Her uzun gecenin bir kısa sabahı vardır.
Polis abi, Mert’i evinin önünde indirip beni Cenk’in evine doğru götürdü. Durumumun bu derece vahim olduğunu bilmiyordum. Beni bir sapıkla aynı eve gönderiyorlardı, hemde Alp abi ve Okan abi… Doğan abim bilse izin verir miydi acaba?
Yada Selim bilseydi, “Ben yardım ederim yeter ki o sapığın evine gitmesin” der miydi… Yolda çaktırmadan sinsi sinsi gülmesi ve göz kırpması bile beni korkutuyordu… Denize düşmüş yılana sardırılmıştım…
Evin yolunu tarif etmeye başlayınca kalbim yerinden fırlayacak gibi atmaya başladı… Filmlerde zengin iş adamlarının evleri gibi beş on villayı geçtikten sonra, geride kalanlardan farksız bir villanın önünden durduk…
Biz inince polis abi motoru stop edip, “Ben buradayım Nurseli, sen rahatça uyu.” dedi.
“Sen beş saat önce bu adamın baskısına uğramadın tabii bilmezsin” der gibi baksam da başımı aşağı yukarı sallayarak cevap vermekle yetindim…
Cebinden çıkarttığı ufak kumanda ile garaj kapısını açıp, “Polis otosuyla kapıda bekleme istersen. Ne olur ne olmaz. Geç…” deyince polis abi üst rütbesinden emir almış gibi arabayı garaja çekmişti…
Üçümüz birlikte smaall sarayın kapısından içeri girdik. Hayatımda ilk defa bir zengin evinde kalmaya gelmiştim. Atakan’ın eniştesinin bile böyle büyük evi yoktu…
Cenk, polis abiye, “Aç mısın?” diye sorunca polis abi, “Hayır ama uykusuzum bir an önce uyumak istiyorum.” dedi.
Cenk, beni Amerikan mutfak gibi bi yerde bırakıp, polis abiyi kalacağı odaya götürdü…
Acaba Okan abilerin ev nasıl diye düşünürken sırıtarak yanıma yaklaşıp, “Kaldık başbaşa.” dedi.
Polis abiye seslenmek için ağzımı açtığımda koşup ağzımı kapattı, “Sakın bağırma!.. cümlemi tamamlatmadı, burada kalmak istemediği için yalan söylüyor derim. Duydun mu?” deyip elini çekince, “Sen kendini savunduğun gibi mi savunacaksın beni?” dedim halime acıyarak…
“Evet…”
“İyi, tek celsede kurtulurum o zaman çünkü iğrenç derece de yalancı düzenbazsın.”
“Biz ona ipten adam almak diyoruz canım.”
Bir yandan konuşuyor bir yandan da dolaptan bir şeyler çıkartıyordu. Bir sandviç, bir bardak meyve suyu ile gidip beş dakika sonra tekrar geri geldi ve, “Sus payı mı verdim, bağırırsa duyma acı biber yiyecek te dedim, ooohhh miiiisss!” dediğinde çığlık atmamak için kendimi sıkıyordum…
Bana uzattığı sandviçi yiyecek halim yoktu, “Yanımıza alalım o zaman.” deyip, tepsiye koyunca o tepsiyi kafasına geçirmek istedim… Üst kata çıktığımızda dört odası olan bir koridorda yürüdük. Bi odanın ışığını yakıp, “Burası kardeşimin odası. Dolapta da kıyafetleri var. İstersen giyebilirsin… Bu yatak diğer misafir yataklarından rahat ama benim ki kadar konforlu ve geniş değil. Mesela benim yatağa ben yatınca benim, sen yatarsan senin şeklini alıyor. Görüp denemek ister misin?” deyince elimle göğsünden geri geri itip, “İçi iğne ile bile dolu olsa bu yatakta teeeekkk yatacağım… İyi geceler.” deyip kapıyı suratına kapattım… Kendimi yatağa atmıştım kii, kapıyı açıp sandviçi komidinin üzerine koydu.
“Sen avukattın değil mi? Bu yaptığın suç değil mi? Neden kapıyı vurmadan girdin?”
“Evet canım, avukatım ama aramızda bunun lafı olmaz diye düşündüm kii bunu ilk sen yaptın, hatta benim odama camdan girdin. Bu da haneye tecavüz hırsızlık gasp cinayete teşebbüs bir sürü suçu barındırır.”
“Senden kurtulana kadar seninle konuşmayacağım. Defol.”
“Bu ne yaa, doğru söyleyeni kendi evinde ki odadan bile kovuyorlar.” diyerek dışarı çıktı. En son yediğim öğle yemeğinden başka bir şey yiyip içmediğim için ekmeğin görünüşü ve meyve suyunun kokusuna dayanamayarak karnımı doyurup öyle yatmıştım…
••• •••• ••••
“Nurseliii!..”
“Hıııııııığğ.”
“Nurseliiii?”
“Hıııııııığğ.”
“Sevişelim mi?”
Gözümü açmadan geri zekalının teklifini cevapladım.
“Günaydın diye bir kelime icat edilmiş. Yeni uyanan kişiye söylenir. Mağarandan çıkta bi öğren artık.”
“Tamam işte, bende benimle sevişmek gününü aydın yapacağı için soruyorum.”
“Haaa pardon, tamamen iyi niyetinden kaynaklı, beni düşündüğün için, değil mi?”
“Aynen öyle, kendimi düşünüyorsam namerdim.”
“Çok düşüncelisin teşekkür ederim ama almiyymm. Kahvaltı öncesi tercih etmiyorum.”
“Oooowwww, bi dene bence, çok şey kaçırıyorsun.”
“Olur, ileride evlenirsem denerim. Şimdi defolabilir misin?”
“Şiiişşşştttt, uyuyan güzel… Beyaz atım kapıda, benim de prensten bi farkım yookk, O zaman o dudaktan bi öpeyim de uyandırayım seniii…”
Teninin sıcaklığını hissedince gözümü açıp omuzundan iterek bana yaklaşmasına mani olup, “CEEEEENNNNKKK!” diye çığlık attım.
Elini ağzıma kapatıp hem suçlu hem güçlü gibi bana kızmaya başladı.
“Sssuusss beee!.. Bütün emniyeti, adalet bakanlığını evime topladın benim gıkım çıkıyor mu?”
Eli ağzımdayken, “Geldiler mi?” deyince, “Bıd bıd bıd böyle bile çenen durmuyor.” deyip elini çekti.
Sorumu yineledim, “Geldiler mi?”
“Geldiler kalk sende.”
“Tamam… Elimi yüzümü yıkayıp geliyorum.”
•••
Alp, Burçak ile, Mert tek başına gelmişti… Cenk, Nurseli’yi uyandırıp yanlarına gelince, “Bakmayın öyle yaa, bir şey yok, Günaydın diyorum ciyak ciyak bağırıyor… Allah alana sabır versin.” dedi, kendine sinirle bakan yüzlere bakarak…
Alp, Nurseli gelene kadar Burçak’la Ayten hakkında konuştu.
“Benim bugün işim yok, seni Ayten’lere ben götüreyim. Evin anahtarı yanında mı?”
“Evet anahtar yanımda ama ben tek giderim. Gerek yookk…”
“Eve gidip arabayı almakla vakit kaybetme, buradan gidip alacaklarını alıp bana geçeriz.”
“Tamam o zaman. Öyle yapalım.”
••••
Masada kahvaltı hazır herkes beni bekliyordu. Bi kadın elinde porselen çaydanlıkla masaya yaklaşırken bana gülümseyip, “Günaydın küçük hanım.” deyince, “Teşekkür ederim.” deyip Cenk’e döndüm.
