42. Bölüm

bazı gerçekler acıda olsa gerçektir.

Cenk’le koşuşturmamızın sonu, onun rahatına güvendiği yatağı olmuştu. Nefes nefese kalmış, üzerimden kalkması için ellerimle göğüs kafesinden itiyordum… Ağırlığını tamamen vermiyordu ama üzerimden kaldıramıyordum da.

“Kalk üstümden Cenk, çok ağırsın?” diyerek kalkması için durumumu abartsamda, “Ben birde kendimi bırakmıyorum, demekki ağırlığımı versem hepten öleceksin.” deyip beni ti’ye almıştı…

“Ne olduu hayırdır, etik değil diyordun?”

“O etiklik seni görene kadarmış canım.”

“Ceeeennnkkk ağlicaaammm ama yaaa…”

“Mutluluktan değil mi, aynen ben deee.”

“Senin kadar hayatı, insanları ti’ye alan, umursamayan birini daha görmedim.”

“Babamla tanışmak istediğini bu kadar belli etmee… Biraz bir birimizi tanıyalım.”

“Babanın bu kadar gıcık olabileceğini düşünmüyorum.”

“Tanımadan önce bende senin gibi düşünüyordum biliyor musun?”

“Ooff aptal kafam ooff, yas tutup valizini hazırlamaz partiler de eğlenirsen bu hâle gelirsin, oh oldu sana Nurseli…” diyerek kendimi paralarken Cenk kendini yanıma bırakıp koluyla kalkmama izin vermeyerek, “Ne valizi?” diye sordu merakla…

“Ben yarın akşam gidiyorum.” dedim yarın akşamki biletimi kasdederek

“Nereye pardon?” derken ki şaşırması alay mıydı ciddi miydi anlamamıştım.

“Sivas’aaa!” dedim şaşırmasının sebebini merak ederek

“Nurseli?.. Sen bilet falan mı aldın yoksa?..” diyerek yatakta otururken bana bakmayı sürdürdü…

“Eveeett… Yarın akşam için.”

“İyi halt ettin, kalk çabuk kalk.”

“Neee, ne olduuu?”

“Nurseli, bu bilet başına bela olabilir, kalk hemen iptal edelim çabuk.” diyerek elimden tutup çalışma odasına götürdü…

~~~~~~•~~~~~~•

… Selim, Mustafa’yı sorgu odasına alıp, gözlerine bakarak tekrar sordu…

“Evet Mustafa, bu görüşmemizin son olup olmaması sana bağlı olacak.”

“Siz benden ne istiyorsunuz komiserim. Ben öldürdüm diyorum neden anlamıyorsunuz?”

“Tamam, anladım… Sen bir katilsin, hemde şerefsiz namussuz bir katil.”

“Sizin takdiriniz komiserim.”

Selim, “Yooo, kime sorsan aynı şeyi söyler… Şimdi sana bir şey göstereceğim… Bir fotoğraf.” diyerek dosyadan bir bebek resmi çıkartıp masaya bıraktı.

Mustafa fotoğrafa bakıp, “Ne var bunda” der gibi Selim’e bakıyordu.

Selim, fotoğrafı gösterip, “Bu kim?” diye sorunca Mustafa fotoğrafa bir kere daha bakıp, “Kardeşimin bebeklik resmine benziyor!” dedi

Selim, sandalyede geriye doğru yaslanıp, “Bir bebeğin kızıl olması için hem anne hem babada kızıl gen bulunması lazımmış, biliyor musun? Sen esmersin, bu bebek nasıl kızıl?”

“Annemle babam amca çocukları, onlardan aldığı genle kardeşim de kızıl olmuştur tâbi ki de bununla benim davamın ne alakası var?”

“Şöyle ki, sana namussuz şerefsiz dememle alakası var… Bak bu raporda ne yazıyor… Bebekten alınan DNA ile Mustafa Yıldırım’dan alınan örneğe göre bebek ile Mustafa Yıldırım’ın DNA’larının yüzde doksan dokuz nokta doksan dokuz eşleştiği tespit edilmiştir… Bununla ilgili ne söyleyeceksin?”

“Kardeşim olduğu için olabilir mi?”

“Test, kardeşlik bağı için yapılsaydı olabilirdi ama bu babalık testi…”

Mustafa şaşırıp testi Selim’in elinden çekerek okumaya başladı. Aklı almıyor gibi ikinciyi de okuduktan sonra bebeğin fotoğrafına baktı.

Selim, Mustafa’nın yüzündeki şaşkınlık ifadesini bir süre izledikten sonra Ayten ile bebeğin birlikte çekilmiş fotoğrafını da çıkartıp masaya koydu.

“Eveeettt… Ayten Öztürk ve henüz kimliği olmayan Rabia bebek… Şimdi başta da söylediğim gibi, bu konuşmanın son olup olmayacağını sen belirleyeceksin, ırz düşmanı namussuz herif… Senin yüzünden orada bir kadın kocasının zulmüne maruz kalıyor, kocası Ayten’e doğru dürüst yemek vermediği için küçücük bebek yeteri kadar beslenememiş, yaşıtlarına nazaran küçük duruyor… Bana öyle geliyor ki, Coşkun bir sebepten dolayı Ayten’e muhtaç… O yüzden bebeği direk öldüremediği için aç bırakarak öldürmeye çalışıyor. Şimdi, bununla ilgili anlatacağın bir şey var mı? yoksa dağılalım mı?”

“Komiseriiiimmm.”

Selim, “Efendim Mustafa, bir şey mi söyleyeceksin?” desede Mustafa’nın tepkisiz kalması üzerine, “Gitmek istiyorsan konuşmamız burada bitti, artık rahatça cezanı çekeceğin koğuşuna gidebilirsin.” dedikten sonra fotoğrafları toplayıp gitmek isterken Mustafa engel olarak, “Komiserim yardım edin lütfen…” dedi ağlamaklı bir yalvarmayla…

“Senin için ne yapabilirim kii, karını öldürmüşsün?”

“Ben öldürmedim, Nergiz’i ben öldürmedim…”

“Sen bir yıl önce öldürdüm deyip itiraf etmişsin, bana da kaç defa söyledin… Sana nasıl güveneyim…”

“Komiserim, sizde biliyor olmalıydınız ki, davayı tekrar açmaya çalıştınız, yardım edin lütfen, Coşkun Ayten’e bir şey yapabilir. Bana etmeseniz de yalvarırım onlara yardım edin. Kurtarın onları lütfen.”

“Mustafa!.. ben nasıl, ne zamana kadar yardım edebilirim ki, eninde sonunda Coşkun istediğini yapar, değil mi? Sen buradan çıkana kadar yaşadılar yaşadılar, yoksa Allah rahmet eylesin yaaaniii.”

“Çıkartın o zaman beni komiserim…”

“Çıkarttım diyelim, ne olacak?”

“Ayten’i de bebeğimi de onun elinden kurtaracağım.”

“O zaman bana en başından anlat bakalım ne oldu?”

~~~~~~•

Alp, Burçak’ı eve bırakıp Ayten’i de emniyete getirdikten sonra Okan’ın yanına geldi.

“Ne haber, nasılsın?”

“Çalışıyorum komiserim de siz iyi misiniz?”

“Yavuz’a git, sakın Selin’i bırakma de tamam mı?”

“Komiserim, ne oluyor?”

“Daha yüzünü bile görmediğim adam bugün bana aşk dersi verdi. Aşkın bütün benliğe sirayet etmeden gerçek aşk olmadığını gösterdi.”

“Komiserim?”

“Ben Selim’i arayıp, Nurseli’nin hâlini hissedip hissetmediğini test ederken kendim sınıfta kaldım.”

“Burçak savcım?!”

“İyii iyiii, çok şükür iyii.”

“Bakın bu Yavuz’a has bir durum, sakın kendinizle yada Selim komiserimle kıyaslamayın… Altıncı hissi çok kuvvetli.”

“Ben Nurseli’nin yanına gidiyorum, gelecek misin?”

“Ben gelmesem daha iyi olur komiserim, o herifi dövesim geliyor, elim mahkum.”

“Sizin bi avukat varmış?”

“Bir değil dört tane dee, Şuan Nurseli’ye Levent’ten başkası yardım edemez… O da ağır ceza avukatı değil, hemde yeni… Yine bu Cenk öküzüne mecburum.”

“Milletvekili tanıdık?”

“Oda dört avukatın içindekilerden biri ama duyarsa beni çiğ çiğ yer.”

“Nedeenn?”

“İki yıl önce Nurseli’yi Selim’den uzak tut dedi ama ben dinlemedim. Böyle olduğunu duyarsa biterim… Bir de yakın zamanda önemli bir ameliyatı var, vazgeçer diye söyleyemiyorum.”

“Senin işin de zormuş vallaa, neyse kolay gelsin.”

“Nurseli’ye selâm söyleyin komiserim, Okan abin her zaman yanındaymış deyin. Haa!.. bir de engelimi kaldırsın ona bir şey göndereceğim.”

“Tamam, kolay gelsin. Bir şey çıkarsa hemen ara.”

“Olur komiserim ararım.”

~~~~~~•

Cenk, biletimi iptal ederken bir yandan da bana söyleniyordu.

“Temiz iş vallaa, malı al Sivas’ta teslim et.”

“Hiç te bilee, öyle bir şey yok.”

“Kime inandırabilirsin akıllım. Resmen planlanmış derler.”

“Ne bileyim böyle olacağını.”

“Başka kim biliyor?”

“Kızlar ben o kadar.”

“Yani yine şu Özlem denen kız biliyordu değil mi?”

“Cenk, Özlem öyle biri değil, bana böyle bir şey yapmaz!”

“Kızım sen salak mısın rol mü yapıyorsun anlamadım, neden bu kadar emin konuşuyorsun. Bu devirde kirpiğine bile güvenmeyeceksin, sen koruyor zannediyorsun o gözüne girip canını yakıyor değil mi?”

“Özlem-“

“Sakın Özlem yapmaz deme yinee.”

“Tamam tamam… Söylemiyorum… Sustum… Bir de benim bir yere gitmem neden sorun olsun kii anlamadım?”

“Dosya açılacak mecburen, senin bu şekilde şehir dışına aldığın bilet şüphe uyandırabilir.”

“Dosyayı Furkan komiser mi açacak?”

“Evet.”

“Yandım ben yaa!”

“Korkma bu kadar yaa, Furkan komiser anlayışlı biridir, gizli tutabilir.”

“O anlayışlıdır daa-“

“Senin artist yakışıklısı mı değil?”

“Aynen.”

“Ben de bunu anlamıyorum haa! bu kadar zorba, anlayışı kıt, kıskanç erkeklerde ne buluyorsunuz?”

“Eşini kim kıskanmaz biliyor musun?”

“Kim?”

“Domuz!.. Eğer eşini yada sevgilini kıskanmıyorsan kanında domuzluk var demektir.”

“Hadi yaa, ciddi misin?”

“He vallaa, bir de domuz eti yiyen insanlar da eşlerini kıskanmazlarmış.” dediğimde Cenk, “Bu engin bilgi için teşekkür ederim.” derken midesi bulanır gibi bakıyordu…

~~~~~~•

Cingöz, bataktan gizli Ömür’ün kahvaltısını getirip yanına bıraktı, “Afiyet olsun. Sessizce ye, tepsiyi kapının oraya bırak ben alırım.” deyip giderken Ömür arkasından seslendi.

“Cengiiiizzz!”

Cingöz konuşmadan merakla bakınca, eliyle yanını pış pışlayıp oturmasını isterken kelimelerin sonunu uzatarak kendini acındırıyordu.

“Ben yıllardır birileriyle yemek yemeye alışık olduğum için yalnız başıma yiyemeeemmm, yanıma oturup bana eşlik eder misiiiinnn?.. LÜTFEEEENNN…”

“Nasıl bir kızsın sen yaa, gözlerin fel fecir Nuri Alço gibi bakıyor, dilin küçük Emrah gibi inliyor.”

“Aşk olsun… Ne Nuri Alçosu… senin kafanı Basri abi karıştırdı değil mi?.. Sende haklısın… Sen en iyisi beni bırak, ben abime gideyim.”

“Sabret dedim yaa, salı günü abim gidiyor… Çarşamba abinle kavuşacaksınız ama sana bir şey söyliym mi, sen Okan’ın kardeşi olamazsın.”

“Nedeeenn?”

“Bakışların bile bi değişik bir defa… O pısırık korkak köpek gibi bakardı, senin gözlerin benimkinden bile cin gibi bakıyor.”

“Bence o, gözlerimin mavi olmasından dolayıdır.”

“Abiminki de mavi ama o senin gibi bakmıyor.”

“Abiminki hangi renk?”

“Kahverengi?”

“Bir şey daha sorabilir miyim?.. Sen abimle neden düşmandın?”

