44. Bölüm

Bela bir mıknatıs olsa mazlum karşı kutup olurdu…

Ömür, arabaya binmek istemeyince adam korkutmak amaçlı belindeki silahı gösterdi.

Ömür, yüzünde korku dolu bakışlarla adama bakarken, diğeri de valizleri bagaja koymaya çalışıyordu.

Ömür, “Tamam… pekii… gidelim…” deyip binmek için arabaya yaklaştı. Boşluğunu bulduğu anda adamın serçe parmağını geriye kolunuda arkaya katlayıp diğer eliyle de belindeki silahını aldı.

Adam ne olduğunu anlamadan dizlerinin üzerine oturdu. Ömür, biri elinde olduğu için silahı diğer adama tutup kendine baktırdı.

“Bak buraya baakkk…”

+ “Ne oluyor laann!”

“Çıkart silahını çabuk.”

+ “Sen kimsin lan?”

Ömür, “Arkadaşına sor bakalım.” deyip parmağa baskıyı arttırınca, adam arkadaşına bakıp yardım isteyen bir ses tonuyla, “AAAAHHH! Abiii!..” dedi

Adamın, arkadaşının yakalanmasından duyduğu hoşnutsuzluğu sinirli bakışlarından belli oluyordu…

Ömür, belli belirsiz adama tuttuğu silahı kafasına nişan alacak şekilde tutunca adam da karşısındakinin çetin ceviz olduğunu anlayıp silahı çıkarttı.

Ö: “Namluyu bana tutma! Gözünden vururum seni!”

+ “T.Tamam yenge sakin ol! Bak bırakıyorum!”

Ö: “Bu ne lan, a. k. memleketinde yenge kıtlığı mı çekiyorsunuz, her önünüze gelene yenge diyorsunuz?”

+ “Sen ne istersen abla!”

“Soyun çabuk!”

+ “Abla!”

Ö: “Başka silahın var mı?”

+ “Yok, yeminle yok.”

Ö: “Tamam o zaman soyunmana gerek yok.”

+ “Aslında bizim kötü bir niyetimiz yok, abim misafiri çok sever. Bi kahve ikram etmek istedi sadece.”

“Bunu daha nazikçe teklif edemiyor musunuz lan?”

+ “Bilemedik abla affet!”

Ö: “Bu kulaksız nasıl biri, yani bileyim de ona göre gelicem. Beni herkes mutlu edemez!”

+ “Tanışma nezaketinde bulunursanız görürsünüz.”

Ö: “Haaahhh şöyle. Bak kibar konuşunca ne kadar güzel anlaşıyoruz değil mi?.. klipsiniz var mı?”

+ “Yoookk!”

“Adam kaçırıyorsunuz klipsiniz yok öyle mi? Gevşekler sizi. Aç şu üsteki valizi bakayım.”

Adam, Ömür’ü koysalar sığacağı valizi açınca gözleri yerinden fırladı. Kuru sıkı tabancadan bıçağa envai çeşit eşya vardı.

Ö: “Bakma öyle altın görmüş madenci gibi, şu en kalın olanından iki tane al bakayım.”

Adam başına aldığı beladan kurtulma planı yaparken bir yandan da dediğini yapıyordu.

“Çabuk olsana biraz, kulaksız beyi bekletmeyelim.”

+ “Aldım abla!”

“Gel şuraya çabuk!” diyerek silahla kendine yakın arka koltuğu gösterdi.

“Köpek oturuşu gibi otur, hemen!”

+ “Oturdum abla!”

“Şimdi, parmağını kırmamı istemiyorsan, arkadaşının kolunu bacaklarınının arasında birleştir ve klipsi bileklerine sıkıca tak.” diyerek önündeki adamla konuştu.

-“Abla, tek elle nasıl yapayım?”

Ömür, klipsi gösterip, “Sen ucunu takta arkadaşına kolaylık olsun.” deyince adam klipsi ters taktı…

Ömür, “Arkadaşına söyle düzgün taksın.” diyerek adamın parmağını sıkınca adam yine inler gibi, “AAABİİ!” dedi.

+ “Tamam lan bağırma, şansımı denedim.” diyen adama Ömür, “Gerçekten mi, ben onun kilitten geçerken ki sesini ezberledim geri zekalı, yer miyim sence!” dedi, alaycı bir şekilde gülerek.

+ “Abla sen polis falan mısın?”