“Bu evde, güne böyle güzel medeni bir cümle ile de başlanabiliyormuş demek ki.” deyip, imalı imalı baktıktan sonra Alp abiye baktım.
Alp abi, Cenk’e sinirli sinirli bakarak, “Bana bak Cenk efendi, Babana güvendim bu kızı getirdim ama sana güvenmiyorum. Benim tepemin tasını attıracak şeyler yapma, tersim nasıldır biliyorsun?” demişti.
Bu demek oluyor ki Selim de Cenk’i tanıyordu. Yine sözünü dinlememiş tanıdık birini bulmuştum, hemde bu sefer boynumda izini bırakan biriyle…
Kahvaltı boşuna hazırlanmış gibiydi. Herkes çay içip ayıldıktan sonra konuyla ilgili toplantı yapıldı.
Alp: “Bana bak zengin bebesi, sen partideki arkadaşlarını tanıyorsun herhalde, değil mi? Onlardan bu paketle alakası olabilecek biri var mı?”
“Komiserim, hemen hemen hepsi bir iki defa onu tatmıştır, hatta bağımlı olanda var ama içlerinde kuryelik yapacak biri yok. Bir tek benim arkadaşım Volkan, aracılar koyup mal bulabilir ama oda böyle yüklü bir malı tek seferde temin edemez… Bana öyle geliyor ki, o paket partide olan birinin babasının saygınlığını yitirmek için evladıyla gönderilmiş bir mesaj…”
M. “Nasıl yani? Babasını lekelemek için çocuğunu mu kullanıyorlar.”
“Evet komiserim… Bir çok defa şahit oldum, geçen dönem birinin kızının videolarını afiş ettiler, adam milletvekili adaylığını geri çekmişti.”
B: “Senin baban için yapmış olabilirler mi?”
C: “O biraz sıkar. . Keşke yapsalar da, benim babamla uğraşmak zordur. Gerçi verseler bende yaparım… a-ahahahahahhaahah… Bu sene bir kaç ihale var, birini al aşağı etmek istiyor olabilirler. Siz listedekilerin babalarını araştırın. Ben davetli listesinde yoktum, yapan kişi de bunu bilerek yapmış olmalı. Böyle bir dosya da adımın geçtiğinde babamın ne yapacağını bildiği için gelmeyeceğim bir parti seçmiş olabilirler…”
M. “Sen neden geldin?”
C: “Ayrıldığım kız story atmıştı sinir oldum. O yüzden geldim…”
Aklıma Selim gelmiş, karşımda o varmış gibi kızmıştım. “Hem kızdan ayrılıyorsun hem de peşini bırakmıyorsun.”
“Bana nispet yapmasaydı bulaşmazdım.”
“Nispet olduğunu ne biliyorsun, belki de arkadaşına iyilik için gelmiştir ama yanlış odaya girmiştir.”
“Şeytan emojisi ile, ‘özgürlüğün ilk haftası yeni maceralara uçuyor korkmuyorum’ deyip etiket yapmasaydı, bende senin gibi yanlış odaya, yanlış adamın kucağına düşmüş, kendini kurtarmak içinde katil olmayı göze almış derdim…”
Ben susunca Burçak abla araya girdi. “Peki, o malı seni gördüğü için mi Nurseli’nin çantasına koydu yoksa polisi gördüğü için mi?”
“Nurseli’nin çanta boşta asılı olduğu için elinden çıkartmışta olabilir, onunla da getirmiş olabilir.”
“Yunus, Yunus yapmaz öyle bir şey.” deyip daha iki gün önce tanıdığım birine kefil olmuştum.
“Ne biliyorsun Nurseli? Para için kimler ne işler yapıyor bir bilsen.” diyen polis abiye herkes başını sallayarak onay vermişti.
C: “Dedim ya, orada ki hiç kimse başına böyle bir bela almaz. Parayla birini tutup içeri sokmuşlardır, mesajı göndereceği kişiye veremeden de baskın olmuş olabilir.”
A. “Senin şu kişiler olabilir dediğin biri var mı peki? İşimize oradan başlayalım.”
“Bu ara ihale dönemi? Birkaç isim var… Evet ama ihaleden çekilmesi için kimbilir kime kim uyuşturucu baronuyla mesaj göndertir o kadarını bilemicem.”
M. “İğneyle kuyu kazacağız desene?”
C. “Aynen öyle.”
Polis abi, kendince bir fikir verince Cenk itiraz etmişti.
“E bunun babası halletsin işte. Şüpheli diye oğlunun adını yazalım.”
“Olmaazz… Babam beni kurtarır ama Nurseli’ye acımaz… Oğluma iftira atmak için ona yaklaşmaya çalışmış der çıkar işin içinden. Bizim birlikte bir sürü fotoğraflarımız vardır. Şahitler de cabası… Bize delillerle birlikte itirafçı lazım… Nurseli’yi kurtarmak istiyorsanız babamı uzak tutun derim.”
B. “Bence de, Okan önce pakete bi baksın, ona göre hareket edelim.”
M. “Ben yarın Furkan komisere ne söyleyeceğim peki, o kadar göz altı var, ifadeler var, nerede bu paketle zanlı demez mi?”
A. “Furkan’ı bana bırak. Ben onunla bir şekilde konuşup halledicem.”
M. “Tamam…”
Burçak abla saatine bakarak, “Alp, ben geç kalıyorumm, gidelim mi artık. Adam eve gelmeden gidelim.” deyince Alp abi ayağa kalktı ve polis abiyle Mert’e dönüp, “Siz boş durmayın şimdiden şu ihaleleri ve giren bütün ortakları ve bağlantılarını araştırın.” dedikten sonra birlikte çıktılar.
Beni sapık bir adam ve onun çalışanıyla bırakmışlardı. Evin hizmetçisi gidip gelip bana gülümseyince Cenk’e kızgın bir bakışla, “Bu kadın neden bana öyle bakıyor?” diye sordum.
Ağzında lokma, sempatik bir gülüşle, “Nasıl bakıyor ki?” diye sordu.
“Ne bileyim, gülüp gülüp duruyor.”
“Onu da etkilemişsindir belki.”
“Ben bi hizmetçinin neyini etkileyebilirim yaa, saçma sapan konuşma.”
“Öncelikle, bir şeyi düzelteyim. Fadime abla benim hizmetçim değil yardımcım. Hizmetçi başkasının işini yapandır… Ben kendi işimi kendim yapıyorum. Elimden gelmeyen için de Fadime ablam yardım ediyor sağolsun. Öyle gülmesine gelince, o herkese öyledir, çok sevecen bir yapısı var.”
“Bunun sevecenlikle bi alakası yok gibi?”
“O zaman bu evde gördüğü ilk kız olduğun içindir.”
“Hadi be oradan, denizde kum sende kız.”
“O kadar da değil yaa.”
“Ya ne kadar.”
“Öğrenmek istiyorsan gel göstereyim.”
“Ne yaptın kızları bi odaya koyup koleksiyonunu mu yaptın.”
Cenk, yardımcısına seslenip, “Fadime abla biz büyük terastayız!” diyerek beni kaldırdı. Üst katta kendi odasına getirince girmekte tereddüt ettim.
“Gel gel korkma, bir şey yapmayacağım… Sana bir garanti vereyim, Fadime abla evdeyken asla yapmam.”
“Nedeeenn?”
“Etik değil.”