“Basri abi-“

“Basri abiyi geç bir defa, o batakla arasındaki mevzu, abim sana ne yaptı da düşman oldun?”

Cingöz bir süre düşününce Ömür devam etti. “Adı üstünde batak! Batağın karşılığını biliyorsundur değil mi? Sen, iyisi varken neden bataklığı, bu boktan hayatı tercih ettin diye soruyorum?”

“Abim aslında özünde çok iyi biridir.”

“Tâbi tâbi, şirinleri de sadece iyi insanlar görüyor zaten… Gargamel gibiii?”

Cingöz, hakareti kime ettiğini merak eder gibi “Anlamadım?” deyince Ömür elini alaycı bir şekilde sallayarak, “Kendi kendime konuştum farz et, hata bende biliyor musun?.. Bir süreliğine tercihlerini unutup beklentiye düştüm. O yüzden… Senin bi suçun yok yani.” dedi aynı zamanda mimikleriyle de aşağılayarak.

Cngz, sinirlenmiş bir şekilde çıkmak isterken Ömür tekrar arkasından seslendi.

“Dur yaa nereyee?.. Alındın mı yoksa?”

Cngz, “Yürü git yaa, ne alınacağım… Seni kim takar.” deyip çıksa da tavırlarından siniri belli oluyordu.

~~~~~~•~~~~~~•

Mustafa, bir süre sessizce bebeğin resmine baktıktan sonra gözlerini ayırmadan konuştu.

“Saçları kardeşime benziyor ama gözleri annesi.”

“İlk gördüğünde tanımadın?”

“Dikkatli bakmamıştım.”

“Başlayalım mı?”

“Nergiz… Üniversitedeyken tanıştık… Bir arkadaşı ile okulun yakınında gittiğimiz cafeye geliyorlardı… Gel git derken, arkadaşım arkadaşıyla çıkmaya başladı. Bir buluşmalarına benimde gelmemi istedi… Meğer niyetleri beni de Nergiz’le yapmakmış… Biz de tanıştık bir kaç ay dörtlü takıldık… Onlar ayrıldı ama biz ilerletme kararı aldık… Son senem de nişan yaptık… Askerden hemen sonra da evlendik… Bu arada ortak arkadaşlarımız ayrıldı diye kız Nergiz’e küsmüştü. Aramızı düzeltmediniz diye… İlk zamanlar çok mutluyduk… Gerçekten… Bir evlilikten ne umarsanız her şey vardı. Çok geçmeden işimi de düzene koymuştum… Ayten… Yaş olarak Nergiz’ten küçüktü ama ondan daha olgun bir kızdı… Haa!.. bunu ben tecrübe etmedim… Nergiz’ten duydum… Ayten aslında yan komşumuzdu ama binanin yapılışına göre aynı zamanda karşı binadan komşum gibiydi… Binayı gördüyseniz bilirsiniz… U şeklinde yapmış, bütün odalar ışık alsın diye… Ev sahibi evi satarken bunu bastıra bastıra söylemişti… Nergiz’le Ayten çok sıkı arkadaş oldu… Nergiz’in öyle bir sıkıntısı vardı. Dostluğu çok aşırıya giderdi… Bazen kızardım… Coşkun bazı geceler eve gelmezmiş, geç saatlere kadar balkonda oturup konuşurlardı… Nergiz işin boyutunu kaçırdığında benim için çok geçti… Akşam yorgun argın geliyorum evde yemek yok, toplantıya gideceğim ben hallederim dediği kıyafetlerim kirli… Sürekli alışverişe gidiyor bir şeyler alıyordu. Bir yıllık mobilyalar ne kadar eskir komiserim… Neymiş, renk o zaman güzel gelmiş ama karakterinin rengini yansıtmıyormuş ve negatif enerji olduğu için ev kendisini sıkıyormuş… Eyvallah dedim… Eskiyi ver yeniyi götür mağazasından değiştirmeye gittik… Hangi koltuğa baksa, Ayten bu nasıl, Ayten bu rahat mı? Sanki bizim eve değil de Ayten’e alıyor gibiydik… Neysee, Ayten’in görür görmez içinin gittiği, ‘Hiiii bu çoookk güzel.’ dediği bir takımı aldık… Bu sefer Ayten bizden çıkmaz olmuştu… Ama daha farklı… Akşam geliyorum sofra kurulmuş, kıyafetlerim tertemiz ütülenmiş giymeye hazır… Çok görüşmesini istemediğim Ayten’e bende sesimi çıkartmaz olmuştum… Benim eve gelmeme yakın giderdi… Bunlar Ayten’in verdiği fikirle ortak iş yapıyorlarmış, bir gün bizde yemek pişirip Ayten götürüyormuş, bazen Nergiz orada pişirip getiriyormuş… Dedim yaa, Coşkun bazı geceler gelmezdi… Geldiğinde de hep bir bahane ile kavga çıkartır Ayten’i döverdi… Aynı yemek komiserim… Ben yerken parmaklarımı yiyecek gibiyken Coşkun bu ne biçim yemek lan, böyle yemek mi olur diye tabakları kırardı… Seslerini duyardık… Yemek boğazımızda düğümlenirdi… Gel zaman git zaman Nergiz diğer arkadaşıyla barıştı…Bu sefer de onunla takılıp yine evi boşlamaya başladı… Bazen eve geliyordum daha gelmemiş oluyordu… E hani yemek… Dur hemen Ayten’e sorayım deyip ondan alırdı… Bir keresinde eve erken gelmem gerekti… Aradım… Geliyorum bir şey alıp çıkacağım dedim… Bir panik… Sakın haa, Ayten evde gitme, sen ne istiyorsun söyle ben Ayten’e söyliym kapıya koysun…” Selim şaşırarak bakınca devam etti.

“İşte komiserim ben de aynı şekilde oldum… Bu kadının benim evimde ben yokken ne işi var, diye düşündüm… Yalan yok, Coşkun’u benim evimde aldattığını bile düşündüm… Apar topar eve geldim… Kızı basıcam diye kamerayı açtım, yavaşça içeri girdim… Evde sadece Ayten’in mırıldanması geliyordu… Benim geleceğimi bilmediği için rahat hareket ediyordu… Gizlendim… Kulağında kulaklık, şarkı söylüyordu… Evden yemek kokusu geliyordu… Utandım… geldiğim gibi gitmek istedim… Yemeği karıştırdıktan sonra yatak odasına gitti… Ne yapıyor diye merak ettim… Eşyalarımı ütülüyordu… O kadar şaşırmıştım kii, olduğum yerden kıpırdayamadım… O da beni görüp korktu… Özür dileyerek evden çıktım… Onu tam olarak ilk görüşüm o gündü… Ve ben o günden sonra farkettim ki bizim evde benden Nergiz’ten çok onun adı geçiyordu… Ayten bi sarma sarıyor… Ayten bi mantı açıyor… Bak bu elbiseyi Ayten beğendi, bende bi iyilik yapayım dedim… Ona bunun eflatununu aldım… Aynısından onda da var… İkiz gibi giyeceğiz… Ayten kocasına bi makyaj yapıyor, süslenip püsleniyor… Ben onun yerinde olsam bir dakika o adamla evli kalmazdım… Ayten çok sabırlı… Ayten’e yazık, Ayten’e günah… Ayten Ayten Ayten… Yapma Mustafa, acıma dedim… O zamanlar bana acıyormuşum gibi gelmişti… Karar aldım, o evden taşınacaktım… Her yerde Ayten’in izi vardı… Nergiz’e dedim ki, gel biraz idare et… Daha iyi bir yere gidelim… Biraz para biriktireyim… Ne demek yaa, ben tatile gidemeyecek miyim… deyip hiç yoktan bi kavga çıkarttı… Bende dedim haklısın… Koca bir kış evde sıkılıp bunalıyorsun, bende aynı şekilde… Benim de ihtiyacım var galiba dedim… Ayten’den bu şekilde de uzak kalabilecektim… Tatil parasını çıkartmak için ek bir proje aldım… Bazı aksilikler olunca da iş yetişmedi… Nergiz’e dedim ki eylül’de gidelim… Bir ay komiserim… Temmuz Ağustos değil de Eylül… Ne fark ederdi kii… ‘Ben annemlerle plan yaptım. Biz gidelim sende işin bitince gelirsin dedi… Onlar gitti… Giderken Ayten’e demiş ki, Mustafa’ya yemek yapar mısın?.. Akşam eve geliyorum kapıda saklama kapları ile sıcak yemekler… Alıp yiyordum… Ertesi sabah çıkarken yine aynı yere bırakıyordum… Bir gün… Bir gün işten gelirken elim dolu geldim… Ayten yemekleri bırakırken karşılaştık… İşte o an benim için çok geç olduğunu farkettim… Elimdeki anahtarı ona verdim, sana zahmet yardım eder misin? dedim… O kadar tatlı bakıyordu kii, sevecen… Masuuumm… Sende görüyorsun komiserim… Dünya iyisi bir kız değil mi?..” Selim cevap vermeyince devam etti.

“Anahtarı aldı… Kapıyı açıp içeri girdi… Yemekleri mutfağa bırakırken, ‘Abi, bunları soğutma sıcak sıcak ye emi?’ dedi… Elimdekileri mutfak masasına bırakıp yüzüne baktım… Bi terslik olduğunu anlamış gibi, Afiyet olsun. deyip yanımdan gitmeye çalışırken önüne geçtim… O gece gelmeyeceğini ikimiz de biliyorduk ama o korkutmak için, ‘Coşkun da gelmek üzeredir.’ dedi… İnanmamış gibi güldüm… Yalvardı… Abi gideyim dedi… Ben onun abisi değildim… O benim her şeyimdi ama kardeşim değildi… O ev onundu ama o yoktu… Onun beğendiği koltukta ona…”

Selim daha fazla dayanamayıp ayağa kalktı. Doğan gibi gerilerek Mustafa’ya bir yumruk attı. O an Mustafa’nın yerinde kendini, kendi yerinde de Yavuz’un olduğunu düşündü… Yavuz’un, Selin’den çok, bir kızın canını yaktığı için kendini ittiğini bir kere daha anlamıştı…

Mustafa, düştüğü yerden sessizce yüzündeki kanı silerek kalktı. Sandalyesine otururken, “Sence bu benim vicdanımı rahatlatmaya yetmiş midir?” diye sordu

Selim, “S.kerim lan senin olmayan vicdanını, ben kendi sinirimi attım… Devam et.” deyip sustu.

“Bir yıldan fazladır hapisteyim, hâlâ canım acıyor…”

“Sen Nergiz’den dolayı değil de bu sebepten mi hapis yatıyorsun?”

“Evet komiserim ama geçmiyor… O an pişman olmadığım için yeni yeni olmaya başladım.”

“Neden pişmanlık hissetmedin?”

“Çünkü o benimdi komiserim, sadece sıcaklığı eksikti… O Allah belanı versin derken ben seni seviyorum dedim… O an yaptığımı tecavüz görmedim… Sanki onunla evliydim… sanki o ev ikimizindi… Sanki değil gerçekten o koltuk ikimizindi, o beğenmiş ben almıştım… Ne zaman ki yüzüme bakıp, ‘Hepiniz aynısınız, size yapılan en ufak iyilikte karşılık olarak bunu yapıyorsunuz.’ diyene kadar ne yaptığımın farkında bile değildim… Elinden tutup mutfağa götürdüm… Bak buraya baaakk, bunları kim yaptı… Seenn… Senin yaptığın yemeği içimden çıkmadı, bağırsaklarımda dolanıyor… Bak… Bu çaydanlık… Sen beğenmişsin diye alındı, Allah kahretsin iki tane bir defa bile çay demlenmeyen çaydanlık varken alındı buuu, ben aldım… Sen istedin diye, dedim… Odaya görürdüm… Bak bu koltukları sen beğendin, üzerine her oturduğumda seni düşünmemek için geri kalkıyordum dedim… Sonra yatak odasına götürdüm, kapağı açıp kıyafetlerimi gösterdim… Gömleğimi aldım sordum, Bunu kim yıkadı, kim ütüledi haa söyle… Ya bu ceketi, kim yıkadı koydu… Benim içim dışım sen oldun, ucum bucağım sensin, bu ev senin, ben seninim dedim… Bana sürekli seni anlattığı için aşık oldum…Ben seni görmeden vuruldum… dedim… ‘Nergiz bana yapmıyor mu zannettin,’ dedi… ‘Bana da seni anlatıyor… Ben senin geceleri ona nasıl fısıldadığını bilmiyor muyum? Yemeklerimi yiyip beğendiğini bilmiyor muyum? Ben de seni seviyorum ama böyle değil.” dediğinde anladım ki Nergiz beni olduğu gibi Ayten’i de bana aşık etmişti… ‘Seni seviyorum’ dediğinde ki sevincimi anlatmaya kelimeler yetmez… Aslında söylemek istememişti, o an ki sinirinden ağzından kaçırdığını gördüm… Söylediğine pişman olmuş gibi toparlamaya çalışınca izin vermedim, bana seni abi gibi sevdim demesine izin vermedim… Öptüm… Kendini çekip bir tokat attı. Tam konuşacakken yine öptüm, yine tokat attı… Umurumda olmadı inanın… Tek istediğim beni nasıl sevdiğini anlamasıydı… Oldu daa… O gece bir kere daha ama bu sefer karşılıklı olarak birlikte olduk… İki ay, evden çalıştım… Sabahları geliyordu. Akşama kadar birlikte vakit geçiriyorduk. Çok mutluyduk… Nergiz orada arkadaşı ve ailesiyle ben burada Ayten’le çok mutlu bir iki ay geçirdik… Ayrılmak istedik ama nasıl olacaktı bilmiyordum. Önce onun ayrılması lazımdı ki şüphe çekmeyelim ve coşkun bir şey yapacak olursa yakınında olayım diye… Nergiz döndü, benim yine huzursuz günlerim geri geldi… Beş ay da bu şekilde devam ettik… Bir gün Nergiz elinde fotoğraflarımızla karşıma dikildi… Susturmaya çalıştım ama avazı çıktığı kadar bağırıyordu… Yapma etme dur desemde dinlemedi… Ben o an Ayten’e bir kere daha aşık oldum… O beni rezil etmemek için bağırmamıştı… Kurtulmaya çalıştı, bana vurdu ısırdı ama rezil etmeye çalışmadı… Kocasının nasıl biri olduğunu biliyordu, beni öldürürdü ama o yapmamıştı… Bu arada, Ayten onu hiç unutmadı… Sürekli dalıp dalıp giderdi… Bazen irkilirdi bana belli etmezdi… Nergiz öyle yapmadı… Yalvardım… Yapma, sus, gel iyilikle bitirelim… Balkona çıktı yukarı aşağı bağırmaya başladı… Coşkun yarı sarhoş balkona çıktı… Ona bakıp, sen burada leş gibi yatarken atı alan Üsküdar’ı geçmiş boynuzu takmış gibi laflar ediyordu… Susturup içeri götürmeye çalışırken Coşkun Ayten’i saçından tutup balkona çıkarttı… Tarabzanlardan baş aşağı sarkıtmaya başladı… Çok korktum… Yapma Coşkun yalan inanma diyordum… Nergiz içeriden kanıtları getirip Coşkun’a uzatırken dengesini kaybetti… Tek koluyla asılı kaldı… Hemen yakaladım… Yalvardım… Yardım istedim… Coşkun da Ayten’in üzerine yatmış boğuyordu… Demirlerin arasından Ayten’in morardığını görüyordum… Gücüm de tükeniyordu… Nergiz, Ayten’e bakışımı görmüş… Ölmek ister gibi elimden kurtulmaya çalıştı… ‘Ben bu haldeyim senin aklın onda mı?’ demesi kulaklarımdan çıkmıyor… Ayten’i bırakıp Nergiz’e döndüm… Yapma, tut elimi… dedim… Gözlerime baktı… ‘Bu bakışı unutma Mustafa, ömrünün sonuna kadar vicdan azabı çek inşaallah’ diyerek elimden kurtuldu… Herkes çığlık kıyamet… Ben yaptım komiserim… Benim yüzümden oldu… Nergiz’in de Ayten’in hayatını ben mahvettim…”

“Komşularınız, onlar gördü mü?”

“Alt komşu o akşam evde yokmuş, ben evde zannettim bağırdım… Niyetim Nergiz’i alt balkona indirmekti ama cam ile kapatıldığı için balkona atamadım… Diğer komşulardan bağırmamıza çıkanlar kapıyı kırmaya çalışmış polise haber vermiş…”

“Neden kimse şahitlik yapmak istemedi pekii?”

“Coşkun’dan korktukları için…”

“Olay yeri fotoğrafları bulamamış ama?”

“Nergiz Coşkun’a vermişti… O ne yaptı bilmiyorum.”

Selim, ayağa kalkıp kapıya yürürken Mustafa arkasından bağırdı. “Komiserim, yardım edecek misiniz?”

Selim, dosyayı gösterip, “O yüzden gönderildim.” deyince Mustafa tebessümle yalvarma arası bir şekilde gibi bakarak, “Ayten’i alın lütfen.” dedi.

Selim, göz kırparak, “Korkma, bundan sonra Coşkun bacımız onlara zarar veremez.” deyip dışarı çıktı.

