Alp, arabayı durdurup inmeye hazırlanırken Selim kolundan tutarak geriye çekti.
Karşısında duran arabaya bakarken, “Bekle!” dedi sesi titreyerek.
Alp, şaşırmış gibi, “Ne oldu Selim.” deyip bir Selim’e bir baktığı yere baktı. Selim plakadan gözünü ayırmadan başıyla işaret ederek, “Burası olduğuna emin misin?” deyince Alp adresi kontrol etti.
Emin olmak için de Doğan’ı görüntülü arayıp “Hangi kapı” diye sordu.
Doğan, “Önünde araba duran kahverengi kapı.” deyince Selim başını koltuğa yaslayıp yanında ki bahçe duvarına bakarak yutkundu.
İçinden dualar etmeye başladı, “Yakup amca arabasını Nurseli’nin babasına satmış olsun Allah’ım, Nurseli Selin’le akraba olsun ve şuan Nurseli’nin annesi hasta olduğu için ‘geçmiş olsun’a gelmiş olsunlar, Nurseli’nin ailesi Doğan’dan sonra taşınmış olsun, Doğan, Nurseli’yi isteyerek öpmüş olsun, Nurseli karşılığını vermiş olsun, pişman olsunlar, Doğan’ı döveyim, yumrukla ağzını burnunu kanatayım, Nurseli’den uzun süre ayrılayım, hatta ömrümün sonuna kadar ayrılayım ama Nurseli, Selin olmasın, Nurseli, “yengem” olmasın!” derken Alp telefonu kapatıp, “Burası Selim!” dedi.
İlk duasının kabul olup olmadığını anlamak için, plakayı göstererek, “Trafik şubeyi bi arasana araba kimin?” deyince Alp, “Kimin olacak Selim, Nurseli’nin babasınındır.” dedi
Selim, kafasını iki yana sallarken, içinden,”Değildir İnşaallah değildir.” derken dışından, “ARA SOR DEDİM SANAAAA!” diye bağırdı sabırsızlıkla.
Alp, plakayı sorgulatıp, Selim’e “haklıymışsın” der gibi bakarak, “Yakup TAŞKIN isimli birine aitmiş.” deyince Selim, gelen cevap karşısında, dişlerini ve dudaklarını sıkıp ağlamamak için gözlerini kapattı…
İlk duasının red olmasından dolayı eli ayağı buz kesti, içine tırnaklarını gömdüğü yumruklarının birini serbest bırakıp, yavaşça kapıyı açtı.
Aşağıya inerken göz yaşlarını sildi.
Kalbi sıkışıp, nefes alamayınca yandaki duvardan tutundu. Tutunduğu duvar kendinden daha sıcaktı.
Alp, yanına koşup hızlıca koluna girerek, “Selim, ne oluyor laann ne bu hâl?” deyince Selim silahını çıkartıp Alp’e uzattı.
“Al bunu sakla, aklımı kaybetmediğimden emin olunca geri verirsin.”
Alp, daha çok meraklanmıştı.
Kapıya gelince, olacakları hissetmiş gibi, “Sakın bir şey konuşma!” deyip kapıyı çaldı.
Derin bir nefes alarak kapının açılmasını beklerken içinden duaları kabul olsun diye adaklar adıyordu.
“Fakir fukara doyurup, kurban keseceğim, lütfen Allah’ım lütfen.”
Kapıyı açan kişi Selim’e şaşkınlıkla bakarken, kendi kurban olduğunu farketti.
Kısa bir şaşırmadan sonra Melek hanım, eskisi gibi sevgi dolu bakarak, “Selim!” deyince, yumruğunu sıkıp kafasını yere eğdi.
Gözlerinden süzülen yaşlara engel olamamıştı. Melek hanım Selim’e yaklaşıp sarılınca ikisi de hıçkırıklarla ağlamaya başladı.
Bir süre hem hasret hem acı çeker gibi ağladıktan sonra, Melek hanım geri çekildi ve ilk konuşan yine kendisi oldu. “Gel, gel. Kapıda kalmayın. Hoş geldiniz.”
Selim, hiç hoş gelmiş gibi olmasa da çok hoş bulmuştu. Bahçeyi ve evi incelerken, tanıdık yerler görünce dudaklarının içini kemirdi. Nurseli ile görüntülü konuştuğunda arkada gördüğü yerlerdi…
Alp, Selim’in konuşma demesinden çok şaşırdığı için konuşamıyordu.
Melek hanım, eve seslenerek, “Kızım, Selim abinlere içecek bir şeyler getir.” derken kendisi yanlarında biraz daha oturmak istiyor gibiydi.
Selim’de anladığı için, bir şey demeyip sakin kalmaya çalıştı, şuan o içecekleri “Selin” mi getirecekti “Nurseli” mi bilmiyordu. Ama her ikisininde abisi olmaktan nefret ediyordu.
Melek hanım bir şey sormadan konuşmuyor, gözlerini suçlu çocuk gibi yerden kaldırmıyordu.
“Annenle baban nasıl?”
“İyiler.”
“Abinler, Elif?”
“Onlarda iyi!”
“Sen?”
Selim yutkundu, geçen sene vurulduğunda kan kaybettiği için buz kesmişti ama şuan Melek hanım ne söylerse iki kat donuyordu.
Nurseli’nin bayılırken ne hissettiğini anladı. “Bayılmadan önce başım zonkluyor!” demesi aklına geldi.
Şuan Selim’in de kafası zonkluyordu. “Bende onun gibi bayılacak mıyım acaba?” diye düşünürken kendine uzanan tepsiyi gördü.
“Hoşgeldin Selim abi.” Selim, tanıdık ama yabancı sesi duyup heyecanla kafasını kaldırınca Sezin’i kendine gülerken gördü.
Melek hanım, uzun orta sehpayı önlerine çekerken Alp’e, “Selim çocukken de böyleydi, kısmetli yavrum. Bu böreği çok sever. Fırından yeni çıkarttım. Hadi yiyin soğutmayın” deyince Selim önündeki böreğe baktı…
Tok olsalar da bu böreğe karşı koyamadıkları güne gitti, bazen onunla yarış yapardı. Selim, kendi ısırdığından Selin’e de ısırtınca itiraz edip, “Mızıkçılık yapma!” derdi.
O da yanında oturan Elif’i gösterip göz kırparak, “Sende yap.” derdi…
Selim, ağlamaya başlayınca, sebebini bildiği için, Melek hanım da ağlamaya başlamıştı.
Ağlarken, “Unutmadın değil mi?” sorusuna başını iki yana sallayarak, “Bir gün bile aklımdan çıkmıyor.” diyerek karşılık verdi.
“Selin’de unutmadı!”
Selim’in ölüm fermanını imzalayan iki kelimelik bu cümle, beyninde şimşekler çakmasına sebep oldu…
Alp, dirseğini bacağına koyup eliyle başını ovalarken, “Ben bu haldeysem Selim nasıldır?” diye düşündü.
“O nasıl?” derken Selin ‘in yakınlarda olduğunu düşünüyordu.
“Bilmiyorum ki oğlum, gitti gelmek bilmiyor, ‘Aramayın beni’ dedi, ‘Karşıma çıkarsanız izimi tamamen kaybettiririm bir daha yüzümü göremezsiniz’ dedi. Elimizi kolumuzu bağladı iki yıldır kan kustuğu gibi bize de kusturuyor.”
“Neden peki?”
“Kezban yaptı yine yapacağını oğlum, sizin hayatınızı mahvettiği gibi kızımınkini de mahvetti. Selin: Selim’i, sizi hiç unutmadı. Sürekli sorunca bende yalan söyledim, Selim’i abisi zannediyordu. Bir gün almış bunu anlatmış, nasıl söyledi ne söyledi bilmiyorum. İki yıldır bize düşman etti kızımı.”
“Bileklerini de o yüzden mi kesti?”
“Onun da etkisi vardır tâbi de, sizin evde ağlarken kapıda sesler duymuş, kendine kötü bir şey yapacaklar diye korkup yapmış.”
Selim’in bu kadar kısa bilgiyle bir şey anlamadığını farkedince devam etti, “Kapıda duyduğu sesler Atakan’ın sesiymiş,” deyince, “Bayılma hastalığı peki?” diye sordu.
“Kezban Atakan’a da Selin sana aşık, karşılığı olmasa bile yardım et onu sevmediği biriyle evlendirecekler demiş, jandarmalar onu konuşturamamış, bizim hiç bir şeyden haberimiz yok tabii, Atakan evde Selin’in derdine düşmüşken, babasına da ‘Bunlar bir saattir o evdeler, demek ki bir birlerine aşık, kıymayın gençtirler hepimiz hatalar yaptık’ falan deyip kafasını karıştırmış. Babası, Selin’i kanlar içinde görünce Atakan’a tokat atmış… Dört ay, ne olduğundan habersiz yattı kuzum, Atakan’da hapiste bir şey söylememiş… Babası muayene ettirmemişti. O da gitmiş bizden gizli muayene olmuş, o zaman da bayılmış, o günden beri de ara ara bayılıyor işte…Dedim ya iki yıldır kan kusturuyor.”
