Selim merkezde otururken saatler geçmiyor gibiydi. Selin’in yaptığını sindirmeye çalışırken dosyaya gömülmüş, onda da şüphelendiği bir şey hakkında DNA testi yaptırdığı için bir an önce sonuçlanmasını bekliyordu. Odasında daralınca Alp’in odasına gitti.
Elindeki ismi vererek, “Şunu bi araştır kurban olayım, kafam o kadar kötü ki yapamıyorum. Bu adamı içeri tıkacak bir sebep bul ne olur. Aklım kadınla çocukta. Geç kalmaktan korkuyorum.” dedi
Alp ismi alıp, “Sen sıkıntı etme o bende, sütten çıkma ak kaşıkta olsa adam akşama burada.” deyince Selim itiraz etti.
“Aman haa! İki üç gün yatıp çıkacağı bir şey istemiyorum.”
“O kadar mı kötü?”
“Yengeme kalsa hemen sosyal hizmetlere haber verip kadını sığınma evine aldıracak.”
“Hadi yaa! Başka bir şey düşünsek?”
“Ne gibi?”
“Burçak’a bir sorayım mı ne yapabiliriz?”
“Alp?”
“Efendim!”
“Sen bu Burçak işini abartmadın mı? Oğlum tamam Ayşe kurtuldu. Görevin bitti yani, serbestsin!”
“Aaa! Tamam. Bende sonsuza kadar devam edecek zannetmiştim, ooohh bee!”
“Sen ciddi misin yaa?”
“Değilim tabi ki saf’ım. Onunla olmak hoşuma gidiyor. Ama o artık bana eskisi gibi değil. Önceden ‘olay olsa da görsem’ der gibiydi, farkediyordum şimdi öyle değil, ben olay olsada görsem diyorum.”
“Ne oldu, istediğini elde edince kıymetli mi oldu?”
“Hayır! Aşkına karşılık verdiğim için değil, oyalamak için yaklaştığımı anladı.”
“Oooo!.. Bu iyi olmamış.”
“O kaçtıkça kendimi suçlu hissediyorum. Aşkını belli ederken bu kadar gurur yapmamıştı. Şimdi o kaçıyor ben kovalıyorum gibi?”
“Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?”
“Bu kadın yakınlaşmama bahane olabilir, onunla birlikte halletmeye çalışayım.”
“Olur, siz Ayten’i halledin bende Mustafa’yı.”
“Tamam ben arıyorum o zaman.”
“Ara ara, bende kriminale gideyim de sıkıştırayım!”
“Okan gelmedi mi?”
“Yok yaa, diğer hafta gelecek. Okan olsa gece uyumaz raporu çıkartırdı.”
“Bu Okan kim yaa? Sana çok farklı davranıyor.”
“Nasıl farklı anlamadım?”
“Nasıl anlamadın yaa, koruman gibi. Ayşe de bile seni kurtarmak için çırpındı. Geceleri eve gitmediği oldu.”
“Yok yaa, size öyle geliyordur, Ayşe de beni değil Doğan’la Ayşe’yi kurtardı.”
“Selim!.. Sanki özellikle senin için gelmiş gibi, Geçen gittim acil bekliyorum dediğim dosyayı ikinciye atmış. Dedim herhalde ben Selim’den sonra getirdiğim için ama bi baktım benim dosya senden iki gün önce teslim edilmiş.”
“Gerçekten mi yaa? Benim ki cinayet diye daha öncelikli mi zannediyor acaba?”
“Furkan da farkında, geçen dosyayı verirken ‘Selim komiserin dosya diye yazdırayım da çabuk çıksın’ dedi.”
“Allah Allah. O derece mi yaa, ben hiç dikkat etmedim.”
“Bence bi dikkat et artık. Malum, sana yaklaşmaya çalışanların sayısı git gide artıyor.”
Selim, konuşmayıp biraz düşününce Alp merakla, “Ne oldu? Ne düşünüyorsun?” diye sordu.
“Okan!.. Nurseli’ye yani Selin’e de farklıydı. Bi keresinde onu görünce eli ayağına dolaştı.”
“Bir şey dicem, Selim şimdi karşına çıksa tanır mıydın?”
“Yookk laaann o kadar da değil. Okan, Selim olamaz. Ama Selim’le bi bağı olabilir. Ben bi araştırayım. İçime kurt düşürdün.”
“İlahi… Ne hallere kaldık. Kriminalde araştırma yapanı araştıracağız. a-ahahahahahhaahah.”
“Selim’e gidecek kim varsa araştırırım. Başkan falan bile dinlemem.”
“İyi hadi bakalım, bende yanındayım. Her zaman ve her koşulda.”
“Sağol kardeşim. Ben gideyim de sende sevdiceğinle konuş artık. Hasret gider.”
Selim, ayağa kalkıp kapıya doğru yürürken bir anda kapı açıldı ve Selim geriye çekilerek kapının çarpmasından son anda kurtuldu. Doğan, sıcaktan ve yorgunluktan kıpkırmızı olmuş bir şekilde karşısında duruyordu…
Selim, Doğan’ı karşısında görünce boynuna sarılıp ağlamaya başladı. Alp ayağa kalkıp, Doğan’la birlikte Selim’i biraz geriye getirip kapıyı kapattı. Doğan bir şey söylemeden Alp’e bakıp Selim’in sakinleşmesini bekledi.
Selim, sanki ihtiyacı olduğunu belli eden bir sarılma yapmıyormuş gibi Doğan’a, “Neden geldin?” diye kızdı.
Doğan, son olanları merak ederek, “Ne oldu?” diye sordu Alp’e bakarak. Selim, biraz daha sakinleşince kendini geriye çekti, Doğan da onu koltuğa oturtup kendisi de karşısına oturdu.
Alp: “Aynı işte, biz de şimdi onu konuşuyorduk. Selim’in gelmiş olabileceğini düşünüyoruz. Onu tanıyabilecek olanları araştıracağız.”
Doğan: “Mesela?”
Alp: “Okan!”
Doğan: “Hangi Okan, kriminalden mi?”
Alp: “Evet o?”
Doğan: “O ne alâka?”
Alp: “Selim’e ve Nurseli’ye ilgisini ona yorduk.”
Doğan: “Selin’e yani?”
Alp: “Aynen. Selin’in de tanıyor olabileceğini düşünüyoruz.”
Doğan: “Tanıyor, kızlara da bahsetmiş.”
Selim: “Ne demiş?”
Doğan: “Gerçek adını söylemiş, Filiz’e Nurseli ile ilgili bir şey sordum, “Selim’le ilgili bir şey mi oldu acaba?” dedi.”
Alp: “Selim diye Fatih’i kasdediyor olabilir?”
Doğan: “Alp!.. Selim iyi dediğimde haa o Selim diyerek Filiz fatih Selim’i kasdetti. Başka Selim’de mi var dedim, onu da git Nurseli söylesin dedi.”
Selim: “Geldi… Geldi… Geldi… Biliyorum geldi… Buldu bizi… Aptal… Canına okuyacağım senin… İnşaallah senden iri olmuşumdur da yere yatırıp abimle bana yaptığını ödetirim sana…”
Alp: “Selim!”
Selim: “Bir şey söylemeyin Alp, buruk sevincimi kursağımda bırakmayın. Ben yıllardır onu bekledim. Onu bulmak için polis oldum. Şuan, Selin’in yaptığına bile kızamıyorum. Yeter ki gelsin artık.”
Doğan: “Bir dakika, Selim sen neyden şüpheleniyorsun?”
Alp: “Selim’in Selin’i kullanarak intikamını aldığını düşünüyor.”
Doğan: “Yok artık daha neler, Saçmalama. Nurseli öyle bir kız değil.”
Alp: “Bende senin gibi düşünüyorum ama-“
Selim: “Ama Selin öyle bir kız abi!”
Doğan: “Neyse, sizinle bu kadar yeter. Burayı halledip gideceğim, zamanım yok. Akşam çıkışta bir yere gidelim.”
Alp: “Selim bende kalıyor, bize gel.”
Doğan: “Öyle mi? Tamam görüşürüz. Geç kalmam. Olayın aslı astarı neymiş bakıp geleceğim.”
Selim: “Doğan, bildiğimi belli etme.”