“Olmasa etik yani öyle mi? Nikahsız talaksız?”
diyerek odaya girdiğimde otel odasında şaşırdığımın iki katı şaşırmıştım.
“Ooohaaa! Bizim salondan daha büyük.” dediğim odanın içinde bir banyo ve bir giyinme odası da vardı.
“Yookk yaa abartma, o kadar iyi bi şey değil. Çoğu gece gelmiyorum bile.”
Terasa çıkarken, böyle bir eve neden gelmez ki diye düşündüm.
“Kaldığın yerler bu evden daha mı güzel.”
“Dün akşam ki o karanlık oda bu eve on basar.”
“CEEEEENNNNKKK!”
“Ne vaaarrr beee, sordun cevabını veriyorum, ne kızıyoooonnn.”
“Dün geceyi hatırlatmadan veremez misin?”
“Oluuurr!.. Rutubet kokan, yatağı eski, karanlık, basık bir odada bir kızın üstünde yatmak bu evde yatmaktan daha güzel… Oldu mu?”
“Yaaa Ceeennnkkk yaaa, gidicem baaakk.”
“Sana da bi yaranamadım arkadaş, ne söylesem hık mık. Neyse bak şimdi, burada ki evleri görüyorsun değil mi?”
“Ev mii? Ben ev göremiyorum, bunlar olsa olsa saray yavrusu olur.”
“Yaaww he hee, içi boş saray… Şimdi sana dicem ki bakma sen özellikle bakarsın, o yüzden gösteremiyorum.”
“Göster göster, akşam boşluğuma denk geldi.”
“Arkamdaki evi görüyor musun?”
“Evet!”
“O evden başlayarak şuraya kadar, şu evdeki kız hariç, bütün evlerde izim var.”
“Şaka!.. Değil mi?”
“Yooo ciddiyim. Hatta şu yanımızda ki evin yanında ki evi görüyor musun, ilkim o evde oldu.”
“Şakaysa iğrenç, gerçekse daha iğrenç Ceeennnkk.”
“Gerçekten bak, o evde ikizler vardı. Benden iki üç yaş küçük… Onlarla oynamaya giderdim.”
“Kızına mı göz koydun şerefsiz.”
“Bi bekle biii, yedi aylık mısın kızım?”
“Eveeettt… yedi aylığım… a-ahahahahahhaahah.”
“Belliiii… Hayır bi kere o zamanlar on yedi yaşındaydım, aklım fikrim oyundaydı. Oğluyla PlayStation oynardık.”
“Eeee?”
“Eee sii ben yine her zamanki gibi okuldan geldim üstümü çıkartıp onların evine gittim. Evde annesinden başka kimse yoktu… Ben dedim sonra geleyim, ‘Yok dedi, onlar da neredeyse gelir. Sen otur oyunu hazırla.’ bende dediğini yapmak için oyun odasına gittim.”
“Ceeennnkkk…”
“Ne olduuu, üzüldün?.. Gerçeği bilip bilmeden kimseyi yargılama bir daha… Ben oyunu açtım. Meyve tabağı yapmış getirdi… Yanıma oturdu beni izledi. ‘Nasıl oynuyorsunuz şunu yaa, ne anlıyorsunuz bana da göster ayağına yanıma sokuldu. Ben biraz tarif ettim falan… Meyveden alıyor bi bana ısırtıyor bi kendi… Meyve romantizmi bitti, bu sefer tensel temasa geçti. Ben gol atıyorum bacağımı sıkıyor, yanağımı mıncırıyor, saçlarımı okşuyor… Yarım saat oldu arkadaşlar gelmedi, ben dedim artık gideyim. ‘Dur’ dedi ‘Seninle bir şey konuşacağım.’ Bu seferde sırtımı okşayarak oğlunun derdini anlattı beni anlamıyorlar çok bunaldım yalnızım falan… Üzüldüm. Didem teyze sen üzülme, ileride düzelir falan diye konuşunca, yanağımı öptü, bir iki üç, hem saçımı okşuyor hem öpüyor falan. Yarın senin doğum günün değil mi? dedi. Evet dedim. Hediyeni şimdiden versem olur mu dedi, üzülmesin diye olur dedim. Dudaklarımı öptü…”
Cenk, anlattıkça ben utanıyordum. Nasıl bir insan çocuklarının yaşında ki, çocuk yaşta sayılacak birine bunları yapabilirdi. Yutkunduktan sonra yüzüme bakamadan devam etti.
“Benim elimi alıp kendine dokundurdu falan… Neyse, ben ilk heyecan ile ne oluyor anlamadan olan oldu… Meğer o gün çocukları bilerek evden uzaklaştırmış, yardımcılarına da izin vermiş… Eve geldiğimde bacaklarım titriyordu. Her hatırladığımda kustum… Ertesi günü doğum günü partime geldi, gördüm yine kustum.”
“Ama… Sen daha çocukmuşsun…”
“Olur mu canım, ne çocuğu on sekizimdem gün almıştım…”
“Dalga geçme.”
“O güne kadar zor beklemiş… o güne kadar bana her yaptığını şehvetle yapıyormuş meğer.”
“Sonra ne oldu?”
“Sonrasında altı ay kadar kaçtım. Okullar tatil oldu, benim sonuçlar belli oldu falan… Kutlamayı onunla yaptım. İkinciye ben ona gittim.”
“Arkadaşların, kocası anlamadı mı?”
“Otele giderdik, beni oğlum diye tanıtırdı, arkadaşlarım değil ama kocası anladı. Babamdan korktuğu için midir nedir bilmiyorum, bana bir şey yapmadan taşınıp gittiler.”
“Çok üzüldüm… Peki, bu evin kızıyla neden olmadın? Çok mu çirkindi?”
“Yoo hayır… O başkaydı yaa, edepli ahlaklı-“
“Ben edepsiz ahlaksız mıyım da beni istiyorsun haaa!”
Tokatlarımdan kaçarken şapşallığına gülüyordu. “Ayrıntıdan yakaladın haa, dur kız vurma, elin çok ağır…”
Vurmayı bırakıp beş karış suratla kollarımı bağladım.
“Sende edepli ahlaklı birisin ve bende seni o yüzden istiyorum… Onu kardeşim gibi gördüm istemedim ama üzgünüm seni öyle görmüyorum ve istiyorum.”
“CEEEEENNNNKKK!”
“Tamam tamam kızma hemen… Evlenene kadar konuşmakta yasak…”
“Onu neden kardeşin gördün ki fark ne?”
“Daha yirmi dört saat dolmadan tanıdığım kadarıyla aranızda ki fark teslimiyet… O işini Allah’a ısmarlayarak mutluluğa ulaştı… Sen öyle değilsin, kendi kendini yiyip bitiriyorsun gibii… O kız okuldan birini sevmiş, çocuk dahil hiç kimse bilmemiş.”
“Ne olmuş peki?”
“Allah çocuğun kalbine sevgisini verdiği gibi imkanını da vermiş… Evlendiler. İki tane de çocukları var.”
“Allah’a nasıl ısmarlamış pekii? Ne demiş?”
“Ey kapılar açan Allah’ım bana hayırlı kapılar aç diye dua edermiş, Bir de, ya Rabbi gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, hakkımda hayırlı olanı gönlüme razı eyle diye dua edermiş.”
“Aaaa, ne kadar anlamlı bir dua!”
“Bir de bana sürekli dua da kısır olma der.”
“Kısır derken?”