Selim, içinden, “Merak ettiğim şeyleri bu şekilde öğreneceğime ömrümün sonuna kadar bilmeseydim.” derken Melek hanım devam etmişti.
“Oğlum, biliyorum o gün çok kötü şeyler söylemiş ama benim kızım onları yapacak bir kız değil, onun sadece dilindedir. Yaparım dediğine bakma. Annenle babana kızdığı için yani, vallahi bak. O, kuru yaprağa bile kıyıp üzerine basamaz. Sakın onun söylediklerine bakmayın.” deyince Selim iki yıldır yaşadıklarını düşünüp, “Yaptı ama bana kıydı, bir çürük yaprak kadar bile acımadı.” diye düşünüp Melek hanıma gülümsemekle yetindi.
“İsmini neden değiştirdi peki?”
“Atakan’ın avukatı geldi, “Tanıdık bir milletvekili arkadaşım var, Selin’in ismini değiştirip okula yazdırabiliriz, bu dosya da hiç gözükmez” dedi. Hatırlıyor musun, Selin onunla okula giderdi. Babandan heveslenmiş tutturdu, ‘Öğretmen olcam’ diye, babası istemese de kabul ettik. Gerisine biz karışmadık her şeyi onlar yaptı. Selin’in okulu, yurdu, hepsini onlar karşıladı. Kim olduklarını da söylemediler, bir hayır sever dediler, bilmiyorum…”
İkisi de börekleri yiyememiş kalkmak için müsade istemişlerdi. Alp, Selim’in kolundan tutup yaşlı biriymiş gibi kalkmasına yardım etti… Selim kendi titrerken, yardım eden arkadaşının bile titrediğini hissediyordu.
Melek hanım yemedikleri böreklere biraz daha ilave ederek yola azık koydu. Selim arabaya binip, Melek hanım gözden kaybolana kadar bekledikten sonra, başını bacaklarına yaklaştırarak ağlamaya başladı…
Alp, gelirken gördüğü ormanlık alana sürerken, durana kadar konuşmadı…
Müsait bir yerde durup, bir süre sessizce Selim’in sakinleşmesini bekledi.
Selim, kafasını kaldırmadan torpidonun üzerinde duran börek poşetine vurarak, “Ye lan yee, dünya da bunun kadar güzel börek bulamazsın, ben yiyemiyorum sen bari yee.” deyince, Alp arabadan inerek Selim’i kolundan tutup aşağı indirdi.
“Gel bi gel sakin ol.”
Selim, “Ben yıllardır vicdan azabı çekiyorum zaten laaann, neden bana bunu yaptı kii? deyip yarasına vurmaya başladı.
“Selim, tamam sakin ol. Annesini duymadın mı yapmaz diyor. Belki başka bir şey vardır.”
“Buldu lan buldu… Selim, Selin’i bulduu… Benden intikam almak için yaptılar. İnandım laann, ayağıma çelme takmasına inandım, onun niyeti hayatıma çelme takmakmış… Annemle babamla tanışmak istemedi. Beni oyaladı laann, neymiş efendim ‘Ananın yanında ağlarım,’ neymiş ‘Yanında rahat oynayamazmış,’ inandım Aaalllpp inandım. O benden nefret ettiği için bayılacak gibi oluyormuş ben sevdiği için zannettim!”
“Seliimm, yapma böyle, sen demedin mi ben Selim’in karakterine büründüm diye, o böyle bir şey yapar mıydı sence?”
“O, o zamanlar yapmazdı evet. Ben onun kadar iyi biri olamadım. Kıskandım onu, yıllarca kıskandım durdum, yoluna taş koydum, Selin de geldi benim kalbime taşı koyup gitti.”
“Seliiimm, bilmiyorum ama bana öyle gelmiyor laaann, başka bir şey olmalı.”
“Ne olacak başka nee? Duymadın mı biri varmış işte, adını değiştirmiş okulunu ayarlamış…(burnunu çekerek) Selim milletvekili mi oldu acaba?”
“Saçmalama lan, kimliği yok kimi kimsesi yok nasıl olsun!”
“Bak gördün mü? Beni kandırmış, babamdan dolayı öğretmen olmak istemiş, bana da ‘Sebebini bilmiyorum, içimden öğretmen olmayı çok istiyorum.” demişti. Ben nasıl inandım laaann nasıl kandım, elime telefonunu aldığımda neden bakmadım, nedeenn?”
“Yapma böyle Selim, anlayıp dinlenmeden yargılama ama ben hislerime güveniyorsam Nurseli öyle bir kız değil yani Selin!..”
Selim, bir süre konuşmadan ağladı, Alp ise daha kötü bir şey olmaması için dualar ederek arkadaşına destek olmaya çalıştı.
Selim, şuan ki dosyayı kapatıp bir süre uzaklara gitmeye karar vererek, “Gidelim hadi gidelim, ben derdime yanayım onlar keyfine baksın… Daha ‘Ben öldürdüm’ diyen adamı serbest bırakmak için delil arayacağım.” diyerek arabaya binince, Alp’te moralsiz bir şekilde arabayı çalıştırıp emniyete doğru yola koyuldu…
•~~~~~~•
Elif’le otururken üzerinde saç kıl tüy baktım, tesettürlü olduğu için onun saçını alamıyordum. Mısırın çöpünü alsam diye düşündüm ama onu da ne zamana kadar saklayabilirdim ki. Abim yada Alp abi yardım etmezse Selim’e duyurmadan testi yaptıramazdım.
İçimden herkesle kardeş olabilirim ama Selim’le asla diyordum. Çünkü onunla olmayı çok istiyordum. Hayâllerimin umutlarımın çocukluğumun sahibini hatırlıyordum.
Yeni yeni anımsıyordum, Selim’in beni okula götürmesini, kendisi ödevini yaparken bana öğretmenlik yapmasını hatırlıyordum. Ben Telim’im gibi öğretmen olmak istiyordum.
Annem, “Onun adı Telim değil Selim” demese ölene kadar “Telim” mi derdim acaba?
Hakan abi’nin beni bir yere saklayıp, poliscilik oynarken Selim’in bulduğunu, “Sen nereye gidersen git, nereye saklanırsan saklan, ben seni hep bulurum, kokundan tanırım.” dediğini hatırlıyordum.
Gerçekten de beni tanıyıp bulmuştu ama ben onu ve Hakan abiyi tanıyamamıştım. Çocukken ikisi de polis oluyordu ama sadece Selim büyüyünce hayalini gerçekleştirmişti.
Diğer Selim ise doktor olup Elif’le beni muayene ederdi. Biz onların kardeşi değil oyun kobayıydık…
Onlar köyden giderken arabanın peşinden koşup düştüğümü hatırlamıştım, “Annee, Anneee!” ama o arkasına bile bakmadan gitmişti.
Kaan, Kaan’ın bebekliğini de hatırlamıştım. Her şey bir puzzle gibi parça parça gözümde canlanıyordu.
Bir gün Kaan’ı görmek için gizlice gittiğimde, Melek annemin bana vurduğunu hatırlamıştım. Büyük ihtimalle beni onlara yollamama sebebi, o evden ayrılmak istemiyor olmamdı.
Çünkü ben o evde doğmuştum, o evin bahçesinde büyümüş o evin bahçesinde uyumuştum. Telim’im beni dizine yatırıp şarkılar söylerdi, bu sefer uyumayacağım derken yine uyurdum. Neden bilmiyorum, uyandığımda Melek annemlerin evinde olmak istemiyordum.
Yavuz öğretmenin Selim’i evlendirmeye çalıştığı kişi de arkadaşımdan başkası olamazdı. Çocukluk arkadaşlarım şuan kıskanılacaklar listemde en başa yükselmişti.
Ben, Elif gibi kabul edemezdim, Selim’in dediği olmuştu. Ben onunla olacak kişiyi boğar öldürürdüm, saçını başını yolardım, kim olursa olsun…
Elif gibi arkada oturup ona yenge diyemezdim. Ölürdüm de demezdim. Elif’in kardeşi olsam bile izimi tamamen kaybettirip Selim’in de dediği gibi mazi olur giderdim…
…Daldığım yerden Elif’in sesiyle kendime geldim.
“Canım, yeter artık toparlan biraz. Abim seni böyle görmesin. Çok üzülür.”
Bir insanın gözleri kapalıyken akan yaşlar, gözlerine sığmadığındanmış bunu da yaşayarak tecrübe etmiştim.
