36. Bölüm

   •~~~~~~• Altı ay sonra •~~~~~~•

Aylar sonra ilk defa tekrar kendime yalvarıyordum. “Nurseli uyan, kendine gel, kaç… hadi kalk…” Ben kendime uyan, gözlerini aç dedikçe git gide yatağa gömülüyordum sanki. Ara ara uyanıyor kendimi yataktan kaldırmaya çalışıyordum.

Hilde, ilerleme kaydedip rahatça konuşmaya başlamışken, Şuan ben gerilemiş gibi içimdekileri Hilde gibi söylüyordum.

“Iııııığğğhhh!” (Bırak)

“Iııııığğğhhh!” (lütfen)

“Iııııığğğhhh!” (Bırak)

“Iııııığğğhhh!” (Selim, nerdesin)

“Iııııığğğhhh…” (Kurtar beni)

•~~~~~~•

“Alo!..”

“Efendim hayatım.”

“Yılmaz nerede?”

“Kocam müsait değil aşkım!”

“Jale anlaşmamızda bu yoktu. Bu kız neden baygın!”

“Aaa! Hâlâ uyanmadı mı? Bu da ne uykucu kızmış ayol. “

“Jale beni sinir etme, siz benle dalga mı geçiyorsunuz?”

“Yağız’cığım kızma hemen, seninleyken krize girmesin diye ödülünü verdik. Biliyorsun Yılmaz çok bonkördür, fazla verdi. Ama kıza fazla alma demiştik o dinlememiş biz ne yapalım.”

“Bu kamera ne peki? Diğerlerinde böyle bir şey yoktu?”

“Ayyy şekerim o da kızın isteği, ilkinin videosu olsun istiyormuş.”

“O aradığı ben değilim o zaman kusura bakmayın.”

“Tamam tamam… Yağız’cığım kapatma. Sen kaseti durdur, eğlencene bak, kızda işin bitmeden uyanır merak etme!”

“Bu son lan… Bir daha sizinle iş yapanı s.ksinler duydun mu? O Yılmaz’a da söyle bir daha karşıma çıkmasın gebertirim.”

“Çok istiyorsan ben geleyim aşkım.”

“Kes de kızın adı ne onu söyle!”

“Yasemin!..”

“Takma adını sormadım.”

“Gerçek adı Yasemin zaten aşkım. Onun da takma adını sen koyarsın artık. Keşke benim de adımı sen koysaydın. İyi eğlenceler Yağ-“

•~~~~~~•       •~~~~~~•

“Yasemin! Beni duyuyor musun?”

“Iııııığğğhhh!” (Ben yasemin değilim?”)

“Adın Yasemin’miş ama sen gül gibi kokuyorsun.”

“Iııııığğğhhh!” (Ben yasemin değilim?”)

“Gözlerini açarsan eğer başka bir yere gideriz, burası benim hoşuma gitmedi.”

“Iııııığğğhhh…” (Uyan, uyan, Nurseli lütfen uyan, aç gözünü)

“Yasemin!..”

“Iııııığğğhhh!” (Ben yasemin değilim?”)

Ben Yasemin değilim, Ben Yasemin değilim, Ben Yasemin değilim, bırak beni… Hilde bana neler söylemişti ama ben anlamamıştım kim bilir. Şimdi bu adama anlatamadığım gibi…

Arkasını baldırımda hissettiğim bu yabancı adam: Elini, beni kapatan tek şeyin, çarşafın üzerinde dolandırıyordu. Dizlerimden başlayıp yukarıya doğru çıktıkça nefesim hızlanıyor daha da panik oluyordum. “Hayır hayır hayır, Nurseli yapma, bayılma lütfen…” İlk defa bayılmamak için kendime yalvarıyordum, bazı durumlarda bayılmak bir kaçış oluyordu ama şuan bayılmam sonumu getirecekti. Başımın zonklamasına rağmen bayılmamak için çabalıyordum. Başımın yana yatık olmasından dolayı akan yaşlarımın sağ yanağımdan indiğini hissediyordum.

“Üzgünüm güzel kız, seni çok istememe rağmen uyanmadığın için gidiyorum. Ama merak etme, yerime arkadaşımı göndereceğim, hem belki onunla daha iyi bir film çekersiniz.”

“Iııııığğğhhh!” (Gitme… Beni burada bırakma lütfen. Kurtar beni.)

“Gitme diyorsun ama uyanmıyorsun da!”

“Iııııığğğhhh.” (Selim…)

“Çok güzelsin… Kokun beni benden alıyor.”

“Iııııığğğhhh!..” (Yap-maa bırak beni)

“Gözünü aç, yapayım.”

Bu adama, beni soyan kadına yaptığımı yapmamaya karar verdim. Kendimi iyice toparlayana kadar uyandığımı belli etmeyecek sonra da adama “Sana oyun oynuyorlar” diyecektim…

Bir yıl önce restoranda Selim’in, elimin altından sıktığı yerimi şuan o çarşafın üzerinden tutuyordu. Kısa süreliğine elimi kendine götürdü, Selim’im gibi nabzıma baktığını hissediyordum…

“Bakalım burada ne varmış?”

“Iııııığğğhhh!..” (Yapma… dokunma bana)

“Neden, biraz önce yap demiştin?”

“Iııııığğğhhh!..”(Yapmaa… benim abim polis, sana oyun oynuyorlar, seni öldürecekler.”

“Tamam yapmıyorum. Gidiyorum.”

Yatağın aşağı yukarı hareket etmesiyle kalktığını hissetmiştim. Baldırımda sıcaklığının kesildiğini hissetmemle buna daha çok emin oldum. Adam gitmişti…

Kulaklarım gibi artık yavaşça gözlerimin de açıldığını hissetmeye başladım. Hafifçe araladığım gözümle yalnız kaldığım odaya bakındım…

Kırmızı loş bir ışık… Beni bu yatağa yatırdıklarında duvarları beyaz gibiydi ama şuan onlarda kırmızı duruyordu… “Beni başka yatağa aldılar herhalde” diye düşünecek kadar kırmızı görüyordum…

Arkası kırmızı kapı açılınca, arkada ki gözümü kamaştıran parıltılı ışıktan gördüğüm kişiye yalvarmıştım.

“Seliiim!” Gelmişti, Selim gelmiş beni kurtaracaktı. Hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladım, gülüyordum. Onu görmüş olmaktan duyduğum mutluluğu ona da gösteriyordum. Çok özlemiştim onu ama şuan beni bu durumdan kurtarıyor olmasından daha fazla hoşnuttum.

Selim, yatağımın yanına gelip bir şey yapıyordu ama ben anlamıyorum. Derken gözlerimde bir ışık yanmasıyla yarım yamalak gördüğüm kişiyi de seçemez olmuştum. Işık gözlerimi almıştı.

Yeniden toparlamaya çalıştığımda Selim’in dışarıya doğru yürüdüğünü gördüm…

“Selim… Gitmeeee…”

Açtığı kapıyı tekrar kapatıp yanıma yaklaştı.

“Uyandın mı?”

“Hııı hııı!”

“Ne kadar aldın iki mi üç mü?”

“Bilmiyorum!” Evet bilmiyordum ama neyden bahsettiğini de bilmiyordum. Neyi iki mi üç mü almıştım. Ayrıca Selim hasta mı olmuştu sesi neden bu kadar tatlı ve yumuşaktı.

“Yanına oturabilir miyim?”

“Hıııı hıııı?”

Selim… seni o kadar çok özlemiştim kii, iyi ki geldin… iyi kii… Sağ tarafımda boylu boyuna oturdu. Sol eliyle saçlarımı okşamaya başladı. şuan ki huzuru çok özlemiştim. Selim, başıma eğilip saçlarımı koklamaya başladı. Azıcık gücüm olsaydı kalkıp boynuna sarılırdım…

Sağ elimi ona uzattım, tut elimi bırakma bir daha. Dna testi falan umurumda değil, gidelim buralardan, yaptığın her şeyi unutmaya hazırım. Gidelim buradan. Hemen…

Selim, elimi tutup koklayarak öptükten sonra saçlarımı okşadığı elini başımdan aşırırken, saçlarım bir şeye dolanıp koluyla birlikte gidince inledim.

“Iııııığğğhhh!”

“Pardon, pardon. Özür dilerim. Hemen kurtarıyorum.”

Aylardır yaptıklarına saymıştım bu özrü. Sabrımı çok zorlayan yaptıklarını unutmamı istiyor gibiydi. Saçlarımı bırakıp gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. Ortam o kadar sessizdi ki, her düğmenin ilikten kurtulurcasına çıktığını hissediyordum.

Burası yeri değildi ama onu çok istiyordum…

•~~~~~~• kırk gün sonra •~~~~~~•

“Nurseli gelebilir miyim?”

“Evet abla gelebilirsin.”

“İyi misin?”

“Bilmiyorum abla, midem çok bulanıyor.”

“Üşüttün mü acaba? Doktor çağıralım mı?”

“Ablaa!..” (Ağlayarak)

“Nurseli… Ağlama ne oldu söyle?..”

“Benim günüm de gecikti.”

“Hiiiiii’iii!”

“Ne yapacağım ben şimdi.”

“Dur… dur bi… öncelikle sakin ol. Ben test alıp geleyim.”

“Nasıl gideceksin kii?”

“Bilmiyorum, ilaç alma bahanesiyle giderim.”

“Ablaa, kapıdakiler çıkmana izin vermezler ki. Biz alırız derler.”

“Bende kağıda yazar, onları yollarım.”

“Ablaa, ya varsa… Ben ne yaparım.”

“Üzülme Nurseli, aldırır kurtulursun?”

*(Yanında oynayan çocuğu göstererek)

“Abla, sen onu aldırır mıydın?”

“Nurseli, ama o!..”

“Benim ki gibi değil di mi? Peki bana farkı ne?”

“Aynı Nurseli, bende anneyim varsa sende anne olacaksın.”

“O zaman aldırmayacağım… Telefonunu verir misin?”

