgisine karşılık verebilirim ama ben kendimi dizginleye biliyorum. Bir zamanlar bi komşumuz vardı, kız Ali isminde birine aşık olmuş, her fırsatta Allah’ım Ali’yi bana yaz Ali’yi bana yaz diye dua edermiş. Gerçekten de evlendiler. Bir yıl kadar evli kaldıktan sonra, babası Ali amca ve damadı Ali abi balığa gitmişlerdi. Denizde fırtına çıkmış tekne alabora olmuştu. İkisi de vefat etti. Hiç unutamıyorum, abla ağlarken, “Ben bir Ali istedim, Allah’ım iki Ali’mi de aldı” diye ağlıyordu. Nurseli’nin sevgisine karşılık verirsem öyle olmaktan korkuyorum.” dedi başında ki yarayı ovalerken…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Yakup Bey, Nurseli’nin kameriyeden gittiğini görünce arkadaşının yanına geldi.
“Abii iyi misin?”
+ “Evet Yakup haklıymışsın, öğrenmiş. Biliyor ve benden nefret ediyor.”
“Ne yapalım pekii?”
+ “Öncelikle, bildiğini bildiğinizi belli etmeyin. İstanbul’a taşınma işini de bir yıl erteleyin bakalım. Gerekirse ben orada onunla ilgilenirim.
“Peki aabiii, sen nasıl istersen öyle olsun. Rabb’im sonunu hayr etsin inşallah.”
+Aamin, inşaallah.”
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•
Bir hafta köyde tatilden sonra, Ankara’ya doğru yola koyulduk…
Selim, Hilde’nin adresi bulup bana atmıştı. Navigasyonla yolu bulup adrese geldik.
Doğan’a yaptığım gibi sitenin giriş resmini çekip Hilde’ye gönderdim. Hilde hemen aradı, “Neredesin sen?!” Dedi şaşırmış bir ifadeyle
“Sitenin kapısına gel.”
… Hilde, kapıyı açtırdı. Karşısında beni ve ailemi görünce çok şaşırdı.
“Kızım sen delisin.”
“Evet deliyim. Delirttin lan beni!”
Hilde ve ailesiyle tanışıp kahvaltı yaptıktan sonra, iki kız odaya geçtik. Biraz sessiz oturduktan sonra ciddileşerek, “Filiz nasıl?” dedim
“İyidir herhalde, bilmiyorum.” deyince Hilde’nin gözlerine yalan söyleme der gibi baktım,
“Görüşmüyoruz demee!”
“Bu aralar görüşemiyoruz.”
“Sorarsa selam söylersin.”
“Olur!”
“Çok sevilesi olduğumu sanmıyorum da, bu kadar nefreti de hak etmedim diye düşünüyorum.”
“Seninle ilgisi yok biliyorsun, kendine yorma lütfen.”
“Üstelemeyeceğim, her şey için özür dilerim. Bu sene yurtta olmayacağım. Onu söyleyip, sana veda etmeye geldim.”
“Ne vedası be, saçmalamaa, bir çırpıda bırakmak o kadar kolay mı?”
“Hocam sağ olsun, bir çırpıda bırakmayı ondan öğrendim.”
“Nereye gidiyorsun peki?”
“Selim bir ev ayarladı, üç polis adayı ile kalacağım.”
“Dikkat et de seni dövmesinler.”
“Hak edersem dövsünler, sıkıntı değil. Siz yurtta yine birlikte olun lütfen. Benden önceki düzeninize geri dönün. söz mü?”
“Bakarız.”
“Tamam bu kadardı.” dedikten sonra yutkunarak, “İçeri geçebiliriz!” deyip ayağa kalktım. Kapıya yaklaşınca Hilde kolumdan tutup kendine çekti.
Sarıldık… ikimizde ağlıyorduk… Hıçkırıklarla ağlıyorduk… Beş dakika boyunca aralıksız sadece ağladık… İkimiz de benim yurda geldiğim ilk günden bu zamana kadar olan anılarımızı düşündük… Benim göz yaşlarım, Hilde’nin omuzunu ıslatmıştı.