Doğan: “Tamam kardeşim merak etme sen. Nerede kalıyor adresi verin…”
•~~~~~~•
Ustanın “iki gün sonra gel al” dediği arabamı bırakıp oto sanayiden çıkarak otobüsle Engin’lere doğru yola koyuldum. Hâle ve Nazlı benim için kalmışlardı ama ben gündüzleri hep dışarıdaydım. Atakan’ı köye giderken bile uğurlayamamıştım…
Ruhu çekilmiş zombi gibiydim. Yiyip içip yatıyordum. Hayattan hiç bir tat ve zevk alamıyor, kolum kanadım kırılmış gibi hissediyordum. Otobüsten inip karşıya geçerken bir arabanın acı çeker gibi çıkan fren sesini duydum.
Bir buçuk ay önce de bu sesi duymuştum ama bu sefer korkmamıştım. Bu da yaşama hevesim kalmadığı içindi. Arabadan başını çıkartan adamın ne söylediğini bile umursamadığım gibi bir de ona kızmıştım. Gideceği yere beş dakika geç gitse ölür müydü. Ben yayaydım ve haklıydım… Kaplumbağanın bile yarışı kazanacağı bir yürüyüş ile karşıya geçtim.
Adamın arkamdan korna ile ettiği küfre umurumda değil diyordum. Cami avlusuna işeyen köpeğin ecelini araması gibi bende o adamı sinir etmiştim. Gerçekten acelesi olmuş olacak ki, durup beni öldürmek yerine uzun uzun kornaya basarak yola koyulmuştu…
•~~~~~~• Yarım saat sonra •~~~~~~•
“Aloo!..”
“Yavuz bey!.. Neredesiniz?”
“Yoldayım ne oldu?”
“Hastaneye yakınsanız gelince konuşalım.”
“Ana yolda trafik vardı ara yolu kullanayım dedim, onda da sanki podyumda yürüyormuş gibi hareket eden bir kızla uğraştım, geri zekâlı yüzünden yolu karıştırdım…”
“Yavuz bey…”
“Bir şey mi oldu?”
“Efendim, Neşe…”
“Ne oldu Neşe’ye?!.”
“Maalesef beynine pıhtı attı. Şuan koma da!”
“Ne?.. Ne demek… beyne… pıhtı attı… Ben… evden çıkmadan önce konuştum bir şey yoktu…”
“Yavuz bey, sizinle konuştuktan yarım saat sonra annesine bir şeyler anlatmaya çalışmış.
Beş dakika önce de komaya girdi.”
“Beş dakika yaa, beş dakika… Ben gelecektim… Neşe’me oyuncak getirecektim. Beş dakika!.. Beeeeşşşş!..”
“Bizde çok üzgünüz Yavuz bey.”
“Tamam kapat…”
Doktor Yavuz, direksiyonu döverek geriye döndü. Hem ağlıyor, hem söyleniyordu.
“Bulucam lan seni… Bulup geberteceğim… Neşe’min yatağına yatırmazsam bana da Yavuz demesinler… Pislik… Geri zekalı… O işe yaramayan ayaklarını kıracağım kızım… Bana bulaşmanın cezasını çekeceksin…Senin yüzünden yetişemedim… Neşe’me son bir defa veda edemedim…”
Yarım saat önce karşılaştıkları yere gelip arabadan indi. Sağa sola bakarak Nurseli’yi aradı. Dikiz aynasından girdiğini gördüğü dükkana girip görevliye yaklaştı,
“Biraz önce buraya bi kız girdi. Omuzlarından biraz aşağı da siyah saçlı bir kız. Kafadan kontak. Salak gibi!”
“Evet hatırladım, biraz rahatsızdı galiba? Nereye gideceğini bilmiyor gibiydi. Bi arkadaşını aradı arkadaşa verdi. Yol tarifi yaptık. Durağa doğru gitti.”
Yavuz, hangi durağa olduğunu öğrenip koşarak dışarı çıktı. Durağa yaklaştığında kadının birini tutup kendine çekti, kadın hamileydi. “Pardon, birine benzettim.” diyerek yola devam etti.
Durakta, otobüs kapısını kapatmış hareket etmeye başlamıştı, hızlandı ama yetişemedi. Otobüsün arka camından içeri baktığında Nurseli’yi görüp cama yumruk atarak, “Seni geberteceğim!..Pislik…” diye bağırdı…
…Ne olduğunu anlamadan sağa sola bakındım. Adamın biri arka koltuğumdaki adamın camını yumruklamıştı. İlkin husumetlisi olduğunu düşündüm. Diğer yolculara meraklı gözlerle bakınca, onların da bana baktığını farkettim.
Ayakta elinde evrak çantası olan biri bana dönüp, “Size bağırıyordu!” deyince şaşırmıştım. Olduğum yerden kalkıp arkama baktığımda kaldırımda durmuş rükû halinde dizlerine bastıran adamı ilk defa gördüğümü farkettim.
“Ben onu tanımıyorum ki, bana diyemez, şoför durmadı diye olabilir!” deyip tekrar koltuğuma oturdum…
…Yavuz, şoförün kapıyı açmayıp gaza basmasıyla geriye kaldı. Daha yeni yeni yürümeye başladığı için daha fazla koşamadı ve dizlerine bastırarak titremesine engel olmaya çalıştı. Yirmi dokuz senelik hayatında ilk defa küfür ederek Selin’in arkasından nefes nefese söylendi.
“A. k. pislik… A. k…”
Biraz dinlendikten sonra durağa geçip oturdu. Sinirini atamayınca telefonunu çıkarttı.
“Aloo!”
“Yavuz?”
“Nerdesin?”
“Yavuz, ne oluyor ne bu ses. Ne oldu?”
“Neşe öldü!”
“Ne diyorsun yaa, ne zaman?”
“Yarım saat önce.”
“E hani her şey iyi diyordun?”
“Ne bileyim yaa, iyiydi. İki gün sonra taburcu edecektim. O kadar ameliyat ağır geldi galiba, beynine pıhtı atmış.”
“Üzüldüm…”
“Sen nerdesin?”
“Ayşe’yi uçağa bindirdim Sivas’a gidiyorum.”
“Ayşe’yi nereye gönderdin?”
“Yanığın yanına.”
“Nedeeenn?”
“Ne bileyim ben, bana yolla dedi.”
“Sen neden Sivas’a gidiyorsun?”
“Ayşe ile ilgilenen bi komiser vardı ya, Doğan!.. Onun karısı beyin kanaması geçirdi. Ona bakacağım.”
“Ne diyorsun yaa, ne zaman?”
“İki haftayı geçti.”
“Düğün günü mü?”
“Evet. Merdivenlerden düşmüş.”
“Tansiyon mu?”
“Hamileymiş?”
“Ne düşünüyorsun peki?”
“Bilemiyorum Yavuz bey, sizin başınıza yeteri kadar bela olduğum yeter diye düşünerek kendi yerime aldırmaya çalışıyorum.”
“Saçmalama Okan yaa, Senin oraya nasıl gelecek?”
“Ambulansla!”
“Saçma sapan konuşma. Sen git, bizim doktorla doktorunu konuştur. Helikopterle aldıralım, bebeklede annem ilgilensin.”
“Emin misin?”
“Okaaannn, kızın birine sinirlendim acısını senden çıkartmıyayım.”
“Neden lan ne yaptı?”
“Önüme atladı mal. Bir de inadıma ağır yürüdü. Ona sinirlendim yolu karıştırdım. Moralsiz hastaneye gitmek istemedim o ara Neşe öyle olmuş.”
“Hadi yaa!..”
“Peşinden kovaladım ama yetişemedim.”
“Yakalasan ne yapacaksın deli?”
“S.kicem!”
“Neee? Doğru konuş… Annem bi duyarsa tokatı yersin ona göre.”
“Duyarsa duysun.”
“Neyse yaa, uzatmayalım. Ben yarın geliyorum o zaman?”
“Gel gel ama şu dedektifliği bırakmak için gel.”
“O olmaz. Orada yapacaklarım bitmedi.”
“Lan ne var bu merkezde arkadaş… Kardeşini mi araştırıyorsun ne?”
“Lafı evirip çevirip kardeşime getirmeyi bırakır mısın?”
“Tamam tamam kızma hemen. Hafta sonu buluşalım.”
“Ankara’ya gidelim, yanıkta kötüydü, morali bozuk gibi.”
“Ameliyat olacak ya, onun sıkıntısı sardı yine boşver.”
“Aaa! Bende diyorum pamuk gibi adama ne oldu.”