“Ne yapacaksın, kimi aramak istiyorsun?”

“Bu hâlde kimi arayabilirim ki? Haberlere bakacağım.”

“Nurseli, haberlerde ne olsun istiyorsun, neden sürekli haberlere bakıyorsun?”

“Beni arıyorlar mı merak ediyorum abla.”

“Nurseli, öyle bir şey yapmışlar ki, ben bile sen konuşuyorsun zannettim.”

“Sen bir aydır yanımdasın Yasemin abla ama onlar benim ailem, nasıl olur da sesimi tanıyamazlar?..”

“Abim, seni tanıyan birini ayarladığı için ona güveniyorlar bence.”

“Kimi, biliyor musun? Atakan mı?”

“Bilmiyorum ama geldi seni burada gördü. Abime onu yalnız bırakmayın sakın demiş.”

“Gözleri yeşil kenarları hâreli mi!”

“Hayır, kahverengi gözlüydü.”

“Kim acaba, Selim’i tanıyordun değil mi?”

“Yok yok Selim abilerden biri değil. Hakan abiyi falan tanıyorum.”

“Engin mi acaba?”

“Engin kim?”

“Elif’in kocası.”

“Oda değil, annemle ben düğüne gitmiştik. Onu da gördüm.”

“Aklıma başka biri gelmiyor.”

“Ben abimle konuşayım, gelince rehberden ismine bakarım olur mu?”

“Olur abla, Furkan bilekliğimle kolyemi ne yaptı acaba?”

“Bilmiyorum canım sormamı ister misin?”

“Yok abla sorma boşver, ben biraz yatıcam.”

•~~~~~~•

“Aloo abi?”

“Nurseli iyi mi?”

“Değil abi, biraz önce kustu, galiba hamile.”

“Ne diyorsun Yasemin?!.”

“Test alalım dedim!”

“Boşver testi falan. Ben kontrol bahanesiyle kan aldırır baktırırım. Şimdi nasıl?”

“Annemin yanına yatmaya gitti, annem başında Kur’an okuyor, oda rahatlıyor.”

“Sence olabilir mi peki?”

“İnşaallah değildir abi, aldırmam diyor çünkü.”

“Gerçekten mi? Deli mi bu kız yaa?”

“Bir de, beni merak ediyorlar mı diye soruyor.”

“Ailesini oyalıyoruz biliyorsun, Hilde’nin yanında zannediyorlar. Selim’lerin de haberi yok. Bir zamanlar Nurseli’nin sevgilisi değilmiş gibi, Alp ile yana döne birini arıyor.”

“Doğan abi gelmedi mi hâlâ?”

“Gelemiyorlar ki? Şimdi de sancıları başlamış. Erken doğum riski var demişler. Galiba bebeği alacaklar… Ooofff çok zor… çoookkk… Doğan olsaydı her şey daha farklı olabilirdi.”

“Abi, vicdan azabı çekiyorum, biz bir yıldır beni zannederken o adamlar Nurseli’nin peşindeymiş.”

“Yapma Yasemin-…”

“Abii ağlama lütfen, seni üzmek için söylemedim.”

“Pişman oldum Yasemin, nasılsa seni koruduğumu düşünüp deliklerine daha çok çomak soktuğum için pişman oldum.”

“Abi, ‘bırak’ dedi, annem sana ‘bırak’ dedi. ‘Görevinin haricîne girme oğlum’ dedi.”

“Biliyorum Yasemin, dinlemeliydim. Blöf yapıyorlar diye düşündüm.”

“Abi… Yeşim gelmesin artık lütfen, Nurseli’ye hiç iyi gelmiyor. O gittikten sonra iki gün baygın halde yatıyor.”

“Ne yapayım Yasemin, Nurseli’nin başına geleni bir tek o biliyor. İfadesini almak zorundayım.”

“Sen gel abi!..”

“Gelemem Yasemin, o pisliği bulmadan Nurseli’nin yüzüne bakamam.”

“Nurseli sana kızgın değil abi, gerçekten… Sen gel…”

“Psikoloğu ile bi konuşayım, izin verirse gelirim…”

          ~~~~~~• Günümüz •~~~~~~•

Selim, burnunu çekip yutkunduktan sonra söze başladı.

“Abii, Elif, yenge. Öncelikle anlatacaklarım aramızda kalacak. Lütfen bunun sözünü verin.”

H…L…E: “Söz!”

“Söze nereden başlasam diye çok düşündüm ama en iyisi bu şekilde olacak… Ben geçen hafta Selin’lerin evine gittim…” Hakan bir şey söyleyecek gibi olunca eliyle engel olarak, devam etti.

“Bir dakika abi, bitirmeden konuşmayın lütfen… Melek teyze ile konuştum… Bilgi aldım… (Yutkundu) Kezban teyze bir gün Selin’e bir şeyler söylemiş, bizimle ilgili. Oda bizim eve gidip geç saatlere kadar ağlamış. Kezban bu sefer de Atakan’a Selin sana aşık ailesi başkasıyla zorla evlendirecek demiş.”

E: “Hiiiiii’iii”

“Atakan, eve gelip Selin’le konuşmak isteyince Selin kapıda onu başkası zannedip bileklerini kesmiş.”

L…E: “Hiiiiii’iii”

“İçinizde ki fırtınaları hissede biliyorum… Az kaldı… Atakan içeride Selin’le uğraşırken Kezban teyze bu sefer de babasına, onlar birlikteler, bir birlerine aşıklar, demiş. Atakan dört ay hapis yatmış, ben bir şey yapmadım dememiş, babası da Selin’i muayene ettirmemiş. Selin gizlice muayene olup Atakan’ı kurtarmış. Selin o an bayılma hastalığına yakalanmış.”

E: “Hiiii’, Nurseli gibi?”

“Sonrasında Atakan’ın avukatı gelmiş, Yakup amcaya, ‘Bi tanıdık var, Selin’e burs verecek okulunu halledecek’ demiş. Selin’de kabul etmiş… Şimdi… Kezban teyze Selin’e bizimle ilgili tahmin bile edemeyeceğimiz bir şey söylemiş… ‘Sen Yakup’ların değil, Yavuz’ların kızısın’ demiş.”

Hakan, Leyla, Elif şok içerisinde aynı anda, “Ne!” diye bağırdı.

“Evet… yanlış duymadınız, Selin bizi gerçek ailesi biliyor… Bir ev ve bir araba karşılığı satıldığını zannediyor…”

H: “Hiç sevmezdim, şimdi iyice nefret ettim.”

“Ben etmedim abi, bence en doğrusunu yapmış, Selim yaşıyorken Selin bize kardeş gibi değil mi?.. Son olarak, bu avukatın tanıdık dediği kişinin Selim olabileceğini tahmin ediyorum…”

Herkesin yüzünde gülücükler oluşmuştu.

“Vee!.. Bu kişi Selin’in ismini değiştirmiş…”

Biraz önceki gülücük saçan gözler, bu sefer merakla bakmaya başlamıştı ama Selim’in artık konuşacak gücü kalmamıştı. Ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başlayınca Hakan ayağa kalkıp Selim’i kendine çekerek sarıldı.

Selim, abisine sıkı sıkıya sarılırken, dişlerini sıkarak ölüm haberi verir gibi, “Abiii, Selin’in şimdi ki adı Nurseli?” deyince Hakan’ın kolları kısa süreliğine yana düştü… Çok geçmeden kendini toplayıp ağlayarak tekrar Selim’e sarıldı…

•~~~~~~•

“Abiii?”

“Hııııı’.”

“Abi, hadi uyan, yemek hazır.”

“Ne yemeği? Ben sana ne dedim” (uykulu bir hâlde)

“Sen uyanmayınca bende markete gidip bir şeyler aldım.”

“Aaahhh inatçı keçim aahh!”

Ben mutfağa gidince abimde yerinden kalkıp elini yüzünü yıkamaya gitti…

“Ne yaptın bakalım. Mis gibi kokuyor.”

“Allah ne verdiyse!” dedim gülerek.

Abime iki kepçe çorba verirken ben yarım kepçe almıştım.

“Bu kadar az yersen bozuşuruz bak.”

“Abi, bi bu kadar da pişerken yedim merak etme, ayrıca bir haftadır ilk defa bu kadar çok yiyorum.”

“Daha iyi misin?”

“Evet iyiyim.”

“O kızı söylüyordun? Nereden biliyorsun?”

“Abi, arkadaşım duymuş, Atakan evlenince onu isteyeceklermiş.”

“Onu öğrenince mi bayıldın?”

“Evet.”

“Peki adam istiyor mu, sormuşlar mı?”

“Aslında şöyle: itiraz etmiyor, yani edemiyor gibi. Çocukken bir takım şeyler olmuş, özellikle baba istiyormuş.”

“İyice çorba ettin haa?”

“Anlamadım?”

“Iııığmm!.. çorba diyorum, çorban iyice olmuş, yani çok güzel anlamında.”

“Anladım abi, afiyet olsun.”

“Ellerine sağlık…”

•~~~~~~•

Masada derin bir hüzün hâkimdi. Herkesin elinde peçete sessizce ağlıyordu… İlk konuşan Hakan oldu.

“Ben onu nasıl tanıyamadım. Nasıl? Nasıl unuttum?”

Leyla: “Tanıdın Hakan, ama çıkartamadın. Yüklenme kendine bu kadar.”

Elif: “Söyledi, Nurseli bana söyledi ama ben inanmadım, ‘biz abinle olamayacağız gibi hissediyorum, içimde kötü bir his var’ dedi. Biz ayrılsakta sen beni bırakma dedi… ooofff ben Seda’yı kıskanıyor zannettim.”

Selim: “Elif, ben bir şekilde ondan ayrılacağım ama siz o istemedikçe onu bırakmayın. Özellikle de sen! O gerçekten senin kardeşin.”

“O bunu bile bile sarıldı bana değil mi abi. Oooofff. Aptal kafam. Keşke biraz daha yanında kalsaydım. Benden mısır istedi nişan resimlerime baktı.”