~~~~~~•~~~~~~•

Alp abinin sesini duyup koşar adım aşağıya indim. “Nurseliiii…” deyip sarılırken ki ses tonundan bir şey olduğunu anlamıştım…

“Alp abiii, ne oluyor?”

“Sen varyaa, bir insanın başına gelebilecek en güzel şeysin.”

“Abiii, burnun mü büyüyor?”

“Büyümez yalancı çoban… Ben doğruyu söylüyorum.”

“Ne oldu peki, neden böylesin? Sel-“

“Yok yookkk o değil merak etme, hâlâ duymadı, işten başını kaldıramıyor ki?”

“Sıkıntı ne o zaman?”

“Burçak…”

“Ne olduuu?”

“Bir şey olmadı Nurseli, senin sayende bir şey olmadı.”

“Anlamıyorum abi açık konuş lütfen, ne oluyor?”

“Senin bu olay olmasaydı Burçak bir yere yalnız gidecekti… Adam evde pusu kurmuş.”

“Hiiiiiiii’iiii!..”

“Korkma, korkma… İyiii… Sana selamı var… İlk baş kızmıştım ama yaşayınca hak verdim, o an insan ya ölmeyi ya öldürmeyi düşünüyormuş dedi… Onu kurtarmak için de elimden ne geliyorsa yapacağım dedi.”

“İyi mi şimdi nerede, bi görsem?”

“O iyii merak etme, şuan ailesinin yanında dinleniyor… Biz senin işine yoğunlaşalım… Yarın Furkan’la konuşacağım.”

“Yardım eder mi pekii?”

“Eder eder, Furkan’ın yufka gibi bir yüreği vardır.”

“Bir zamanlar neredeyse benim yüzümden öleceğini bilse ne yapardı acabaa?”

“Öyle düşünme… Hiç pişman olduğunu görmedim.”

Cenk’in arkadan gelip, elini uzatmasıyla konuşmamız yarım kaldı.

“Hoşgeldiniz komiserim, geçmiş olsun?”

Ben, “Sen biliyor muydun?” diye şaşırırken Alp abi elini sıkıp tehditvari bir şekilde konuştu,

“Kendim gelmeden namım gelmiş güzeeelll, ona göre hareketlerine dikkat et, bu yaştan sonra kaleye geçmek istemezsin değil mi?”

Cenk, Alp abinin fazla sıktığı elini çekip acısını hafifletmek için diğer eliyle ovalarken, “Aman komiserim, ben oyuncularımdan memnunum. İsteyene mâni olmayayım. Biz de Nurseli’yle kardeş kardeş oturup sizden haber bekledik.” derken yüzüne baktım…

Yarım saat önce, bu eve gelen ilk kız olduğum için kıymetimi bilmem gerektiğini, karşılık olarakta çok uzatmadan o yatakta sevişmek istediğini söyleyen kendisi değil de dublörüymüş gibi konuşuyordu…

Alp abi bakışlarımdan anlamış olacak ki, “Ben uyarmamı yapayım daa, sonra demedi olmasın.” dedi

Cenk, yine konudan bağımsız, “Eee komiserim, paketle ilgili bir gelişme var mı?” diye sordu.

Alp abi bir şey hatırlamış gibi bana baktı, “Aaa unutuyodum, Okan’ın selamı var, abiniz her zaman yanınızdaymış küçük hanım, bilsin dedi.”

“Alp abiii, kıskanmıyorsun değil mi?” dedim göz kırparak

“Ne kıskancam ayoooolll, onun yeri ayrı benim ki ayrı…” derken hiç ciddi durmuyordu…

“Öyle olsun.”

“Bir de engeli kaldıracakmışsın Okan bir şey gönderecekmiş.” deyince merak ederek şarjda ki telefonumu almak için odaya gittim…

~~~~~~•~~~~~~•

Cenk, Alp’le odaya yürürken, “Komiserim emekli olunca sünnetçi olacak diyorlar, doğru mu?” diye sordu.

Alp, ellerini cebine koyup karşısında dikildi. “Evet, ikinci olarakta seninle devam edeceğim.”

“Komiserim, bir şey merak ediyorum, hedefi vurmayı nasıl başardınız?”

“Hedef kendini belli ediyordu, zor olmadı.”

“Ooofff, o adamın yerinde olmak istemezdim, en bulaşılmaması gereken kişiye çatmış.”

“Ben bir şey değilim emin ol… Sen bu kızın arkasında kimler var bi bilsen, takım taklavat ülkeyi terk ederdin.”

“O kadar kişi var ama bir işe yaramıyor gibi, yanılıyor muyum komiserim?”

“Evet, yanılıyorsun… Horozu çok olan köyün sabahı geç olur hesabı oldu…”

“Nurseli’ye tek horoz olarak ben kaldım yani?”

“Şimdilik evet ama sen yine de dikkat et, itlaf etmek zorunda bırakma beni.”

~~~~~~•~~~~~~•

Selim, mustafa’dan sonra Ayten’i sorgulamak için odaya geldi…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

0
Please leave a feedback on thisx

Bazı insanların hayatına dokunması bile yaralarına iyi gelirken, bazılarının gitmesi yaralarını tamamen kapatır.

Selim, odaya geldiğinde Ayten elini yüzüne kapatmış ağlıyordu.

Selim, hüzünlenerek karşısına oturdu.Selim de Ayten’in yüzüne bakamıyordu…Bir süre konuşmadan sakinleşmesini bekledi.

Ayten, elini çekip başını yerden kaldırmadan, “Selim komiserim, ne olacaksa olsun artık. Ben daha fazla dayanamıyorum.”dedi.

“Ayten, Mustafa her şeyi anlattı, şimdi sıra sende. Bana istediklerini anlatabilirsin…”

“Her şeyi mi anlattı?”

“Evet…”

“Onlar, onların düğün günüymüş, bilmiyordum…Allah’ım kurtar beni dayanamıyorum artık diye dualar ettim… Hayatımın daha kötü olacağını bilmeden ettim bu duayı…Balayından geldiler, binada ki bazı kişiler hoş geldiniz, hayırlı olsuna gittiler ama ben gidemedim…Yüzüm gözüm yara içindeydi…Herkes gibi onlardan da kaçtım.Bir gün çamaşır asarken balkona çıktı.Yüzümü öyle görsün istemediğim için içeri kaçtım… Komşular o halime dayanamaz polis çağırırdı, poliste şikayetçi değilim deyince giderdi… O da beni görüp aramasın istedim… Ben yetimim komiserim, bi anam var, abimin eline bakıyor, şu küçücük boğazım yengeme büyük geldi. Sürekli bizim yüzümüzden kavga ediyorlardı. Annem hadi neyse anası, ya ben… Ben o evde yabancıydım. Coşkun… aramızda on yaş vardı. Anası ne halt olduğunu biliyormuş, ben zapt edemiyorum, evlensin demiş, yengemle ayarlamışlar…Senin kardeşin var mı komiserim.”

“Evet var.”