“Az kaldı diyorum ama ısrarla istemiyor. Her ameliyatında çocuk gibi mızmızlanıyor.”
“Kolay değil ki Yavuz, kaç yıldır bıçak altına yatıyor.”
“İyi de abi, onun iyiliği için uğraşıyoruz değil mi? En ağır ameliyatı yüzüydü. Atlattık çok şükür. Biraz da dişini sıkacak.”
“Derdi zor abi, kimi kimsesi yok, yapayalnız.”
“Biz neyiz Okan?”
“Biz ailesi gibi olabilir miyiz sence?”
“Annem yıllarca benden çok onu sevdi, ilgilendi. Anne eksikliği göstermedi.”
“Orası öyle ama yanığın gönlü de yanık. Kaç yıl çocuk esirgemede kaldı, ezildi. Ezildik… Sen gelene kadar bize neler ettiler bir bilsen… Batak: onu yatırtır, yanıklarına bastırır, beni de yalvartırdı. “Lütfen bırak’ı kekelemeden söyle bırakayım’ diyordu. Bense üzüntüden daha çok kekeliyordum. Bayılana kadar üzerinde otururdu. Her ayıldığında bana ‘Üzülme, kendini konuşmak için zorlama, sen öyle zorlanınca onlar daha fazla zevk alıyor’ derdi. Beni bırakıp onların safına geçebilirdi ama o geçmedi. Batak yanındakilere, ‘Sizin gibi on tane olacağına şu yanık gibi bir tane olsa dünyayı ele geçirirdim’ diyordu. Onun tek engeli bendim ama o beni bırakmadı Yavuz, şimdi o bana öl dese hiç düşünmez ölürüm onun için…”
“Sen bu işi de onun için mi yapıyorsun?”
“Evet. O istediği için yapıyorum.”
“Tamam. Bende sana yardım edeyim o zaman. Doğan ve karısını tamamen bana bırak sen emniyette ne işin varsa onu hallet.”
“Sağol kardeşim iyi ki varsın… Varsınız… İkinizi de çok seviyorum lan… Hayat benden bir kardeş aldı ama yerine bir anne altı tanede kardeş verdi çok şükür!”
“Altı kim laaaann!..”
“Yanık 1
Sen 2
Nurseli 3
Ayşe 4
merkezden de Doğan ve Selim.”
“Diğerlerini biliyorum da şu Nurseli ile Selim’i tanımıyorum.”
“Nurseli’yi gördün aslında.”
“Hadi yaa?”
“Aynen… Amerika’ya gittiğin gün karşılaşmıştın?”
“Görünce kekelediğin kız mı yoksa?”
“Evet o.”
“Lan bu altı kişi içinde en huysuzu o herhalde. Nereden buldun onu. Saçma salak… Allah alana yardım etsin dedim yaa, o derece yani.”
“Yooo aslında hiçte öyle değil. Hem çok zeki, hemde çok güzel.”
“Madem öyle, neden kardeş yaptın oğlum, sol yanını doldursaydın?!.”
“Oğlum, o benim yengem yengem! Biz yengemize yan gözle bakmayız.”
“Ooo! Pardon… Tamam o zaman…”
•~~~~~~•
Pidecinin tarifiyle bindiğim otobüsten inip eve doğru yürüdüm. Sanki yollar benimmiş gibi sallana sallana yürüyor, kısa kulplu çantamı çocuk gibi sallıyordum.
Evin önüne gelen sokağı dönüp salak salak yürürken abimi bi arabanın kaputuna oturmuş beklerken gördüm.
Ağlayarak yanına gelip bir adım kala önünde durdum. Utanarak başımı önüme eğdim. İşaret parmağı ve baş parmağıyla çenemden tutup başımı kaldırdı. Yavaşça dudaklarıma yaklaştığında, gözlerine bakıp, “Ne yapıyorsun abi?” dedim yaptığı işkenceye son vermesi için.
Çenemi daha fazla sıkıp, “Kız salak!.. Ayıkken yapmayacağımı bilip korkmuyorsun da, ilaçlıyken yaptığımı neden söyleyip beni arkadaşıma rezil ediyorsun. Başka bahane mi bulamadın?” deyince utancım iki katına çıktı ve başımı göğsüne yaslayıp ağlamaya başladım. Bana sıkı sıkıya sarılıp abiliğini iliklerime kadar hissettirdi.
“Tamam ağlama sus. Geçti artık, sana kızmıyorum ama bana sebebini söyleyeceksin. Madem Selim’den ayrılmak için beni sebep gösterdin sebebini de anlatacaksın. Bin hadi.”
“Bu araba kimin, kiralık mı?.. Uçakla mı geldin?”
“İki evetle seni uğurluyorum. Geç hadi geç çok konuşma yolda konuşuruz…”
Abim “Arabaya binince konuşuruz” demişti ama ben camdan dışarıyı izlerken ağladığım için konuşamamıştım…
•~~~~~~•
Engin, balkona çıkıp kızların baktığı yere bakınca Selin’in birine sarıldığını görüp, “Ne oluyor?” diye sordu.
Nazlı: “Sevgilisi galiba?”
Engin:” Nereden anladın?”
Hâle: “Tam öpecekken son anda vazgeçti.”
Nazlı: “Bence Selin bizim baktığımızı gördü, o yüzden engel oldu.”
Nazlı: “Evet olabilir.”
Hâle: “Ama bir şey diym mi? Yakışıklıymış?”
Nazlı: “Bence de.”
Engin: “Öyle mi?.. Durun Atakan’ı arayayım da bacınla nişanlın böyle böyle söylüyor diyeyim.”
Nazlı: “Saçmalama Engin yaa!”
Hâle: “Bırak kız söylerse söylesin, ne var? Ben abimin yanında Fatih Selim için de yakışıklı demiştim kızmadı, buna mı kızacak?”
Nazlı: “Hâle, ben bir şey duydum ama aramızda kalsın. Selim’in bi akrabası seni gösterip, Selma teyzeye ‘Uzağa gitmeye gerek yok’ demişti!”
Hâle: “O ne dedi pekii?”
Nazlı: “Abisi evlensin de aklımda ki o dedi.”
Engin: “Hay maşaallah kadın çenesi bu olsa gerek, Selin’den Hâle’nin kısmetine ne ara geldiniz acaba?..”
•~~~~~~•
Abim, inadıma yapar gibi Selim’im ile geldiğimiz yere gelip durmuştu. Bir süre ağladıktan sonra, “Hilde nasıl?” dedim.
“Şuan ki haline bakıyorum da senden iyi.”
“O nasıl?”
“Yumruk yememek için yanına gitmedim desem?”
“İnanmam, sen onun yanından geliyorsun. Onu görmeden bana gelmezsin.”
“Başlayacak mısın artık, malumunuz orada hasta bir hatun var ve fazla vaktim yok.”
“Abi, ailevi sorunlarım var ve bunu ona söyleyemedim, o yüzden vakit kazanmak için onu söyledim, özür dilerim.”
“Ben de ailenden biri olduğum için sorununu anlat canım, bu kadarla geçiştiremezsin.”
“Abi, aramızda kalacak biliyorum. O yüzden sana söyleyeceğim. Bir de senin yardımına ihtiyacım var.”
“Söyle bakalım, elimden ne geliyorsa yapmaya çalışırım.”
“Alp abiden isteyecektim ama o Selim’e söyledim diye bana kızdı. Kovdu beni.”
“Hak etmedin mi sence?”
“Yalancı çoban’dan pinokyoya level atlatacak kadar mı hak ettim sence?”
“Boşver şimdi çobanını pinokyosunu, Anlat bakalım ne oldu, benden ne istiyorsun?”
“Abi, ben… Ben evlatlığım?”
“Neee?!.”
“Yani iki yıl önce öyle bir şey duydum?”
“Kimden?”
“Bizim köyde bi kadın var. Melek annemin uzaktan akrabası, ‘senin gerçek ailen bu’ dediği kişinin de kuzeni.”
“Haydaa?”
“Bende bana söylediği aileyi buldum.”
“Eeee?”
“Onların gerçek ailem olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Karşı tarafın imzası olmadan DNA testi yaptırabilir misin?”
“Dur bi yaa, bi sindireyim. Şok oldum şuanda.”
“Sen bir de Selim’in düşeceği durumu düşün.”
“Testi hallederim belki de, örneği nasıl alacaksın?”
“Abim olmasını istemediğim kişiden alabilirim.”
“Nasıl?”