“Yani, Allah’ım ev ver deyip geçme, ayrıntısına kadar iste. havuzu olsun, bahçesi bağı olsun üç dört katlı olsun vesaire… Sen ne kadar dilenci gibi ister yalvarırsan Rabb’im hazinesini o kadar açık tutarmış… Hatta bir şey anlatmıştı çok etkilendim. Bunun bi arkadaşı varmış, koca isterken Allah’ım boyu uzun olsun, kara kaş kara gözlü olsun, burnu küçük, kulakları şirin olsun, dişleri inci gibi olsun, elleri güzel olsun diye dua edermiş-“
“Yuuuhh artık, eee ne olmuş, olmuş mu barii!”
“Olmuş olmuş evet ama sakalları kızılmış.”
“Neeee?”
“Yaaa, aynen. Kız diyomuş ki, yaa ne bileyim böyle olacağını, ben sandım ki kara kaş kara göz olunca sakallarda siyah olur. Öyle olmuyormuş meğer…Ama en mühimi de hayırlı bir eş ve huzurlu afiyetli bir ömür için dua etmek, bu ayrıntıyı unutmamak lazım.”
“Aaayyy çok iyi yaa, gidem de o kızdan biraz bir şeyler de ben öğrenem.”
“Maalesef şuan burada değiller. Dayısının kumar borcu yüzünden şirketleri küçülmeye gitti, burayı, arabalarını falan satıp gittiler.”
“Aaa, üzüldüm.”
“Bak o da ilk zamanlar duasında, sevdiğimle olayım malım mülküm hiç bir şeyim olmasın demiş. Neyse ki sonradan pişman olmuş ve dua da ayrıntıya dikkat etmiş.”
“Durumları düzelmedi mi? Neden hâlâ taşınmadılar?”
“Evin yeni sahibi satsa alacaklar da, adam satmıyor. İşin garibi kendi de oturmuyor, ev bıraktıkları gibi duruyormuş.”
“Neden acep?”
“İleride birine hediye edeceklermiş, o yüzden satmıyor. Kendisi de Didem’lerin evini aldı, iki üç ayda bir gelip kalıyor.”
“O da senin gibi yani?”
“Yok hayır, o milletvekili ve normalde Ankara’da ikamet ettiği için.”
“Tüüühhh yaaa, günahını aldım.”
“Nurseli, ön yargıları bir kenara bırak, yoksa hayatın sana hep üzüntüler getirir.”
Hilde’nin balkonundan biraz daha büyük terasta masada oturup meyve suyu içerek vakit geçirdik…
••••
Alp ile Burçak Ayten’in evine geldi. Birlikte inelerken Burçak, “Gelme boşuna bir iki şey alıp çıkıcam, oyalanmam.” diyerek binadan içeri girdi…
Alp, arabadan inip beklerken Selim telefon etti. Alp, ekrana bakıp, “Ben ne dicem bu adama diye düşündü…
… Burçak kapıyı açıp içeriyi dinledikten sonra yavaşça girip odalara bakındı. Ayten’in tarifiyle yatak odasına giderek eşyalarını toplayacaktı…
Koridorda çocuk odasını geçip yatak odasına giderken Ayten’in kocası saklandığı yerden çıkıp boynuna vurarak sersemletip yere düşürdü… Sırtına yatıp ağzını bağlandıktan sonra ellerini arkaya klipsleyip sırt üstü çevirdi…
“Siz benim karımı alırsınız haaa? Şimdi ona yapamadığımı sana yapayım da gör gününü.”
••••
Alp: “Efendim kardeşim.”
“Günaydın canım nasılsın?”
“Ne diyon oğlum sabah sabah?”
“Gece gece ilanı aşk ederken ben sana ne diyon dedim mi? Aşk olsun hayatım.”
“Selim, ben o mesajı Burçak’a atacaktım yanlışlıkla sana gelmiş, peki ben attığımda sen ne yapıyordun. Neden dönmedin?”
“Uyuyordum laaann, gecenin körü. Nasıl döneyim.”
“Tabii haklısın. Bende ki de soruu… Sanki bir şey hissedip uyuyamayacak değilsin yaa, değil mi?”
“Ne gibi, ne ima ediyorsun?”
“Bir şey ima etmiyorum. Ben uyuyamadım, biz nasıl arkadaşız, sen hissedip uyanmadın diyorum.”
“Karı gibi trip atma lan hemen, derdim boyumu aşmış, gece kaça kadar neler düşündüm. Sonra da dalmışım işte.”
“Rüyanda Nurseli’yi görüyor musun? Yada Selim’i?”
“Nurseli’nin Selin olduğunu öğrendiğim günden beri sadece o günü görüyorum. Taşa düşüp uyanıyorum. Sürekli kulaklarımda onun sesini duyuyorum. Benim bebeğim, benim bebeğim diye bağırıyor.”
“Anladım kardeşim.”
“Neden sordun?”
“Yookk yaa, öylesine. Rüyaların ne âlemde diye merak ettim.”
“İyiii… Sen neredesin?”
“Ayten’lerin evin önündeyim yaa, Burçak girdi, yarım saat olacak hâlâ gelmedi, bir de hemen gelirim diyordu. Kadın milleti işte, başkasının çantasını bile geç hazırlıyor.”
“Siz birlikte miydiniz ki?”
“Ne var, olamaz mı? Gece uyuyamadım o da sağolsun gece bana eşlik etti.”
“Ooooo, ateş bacayı sarmış, ne diym hakkında hayırlısı olsun. Aman haa, acemilik yapmayın dikkat et, Doğan gibi olma sonra.”
“Kess laann yanlış anladın, aramızda bir şey yok. Kadın trip atmayı bıraksa teklif edeceğim ama yoookk. Senin yüzünden elim kolum bağlı bekliyorum.”
“Lan bi giiitt, ben olmasam sen Burçak’ın B sine bakmazdın. Yalan mı? Yine bu durumdaysanız benim sayemde.”
“İyi iyii, teşekkür ederim canım. Ben şuna bi bakayım, ben gitmeden gelmeyecek bu.”
“Tamam canım kardeşim görüşürüz…”
Alp, telefonu kapatıp yukarı doğru çıktı…
Her uzun gecenin bir kısa sabahı olur
Yavuz, sabaha kadar uyumamış ve aldığı kararı uygulamak üzere banyo yapıp çıkmıştı.
Bursa yollarını geçerken Selin’i düşünüp şarkı söylemeye başladı.
Söyleniyorum, söyleniyorum
Öğrenemiyorum
O gözlerin bana iki satır yara
Okudum, ölüyorum…
…Vardığı kere dön aynı yere
Kalbin menzilime yâr değil mi?
Caydırır zaman gerçeği, tamam
Rüyana al beni…
…Yüreğimde bu zorla
Kalıcam yarı yolda
Ya bi’ tut şu elimden
Ya felaketim hazır olda, ah…
…Nerede sonum?
Ne kadar devam?
İpine tutundum
Şahit kuyum da…
…Alın yazımdın
Aşkla yazıldın
Soldu nasılsa
Uçtun elimden…
Ay, ay, ay, ay, ay, ay…
…Ben yine sana gönderiyorum
En âlâ sevgimi
Kendime sokuldum, dert yamıyorum
Ver bana silgimi…
…Vardığı kere dön aynı yere
Kalbin menzilime yâr değil mi?
Caydırır zaman gerçeği, tamam
Rüyana al beni…
… Yüreğimde bu zorla
Kalıcam yarı yolda
Ya bi’ tut şu elimden
Ya felaketim hazır olda…
…Nerede sonum?
Ne kadar devam?