“Sakın onu yalnız koma emi, bana yaptığın ağabeyiliği ona da yap…Benim abimin yapamadığını yap… Abim saf değildir, karı korkusu… Coşkun da olmayandan… Her şeyimi yengem ayarladı, kaynatam laf gereği beni abimden istedi ama beni veren yengemdi… Bi yeğenim var aramızda on yaş var…Hala okulumu bitireyim seni kurtaracağım derdi hep. Abimin yapamadığını o yapsın diye dualar ediyordum… Bir kaç ay sonra,bir gün Nergiz kapıma geldi. Kusura bakma dedim gelemedim… Bilmiyor gibi konuştuk…Bir süre o bize geldi, sürekli Mustafa’yı kötülerdi, herhalde ‘bütün erkekler kötü merak etme’ demek istiyordu ama şikayet ettiği şeylerin birini bile görmesem ömrümün sonuna kadar şikayet etmezdim diye düşünüyordum…Çok çalışıyormuş, çiçektir, çikolatadır almazmış, özel günleri aklında tutmazmış, her işi Nergiz’den beklermiş…Yemek, ütü, ev işi yapmak zorunda değilmiş ama Mustafa bunların hepsini Nergiz’den eksiksiz beklermiş… Dedim yaa, tamamen erkeklerin hepsi aynı demek için yapılmış numaralara benziyordu ama bilmiyordu ben o anlattıklarını ne babamda ne abimde gördüm, Coşkun’un her türlü şiddeti olmasa onlara da razıydım… Canımdan bezdiriyordu… Sonrasında Nergiz’le iyi arkadaş olmuştuk. Ona, kocasının kıymetini bilmesi gerektiğini gösterecek şeyler yaptım…Sonra birlikte dönüşümlü gel git yapıyorduk. Birlikte işler yapıyorduk, böylece ikimiz de yorulmuyor güzel vakit geçiriyorduk… Çoğunlukla yemekleri ben yapıyordum… Coşkun,”bu ne bee, meyhane yemeği bile seninkinden güzel oluyor’ deyip sofrayı dağıtırdı. Ertesi günü Nergiz gelip, ‘akşam yemeğine bayıldık, hele Mustafa parmaklarını yiyecekti neredeyse’ derdi. Moral olarak bu bile yetiyordu komiserim. Eline sağlık demese de yemeleri bile bana verdikleri değeri gösteriyordu…Nimete saygıları hoşuma gidiyordu…Gel zaman git zaman ben Coşkun’un bahanelerini ortadan kaldırmak için önceden kızacağı şeyleri yapıp sus pus oturmaya başladım… Nergiz bana, alışverişler de çok panik olduğunu, ilk başta görünce hoşuna gidip sonrasında aldıklarını beğenmediğini söylerdi. Birlikte mobilyacıya gittik. Gerçekten her önüne gelene bu güzel bu güzel diyerek atladı… Özellikle de pahalı olanlara…Ben evlenirken gelinliğimi bile kendim seçmedim.Hatta hatırladıkça gülerim, aldıkları gelinlik o kadar büyüktü ki içinde sağa sola dönebilmiştim…Bi koltuk takımı gördüm, bir an onu kendi evimde hayâl ettim. hoşuma gitmişti…Sanki bana inat gibi Nergiz onu almak istedi…Mustafa bana, ‘sana ve fikirlerine değer veriyordu’ demişti ama bana öyle gelmiyordu…”

“Sana aksini düşündürecek bir şey mi yaptı ki?”

“Evet, benden önceki arkadaşıyla tekrar sıkı fıkı arkadaş oldu. Onun dolduruşuna geliyordu… Bir keresinde alış verişe gittik, yine benim beğendiğim bir elbiseyi kendine aldı, hiç sevmediğim rengini de ‘hadi bu da benden olsun’ diyerek bana aldı…Bir kere bile giyinmedim. Bana hediye makyaj malzemeleri alıyordu. Akşamları sür, kocana güzel görün diyordu. Onları da bir defa bile sürmedim…İlk zamanlar yaptım da ne oldu, ‘bu ne böyle o. ospulara benzemişsin’ demişti. O zaman anlamıştım ki, o başka kadınlara gidiyordu. Ben onun için hizmetçiden başka bir şey değildim, ailesine vereceği hesaptan kurtulmak için evlenmişti… İlerleyen günler de Nergiz, bana hizmetçi muamelesi yapmaya başladı…”

“Farkettin madem neden devam ettin?”

“Benim ondan başka arkadaşım yoktu kii, o da bunu biliyordu ve bunu kullanıyordu… Bazen bana Mustafa’yı anlatırdı, o elbiseyi giyince neler olduğunu…Kıskanmadım komiserim yemin ederim…Ama dedim ki Allah’ım benim neden böyle bir yuvam yok, kocam birazcık insan yerine koysaydı ne olurdu ki? diye düşündüm…Mustafa, yada Nergiz ile ilgili değildi geneldi… Mesela Mustafa’nın alt komşusu, arka bahçeye iner çocuklarıyla maç oynardı…Çocukları için park yaptırmıştı onları sallardı, piknik yaparlardı… Bende onları izlerdim…Benim de öyle yuvam olsun isterdim…Coşkun asla öyle bir baba olamazdı, biliyordum…”

“Kestim kusura bakma, sizin çocuk olmamış, sen mi istemedin? Özür dileyerek soruyorum, özel hayatınız nasıldı?”

“Bizim aramızda normal evli çiftler gibi bir şey olmazdı, düzenli gittiği bi kadın vardı, galiba onun özel günlerinde yada ona sinirlenince gelirdi, onda da istemediğim için döverdi…”

“Tekrar özür dilerim… Devam et.”

“Bir gün bana, ailemle tatile gidiyorum arada Mustafa’ya yemek yap bırak dedi…Anahtarını verip çamaşırlarını da yıka o beceremez dedi…”

“Evin anahtarı sende var mıydı?”

“Yoookk, alır mıyım hiç, neme lazım…Bir şeyi kaybolsa al başına belayı…Ben yemekleri yapıp kapıya koyuyordum…Mustafa da alıp yiyordu…”

“Aytennn…İstersen buraları geç…Belli ki zorlanıyorsun.”

“Komiserim, ben onu çok sevdim biliyor musun? Görmedim ama çok sevdim…Herkes yapsaydı ama o yapmasaydı…Onu sevdiğim gibi kalsaydı ben ömrümün sonuna kadar yemek yapar kapısına koyardım…”

“Ayteeenn…Tamam…Buraları geç…”

“Komiserim, daha da acısı ne söyliym mi? O… onu yaparken bile Coşkun kadar canımı acıtmadı… Ama… Ama O Coşkun’dan daha kötüydü… Meğer ben Coşkun’un kötülüğünü bildiğim için bana garip gelmiyormuş ama Mustafa beni hayâl kırıklığına uğrattı…”

“Ayten…Ara verelim mi?”

“Komiserimmm…Sakın bi kızın hayâl kırıklığı olma…”

“Üzgünüm ama oldum galiba.”

“Seeennn miii?”

“Bana da çok anlam yükleme Ayten, sonuçta bende bi erkeğim…”

“Şaşırtmam diyorsun haa?”

“Hele de sen bu kadar acı çekmişken.”

“Bana yaptıklarından sonra buna inanmamı bekleme, bence iyi erkekler de var…”

“Mustafa gibi…”

“Öyle…”

“Devam edebilecek misin?”

“O benden ne bekliyordu bilmiyorum, boynuna sarılıp kollarına mı atlamalıydım…Çünkü teşekkür bekler gibi bir hâli vardı… İçimden sadece senden nefret ediyorum demek geldi… Şaşırdı… Sana söyledi mi bilmiyorum ama ‘neden nefret ediyorsun ki’ der gibi şaşırdı… Yaptığını o kadar normal gördü…Sonra çark etti galiba… Kalktı, bana evi gezdirdi… Meğer, Nergiz bana yaptığını ona da yapıyormuş… Sürekli beni ona anlatıyormuş, Mustafa da bana aşık olmuş… Bilseydim…Yani daha önceden, ne yapardım bilmiyorum…Karşılık verir miydim bilmiyorum… Hayâl kırıklığımı anlatmaya çalıştım, aptal dedim, bende seni seviyordum ama böyle değildi… Ben ilk defa bir erkeğe seni seviyorum demenin şaşkınlığını yaşarken o beni öptü… Hem suçlu hem güçlü, ben ne diyorum sen ne yapıyorsun der gibi vurdum… Ben ona, onu hangi duygularla sevdiğimi söylemeye çalıştıkça o öpüyordu, bende anlayana kadar vurmak istiyordum… Sonunda anladım ki kendimi kandırmışım, bi yabancıdan abi olmazmış… Arkadaş hiç olmazken ben abi yerine koyarak hata etmişim.”

“Mustafa’dan nefret etmiyorsun değil mi?”

“Aaahhh komiserim… Keşke edebilsem…O gün öyle olmasaydı ben Mustafa için ölürdüm. O kadar seviyordum.”

“Bundan sonra ne yapacaksın peki?”

“Coşkun’dan boşandıktan sonra mı? Bebeğimle musmutlu yaşamak istiyorum.”

“Mustafa bebeği biliyor.”

“Biliyor mu?”

“Evet biliyor.”

“Desene benim düşüncemin bi önemi kalmadı… Mustafa kızını asla bırakmaz…”

“Seni de yanii?”

“Beni bıraktı ama komiserim… Suçlamayı kabul etti…Beni bıraktı.”

“Nergiz nasıl düştü?”

“Ben orasını görmedim, bayılmışım. Ayıldığımda yerde kanlar içinde gördüm.”

“O günü anlatır mısın?”

“Ben yeğenimle telefonda konuşuyordum. Yeğenim, ‘hala sınavı kazandım, hemde burslu’ dedi. O an, o kadar sevindim ki, Coşkun’dan ayrılıyordum… Havalara uçacaktım neredeyse…Bir hışımla içeri geldi, ne olduğunu anlamadım… Saçımdan sürükleyerek balkona çıkarttı…Beni, belime kadar aşağıya salladı. Mustafa bağırdı, inanma yalan söylüyor diye… Ne olduğundan zerre kadar haberim yoktu…Nergiz, elinde fotoğraflarımızı balkona uzatırken dengesini kaybetti, Mustafa düşmeden yakaladı… Coşkun da beni yere yatırdı… Bir yandan boğazımı sıkıyor bir yandan da, ‘görelim bakalım seni mi yoksa karısını mı daha çok seviyor’ diyordu… Ben bayılmışım…”

“Fotoğrafları kim çekmiş sence? Size bu kötülüğü kim yapmış olabilir?”

“Aaahhh komiseriiiimmm, hayat o kadar acımasız kii, herkes birinin arkasından kuyu kazar kimse anlamaz…”

“Ayteeenn?”

“Aşk olsun…Ben değilim tâbi ki komiserim… Nergiz’in arkadaşı.”

“Neee?”

“Yaaa, Nergiz’in o çok sevdiği arkadaşı.”

“Sebeeeppp!”

“Komiserim sen yapma bariiii, kötülüğün sebebi mi olur? kötü kötüdür ve yaptığı da kötülüktür.”

“Yani orası öyle dee, kendince de bi sebebi vardır yaa, ne gerekçeyle yapmış.”

“İntikam…”

“Kimden, Mustafa?”

“Hayır Nergiz’ten.”

“Sevgilisinden ayrıldığında barıştırmadığı için küsmüşler, onun intikamı mı?”

“Hayır, ayrılmalarına sebep olduğu için intikam.”

“Nasıl yaaanii?”

“Komiserim, sen yenisin galiba, alış bunlara… Nergiz arkadaşının sevgilisiyle birlikte olmuş… Başlarda kız kim olduğunu bilmiyormuş. Sadece ayrılmış gitmiş ama Allah şaşırtacak yaa, bir gün profilinde geçen sene bunu paylaşmıştın diye bi fotoğraf görmüş. Fotoğrafa dikkatlice bakınca bunların bi şeyini yakalamış.”

“Neyini, biliyor musun?”

“Sevgilisi sarılma bahanesiyle Nergiz’in göğsünü sıkıyormuş.”

“Haydaaa. Bunu Mustafa biliyor mu?”

“Bilseydi hapiste olur muydu?”

“Neden söylemedin?”

“Neden söyliym? Bu, alçakça bir ispiyondan başka ne işe yarar ki?”

“Sen nereden öğrendin pekii.”

“Haaağhhhh komiserim, işte orası daha fena… a-ahahahahahhaahah.”

“Ne olduuu, neden gülüyorsun?”

“Komiserim, bu kız Nergiz’le kafayı o kadar bozmuş kii, önce Mustafa’yı ayartmaya çalışmış, Mustafa yüz vermeyince dee… a-ahahahahahhaahaha… -ahahahahhaahaha… Coşkun’la sevgili olmuşlar… -ahahahahhaahah… Coşkun’la… a-ahahahahahhaahah… Benim kurtulmak için dualar ettiğim adamlaaa…”

Selim, “Nee?” diyerek kahkaha atmaya başladı. Hem konuşuyor hem Ayten’le birlikte gülüyordu. “İlk defa bi sorgum böyle olduu, a-ahahahahahhaahah… Neden… Böyle oldu kii, a-ahahahahahhaahah… inanamıyorum yaaa, a-ahahahahahhaahah… sinirlerim bozulduuuu… a-ahahahahahhaahah.”

“Allah… Hep güldürsün inşaallah komiserim. Her sorgun böyle olsun inşaallah…”

Selim, “Sen… anlat… ben dinliyorum…” derken bile gülüyordu.

“Aaayy komiserim, gözümden yaş geldiiii… Bir gün bu kız Nergiz için gelmiiiişşş… Kapıda… C.Coşkun’la karşılaşmış… Aaayyy… Sonraa… Coşkun her kıza olduğu gibi buna da yavşamış, o da garibim ne düşündüyse karşılık vermiş…”

“Sizi nasıl gördü acaba?”

“Burası bana kötü ama yine de komiğime gidiyor… Coşkun, beni aldattığı kızı başka bi kızla aldatıp sonrada o kızla yine diğerini aldatmış, zincirleme kaza gibiii… O kız da beni takip etmiş… saf zannetmiş kii, beni onunla aldatırken onu da benimle aldatıyor… Öylece görmüş işte.”