“Alırım bi şekilde.”
“Tamam da bu kadın güvenilir biri mi? Ne söyledi sana?”
“Bana bende olmayan bi bebeklik resmimi gösterdi. Bu ikizin, o hasta çelimsiz diye Yakupla Melek seni istedi dedi. Bir ev ve bir inek karşılığında satılmışım yani.”
“Vay şerefsizzz!”
“Ben de geçen bi nişanda onları gördüm. Adamla ilk değildi ama karısıyla gittikleri günden sonra ilk defa karşılaştım.”
“Nurseli, sen onları hatırlıyor musun?”
“Hiç unutmadım ki abi. Arabanın peşinden koştuğumu, düşmemi, ellerimin kanadığını. Mesela benim Selim diye bi abim varmış, Melek annem, ikiniz hasta oldunuz o öldü demişti… Geçen sene de onun ölmediğini kayıp olduğunu öğrendim. Geçen sene ayağım kırılınca babam İstanbul’a gelmişti ya, işte bizi okula götürdüğü arabanın torpido gözünde gördüm. Hatta babam dosyaya bakmamdan korktuğu için kaza yapacaktık.”
“Selim de o Selim yani?”
“Hangi Selim anlamadım?”
“Filiz, bana moralinin bozuk olduğunu söyledi Selim ile alakalı olabilir dedi. Ben bizim Selim zannettim.”
“Yok, abim olan Selim.”
“Vay anasını yaa! Ben her şeyi düşündüm ama hiç böyle düşünmemiştim.”
“Ne düşündün ki abi?”
“Iıııığmm… şeeeyyy!.. Ne bileyim yani… başkasına aşık olduğun için Selim’den ayrıldın falan zannettim.”
“Bana yardım edecek misin? Testi yaptıracak mısın?”
“Yardım edeceğim tabi yalancı çoban bacım. Ama şuan Okan tatilde, ondan başkası o topa girmez. O yüzden biraz beklemen lazım.”
“Tamam beklerim. Ölene kadarda olsa beklerim. Yeter ki o aile ailem olmasın.”
“Sana ne geliyor peki?”
“Abi, hepsini çok seviyorum ama-“
“Tamam tamam ağlama. Sen test yapılacak şeyi getir. Ben Okan’a postayla da olsa gönderirim ama çabuk çıkmaz şimdiden onu da söylim!”
“Başka bir hastane yapabilir mi acaba?”
“Hastane sıkıntılı bulaşma bence?”
“Tamam. Sana bırakıyorum.”
“Limonatanı bitir kalkalım.”
“Selim’e söylemezsin değil mi?”
“Söylemem merak etme de, sen neden ondan yardım istemiyorsun onu anlamadım.”
“Abi… Selim’in başında bir sürü sıkıntısı var bir de benimle uğraşmasın dedim.”
“Tamam. Ben halledicem. Ne zaman gidiyoruz onu söyle.”
“Abi, ben Hilde’yi görünce dayanamam, oda anlar kötü olur.”
“Anladım?”
“Yani önce kendimi düzelteyim, inşaallah test negatif çıkıp bana pozitif bir enerji verince gelirim.”
“İnşaallah hakkında en hayırlısı ne ise öyle olsun. Tamam ben Hilde’yi idare ederim. Sen de toparlanınca gelirsin.”
Abime bir kere daha bağlanmış olarak limonatamı yudumladıktan sonra kalktık. Abim beni bırakırken Engin’in evinde olduğumu Selim’e söylememesini istedim.
“Alp’te bende o kadar aptal değiliz merak etme. Ben Alp ile konuşurum, sebebini öğrendim bizim aramızda sorun yok derim, seninle ilgilenir.”
“İstemiyorum abi, söyleme lütfen… İlk olayda bana arkasını dönen kişiler ile bir daha işim olmaz.”
“Emin misin!”
“Evet eminim. Benimle ilgili ona bir şey söyleme lütfen.”
“Tamam. Hadi görüşürüz. Kendine iyi bak…”
•~~~~~~•
Doğan, içinde fırtınalar koparak Alp’in evine doğru gitti. İstanbul’a gelirken, Nurseli’ye kızıp bağırıp bir daha görüşmek istemediğini söylemek için gelmişti ama şuan tam tersi onu yalnız bırakıp gitmek istemiyordu. En kısa zamanda Hilde’yi İstanbul’a aldırmak için çabalayacaktı…
Akşam Alp ile Selim geldiğinde, Doğan arabada moralsiz bir şekilde oturuyordu. Doğan, onları görünce arabadan inip Alp’in önüne geldi. Yakasından tutup itince Alp boş bulunup dengesini kaybederek yere düştü.
Selim, şaşkın bir şekilde Alp’i kaldırırken bir eliyle de Doğan’ı durdurdu.
Alp, şaşırdığı ve Doğan ağladığı için karşılık vermeyip meraklı gözlerle bakıyordu.
Doğan: “O kıza bunu nasıl yaptın lan. Bu mu ağabeyiliğin?”
Selim: “Ne oluyor Doğan?”
Doğan: “Nurseli Alp’in yanına gelmiş ama Alp onu kovmuş!”
Selim: “Ne zaman? Nereye!”
Alp: “Merkeze gelmişti, seni görmek için. Ben ona bir şey söylemedim ki, şimdi git Selim sakinleşince gel dedim. Ayrıca biz yeni öğrenmiştik, şoktaydık Selin olduğu için kızgındık.”
Doğan: “İyi halttınız, nefret ediyorum lan sizin ön yargılarınızdan, az kalsın sizin yüzünüzden bende öyle olacaktım.
Selim: “Doğan ne oldu anlatacak mısın artık?”
Doğan: “İçeri geçelim, başımı yıkayıp kendime geleyim. Yoksa elimden bir kaza çıkacak.”
Üçü birlikte sırayla eve girince Doğan tişörtünü çıkartıp banyoya gitti…
Selim ve Alp koltukta oturmuş Doğan’ı beklerken Alp özür diler gibi mahcup bir ifadeyle, “Selim, sen sinirliydin, görünce kötü olursun diye gönderdim.” deyince, Selim, avuçları arasına aldığı başını sıkarak yere bakarken derin bir nefes çekip, “Tamam üzülme, ama bir daha bir şey olursa benden saklama.” derken Doğan yanlarına geldi.
Saçlarından aşağı sular üzerine damlarken o Selim’in karşısındaki koltuğa oturdu.
Selim, başını kaldırıp ağlamaklı bakışlarının altından meraklı gözlerini gösterdiğinde, Doğan kollarını yana doğru açıp derin bir nefes çekerek, “Haberler kötü kardeşim.” dedi.
Selim: “Selim’den haber var mı onu söyle?”
Doğan: “Yeter lan yeter! Selim de Selim… Selim’den başka derdin yok mu senin. O kız ne olacak… sen… siz… duygularınız ne olacak!”
Selim: “Ne aşkı ne duygusu Doğan, kız benden intikamını almak için aşık etmiş.”
Doğan: “Selim, dua et kollarımda mecalim kalmadı, yoksa seni yumruk manyağı yapardım. Lan kız orada perişan hâlde.”
Selim, bu seferde alaycı bir şekilde dudaklarını kıvırıp başını sallarken, “Yaa ne demezsin, çekirdek bademle matem tutuyor.” deyince Doğan dayanamayıp bağırarak ayağa kalktı. Alp’in engel olmaya çalışmasına rağmen yakasından tutup sallamaya başladı.
“Ne biliyorsun laann, sen ne biliyorsun. Bugün de limonata içti, ağlayarak, yalvaran gözlerle limonata içti… Zehir içiyor gibiydi… ama içti… Zorla içti…Kendimi nasıl zor tuttum sen biliyor musun?.. Siz kardeş değilsiniz, sizin engeliniz yıllar önce kaybolmuş, yaşıyor mu o bile bilinmeyen biri diyemedim. Bu acıların sebebi kocaman bi yalan dememek için tuttum kendimi, sana güvenmediğim için tuttum kendimi?”
Selim şaşırmış gibi bakarak o kadar konuşmaya sadece, “Ne kardeşi?” dedi.
Doğan, Alp’in elini kendinden itip yerine oturdu. Islak saçlarını sıkıp arkada topladıktan sonra, “Sizin köydeki akrabanız yok mu?” diye sordu.
“Kezban?”
“Her ne yılansa… O Nurseli’ye ‘evlatlıksın’ demiş.”