Selim: “Sen Selin ile ne zaman görüştün ki?”

Elif: “Pazartesi beni yanına çağırdı.”

Selim: “O gün bize de gelmemiş miydi? Seni evden çıkartmak istemiş demek ki?”

Hakan: “Benden bir hayat çaldınız demekte oymuş demek ki. Selim, annemlere söyleyelim. Onlar gereğini yapsın.”

Selim: “Olmaz abi. Nurseli şuan DNA testi yaptırmak için fırsat kolluyormuş. Bu sefer saklama sırası bende. Lütfen kimse belli etmesin. Elif, siz o gün ne konuştunuz?”

E: “Bir şey konuşmadık ki, daha doğrusu konuşamadık. Sadece canım mısır istiyor dedi, resimlerimize baktı, aldığım mısırı da zorla yedi.”

S: “Bir planı olmalı, senin mısırını aldı mı, yada başka bir şey. Peçeten gibi?”

E: “Hatırlamıyorum ama masada bıraktık galiba?”

S: “Bir şey hatırlarsan söyle.”

E: “Tamam… Aaa!.. Birde bizim resimleri kendine gönderdi…”

Masada kimse bir şey söylemeyip önündeki kaşık tabakla hem hâl olmuşken sessizliği bu sefer de Selim’in telefonu bozdu…

“Efendim Doğan.”

“Ne yaptın?”

“Konuştuk, oturuyoruz. Haberler sende.”

“Hoparlöre al o zaman.”

“Tamam aldım konuş…”

“Öncelikle herkese geçmiş olsun.”

H: “Selin nasıl?”

D: “Bir şeyler yiyip içmeyle iyi olunuyorsa, bir kepçe çorba yedi.”

H: “Anlamadım?”

S: “Boşver abi yaa, bana laf çarpıyor.”

H: “Neden bayılmış, öğrenebildin mi?”

D: “Evet ama biraz karışık, sizin şu ruh gözlü bi köylünüz var ya, onun yüzünden bayılmış.”

S: “Ruh gözlü mü? O kim yaa?”

D: “Atakan’ın kardeşi.”

H: “Hâle mi? Ne alaka?”

D: “Anneniz, abisi evlenince Hâle’yi isteyeceğiz demiş!”

S: “Neee? Benim annem mi?”

D: “Yok ebemin anası.”

L: “Ayıp oluyor Doğan!”

D: “Olsun bi zahmet Leyla yenge. Bu saatten sonra biraz olsun… Nurseli, Yavuz amcanın Selim’i evlendirmeye zorladığı kızı da o kız zannediyor.”

Selim, geriye yaslanıp elinin ayasıyla dudaklarına bastırırken Elif, “Doğan abi, bi yanlışlık olmuş, Biz oradaydık, Nazlı yanlış anlamış.” dedi.

“Akrabamız Hâle’yi gösterip, uzağa gitmeye gerek yok deyince annem de ‘abisi evlensin onu düşünüyorum’ dedi. Burada ki abi, Selim abim, yani Hâle’yi düşündüğü kişi Kaan! Selim abim değil.”

D: “Hâle Kaan ile miydi?”

E: “Evet, aralarında bir yıla yakın var, Hâle küçük.”

D: “Anladım, madem biliyorsunuz en kısa zamanda ara bi bahaneyle Nurseli’ye durumu anlat olur mu?”

E: “Tamam abi.”

D: “Hakan abi, kardeşinin inadı tuttu, Nurseli defteri kapandı diyor. Ben gelene kadar Nurseli’ye göz kulak olur musunuz?”

H: “Bana kim olacak Doğan. Ben Selin’i görmeye dayanabilir miyim zannediyorsun?”

D: “Dayanmak zorundasın abi, çünkü bu test için sizlerden birine gelecek. Örneği almak için.”

S: “Geçen Elif ile buluşmuş, almış olabilir.”

D: “Hayır almamış, alacağım dedi.”

S: “O zaman Elif ile neden buluştu ki?”

D: “Bilmiyorum. İzin versen bir bir soracağım da.”

S: “Ben öğrenirim merak etme sen. Yarın görüşürüz.”

D: “Görüşürüz, tekrar herkese geçmiş olsun…”

…S: “Elif, sen bu akşam konuş, ben de yarın onunla buluşacağım. Benim için bir daha bu sebepten bir şey olmasın. Şapşal, bir de arkadaş oluruz diyordu. Daha ortada bir şey yok iken ne hâle gelmiş.”

“Abii, bitti mi yani? Hiç umut yok mu?”

“Evet Elif bitti. Hiç umut yok. Lütfen bir daha sormayın, kanayan bağrıma tuz basmayın…”

•~~~~~~•

Abim, “Hastane ile görüşüp geliyorum!” deyip dışarı çıktı. Yatağıma uzandım, Selim’imin resimlerine baktıkça kötü olduğum için bende neler yapacağımı düşünüyordum. Yelefonuma gelen mesajla yerimden doğruldum.

Elif’in, “Müsait misin?” yazısına arayarak geri dönüş yaptım.

“Nurseli?”

“Efendim Elif.”

“Nasılsın canım.”

“Daha iyiyim ama senin sesin kötü geliyor, bir şey mi oldu?”

“Nişan yorgunluğu devam ediyor işte, bir şey yok. Seni merak ettim. Burada mısın?”

“Evet, buradayım.”

“Doğan abi gelmiş, sen de gidecek misin?”

“Yok canım, burada biraz işlerim var, onları halledeceğim.”

“Nurseli, bir an önce işini halletmek zorundasın, sabrımız kalmadı artık.”

“Ne için anlamadım?”

“Ben de annem de Kaan da bir an önce sizin evlenmenizi bekliyor.”

“Seninle anneni anladım da Kaan niye sabırsızlanıyor ki, Filiz’le henüz tanışmadılar.”

“a-ahahahhaahah, güzeldi ama Filiz şansına küssün, maalesef o tren kaçtı. Bizim dışarıdan transfer olacak son kişi de hazır.”

“Öyle mi? Nereden, arkadaş falan mı?”

“Yok canım, bizim köyden bi kız. Annem ilk defa nişanda gördü, çok beğenmiş. ‘Abini bi evlendirelim de onu isteyelim’ dedi.”

“A…Abiii?!”

“Evet, canım. Sizden kısa bir zaman sonra Kaan da muradına erecek, bence çok oyalanmayın, eltini de bekletme.”

“Olur… İnşaallah… Peki bu elticiğimin ismi ne?”

“Hâle!”

“H.Hâ.Hâle mi?”

“Evet canım Hâle, senden iyi olmasın çok tatlı bir kız. İnşaallah en kısa zamanda bir araya geliriz.”

“İnşaallah… inşaallah!” Tüm kalbimle söylemiştim bunu. Demek ki Nazlı yanlış anlamıştı. Yaptığım ve düşündüğümden dolayı utanmıştım. Elif, görüşürüz diyerek kapatmıştı. Bende, Selim’e mesaj atmak için yerimden doğrulup, banyoda elimi yüzümü yıkamaya gittim…

•~~~~~~•

E: “Oooofff, Allah’ım çok kötü, kendimi çok zor tuttum…”

L: “Elif, sakin ol canım.”

S: “Aferin canım çok iyi düzelttin.”

Selim, kendine gelen mesajla tekrar hüzünlenip telefonu masanın üzerine bıraktı.

“Selim. Ben eve geldim, buluşabilir miyiz?”

L: “Selim, ne yapacaksın.”

S: “Dedim ya yenge, buluşacağız ve bu iş bitecek.”

L: “Selim, iyi düşün. Ani karar verme.”

S: “İyice düşündüm yenge. Bu işi daha fazla uzatamam…”

•~~~~~~•

Selim, buluşmak istediğim mesajıma karşılık olarak, beş dakika sonra, “Şuan müsait değilim, arayamıyorum. Yarın sabah seni alırım.” yazmıştı.

Onun bu sefer ki emri vakisini ömrümün sonuna kadar duymak için her şeyimi verirdim…

Abim mesajla, Alp abinin yanına gideceğini kapıyı güzelce kilitlememi söyledi. Bende kalkıp güzel bir banyo yapmak için üzerimi çıkarttım. Yarın büyük gündü. Selim’imin karşısına berbat bir hâlde çıkmak istemiyordum…

•~~~~~~•

Selim, Alp’in evine geldiğinde Doğan avukatın numarayı bilişime göndermiş yer tespiti yapmalarını istemişti.

“Ne yaptınız?”

D: “Adam burada Selim, gayet rahat konuştu, numaramı ver, şuan yoğunum alamam dedi.”

S: “Alp, sen bir daha araştırabilir misin, belki başka biri daha vardır?”

Alp: “Tamam bakarım.” derken Doğan’ın telefonu çaldı. Hoparlöre alıp, “Efendim?” dedi.

“Doğan komiserim iyi akşamlar. Verdiğiniz numara Basri öğen’e ait ancak şuan sinyal alınamıyor.”

“Nee, nasıl?”

“Yani, büyük ihtimalle hat ile telefonun iletişimi kesilmiş olabilir.”

“Tamam sağol. İyi nöbetler.”

Alp: “Eee? Ne oldu şimdi, sıfıra sıfır elde var sıfır!”

D: “Allah kahretsin, salak kafam. Neden sadece numarayı almadım ki, adamı şüphelendirdim.”

S: “Nasıl yaa, Selim’e giden tek kişimizi de kayıp mı ettik yani?”

A: “Doğan, bunlar çete olabilir mi? Milletvekili diyerek güven sağlamak istemiş olabilirler.”

S: Saçmalama lan, Selim’i neyle suçladığının farkında mısın?”

D: “Alp haklı olabilir. Hangi milletvekili bu şekilde kendini tehlikeye atar ki?”

A: “Kaldı ki; Selim yıllarca sokaklarda kalmış olabilir, zorla bi mafya içine çekmiş olabilir!”