İpine tutundum
Şahit kuyum da…
…Alın yazımdın
Aşkla yazıldın
Soldu nasılsa
Uçtun elimden…
Ali’yi, AVM de istediği oyuncakları aldıktan sonra hamburger yedirip hastaneye getirdi…Misafirler için ayrılan bir odayı oyun ve çalışma odası olarak ayarlanması için talimat verip Okan’ı aradı…
Okan, paketi almış hemen çalışmalara başlamıştı. Yavuz’un aradığını görünce, boğazını temizleyen bi öksürükten sonra, “Uykucu, kalktın mı?” diyerek telefonu açtı.
“O uykucunun çok zamanı yok. İşleri var. sabaha kadar uyumadı. Kafasındakileri hemen yapması lazım.”
“Ne oldu yine Yavuz, yine nasıl bi karar verdin de uygulamak için beni arıyorsun acaba?”
“Bak şimdi canım abicim… Şöyle kii, sen Ali için söylediğin kızı arayıp görüşme talep ediyorsun, müsaitse hemen bugün buluşuyoruz.”
“Eee sonraa?”
“Sonrası şu kii, okullar açılana kadar sabahları gelip hastanede Ali’ye bakacak, okul açılınca da okul haricî günlerde bakıcılık yapacak.”
“Sen çok biliyooonn hee! Ben düşünmedim mi zannettin. Kız anaokulunda öğretmen oraya vermeyi düşündüm ama Ali kimliksiz, nasıl olacak diye düşünüyorum.”
“Oda şöyle olacak, bana söylediğin kız yada bu öğretmen ile anlaşmalı bir evlilik yapsam Ali’yi nüfusuma geçirdikten sonra boşansak hangisi kabul eder.”
“Öncelikle zamanlamana tüküreyim Yavuz… Bunu dün sabah söyleseydin olmuyor muydu… İkincisi de bu teklifi ikisi de kabul etmez, gerçi Nurseli merhametli kız kabul ederdi ama şuan oda imkansız… Ben diğer kıza iş teklifini söyliym öğlen buluşalım… Ama sakın ona evlilikten bahsetme.”
“Nedeeenn?”
“Gelince anlarsın. Şimdi kapatıyorum işim var.”
Okan, telefonu kapatıp masanın üzerine koyduktan sonra dirseklerini tezgaha dayayıp başını elleri arasına alarak ekranda ki çocukluk resimlerine bakarken, “Bu sefer fena sıçtık oğlum, ne yapacağım bilmiyorum.” dedi…
Selim, elinde iki fincan kahve ile yanına gelip Okan’ı o şekilde görünce kafasını uzatıp, “İyi misin?” diye sordu… Okan birden panik olup telefonu ters çevirince Selim, yarım yamalak gördüğü ekran resmini merak etsede soramadı…
Okan, Selim’in yüzünün hâline mahcup olup, “Dalmışım komiserim kusura bakmayın, bugün pazar yaa karşımda görünce şaşırdım.” dedi
“Evet biliyorum ama evde duramadım. Bu kadar yeter, şu çekirdek aileyi bi görüştüreyim de yoluma bakayım artık, bir süre süresiz izne çıkmak istiyorum.” Aklı ekranda gördüğü üçlüde olduğu için akmasın diye dolan gözlerini kırpıştırıp, “Mustafa’yla Ayten gelene kadar kahve almıştım birlikte içeriz diye, ama işin var galiba.” dedi
Okan, Selim’in dolan gözlerine bakmadan, “Çok isterdim ama nefes alacak zamanım yok. Bir saniye mi boşa harcamak istemiyorum.” deyince Selim, biraz önce ki çaresiz yakarışına kayıtsız kalamayıp, kabul etmeyeceğini bildiği hâlde yardım teklifi etti.
“Canını sıkan şeyi söyle dicem amaa?” diye sorunca Okan, karşısındaki meslek arkadaşı değil de akrabasıymış gibi gülümseyerek baktı.
Selim, Okan’ın gülüşünde ki samimiyeti görünce karşılık verip, “Böyle bakman bile benden nefret etmediğini gösteriyor.” dedi.
Okan, yanlış anlayıp, “Estağfurullah komiserim nefret etmek ne demek?” deyince Selim burnunun kemerini sıkıp, yüzünü ekşitti.
Burnunu çektikten sonra, “Seni kasdetmedim…Ama neyse, şu canını sıkan şeyde gerçekten yardım ederim. Eğer istersen?” dedi.
O. “Oysa ben özellikle senden saklamak zorundaysam?” derken kahve fincanını aldı.
“Nurseli? Nurseli ile ilgili mi? Eğer öyle ise söyle tehlikeye atmayalım.”
“Sizden gizlenecek tek şey Nurseli ile ilgili durumlar mı?.. Öyle mi görüyorsunuz gerçekten.”
“Evet, sadece o!”
“Ben sizi Nurseli’ye kör kütük aşık zannederdim. Aranızı düzeltecek şeyler düşünmeye başlamıştım, yanıldım mı yoksa?..”
“Evet yanılmışsın, Nurseli ile ilgili bundan sonra asla bir durum söz konusu olamaz… Bunun için elimden ne gelirse yapacağım, babamın hasretinin üzerine karabasan gibi çökemem. Bende biliyorum, kızı alıp gitmeyi ama babam… Sadece onu değil beni de kaybeder. Öyle değil mi?”
Okan, bir kere daha abisine hâk verip utanmıştı. “Selim!.. Özür dilerim… Çok uğraştık ama nasıl oldu bilmiyorum… Buna engel olamadık.”
“Kezban teyze biliyor mu?”
“Kezban ablayla bizim bi alakamız yok. Ne yaptıysa kendi hissederek yapmış.”
“Kezban benim teyzem ama o, onu benden daha çok sevdi.”
“Nedenini biliyorsundur herhalde?”
“Ben korktum, annemden… Ama o, annemden de annesinden de korkmadı. İçinden geldiği gibi davrandı. Kendi yemeğini verip bir gün aç kalacak kadar yardımseverdi.”
“Huylu huyundan vazgeçmezmiş haa?”
“Evet, yedisinde ne ise yetmişinde de odur. Bir şey sorabilir miyim?”
“Cevap beni zorlamayacaksa evet.”
“Bana benziyor mu?”
“Iııığğğmmm, bence o kadar değil yaa, biraz… Ben bu konuda pek iyi değilim ama tanımayan benzetebilir… Ben farkları bildiğim için benzetmiyorum.”
“Bir şey daha sorabilir miyim?”
“Bu kadar kolaysa olabilir.”
“Neden ben? Abimle daha kolay olmaz mıydı?”
“Biz kolayda değil, meçhuldeydik…”
“Ona karşı hislerimden emin olmak için mi?”
“Hıııııııı hıııı.”
“Bunu dokuz on yaşımdayken sorsan bu kadar emin cevap vermezdim ama şuan çok netim. Onu çok seviyorum… Özledimmm… Bir zamanlar abim çok severdi şimdi ben ondan daha çok seviyorum…”
“O da seni… Her şeyinden vazgeçecek kadar hemde.”
“Sakın!.. Sakın ha, ondan vazgeçmesin… Sakın… O Selim’i unutmamış, sadece hatırlamıyor… Sakın vazgeçmesin.”
“Benim aklım bulanmıştı ama.”
“Ne yapacaktın?”
“İkisine de söyleyecektim.”
“İyi ki yapmamışsın, aklından sil ve bir daha düşünme bile.”
“Zor olacak ama?”
“Bu zamana kadar hangi güzel şey kolay oldu ki?”
“Haklısın.”
“Senin kayıp bi kardeşin varmış galiba?”
“Kayıp ama sizin ki gibi değil, şıklar da boğuluyorum.”