“Nee?”
“Ne yaaa neee? Kız seni abisi zannediyor.”
“Ne demiş, nasıl demiş, anlattı mı çabuk söyle.
“Sizin resminizi göstermiş. Bu senin gerçek ailen demiş, baban seni bir inek bir ev karşılığı sattı demiş.”
Alp: “Vay anasını yaa, bir zamanlar Hilde için demiştim ama şimdi bu kadına diyorum. Plana bak abii! Selin buraya gelecek Selim’i abisi zannedecek aşık olmayacak ve evlenmeyecek. E kimse de sormayacağı için plan tıkır tıkır işleyecek.”
Doğan: “Ama öyle olmuyor işte kardeşim, kader diye bir şey var. İstediğin kadar plan yap. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı.
Selim: “Kendimi bildim bileli Kezban teyze ilk defa doğru bir şey yapmış!”
Doğan: “Ne demek doğru bir şey yapmış? biz kardeş değiliz diyeceksin değil mi?”
Selim: “Hayır söylemeyeceğim.”
Alp: Saçmalama Selim!”
Doğan: Bu saçmalamak değil ki, daha üst bir şey, resmen sıçmak… ‘Selim üzerine de tüy dikme’ diyecektin.”
Selim: “Karışma Doğan, o kız evli ve benim yengemm. Asuman abla sana ne ise oda benim için öyle. Sen benim işime karışma da Nurseli Alp’ten ne isteyecekmiş neden gelmiş onu söyle.”
Doğan: “Ne halt yersen ye geri zekalı. Pişman olup kafanı duvara vuracağın zaman beni de çağır, arkadan destek olayım aptal… Kız sana aşık, seninle kardeş olmayı istemiyor, anlamak için de DNA testi yaptırmasını isteyecekmiş ama Alp bey ilk sınavda başarısız olmuş. Silmiş onu defterden. Bana yalvardı bende sana güvenmediğim için kardeş değilsiniz diyemedim.”
Selim: “İyi yapmışsın.”
Doğan: “Senin inadını s.kiym Selim. Lan aşıksın işte, karşılığı da var. Hemde hak etmediğin kadar… Dünya da kaç insan bir kişiye farklı bir zamanda iki kere aşık olur. Demek ki kaderiniz de birlikte olmak var… Neden bu inat neden?”
Selim: (isyan ederek) “Lan bana bak, bana kolay mı sanıyorsun, ben nasıl nefes alıyorum sen biliyor musun?.. On altı yılım ona hasretle geçti… Ne yapayım ne sen söyle… Sen kardeşimle evlisin ama ben aşığım mı diyeyim?”
Doğan: “Adam yok Selim, ortada adam yoksa evlilikte olmaz.”
Selim: “Var lan var, Selim yaşıyor. Gelmiş kızı almış, kimliğini istediği gibi değiştirmiş, okulunu ayarlamış yurdunu ayarlamış, kim bilir arkasından daha neler yaptı, yada yapıyor.”
Doğan: “Kim abi o zaman, bu saydıklarını yapacak kodoman kim? Araştır!”
Selim: “Araştırıcam zaten de sırf vicdanın rahat değil diye itiraf etmiş adamın dosyasını tekrar açtırdığın için bi yere gidemiyorum.”
Doğan: “S..tir et lan dosyayı, delil yetersizliği de bırak o zaman! Kendi öldürdüm diyen adama mı acıyacağım. Benim için Nurseli daha önemli.”
Selim: “O kadar kolay değil işte. Düşmeden önce kadının omuzları çıkmış.”
Doğan: “Biliyorum. Ne var bunda?”
Selim: “Salak mısın numara mı yapıyorsun. Belli ki düşmeden asılı kalmış. Kol çıkacak kadar asılı nasıl kalır, biri tutuyordu demek ki? Mustafa bir şey gizliyor.”
Doğan: “O kadarını bende anladım, aptal değilim merak etme ama o biraz daha bekleyebilir, rahatça yatıyor orada, ben gelene kadar biraz daha yatar bir şey olmaz. Hilde’nin doktoru izin verir vermez buraya geleceğim zaten. Sen onu bana bırak, işine bak.”
Selim: “Sen bilirsin ama bi DNA yaptırdım onun sonucuna göre hareket edicem.”
Doğan: “Lan başkasına yaptığın şu fedakarlıktan Nurseli’ye de yap ne olur. Al git, amerikaya git Yunanistan’da babanın kuzeni yok muydu ona git. Kaçır kızı.”
Selim: “Babamdan bi evlat kopardım, iki tane daha koparayım değil mi? Ne kadar akıllısın yaa! Selim gelip benim Selin’le kaçtığımı görünce tekrar gitmez mi? Babam ne hâle gelir? Ne anladım o işten…”
Alp: “Doğan, şuan gerçekten saçmalıyorsun… Abi bi oturun artık da sakince konuşalım. Ne yapacağız bi bakalım.”
Doğan: “Ya bırak Allah aşkına, ne umdum ne buldum.”
Selim: “Bana bir şey söylemiştin hatırlıyor musun, Selin’e birini seçelim kendine aşık etsin sende kurtul diye.”
Doğan: “Selim, elimde kalırsın doğru konuş. Sinir ve üzüntü kat sayım sınırlarda zaten, seninle boşaltmayayım. Sen de hani diyordun, ben Selim’in karakterine büründüm diye ben surette Fatih’im ama özümde Selim oldum demiştin, e hadi ol işte… O Selim, Selin’in bu halde olmasını ister miydi. Gözünden yaş akıtır, onu boşlukta bırakır mıydı.”
Selim: (acı içinde gülümseyerek) “O bırakmazdı ama başkasının namusuna da yan gözle bakmazdı.”
Doğan: “Namusu olmamış anlıyor musun olmamış, belki de Nurseli’ye yardım eden başka biri. Lan o kadar milletvekili içinde yaşları otuzun altı kaç erkek olabilir. Aç bak: yüzü, öz geçmişi en tanıdık kimse onu araştır.
Alp: “Liseden sonra bile nasıl değiştimizi bilmiyor gibi konuşma Doğan, kara kaşına gözüne mi baksın. Nurseli’nin adını yaşını değiştiren kendi yüzünü kimliğini değiştirmez mi, belki de şuan otuz yaş üstü bir kimliği var onu bile bilemiyoruz. Ayrıca geçen sene seçim olmadı mı? Belki de adı hâlâ Selim ve geçen dönem milletvekiliydi.
Doğan: “Yani biz bir milletvekili arıyoruz öyle mi, kesin mi?”
Selim: “O bile kesin değil ki. Atakan’ın avukat milletvekili tanıdığım var demiş. Nurseli’nin ailesi hiç görmemiş adını soyadını hiç bir şey bilmiyor.
Doğan: “O avukatı bulalım. Araştıralım.”
Alp: “Ben buldum. Sen o günden sonra rahat uyuduğumu mu zannediyorsun?”
Selim: “Nasıl? Nerede?”
Alp: “Adam Almanya’da yaşıyor ve yıllardır Türkiye’ye gelmemiş.”
Selim: “Ne diyorsun yaa?”
Alp: “Yani ya adam yalan söylüyor yada karşımızda öyle profesyonel biri var ki avukat kılığına da girmiş.”
Doğan: “Aynı isim olabilir.”
Alp: “O zaman daha kötü çünkü diğeri ölü. Sağ olarak ulaşabildiğim bir tek o var. Sınırdan kaçak giriş çıkış yapmamışsa adam doğru söylüyor.”
Selim: “Ben dosyayı kapatınca Atakan’ı bi göreyim, bakalım avukatı kim?”
Doğan: “Sen dur salak, Alp yada ben yaparım. Nurseli öğrenmeden yapalım. Atakan nerede?”
“Bilmiyorum ki, nişanlısı ve kardeşi burada da o gitti mi bilmiyorum.”
Doğan: “Sen öncelikle onu öğren.”
Selim: “Doğan, bu işin peşini bırakın, eninde sonunda onlar bi şekilde buluşup evlenecek. Olan bana olur, o kadar uğraştığım çabalarıma olur.”
Doğan: “Dur bi dakika yaa, senin planın ne?”
Selim: “Hiç bir şey, şuan ne ise öyle kalması için çabalamak.”
Alp: “Nasıl?”
“Selin, ailesi olmadığımızı öğrenmeyecek, annemle babam da onun bizi ailesi zannettiğini bilmeyecek.”