“Daha kaçırmaya çalıştığınız kişinin ne olduğundan kim olduğundan haberiniz yok. Salaklar sizi. Konuşma da ellerini çapraz yap çabuk.”

Adamın ellerini arkadaşına kelepçeleten Ömür, diğer adamı serbest bıraktı. Eline iki silahı alıp birini adama doğrultunca, adam elleri havada -“Abla onu benden bi uzak tutar mısın? Şeytan doldurur.” deyip sağa sola yalpa yaparak namludan kaçmaya çalıştı.

Ömür, “Nasıl yaa, siz doldurmadınız mı, bunu da şeytana mı yıktınız?” diyerek havaya ateş etti…

…Adamın kolunu sağ kapıya klipsleyen Ömür, sürücü koltuğuna oturup arabayı sürmeye başladı…

…. …. ….

Batak, deri koltukta sırt üstü yatarken silah sesini duyup kalktı.

Kapıya çıktığında Fuat, silahını çekmiş diğer adamlarla etrafa bakıyordu.

“Ne oluyor?”

“Abi, yakından silah sesi geldi.”

“Gidelim çabuk!”

“Abi olmaz! Sen yaralısın, tuzak olabilir.”

“Ömür orada tehlikede olabilir. Çok konuşmayın da arabaları getirin çabuk.”

… Yol ayrımına geldiklerinde Mesut, Fuat’a “Ne tarafa gidelim?” diye sordu.

Fuat, “Cengiz orman yolundan getirdim demişti-” deyince batak Mesut’un koluna vurup, “Dön sola salak, üçünüz bi Ömür etmiyorsunuz belli, o kesin buradan gitmiştir.” diyerek merkeze yakın yolu işaret etti…

… …. …

Ne zaman tam sahibi olacağım, yada olacak mıyım bilmediğim evde ilk iş olarak kahvaltı masasını toplayarak başladım.

Bulaşıkları makineye yerleştirmeye gerek görmeden iki dakikada yıkayıp tezgaha koydum…

Yıkadığım bulaşıklara bakıp kurulanırken telefonumun çalmasıyla elimi çabuk tuttum.

En rahat koltuğa kendimi bırakırken telefonu açtım,

“Efendim Özlem.”

“Nurseli!” (Ağlayarak)

“Ne oldu Özlem, neden ağlıyorsun?”

“Nurseli, Yunus’u kaçırdılar.”

“Ne diyorsun Özlem! kim, neden kaçırdı.”

“Nurseli, paketi senin çantana Yunus koymuş ama yemin ederim bilmiyordum diyor. Çantasına koyacağın kişinin babasına bi mesaj demişler, kandırmışlar…”

“Yunus mu? Sen biliyor muydun?”

“Hayır Nurseli, kaçıran kişiler bana video attılar. Yunus orada söylemiş. Özür dilerim, seni zor durumda bıraktım.”

“Tamam, sakin ol. Adamlar ne istiyor peki?”

“Ya paketi getirirsin yada parasını demişler. Nurseli, bütün organlarımı satsam bulamam o kadar parayı.”

“Özlem…”

“Nurseli yardım et lütfen. Sen istersen Selim bir şey yapabilir, paketi geri alabilirsin?”

“Paketi aldık diyelim, sahiplerine verdik, bizim onlardan ne farkımız kalır Özlem.”

“Nurseli, Yunus’u öldüreceklerini söylüyorlar.”

“Tamam, ben bi yolunu bulacağım. Sen merak etme benden haber bekle.”

… …. …

Çantamı alıp evden çıkarken, benimle türlü türlü hayâl kuran adamın yapma dediğini yapıyordum… Ama bu arkadaşım içindi.

Merkezden ve kalabalıktan gidersem ne olabilirdi ki?

Arkamı kontrol ederek otobüs durağına geldim. Beş gündür evden çıkmadığım için bi tuhaf hissediyordum. İnsanlar üstüme üstüme geliyor gibiydi.

Suç işlemiş gibi etrafıma bakınırken daha çok dikkat çekiyordum.

Bindiğim ilk otobüs aşırı derecede dolu olmasada kalabalıktı. Ayakta olupta ilk defa rahat bir şekilde yolculuk yapıyordum.