Burnumun altına doğru akan yaşlarımı dudaklarımla içeriye aldım. Benim kor gibi yanan yüreğimden kopup gelen bu yaşlar bana tuzlu gelmişti. Hâlbuki acı, kezzap gibi olmalıydı.
Bir süre Elif’e cevap veremedim ama sonrasında gücümü toparlayıp, “Elif, abin beni böyle görüp üzülmesin diye ona yalan söyledim. Beni Bilecik’e gitti biliyor sende söyleme olur mu?” dedim ciddi bir şekilde.
“Aaa öyle mi? Tamam söylemem. Peki, burada nerede kalıyorsun?”
“İki gün önce nişanlandığın adamın evinde kalıyorum” diyemeyip, “Bi akrabamızın evinde iki kız arkadaşımla kalıyorum.” dedim.
Selim duyarsa, kıskançlığı tutup gelip bakmak ister diye iki kızı özellikle vurgulamıştım.
Sürekli başımı tuttuğum için olsa gerek, “Hadi kalkalım git dinlen.” dedi. Kardeşlik böyle bir şeydi biliyordum.
İtiraz etmeyip kalktım, arabanın yanına gelip vedalaşacakken, dayanamayıp yine boynuna sarıldım, hıçkırıklarla ağlamaya başladım.
“Nurseli, korkutuyosun benii” dediğinde “Neyden korkabilirdi ki” diye düşündüm ona göre bir şey yoktu kii, onunla bağımız daha da çok kuvvetlenmişti.
Olan Selim’imle bana olmuştu. Hangi Selim kayıptı, ben hangi Selim’e aşık olmuştum, kardeşleri miydim bilmiyordum bile…
Elif, otobüse binip gidince bende emniyetin oraya gidip saklandım ama bu sefer çocukken olduğu gibi beni bulmasını istemiyordum.
Niyetim beş dakika bile olsa Selim’imi görmekti.
Gizlendiğim yerden bir el beni çekip kendine dönderdi.
“Alp abi?”
“Başlatma Alp abine, biz seni yalancı çoban zannederdik sen bildiğin pinokyo çıktın yaa!”
“Anlamadım abi!”
“Her şeyi de anlama, eksik kal.”
“Abi neden böyle davranıyorsun anlamıyorum.”
“Ne arıyorsun burada diyorum ne dolanıyorsun?”
“Selim’e bakacak-“
“Bakma Selim’e falan, git buradan.”
Başımı önüme eğip ağlamaya başladım, ilk hayâl kırıklığıma uğramıştım. Ben bir de bu adamdan DNA testi yaptırmasını isteyecektim. O daha şimdiden bana sırtını dönmüş gibiydi. Abimden başka güveneceğim kimsem kalmamıştı.
“Bak kızım, boş bir olayı adama söyleyip kafasının tasını attırıp sonrada görmeye geldim diyemezsin. Madem yaptın bir halt git, o sindirene kadar da gelme. Seni Selim’in etrafında görmiym fena yaparım, anladın mı beni!”
Yüzüne bakmadan başımı aşağı yukarı salladım.
“Pis pinokyo senii, bana bak Selim’in bu aralar çok işi var. Seni de ananlarda biliyorken çıkma karşısına…”
Ben ne yapmıştım da yalancı çoban’dan pinokyo ya level atlamıştım. Ama bir konu da haklıydı, yine düşünmeden hareket etmiş Selim’in ayarlarıyla oynamıştım.
“Sindirmek” abimin yaptığını sindirmek bana göre daha kolaydı. Ben bu durumumu nasıl sindirecektim…
Hâle’nin ısrarla araması üzerine başımı önüme eğip Engin’in evinin yolunu tuttum…
Eve bir kaç kilometre kala sağımdan önüme çıkan bir motorla çarpıştım. Ben inip çarpmanın boyutuna bakarken arkadan güldüğü belli olan bir ses gelmişti.
“Nurseli?..”
Motorcunun arkçısı söylemişti bunu. Bakışlarımı vurduğum yerden kaldırıp tanıdık sese baktım…
Sesin sahibi iki yıldır sıra arkadaşım olan Özlem’di.
“Özleeemm?” dedim soru ifadesiyle.
“Canım ne haber, ne arıyorsun burada?”
Evimin ve yurdun burada olmadığını bildiği için sormuştu bunu.
“Burada bir arkadaşta kalıyorum.”
“Bende bu mahallede oturuyorum, tanıştırayım kuzenim Yunus.”
Elimi uzatarak, “Memnun oldum bende Nurseli.” dedim yine Selin olduğumu unutarak.
Y: Merhaba Nurseli, Kusura bakma arada kaynarım zannettim ama darlığı kestiremedim.”
“Önemli değil ama hızlı ve büyük bir araba da olsaydım seni göremezdim. Dikkatli ol.”
“Tamam denerim.” derken bunu bile isteye yaptığını söylemek ister gibiydi.
Araba ve motorda hasar tespiti yaptıktan sonra Özlem’in, “Ne yapıyorsun, işin yoksa gel bir yerlerde oturalım.” sözüne itiraz etmedim. Özlem’in varlığı bana Selim’imi hatırlatmak yerine biraz daha unutturabilirdi.
“Olur” deyip arabayı müsait bir yere çektikten sonra onların “biz gidiyoruz gelirsin” dediği yere gittim.
Özlem’in karşısına oturup, tekrar iyi olup olmadıklarını sordum, çünkü ben iyi değildim. Biraz da o sebeptendi.
Özlem, Hilde’yi bildiği için yüzümün asık olmasını çokta yadırgamamıştı.
“Hilde nasıl?”
“Daha iyi gibi?” dedim, yanından ayrılmam dediğim arkadaşımı iki gündür unutmuş gibi
“Çok üzüldüm gerçekten yaa, nasıl oldu?”
“Hamileymiş, bilmiyordu. Açlıktan tansiyonu düşüp bayılınca merdivenlerden yuvarlandı.” derken, bir gün benim derdimi de biri çıkıp bir iki cümle ile özetleyecek mi acaba diye düşündüm.
“Eee Elif ne oldu? Nişanlandı mı?”
Ben Özlem’in yanına Selim’imi bir nebze de olsa unutmak için gelmiştim ama o bir yolunu bulup hatırlatmıştı.
“Evet iki gün önce nişanlandı.” derken elimi tutup parmaklarıma baktı.
“E hani nerede?” deyişi Selim’imin bana takacağı yüzüğü soruyor gibiydi.
“Yok.” dedim neredeyse ağlayacak gibi.
“Özür dilerim canım, benim ki de soru haa, bu şekilde nasıl teklif etsin.” derken o Hilde’yi kasdetmişti ama asıl sebep o değildi bilmiyordu.
Derin bir nefes çekip, konuyu kendimden uzaklaştırmak için, “Sen neler yapıyorsun?” diye sordum.
“Aynı, geçen sene ki gibi?”
“Hatırladığım kadarıyla zor, bu sene yapmam demiştin.” dediğimde yüzünde sinir olmuş bir ifadeyle, “Babam yaptı yine yapacağını, evde rahat vermedi. Geçen sene de benden memnun kaldıkları için devam etmeye karar verdim. Şuana kadar iki eve gittim, sezon yeni yeni başlıyor. Hem para kazanıyor, hem eğleniyor, hem de babamdan uzak duruyorum daha ne olsun?” deyince bir aile travması da bunun ki diye düşündüm.
“Sen bu yaz burada mısın?”
“Evet!”
“Bana yardım et, gel seni de yazdırayım.”
“Bu aralar kafam o kadar kötü ki, zengin bebelere hizmet edecek halim yok!” deyince iş teklifini eğlenceye çevirdi.
“Anlıyorum, sende Pelin gibi gel. Geçen sene üç eve gelmişti acayip eğlendi.”
“Davet edilmediğim evde ne işim var Özlem yaa!”
“Ne var kızım, disko gibi oluyo, herkes bi dam alıp geliyor, ortam öyle oluyor ki kimse kimseyi tanımıyor, birinin kuzeni akrabası falan diye düşünüyorlar.” deyince Yunus tasdik eder gibi, “Evet Nurseli, bir iki defa da ben gitmiştim, bu sene de düşünüyorum ama bakalım kuzenciğim yardım edecek mi?” dedi
“Geçen sene ki gibi yapmayacaksan olur!” diyerek aralarında konuştuklarında telefonum çalmış açmak zorunda kalmıştım.
Engin ve Savaş eve gelmiş beni göremeyince telaşlanmıştı. Anladığım kadarıyla Atakan, Nazlı olduğu için gelmemişti…
… Bizim mevzumuzdan sonra Atakan Nazlı’ya eskisi gibi olamamıştı. Seviyordu, aşıktı, evlenecekti ama ona güvenmediği için eski hevesi kalmamıştı. Atakan’ı hapisten çıkarttığım gibi onların arasını da yine ben yapmıştım…
Nazlı ile çay bahçesine gidip, “Sen burada saklan, Atakan gelince de gör bak!” demiş Atakan’ı yanıma çağırmıştım. Atakan, yanıma gelip yanağımdan öperek, “Aşkım seni çok özledim!” deyince şok olmuş arkadaşıma yalancı durumuna düşmüştüm.