Herkesin katı kalpli olarak gördüğü Hilde, neredeyse ağlamaktan yerlere kapanacaktı… Yumruğunu sıkıyor, bileğini ısırıyordu… Yaşları badisinin koluna akıyordu. Hilde, kendini toplamaya çalıştı. Eminim içinden sayısız kelimeler geçiyordu ama o sadece, “Kendine iyi bak!” diyebildi.
Burnumu çekip, elimin tersiyle yüzündeki yaşları silerek, “Sen de, sizde. Ben sizi ve benim için yaptıklarınızı asla unutmayacağım. Yolunuz açık olsun, hakkınızı helal edin.” dedim
Hilde, hıçkırıklarının arasında sadece
“Sen de.” diyebildi.
Hilde’nin omuzundan öpüp, bileğimle gözyaşlarını sildim. Son defa “Hoşça kal.” deyip içeri geçtik. Herkes o halimize şaşırmıştı ama kimse nedenini sormadı
“Baba çıkalım mı?” dedim
“Tabii biz de seni bekliyorduk.” deyip hemen ayaklandı.
Aileler vedalaştıktan sonra Bilecik’e geldik…
… Aileme, eve çıkacağımı söyledim. “Evde benimle birlikte üç polis adayı olacağını bir arkadaşımın abisinin komiser olduğunu, evi de onun ayarladığını söyledim.” Eminim babam ve annem ev arkadaşlarımın polis adayı olacağı için daha kolay ikna olmuştu.
Doğan’la sadece telefonla görüşüyorduk. Başkomiserlik eğitimlerine gidiyordu. Bir yıl sonra oda Selim ve Alp gibi başkomiser olacaktı.
…Okulların açılmasına iki gün kala İstanbul’a geldim, bir yıl önce olduğu gibi, otobüsten inip çay içmiş ve büfeden su almıştım. Geçen seneyi tekrar yaşıyor gibi hissediyordum.
Yüzümde buruk bir tebessüm vardı. Çantamı unuttuğum sandalyeye koymayıp, masanın üzerine koydum. Bu dalgınlıkla yine unutabilirdim. Otogardan taksiye bindim, yine SultanAhmet’e gelip aynı banka oturdum.
Biraz manzarayı izledikten sonra telefonumu çıkarttım, Gülsüm teyzeyi arayacak, aynı bankta oturduğumu söyleyecektim. Rehberden gülsüm teyzeyi buldum.
Tam ararken, solumda birini hissettim, başımı kaldırınca karşımda Selim’i, elinde bir buket çiçekle görünce şaşırdım.
“Merhaba hanımefendi, çelme takmazsanız, önünüzden geçip yanınıza oturmak istiyorum.” dedi.
“Seliim, unutmamışsın.” deyip çiçeği aldım.
“Hâlâ bir şey söylemediniz, oturabilir miyim?”
“Tamam tamam, bu güzel çiçeklerin hatrına izin veriyorum. Korkma, geç otur.” dedim gülerek.
“Bu kadar kolay olacağını bilseydim, o günde bir demet gül alır verirdim.”
“O zaman da sapık var diye bağırırdım.”
“Ay yok, yok, bu daha iyi olmuş o zaman.”
“Tam bir yıl ha, geçmez dediğimiz bir yıl bitti bile, kaldı iki yıl.”
“Sana göre bir yıl geçmiş olabilir, gel bide bize sor.”
“Siz kim?”
Selim önce kafasını kaşıdı. Sonra da hiç inandırıcı olmayan bir ifadeyle,
“Elif, Kaan, yengem!” dedi.
Bende bozmamak için, “Onlara selam söyle, sayılı gün çabuk geçer merak etmesin, yani etmesinler.” dedim.
“Tamam söylerim, kalkalım mı?”