“Ayten… pekii… Fotoğraflar neredeydi, Doğan komiser neden bulamadı?”

“Kız, nasıl bir şeytansa, Nergiz’e fotoğrafları verirken Coşkun’a da eve git sana sürprizim var demiş. Planlayarak mıydı, tasarlayarak mıydı neydi bir şey vardı yaa, ondan olmuş resmen… Kız, Coşkun’un bizi öldüreceğini bilecek kadar tanımış demek ki… Coşkun, fotoğrafların kızdan olduğunu bildiğinden başına bela almamak için hemen onları yok etmiş, komşuları olduğu gibi beni de silahla korkuttu. Ben ölmekten korkmazdım komiserim ama Mustafa ben öldürdüm deyip gitti ya, ben yine sustum, o günkü gibi sustum… İçime içime ağladım bağırdım.”

“Pekii, Coşkun neden seni öldürmedi yada çocuğa bir şey yapmadı?”

“Aaahhh komiserim, o da nasıl olmuş hemen söyliym… Ben yeğenimle konuşurken beni götürdü dedim yaa, yeğenim duyar duymaz kayıt almaya başlamış. Bu olaylar durulunca yakın arkadaşıyla kaydı getirdi. Bundan sonra halamın kılına dokunursan bunu polise veririm diye tehdit etti… Eli mahkum kabul etti, öldüremedi.”

“Bebek?”

“Ben öğrendiğimde aldırmak için geç kalmıştım. Coşkun hemen anladı tâbii. Yeğenim de o aralar kaydı kullanarak şimdiki kaldığımız eve taşındırttı… Alt katımda ki teyze acayip biridir, azıcık ses olsa hemen polisi arar, Coşkun sarhoş olup bağırdığında polisi arardı, Coşkun o kadının korkusundan eve sarhoş gelmemeye başladı.”

“Alp komisere göre öyle gelmemiş ama?”

“Olur mu komiserim, çocuk azıcık ağlamaya görsün, hemen bastonuyla tavana vurur… Ben bir defasında banyodayken ağladığını duymamışım kapıya geldi, ‘sağır mısın çocuk ölüyor duymuyorsun diye kızdı. Onun yüzünden nereye gitsem pusetle yanımda taşıyorum. Bence onu da yeğenim yaptı… Normalde bizim katta kimse oturamıyormuş, en uzun oturan biziz düşün.”

“Yeğenin kadını tanıyor olabilir mi?”

“Erkek arkadaşının babaannesi…”

“Baştan söyleseneee… Kayıtta ne var pekii?”

“Nergiz’in bağırması Coşkun’un söyledikleri… Mustafa’nın yardım edin diye bağırıp Nergiz yapma, elimi bırakma diye bağırması… Komiserim, Coşkun isteseydi karşı balkona geçip onu kurtarabilirdi.”

“Ayteeenn! Coşkun şuan hastane de, yoğun bakımda.”

“Neee? Nasıl, neden?”

“Burçak savcıya saldırmış. Kaçarken de Alp komiser yaralamış.”

“Benim yüzümden insanlara bela oldu.”

“Ayteeennn, yapma lütfen…Her şeyde kendini suçlama…”

“Mustafa serbest kalacak mı?”

“Ses kaydını alabilirsek evet…Ayten, İşine karışmak istemiyorum, hayat senin hayatın, sen ne kadar istersen o kadar yardımcın olmaya çalışırım. Kadın sığınma evine gönderebilirim, çocuğunu istediğin gibi büyütebilirsin…”

“Amaa?”

“Ama değil Ayten, yada olacak… Yada Mustafa’ya bir şans vereceksin… Çok olmadı ama tanıdığım kadarıyla Mustafa’nın ailesi iyi insanlar, sana ve torunlarına sahip çıkarlar. Böylece Rabia da babasını tanımadan büyümez.”

“Komiserim, benim başıma ne geldiyse babasızlıktan, yuvasızlıktan geldi… Ben, eti kemikten nasıl ayırayım, kızım büyüdüğünde baban iyiydi ama ben seni ondan mahrum bıraktım diye nasıl derim. Benden nefret etmez mi?”

“Eminim sen en doğru kararı vereceksin…”

“Komiserim Allah razı olsun. Bu davayı tekrar açmaya sebep olanlardan da Allah razı olsun. Rabb’im ne muradı varsa versin.”

“Doğan komiser.”

“Ona selam söyle komiserim, ömrümün sonuna kadar duacı olacağımı da söyle.”

“Söylerim aaamaaa bana da edeceksin.”

“Komiserim, Rabb’im seni senin gibilerle karşılaştırsın… En ummadığın yerde ve zamanda hayırlı kapılar açsın. İşin her daim yolunda gitsin.”

“Amiiinn…”

~~~~~~•~~~~~~•

Okan abinin engeli kaldırdığımda sayısız arama ve msjla karşılaştım… O saatte kapıma gelmiş nerede olduğumu sormuştu… İyi ama neden, diye düşünerek Okan abiyi aradım…

“Efendim.” diye soğuk bir sesle telefonu açınca, “Okan abiii?” dedim ağlayacak gibi.

“Vaayy, demek engeli kaldırdın haa…”

“Abiii özür dilerim ama sen…”

“Uzatma Nurseli, tamam konuyu kapatalım. sen bana nerede durmam gerektiğini gösterdin, bende ağzımın payını aldım. Ben aramızda ki samimiyeti yanlış anlamış aşırıya kaçmışım kusura bakma… Bir daha olmaz. Sadece rica ediyorum numaramı engelleme ki önemli bir şey olduğunda sana ulaşabileyim.”

“Abiii, yapma böyle… Şuan abimle sana çok ihtiyacım var. Ona gidemiyorum… Senden başka kimsem kalmadı.”

“Ağlama Nurseli.”

“Özür dilerim, o an ki sinirle oldu yemin ederim.”

“Nurseli tamam dedim… Bak şuan işim var, Alp komiser sana mesajımı iletmiş ki engeli kaldırdın. Ben söyleyeceğimi söyledim. Sonra görüşürüz.”

“Abiii… abiiii… kapatma!”

“Ne oldu Nurseli?”

“Abi, sen dün gece benim yanıma gelmişsin. Ben o haldeyken, telaşlanmışsın neden?”

“Ne demek neden, biz senin gibi şıp sevdi kalpli değiliz kızım, kardeşim dediysek hakkaten demişizdir… Hissettim…”

“Gerçekten mi?”

“Aynen ama numaram engelli olmasaydı sana daha çabuk ulaşabilirdim.”

“Bundan sonra yookk, hattaa bundan sonra uygulamadan nerede olduğumu göstereceğim.”

“Abartma! Şimdi bırakta işime bakayım.”

~~~~~~•

Alp abinin gitmesiyle meydan yine Cenk’e kalmıştı. “Havuzu ısıtayım mı?” sözüne karşılık, “Isıt, mümkünse yüz derece olana kadar da çıkma!” dedim.

Kardeşimin kıyafetleri dediği dolapta çeşit çeşit elbise vardı ama hiç giyilmemiş gibiydiler. Üzerim, en uzunu dizime gelen bi elbise giyip, onun üzerine de tril tril bi gömlek giyerek yatağa uzandım. Kardeşine ait gece kıyafetini giyseydim düğün gecesi kendini kocasına hazırlayan gelin gibi olurdum. Ben aynada öyle bir kıyafete bakamazken nasıl giyebilirdim kii, hele de Cenk gibi, libidosu yedi kat semaya ulaşmış birinin evinde… İçimden geçen düşünce bulutlarını başımı sağa sola sallayarak dağıttım. Okan abi dilsizle düetimi yollayınca, kendisine kızıp sildiğim şarkıları da tekrar yollamasını rica ettim. Beni geçmişe götüren sesi dinleyerek uyumaya çalıştım…

~~~~~~•

Selim, Ayten’le Mustafa görüşürken Rabia bebeği sevdi. Mustafa’yı cezaevine gönderirken, “Bu bebekte annesi de bundan sonra benim gözetimimde olacak, gözünde yaş görürsem seni çıktığın deliğe geri sokarım haberin olsun.” dedi.

Mustafa gittikten sonra Ayten’i alıp Mustafa’nın evine götürdü. Annesine, “Size bir emanet getirdim.” deyip Rabia bebeği babaannesine verdi. Mustafa’nın babası bebeği görür görmez torunu olduğunu anladı… Birlikte biraz oturduktan sonra Selim üç kişi geldiği evden gönül rahatlığıyla ayrıldı…

…Eve gelip, Elif’i yanına çağırdı… Cebinden çıkarttığı bileziği koluna takarken, “Bunu asla çıkartma… Olurda bir gün yanıma gelmek istersin paran olmaz, bununla gel… Şuan bir evim yok, senin gibiyim…İleride evim olursa, söz veriyorum babamın yaptığı gibi sana özel bir oda yapacağım. Sana özel kapısı,anahtarı olan bir oda… İstediğin gibi kalıp rahat edeceğin bir oda.” deyince Elif ağlayarak abisine sarıldı.

Hakan da gelip arkadan sarılınca Selim Hakan’a bakıp, “Kıskanma hemen, sen git diğer kardeşine sarıl.” diyerek Nurseli’yi kasdetti.

Selma hanım, Selim’e bakıp, “Kimmiş o?” diye sordu. Hakan, Selim’in omuzuna fiske vururken, “Kim olacak, yedisinde ne ise yetmişinde ooo hâlâ birilerini kıskanıyor.” diyerek Selin’i kasdetti…

… Selim yemekten sonra Elif’e Nurseli ile konuşup konuşmadığını sordu… Elif, “Dün aradım ama gün boyu kapalıydı.” deyince tekrar aramasını istedi.

Elif, Nurseli’yi aradığında bu seferde cevap vermemişti. Selim endişelendi, “Bir şey var.” diyerek Alp’i aradı. Alp içinden, “Anca mı dank etti?” derken dışından, “Ben sabah görüştüm, yakında Doğan’ın yanına gidiyor.” diyerek endişesini giderdi…

Telefonu kapattıktan sonra Elif abisine dönüp, “Abi sana kötü bir haberim var.” deyince Selim yine endişeli bir yüzle, “Haadii buyruuunnn.” dedi.

Elif, “Aabii, şunu yapma.” diyerek söze devam etti. “Annem Nurseli’yi sordu.”

“Ne diye?”

“Artık görüşmenin vakti geldi, tanışıcam dedi.”

“Sen ne dedin peki?”

“Okul tatil olduğu için memleketine gitti dedim abi.”

“İnandı mı?”

“İnanmak zorunda kaldı desem daha doğru olur. Numarasını istedi Allah’tan Engin aradı da sonra diye geçiştirebildim.”

“Durdu durdu en olmayacak zaman da merak etmeye başladı iyi mi?”

“Abiii, Selin’den şoku yiyene kadar aklı ondaydı.”

“Sen yavaş yavaş ayrıldılar moduna soksana.”

“Zamanı geldi mi?”

“Geldi geldi, dosya halloldu. Bir süre buralarda yokum.”

“Tamam… Haaa!.. Bir dee ben bir şey öğrendim.”

“Haay-“

“Aaaabiii!”

“Hayrola diyecektim yaa, ne kızıyon?”

“Haaa, tamam… Bugün Engin’e Selin’in resmini ve numarasını yollar mısın dedim.”

“Eee?”

“Önce “tamam hemen” dedi, sonra ‘diğer hafıza kartında kalmış’ dedi. Gönderdiği numara da Nurseli’nin ki değil, arayınca böyle bir numara yok diyo.”

“Onlarda kaldığında sildi demek ki?”

“Onunla hiç bir anımız kalmadı abi, neden benimkileri de sildi kii?”

“Tanınmak istemiyor da ondan.”

“Sen ne yapacaksın?”

“Benim elim silmeye varmadı… Bende gittiğimiz yerde abime sildirdim.”

“Onu en son ne zaman gördün?”

“O geceden sonra görmedim.”

“Ya hata yapıyorsak?”

“Elif, yapmıyoruz.”

“Nasıl emin olabiliyorsun ki? Yaşadığından bile emin değiliz?”

Selim,”Ben emin olmadan konuşur muyum?” deyince Elif, “AAAABİİİİİ!..” diyerek bağırdı.

Selim, ağzını kapatıp, “Bağırma, kimse duymasın… Özellikle de abim… O çok heyecanlı dayanamaz.” diyerek elini yavaşça çekti.

Elif merakla, “Ne oldu anlaaattt!” diye sordu daha kısık bir sesle.

“Tam seçemedim ama bugün fotoğrafını gördüm.”

“Gerçekten mi? Nasıl… Neredee?”

“Duuurrr duuuurrr, sakin ol… Ne kadar az bilirsen saklamak o kadar kolay olur. Şuan senin bana üzülüyor gözükmen lazım.”

“O zor değil, öyleyim zaten.”

“Babamlara belli etme ama bana öyle geliyor ki o İstanbul’da.”

“Abi! Elim ayağım titriyor, ben nişan da bile bu kadar heyecanlanmadım.”

“Bize benziyormuş…”

“Abi, sen bunları kimden öğreniyorsun?”

“Şuan haber kaynağımı söyleyemem ama bana gelmişler. O bizi hiç unutmamış.”

“Neden gelmiyor o zaman?”

“Bilmiyorum ama onu da öğreneceğim az kaldı.”

“Babama kızgın olabilir mi?”

“Bana değilse babama hiç değildir. Belki yine bizimle kalmamak için gelmiyordur. Ev alıp kendi ayakları üzerinde durana kadar gelmek istemiyordur.”

“Bu zamana kadar neredeymiş onu öğrenebildin mi?”

“Bursa da bi çocuk esirgemede.”

“Bursa mı? Orada kim var ki?”

“Kimse yok, bence buraya geliyordu. Bir şey oldu. orada kalmak zorunda kaldı.”

“Aaahhh aşkımm… kim bilir ne çileler çekti. Küçücük yaşında hem anasız hem babasız.”

“Ağlama hadiii?”

“Bi milletvekili avukat falan diyordun?”

“Evet hâlâ var ama bağlantıları çözemiyorum.”

“Abii, milletvekili olsaydı, bağlantılarını kullanarak sizi uzaklaştırmak istemez miydi? Avukattır bence.”

“Bekleyip göreceğiz güzelim.”

“Abiii rüyaların nasıl?”

“Bir kâbus bitti diğeri başladı. Nurseli’yi gelinlikle görüyorum, elini tutup huzurlu bir şekilde eve gidiyoruz derken, yüzü başka biri oluyor. Ben onu istiyorum sen kimsin diyorum. Beni buraya o getirdi, ben senin nasibinim diyor.”

Elif, “Yüzü tanıdık geliyor mu peki?” deyince Selim yatağına oturup başını ellerinin arasına alarak, “O kadar acı çekiyorum ki, kim diye yüzüne bakmak istemiyorum.” dedi.

Elif, yaptığı şeyi farkedip, “Abii, çok aptalım… Özür dilerim.” diyerek yanına oturup sarıldı. Birlikte bir süre sessizce ağlayan ikili Elif’in başıyla selam verip odadan çıkmasıyla ayrıldı.

Yüzünü yıkamak için banyoya giderken annesiyle karşılaştı. Selma hanım telaş içinde, kızına bakıyordu.

Elif, annesinin bakışlarına, “Anne, abimden duysan daha iyi olur. Ben bir şey söyleyemiyorum.” diyerek banyoya girdi…