Alp: “Saklayacak mısın yani?”
“Selim’i bulana kadar evet. Onu bulunca Nurseli’nin istediği testi Selim’le yapıp yola devam edeceğim.”
Doğan: “Haydaa, dön dolaş başa geldik yine.”
“Bak Doğan üzerime gelme. Yoksa anneme giderim, Selin’den başka kimi uygun görüyorsanız evlenmeye razıyım derim.”
Doğan: “Git lan… git hadiii… Kızın yirmi yıllık arkadaşıyla evlen hadi… O bilekleri saçma sebepten kesene geçerli bir sebep ver yürü hadi… Hem aşkını, hem arkadaşını al elinden…”
“Bende arkadaşlarım arasından bulurum.”
Doğan: “Süpersin yaa, kimi mesela?.. Pınar olur mu? Benim Zeynep’e yaptığımı yap yürü. Ben o kızın ahını aldım yüzüm gülmüyor, git sende Pınar’la Selin’in ahını al bakalım ne oluyor.”
Alp: “Doğan bi sus… Selim sende saçmalama, dur durduğun yerde, bak oğlum bi düşün… Selim, Nurseli’ye bu kadar yakınlaştı madem, iki yıldır seninle sevgili olduğunu bilmiyor muydu sence, illa ki sizi ayırmak için bir şey yapardı değil mi? Senin yoluna engel çıkartırdı, Nurseli’yi senden uzaklaştırırdı, bir şey yapardı yani. Demek ki oda Selin’den ümidini kesti, sadece hayatını güzelleştirmeye çalışıyor… Olamaz mı?”
Selim: “Tamam lan, dediğiniz gibi olsun diyelim, ben bunu Nurseli’ye nasıl söylerim. Lan adamın yine gelip boşaması lazım. İkisininde seninle olmak istemiyorum demesi lazım kii Doğan şahit, Selin sürekli onu sayıklıyor. Hatırla Doğan!.. Geçen sene Hilde, ‘o Selim sen olmaya bilirsin’ demedi mi? Ya Selim gelince ona aşık olduğunu hatırlarsa. Yıllardır rüyalarında gördüğü Selim’i karşısında görünce onunla olmayı isterse… Selim’in uygun bir zamanda karşısına çıkmayı beklediğini düşünüyorum, okul bitince mesela. Yada milletvekiliyse dönem bitince.”
Doğan: (yorulmuş gibi) “Bu kadar konuştuk özet ne şimdi…”
Selim: “Özet, Fatih Selim ve Nurseli’nin aşkı buraya kadarmış.”
Doğan: “İyii, kardeşimi yüz üstü bıraktığına göre, abisi olarak ona sahip çıkıp ben gelene kadar da yanında olacak birini bulayım, malûm Alp kovduğu için bacım onunla konuşmak istemiyor… Nurseli bulacağım kişiye de aşık olur mu olmaz mı bilemeyeceğim, o da sana ne kadar bağlandığına ve emanet edeceğim kişinin seni unutturma çabasına kalmış, kusura bakma.”
Selim: “Ben öldüm Doğan… İstediğin kadar uğraş canımı acıtamazsın…”
“Peki öyleyse, hemen şuan ayarlıyorum. Hatta dur, Alp’e soracağım ki aklına bir şey gelmesin. Alp, ekranına bak bakalım seni en son kim aramış?”
Alp: “Doğan saçmalama!”
Doğan, “Sen bakmazsan ben bakarım.” deyip Alp’in telefonunu alıp ekranda yazan ismi sesli okuyunca Selim ayağa kalkıp Doğan’a yumruk attı.
“Furkan Komiser!”
Alp, Selim’i çekerken Doğan kanayan dudağını silip, “Nurseli’ye Furkan’dan iyisi olamazdı.” diyerek Selim’in damarına basınca Selim, “Git lan git. kimi istiyorsan ayarla, kardeşin, kaynın, kuzenin ama benim çevremden, tanıdığımdan olmasın. Emniyetten biri olmasın. Furkan olmasın. Öldürürüm onu.” dedi, kükreyerek.
“Ben sana karışmıyorsam sen de bana karışma. Sana o gün bir şey daha söylemiştim. Nurseli’yi üzersen arkadaşlığımız biter diye. Ben gidiyorum ama bir gözüm burada olacak. Yat uyu kendine gel… Yarın Nurseli ile buluşacak ve onun ümidini kırmadan ayrılacaksın… Beni bahane et, hiç sıkıntı değil ama onu hayata küstürürsen hayatına sıııı…karım. Ölene kadar huzur vermem sana.”
“Tamam.”
“İnşaallah tamamdır Selim, inşaallah tamamdır.”
Doğan, Selim’e iğrenerek bakıp dışarı çıktı… Kapıdan çıkarken Alp yetişip Doğan’a kızacakken Doğan’ın ağladığını gördü…
Doğan kulağına eğilip, “Sen ona iyi bak, onun yanında ol. Bende onun aklında kalacak kişiye sahip çıkayım. Yoksa o kafayı yer…” deyince, Alp içerideki sözlerin hepsinin oyun olduğunu anladı.
“Ne yapacağız?”
“Bilmiyorum… Burada olsaydım bu kadar çıkmazda olmazdım ama elim kolum bağlı hissediyorum. Ne yapacağım bilmiyorum.”
“Sen merak etme, Hilde’ye de belli etme. ben Nurseli’ye göz kulak olurum.”
“Ol tabi şerefsiz ama doğru dürüst ol. Bir süre de uzaktan ol. Kız sana çok kırgın.”
“Ne bileyim oğlum, şoktan ne yaptığımı bilemedim. Aptal kafam yerinde miydi bi sorsana.”
“Tamam hadi. Git yanına. Ben çıktım.”
“Nereye gideceksin?”
“Bilmiyorum ki kafama göre, otel pansiyon yada arabada uyurum belki!”
“Eve gitmeyecek misin?”
“Yeminim var, o kapıdan Hilde kucağımda gireceğim.”
“İnşaallah kardeşim inşaallah…”
•~~~~~~•
Abim içime su serpmişti… Bir haftadır ilk defa acıktığımı hissetmiştim. Kendime sandviç hazırlayıp en rahat nefes aldığım yere, balkona çıktım. Nazlı, bende ki değişimi fark etmiş gibiydi…Yanıma oturup imalı imalı bakıp gülüyordu.
Ekmeğimden bir ısırık alırken aradan çıkıp dudağıma bulaşan domates suyunu parmağımla silerken, “Nee, neden öyle bakıyorsun?” dedim merakla.
“Seliiiinn aşk olsun!”
“Ne kızım, ne aşk olsunu?”
“Neden söylemiyorsun? Bize güvenmiyor musun? Engin söylemese, görmesek öğrenemeyecektik.”
“Neyi yaa?”
“Tamam yaa ben gidiyorum hâlâ anlamamış numarası yapıyorsun.”
Ayakta gitmek üzere olan Nazlı’nın kolundan yakalayıp masaya geri çektim.
“Otur şuraya ne olduğunu açıkça söyle lafı evirip çevirme başım çatlıyor zaten…”
“Sizi gördük, sevgilinle seni.”
“Haaağğ’…”
“Yaa öyle yakalanırsın canım. Yakışıklıymış ama haa, çok yakışıyorsunuz.”
Nazlı, abimi Selim zannetmişti. Ne yapacağımı bilemeden düşünmeye başladım. “O değil” dersem konu uzayacak ve Selim’i merak edip görmek isteyecekti. İtiraz etmeyip, tebessüm ederek ekmeğimden bir ısırık daha aldım. Ağzım doluyken konuşmayacağım için zaman kazanmıştım. Bu zamanımı Nazlı kendi konuşarak doldurdu.
“Köyde yabancı biriyle evlenecek bir tek sensin ama biliyor musun?”
Merakıma yenilip, “Anlamadım.” dedim dilimle sağ yanağıma itelediğim lokmam gözükmesin diye ağzımı kapatarak.
“Ben Atakan’la, Engin de bizim köyün kızıyla, Hâle de aynı şekilde ama bir tek sen köy dışından biriylesin.”
“Hâle kiminle anlamadım?..”