S: “Selim mi? a-ahahhaahah güldürme beni, Selim mafyanın içinden geçer içinden. Asla öyle bir şey yapmaz.”

D: “O zaman bu sahte kimliklerin, avukatın da bi açıklaması olması lazım değil mi?”

S: “İllaki de benim önce Nurseli’yi halletmem lazım.”

D: “Bitti yani haa, iki yıldır köpekler gibi yandığın aşkın mazi oluyor öyle mi?”

S: “EVET LAN EVEEETT… BİTTİ… KAHRETSİN Kİ BİTTİ… ALLAH CANIMI ALSA KEŞKE… KİM BİLİR NE ZAMAN SONRA ONLARI YİNE BİRLİKTE GÖRÜP KAHROLACAĞIM… BENİM BEBEĞİMDİ, BENİM SEVGİLİMDİ AMA YİNE YİNE YİNE, BİTTİ BİTTİ BİTTİİİİ…”

Selim, kollarıyla başını masaya koyup hıçkırıklarla bitti diye ağlarken, Alp’te kalkıp Selim’in omuzlarına sarılarak onunla ağlamaya başladı. “Yeter Doğan yeter, gitme üzerine artık. Uzatma! Önce can sonra canan tamam mı?.. Biz artık Selim’i arayacağız… Ne yapalım? Madem elimizde bir şey yok, Sıfırdan sıfırız bizde en başa gideriz. Gerekirse yangın gününe kadar inerim tamam mı?.. Selim, kaldır kafanı ve bana bir söz ver.”

S: “Ney?”

A: “Kalbini aşka kapatmak yok, madem Nurseli bitti, karşına çıkan ilk aşka yelken açacaksın.”

S: “Söz veremem Alp, kalbim bende değil ki aç kapa yapayım.”

Doğan’da ayağa kalkıp Selim’e sarıldı, üçü birlikte kucaklaşıp ağladı.

S: “İyi ki varsınız lan? İyi ki varsınız?..”

•~~~~~~•

Saatler öncesinden uyanıp hazırlanmış, sabırsızlıkla Selim’imi bekliyordum. Akşamdan yıkayıp kuruttuğum elbisemi aynada düzeltirken Selim’im mesaj atmıştı.

“Aşağıdayım.”

Koşar adım aşağıya indim. Kalbim ilk günkünden daha fena atıyordu. Beni yurdun önünde indirirken yada vurulduktan sonra çiçekle karşıdan bana yürürken bile bu kadar heyecanlanmamıştım. Bu sefer elimi tutacak kimse de yoktu. Kapıdan destek alarak arabaya doğru yürüdüm. Arabadan indiğinde gözlerinin kızardığını ve şiştiğini farkettim.

Kapımı açarken, “İyi misin?” dedim ben sanki çok iyiymişim gibi.

“Çok zor bi dosya ile uğraşıyorum, sabaha kadar uyumadım.”

İki yıllık sevgilimi bana mı söylüyordu, belli ki ağlamıştı ve benden gizliyordu. Koltuğa oturduğum da her zaman ki gibi kemerime uzanıp taktı. Başımı yana çevirdiğim de yutkunduğunu hissettim. Sıcak bedeninden sop soğuk öpücük alınca içime bir kor dolmaya başladı. İçimdeki kötü his yine bedenimi sarmaya başlamıştı.

Ben restorana gidip kahvaltı yapacağız zannederken o beni kız kulesinin karşısına getirmişti. Arabayı yine kıyıya sıfır durdurup stop etmesi benim sonumu getiriyor gibiydi. Selin olduğumu öğrendiğini düşünmüştüm. O hamle yapmadan özür dileyip kendimi ifade etmek zorundaydım.

“Selim, özür dilerim. Ben… Açıklayabilirim.”

“Biraz bana izin verir misin?” deyip yutkundu. Denizi izlerken içinden ne geçiyordu tahmin edemiyordum ama yüz ifadesi hiç hoşuma gitmemişti.

Burnunu çekip derin bir nefes aldıktan sonra, konuşmaya başladı.

“Bu konuşmayı yapmadan önce şunu bilmeni istiyorum. Gerçekten uzun uzun düşündüm. Ani aldığım, ileri de pişman olacağım bir karar olmadığını bilmeni istiyorum.”

Yüzünden ve gözlerinden uzun uzun düşündüğü belli oluyordu.

“İlişkimizin başından beri, gel Selim git Selim, bitti Selim, başlayalım Selim deyip durdun. Sen geldin, operasyonun tam ortasında dahil oldun başarısız oldum. Normalde kimliğini didik didik etmem gerekirken ben sana güvendim…”

Öyle bir konuşuyordu ki, suçluluk duyup Allah razı olsun diyesim gelmişti.

“Senden hoşlandım, bunu anladığında dersi bahane edip beni kendinden uzaklaştırdın, sonra ne oldu bilmiyorum mesaj atıp kafamı karıştırdın, derken vuruldum bu sefer de kardeşimin seni odaya almaması bahanesiyle ayrıldın. Onda da yine geldim. Adım attım…”

Bir silah olsaydı vurun lan beni derdim. Vay bee ben neymişim. Neler etmişim.

“Önce Seda’yı kıskandın, sırf sen iyi hisset diye kızın evine düzenek kurdurup doktorları ayağına getirttim.”

Karnımı şişirip, burnumdan kendime acıyan bir gülüş yaptım. Başkası olsa, Selim’in omuzuna destek dokunuşu yapıp, hapse girmiş birine Allah kurtarsın dedikleri gibi derdi. Adam bana nasıl katlanmıştı, helal olsun vallaa diyordum.

“Olayda hiç bir suçum olmamasına rağmen arkadaşın Doğan’dan ayrıldı diye uzaklaştın, yalanlar söyledin, benden kaçtın, yetmedi yine ayrıldın. Mesleğimden men edilecekken bile benim derdim sendin, Allah razı olsun arkadaşım istediğini yaptı da tekrar başladın…”

Susması, “bana bir şeyler söyle” der gibi değildi, öldürücü darbeyi söyleye bilmek için dinleniyordu.

“Ama artık dayanamıyorum Nurseli, bu sefer ki bardağı taşıran son damla oldu. Yine sebebini anlamadığım bir nedenden dolayı ayrılmayı istedin ve bu sefer de en yakın arkadaşımın kendinde değilken yaptığını kullandın, Nurseli ben artık çok yoruldum. Bu toksik ilişki beni tüketti artık. Bana bir şey söylemiştin hatırlıyor musun?.. Biteceği zaman buraya gelelim, burada söyle’ diye…”

İki yıldır biriktirdiklerini iki dakikada söyleyip, bir çırpıda bitirmişti. Dur yapma etme özür dilerim dememe bile firsat vermiyordu.

“Nurseli, seninle arkadaş olurum demiştin ama ben onu da istemiyorum, senden bir şey rica ediyorum, benden sonra hayatına devam et, kendini benim için hırpalama değmem… Biraz klişe olacak ama sen benden daha iyisini hak ediyorsun, gerçekten mutlu olacağına eminim. Sadece senden bir ricam var. O kişi bana yakın biri olmasın, emniyetten olmasın, arkadaşlarımdan olmasın.”

Kulaklarım sağır olsaydı daha mı iyi olurdu. Bunları duymazdım. Gözlerim kör olsaydı daha mı iyi olurdu, böyle kan ağlamazdı…

Bir sözü yüreğime mızrak gibi saplanırken, diğer sözü o mızrağı çekiyor kalbimi parçalıyordu. Bütün duygularım un ufak olmuşken bir güçle kemerimi çıkarttım…

Nefes almak için değil, oradan uzaklaşmak için kapıyı açmıştım. Selim’in abim olup olmadığını öğrenmeden şutlanmıştım. Bir şey söylemek istemiyordum çünkü biliyordum bu böyle bitmeyecekti…

Konuşmak istemedim çünkü bana karşılık söyleyeceği şeylerin kalbimi derinden etkileyip kendinden soğutmasını istemedim.

Sustum çünkü DNA testi yapılmadan birlikte olmamızın bir anlamı olmayacaktı. Bütün kaderim Okan ve abimdeydi. “Görüşürüz!” deyip kapıyı kapattım.

Neden böyle söylemiştim bilmiyordum… Nereye gidecektim bilmiyordum…

Ağlayamadan boş boş yürümeye başladım…

<br>
0
Please leave a feedback on thisx

Selin, hiç bir tepki vermeden, “Görüşürüz!” deyip gitmişti. Selim bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordu ama Nurseli bekliyormuş gibi gitmişti.

Direksiyona başını dayayıp ağlarken kapısı açıldı, çoktan pişman olmuş bir şekilde kapıyı açan kişiye dönüp heyecanla, “Nurseli?” dedi ama gelen Alp’ti.

“Gel… Gel gidelim hadi.”

“Gitti Alp, gitti…”

“Ver elini, in aşağı hadi.”

Selim, Alp’in yardımıyla arabadan inince karşısında Doğan’ı görüp ağlayarak sarıldı. “Pişman oldum, ikinci defa pişman oldum.”

“Gel abi gel. Bitti demekle bitmiyor, o kadar kolay değil. Binin gidin hadi…”

S: “Doğan, bırakma onu git peşinden.”

D: “Tamam, onun aklı başına gelip, dönmeden siz gidin. Alp, kemeri tak, kapıyı da kilitle.”

A: “Tamam. Dikkatli ol, Selim’i bırakıp gelicem.”

D: “Selim, o yanımdayken arayamam haberin olsun.”

S: “Bebeğime iyi bak Doğan, sana emanet…”

Doğan bir şey söylemeden kapıyı kapattı.

Alp, arabayı çalıştırıp yola koyulurken Selim camdan bakıp ağlıyordu…

… Dizlerimde derman bitene kadar yürüyüp Selim’in beni kucağına aldığı yere gelince, “ben ne yapıyorum yaa!” dedim. Bu kadar mıydı, bu kadar basit miydi. Olmaz olamaz, o beni bırakmaz, o arabada yine bir şeylerim kalmıştı hiç bir yere gidemezdim…

O araba da umutlarım kalmıştı, aşkım kalmıştı, canımın içi, yaşama sebebim kalmıştı. Onlar olmadan ben nereye giderdim….