Otobüs Selim’lerin semtinden geçerken burnumun direği sızlamıştı. Onun abim olmasına alışabilecek miyim acaba diye düşündüm…

Peki; Hakan abi, Elif! onlar benim kim olduğumu biliyor muydu? Bu olaylar geçer geçmez öğrenmek istiyordum…

İlk planım, durumu Alp abiye anlatmaktı. Abimin yokluğunu tüm kalbimle hissediyordum. Ne olurdu Hilde biraz daha iyi olsaydı, diğer ay değil de hemen gelebilseydi diye düşündükten sonra yaptığım nankörlükten dolayı af diledim. O sağ salim olsun da ben uzak olmaya razıydım. Tövbe ya Rabb’im tövbe…

~~~~~~•~~~~~~•

Batak, adamlarıyla sağa sola bakındı ama bir şey bulamadı.

F: “Abi, diğer taraftan gitmiştir belki.”

Batak sinirlenerek, “Lan o salak değil, o taraftan gitmez. Arkadaşını aramış olabilir, taksiyle de gitmiş olabilir.”

“Ne yapacağız peki?”

“Döneceğiz oğlum ne yapacağız başka?”

“Bitti mi yani abi, gitti mi?”

“Ne o lan, ağlıyor musun yoksa?”

“Yok abi dee.”

“Yürü hadi yürü. Canımızdan olmadık ya sen ona bak, verilmiş sadakamız varmış, hemen bir kaç fakir daha sevindirelim.”

~~~~~~•

Ömür, arkada kolları bağlı iki adamın tarifiyle kulaksızın evine giderken, Özcan, “Abla, tamam anladık harbi kızmışsın tongaya düşürdün. Önünde saygıyla eğiliyorum ama lütfen bizi böyle götürme.” diye yalvardı.

Ö: “Neden yaa?”

Özcan: “Abi bizi diri diri gömer.”

Ö: “Bu kadar kötü mü yani?”

Avni: “Kötü de laf mı abla, dilimizi kesip bize yedirir.”

Ö: “O derece diyorsun yani? Bu cengaver nerelerdeymiş yaa, ben neden daha önce tanımamışım tüühhh!”

Adamlar arkada bir birine bakıp şaşkınlıktan şekilden şekile giriyorlardı.

Ev görününce Ömür kenara çekip, arabadan indi. Arka cebinden çıkarttığı kelebek çakıyı parmak aralarında çevirirken, “Bi terslik yapmazsınız değil mi? Ona göre açacağım.” diye sorunca adamlar, bir Ömür’e bir eline bakıyordu.

Avni: “Abla! gümüş mü o?”

Ömür: “Evet gümüş. Kuru kafa kelebeğim de var.”

Avni: “Harbi mi? Gösterene.”

Ömür, “Olur. Gitmeden hatırlat.” derken Avni’nin elini serbest bıraktı.

Özcan’ın ellerini de serbest bırakınca çakıyı kapatıp, arka koltuğa oturdu.

Özcan ve Avni kendileri getirmiş gibi Ömür’ü içeri götürürken birbirlerine bakamıyorlardı.

Kapıdan girdiklerinde Ömür, Özcan’a bakıp, “Ne bu böyle üç silahşörler gibi, sen kolumdan tut.” dedikten sonra, Avni’ye, “Sende burada kal.” deyip yürümeye devam etti. Avni kapıda beklerken, İkili odaya girdi.

Ömür, karşısında kulaksızı görünce durdu. Kulaksız yaklaşmasını beklerken Ömür durunca, Özcan’da yürümesi için kolundan tuttu.

Ömür, “Ayyyhhh!” diyerek kendini yere atınca Özcan önce yerdeki Ömür’e sonra kulaksıza sonra da Avni’ye, “Gördün mü?” der gibi baktı.

Kulaksız hızla koşup Ömür’e yardım ederken, bir yandan da Özcan’a kızıyordu.

Ömür, bütün ağırlığını kulaksıza verip bileğini ovalayarak ayağa kalktı.

+ “Bizim öküzün kusuruna bakmayın. Bir hanımefendiye nasıl davranılır bilmiyorlar.”

Ö: “Farkettim ama suç sizde… Neden öğretmiyorsunuz ki?”

+ “Haklısınız, bundan sonra kulaklarını çekeceğim merak etmeyin. Şöyle buyurun lütfen.”

Ö: “Çok naziksiniz teşekkür ederim.”

+ “Bir şey yok değil mi?”

Ö: “Yok galiba, birazcık bileğim birazcıkta dizim acıyor.”

+ “Çocuklar, küçük hanıma buz getirin çabuk.”