~~~~~~•~~~~~~•

Ertesi sabah Alp, Burçak ile konuştuktan sonra duş alıp merkeze doğru yola koyuldu.

Üç çay ve birer poğaça alıp Furkan’ın odasına geldi. Kapıya vurup içeri girince Furkan ayağa kalktı.

“Buyrun Alp komiserim, geçin böyle oturun.” diyerek zorla koltuğuna oturturken Alp, elinde tepsi koltuğa otururken şaşkınlıkla, “Ne oluyor lan?” dedi

Furkan, yine saygı duruşu ile elindeki tepsiyi alıp bardağın birini Alp’in önüne koyduktan sonra, “Kaç şeker?” komiserim dedi kağıdı yırtarken.

Alp, sinirlenmeye başladı.

“Vallahi kızıcam şimdi haa, ne oluyor söyleseneee?”

“Aman Alp komiserim, lütfen sen kızma… Kızınca ne olduğunu duyduk.”

Alp, imasından ne olduğunu anladı.

“Haaaa, sen onu diyorsun?” dedi kelimeleri yayarak.

“Komiserim, siz neden zahmet ettiniz, söyleseydiniz ben sizin makamınıza gelirdim.”

“Bu tavrını biraz sonra isteyeceğim şeyden sonra da bekliyorum Furkan komiserim.”

“Hiç merak etmeyin, şimdiden oldu bilin.”

Alp, ayağa kalkıp,”Furkan, gel şu koltuğuna otur lütfen. Konu ciddi ve yardımına ihtiyacım var.” diyerek koltuğu gösterdi

Furkan, “Aman Alp komiserim, estağfurullah… Sizin isteğiniz benim için emirdir.” deyip şakasına devam etti.

Alp, “Bi gören olacak yapma şöyle hareketler Allah aşkına, geç otur yerine.” deyince Furkan,

“Emredersiniz komiserim.” dedikten sonra koltuğuna oturup, “Sizi dinliyorum.” dedi.

“Furkan, ciddi bir konu var ama ben olamıyorum laaann, şöyle bakma!”

“Peki pekii, tamam… Dinliyorum.”

“Furkan, sende işini hakkıyla yapan birisin biliyorum.”

Furkan, Alp’in ciddiyetinden endişelenip, “Aaallpp!.. Konunun bu kadar ciddi olduğunu tahmin etmiyordum… Ne oldu?” diye sordu.

“Nasıl söylesem bilmiyorum ama yardımına ihtiyacım hattaa ihtiyacımız var.”

“Elimden geliyorsa başımla beraber.”

“Zor olacak bir şey ama sen istersen ben bir yolunu bulup kolaylaştırıcam.”

“Daha ne kadar kıvranacaksın?”

“Peki tamam, zaten acele de etmem lazım… Şimdi: konu şu, cumartesi gecesi Mert bi yere baskın yaptı ya?”

“Evet!”

“Orada bir şey oldu Furkan. Yarım kiloya yakın yasaklı madde bulundu.”

“Aaa, Mert asılsız dedi.”

“Durum o kadar karışık kii, nereden başlasam bilemiyorum. Kısaca anlatayım aralarda ne sormak istiyorsan sorarsın… Selim bir kaç hafta önce kız arkadaşından ayrıldı.”

“Bir şey olduğu belliydi. Yüzü sirke satıyor.”

“Aynen, zor oldu… İki yıllık birliktelik sonuçta… Neysee, kız ilk başlar kabul etmedi…Ortalığı yaktı yıktı falan, önce birini yaraladı, sonra bi mağazayı dağıttı, yüklü bir miktar zarara uğrattı, sonra asılsız ihbarlarda bulundu, birilerinin telefonundan merkezi arayıp Selim’i götürttü… Hakan’dan silah için sağlık raporu istemiş falan.”

“Ooo, neler olmuş öyle yaa?”

“Tamamen Selim’i kışkırtıp geri döndürme çabası…Son olarakta, saçlarını boyatmış acayipte bir kıyafetle o eve gitmiş. Partide; şu, bizim kıl kuyruk avukat var ya onunla yakınlaşmış. Mert’te bu olanları bildiği için Nurseli’yi görünce sana asılsız ihbar demiş.”

“Yardımcı olacağım şeye geliyor muyuz?”

“Furkan, Selim’in huyunu biliyorsun. Bazen bi katır inadı tutuyor çevirebilene aşk olsun… Bu paket Nurseli’nin çantasından çıktı ama o ısrarla reddediyor. Bu sefer bir şey yapmadım diyor.”

“Tamam Alp, ifadesini alırız şahitler deliller hallederiz ne var ki bunda?”

“Nurseli ile Selim bir defasında senin yüzünden tartışmış… Selim’in inadı gidip Nurseli ile barıştığında ya seninle olanı duyacak ya da avukatla olanı, her ikiside Selim’in kabul etmeyeceği bir şey.”

“Canını acıtmak için beni kullandığını mı düşünür diyorsun?”

“Aynen öyle.”

“Sen benden ne istiyorsun peki?”

“Bu dosyayı ertele… Mert’e güveniyor musun?”

“Mert, bu zamana kadar Selim’in bana verdiği en iyi armağan olabilir. Sağ kolum gibi oldu.”

“Bana güveniyor musun peki?”

“Buna, düne kadar evet derdim ama duyduklarımdan sonra kesinlikle evet diyorum.”

“Bununla ilgili daha sonra daha teferruatlı konuşuruz, şimdilik teşekkür ederim… Şimdii, diyorum ki, sorguları delilleri Mert’le ben gizli yürüteyim, paketi koyan kişiyi bulunca sana getireyim sen dosyayı açıp nihayete erdir, ne diyorsun? Yapar mısın?”

“Sen bu kıza kefil misin peki, paketi bir şekilde bulup bilerek yapmış olmasın?”

“Kefilim evet… Ona inanıyorum. Tanısan sen de ‘yapmadım’ dediği şeyi gerçekten yapmadığını gözünden anlardın.”

“Benim yüzümden neden tartışmışlar onu anlamadım.”

“Selim seni kıskanmış.”

“Bu Selim’e de akıl sır ermiyor haa! Mert, Doğan, sen daha yakınsın… Kızı hiç görmeyen benden kıskanıyor.”

“Biz de anlamış değiliz vallaa…Bence sana karşı kendine güvenmiyor.”

“Saçmalama Alp yaa, neyim var ki?”

“Oğlum neyin yok ki, boylu poslu yakışıklı efendi gibi efendi adamsın.”

“Bu saydıkların Selim’de de var… Neyse Alp, uzatmayalım. Tamam. Olay ikinizde. Size güveniyorum.”

Alp, “Sağol.” deyip içi rahatlamış bir şekilde çayını içti.

~~~~~~•

Kapıyı kilitlememin faydasını ona kadar rahatça uyuyarak görmüştüm, gardiyan gibi kapıya dayanan Cenk sesini bana duyurarak, “Nurseliii, hadi kalllkkk sevişme zamanıı?” deyip sabah sabah sinirlerimi zıplatmayı başarmıştı…

“Ceeeennkk, defol git başımdan.” diye bağırdım.

“Evimden de kovuldum yaa, peeess.”

“Çeneni kapalı tutsan kimsenin kimseyi kovduğu yoookk salak.”

“Tamam tamam, sustum. Sen aç, ben onu başka türlü de söylerim.”

“Alp abi mesaj attı ne diym?”

“Selam söyle bacım.”

“Allah belanı Ceeeennkk…”

“Bacııımmm. Hadi aç şu kapıyı artık.”

“Cenk, bacım derken bile sesin iğrenç çıkıyor.”

“Yapacak işlerimiz olmasa sen o zaman görürdün ama hemen kalkman lazım emniyete gideceğiz.”

Birden yerimden fırlayıp kapıyı açtım.

“Nee, nedenn?”dedim panikle…

“Ooohhaaa, ben bu zamana kadar uykusundan uyanırken bile bu kadar seksi duran bi kız görmemiştim.”

“Anan yaşındaki çökük buruşuklarla düşüp kalkarsan görmezsin tâbiii. Neden gidiyoruz.”

“Sana tam olarak ne yazdı bilmiyorum ama Alp komiser çağırdı. İfade ve parmak izi için.”

Kahvaltı yaptıktan sonra kıyafet almak istediğimi söyledim, birlikte önce evime sonra da emniyete gidecektik…

~~~~~~•~~~~~~•

Öğle arasına yaklaştıklarında Yavuz emniyete geldi. Telefon ederek Okan’ın aşağıya gelmesini istedi. Okan, Yavuz’un geldiğini duyar duymaz koşar adım dışarı çıktı. Alp, Selim’den gizli emniyete almak için dışarıda Nurseli’nin gelmesini bekliyordu. Sağa sola bakınırken Okan’ın hızla uzaklaştığını gördü. Kapıda birinin kolundan tutup çekiştirdiğini görünce Yavuz olabileceğini düşündü. Koşarak onlara doğru gitti…

…Okan kapıya gelip, Yavuz’u sürükler gibi oradan uzaklaştırmaya çalışırken bir yandan da kızıyordu.

“Ne işin var burada?”

“Ne oluyor yaa, yemek yeriz diye geldim. Bi dur yaa, yavaş ol.”

“Bir şey yok, işim var… Çabucak yiyip işime bakayım.”

“Sen bi işler karıştırıyorsun Okan.”

Okan, “Saçmalama ne-” derken Alp arkasından yetişip yanlarına geldi.

Heyecanla, “Okan bey… Okan beeeyy!” diye seslenip durdurdu.

Okan, sinirli bir şekilde etrafına bakınırken, “Buyrun komiserim.” dedi, tavırlı bir şekilde.

Alp Yavuz’a bakarken, “Paket ile ilgili bir gelişme var mı? diye soracaktım.” deyince Okan, “Henüz yok, komiserim bir şey çıkar çıkmaz size bildireceğim. Şimdi müsaadenizle.” diyerek tekrar Yavuz’u götürmek istese de Alp izin vermeyip elini uzattı.

“Merhaba, ben Alp!” dedi sesi titreyerek.

Yavuz elini uzatıp, “Merhaba, bende Yavuz memnun oldum.” dedi şaşırarak.