Geriye dönüp koşmaya başladım, yıllar önce Selim giderken olduğu gibi yine koşmaya başladım. “Selimm gitmee!” bırakma beni Selim!..

Ben Selim’in arabasına yaklaştıkça o uzaklaşıyordu…

…”SELİİİİİİİİİMMMM… GİTMEEEE!..”

•••“O BEN DEĞİLİM! O BEN DEĞİLİM! O BEN DEĞİLİM!..”

…“SELİİİİİİMMM… BIRAKMA BENİ…GİTMEE!..”

•••“DURMAAA… SAKIN DURMAAA… SAKIN DURMAAA!..”

…”SELİİİİİMMM… ALLAH’ININ AŞKINA KIYMA AŞKIMA… SELİİİİİİİİİMMMM… GİTMEEE!”

Abimin kollarından kurtulmaya çalışırken bağırıyordum ama Selim durmuyordu.

“AAABİİİİ BIRAAAAKKK!..”

“GİTME DUR, YETİŞEMEZSİNNN!”

“BIRAAAAAAKKKKK!..”

Abim doğru söylediğini göstermek için beni bıraktığında yayından kurtulan ok gibi fırladım. Bir yandan koşuyor bir yandan bağırıyordum.

“SELİİİİİİİİİİİİİMMMM…

“SELİİİİİİİİİİİİİMMMM…

“SELİİİİİİİİİİİMMMMM…

“GİTMEEEE!..”

••• “Alp, dur… Alp dur dedim duuurrr… Alp!..”

“Olmaz Selim, olmaz kardeşim. Buraya kadar gelmişken olmaz.”

“DUUURR DEDİM LAN SANAAA, NE LAFTAN ANLAMAZ İNSANSINNN DUR DEDİMMM… DOĞAN OLSAYDI DURURDUUU. SEN HEP BÖYLEYDİNNN, DUUURR DİYORUM SANAA!”

“EVET, DOĞAN’LA BEN FARKLIYIZ TAMAM MI, SENİN PİŞMAN OLACAĞINI BİLDİĞİMİZ İÇİN BANA “SEN GÖTÜR BEN DURURUM, HER ŞEY BERBAT OLUR” DEDİ.”

“AAALLLPPP YALVARIRIM DUR. YOK,

CAN FALAN YOK.

BIRAK CANÂNIMA GİDEYİM BIRAK…

GİTTİ… O SELİM GİTTİ. O BEBEK BENİMDİ… YİNE BANA GELDİ… KENDİ GELDİ…

BIRAK ALIP GİDEYİM ONU.

DEDİĞİNİZİ YAPAYIM. BIRAAAAKKK… DUUUURRR. LÜTFEN…”

Alp, “Üzgünüm kardeşim duramam.” derken bir yandanda Selim’in kemeri açmaması için engel oluyordu.

Selim, saçlarını çekerken yan aynadan Selin’in koşuşunu ikinci ve belki de son defa görüyordu. Sesini duymamak için camı kapattıktan sonra yumruğunu dudaklarına bastırıp dişlerini sıktı… Selin, yere düştüğünde ise gözlerini yumdu…

••• Selim, küçükken bi arabada götürüldüğü için durup bana koşamadı onu anlamış hak vermiştim ama şuan beni duyup gördüğü hâlde durmayıp aksine hızlanmıştı…

Yere düştüğümde abim tutup kaldırdı. Küçükken olduğu gibi yine soyulmuş elime bakıp, “Gitti…” dedim “Selim gittiii…” Kendinden geçmiş vücudumu kendine çekince ağırlığımı kollarına bıraktım.

Çok değil azıcık istediğimi anlaması için baş parmağımla işaret parmağımın ucuna bastırdım…

“Aaaabiii bir kere, bir kerecik sarılayım birazcık. şu kadarcık, sonra atın beni şu denize çırpınırsam Allah belamı versin.  Bir kere abii, bir keree son kez kokusunu alayım, yüzüne bakayım.”

“Hadi Nurseli, hadi canım.”

Abim beni sürükleyerek arabaya oturtup Selim’in aksi yönünde sürmeye başladı. Selim İstanbul’un bir ucuna giderken ben de diğer ucuna gidiyordum…

Bu geçtiğimiz yollardan bir daha asla geçmeyecektim. Denizin bu bölümüne asla gelmeyecektim. Kız kulesini bu son görüşümdü…

Araba sallandıkça başımda sallanıyor, ilk defa bayılmak için yalvarıyordum, hayat dursun istiyordum ama o inatla akıp gidiyordu…

Bir yere geldiğimizde abim arabayı durdurup kornaya bastı. Elinde şırınga ile yanımıza yaklaşan kişiyi ilk defa görüyordum.

“Geçmiş olsun. Nurseli’ydi değil mi?”

Benim tanımadığım adama abim cevap vermişti.

“Evet Nurseli!”

“Nurseli şimdi benim için biraz yumruk yapabilir misin?”

Hayatın bana attığı yumruk gibiyse çok ağır olurdu. Onun istediği ve kaldıracağı kadar yumruk yapıp damarlarımı ortaya çıkarttım. Bunu neden niçin yaptığıma dair en ufak bir tahminim yoktu. Kendimi tamamen abimin inisiyatifine bırakmıştım…

•~~~~~~•

Hakan, yaklaştıklarının haberini alınca kapıya çıkıp onları beklemeye başladı. Alp, Selim’i Hakan’ın yanına getirmişti. Hakan, kapıyı açınca Selim kendini abisinin kollarına bıraktı,

“Durmadı abi, dur dedim durmadı, bebeğim düştü yine, eli kanadı dizi kanadı, benim yüreğim kanadı ama o durmadı.”

“Tamam kardeşim tamam. Gel hadi.”

Alp, ile koluna girerek Selim için ayrılan odaya girdiler. Hakan, Selim’e serum takıp sakinleştirici iğne vurdu.

“Yalan söyledim abi, hiç birini içimden gelerek söylemedim. Üzdüm onu. Yoruldum dedim bıktım dedim ama yemin ederim doğru değildi. Ben onu ölene kadar beklerdim, bıkmadan usanmadan beklerdim abiii…Annem gibi yaptım abii, annem gibi… Ağladım, onu duymamak için camı kapattım. Görmemek için gözlerimi kapattım. Annem yıllarca unutmadı ben nasıl unutucammm. Abi ben nasıl unutucaaamm…”

Selim, beş dakika sonra göz yaşları içinde uykuya daldı. Elif, abisinin başını okşarken, “Zorunda mıydı abiii, mecbur muydu?” diye ağlayarak Hakan’a baktı.

“Mecburdu Elif, Selim yaşarken zorundaydı.”

Leyla, Selim’in bu halini görünce Nurseli’yi merak etmişti.

“O nasıl kim bilir?”

A: “Berbat… Ne yalan söyliym bi ara duracaktım, bağırmasına dayanamadım. Bir insan birini peşinden o şekilde bağırtıp nasıl gidebilir. Ben nasıl bu kadar gaddar oldum. Şaşırıyorum kendime.”

E: “Nerede şimdi. Bayılmış mıdır?”

H: “Hayır bayılmamış, ben ona da sakinleştirici verdirdim. Akşam uyandığında Sivas’ta olacak.”

E: “Bitti haa, bütün hayaller, umutlar, devlerin aşkı… Onlar gibi sevip sevilmeyi istediğim örnek aşk bitti haa?..

•~~~~~~• bir gün önce •~~~~~~•

O: “Alo!..”

Z. “Okan abi merhaba ben zafer.”

“Efendim zafer.”

“Abi, Nurseli aradı. Avukata ihtiyacımız var dedi.”

“Allah Allah, ne oluyor bu kıza yaa, bir hafta da iki vaka? Sen ne dedin.”

“Bu aralar yoğunum dedim, Sana sormadan kabul etmedim ama şüphelenmesin diye numaramı verdirttim.”

“İyi yapmışsın da hat kimin üzerineydi.”

“Basri abinin üzerineydi sıkıntı çıkmaz.”

“Anladım zafer. Sen hemen hattı çıkart at.”

“Tamamdır.”

“Ben artık içlerindeyim, bir şey olursa ilgilenirim. Nurseli ne için olduğunu söyledi mi peki?”

“Yok abi de yanındaki avukata ihtiyacım var diyen adam yüz yüze görüşme talep etti. Doğan Bilgin.”

“Doğan mı? O komiser, zafer! Oooofff ben onun karısını getirtmek için uğraşıyorum o nerelerde… Selin’den dolayı Selim’i öğrenmiş olabilirler. Sen bütün bağlantıları yok et.”

“Okan abi, iyi de artık zamanı gelmedi mi? Öğrensinler.”

“Olmaz! Nurseli Fatih Selim’e aşık oldu, onlar ayrılmadan olmaz.”

“Onları nasıl ayıracaksın?”

“Bi bilseeemm. En başta yanığı dinleyip Nurseli’yi uzaklastırsaydım böyle olmazdı, kızı ortadan kaldır dedi, dinlemedim.”

“Aaabiiii?.. Ortadan kaldır derken.”

“Oğlum, bi burs bahane edip yurt dışına okumaya göndercektim, normalde ikinci plan oydu ama ben buradayken halletmek istedim ağzıma gözüme bulaştı. Sen sen ol, her zaman büyük sözü dinle!”

“Dinledim zaten abi!”

“Ne dinledin oğlum.”

“Sizi dinledim abi, üçünüzü. Yanık abimi dinlemeseydim şuan batağın, batağına düşmüştüm.”

“Yanık sende ki o cevheri görmese bir şey yapmazdı.”