… …. …

Özcan dışarı çıkınca Avni’ye, “Gördün mü lan kendini yere nasıl attı.” diyerek kendini ifade etmeye çalıştı.

Avni korkmuş gibi, “Abi! Abiye söyleyelim. Bu göründüğü gibi bi kız değil!” deyince Özcan karın kasına elinin tersiyle vurup sessizce kızdı…

“Ne söyleyeceksin salak, yarım kadar kız parmağımı kırıyordu mu diyeceksin. Lan ben arkada köpek gibi geldim, utancımdan girişteki aynaya bakamadım sen ne diyorsun?”

“Doğru söylüyorsun? Ama ben çözdüm abi, bu kız kendine çatana belasını kendi eliyle veriyor.”

“Bir şey diym mi? Bize yaptığını abiye yapsaydı abi bu kızı bırakmazdı, kızda çözmüş belli.”

“Neden abi?”

“Ne neden oğlum. Abi ve abi gibiler dişli hatunlardan hoşlanır da ondan. Bilmiyor musun?.. Gerçi bu çakır göz karşısındakinde dişde bırakmaz ama.”

“Abi, iddiaya girelim mi? Sence yenge bu kızla karşı karşıya gelse hangisi yener.”

“Yenge de az değil ama bu onu köfte gibi yoğurur gibime geliyor.”

“Böyle olmadı ki abi, bende bu boncuk gözden tarafı seçecektim… Şuna bak, parmağım nasıl da şişti acısı hâlâ geçmedi.”

“O değilde Batağın bu kızla ne işi var?”

“Kardeşi olabilir mi?”

“Onun kardeşi yok ki?”

“Abii, kardeşi değilsee… Anakondası olabilir.”

Özcan, “Her neyi bilmiyorum ama batak yapmazsa bu batağı iki ısırıkla yutar.” dedi

… …. …

Emniyete geldiğimde derin bir nefes verdim, Burası da benim için fazlasıyla güvenliydi. Merdivenleri çıkarken hâlâ ne yapacağımı bilmiyordum. Bana en mantıklı gelen Alp abinin yanına gidip her şeyi anlatmaktı.

Asayiş büroya geldiğimde Bora’nın dosyalara baktığını gördüm. Yavaş adımlarla yaklaşırken beni farkedip başını kaldırdı.

“Nurseli.”

“Merhaba, kolay gelsin.”

“Sağol. Hoşgeldin. Bi sıkıntı yok değil mi?”

“Alp abiye bakmıştım.”

“Onlar yok, bekle dicem ama ne zaman gelirler bilmiyorum. Bana söyle.”

“Ben sonra da gelebilirim.”

“Tamam, ben geldiğini söylerim.”

“Olur, kolay gelsin.”

…. … ….

Kapıya çıkıp Doğan abi ile oturduğumuz banka doğru yürüdüm, telefonumu çıkartıp Alp abinin nerede olduğunu soracaktım ki, Özlem’in kendine gelen bir videoyu bana gönderdiğini gördüm.

Videoda, Yunus’un kanlar içinde yüzü gözükürken arkadan biri, polise haber verirseniz öldürürüz diyordu.

Göz yaşlarımı silip, Okan abiyi aradım, nerede olduğunu sorduktan sonra yanına gittim.

Okan abi bana güvendiği için çalıştığı yere kadar girebilmiştim. Masanın üzerinde olay yeri inceleme poşetinin içinde duran pakete baktım. Onu almanın bir yolunu bulamazsam Yunus ölecekti.

“Abi!” dedim bir şey isteyecek gibi.

“Efendim Nurseli.”

“Başım döndü, yanında şeker falan var mı?”

“Yanımda yok ama bekle hemen matikten alıp geleyim.”

“Zahmet olacak!”

“Ne zahmeti aşk olsun… Sen buraya otur, ayakta durma.” diyerek beni tabureye oturtup çıkınca on saniye kadar bekledim. Etrafa bakındıktan sonra hemen paketi alıp çantama koydum.

Okan abi paketin olmadığını görmeden gitmek istedim ama o elinde çikolata ile gelmişti bile.

“Abi!”

“Ne oluyor Nurseli?”

“Abi özür dilerim.”

“O paketi ver bana.”

“Abi, ne yapacağımı bilemiyorum. Almak zorundayım.”

“Sen onu alarak sadece beni ve kendini yakmazsın Nurseli, Alp komiser, Mert komiser, Furkan komiser, Cengiz ve Ayhan amirde yanar. Hepsi sana güvendiği için serbestsin.”