Ne aşkı Atakan?”
“Ne demek ne aşkı Selin, burada baş başayız, numara yapmana gerek yok rahat ol.”
Şaşkınlığımı iki katına çıkartıp, “Yeter artık Selin, dayanamıyorum aşkımızı gizli yaşamak istemiyorum, en kısa zamanda bizimkilerle konuşacağım, askerden önce herkes öğrensin!” deyince kafasına baktım saksı falan düşmüş olmalıydı.
“Eeee aşkım, neden çağırdın, ne söyleyeceksin ?” dediğinde küçük dilimde tukuruklerimle boğazımdan aşağı inmişti.
“Aşkım ne içersin?” diyerek garsona bakınınca gözlerimde yuvasını beğenmeyip neredeyse masaya düşeceklerdi.
“Fazla zamanım yok, bunu saymıyorum, akşam yerimize gel, seni çok özledim.” diyerek ayağa kalkıp yanağımı öperken, “Üstüne vazife olmayan işlere karışmamayı öğrenmişsindir inşaallah.” deyip gitmişti.
Atakan gittikten sonra ben durumu Nazlı’ya nasıl anlatacağım diye düşünürken, o masaya gelip Atakan’dan boşalan sandalyeye oturup ağlamaya başlamıştı.
“Nazlı yemin ederim öyle değil.” yatakta yakalananların açıklayabilirim deyişi gibiydi ama ben gerçekten açıklayabilirdim.
“Çok kızmış Selin, bana çok kızmış, beni sevmiyor artık.”
“Neden öyle oldu bilmiyorum.”
“Selin, konuşma boşuna anlamış bana ceza veriyor!”
“Nereden anladın?”
“Atakan, aşkım demez ki, onun gözlerinden anlarsın, Atakan seviyorum demez ki ses tonunun titremesinden anlarsın, Atakan öyle canım cicim demez ki kalbinin ritminden anlarsın, saklamaktan usanmaz yorulmaz, sabırlıdır. Ömrünün sonuna kadar da olsa bekler ama beni eskisi gibi sevmiyor ona güvenmediğim için beni cezalandırıyor.”
O zamanlar bu nasıl aşk bee, konuşmadan da bir birini anlayabiliyorlar deyip merak etmiştim…
Özlem ve kuzeninden izin isteyerek oradan ayrılırken “Pelin giderse bende gelirim belki” dedim. DNA testi negatif olunca kutlama yapmak istiyordum.
… Eve geldiğimde Engin ve Savaş neredeyse polise gidecek gibi telaşlanmıştı.
Çok yorgun olduğumu söyleyerek yatağa gittim. Uyku ilacının etkisiyle göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim.
Sanki biri göz kapaklarıma beton döküp, denize atmış gibiydi, yavaş yavaş aşağı doğru çekiliyordu…
•~~~~~~• Alp, Selim’in yanına gelerek, “Bugün bana gidelim, evde rahat edemezsin ” deyince Selim gözlerini önündeki resimlerden ayırmadan, başını aşağı yukarı sallayarak cevap vermişti.
Çıkışta, Alp Selim’i beklerken, “Evden bir şeyler alman lazım.” deyince Alp, “Bin gidelim.” dedi.
Selim çekinerek, “Ben alıp gelirim.” deyince Alp sinirlenmiş gibi, “Kinci pisliklik yapma da bin.” deyip arabayı gösterdi…
Arabada konuşmadan yapılan yolculuktan sonra Selim arabadan inmiş Alp ise oturmaya devam etmişti.
Selim, başını camdan eğip, “Kinci pisliklik yapma da in hadi!” deyince Alp bir yandan inerken bir yandanda neden inmediğini söyledi,
“Hemen alır gelirsin sandım laaann.”
Selim, anahtarı olmasına rağmen, içerisi müsait değildir belki diyerek zile bastı.
Elif, kapıyı açınca karşısında Alp ve abisini görüp geriye çekilerek, “Hoş geldiniz” dedi yüzü asık bir şekilde.
Selim, ağlamamak için Alp’e bakarak destek alıyordu. Alp, “Sen alacağını al” diyerek Selim’i içeri gönderirken, “Ben Elif’e nedenini sorarım” der gibi baktı…
Alp, “Hayırdır ne bu hâl?” dedi bu soruyu sormaktan bıkmış gibi
Elif, içeriden gelen giden varmı diyerek baktıktan sonra, “Nurseli çok kötü, Allah korusun yine bir şey yapacak diye korkuyorum, abime de Bilecik’e gidiyorum diye yalan söylemiş. Sen bi bakıversen?” deyince Alp gözlerini devirip, “Merak etme bir şey yapmaz o pinokyo.” dedi.
Elif, Alp’ten böyle bir şey beklemediği için şaşırmıştı.
Selim, bir iki eşya alıp yanına gelerek, “Annemlere söyliym çıkalım.” deyince birlikte odaya geçtiler. Engin Alp’i görünce ayağa kalkıp elini uzattı, “Merhaba Alp komiserim.” deyince Alp şaşırmıştı.
“Ben Engin!” deyip kendini tanıtınca Alp, “Tâbi yaa, Engin!” demişti ama bunu göz altına alınan Engin olarak hatırladığı için değil Nurseli’nin orada gördüğü kişi için söylemişti.
Selim de anlamış gibi baktı, çünkü Selin’in Engin’in evinde kaldığını biliyordu…
Itır koşarak amcasına sarılıp, kendince sevinçli haberi vermişti.
“Amcaa yengem geldi”
Selim, annesiyle babasına baktı, söylemek niyetinde olmadıklarını görünce sert bir şekilde, “Kameralara mı bakayım anne!” deyince Yavuz beyde aynı ses tonuyla, “Bağırma annene, Selin geldi oturduk. Küçüklük resimlerini merak etmiş, bizden de özür diledi.” diyerek karşılık verdi
Selim, yine Alp’ten destek alarak ortaya “Görüşürüz bir kaç gün yokum!” deyip dışarı çıktı.
Alp, “Biraz bende kalsın.” diyerek haber verdikten sonra, “Allah’a ısmarladık!” diyerek çıktı.
Arabaya binince Alp şaşırmış gibi bakıyordu.
Selim ise hiç şaşırmamış gibi, “Küçükken ben doktor olurdum, Elif’le Selin de hasta olurlardı, onları muayene ederken öksür, nefes al ver falan derdim. Elif öhhö öhhö der numara yaptığı belli olurdu, ama Selin öyle bir öksürürdü ki bronşit mi oldu derdin. Nefesini tut derdim yüzü kızarana kadar bırakmazdı. Bırak demesem boğulacaktı o derece nefesini tutardı. Vel hasılı kelam çok iyi oyuncuydu şaşırma boşuna. Sen cumartesi Engin’lere gittin değil mi?” deyince Alp söylemek istememişti
Selim alaycı bir gülüşle, “Ulan salak Selin’in orada kaldığını biliyorum, içeride ki damat bozuntusunun yaptığını yapma bana.” deyince Alp genel anlamda merak ettiğini iki kelime ile sordu.
“Ne yapacaksın?”
“Uzaktan takip edeceğim, Selim’le buluşunca da hıyarı tutup kulağından babama getireceğim.”
“Hâlâ onunla olduğunu mu düşünüyorsun?”
“Öyle olmasa da ümit ediyorum, dua ediyorum. Yada benim gibi takip etsin de yakalayayım diyorum.”
“Ne olacak şimdi?”
“Ne demek ne olacak!”
“Ya Selim ölmüşse ne olacak, Nurseli ile sen ne olacaksınız.”
“Selim ölmedi biliyorum, bana kızdığı için benim yüzümden gelmiyor.”
“Hadi ölmedi diyelim, ya bir daha hiç gelmezse Selin’i de bırakmışsa ne olacak.
“Ne demek istiyorsun Alp, saçma sapan imada bulunma. Yaşıyorsa eğer zaten nikahlı kız, ölmüşse de yengem lan o benim. Aşiretler de bile ölen kardeşin eşiyle evlenmeyi bıraktılar ben nasıl yapayım.”
“Seviyorsun ama?”
“Seviyorduumm!”
“Nurseli’yi?!”
“Silahımı neden istemiyorum biliyo musun?”
“Tahmin edebiliyorum.”
“O zaman sorma sür gidelim…”
Selim, yine yol boyunca parmaklarını ısırarak bundan sonrası için neler olacağını düşündü…
•~~~~~~•
Telefonumun ısrarla çalmasıyla kim olduğuna bakmadan açtım.