“Abi, biliyo musun ben yıllardır pişmanlık duyuyorum. Batak bizi korkutmuştu. Sizi de onun gibi yakarım diye tehdit ediyordu. Ben o yüzden yanık abiye öyle davranıyordum ama o kin tutmadı abilik yapıp elimden tuttu. Beni buralara kadar getirdi.”

“Sebebini biliyor musun pekii?”

“Hayır abii?”

“Siz onu yere yatırınca sen yanık tarafını serbest bırakıyormuşsun. ‘Bu çocuk batak’tan korkuyor’ dedi.”

“Gerçekten mi abi, anlamış mı?”

“Anlamış anlamış. Bana bak onlardan birini görmedin değil mi?”

“Yoookk abi çok şükür görmedim. Devlet korumasında olduğum içinde rahatım. İsmimi cismimi bilen yok.”

“Ah ulan, Cingöz’le ikizi de ikna olsaydı ne olurdu.”

“Abi!.. Selim’le Furkan komiseri vuran Cingöz’le ikiziymiş!”

“Aynen kardeşim. Cingöz Selim’i vurunca Furkan’da ikizini vurmuş.”

“Cingöz acayip kinlenmiştir abi. Kendine koruma alsa bari.”

“Onlar korumayı evdeki ana duasıyla bellerindeki tabancadan alıyorlar ama haklısın Cingöz intikamını almadan bırakmaz…”

… “Ben yarın Ankara’ya gideyim o zaman, burada bir işim kalmadı değil mi?”

“Tamam gidebilirsin.”

“Oh bee, nihayet abime kavuşacak kendi adımla avukatlık yapabileceğim.”

“Bana bak, burada olanlardan bahsetme, yakında ameliyat olacak. Öğrenirse canıma okur… Canımdan korkmuyorum, benim korkum ameliyat olmaktan vazgeçmesi. Ameliyattan vazgeçerse büyük kavuşma gerçekleşmez, büyük kavuşma gerçekleşmezse düğün olmaz, düğün olmazsa bebek olmaz, bebek olmazsa da ben amca olamam. Duydun mu beni.”

“Abiii, bütün meclisi ayağa kaldırıcam, açık oylama ile o düğünü yapıp el birliği ile seni amca yapacağız sen hiç merak etme?”

“Referandumda yapsak onun inat kırılmaz oğlum ama sana güveniyorum. Sen oradan ben buradan, anlaştık mı?”

“Sen şimdi ne yapacaksın abi?”

“İlk olarak, Hilde’yi uzun süre burada tutmaya çalışıp, Doğan’ı Nurseli’den uzaklaştıracağım. Sonra da bir yolunu bulup Selim’le ayıracağım. Bir de Selim’den şüphelendilerse beni de araştırırlar, açık vermemeye çalışacağım.”

“Senin işin de zor abi. Allah kolaylık versin.”

“Sağol kardeşim, hadi iyi geceler.”

•~~~~~~•

… Karanlıktan cehenneme uyandım, karanlıktan karanlığa uyandım, karanlıktan aydınlığa da uyandım ama ilk defa karanlıktan kusmaya uyanıyordum…

“Ööööğğgggkk!”

“Nurseli, uyandın mı?”

“Midem bulanıyor!”

“Tama… dur… sakin ol… hemen camı… açıyorum… şurada poşet olacak… market poşeti al…”

“Abi, bana sakin ol diyorsun ama sen paniksin?”

“Ay ne bileyim kızım, ben ne yapacağımı biliyor muyum?”

“Hilde’nin sancıları tutunca ne yapacağını görebiliyorum.”

“Sende biliyorsun değil mi? Aldırmayacak.”

“Abii, anası belli babası belli. Neden aldırsın?”

“Bana göre hiç bir bebeğe kıyılmaz ama şuan Hilde’nin sağlığı söz konusu.”

“İyi olacak merak etme. İkisi de iyi olacak.”

“Sen nasılsın?”

“Bende iyi olacağım abi, kendimi toparlayıp Selim’in karşısına öyle çıkıcam, arkamda hiç bir soru işareti kalmadan dikileceğim karşısına ve o tek halkalı kelepçeyi takacağım parmağına.”

“Hadi bakalım kısmet, şurada bir şeyler yiyelim de mide bulantın geçsin.”

Dinlenme tesisine girdiğimiz de Sivas’a yaklaşmış olduğumuzu gördüm.

“Ben kaç saattir uyuyorum?”

“Dokuz on.”

“E yuh artık abii, komaya soksaydınız?”

“Sen o kadar uyudun ben ne yapayım?”

“Kaç gündür uyumamıştım ondan herhalde.”

“Kendini topla, direk hastaneye gidiyorum. Hilde seni görmeden eve bırakmaz.”

“Buna güpegündüz adam kaçırmak denir.”

“Sen adam kaçırmayı görmemişsin. Gel desem gelmezdin benim de aklım sende kalırdı.”

“Sende uyutayım da götüreyim mi dedin?”

“Aynen?”

“İğneyi yapan kimdi?”

“Eczacı bi tanıdık.”

“Selim biliyor mu?”

“Bundan sonra seninle ilgili bir şeyi bilmek zorunda değil. O yüzden hayır bilmiyor.”

“Neden tamamen bitmiş gibi konuşuyorsun abi.”

“Nurseli, ben arkadaşımı tanırım, şimdi sen ısrar ettikçe o kendini naza çekip kaçacak, sende yıpranacaksın.”

Abimin yemin etmesine gerek yoktu, ben arabanın peşine koştukça onun hızlanmasından anlamıştım zaten…

“Pislik.”

“Bazı huyları değişmiyor işte ne yapalım.”

“Ben değiştireceğim ama görürsün.”

Bir kase mercimek çorbası ve salata yiyip yola koyulduk. Akşam saatlerinde koridorda yürürken sersemliğimin devam ettiğini farkettim.

Düşmemek için duvara uzanırken abim yine kendine çekip kolumdan tuttu. Koridorda ilerledikçe başım zonklamaya başlamıştı.

Hilde’nin beni bu halde göreceğini düşündükçe daha fena oluyordum. Kapıya doğru yaklaştığımızda Okan abinin yüzünde ki ifadeyle neye uğradığımızı şaşırdık. Abimle “ne oluyor” der gibi bir birimize baktık.

Abim, beni bırakıp, “Hildeee!” diye çığlık atarak koşarken: ben, içi boş un çuvalı gibi yere düşmekten son anda kurtulmuştum…

Okan abi tutmuştu.

Bir abimden diğer abime yığılırken aynı yüz ifadesiyle yüzüme dokunup, “Ne oldu?” dedi ağlamaklı bir sesle.

“Hildee?”

“O iyii, sana ne oldu?” derken ki haline “o kadar kötü mü duruyorum ya” demek istemiştim ama bunu gözümden damlayan iki damla yaşla gösterdikten sonra yüzümü koluna kapattım.

Bebek tutar gibi belimden sarılıp, “Nurseli, ne oldu canım.” deyince ne ara bu kadar samimi olduk diye düşündüm.

Kendimi ondan uzaklaştırmaya çalıştım, Selim görse ikimizin de sonu olurdu. Sonra vazgeçip kendimi bıraktım. Görürse görsün. Kiminle nasıl olduğum onu ilgilendirmezdi.

Elimden tutup kaldırdıktan sonra kapıdaki koltuklardan birine oturttu.

“Bir şeyler getireyim mi? İç kendine gel. Öyle gir.”

“İyi olur.”

Bana el bebek gül bebek gibi davranıyordu ama ben nedense ondan negatif bir elektrik almıyordum. Selim’le abimin güvenini de bu sayede kazanmış olmalıydı…

•~~~~~~•

Doğan, Okan’ın yüzünde ki üzüntüden Hilde’ye bir şey oldu zannedip odaya koştuğunda Hilde elinde iki top ile sağ elini açıp kapatıyordu. Filiz, bağırtıya irkilip ayağa kalkmıştı. İkisi de şaşırmış gibi bakınca Doğan içeriye doğru bir adım atıp duvara dayanarak oturdu.

Başını elleri arasına alıp, “Bir şey oldu sandım laaann!” dedi ağladı.

“Iııııııığğğhhh?”

F: “Neden diye soruyor, anlayabildin inşaallah.”

Doğan başını kaldırıp, Filiz’e kızdı. “Anladık herhalde!.. mal kapıda öyle bir duruyordu ki. ölü görmüş gibiydi.”

“Seni görmüştür, berbat duruyorsun.”

“On iki saattir yoldayım. Olsun bi zahmet.”

“Sen dinlenme tesislerine falan girmedin mi?”

“Girdim.”

“O zaman burada ne işin var, git eve duş falan al dezenfekte ol öyle gel çabuk çık.”

“Tamam be! çıkıyorum.”

Doğan, ciddiye alıp dışarı çıkınca Okan’ı Nurseli’yi koltuğa oturturken gördü. İlk seferinde olduğu gibi Nurseli’ye aşırı derecede ilgili davranıyordu. Bir süre onları izledikten sonra, “Ne saçmalıyorum lan ben, o benim karım.” diyerek tekrar içeri girdiğinde Filiz’le Hilde’nin güldüğünü görüp, “Ha ha haaa çok komik” dedi.

Lavaboya gidip elini yüzünü yıkadıktan sonra Hilde’nin baş ucuna gelip alnından öptü.

F: “Doğan’ın genel mizacı buymuş Hilde, seninle alakası yokmuş!”

“Çıksana kız sen, karımla baş başa bırak beni.”

“Yemezler enişte, nasıl korkuttum seni amaa?”

“He hee, en korkunç sensin, senden daha korkuncu yok. Çık git, bir de kapıdakini korkut. Oda endişelendi.”

“Aa! Nurseli geldi mi?”

“Karım ister de ben getirmez miyim ama hâli berbat, onu bu şekilde buraya almam, götür elini yüzünü yıkayıp getir.”

“Tamam. Ben çıktım.”

… “Eee ne haber Hilde hatun, nasılsınız? Başka buyruğun varsa de hele.”

“Iııııııığğğhhh?”