“Kolay diyorsun yani?”
“Almanya’nın prosedürleri buranınkiler gibi olsaydı kolay olurdu da, beni de zorlayan o.”
“Şehir aşırı bana zor geliyor kim bilir sen ne haldesindir…Seni de oyaladım değil mi? Kusura bakma… Ben gideyim de bi Burçak’ı arayayım. Nerede kaldılar bi sorayım…”
“Görüşürüz komiserim kolay gelsin.”
Selim, yanından gidince Esengül’e mesaj yazdı. “Şengül hanım, müsaitseniz öğlen bizim hastane de buluşabilir miyiz? Yavuz bey ile bir konuda sizden ricamız olacaktı.”
Esengül, “Tamam” deyip, saat verdikten sonra Okan işine döndü…
•~~~~~~•
Cenk: “Demek bu izlerde bu sebeple oldu.”
“Evet, babam bize, ‘bizler dinimiz, imanımız, vatanımız ve namusumuz için yaşarız derdi, onlar yokken yaşamanın ne anlamı var.”
“Doğru demiş.”
“Eee sen… Sıra sende kaç yaşındasın.”
“Yaşım 32.
“Yuuuhhh, aramızda on yaş mı var?”
“Evet ama bu sevişmemize mâni değil!”
“CEEEEENNNNKKK!”
“Aaamaaaannn beee, tamam kes… Evet daha küçük duruyorum bil bakalım neden?”
“Nedeenn?”
“Aşık olmadım ve bekarım… a-ahahahhaahah.”
“Ha-ha-haaa çok komik.”
“Sende biraz sal bence yoksa erken yaşta kocayacan güzelim. Bak şimdiden göz altların kendinden geçmiş.”
“Benim dertlerimi bilsen öyle demezdin. Anlatsam roman olur…”
“O kadar derdin varken bir de aşık mı oldun, peeess… Kafana tüküreyim senin.”
“Öyle olmuyormuş, ben istemedim kii?”
“Sana sorsalardı bu kişiyle bunları yaşayacaksın, aşık olmak ister miydin? diye, Evet der miydin?”
Gözlerimi kaçırıp biraz düşünürken, parmaklarını önümde şıklatıp, “Biiiippp, elendin çık!” dedi.
“Neden yaa, düşünüyordum.”
“Aşk böyle bir şey değil… Acı çeksen de düşünmeden evet deseydin o zaman gerçekten de aşık derdim, hemde en hakikisinden… Sen aşık değilsin. Sen seviyorsun ve kaybetmiş olduğunu düşündüğün için acı çekiyorsun.”
“Hiçte bile, aşığım… Onsuz nefes alamıyorum gibi hissediyordum.”
“Öyle mii? Dur bakayım.” deyip ayağa kalkmasından bir şey yapacağını hissetmiştim ama arkama geçip ağzımla burnumu kapatarak nefesimi keseceğini düşünememiştim…
Oturduğum yerde bayılmak üzereyken, elini çektiğinde ciğerlerim birden havayla dolmaya başladı ve ellerimi boğazıma götürüp derin derin nefes almaya başladım…
“Bir kişinin yokluğu değil, bizi ciğerlerimize girmeyen hava, almadığımız nefes öldürür.”
“Sağol yaa, Hilde’nin erkek versiyonu, Doğan abim bile daha insaflıymış bee, hiç olmazsa aşktan anlıyor.”
“O Hilde her kimse elini öpmek lazım. Haklıymış. Onu dinlemeni öneririm.”
“Keşke şuan sağlığı yerinde olsa da gidip sarılıp derdimi anlatabilsem…”
“Hasta galiba… O zaman onun yokluğunda sana ben yardımcı olacağım… Söyle bakalım, sana aşık olduğunu hissettiren artist yakışıklısı adamla neden ayrıldın.”
“Beni terk etti.”
“Adamda ne yapsın, baktı ki senden hayır yoookk. Ona da bağırıp durduysan inatçılık yaptıysan kaçmıştır garibim.”
“Herkesi kendin gibi zannetme salak, onun için o şey öncelikli değil.”
“Nedeeenn?”
“Ne demek neden… Herkes senin gibi uçkur düşkünü olacak değil herhalde.”
“İyi dee nedeenn?.. Bi erkek, sağlıklı bir erkek, aklı başında bi erkek asla önceliğim o değil demez.”
“O öyle değil bi kere?”
“Derdi ne, biliyor musun?”
“Iıımm dert? Derken?”
“Derdi derdi, yani onu ikinci plana attıran derdi.”
“Anlayış, Sabır, empati… Sende olmayanlar yani?”
“Onu anlayışlı sabırlı ve empatik yapan derdi ne peki?”
“Geber Ceeeennnkkk!”
“Bilmiyor musun? Derdini mi hatırladın?”
“Kes sesini…”
“Anlatsa roman olacak bir dertli de o haa? Söyle bakalım bahanesi neydi de sen kendine bu işkenceyi yaptın?”
“Ne işkencesi?”
“Onu çıldırtıp kışkırtmak için kendin dışı davranma işkencesi… O gece o ayakkabılarla ve bu saçla bi ara bende dedim ihbarı bu kız yapmıştır diye…”
“Ooofff, senden nefret ediyorum.”
“Canın sağolsun?..”
“Ben kendimce haklı sebepleri bahane ederek ayrıldım, önceliğim aşk değilmiş gibi önce dersimi bahane ettim, sonra arkadaşlarım ayrıldı onu bahane ettim, en sonunda da biraz uzak kalnak için arkadaşı yanlışlıkla beni öptü onu bahane ettim, ona göre bardağı taşıran son damla oldu.”
“Son damlacık yani? İlk ayrıldığında dersi umursadı mı?”
“Evet, ona göre davrandı. Birlikte ders bile çalışırdık.”
“Malûm şeyi ikinci plana atma çabası, neyse uzatmayayım. İkinci ayrıldığında onu halletti mi?”
“Dolaylı yoldan evet!”
“Peki, senden ayrılırken arkadaşını da sildi mi?”
“Onu silmez, çocukluk arkadaşı.”
“Ne yani bu öpmenin faturasını sadece sana mı kesti?”
“Öyle gibii?”
“Bu bahane ile saçmalamış ve, ya gerçekten dediğim gibi sıktın adamı yada bir şeyden kaçıyor… Acaba senin uzaklaşma bahanen olabilir mi?”
“Anlamadım?”
“Sen bir süre uzaklaşmak için arkadaşını kullandım dedin ya, aynı sebeple o da bunu kullanmış olabilir mi?”
“Bilmeeemm, olabilir mi, eğer öyleyse… İyi dee geçen gece beni öpecekti, O zaman yaklaşamazdı kii?”
“Sen yaklaşmışsın o neden yaklaşmasın?”
“Doğruuu ama ben uzaklaşma sebebimden emin değilim.”
“Bu demek oluyor ki o emin?”
“Hayır hayır, o yaklaştı ama Okan abi kornaya basınca uzaklaştık.”
“Okan’da her taşın altından çıkıyor… Gözüm tutmadı bu adamı?”
“Öyle değil yaa, günahını alma hemen… Bana bir şey yapıyor zannetmiş…”
“Bu Okan sevgilini tanımıyor muydu? Yapıp yapmayacağını bilmiyor mu?”
“Tanıyor ama en son bana kötü sözler söylerken gördü.”
“Adam kendinden uzaklaştırmak için inci gibi dizmiştir bütün sinir bozucu şeyleri, sana fiziksel bir şey yapmadıysa bu zarar vereceğini düşündürmez ki?”