“Efendim!”
“Naber kız çatlak!”
“Kimsiniz?”
“Nurseli?..”
“Aaabiii!..”
“Günaydıınn!..” (Kızarak)
“Uyuyordum tanıyamadım.”
“Farkettim de neden bu saatte uyuyorsun ve sesin berbat, ayrıca sen neredesin neden gelmedin?”
“Filiz’ler geldi mi?”
“Evet geldi ve Hilde seni sorup duruyor.”
“Abii benim bu halimi görüp üzüleceğine bırak sorup dursun.”
“Bana bak Nurseli beni sinir etme kalk toparlan, iki güne geliyorum seni alacağım.”
“Aaabiii gelme boşuna, Hilde’yi yalnız bırakma. Ben kendimi iyi hissedince gelirim.”
“Ben anlamam kızım, eşyalarını toplamaya başla.”
“Abiii… Abiii-” Telefona baktığımda kapatmıştı. “Ooofff”layarak telefonu yanıma koyup tekrar uyumaya devam ettim…
•~~~~~~• Doğan Alp’i arayınca Selim “Hoparlöre al.” dedi.
Alp dediğini yaparak, “Efendim Doğan?” deyince Doğan sinirli bir sesle, “Ne yaptın lan aramadın, Nurseli nerede?” diye çıkıştı.
“Ooofff Doğan, ben seni tamamen unuttum abii?”
“Ne oluyor Alp?.. Nurseli’nin sesi berbat, senin ki desen yerlerde.”
“Onunla mı konuştun?”
“Evet!”
“Bizim Bilecik’e gittiğimizi söylemedin değil mi?”
“Söylesem ne olur duyacak hâli yok kii?”
Alp, derin bir nefes çekip verdikten sonra, “Bir daha konuşursan söyleme sakın!” dedi
“Neden lan ne oldu ki?”
“Doğan, Selim yanımda!”
“Eee ne olmuş yanındaysa, selâm kelam ederim yanaklarından öperim başka, sen sadede gel.”
“Doğan, sen neredesin?”
“Lan hastanedeyim nerede olacağım, tövbe tövbe!”
“İyii bir şey olursa müdahale ederler. Şimdi, ayaktaysan otur, yanında su falan varsa hazırla!”
“Alp başla, yoksa ben başlayacağım gelmiş geçmişine…”
“O kadar kolay değil işte laann, ben hâlâ şoku atlatamadım.”
“Bekliyorum!..”
“Doğan, bizim yalancı çoban var yaa, bildiğin pinokyoymuşta haberimiz yokmuş.”
“O ne demek laann?”
“Bize yalan söylemiş, kimliğini gizlemiş. Adı Nurseli değilmiş.”
“Biliyorum, ne var bunda?”
“Peki aslında Selin olduğunu biliyor muydun?”
“Anlamadım?”
“Neyini anlamadın. Yani Nurseli Selin’miş.”
“Ciddi misin seenn?”
“Evet, Selim annesiyle konuştu.”
“Hass.ktir!”
“Yaanii, bende ilk öğrenince öyle dedim ama içimden.”
“Selim nasıl?”
“Berbat-ı muazzam!”
“Geliyorum.”
“Saçmalama lan!”
“Ne demek saçmalama, Hilde’ye bi şekilde söyleyip geliyorum. Görüşürüz.”
Doğan, Selim’in, “Gelme hayır!” demesini duymadan telefonu kapattı…
Hilde’nin yanına moralsiz girmek istemediği için elini yüzünü yıkayıp saçlarını taradıktan sonra yavaş hareketlerle kapıyı açtı.
Uyuyordur diye ses çıkartmıyordu. Orada bir tahta bulmuş herkesin resimlerini ona yapıştırıp Hilde’nin göreceği yere koymuştu.
Hilde’nin gözleri kapalıydı, tahtanın önüne gelip Nurseli’ye baktı… Duyduklarına inanamıyordu. Selim onsuz nasıl devam edecekti.
“Hııııığğğhhh.”
“Hilde hatun uyandın mı?”
“Hııııığğğhhh.”
“Nasılsın, bir şey ister misin?”
“Hııııığğğhhh.”
“Filiz geldi, sen uyuyodun bende eve gönderdim, dinlenip gelecek.”
“Hııııığğğhhh?”
“Nurseliii?..”
“Hııııığğğhhh…”
“Konuştum canım annesi hastaymış, abimler de acele ettiği için bugün gelememiş, ben de dedim sen kal, benim de orada işlerim var. Halletmek için gelince birlikte döneriz.”
“Hııııığğğhhh!..Hııııığğğhhh!..Hııııığğğhhh!..”
“Hilde, yapma böyle canım, gerçekten hastaymış, yasak olmasa arayıp görüntülü konuştururdum.”
“Hııııığğğhhh!..”
“Tamam Filiz dinlensin senin yanına gelsin hemen giderim tamam mı?”
“Hııııığğğhhh.”
“Haaahhh şöyle, sen sakin ol. Ben gidip hem annesini ziyaret ederim hemde Nurseli’yi alıp gelirim tamam mı?”
“Hııııığğğhhh.”
“Hadi sen dinlen, ben Filiz’i arayıp geliyorum sonra kol çalışmalarına devam ederiz tamam mı?”
“Hııııığğğhhh.”
“Nurseli gelene kadar kolun İyice açılsın da bir güzel döv!”
“Hııııığğğhhh?..”
“Öyle işte yalancı çoban olduğu için.”
“Hııııığğğhhh…”
“Tamam tamam kızma hemenn. Unutcam. Sen iyi olunca tâbiii.”
“Hııııığğğhhh!..”
“Kovma hemen yaa, çıktım gidiyorum. Bir şey İster misin?”
“Hııııığğğhhh…”
Doğan kapıya çıkıp, hemen Filiz’i aradı. Filiz telaşla telefonu açınca, “Bir şey yok merak etme, sana Nurseli’yi soracaktım.” dedi
“Taş kafanın neyini soracaksın kii?’
“Neden gelmemiş olabilir sence?”
“Vallaa, Selim’in ‘Nurseli hanımın aylık eserikli günleri festivali başlamıştır, hayırlı olsun dediği günlerde ki gibi. Görsen evden cenaze çıkmış gibi ağlıyor bir yandan da Selim’den ayrıldık diyor.”
“Neden ayrılmış söyledi mi?”
“Valla Doğan hâli perisandı, ilk ayrıldıklarında bile böyle değildi düşün, Hilde bu hâlde olmasa gelmezdim, onu yalnız bırakmazdım.”
“Şimdi nerede, kiminle?”
“Köyden bi arkadaşı var, iki kızla onun evinde kalıyor.”
“Filiz, sana bir şey sorcam ama aramızda kalacak.”
“Tâbi ne?”
“Nurseli size gerçek ismini söyledi mi?”
“Selim mi soruyor yine?”
“Hayır yaa ben soruyorum.”
“Onunla mı ilgili yoksa?”
“Saçmalama neden olsun?”
“Ne bileyim geçen sene gıcıklık edince.”
“Eee gerçek adı ne?”
“Selin TAŞKIN.”
“Harbi mi yaaa?!”
“Ne oluyor Doğan yaa?”
“Neyse yok bir şey, sen çabuk ol da buraya gel ben İstanbul’a gideceğim
“Kötü bir şey oldu değil mi? Selim’le mi alakalı yoksa?”
“Yav yok Selim iyi.”
“Haa, O Selim!..”
“Hangi Selim, başka Selim de mi var?..”
“O kadarını da söyleyemicem git bacına sor. Lütfen bana da haber ver.”
“Sen Hilde’ye çaktırma ama!”
“Ben çocuk gelişimi öğretmeniyim rol yapmasını bilirim merak etme.”
“Sen istediğin kadar rol yap, karşındaki çocuk değil.”
“Sen merak etme!”
Doğan, Hilde’nin derdine yanarken bir de en yakın arkadaşı çıkmıştı. Belli ki Nurseli de Selim’i biliyordu.
Moralsizliğini belli etmeden, Filiz gelene kadar Hilde ile kol çalışması yaptı.
Alp, Selim’in isteği ile Engin’in evine gidip yakınında beklemeye başladı.
Bir saat bekledikten sonra, gelen giden olmaması üzerine gideceklerken Engin’in telefonda konuşarak arabadan indiğini görüp vazgeçtiler.
Hâle balkona çıkıp, “Kimo?” diyerek güldü…
•~~~~~~•
İçeriden kahkaha seslerini duyunca gözlerimi kırpıştırarak açtım. Ne kıkırdaşıyorlar diye merak edip odadan çıktım.