“Gittim, baktım annesi iyi aldım geldim ama en fazla iki üç gün, tekrar gidecek.”

“ıııııııığğğhhh?”

“Ailesinden o kadar izin aldık canım. Koca bir sene oldu. Kızlarını yanlarında istiyorlar.”

“ıııııııığğğhhh…”

“Sen nasılsın, doktorunla konuşacağım, ilk fırsatta gidiyoruz.”

“ıııııııığğğhhh?”

“Selim yine çuvallamış, Bu adam nasıl polis oldu anlamadım. İki tokat atıp konuşturmak yerine delilde delil dolanıyor akşama kadar.”

“:) Iııııııığğğhhh…”

“O yüzden iş sende bitiyor Hilde hatun, ben sana ne kadar mecburum bilemezsin.”

•~~~~~~•

Okan abinin getirdiği su ve Filiz’in yardımıyla Hilde’nin yanına doğru yürüdük. Okan abi girişe kadar yardımcı olduktan sonra beni tamamen Filiz’e bıraktı. Hilde’nin bir zamanlar bana yap dediği mış miş oyununu oynayacaktım ama bana bakışını görünce dayanamayıp ağlamaya başladım.

“ıııııııığğğhhh?..”

“özür dilerim Hilde, ben iyi değilim götürme dedim ama abim dinlemedi.”

“ıııııııığğğhhh?”

“Hildee… Ben… Ben ailemi gördüm.”

“ıııııııığğğhhh?!”

D: “Sırası mı kızım şimdi.”

“Abi, bilirse daha az üzülüp merak eder.”

“ıııııııığğğhhh…”

“Öyle işte, benim çocukluk arkadaşımla nişanlanan da kardeşimmiş?”

“ıııııııığğğhhh…”

“Hemen atlama kız, hani DNA testi yapacaktık.”

“Abi, ona teste gerek yok, o her türlü kardeşim çünkü annem onu emzirmiş.”

“Haaa?.. Öyle söylesene. Bende dereyi görmeden paçaları sıvama diyecektim.”

“ıııııııığğğhhh…”

“İyiyim canım merak etme. Testi yaptırınca daha da iyi olacağım.”

“ıııııııığğğhhh…sss”

D: “Ne diyorsun hayatım, tahtaya yazalım mı?”

“Hayır abi yaa, kendi söylesin. Tembelleşmek yok.”

“Sss…”

“S cepte!”

“LLLL…”

“L mi?”

“ıııııııığğğhhh…”

“S ve L devam et.”

“MMMM”

“S L M?”

“ıııııııığğğhhh…”

F: “Selam?”

“ıııııııığğğhhh!..”

“Selim mi?”

“ıııııııığğğhhh…”

F: “Selim olsaydı tahtada resmini gösterirdi.”

“ıııııııığğğhhh!..”

“Olmayan kişinin olmayan resmini nasıl göstersin Filiz, o Selim abimi soruyor.”

“ıııııııığğğhhh…”

“O kayıp Hilde, hâlâ bulunamamış!”

“SSSLLLMMM?” (tahtaya bakarak)

“Selim’e söyleyemedim, abimin açtırdığı dosyayı biliyor musun?”

“ıı vv ttt!”

“Onu kapatınca söylicem.”

D: “Hay maşaallah kız, demek burada bir hafta kalsan bülbül gibi şakıtacan karımı?”

“Anlamadım abi, kalmayacak mıyım kii?”

“Hayır Okan’la döneceksin… Okan!.. pardon sana sormadan emri vaki gibi oldu ama!”

“Estağfurullah Doğan komiserim. Başımla beraber.”

“Abi neden gidiyorum?”

“Babandan iki gün için izin aldım o yüzden.”

“Keşke ben alsaydım, daha uzun verirdi, neyse ben telefonla alırım.” (kinayeli bir şekilde)

“Ben o kadar istedim o kadar izin verdi. Sen git daha uzun izin al tekrar gel. Buradayken izin alırsan benim sözümü tutmamama sebep olursun. Okan sen ne zaman dönüyorsun.”

“Bende bir iki gün sonra Ankara’ya uğrayıp öyle gidecektim ama direk giderim farketmez.”

“Hayırdır yaa, ne var Ankara’da milletvekili akraban mı var yoksa?..”

“Var bir iki ahbap ama milletvekili değiller, ben Ayşe’yi görmeye gidecektim.”

“Ayşe nerede ki?”

“Ankara’da ailesinin bi akrabasına gitti.”

“Allah Allah kim ki?.. Bildiğim kadarıyla Ankara’da kimsesi yoktu.”

“Babasının uzaktan akrabasıymış!..”

•~~~~~~•

Okan abi, Filiz’le beni abimin evine bırakıp gitmişti, kazadan sonra buraya ilk defa geliyordum. Girişte durup ağlamaya başlayınca Filiz de girmekten vazgeçti.

“Bende ilk gelince senin gibi oldum.”

“İz var mı?”

“Hafızamızdakileri silemezler ama merdivenlerde yok, duvarı da boyamışlar.”

“Ben oraya çıkmasam. Burada uyurum.” deyip çardağı gösterdim

“Sen bilmiyorsun ama burası çok gıcık bir yer, gündüzleri yaz sıcağı geceleri kış soğuğu. Hasta olursun.”

“Biraz kalayım o zaman, hazır hissetmiyorum.

“Peki tamam, kalalım. Anlat bakalım ne oldu, o ağlamanın gerçek sebebi ne?”

“İnandırıcı değil miydi?”

“I ıh!”

“Ama Hilde inanmış gibiydi.”

“Hilde, anneni hasta bildiği için mecbur kaldı diyelim.”

“Sabah Selim’le ayrıldık.”

“Yine mi Nurseli yaa, bu sefer neden ne kadar sürecek peki?”

“Bilmem, Selim bi zaman vermedi.”

“O ne demek yaa, ne demek Selim zaman vermedi.”

“Ben yoruldum artık ayrılmak istiyorum dedi. toksik ilişki dedi. Benden daha iyisini hak ediyorsun dedi.”

“Hadi be oradan saçmalama, Selim öyle bir şey söylemez.”

“Hayatı kendine zehir etme ben değmem dedi. Haa bir de birlikte olacağın kişi tanıdığım olmasın diye üzerine basa basa söyledi.”

“Akşam akşam iyi eğlendin haa!”

Ben gözlerine ağlayarak bakınca şaşırdı. “Sen ciddisin. Ama neden? Selim böyle bir şey yapmaz ki?”

“Yaptı işte. İki yılımızı iki dakikada bitirdi.”

“Sen ne dedin pekii.”

“Bir süre inip yürüdüm sonra gelip yalvaracaktım ama o gitti. Ben arabanın peşinden koştum bağırdım ama o durmadı.”

“Selim!.. Şu: merhameti, merhameti kıskandıran Selim mi durmadı.”

“Evet. koştum düştüm ama durmadı.”

“Nurseli bu işin peşini bırakma, bir şey olmalı. Ne bileyim başı belada olabilir, bir aylık ömrü kalmış olabilir. Bir şey vardır…”

“Ne yapacağım peki.”

“Sen şimdi git. Biraz toparlan daha iyi olunca düşünelim olur mu? Ben yarın eve gidiyorum. Daha sonra tekrar buraya geleceğim. En geç altı ay sonra da İstanbul’a geleceğiz. Hatta daha erken bile gelebiliriz. Okan buraya onun için gelmiş.”

“Ne için?”

“Doktorlarla konuştu, en kısa sürede İstanbul’a aldıracakmış?”

“Okan’ın tanıdığı falan mı varmış?”

“Yooo. Kendi görev yaptığı hastanedir herhalde.”

“Okan doktormuymuş, kriminalist?”

“Nerede kriminalist?”

“Emniyetteee, Selim’lerin orada?”

“Bende diyorum Hakan’ın arkadaşı herhalde.”

“Doğan abi biliyor mu acaba?”

“Biliyordur… Dediğimi yap, kendini derslerine ver. Kafana takma gelince bakarım ben o Selim beyin icabına tamam mı, hatta Hilde tek eliyle halleder onu merak etme.”

Filiz’e gülümseyip bakınca ayağa kalkıp bileğimden tutarak beni merdivenlerden çıkartmaya çalıştı.

Her adımda daha kötü olunca elimi duvara dayayıp gözlerimi kapattım. Hilde’nin düştüğü yere gelince daha fazla dayanamayıp kendimi yere attım.

Ağlamama gelen Nur teyze yüzüme dokunup teselli etmeye çalıştı.

“Benim yüzümden Nur teyze, ben tutamadım. Abim bana inanmadı. Benim yüzümden.”

Ben kendimi kaybetmek üzereyken, Nur teyze, “Filiz, eşyalarını al, merkezdeki evde kalın hadi kızım.” deyip arkasına döndü “Oğlum, sen de kızları bırak gel, yolda abini ara uyumasınlar.”

… Çok şükür bu evde kalmak zorunda kalmamıştım.

Ertesi sabah erkenden hastaneye gittik. Öğlene doğru Hilde’nin doktoru odaya gelip muayene etti. Hepimiz heyecanla doktoru bekliyorduk. Abim hariç…

“Evet Hilde, hazır mısın?”

“Hııı.”

“Ooo süpersin!.. Bakalım burada ki yolcumuz serüvenini tamamlamış mı?”

Doktorun yüzünde ki şekle göre sevinip yada merak ediyorduk. Doktor farkedip bize tebessüm etti.

“Yüz ifademle karar vermeyin olur mu? Ben sadece bebeğe bakmıyorum, rahîm içi suya duvarın kalınlığına, kanama olup olmadığına bakıyorum. Yüzüm de o sebeple şekilden şekile girebilir. Ben aynı mimikle kalamıyorum maalesef.”