“Neden, işin mi vardı?”
“Bugün Seda’nın kontrolü vardı, yengeme götüreceğim.”
Bu durumdan artık sıkılmaya başlamıştım. Seda’yı kıskanmıyordum ama Selim’inde abartılı davrandığını düşünüyordum. İtiraza kapı aralamadan, “Bende gelicem, Seda’ya da mahcup oldum hiç evine gidemedim.” dedim ve ayağa kalktım.
Selim, kem küm etse de, itirazın ikimiz içinde kötü olacağını düşünüp kabul etti. “Hadi bakalım.” deyip eliyle önden yürümem için işaret etti.
Arabaya doğru el ele yürüdük. Selim, valizimi bagaja koydu. Selim’in kilidi açmasını bekliyordum. Selim, benim yanıma yaklaşıp, kilidi ve kapıyı açtı.
Şaşırmıştım. Şaşkın bakışımı farkeden Selim, “Ne? Neden öyle bakıyorsun? Binsene.” dedi.
Arka koltuğun kapısına yaslanıp, Selim’in gömleğinden tutup kendime çektim. Selim boş bulunmuş, birden bana doğru hızlıca gelmişti.
…Bir yerime çarpmaktan korkup sol elini cama dayadı.
Ayaklarımı kaldırıp Selim’in boynuna yaklaştım, dudaklarımı değdirerek konuştum, “Bayadır yapmıyorsun daa, o yüzden şaşırdım.” dedim.
Selim de, kendisine ilk defa bu kadar yaklaşmama şaşırmış olmalıydı. Belimden sarılıp, kulağıma eğildi, “Biraz daha binmezsen, senin bayılma hastalığı bana geçecek.” dedi.
Umursamaz bir tavırla gömleği biraz daha sıkıştırıp diğer elimle Selim’in yüzüne dokundum. Baş parmağımı, Selim’in dudağında bir sağa bir sola gezdirdim ve yine dudaklarımı boynuna değdirerek, “Bu yılımızda böyle geçsin ister misin?” dedim.
Selim, camda ki elini alıp sırtımdan belime doğru indirip dudaklarıma yaklaştı.
“Bu yılımız böyle başladı ama böyle geçmez, geçemez! Biz nereye kadar sabrederiz bilemem.” dedi.
Kendimi yavaşça geriye çekip, koltuğa oturdum. Selim, kemerin tokasını çekip, “Ee, bu sene yaz dizisi saçmalığından hangisini yapıyoruzz?” dedi ve göz kırptı.
“Bu sene dizi izlemedim yaa, Yaz’ın saçmalığı ile devam edelim.”
“Olur.”
Selim, koltuğuna oturdu. Arabayı çalıştırıp gözünü yoldan ayırmadan arada “of”lar gibi nefes verince dayanamadım ve sordum.
“Seliimm, iyi misin? Ne oldu? Neden modun düştü?”
“Yok bir şey, sadece seni götürmek ne kadar doğru onu düşünüyorum ve canım sıkılıyor.”
“Selim, beni neden uzak tutmaya çalışıyorsun söyler misin lütfen?”
“Nurseli, annesi biraz, şey. Nasıl desem… Karşısındakinin de insan olduğunu unutan bi yapısı var. Kırılır, gücenir diye hiç bakmıyor. ben üç aydır alıştım daa seni düşünüyorum.”
“Merak etme, benlik bir durum yok kii, kadının derdi seninle, sana öyledir.” dedim olacaklardan habersiz…
“Yokk gülüm yaa, keşke öyle olsa, bende ilk zamanlar öyle zannediyordum. Tanıdıkça anladım, yapısı o, Doktor dinlemiyor, çalışan dinlemiyor, gelene gidene laf atıp duruyor.”
“Anladım tamam!” dedim gülerek
“Nee neden güldün?”
“Altı aydır bana ilk defa gülüm dedin.”