“Elif’in bi abisi var Selim, Selma teyze Atakan için ‘abisi evlensin aklımda ki o’ dedi. Hâle de Selim’den hoşlanmış…”
Şuan kendimi Hilde gibi hissediyordum, çiğnediğim lokmayı yutamıyor, elimi kolumu kıpırdatamıyor, bulanıktan karanlığa giden bir görüşle etrafa bakıyordum…
…Selin’in elleri tabağa düşmüş gözleri yukarıya doğru kaymıştı. Nazlı hemen koşup başını tuttu.
“Hâleee, hâle koş!..”
“Nee, ne oldu?”
“Selin fenalaştı.”
Hâle’nin getirdiği kolonyayı eline yüzüne sürüp birlikte odaya taşıdılar. Evde erkek yokken arkadaşları ilk defa bayılmıştı. Ne yapacaklarını bilemez bir hâlde ağlamaya başladılar. Hâle hemen ağzındaki ekmeği çıkartıp ayaklarını yukarı kaldırdıktan sonra Savaş’ı aradı.
Telefonu kapatınca tekrar kolonya ile bileklerini ovalamaya başladı.
“Nazlı ne oldu, kapıdan girerken iyiydi. Ne oldu birden.” (ağlayarak)
“Geri zekalıyım ben, benim yüzümden oldu. Ben ona şeyi söyledim ama iyiydi vallahi iyiydi, yüzü gülüyordu. O yüzden söyledim.”
“Ne söyledin Nazlı?”
“Selma teyzenin seni istemeyi düşündüğünü söyledim.”
“Of Nazlı of… Selin’in o aileyle ilgili derdinin olduğunu bilmiyor musun? Neden yaptın…”
“Sevgilisi ile dertleşmek iyi geldi diye düşündüm Hâle, böyle olacağını bilemedim…”
… Yıllarımı geçirdiğim çocukluk arkadaşım yüzüme eğilmiş beni ayıltmaya çalışırken göz yaşları üzerime damlıyordu… Yutkundum… Hayatım boyunca ilk defa gözümü açtığımda sevdiğim kişinin karşımda olmasından hoşlanmayarak uyanmıştım. Bu da bir ilkti. Onun elinden bir an önce kurtulmak istiyordum. Felç olmanın sırası değildi. Uyan Selin kalk git hadi kızım kalk. Sen yaparsın. Sen güçlü bir kızsın… Kendi kendime telkin etsemde olmuyordu. Hâle’den bedenimi kurtaramıyordum.
Ben ondan kurtulmak için uyanmaya çalışırken o beni bırakmış yanımdan hızla uzaklaşmıştı. Selim ne kadar haklıymış, bunu yaşayarak tecrübe etmiştim. “Benim yanımda birini görmeye nasıl dayanırsın” demişti. Ben düşüncesiyle bile böyle olmuşken görmeye nasıl dayanırdım…
Hâle’nin boşluğunu iri bir silüet doldurmuştu. Bulanık gördüğüm bu kişinin boğuk duyduğum sesi bana bir nebze de olsa iyi gelmişti. “Selin… Canım… Geldim…”
Gülümseyerek gözlerimi kapatıp başımı kollarına bıraktım…
… Savaş Selin’i kucaklayıp hemen dışarı götürdü. Kızlar ile birlikte arabaya bindirdikten sonra Hakan’ı arayıp hastanenin adresi istedi…
•~~~~~~•
…Doğan, gittikten sonra Selim ayağa kalktı, elini yüzünü yıkayıp dışarı çıkarken Alp nereye gittiğini sordu.
“Eve gidip Selim’in fotoğraflarından alacağım, şu filtreler var ya yaşlanınca nasıl gözüküyor gösteriyor onu yapacağım. Belki bir işe yarar. İyi hissedersem orada kalırım. Sen merak etme. Silahımı versene.”
“Emin misin?”
“Eminim eminim ver, şuan göreve gidiyorum diye düşün.”
“Tamam. Her şeyin hayırlısı olsun Selim. Bu da geçecek inşaallah.”
“İnşaallah!”
•~~~~~~•
…Selim eve gelince kapıda Engin’in ayakkabısını gördü. Gözlerini devirip, “Bu da bizden çok burada!” diyerek içeri girdi.
Engin, annesinin yanında oturuyordu. Diğer yanına oturup, “Hoşgeldin Engin, Ne haber nasılsın?” diye sorunca Engin başıyla birlikte gülümseyerek, “İyiyim abi, sağol. Sende hoşgeldin.” dedi
Selim, karnını şişiren bir şekilde burnundan nefes verip, “Doğru yaa ben hoş gelip ben gidiyorum değil mi?” deyince Engin’in tebessüm eden yüzü ciddileşti.
Selma hanım da Engin’e belli etmeden gözlerini bekleterek Selim’e kızdı…
Hakan’ın kapıdan telaşla içeri girmesiyle anne oğulun bakışmaları yarım kalmıştı.
“Anne ben hastaneye gidiyorum.”
“Hayr olsun inşaallah oğlum.”
“Savaş aradı, Selin bayılmış oraya gidiyorum.”
Odaya bomba düşmüş gibiydi, herkes şok olmuştu.
Selim ne yapacağını şaşırdı. Kezban’ın yalan iki yıl sürmüş ama kendisinin mumu yatsıya
kadar bile yanmamıştı. Selma hanım fenalaşıp olduğu yere yığılınca Hakan ve Leyla koştular…
Selma hanım güçlükle, “Git, beni bırak ona git.” diyordu. Engin ve Hakan çıkarken Selim de peşlerinden çıktı.
Aşağıya inince Selim Engin’e, “Ben eve dönmeyeceğim sen arabanla gel.” diyerek Engin’i bindirmedi.
Birlikte arabaya binip yola koyuldular. Selim, Nurseli’nin bayılması bir yandan abisinin Nurseli’nin Selin olduğunu öğreneceği korkusu bir yandan Nurseli’nin de onları öğreneceği korkusu bir yandan neye üzüleceğini şaşırmıştı.
Hemen Doğan’ı aradı.
“Alo Doğan!”
“Ne oldu?”
“Hilde nasıl?”
“Söyle dinliyorum.”
“İyi iyi daha iyi olur inşaallah.”
“Devam et.”
“Bende abimle yoldayım, hastaneye gidiyoruz.”
“Eeee?”
“Yok yaa annemle babam değil, bizim köyde bi kız vardı, Selin… O bayılmış abimin görev yaptığı hastanedeymiş.”
“Tamam ben gidiyorum, yakınım zaten. Sen ne yapacaksın, oyalayabilir misin?”
“Yok hayır, peşimde kuyruk var. Bi yere kadar. Uygun bir dille söyleyeceğim. Tepkisi ne olur bilmiyorum.”
“Tamam görüşürüz…”
Hakan: “Ne oluyor Selim, Engin mi kuyruk?”
“Evet abi o!”
“Ne oluyor dedim?”
“Abi senden bir şey isteyeceğim bana güveniyor musun?”
“Ne oluyor Selim?”
“Normalde yarın akşam yemekte konusacaktım ama-“
“Leyla söyledi Nurseli ile ilgiliymiş, Selin ne alâka?”
“Abi anlatacağım ama önce hastaneden birini ara Selin’le ilgilensin bizde seninle bir yere gidip konuşalım lütfen.”
“Yine bir şey oldu değil mi. Bu sefer ne?” (ağlamaklı bir sesle)
“Abi sakin ol, bir şey yok. Hatta sevineceğin bir şey ama biraz sabır.”
“Engin’i nasıl atlatacağız.”
“Orası bende.”
Selim, dörtlüleri yakıp Engin’i aradı. “Benim acil işim çıktı oraya gidiyoruz, sen beni takip etme.”
“Hakan abi? Onu alayım mı?”
“Gerek yok.”
“Tamam.”
…Selim, telefonu kapatıp ilk sağdan girince Engin düz devam etti…
…Selim yolda yengesini arayıp annesini sordu.
“Babam da geldi oturuyoruz.”
“Yenge, Elif’i alıp gelebilir misin?”
“Nereye?”
“Konum atacağım.”
“Ne oldu, bize dondurma mı alacaksınız?”
“Babam bilmiyor galiba?”
“Aynen… vanilyalı.”
“Tamam belli etmeden çıkın, yarın ki konuşmayı erkene çektim maalesef.”
“Hadi yaa, banane sen ısmarlarsan geliriz.”
“Kapatıyorum yenge görüşürüz.”
Tamam anlaştık geliyoruz…”
… Leyla telefonu kapatıp, “Elif, abinlerin işi bitmiş, size dondurma ısmarlayalım diyorlar.” deyince Elif göz kırparak, “Olur yenge ama ben hâlâ annemle babama bağlıyım. İzin verirler mi bilemiyorum.” dedi.