Hâle balkonda Engin’le konuşuyordu. Bende yanına gelip aşağıya baktığımda Engin’in Hâle’ye yalvarmasını gördüm. Hâle’den umduğunu alamayınca bu sefer bana yalvararak, “Selin bu beni eve almıyor, kapıda kaldım.” deyince ev onun evi değilmiş gibi hesap sordum.
“Anahtarın nerede?”
“Evde unutmuşum yaa!”
“Aklın nerede?”
“Senceee?”
“Aklın neredeyse oraya git canım hadi naş naş!”
“Selin, sen yapma bari ben nereye gideyim bu saatte.”
“Bana ne, bu saatte nereden geliyorsan oraya git!”
“Bak aç sana ne aldım göstereyim.”
“Önce söyle, hoşuma giderse açarım!”
“Kabak çekirdeği, fıstık, badem, fındık.”
Sevinmiş gibi el çırparak, “Dur bekle hemen açıyorum.” deyip kapıya giderken Hâle arkamdan isyan etti.
“Bu ne bee, abimi aldı elimden, arkadaşımı aldı elimden.” derken, o Atakan’la Engin’i kasdetmişti ama ben, “Üzülme sende benim bir şeyimi alırsın ödeşiriz!” dedim Selim’i kasdetmeyerek.
Kapıyı açıp yüzümü yıkamak için banyoya gittim…
•~~~~~~•
Selim, balkondan onları izlerken, yüzünde kendine acır bir ifade oluşmuştu.
Alp’te farkedip üzgün bakınca, “Bu mu lan kötü Selin, bu mu delirecek kadar karalar bağlayan Selin?” deyince Alp derin bir nefes çekti.
“Selim, Nurseli’yi saymadın?.. Benim gördüğüm Nurseli ile bu iki dakikalık gülen Nurseli arasında dağlar kadar fark vardı.”
“Laann hani hanii, bi zil takıp oynamadığı kalmış.”
“Ooofff Selim yaa, iki dakikada nereden anladın acaba?”
“Biraz sonra çekirdek çitlemelerini duyunca mı inanacaksın.”
“Duysam bile inanmam Selim, o kadar basit değil.”
“Gidelim hadi, yarın şu gizemli komşuya gideceğim.”
“Emin misin?”
“Ben öyle başka kimliklere bürünmedim kardeşim, “Emin” değilim “Selim’im” sür gidelim.”
•~~~~~~•
“Nazlı, Engin’in elinden çerezleri alıp kaselere koyarak balkona çıkmıştı. Bende elimi yüzümü yıkayıp yanlarına geldim. Artık kendimi toparlamalı ve bir an önce bu evden gitmeliydim.
Selim yada Hakan abi Selin’i merak ederek gelebilirlerdi.
Engin, balkonda Hâle’ye sarılmış, “Arkadaşını kim almış, aha da buradayım, nankör.” diyordu.
Sandalyeye oturup onları izlemeye başladım. Elif ile ileride nasıl olacaklarını düşünüp dalmışken, Engin, “Selin, hadi birazcık ye, bak bu çekirdekler yeni kavruldu, direk kazandan alıp geldim.” dedi, kaseyi önüme uzatarak.
“Engin, hiç iştahım yok, ısrar etme.”
“Bugün ne yedin peki, nereye gittin?”
“Hiiiççç gezdim öyle!”
“Oraya gitmişsin neden?”
“Hemen ispiyonladılar mı?”
“O nasıl konuşma öyle Selin, kaç yaş büyüğün onlar.”
“Onlar da söylemeselerdi.”
“Onlar söylemek istemediler.”
“Ne oldu pekiii?”
“Boşver Selin yaa, görüyorum ki anlatmaya değmez. Sen kalbini iyice karartmışsın. İnsan görmediği birinden bu kadar nefret edemez.”
“Ne biliyorsun da konuşuyorsun sen yaa, ben neler çektim sen biliyor musun, bilip bilmeden konuşma!”
“Ben neyin ne olduğunu gayet iyi biliyorum tamam mı, gereksiz yere acı çekip çektiriyorsun kızım, altı yaşındaki çocuğun ne kini olur. Ne hatırlıyorsun da intikam alıyorsun.”
“Seninle tartışmayacağım Engin, ben yatıyorum.”
“Kaç Selin kaç, bir kere de başımı önüme alayım da bi düşüneyim deme.”
Engin’e cevap vermeden odaya geçtim, yatağa oturup başımı önüme alıp düşünmeye başladım. Ben ne yapacaktım şimdi. Nasıl bir yol izleyecektim, Abim beni almaya gelecekti, Alp abi sırt dönmüştü, Selim ne olursa olsun senden yüz çevirmem derken saçma sebebimden sonra beni aramıyordu. Gittikçe çıkmaza girmiştim…
•~~~~~~•
Ertesi günü Selim, Mustafa’nın eski komşusuyla görüşmek için erkenden evden çıkmıştı. Kapıyı çalınca içeriden adamın karısına, “Kim lan bu yine.” diye bağırmasını duyup elindeki telsizi kapatarak doğalgaz sayacının üzerine sakladı.
Kadın bebekle kapıyı açınca, “Kusura bakmayın burada kiralık daire bakıyordum da, ev sahibi Ahmet beye bakmıştım.”
Adam, erkek sesi duyup gelince kadın bebeğinin kafasını tutup bir adım geriye çekildi.
“Buyur birader birine mi baktın?”
“Ahmet beye bakmıştım kiralık daire için.”
“Yanlış kapı kardeşim, burada Ahmet diye biri yok…”
Adam kapıyı kapatırken de kadının gözünde tedirgin bir ifade vardı. Selim bir iki basamak yukarı çıktıktan sonra biraz bekledi, ışık kapanınca tekrar aşağı inip telsizi alarak dışarı çıktı.
Emniyete telefon ederek Mustafa’nın kız kardeşinin resmini istedi. Gelen resimle birlikte hastaneye yengesinin yanına gidip, geldiğini telefonla haber verdi.
Leyla’nın, “Müsaitim gel!” demesi üzerine odasına girdi.
“Yenge kusura bakma akşamı bekleyemedim.”
“Gel gel, ben de birazdan öğle yemeğine çıkacaktım.”
“Birlikte çıkalım mı sana yemek ısmarlarım.”
“Sonraa?”
“Yengee, acaba paralel evrende annemin çocuğu olabilir misin?.. Leb demeden Çorum’un rakımını anlıyorsun bravo.”
“Nurseli ile ilgili mi?”
Selim, sertçe, “Hayır yaa, ne alaka?” derken yüzü asılınca Leyla merak etmişti.
“Ne oldu Selim, bi sorun mu var?”
“Sorunsuz günün mü var diye sorsan daha çabuk biterdi yenge ama şuan acil yardımına ihtiyacım var.”
“Elimden gelirse yaparım tabi.”
“Elinden gelebilecek bir şey, bi konu da kafam karıştı fikir almak istiyorum, bir de doktor olarakta yardımına ihtiyacım var.”
“Bekle abine haber vereyim de geç kalırsak hastaları ona yönlendirsinler.”
“Olur.”
•~~~~~~•
Sabaha kadar düşünmüş, öğlene kadar da uyumuştum. Engin’in biraz olsun yap dediği şeyi saatlerce yapmıştım ama bir şey olmamıştı.
Hâlâ aynı çaresiz ne yapacağını bilemez Nurseli’ydim. Ama neden bilmiyorum daha sakinleşmeye başlamıştım. Selim’in yokluğu canımı alır, nefesimi keser diye düşünürken yemek yiyebiliyor, uyuya biliyor, yürüye biliryordum.
Şimdi önümde bir sorun daha vardı. Onun derdine düşmüştüm, abim gelecek ve büyük ihtimalle bizi bir araya getirip, aslında bahanemin saçma olduğunu gerçek sebebinin ne olduğunu söylememi isteyecekti.
Acaba, “geçen sefer ki gibi kaza yaptım ve bunu gizlemek istemiştim” mi deseydim hazır araba da hasarlı diye düşündüm. Hilde’nin beni bu halde görmesini de istemiyordum.
Düşünmekten kafayı yemek üzereyken nefesimin daraldığını hissettim, Selim’sizlikten değil Selim’sizliği düşünmekten kafayı yiyecektim.
Yataktan kalktım saçlarıma Hilde gibi şekil vererek dışarı çıkmak istediğimde ayna da ki Nurseli kılığında ki Selin’e baktım.
Çaresizlik göz altlarımda torbalar oluşturmuş, yanaklarım ödem yapmış, saçlarım keçe gibi olmuştu. Bu enkazı sudan başka bir şey kendine getiremezdi.
Suyun: çeri çöpü temizlemesi gibi, benim de yığınla derdimi alıp götürmesi için ümit ediyordum.
Ilık ve uzun bir banyo yapmanın ruhuma da iyi geleceğini düşünerek banyoya girdim…
•~~~~~~•
Selim, yengesine ne yapacağını söyleyerek kapıya geldi. Bir üst kata çıkıp silahını hazırlayarak beklemeye başladı.