Selim hatırlamaya çalıştı ama o kadar olamaz diye düşünmüş olacak ki, hemen itiraz etti, “Hayır gülüm sana öyle geliyor!”
“Seliimm, bana tarih bakıtma istersen! Altı aydan fazla bile olmuştur.”
“Kazadan sonra biraz saldım galiba, özür dilerim, Söz bundan sonra telafi edeceğim.”
“Seliimm, aslında ben bu durumun bir süre daha devam etmesini istiyorum.”
“Ne diyorsun yaa saçmalama.”
“Bir süre dedim Selim.”
“Konuyu kapatalım olur mu GÜLÜM. Geldik çünkü.” deyip arabayı durdurdu. Oturduğum yerden eve baktım. Seda’ların evi iki katlıydı. Merakla, “Seliim? Kaçıncı katta oturuyolar? diye sordum.
“İkinci kat GÜLÜMM!”
“Asansör yoktur herhalde değil mi?”
“Evet yookk!”
“Pekii, nasıl gelecek?”
“Ben gidip alıp geleceğim.” dedi ve stop etmeden aşağıya indi.
Bende peşinden indim, sinirden dişlerimi sıkmaya başladım. Nasıl olabilirdi. Üç aydır Selim her seferinde onu kucağında mı götürüp getiriyordu.
…Arabaya yaslanarak destek aldım.
Bu kalp atışını biliyordum, sonu karanlıktı…
Beş dakika sonra kahve rengi demir kapı açıldı. Seda’nın kız kardeşi kapıyı tuttu. Önce annesi sonra da Selim’in kucağında Seda çıktı.
Seda’nın annesi arabaya yaklaşınca kendimi sakinleştirmeye çalıştım, elimi uzatarak, “Merhaba ben Nurseli, kusura bakmayın gelemedim, geçmiş olsun.” dedim.
Annesi, Seda’yı göstererek, “Bak bakalım geçmiş mi?” deyip Selim’e döndü. “Çabuk bindir, sıcaktan çıktı hasta olmasın.” dedi, söylerken de ön koltuğu işaret etti.
Kapıya doğru elimi uzatınca, Seda’nın annesi kolumdan tutup geri çekti, “Hey ne yapıyorsun, oraya Seda oturacak.”
Sinirden kıpkırmızı olmuştum. Selim bana yaklaşıp, “Gülüm bir dakika, müsade eder misin lütfen.” dedi.
…Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.
…Başım dönmeye başladı.
…Bayılmamak için kendini sıkıyordum.
Selim, önüme geçti, Seda’ya kapıyı işaret edip, “Açar mısın lütfen, kolum koptu artık.” dediğinde bir karar verdim.
…Asla arkaya binmeyecek gerekirse oradan tek gidecektim.
…Selim’e, Seda’nın annesinden daha çok sinirlenmiştim.
Seda kapıyı açınca, Selim bana dönüp. “Gülüm, koltuğuna oturur musun lütfen!” dedi.
Ben dahil hiç kimse Selim’in böyle bir şey yapacağını düşünmüyorduk. Herkes şaşırmıştı. Titrediğimi belli etmemeye çalışarak bindim.
Selim, bana kapıyı gösterip, “Beklee!” dedi. Sonra kardeşine arka kapıyı açtırdı. Seda’yı koltuğa oturtup kollarını aşağı yukarı sallayarak, “Sen bir haftada kaç kilo aldın yaa?” dedi ve cevabı beklemeden, kapısını kapatıp öne doğru bir adım attı.
Benim kemerimi takıp yanağımdan öptü ve işaret parmağıyla kendi yanağını gösterdi. O an bu yaptığı diğerlerinden daha çok hoşuma gitmişti.