Selma hanım Leyla’ya bakıp, “Sen bi mutfağa gel bakayım sonra gidersiniz?” dedi…
…”Ne oldu Leyla?”
“Anne bilmiyorum ki, hastaneye gitmiyorlar. Demek ki yanlış anlaşılma falan olmuş, sende boşuna evham yaptın.”
“Tamam gidin hadi, bana da haber verin…”
“Tamam anne…”
…. Selim’in attığı konuma gelen ikili merak dolu gözlerle sandalyeye oturdu.
Selim’in yüzü asık gözleri yaşlıydı.
Hakan’da kardeşini bu hâle getiren şeyi merak ediyor ama konuşamıyordu.
•~~~~~~•
…Doğan hastaneye gelip, Nurseli’yi sorunca odasını gösterdiler. Doktor, Selin’i muayene ederken kızlar ve Savaş kapıda bekliyordu. Doğan yanlarına gelip, “Nurseli nasıl?” diye sordu.
Savaş Doğan’ı ilk defa gördüğü için siz kimsiniz diye sorunca Nazlı’da ayağa kalkıp, “Selin’in erkek arkadaşı Savaş.” dedi.
Doğan şaşırmıştı ama bozuntuya vermeden yüzük takılı elini gizleyerek Savaş’a ben Doğan değip kendini tanıttı.
“Komisersiniz herhalde?”
“E.Evet…”
“Kusura bakmayın, Atakan sizden bahsetmişti.”
“Önemli değil, son durumu ne?
“Daha iyi. Serum bitince çıkacağız.”
“Ben bi telefon edip geliyorum.”
•~~~~~~•
Selim, dokunsalar ağlayacak gibiydi… Bir yandan Nurseli’nin nasıl olduğunu merak ediyor bir yandan söze nasıl başlayacağını düşünüyordu.
Doğan arayınca ayağa kalkıp bir kaç adım uzağa gitti. “Alo Doğan, nasıl?”
“İyi iyi merak etme. Ayılmış yanına giricem-“
“Amaa?.. Ne oldu?”
“Galiba arkadaşları beni sen zannediyor.”
“Sevgilisi yani?”
“He hee, beni sinirlendirerek zevk mi alıyorsun acaba?”
“Tamam. Kapatıyorum.”
Selim, içi biraz da olsa rahatlamış olarak masaya döndü.
Ağlamamak için kendini sıktığı: Dişlerini sıktığı için gelen sesten ve yutkunmasından belli oluyordu.
Elif: “Abi, iyi misin? Ne oluyor?”
“Ben anlatıp bitirene kadar bana bir şey sormayın, yüzüme bakmayın olur mu? şuan ki gücü bir daha asla bulamayabilirim…
•~~~~~~•
… İki yıldır ara ara damarlarımda gezen bu sıvının müptelası olmak üzereydim. Küçük silindire dolmak ile dolmamak arasında kalan damlacıkları izlemeye başladım. Sessiz sakin akarak damarlarıma doğru ilerliyordu.
Kapı açılıp abimle birlikte girenlere baktım. Onlar tanışmış gibiydiler ama nasıl kim olarak bilmiyordum.
Ağız alışkanlığı ile, “Abi.” diyecekken abim yanağıma eğilip, “Çaktırma”yı kısık sesle söyleyip, “Nasılsın canım”ı yüksek sesle söylemişti.
“Gitmek istiyorum.” dedim ağlayarak, hem bu odadan hem bu hastaneden hem bu şehirden hem bu ülkeden hem bu dünyadan. Gitmek istiyordum. İleride olacaklardan korkarak.
“Tamam çıkalım hadi.” sözüne Hâle itiraz ederek, “Serum bitmedi ama!” dedi.
Gözleri gibi artık sözleri de bana batıyordu. Yalvaran gözlerle baktığım abim kolumdan serumu çıkartırken, “Bir şey olmaz, yeter bu kadar.” demişti.
Boyuna posuna kurban olduğum abim, iyi ki ezmiş ayağımı diye düşünüp güldüm. Bütün sevgimle yüzüne bakarak güldüm. Oda fark etmiş gibi göz kırptı.
Ben yatakta doğrulmaya çalışırken abim izin vermeyip, beni kucağına aldı. Boynuna sarılıp kulağına, “Beni bu kızdan uzak tut lütfen” dedim, her göz göze geldiğimde bayılmak üzere olduğum için.
Beni arabaya oturtup kapımı kapattıktan sonra, bize bakan üçlüye teşekkür ederek direksiyona geçti. Hâle’ye bakarak, “O kız kim ki?” deyince içimi dökmek için, “Gerçek olmasını istemediğim annemin, oğlunu evlendirmek için düşündüğü kız.” dedim yüreğim kavrularak.
“Selim’e mi?” diyerek çığlık attı. Ona Fatih Selim’den bahsettiğimi hatırlamıyordum ama onu biliyor gibi sormuştu.
“Evet ona!” dedim yine ağlayarak.
“Üzülme Nurseli lütfen. Ben yanındayım. Yarın akşam yola çıkacağım. İstersen seni bir yere geçireyim Ayşe gelince birlikte kalırsınız haa? Ne dersin? Söz veriyorum ilk fırsatta da Hilde’yi buraya getireceğim biraz idare et güzelim olur mu?”
“Ben iyiyim abi. Yakında o kızlar evlerine dönecek.”
“Atakan nerede onu göremedim.”
“O köye gitti.”
“Bilecik’e değil herhalde?”
“Yok değil, benim kendi köyüme.”
“Anladım. Nurseli bana bi avukat lazım, Atakan’ın avukatı nasıldı.”
“Çok iyi biriydi.”
“Telefonu falan var mı sende?”
“Var abi? Bir şey olursa bana bu numaradan ulaşabilirsin demişti.”
“Öyle mi?”
“Bi ara sorsana gitmeden görüşeyim, daha iyiysen tabi.”
“İyiyim abi, arıyorum hemen.” deyip telefonumu çıkarttım. Avukatı arayarak hoparlöre aldım.
“Alo!.. Basri abi merhaba ben Selin.”
“Merhaba Nurseli, seninle bir anlaşma yapmıştık, eski adını kullanmayacaktın?”
“Iııığmm şey ben tanımazsınız diye düşünmüştüm.”
“Numaran bende kayıtlı unuttun mu?”
“Öyle mi? Çok sevindim teşekkür ederim.”
“Eee Nurseli, bir sıkıntı yok değil mi?”
“Yok, bi abime avukat lazım oldu da, bende senin ipten adam aldığını söyledim. Seninle görüşmek istiyor.”
“Öyle mi? Acil bi dosya ise beni beklemesin, çünkü ben çok yoğunum o yüzden şuan kabul edemem.”
Ben, “Hadi yaa, tüh.” deyince abim araya girdi. “Avukat bey merhaba, bi konuşup bilgi de alabilirim. Nasıl bir yol izlemem gerekiyor diye.” dedi
“Merhaba, isminizi öğrene bilir miyim?”
“Doğan Bilgin.”
“Doğan bey, şuan İstanbul’da değilim, siz Nurseli’den numaramı alırsanız daha detaylıca konuşabiliriz.”
“Peki tamam. Görüşmek üzere. İyi günler.”
“İyi günler Basri abi!” diyerek telefonu kapattıktan sonra numarasını abime gönderdim…
…Abimle önce Engin’lere gidip anahtarımı aldıktan sonra kızlarla kaldığım eve geldik.
Abim, “Biraz uyuyup çıkacağım” diyerek odaya geçti. Kanepeye uzanınca üzerine pike örttüm.
“Abi?”
“Efendim.”
“Onlar seni Selim zannetmişler.”
“Anladım.”
“Ben bayılınca söyleyemedim.”
“Söyleme bırak, sen kimsine cevap vermek istemiyorum”
“Anladım… Sana ne yapayım.”
“Bir şey yapma, uyanınca dışarıda yeriz. Evde duramıyorum.”
“Bendee…” dedim ağlamaklı bir sesle.
Gözlerimden kontağı kesmek için kapatınca yanaklarından yaşlar süzülüp sakalları arasında kayboldu. Yutkunduktan sonra, “Git sende biraz yat, çok işimiz var güç topla.” dedi.
Bende tamam diyerek yanından kalkıp odama yatmaya gittim…