Okan, Selim çıkmadan Yavuz’u götürmek istediği için Alp’in elini Yavuz’dan ayırıp. “Komiserim, bir an önce işimin başına geleyim. Müsadenizle.” deyince Yavuz daha çok merak etti.

Okan çekiştirerek götürdüğü Yavuz’u arabaya doğru iterken kendisi de yan koltuğa oturdu…

… Emniyete geldiğimizde öğlene geliyordu. Alp ve Okan abi yanlarında biri ile konuşuyordu. Cenk ile onları izlerken, “Bu kim yaa?” dedi

“Emniyettten biridir.” dedim dikkatlice bakarak.

“Ben burada hemen hemen herkesi tanırım. O buradan değil.”

“Okan abinin tanıdığı olabilir.”

“Öyledir kesin.”

Okan abi, yanındaki kişiyi kolundan çekiştirip arabaya doğru götürürken Cenk başıyla onları işaret ederek, “Bu adamda bir halt var ama hadi hayırlısı, kokusu çıkar yakında.” dedi.

Alp abi onların gidişini izlerken Selim yanına geldi…

… Alp, tebessümle Yavuz’a bakarken Selim çıka geldi. Alp’in baktığı yerde Okan’ın biriyle arabaya bindiğini gördü. Arabaya doğru yürürken Alp belinden sarılıp engel oldu…

“Selim… Selimm duuuurr.”

“O mu Alp? O muuu?”

“Selim dedim… Duuuurrr.”

“Bırak Alp.”

“Selim evet ooo ama olmaz gidemezsin.”

“Neden abi nedeenn?”

“Bilmediğin şeyler var, bi dur… Anlatayım.”

~~~~~~•

Yavuz, Alp’in hareketlerine anlam veremediği için, “Neydi bu şimdi yaa?” diye sordu.

Okan, “Aldırma yaa, o bi tuhaftır.” deyince Yavuz merakla, “Ne açıdan tuhaf?” deyip göz kırptı.

Okan, ne yalan söylesem diye düşünürken, Yavuz’un göz kırpmasından aklına ilk geleni söylerken dışarıyı izledi.

“Yani, hoşlandığı şeyler farklı. Tam olarak emin değilim ama seni beğenmiş olabilir.”

Yavuz şaşırarak, “Nee, ne saçmalıyorsun? Ben şimdi ayak üstü tacize mi uğradım.” derken Alp’in sıktığı elini bacaklarına sürttü. Son defa dikiz aynasından baktığında da Alp’i biriyle sarılmış vaziyette gördü .

“Ooo bu baya bayaa…” deyince Okan arkasına bakıp Selim’i gördü. “Sen sür hadi. Gidelim… Bize ne kim ne yaşarsa yaşasın.” dedi bir an önce oradan uzaklaşmak için…

…Selim, Alp abi engel olmasa Okan’ın peşinden koşacaktı.

“İnanamıyorum.” dedim heyecanla. “Selim hâlâ Okan abiye kızgın. Öpüşmemize engel olduğu için üzerine yürümeye çalıştı gördün mü?” deyip Cenk’ten destek bekledim.

Cenk ise aşırı derecede şaşırarak, “Senin sevgilin Selim komiser miydi?” dedi…

… Alp, araba uzaklaşınca Selim’i serbest bıraktı… Selim, Alp’i göğüslerinden itip, engel olduğu için kızdı.

“Neden Alp, neden bırakmadın?”

“Selim, bi dur Allah aşkına yaa… Bilmediğin şeyler var. Gel şöyle oturalım.”

“Hayır, böyle iyi… Anlat çabuk.”

“Seliiimm… Nasıl söylicem bilmiyorum ama…”

“Dolandırmadan söylersen yumruğu daha erken yersin.”

“Selim, Yavuz’un seni görmemesi lazım.”

“Nedenmiş, Nedeenn?”

“Selim, Yavuz kaza geçirmiş…”

“Ne zaman, ne olmuş? Hafızasını falan mı kaybetmiş yoksa.”

“İki yıl önce, felç kalmış… Ameliyat olması lazımken bir gün fenalaşmış, Selin’i bulun ondan haber gelmeden ameliyat olmam demiş. Okan’lar da köye gelip Selin’i yoğun bakımda durumu kötü görünce nasılsa ölecek deyip, Yavuz’a Selin’le senin nişanlı olduğunu söylemişler.”

“Ne diyorsun sen yaa?.. Tamam… Değilim işte… Bilsin artık…”

“Selim saçmalama…Nurseli sana bu kadar aşıkken sen onu bu kadar seviyorken onu kabul eder mi sence?”

“Ne yani, ben yine mi çuvalladım…”

“Okan’a güvenmekten başka çaren yok gibi duruyor. Bir de, Nurseli senden ne kadar çabuk nefret ederse o kadar çabuk kavuşacaksınız.”

“Ne yapayım daha yaa, kızı öldürmekten beter ettim…”

“Bilemiyorum Selim.”

… Selim ile Alp konuşurken yanlarına bir taksi yanaştı…

Arabadan inen kişi “Selim komiser!” deyip seslendi…

~~~~~~•

Alp abi, Selim’i sakinleştirmeyi başarmış gibi duruyorken benim ise kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Aklıma, koşup boynuna sarılmaktan başka bir şey gelmedi.

Hızlıca kapıyı açıp, koşmak istediğimde Cenk’te benimle inerek engel olmaya çalıştı…

Ben Cenk’ten kurtulmaya çalışırken bir araba gelip Selim’lerin yanında durdu…

Taksiden inen Seda, iki adım atınca Selim’in kollarına düştü… Benim bütün hayallerimin umutlarımın suya düşmesi gibi, Seda da Selim’in kollarına yığılmıştı…

Cenk’in göğsüne başımı yaslayıp onları izlemeye başladım..

0
Please leave a feedback on thisx

Gerçek olmayan gerçeklerle yüzleşme vakti…

Selim, Seda’nın arabadan inişine yetişememiş ve Seda kollarına düşmüştü…

“Seda!” dedi sevinç ve şaşkınlıkla.

“Sana sürpriz yapacaktım ama dengemi kaybettim.” diyen Seda’ya kalkması için yardım ederken, “Yaptın zaten… Çok sevindim… Ne zamandır yürüyorsun sen?” dedi

Seda,b”Ooolllmaaazzz, kuru kuruya söylemem… DONDURMAAAA!” dedi çocuk gibi nazlanarak

Selim, “Sen iste, bütün dolabı alırım. Hadi gel.” derken Seda’ya kalkması için yardım etti…

…..

Selim, Seda’yı kucaklarken o kadar mutlu görünüyordu ki koşup yüzüne tokatı patlatmak istedim.

Canım o kadar yanıyordu ki, onun da canının yanmasını istiyordum. Biraz önce Okan abiyi kovalayan Selim, şuan hiç bir şey yok gibi davranıyordu.

Seda’nın, “dondurma” diye bağırması olduğumuz yere kadar geliyordu. Selim, taksinin parasını verip, değnekleri de Alp abiye verdikten sonra Seda’nın bütün ağırlığını kendine alıp yürümeye başladı…

Cenk, bana mani olmasının cezasını çekecekti, “Yürü, peşlerinden gidelim.” dedim acele etmesini söyleyerek.

“Nurseli, saçmalama ifadee?” diyen Cenk’e sinirle bakıp, “Umurumda bile değil. Selim’in benden ayrılma sebebini öğreneceğim, Seda ise zaten biter ama başka bir şey ise de şuan ki tablonun cezasını çekecek.”

“Öyle mii? O hesabı boğazında ki lekelerle mi soracaksın?”

“Allah belanı versin Cenk. Yürü dedim sana.” diyerek arabaya bindim. Cenk’te arabaya binip el mecbur çalıştırırken, “Alp komisere ne diyeceğiz.” diye sordu.

“Bekle dersin, patlamadı yaa, kaçmadım… Geleceğim.” dedim gözümü yoldan ayırmadan.

“Bu kadın cesaretine oldum olası şaşırmışımdır… Sizin bu cesaret cennetten geliyor herhalde, Yazık bize vallaa… Kendin yiyon adamdan ne istiyorsun? değil mi?”

“Varlığını sorgulamayı bırakta sür. Kaybedeceğiz yoksa.”

“Komiser takip ediyoruz farkında mısın? Hele de Selim komiseri… Sen iki yıllık sevgilini tanımamış olabilirsin ama ben dört yılda onu baya iyi tanıdım. Aramızda üç arabadan az olursa bir kilometre gitmeden yakalar bizi.”

“Bunu düşmanları da bilmiyordur inşaallah.”

“Biliyordur, o yüzden de takip etmiyorlardır. Şimdi susta nereye gidiyor kaçırmayayım… İki günde tanıdığım kadarıyla kaçırırsam da senin dilinden kurtulamam.”

“Aferin sana, iyi tanımışsın?”

“O değilde sen bu komiseri iki yılda ne hâle getirmişsin böyle yaa?”

“Ne varmış ki halinde?”

“Selim komiser hiç kimseyi yarı yolda bırakmazdı. Kendinden ödün verir ama sevdiğinden ayrılmazdı. Ne yaptın adama da kaçırmayı başardın acabaa?”

“Dört yılda tanıdım diyorsun ama bak tanımamışsın. Bıraktı işte.”

“Ya senden daha çok seveceği birini buldu ya da…”

“Yada neee?”

“Yada seni çok sevmedi.”

“Ama biraz önce gördün… Okan abiyi kovaladı. Alp abi zor tuttu.”

“Dövmek için kovaladığı ne malûm. Belki bir şey soracaktı. Alp komiserde ben öğrendim gitme boşuna demiş olamaz mı?”

“Sen ne gıcık bir insansın yaa, başıma açtığın beladan bi kurtulayım bir daha yüzünü görürsem ne olayım.”

“Sen beni bile manipüle ettin kızım kim bilir adama ne yaptın da sıtkı sıyrılıp kaçtı.”

“Ben öyle biri miyim sence?”

“Ağlama hemen, öylesin işte… Huysuzluk ile yaptıramadığını ağlayarak yaptırıyorsun.”

“Kendimden bir kere daha nefret ettirdiğin için teşekkür ederim.”

“Daramatize etme hemen, sus… Bak durdular.”

Dondurmacının yakınında duran Selim arabadan inip yan koltuğa geldi, kollarını kapıya dayayıp içeriden Seda’yla konuşuyordu…

Bir süre konuştuktan sonra kapısını açıp Seda’yı indirdi. Selim, sanki ısrarla Seda’yı kucaklamak istiyor gibiyken, Seda da eliyle engel olup yürüye bildiğini gösteriyor gibiydi. Selim’in gözleri sevinçten parlarken yüzünde düşmesinden korkan bir ifade vardı…

Masaya oturmasını dikkatle izleyen Selim, Seda oturduktan sonra tezgaha geçti. Kendisine gülümseyerek bakan Seda’ya bakıp, “Her zamankinden mi?” diye sorunca kendimi aldatılmış hissettim…

Selim: Bu kızla, bunu sorabilecek kadar mı zaman geçirmişti yani? Biz iki yılda bir defa bile dondurma yememiştik, bir gün dondurmacıya girsek bana bunu soramazdı…

Seda’nın “Evet” i burnumun direğini sızlamıştı. Göz yaşımı silerken Cenk bana bakıp, “Ne oldu şimdi?” dedi alaycı bir ses tonuyla.

“Kes sesini sen anlamazsın.” dedim iki günde ne mal olduğunu anladığım için.

“Ne tribe girdin hemen?” dedi aynı alay ve küçümseme ile.

“Anlatsam anlayacak mışsın gibi sorma yaa.”

“Ne var bunda nee? Ne anladın acaba? Alt tarafı dondurmayı nasıl sevdiğini biliyor.”

“Bak, sen de ona dikkat etmişsin.”

“İğrenç duygusal yaratıklar sizi, ne anlam yükledin kim bilir?”

“Biz bir kere bile dondurma yiyemedik, o benim neyli sevdiğimi bilmiyor.”

“Eeee ne olmuş yani?”

“Anlamıyorsun işte Cenk, benim için o kadar basit değil.”

“Bak sende anlamışsın basit olduğunu.”

“Tamam hadi basit… ‘Her zamanki gibi mi?’ diyecek kadar yemek ne oluyor peki?”

“Bir kişinin dondurmayı neyli sevdiği bir kere birlikte yemeyle yada konuşulmayla da öğrenilebilir, bunu da abartmaya gerek yok.”

“Bitti Cenk bittii, bak nasıl mutlu duruyor.”

“Vallaa, bitmesi benim işime gelir… Evet mutlu ama içini bilebilir misin ki? Cumartesi akşamı sende gayet mutlu davranıyordun.”