“Okan abinin kardeşi var, beni onunla tanıştırmak istiyor. O yüzden yapabilir mi?”
“Hııımm, kardeşi pir-i pak mıymış. Kimseyle bir şey yaşamamış mı?”
“Yaşamıştır canım, o da senin gibi aşk acısı çekiyor dedi.”
“Yoookkk yoookk bu işte bir terslik var. Okan bir şeylerin peşinde bence. Sen mesafeni koru.”
“Güvenilmeyen biri olsa, Doğan abi beni ona emanet etmez, En başta da Ayşe’yi emanet etmezlerdi.”
“Güvenilmeyen biridir demiyorum kii? Güven ama uzaktan…”
“Şu olay bitsin bakarız… Eee, konumuza geri dönelim mi? Baban ne iş yapıyor? Herkes biliyor bi ben yabancı kaldım.”
“Nurseli, benim babamı s..ktir edelim biz senin babanı konuşalım.”
“a-ahahahahahhaahah nedeeenn?”
“Benimki gen ve soy isimden başka bi işe yaramadı da o yüzden.”
“Bu kadar imkan vermiş, büyütmüş, okutmuş ama.”
“Evet, kendi istediği bir evde oturuyorum, kendi istediği bir ortamda büyüdüm ve kendi istediği mesleği yapıyorum… Çok iyi bir baba…”
“Sen avukat olmak istemiyor muydun yoksa?”
“Ben ona inat okumak istemiyordum aslında ama o ısrarla özel okullarla falan avukat olmamı sağladı.”
“Üzüldüm, ama yine de o senin baban, arkasından öyle konuşma.”
“Yaaavvv he hee… Eee bu akşam ne yapıyoruz, bi parti daha var, acayip güzel, hem buraya davetliyim. Camdan hırsız gibi girmene gerek yok. Odalarında ışık klima falan da var, o kadar terlemeyiz…”
“CEEEEEEEEEENNNNKKK!” deyip kafasına vurmaya çalıştım… sabrımı taşırmıştı artık… Her konuyu oraya getirmesi sinirimi bozmuştu…. Elimden kafasını kurtardıktan sonra ayağa kalkıp kaçmaya başladı.
“Geeell buraya pis sapıııkkk, geberteceğim seniii.” diyerek kovalarken odasına doğru kaçtı. Yatağın etrafında kaçarken bir anda rolleri değiştirip beni yakaladı ve ikimizi birden yatağa savurdu…
•~~~~~~•
Alp, söylene söylene merdivenleri çıkarken, birinci katın kapısında yaşlı bir kadını sinirlenmiş bir şekilde yukarıya doğru baktığını görüp, “İyi günler teyze, hayırdır.” dedi.
Kadın yukarıya doğru bakarak şikayetlenmeye başladı. “Çoluk dedik çocuk dedik, sabrettik ama bu kadarı da fazla evladım, şikayet edeceğim sonunda.”
“Ne oldu teyzem hayr olsun?”
“Oğlum sürekli ses geliyor, ayaklarını mı vuruyorlar zıplıyorlar mı anlamadıı-” derken Alp endişelenip koşarak yukarıya çıktı…
İçeriden boğuşma sesini duyunca silahını çekerek kapıya ateş edip açtı. Ayten’in kocasını Burçak’ın üzerinden kalkarken görünce silahını alnına nişan aldı. Burçak ağlayarak inliyordu…
Alp, sinirden titriyor, tetiğe basmamak için kendini sıkıyordu… Derin bir nefes çektikten sonra Burçak’ın yanına eğilip ağzını açarken adam kaçmaya çalıştı…
Burçak, Alp’e, “Koş yakala. Kaçmasın.” derken Alp olduğu yerden, “Dur kaçma, diye bağırıp koridora ateş ettikten sonra koşmaya başladı…
Adam birinci katın merdivenlerini inerken yere yatıp trabzanların arasından ateş ederek yaraladıktan sonra yanına indi.
Kelepçeyi takarken, “Teyze sen iyi misin? Korkma sana zarar veremez.” dedikten sonra adamın kulağına eğilip, “Akademi de yılın en iyi nişancısına çattın oğlum… Pardon… Artık kızım demeliyim değil mi?” dedikten sonra kafasına vurarak Burçak’ın yanına gitti…
Kendini toplamaya çalışan Burçak’ın ellerini açıp üzerini düzeltirken ağlayarak özür dilemeye başladı.
“Özür dilerim, Bi Yavuz kadar olamadım. Affet beni…”
•~~~~~~•
Öğle arasına yarım saat erken çıkan Okan, hastaneye gelip Yavuz’un yanına girdi. Önce Ali’yi öpüp sonra Yavuz’a sarılınca Yavuz şaşırmış gibi Ali’ye bakıp, “Oğlum, bu amcan delirmiş mi nee?” dedi
Okan, normal sarılırken Yavuz’un sözüne karşılık daha fazla sıkınca, Yavuz nefes alamayıp yalvarır gibi, “Okan bırak, çocuk korkacak.” dedi.
“Oğluna dua et oğlum… Anladın sen onu.” diyerek bıraktı
“Ne oluyor sana yaa, bu ara bi sevgi pıtırcıklığın tuttu?”
“Seviyorum lan senii, özlüyorum daa.”
“Laaann… daha 12 saat önce birlikteydik.”
“Ben özlüyorum işte yaa.”
“Tamam tamam ağlama hemen.”
Okan’ın telefon çalınca açıp Esengül’e geleceği yeri söyledikten sonra, “Bana bak anladın değil mi? Saçmalamak yok.” diye tekrar tembihledikten sonra kapıda karşılamaya gitti.
Beş dakika sonra Esengül’le gelip, “Evet Yavuz bey, Şengül hanımı hatırlıyorsundur herhalde?” deyince Yavuz şaşırarak elini uzattı.
“Esengül, sen… Sen öğretmen miydin?”
“Evet Yavuz bey, on yıldır anaokulu öğretmenliği yapıyorum, İki yıldır da milli eğitime bağlı kendi yerim var.”
“Sen nerelerdeydin yaa, ben bilmiyordum.”
“İhtiyaç olduğunu bilmiyordum ki Yavuz bey.”
“Gülsüm teyze nasıl?”
“İyi çok şükür selamı var. Bu sefer haberi var.” diyerek Okan’a baktı. İkisi de “aleykümselam” dedikten sonra toplantı odasına oturup konuşmaya başladılar…
•~~~~~•
Alp, etrafına baktıktan sonra ayağa kalktı. Dolaptan Ayten’in uzun elbisesinden alıp Burçak’ın üzerine giydirirken Burçak hıçkırarak, “Ne yaptın Alp, benim yüzümden mesleğinden olacaksın.” deyince Alp, göz yaşlarını saçlarına doğru silip alnından öptü.
Dudaklarını alnından çekmeden, “Senin canın sağolsun… Ben senin saçının bir teline canımı bile feda ederim, polislikte neymiş.” dedikten sonra kendini savundu.
“Hem ben bir şey yapmadım ki, dur ihtarında bulundum, uyarı ateşi de ettim. Aşağıda yaşlı teyzeye bir şey yapmasın diye belden aşağısına nişan aldım ama neresine geldi bilemiyorum.”
“Yaşıyor mu?”
“Gebertemedim, seni düşündüm.”
… Alp, Burçak’ı kucağına alıp merdivenleri inerken, adam yerde kıvranıyordu.