Leyla kapıya vurup beklemeye başladı.
İçeriden, kulak verilmese duyulmayacak kadar kısık sesle, “Kim o” diyen bir kadın sesi gelince Leyla, “Sağlık Bakanlığı’ndan geliyorum, Coşkun Öztürk’ün evi mi?” diye sordu.
Sesin sahibi güvenlik zincirinden açabildiği kadar kapıyı açıp tek gözüyle, “Buyrun?” dedi.
“Merhaba, ben sağlık bakanlığından geliyorum, sağlık taraması yapıyoruz.”
“Biz istemiyoruz.”
“Yalnız bu tarama yeni doğan bebeklerde ilk bir yılda yapılmak zorunda, yapmak istemiyorsanız sebebiyle birlikte dilekçe imzalamanız gerekmekte.”
“Bebeğimin kimliği yok ki?”
“Doğum belgesi?”
“O da yok, ben evde doğurdum.”
“Anlıyorum hanımefendi ancak bu evde bir bebek olduğu bilgisini aldığımız için imza atmanız gerekiyor.”
“Eşim evde yok.”
“Siz atsanız da yeterli.”
“Ben atamam.”
“Bakın hanımefendi böyle yapmaya devam ederseniz polise haber vermem gerekiyor. Böyle bir durumda da sosyal hizmetler devreye girerek bebeği alabilir.”
“Tamam tamam, aramayın nereye imza atacağım gösteririn.”
“Yalnız dilekçeyi sizin el yazısıyla yazmanız gerekiyor.”
Kadın, Leyla’yı içeri alıp kapıyı kapatınca Selim endişelenerek aşağı indi.
“Ah be yengee, neden içeri girdin ki?” diyerek kapıyı dinlemeye başladı.
İçeriden erkek sesi geldiği an müdahale ederek içeriye girecekti. On dakika geçmeden kapıda sesler duyunca tekrar merdivenleri çıkarak yukarıda bekledi.
Leyla, kadınla kapıya gelip ayakkabılarını giyerken, “İyi günler Ayten hanım” diyerek vedalaştı.
Kadın yine çekinerek, “Güle güle” deyip kapıyı kapattı.
Leyla, ikinci katı inerken Selim koşarak ona yetişti, binanın kapısını açıp yengesinin çıkmasını beklerken, “Nasıl benziyor mu sence?” deyince Leyla elindeki pembe zincirle tutturulmuş emziği göstererek, “Benim tahminime kalma bence, bu işler tahminle olmaz” dedi.
Selim, emziği görünce gözlerinden ışıklar saçarak yengesine sevgiyle baktı.
Ön kapıyı açıp emziği torpidodaki buz dolabı poşetine koyarken, “Yenge bunu bırakıp öyle gitsek olur mu?” diye sorunca Leyla, “Sıkıntı yok, bırakabiliriz.” dedi rahat bir tavırla.
Arabada giderken Selim sevincini göstererek, “Sen varya bir tanesin, senden bir tane daha yok! Sen bizim ailenin başına gelebilecek en güzel şeysin” deyince Leyla gülümseyerek, “Allah Allah bak seenn, Nurseli ne oluyor peki?” diye sordu.
Selim’in yüzü asılarak, “Boşver onu yenge yaa, o tırt çıktı.” deyince Leyla ciddileşti.
“Ne oluyor Selim, sana hiç yakıştıramadım. İnsan evleneceği kıza öyle söyler mi?”
“Evlenemeyeceğiz ki yenge.”
“Eğer öyleyse bu daha kötü, insan başkasının namusuna öyle söyler mi?”
“Haklısın yenge, özür dilerim.”
“Hem bu karamsarlık nereden çıktı. Ne demek evlenemeyeceğiz.”
“Bazı durumlar gelişti yenge.”
“Ne ara? ne oldu da biz kaçırdık acaba. Daha geçen hafta bir şey yoktu.”
“Yeni oldu zaten yenge.”
“Nurseli nasıl? Ben onunla bi görüşeyim?”
“Yok yenge, onunla konuşulacak bir şey değil. Ben sizinle konuşacağım, müsait bir zamanda annemler hariç bi toplaşabilir miyiz?”
“Bana bak! Yine vicdan yapıp Selin’le evlenmek niyetinde misin yoksa?”
“Hayır yenge hayır bu öyle bir şey değil. Çok başka, şuan söylemeye dilim varmıyor, cesaret alabileceğim kişi de yanımda olsun anlatacağım.” (Ağlamaklı bir sesle)
“Selim, seni bu hâle getiren şey Nurseli’yi nasıl etkilemiştir kim bilir?” (Üzgün bir ifadeyle)
“Yok yengem o iyi. Güle oynaya çekirdek çitleyip arkadaşlarıyla zevki sefa içinde.”
“İnanmam Selim. Nurseli senden ayrılacak ve karalar bağlamayacak.”
“Hem daha neler neler bir bilsen.”
“Yarın olmaz ama ondan sonraki gün akşam çıkışta bir yere gidebiliriz.”
“Olur. Bana her türlü uyar…”
•~~~~~~• Atakan, savaş ve Engin kafede oturmuş son gelişmeler üzerine konuşuyorlardı.
A: “Selin nasıl?”
E: “Daha iyi gibi?”
A: “Bir şey söyledi mi?”
E: “Yok, devamlı dalıp dalıp gidiyor, düşündüğü her neyse arada gözleri gülüyor ama sonra yine hüzünleniyor.”
A: “Bak bildiğini belli etme ama Selin’in bi sevgilisi var, evlenme teklifi edecekti, arkadaşları hastalanınca ertelendi. Selin’in şifresi yok, o uyuyunca bak numarayı al. Selin kötü de, gelsin görüşsünler bir şeyi kalmaz.”
S: “Nasıl? Selin biriyle mi birlikte?!”
A: “Evet, Komiser demişti ama nerede adı ne bilmiyorum.”
E: “İyi de, sevgilisi varsa neden Yavuz amcalara öyle davrandı ki?”
A: “Bana bak, Yakup amcalar Selin’i kiminle evlendirmek istiyordu?”
E: “Elif’in abisiyle.”
A: “Kezban doğru söylemiş o zaman.”
E: “Yalan söylemiş demiyoruz zaten ama o aile o kadarını hâk etmiyordu.”
A: “Daha içlerine girmeden avukatı olmuşsun maşaallah. Eğer öyleyse az bile yapmış, bilseydim susturmaya çalışmazdım.”
S: “Engin sen ciddi misin? Selim’le mi evlendireceklerdi?”
E: “Yaa! Abi bilmediğiniz şeyler var. Nasıl anlatayım size bilmiyorum kii. Evet, beşik kertmesi gibi bir şey ama Selin istemezse ısrarla evleneceksin diyecek bir aile değil. O bina da Selin’e daire bile hazırlanmış. Tek başına kalabileceği yada istediği kişiyle.”
S: “Ne yalan söylim şaşırdım, bende Kezban teyze ile Selin’e kızıyordum ama Selin haklı, böyle bir şeyde kim olsa aynı tepkiyi verirdi “
E: “Yine kimsenin bir şey dediği yok zaten abi. Ayılıp bayılacak o hâle gelip milleti de perişan edecek bir sebep yok. Onu söylüyorum.”
A: “Ne saçmaladığının farkında mısın Engin? Aynı şey Sonnur’a olsa, yada Elif’e, ne olurdu? Abi olarak ne yapardın, sevdiğin kızın ne yapmasını isterdin?”
E: “Abi olarak üzerime düşeni yapar, kardeşimi istemediği kişiyle evlendirmelerine müsaade etmezdim. Sevdiğim kızında: kim olursa olsun karşısındakine o şekilde tepki vermesini istemez, metanetli ve aklı başında hareket etmesini isterdim. Tamam mı?”
S: “Bırak Atakan yaa, kime laf anlatıyorsun?”
A: “Neyse, ben gidiyorum. Sevgilisi gelirse yaptıklarını söylemeyin… Bir dee, götürmek isterse bırakın, koca komiserden zarar gelecek değil ya, alsın götürsün. Hatta keşke alıp kaçırsa!”
E: “Saçmalama Atakan yaa, ne kaçırması. Tamam, alsın gitsin bir şey diyen yok. Ama sakinleşince geri getirsin.”
S: “Kıza abilik taslama lan!”
E: “Abilik ne demek bizzat eniştelik yapıyorum ben…”
Üçü de aynı anda kahkaha atarak kalktılar.
Atakan arabasına binip köye doğru giderken Savaş ve Engin de evin yolunu tuttular…
•~~~~~~•
Selim, emniyete gelip emziği içeri götürürken Leyla’da arabada bekledi.