“Seninle tartışmayacağım…”

“Haklısın demenin değişik versiyonu. A-hahahhaahh.”

~~~~~~•

Selim dondurmaları alıp masaya oturdu. Eski günlerden konuşmaya başladılar.

“Eee, anlat bakalım nasıl oldu? Ne zamandır yürüyorsun?”

“Bir kaç aydır değneklerle yürüyordum, doktor yavaş yavaş onlardan da kurtul dedi, sana sürpriz yapacaktım ama yokuş olduğu için dengemi sağlayamadım. Normalde rahatım merak etme.”

“Çok sevindim Seda, gerçekten…Beni nasıl mutlu ettin anlatamam.”

“Annem buraya geldiğimi bilmiyor.”

“Neden?”

“Yürüdüğümü bilme ki, vicdanın rahat etmesin diye.”

“Bu dünya da annenin sevdiği, iyi anlaştığı biri var mı?”

“Ben kaza yapmadan önce yok derdim ama varmış, ben!.. Beni seviyormuş meğer.”

“Senin yerine benden nefret etmeye başladı desene?”

“Sen o gün bize çarpmasaydın ben çok kötü bir şey yapacaktım.”

“Ne?”

“Yaa, o kadar bunalttılar o kadar baskı yaptılar ki, ya evden kaçacak yada intihar edecektim.”

“Yengem, ‘kız mücadele etmiyor biz her şeyi yaptık’ demişti.”

“Biliyor musun? Eda ‘keşke ben kaza geçirseydim azıcıkta beni sevsen’ dedi.”

“Hepinize mi öyle?”

Seda, “Annem evlat ayrımı yapmaz.” dediğinde Selim’le birlikte kahkaha attılar

Selim, gülmesini sürdürerek, “Şimdi nasılsın? Neler yapacaksın?” diye sordu.

“Okulu bıraktım… Bizim evin önüne tezgah açan bi çocuk vardı, okula onu görmek için gidip geliyordum zaten… Benim hoşlandığımı anlamış yüz vermiyordu… Kaza yaptığımı duyunca babama onunla evlenmek istiyorum demiş.”

“Bak seeennn, eee?”

“Babam da olmaz demiş, bana söylemedi… Bir gece eve girdi. Beni kaçırmaya çalıştı. Yürüyemiyorum yaa, sırtladı kaçırıyor… Dedim salak, böyle olana kadar aklın neredeydi… Aynı tezgahta çalışan kuzeni beni istediğini söylüyormuş o da o yüzden kaçıyormuş, ben öyle olunca kuzeni vazgeçmiş.”

“Gerçek aşıkta belli olmuş.”

“Aynen öyle… Dedim bırak, ben iyileşene kadar bekle. Olmaz dedi, ya sen iyileşince abim yine seni isterse… O ara sesleri duyunca bizimkiler uyanmış. Bizi öyle görünce babam dedi ‘sen bu kızı bu hâlde mi istiyorsun.’ O da ‘bu hâli size eziyet olabilir ama bana rahmet…’ deyince babam da dedi kendi başına adım attığı gün senindir. Bırak kızı.”

“Her şeyin mi olay olur Seda yaa, çok komiksin?”

“Sen kendine baakk.”

“Eee ne oldu şimdi, evlilikte sıra sana gelmişti sen de gidiyon?”

“Nasıl sıra bana gelmişti. Diğer kızlar ne oldu?”

“Gitti.”

“İkisi birden miii?”

“He vallaa, ikisi de aynı anda puuufff.”

“Birine sevinmiş olman lazım da diğeri?.. Nurseli? O beni bırakmaz, ben bıraksam da o bırakmaz diyordun?”

“Öyle oldu zaten, mecbur kaldığı hâlde beni bırakmak istemiyor.”

“Seenn? Nurseli’den sen mi ayrıldın yani?”

“Evet.”

“Nedeeenn?”

“Öyle olması lazımdı.”

“Tüh yaa, bende düğünlerimizde karşılıklı oynarız diye düşünüyordum…”

Selim, “Oynarız inşaallah.” derken Seda’nın saçının arasında bir şey gördü. “Kıpırdama!” diyerek almaya çalıştı…

…

Selim Seda’nın saçlarına dokunurken Cenk’e dönüp, “Bununla ilgili bir şey söyleyecek misin?” dedim ilkinde kendimi haklı çıkarmak için.

“Bu sefer haklısın tamam bir şey demiyorum bunun sonu sevişmeye gider.”

“Saçmalama, Selim yapmaz öyle bir şey!”

“Biliyorum salak, bildiğini sana söyletmeye çalıştım sadece. Sen, Selim’in neden ayrıldığını merak ettiğin için, kendine yalancı ihanetler aramaya çalışıyorsun ama yapmayacağından da eminsin.”

“Haklısın galiba, korkuyorum Cenk, benim uzaklaşma sebebimi öğrenmiş olmasından korkuyorum. O sebebin de gerçek olmasından korkuyorum. Selim beni aldatsın razıyım… Affederim, yeter ki o sebep gerçek olmasın.”

Ben bunu, ona bakıp söylerken Selim, Seda’nın saçının arasından bir şey alıp önce yere attı. Sonra da masanın üzerindeki peçete ile alıp arkasındaki saksının içine koydu. Bir süre o şeyin yaşayıp yaşamadığına baktıktan sonra tekrar yerine oturdu…

….

Seda: “Neydi ooo?”

“Arı.”

“Aaayy gerçekten mi? Çok tatlıyım yaa, o yüzden herhalde.”

“Arıya alerjin var mı?”

“Bilmiyorum kii?”

“Geçen hafta bi arkadaşın annesini şah damarından soktu, bir saat kalp masajı yapmışlar, kadın bir buçuk saatte vefat etti.”

“Hiiiiiiii’iiii, gerçekten mi? Alerjisi mi varmış?”

“Evet.”

“Öldürseydin… Tekrar gelir falan.”

“Yere atınca kanadı kırıldı herhalde, baktım uçamıyordu.”

…..

Cenk’e dönüp, İfade vermeye gidebiliriz artık.” dedim. Bu yakın arkadaş manzarası canımı çok acıtıyordu…

Biz emniyete geldiğimizde, girmeye hazırlanırken Okan abi de yeni gelmiş, gittiği arabayı yolcu ediyordu. Arkasından yaklaşıp, “Kimdi ooo?” diyerek korkutmak istedim.

Gerçekten amacıma ulaşmıştım ama bu derece beklemiyordum… Aniden sıçrayıp bana baktı.

“Ödü mü kopardın Nurseli?” deyince “bende onu istiyordum” diyemedim. Okan abi devam etti.

“O kimdi söyliym mi? Dilsizdi?”

“Nee, kardeşin miydi?”

“Evet, bana sürpriz yapmak istemiş. Keşke daha önce gelseydin yemeğe birlikte giderdik.”

“Ben önce geldim zaten, siz Alp abiyle konuşuyordunuz?”

“Aaa! Öyle miii?!”

“Bir dee, siz gittikten sonra Selim peşinizden geldi?”

“Allah Allah, ne söyleyecekti ki acaba?”

“Ben seni kovalıyor zannettim.”

“Ne kovalaması Nurseli, iki gündür birlikte çalışıyoruz. Bi dosya vardı, çıktı mı diye soracaktı herhalde.”

Cenk’in, “Ne olduu?” der gibi bakmasına dudaklarımı ekşiterek “senden iğreniyorum” der gibi baktım…

Birlikte binadan girdik. Cenk ile ifademi ve parmak izimi verip Alp abinin yanına geldim…

Koltukta otururken Mert hızlıca kapıyı açıp, “Selim komiserim geliyor!” deyince, ben koşup kapının arkasına saklandım. Cenk’te benim önüme gelip durdu…

….

Selim, kendisini gören Mert’in, kaçar gibi koşar adım odaya girdiğini görünce oraya doğru yürüdü…

Alp, Mert ile birlikte kapıya çıkacakken kapıda Selim’le karşılaştılar…

…

Biz, geri zekalı Cenk ile dip dibeyken Selim kapıya gelmişti. Alp abiyle konuşmalarını duyuyordum.

“Alp, hayırdır?”

“Ne hayırdır anlamadım?”

“Mert beni görüp kaçtı da?”

M: “Aaa, siz beni mi çağırdınız komiserim, ben farketmedim. Dünkü yaptığından dolayı Alp komiserimi görmek istiyordum daa.”

S: “Bu odada ne yapıyorsunuz?”

A: “Ben Furkan’a bakmaya gelmiştim dee, yokmuş… Gidiyordum.”

S: “Öğle arasındayız ya hanii?”

A: “Biliyorum da bana erken gelirim demişti.”

S: “Gelin o zaman birer çay içerek bekleyelim. Bende onunla bir şey konuşacaktım.”

M: “Olmaaazz!”

S: “Neden olmaz Mert.”

M: “Komiserim, anons geldi. Komiserim oraya gidecekti.”

S: “Öyle mi? Sağlık olsun.”

Alp abinin, “Hadi benim odaya gidelim.” diyerek kapıyı kapatmasıyla sesleri anlayamaz olmuştum…

….

Selim ile birlikte bir kaç adım atmışlardı kii, karşıdan Furkan’ın odasına doğru geldiğini gördüler…

Selim, merakla Furkan’ın odasına bakarken, Furkan, “Çok beklettim mi?” deyip odasına gitmek için hamle yaptı.

Mert önüne geçip, “Komiserimmm?” dedi sesi titreyerek.

F: “Efendim Mert?”

M: “Siz operasyona gitmiyor muydunuz?”

F: “Hangi operasyon?”

Alp, “Mert, Furkan komiser telsizin sesini kıstı herhalde, duymamış.” derken Furkan mesajı anladı ve, “Aaa, evet… Tamam… Ben gideyim…” diyerek yanlarından hızla uzaklaştı…

Selim, Mert’e dönüp, “Ne olduğunu söyle yoksa Alp’in kurşunla yaptığını ben elimle yaparım. Harem ağası gibi dolanırsın etrafta.” deyince Mert, yardım ister gibi Alp’e baktı.

Alp, Selim’i kolundan çekiştirip odasına götürürken Mert’te Furkan’ın odasına doğru geri gitti…

… Sesler tamamen kesilince, iyice dibime yaklaşan Cenk’i kendimden uzaklaştırmaya çalışarak, “Ne yapıyorsun geri zekalı sen neden saklanıyorsun?” dedim kısık sesle.

Bir elini başımın yanındaki duvara dayarken diğeriyle çenemi tutup, “Hani, filmlerde oluyor ya, birlikte saklanırken yakınlaşıyor tehlike geçtikten sonra da öpüşüyorlar… O yüzden.” deyip gözlerini yumarak bana yaklaştı.

Başımı yanımdaki kolunun tarafına çevirip öpmesinden ve çenemdeki elinden kurtuldum. Ona rağmen eğilip boynumu koklamaya başladı. Kulağıma fısıltıyla, “Selim komiser çok şey kaybetmiş, ben bu koku için her şeyimi verirdim.” derken Mert içeri girmiş ve bizi öyle görmüştü.

Cenk’i benden uzaklaştırıp, “Sen benim başıma bela mısın lan, gebermek istiyorsan git köprüden atla, milletin başını yakma.” deyince Cenk, Mert’in elini yakasından indirirken, “Bunu kendi adına söylüyorsan anlarım ve seninle sonuna kadar kapışırım ama Selim komiseri kasdediyorsan onlar ayrılmış bitmiş, onu düşünmek sana mı kaldı derim.” dedi

Benim yüzümden herkesin sinirleri gerilmişti, aralarına girip sakinleştirmek istedim…

….

Alp, Selim’i odasının kapısına getirince Selim kolunu Alp’in elinden sıyırıp, “Alp, ne oluyor?” diye tekrar sordu.

Alp, “Furkan’ın doğum günü müymüş neymiş, sürpriz yapmak için -” derken Selim Alp’in yakasından tutup, “Bana yalan söyleme, o odada Nurseli’nin kokusu var. Ne oluyor?” dedi gözlerinin içine bakarak.

“Selim, bi sakin ol. Sürekli asılsız ihbarlar yapıyordu ya, yine öyle bir şey oldu. Bende abi gibi alıp konuşmak istedim. Hepsi bu.”

“Bana yalan söylemiyorsun değil mi? Bir şey varsa söyle bak…”

“Varsa bile ne olacak Selim, yardım edebilecek misin?”

“Direk edemem belki ama…”

“Sen bana ne dedin, Nurseli sana emanet dedin değil mi? Ya dediğinin arkasında dur yada al yengeni ne yapıyorsan yap.”

….

Mert ile Cenk birbirine sinirli sinirli bakarken, “Yeter artık, ben buna daha fazla dayanamacağım. Ne olacaksa olsun.” diyerek Selim’in odasına doğru koştum…

….

Selim, başını yere eğip, “Tamam, sen nasıl istiyorsan öyle yap. Ama bir daha yengen deme lütfen. Al! istediğin yerimden vur ama yengen deme.” diyerek odasına giderken, Nurseli, “SELİM!” diyerek arkasından bağırdı…


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x