Neredeyse inip Selim’in boynuna sarılacaktım. Sol elimle Selim’in kafasını çekip, kokulu ve uzunca öpüp istemeyerek geri bıraktım. O an bana dünyaları verse bu kadar hoşuma gitmezdi diye düşünüyordum…
~~~~~~• Selim kendi koltuğuna geçerken Seda’nın annesiyle göz göze geldi. Kadın dudaklarını büzmüş intikam yemini eder gibi bakıyordu. ~~~~•~~~~~~•
…Selim oturdu, Seda’nın kardeşine bakıp,
“Eda, orada kemer var. Ablana tak!” deyince Seda’nın annesi, “Eda bırak, ablan bi kemeri takamayacak kadar salak mı? Kendi taksın.” dedi
Selim’le kadın kılıç kuşanmış gibiydiler.
“Kendi kemerini takabiliyor olsaydı, o gün kazada camdan fırlamazdı. Babası gibi sadece hafif yaralanırdı.” dedi.
Seda, ağlamaya başlayınca Selim aniden geriye döndü, “Seda, özür dilerim.” dedi.
Annesi, arkadan Selim’in koltuğuna vurup, “Dön önüne de bas gaza hadii, zaten geç kaldık!” dedi.
Selim, kendi kemerini takarken bana, “Beni anladın mı?” der gibi bakış attı.
…Hastaneye geldik, Selim hastaneden tekerlekli sandalye alıp geldi. Seda’yı bindirdi. Odaya geldiğimizde Leyla abla, beni görünce ayağa kalktı…
~~~~~~• Leyla ilk olarak Nurseli’ye sarılınca, Eda, ablasının kulağına eğilip; “Ne Nurseli’ymişş arkadaş!” dedi.
Eda’yı duyan annesi, kolundan tutup, “Bu devran geçici, ona bu günlerini arattıracağım, sen merak etme!” dedi ve sinsice bir gülüş attı.
Seda’nın annesinden, Leyla da nasibini almıştı ama Leyla da Selim gibi alıştığı için takmadı…
~~~~~~• Muayeneden sonra Leyla abla ile vedalaşıp arabaya bindik. Seda’nın annesi, Selim’e duyurmak ister gibi sesli bir şekilde,
“Kızım çok aç mısın? Eve kadar sabredemezsen şuradan simit alayım haa, ne diyorsun?” dedi
Selim, dikiz aynasından Eda’ya bakarak, “Evde işiniz var mı?” diye sordu.
Eda, “Yok Selim abii, neden sordun?” dedi. Selim cevaplamadan, “Tamam.” dedi.
Hastaneye yakın bir yerde ki restorana geldik, Selim yine Seda’yı kucağına aldı.
Önüm sıra içeriye girdiler. Onlar tam bir menü siparişi verirken ben sadece su istemiştim. Sinirden hiç iştahım kalmamıştı.
Kadın masada Seda’yı, Selim’in karşısına oturttu, yemekler yendikten sonra Eda tuvalete gitti, annesi de bir süre oturduktan sonra tuvaleti bulamam bahanesiyle beni de masadan kaldırdı ve Selim’le Seda’yı başbaşa bıraktı.
Restorandan da çıktığımızda Selim yine kemerimi takıp öptü. Bende Selim’i tâbi ki.
Normalde karşımdakini kıskandıracak yapıda biri değildim ama kadına çok sinir olmuştum ve sanki inadına yapıyordum. Selim de beni kimseye karşı ezdirmek istemiyor gibiydi. Gözünü sevdiğim…
Seda’ların evine geldik. Selim, yine Seda’yı kucaklayıp eve çıkartı…
Aşağıya inip arabaya binince, arabayı sürene kadar konuşmadım.
Seda’nın evleri geride kaldıktan sonra, sanki taksiye binmişte yer söylüyormuş gibi, “Kız kulesine!” dedim ve Selim’e bakmadan, kollarımı bağlayarak “Sen görürsün” mesajını verdim…
~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~
Selim, başına geleceği biliyordu. O yüzden Nurseli’yi onlardan uzak tutmaya çalışmıştı.
Suçu olmadığı halde arada kalmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu düşündü.
Çaresiz, düşünceli bir şekilde kız kulesine doğru arabayı sürdü.