Sırtına tekme atıp, “Geberme lan geliyorum.” deyip aşağı indi. Burçak’ı arabaya bindirip Hakan’ı aradı. Hakan telefonu açınca Alp’in sesinden iyi olmadığını anladı.
“Alp, iyi misin?”
“Abi sen sünnet yapabiliyor muydun?”
“Evet’te ne oldu oğlum?”
“Şimdi sana iki hasta getircem birinin sünnetçisi kıyamamış fazla kesememiş ben hallettim… Diğer hasta da bu kişiyle aynı katta kalmamalı ve özel bir odaya alınmalı. Mümkün müdür?”
“Tabi ki mümkün Alp, ambulans ister misin?”
“Evet, bir tane lütfen.”
….Hakan, aldığı konuma ambulans yollayıp Leyla’nın yanına gitti.
Leyla, kocasının yüzünü bembeyaz görünce panikledi.
“Hakan, ne oldu neyin var?”
“Leylaaa!.. Alp birini getiriyor. Bi kız… Özel ilgilenilsin dedi.”
“Tecavüz mü?”
“Galiba… Sesi çok kötüydü.”
“Tamam, ben Ebru ablaya gideyim, ikimiz ilgileniriz…”
“Tamam, bende ameliyathaneyi ayarlayacağım, sünnet yapıcam geç çıkabilirim merak etme.”
“Dikkatli ol, güvenilir kişileri al.”
“Tamam.”
••••
Alp, destek ekip istemiş, onlar gelene kadar da arabanın dışında arkasını kapıya dayayarak beklemişti…
Gelen ekibe, “ambulans geliyor, başında bekleyin gebermesin üstüme kalır.” diyerek arabaya bindi.
Burçak başını camdan tarafa çevirip ağlarken, Alp ağladığını belli etmemek için direksiyonu sıkıp, acı acı yutkunuyordu…
••••
Yavuz, Esengül’le şartları konuşurken, “Okullar açılana kadar, Biz sabah seni alıp buraya geliriz, akşam da evine bırakırız.” deyince Esengül, “Zahmet etmeyin benim arabam var. Gelebilirim.” dedikten sonra Ali’ye dönüp, “Merhaba Ali, ben Esengül… Biz babanla anlaştık ama sen ne diyeceksin bakalım, ilk öğretmenin olmamı ister misin?” dedi.
Ali, utanıp cevap vermeden Yavuz’un boynuna sarıldı.
Y. Selim, “Oğluuumm, Esengül ablaya cevap versene.” deyip Ali’yi çevirmeye çalışsa da Ali dönmeyip sadece, “Hıııı hıııııı” diyerek karşılık verdi.
Esengül, Ali’nin bakmadığından emin olduğu için, Ali’yi işaret ederek, “Yeni yasaya göre doğum belgesi ile üzerinize alabilirsiniz.” deyince Okan, “İşte maalesef bizde o yok.” dedi.
Esengül, “İllegal de mi?” deyince Yavuz, “İllegalin, illegali olmuyor maalesef.” dedi.
E: “Ben daha derine inmeyeyim o zaman, ama benim geçen sene iki talebem Ali’ye benzer bir durumdaydı. Zorlanmayacağımızı düşünüyorum.”
Y. S: “O zaman hayırlı olsun.”
Esengül, Okan’a, “Sizin ev Nurseli’nin yur-” derken Okan gıcık olmuş gibi öksürerek Esengül’ün sesini absorbe edince, devam etmedi. Yavuz, anlamamış gibi, “Efendim?” deyince Okan ayağa kalkıp, “Ben geç kalıyorum. Şengül hanım, ben sizi geçireyim. Tekrar hayırlı olsun.” diyerek Esengül’ü apar topar dışarı çıkarttı…
••••
Alp, Burçak’ı kucağına alıp, tekerlekli sandalyeye kadar kucağında taşıdıktan sonra, sandalyeye oturtup Leyla’nın gösterdiği odaya doğru birlikte girdiler…
Alp, arabayı içeriye girdirince Hakan kolundan tutup başıyla geriye çağırdı. Jinekoloji odasını gören bir yere kadar yürüdükten sonra, Alp, Hakan’a sarılıp hıçkırarak ağlamaya başladı.
“Hissedemedim abiii, ben onun kadar sevememişiiimm, o adam ölüm döşeğinde hissetmiş, kaç kilometre ötede yıllardır görmediği sevdiceğinin iki kere hâlini hissetmiş ben hissedemedim abiii. İki adım ötemdeki kızın çırpınışlarını hissedemedim…”
“Kim Alp… Kim hissetmiş, kimi hissetmiş, Selin’i mi? Yavuz mu?”
“Evet, ooo?”
“Ne demek ölüm döşeği, iki kere hissetti ne demek Alp, ne oluyor?”
“Abi, Selim’e söyleme lütfen, sonra anlatacağım.”
“Yavuz, size o kadar yaklaştı da Selim neden söylemiyor, neden getirmiyor.”
“Abii, çok şey olmuş. Şuan sadece bekleyip göreceğiz diyorum ve Selim’e belli etme, Nurseli’nin başı belada. Onu kurtarmaya çalışıyoruz.”
“Yardım edeceğim bir şey var mı?”
“Raporu öyle bir hazırla kii, ben Nurseli’yi kurtarmadan görevden uzaklaştırma almiym.”
“Tamam… Sen merak etme…”
••••
Alp, çıkınca Leyla normal bir kişiymiş gibi davranarak Burçak’a yaklaşınca, Burçak, “Bana öyle davranmayın ben savcıyım.” dedi.
Leyla şaşırarak, muayene masasına kaldırmak isteyince Burçak başına dokunarak, “Benim burada ne işim var anlamadım, bana bir şey yapamadı ki, başıma şiddetli vurduğu için gelmek istedim.” dedi.
Leyla, üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi rahat bir nefes vererek, Merhaba ben Leyla Gürdal Çakır.” deyince Burçak, “Memnun oldum, komiser Selim?” der demez Leyla, “Yengesiyim!” dedi.
Burçak elini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı. “Çok korktum, Nurseli’ye kızmıştım ama yemin ederim bende öldürmek istedim… Haklıymış… İnsanın başına gelmeden bilinmiyormuş.” deyince Leyla, “İntiharı mı?” dedi.
Burçak, elini yüzünden çekip, “Ne intiharı, Nurseli intihar mı etti?” diyerek panik olunca Leyla aynı panikle, “Nurseli’ye ne oldu, söyler misin?” dedikten sonra Burçak’tan cevap alamayacağını anlayıp, koşar adım dışarı çıktı. Sağa sola bakınıp Hakan’ı görünce yanına geldi.
“Hakan, Nurseli’ye bir şey olmuş.”
H: “Biliyorum hayatım, biliyorum ama iyi. Siz hastayla ilgilenin.”
L: “Onun bir şeyi yok, ‘bana bir şey yapamadı diyor.’ Başına şiddetli bir darbe almış sadece. O yüzden gelmiş, bir de çok korktuğu için sinirleri harap olmuş.”
Alp ve Hakan rahatlamış gibi, “Çok şükür.” dedikten sonra Hakan, “Sen git, Ebru hanıma rica et, biraz abartılı bir rapor yazsın, onun hazırlayacağı raporla benim ki eşit olsun ki Alp görevden uzaklaştırma almasın ve Selin’e yardım edebilsin… Hadi canım hadiii çabuk.” deyip karısını gönderdi.
Leyla, odaya gelerek durumu anlattı, Burçak genel bir muayene olduktan sonra Leyla, kadın doğum doktoru ile ortak bir dosya hazırlayıp bir hafta iş göremez raporu verdi…