Abim bitsede gitsek der bir ifadeyle, “Ne kadar sürecek bu?” dedi Hilde’nin karnında dolaşan alete bakarken. Hilde, tepkisinin nedenini anlamış gibi, “Aacm mm ooo!” deyince abim dudaklarını yana doğru yamultup gözlerini belerterek, “Hiç inandırıcı gelmiyor.” dedi

Gerçekten de acımıyor olamazdı, çünkü doktor bütün gücüyle bastırıyor gibiydi. kaygan sıvı olmasına rağmen ara ara kaldırıp tekrar bastırıyordu. Karnında kızarıklık olmasa belki biraz daha inandırıcı olabilirdi…

“Evet, Hilde’ciğim bebek rahime inmiş. Seni bir kaç gün bekletme sebebim belki kalp atışlarını duyabiliriz diyeydi. Bi deneyeceğim ama çok bi beklentiye kapılma olur mu?”

Hilde’yi bilmiyordum ama Filiz’le ben acayip bir beklentiye girmiş ellerimiz ağzımızda çıt çıkartmıyorduk.

pür dikkat ekrana bakarken her şeyin yolunda gittiğini gösteren inceden bir ses duyduk. Abim ilk olarak önemsememiş ama sonrasında çıkan sesi duymak için başını makineye yaklaştırmıştı.

“Evet, kalp atışlarımız da var. Şimdiki hâl her şey yolunda. Her şey sana bağlı Hilde.”

Abim, doktorun aleti çekmesiyle ağlayarak dışarı çıktı, bende koşup arkasından yetişerek boynuna sarıldım.

“Çok güzelmiş Nurseli?”

“Daha da güzel olacak abim?”

“İnşaallah, inşaallah…”

… Hilde’nin muayenesinden sonra abim Filiz’i otobüse bindirip gelmişti. Akşama kadar Hilde’nin yanında kalıp sonra eve gitmiş refakatçi olarak ben kalmıştım…

•~~~~~~•

Doğan, Okan ile kantinde oturuyordu.

“Bak Okan, İstanbul’da Nurseli ile sen ilgileneceksin. Sana emanet ediyorum, gözümü arkada bırakma sakın.”

“Başım gözüm üstüne ama Doğan komiserim, Nurseli neden bu halde?”

“Sorma Okan, Selim Nurseli’den ayrıldı.”

“Neden?”

“Nurseli’nin öldü zannettikleri kocası yaşıyormuş.”

“Nurseli evli miymiş?!.”

“Öyle evli değil, beşik kertmesi gibi!”

“O nasıl evli sayılıyor ki?”

“Sen dini nikah ne bilmiyor musun?”

“İmam yapıyor, dua falan.”

“Dini nikâhta imam şartı yok, üç şey olsa yeterli. Bir mazi fiili ile ahd, ikincisi şahit, üçüncüsü mihir. Babası buluğa ermemişken kızını verdim derse oradakiler şahit olursa erkek tarafı da mihir verirse nikah olmuş demektir.”

“Bu kadar basit mi yaa.”

“Evet öyle, ne sandın ya?”

“Başıma gelmedi ne bileyim… Selim komiserim nasıl, ne olacak şimdi. Ne yani bu kadar mı, bitecek mi?”

“Tabi ki bitmeyecek, Selim o adamı bulup vuracak ve nikahta ortadan kalkacak. Sonra da Selim’le Nurseli evlenebilecek… Onlar erecek muradına biz çıkacağız kerevetine.”

“H.Ha.Hayırlısı o.o.olsun.”

“Okan?!. Sen kekeliyor musun?”

“Ç.ç.çocukluktan g.g.gelen bir şey. Ü.ü.üzülünce oluyor. B.ben de S.Selim k.komiserime ü.üzüldüm o.o s.sebepten. Be.ben artık gideyim i.i.i g.geceler.”

“İyi geceler iyi geceler…” Git bakalım Okan bey git. Seni iyi bir sallayalım bakalım ne dökülecek…

•~~~~•

D: “Alo, Alp Nurseli’yi gönderiyorum.”

“Ne, neden?”

“Dediğiniz gibi bu Okan’da bir şey var.”

“Ne oldu?”

“S..kik Nurseli’yi öyle gördü, bi surata büründü, sandım ki Hilde’ye bir şey oldu. Bi görsen ölü görmüş sanki? Biraz önce de Selim’le ilgili bi blöf yaptım kekelemeye başladı.”

“Eee bu çok iyi bir haber. Selim’e söylemeden takip edeceğim ama.”

“Olur olur, sen nasıl uygun görürsen. O nasıl?”

“Abisiyle bi yerlere gitti. Kamp yapıyorlar, gece gündüz ormanda, bağırıp çağırıp atış talimi yapıp koşuyormuş.”

“Selim’e mi sıkıyor kendine mi acaba?”

“İçindeki öfke daha çok annesine galiba. Onu cesaretlendiren annesi olmuş.”

“Oooff ooofff, haber alırsan ara.”

“Tamam görüşürüz.”

•~~~~~~•

… Ertesi sabah Hilde ve abimle vedalaşıp Okan abi ile yola koyulduk.

Yüzümün asıklığı hiç hoşuna gitmemiş gibiydi. Sürekli beni güldürmeye çalışıyordu.

Telefondan bi şarkı açıp parmaklarıyla direksiyona vurarak ritim tutuyordu.

Teypte çalan şarkı tanıdıktı ama ses yabancıydı.

“Bu Kayahan’ın değil miydi. Kim söylüyor, sen mi?”

“Yok beee, nerde bende böyle ses. Kardeşim söylüyor. Bunu sevdiği kıza söylermiş, oda uyurmuş.”

“Miş, muş diyorsun?”

“Evet miş muş çünkü ayrılmak zorunda kaldılar.”

“Hiiii’ neden?”

“Kader canım ama kardeşim o kızı hiç unutmadı, sürekli rüyasında görüyor. İnşaallah o kızda kardeşimi unutmamıştır diye dua ediyoruz.”

“Okan abi, sana bir şey söyliym mi, eğer o kız gerçekten sevdiyse unutmaz. Mesela benim bi abim varmış, ben hâlâ onu rüyamda görüyorum. Unutamadım.”

“Nurseli, geçen gece duydum, bu gerçek aile olayı ne?”

“Bizim köyde bi akrabamız var, o bana evlatlık olduğumu söyledi. Annemin öldü dediği abim de yaşıyormuş ama kayıp. İşte ben onu hiç unutmadım.”

“Ohhh oooohhh çok sevindim… Yani şey… unutamadım demene, İnşaallah o kızla bir an önce evlenirler de amca olurum.”

“inşaallah. inşaallah.”

Gece uyumadığımın yanı sıra yol sersemliği ve şarkının etkisiyle uykum gelmişti…

•~~~~~~•

Evi beyaza boyattım

Kapısına seni yazdım

Evi beyaza boyattım

Kapısına seni yazdım

Erkenden uyandım

Yağmurlara baktım

Yağmurlara baktım

Daldım, oyalandım

Güller açılınca

Gülüyorsun sandım

Kuşlar uçuşunca

Geliyorsun sandım

Hadi geliver, hadi gülüver

Mini mini, mini minnacık

Hadi geliver, hadi gülüver

Mini mini, mini sevdacık

Evi beyaza boyattım

Kapısına seni yazdım

Evi beyaza boyattım

Kapısına seni yazdım

Merdivene dayandım

Mazimize baktım

Mazimize baktım

Daldım, oyalandım

Güller açılınca

Gülüyorsun sandım

Kuşlar uçuşunca

Geliyorsun sandım

Hadi geliver, hadi gülüver

Mini mini, mini minnacık

Hadi geliver, hadi gülüver

Mini mini, mini sevdacık.

•~~~~~~•

Okan, uyuyan Nurseli’ye bakıp sevinçle, “Heeeeyyyttt beee canına yandığım, hâlâ sesiyle uyuyor şuna bak…” deyip Selim’e eşlik ederken, bir yandan da eliyle Nurseli’yi işaret ediyordu. “Evi beyaza boyattım, Kapısına seni yazdım, Evi beyaza boyattım, Kapısına seni yazdım, Erkenden uyandım, Yağmurlara baktım, Yağmurlara baktım, daldım, oyalandım, Güller açılınca, Gülüyorsun sandım, Kuşlar uçuşunca, Geliyorsun sandım

Hadi geliver, hadi gülüver

Mini mini, mini minnacık Hadi geliver hadi gülüver mini mini sevdacik… derken telefonu çalınca şarkıya ara verip telefonu aldı, ekrana bakıp açmadan arayan kişiyle konuştu. Hissettin mi kurban olduğum. Geliyorum… Bebeğini aldım geliyorum…

“Efendim!”

“Nerdesin?”

“Yoldayım, dönüyorum.”

“Neden kısık sesle konuşuyorsun?”

“Gelirken bi kız gördüm, aldım sana getiriyorum. Şimdi uyuyor uyanmasın diye.”

“Çorum leblebisi mi lan bu? Ne demek görüp aldım.”

“Leblebi değil fıstık fıstık.”

“Fonda da benim şarkım mı çalıyor?”

“Evet, Sana senin sesinle kız tavlıyorum.”

“Yüzümü de göster yüzümü?”

“Hadi lan oradan, senin meymenetsiz yüzünü görürse kız kaçar.”

“İtiraf et, senden yakışıklıyım diye kıskanıyorsun.”

“Ne kıskanacağım bee, ayrıca ben kıza da söyledim zaten, Selim yakışıklı dedim.”

“Selim mi? Neden diğer adımı söyledin ki?”

“Neden söylemiym ki, ben seni Selim olarak tanıdım öyle de kalacaksın.”

“Tamam ama hani malûm sebepler yüzünden onu kullanamıyorum yaa, ağzını alıştırma istersen.”

“Alışsın, evleneceğin kızda Selim’immm diyecek zaten. Bence sen alış.”

“Hâlâ kendini kandırıyorsun değil mi, ben evlenmem evlenemem… Oğlum sen bilmiyor musun benim kalbim bebeğimden başkasına haram kılınmış, ben istesemde yüreğim almaz.”

“Alır alır bu fıstığı bi gör bak. Öyle bir alır ki, aklın şaşar.”


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x