Biraz sonra elinde dosyalara bakarak çıkan arkadaşını görüp arabadan indi. Arabanın yanından geçip gidecekken seslendi.
“Cenk?”
“Aaa!.. Leyla!..”
“Ne haber, nasılsın!”
“Burada ne işin var?”
“Kaynım burada başkomiser, bir şey vermeye geldi onu bekliyorum?”
“Kim, hangi şube?”
“Fatih Selim Gür-“
“Ooo! cinayet şube!”
“Tanıyorsun herhalde?”
“Tanımaz mıyım, kaç müvekkilimi aldı elimden. Ekibiyle bi deliller buluyor ben savunmasız kalıyorum.”
“İşini iyi yapıyor desene?”
“Leyla, sen doktorsun bilirsin. Her zaman ve her koşulda işimizi iyi yaparsak ne olur?”
“Dünya daha yaşanır bir hâle gelir.”
“Zor gelir… Bazen ipin ucunu salmak gerek. Oltayı her an sıkı tutarsan balık düşmez. Sal bırak sal bırak yaparsan inci gibi dizilirler.”
“Selim seni işsiz bırakacak diye mi korkuyorsun?”
“Ben her türlü ekmeğimi kazanırım bilirsin. Ben ona üzülüyorum, kendini çok yıpratıyor.”
“Öyle olmak zorunda, yaşadığı sorunları bu şekilde hafifletiyor.”
“Ortak bi noktamızı öğrendim teşekkür ederim.”
“Rahatla diye söyledim zaten. Tek değilsin.”
“Uzun zamandır görüşemedik nasılsın?”
“İyiyim. Ev, hastane arası mekik dokuyorum.”
“Hazır gördüm sorayım. Baban ev konusunu ne yapacak konuştunuz mu?”
“Ben çok bilmiyorum ki, ne oldu, satıldı mı?”
“Satıldı satıldı daa!”
“Daa?!”
“Alan kişi taşınmıyor, kiraya vermiyor öylece bekliyor. Arada bir Fadime teyze temizleyip geliyor. Eşyalara dokunulmamış, hiç bir şeyin yerini değiştirme diye de tembihlemiş.”
“Sen alan kişiyi tanıyor musun?”
“Bir iki defa karşılaştım ama kim bilmiyorum. Yanındaki evi de aldı, oraya da arada bi geliyor.”
“Babamla bi konuşsana adam belki tekrar bize kiraya verir.”
“Bana da öyle geliyor, bi konuşayım bakalım.”
“Sen neler yaptın? Gönlüne göre birini bulamadın mı hâlâ?”
“Yoookk bee nerde? Aynen devam…”
“Sende bi gayret göstermiyorsun ki?”
“Öyle ne yapayım, aradığım kızın gökten zembille inmesini bekliyorum.”
“a-ahahahahahhaahah.”
“Şaka bir yana gönlümü geçtim artık, ruhu ruhumu yansıtacak birini bulayım hemen yapacağım düğünü.”
“Baban?”
“Doğru yaa ben onu nasıl unuttum!.. a-ahahahahahhaahah”
Selim’in kapıda görünmesiyle ikilinin kahkahası da yarım kaldı. Selim yüzü asılarak arabanın yanına gelince Leyla’nın arkadaşı, “İyi günler Selim komiserim.” diyerek oradan ayrıldı.
Leyla’da, “Görüşürüz, Fadime teyzeye selâm söyle.” deyip arabaya bindi.
Selim, arabayı çalıştırıp vitesi atarken, Leyla’ya sertçe bakarak, “Abim bu kıl kuyruğu görmesin.” deyince Leyla da aynı bakışla karşılık verdi.
“Birincisi o kıl kuyruk değil, ikincisi abin onu tanıyor hatta geçenlerde görüşmüşler selamı var demişti üçüncüsü kendisi, abinin en son kıskanacağı kişidir ve sonuncusu canım kaynım, neyse ki abin senin kadar kıskanç değil. Böyle devam edersen o kızı tamamen kaybedebilirsin. Biz kadınlar o kadar kıskançlığı sevmeyiz. Dozunu kaçırırsan kızı da kaçırırsın.”
“Öyle mi, öğrendiğim iyi oldu!.. O avukat bozuntusunu önceden tanıyor olabileceğini düşünemedim. Normalde o, yavşak yavşak hareketlerle kızlara yaklaşır, ben sana da öyle yaptı zannettiğim için sinirlendim.”
“Gerçekten mi? Aslında hiç öyle biri değil biliyo musun?”
“Sapığın önde gideni yenge ya, önüne gelen kıza sarkıyor.”
“İnanamıyorum Selim, gerçekten öyle biri değil, bence sen abartıyorsun.”
“Neyse boşver, onun hakkında konuşup tadımı kaçıramayacağım şimdi.”
“Anladığım kadarıyla ondan hoşlanmıyorsun.”
“Doğru anlamışsın, burada onu benim kadar sevmeyen yoktur herhalde, ipten adam alır cinsten bi avukat. Onun yüzünden, hakim tutukladıklarımızı salmasın diye iki kat efor sarf ediyoruz.”
“Bu yüzden mi sevmiyorsun?”
“Ne bileyim yenge, bi ısınamadım gitti. Adam bana rakip olmak için doğmuş sanki, ben aksam o kara, ben gece isem o gündüz. Karakterimiz ters bi defa.”
“O seni beğeniyor ama.”
“Aman aman uzak olsun, Sapık!.. beğenmesin beni istemem.”
“Ya Selim, ikinize de hayranım. İçinde fırtınalar kopupta belli etmeyen nadir insanlardansınız.”
“Onunla beni bir tutma yenge, özellikle de ortak nokta hiç bulma lütfen.”
“Var ama üzgünüm…”
•~~~~~~•
Evden çıkıp oto sanayiye geldim. Hasarı Selim’ime duyurmadan halletmem lazımdı. Cebimdeki nakitle birlikte bana burs için verilen kartla ödeme yapacaktım.
Babamın kartla ödersem, babam arabamın olduğunu, Selim’imin verdiği kartla ödersem de Selim kaza yaptığımı öğrenirdi…
… Cebimdeki para, ustanın çıkardığı miktarın ancak onda birini ödemeye yetiyordu. Adıma düzenlenmiş kartı uzatarak, “Buradan bi deneyebilir misiniz?” dedim hayır sever abinin bana ne kadar aylık burs verdiğini bilmeden.
Tek çekimle bütün parayı alınca karta kısa süreli bir bakış attım. On bin lirayı tek seferde ödemiştim.
Bu kartı okul başladığından beri ilk defa kullandığım için bu kadar yüksek limiti olmasına şaşırmıştım…
•~~~~~~•
S: “Efendim!”
+: “İyi günler, Nurseli hanım karttan harcama yaptı onun bilgisini vermek için aradım.”
S: “Öyle mi? İlk defa kullanıyor değil mi?”
+: “Evet efendim ilk defa.”
S: “Nerede kullandı peki?”
+: “Oto sanayide tamir gözüküyor.”
S: “Tamam teşekkür ederim. Tekrar kullanırsa haberim olsun.”
+: “Tamam efendim iyi günler.”
•~~~~~~•
+: “Yanık naber yaa, sen yaşıyor muydun?”
S: “Toplantıya giricem vaktim yok. Nurseli’nin arabası mı var?”
+: “Evet, Fatih Selim almıştı.”
S: “Hay Allah’ım ya Rabb’im yaa!.. Nurseli kaza yapmış!”
+: “Ne yine mi?”
S: “Ne demek yine mi?”
+: “Bir kere daha oldu ama onda Ayşe kullanıyordu. Önemli bir şey yoktu. Sen nereden öğrendin?”
S: “Tamirin ücretini karttan ödemiş.”
+: “Kartı kullanmaya mı başlamış.”
S: “Evet! Seni kızın başına dikiyorum sahip ol diye, haberini de ben veriyorum bu nasıl iş böyle?”
+: “Ne desen haklısın ama yedi yirmi dört dibine giremem değil mi? Şuan başka bir şeyle uğraşıyorum. Yoksa Nurseli İstanbul’dan gidecek.”
S: “Ne yapıyorsun neyle uğraşıyorsun yine?”
+: “Hilde’yi buraya getirmeye çalışıyorum.”
S: “Arkadaşıydı değil mi? Yurtta ki kız?”
+: “Evet o!”
S: “Tamam halletmeye çalış, benlik bir şey olursa ararsın!”
+: “Şimdilik senlik bir şey yok merak etme, Hilde’nin durumu biraz iyiye gider gitmez alacağım.”
S: “Ayşe’yi de bana gönder.”
+: “Tamam ama orada bi psikolojik destek alması lazım ona göre.”
S: “Ben hallederim. Toplantıya gidiyorum. Görüşürüz.”
+: “Tamam görüşürüz kendine iyi bak…”