“Abi!”

“Onu bırak, sıkıntın her neyse birlikte çözelim.”

İlk defa bir kişiden bu kadar çok uyandığımı hissediyordum. Paketi çıkartıp eline verdikten sonra başımı göğsüne dayayıp ağlamaya başladım.

Okan abi paketi koyduktan sonra bana sarılıp dışarıya götürdü…

… Sahile geldiğimizde hâlâ susmadığımı görünce, “Yeter artık Nurseli ağlama.” dedi yüzüme bakarak

“Bakma bana abi, utanıyorum.”

“Ortada utanılacak bir şey yok. Bana nedenini söyle hepten unutalım. Hadi.”

“Abi, siz haklı çıktınız, paketi arkadaşımın kuzeni koymuş. Ama bilmiyormuş. İkisi de.”

“Eee?”

“Özlem aradı, Yunus’u kaçırmışlar, ya paketi ya parayı vermezseniz öldürürüz demişler.”

diyerek videoyu açıp telefonu Okan abiye verdim. Okan abi, bir kere izlediği videoyu ikinci defa kulağına tutarak dinledi.

“Tamam sen şimdi Özlem’in numarasını bana veriyorsun, şu playboy bodyguardı da arıyorsun gelip seni alıyor. Bundan sonra da hiç bir yere tek başına gitmiyorsun anlaştık mı?”

“Anlaştık!”

“Bu olanlar da aramızda kalıyor? Tamam mı?”

“Tamam.” diyerek bana uzattığı telefonumu alıp önce Cenk’e gel beni al diye mesaj yazdıktan sonra Özlem’in numarasını Okan abiye gönderdim…

… …. …

Cenk, yarım saat sonra gelip elimi tutunca Okan abinin sinirlendiğini farkettim. Başına o kadar bela açmama rağmen beni hâlâ kardeşine düşünüyor olamazdı. Sanki öz abimmiş ve erkek arkadaşımdan hoşlanmıyormuş gibi arkamızdan bakarken telefonla konuşuyordu.

… …. …

Kulaksız, gelen buzu kendisine veren kişiye, “Bana değil oğlum hanımefendiye vereceksin…” deyip Ömür’e döndü. “Kusura bakmayın bende kabalık ettim, adım Turan.” dedi elini uzatıp.

“Memnun oldum bende Ömür.”

“Memnun oldum Ömür. Batağın bi kız kardeşi olduğunu bilmiyordum.”

Ömür, saçlarını geriye atıp boynunu açığa çıkararak, “Batak, bunu kardeşine yapacak kadar sapık ve cani mi?” diyerek kızarık ve morarmış yeri gösterdi.

Turan, şaşırarak, “Bunu sana Batak mı yaptı? diye sorduğunda Ömür yüzünü yere eğip ağlayarak başını Turan’ın göğsüne yasladı.

“Çok utanıyorum.”

“Tamam ağlama. Ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Batak tehlikelidir de böyle bir şey yapacağını hiç tahmin etmezdim. Neden yaptı?”

“Neden mi? Turan bey şuan söylediğinizin farkında mısınız? Bu yaptığı şeyin nasıl bir geçerli nedeni olabilir ki?”

“Öyle demek istemedim. Sen kimsin, ne istedi senden?”

“Bu da pek iyi olmadı ama uzatmayacağım… Ben onun düşmanının kardeşi olabilirim… Abimle geçmişine dayalı bi husumetinden dolayı beni kaçırdılar. Abime istediklerini yaptırabilmek için… Bende, beni mahvetti o kişiye zarar vermesin diye ilk fırsatta kaçtım… Siz beni düşmanımızın elinden kurtardınız, yani düşmanımın düşmanı dostumdur dedikleri oluyor herhalde.”

“Sana bunu söylemek istemezdim Ömür ama batak benim adamım… Sadece yaptığı bir hatayı telafi etmek için çocuklar seni getirmiş olmalı.”

“Ne yani, beni ona geri verecek misiniz?”

“Bize ait olanı getirir ve seni isterse evet.”

“O zaman bende size bunu söylemek istemezdim ama o benim için kılını kıpırdatmaz.”

“Göreceğiz bakalım. Aç mısın?”

“Hıı hııı!”

“Avni, yemek gönderin buraya acil… Gel Ömür sende masaya otur.”

“Teşekkür ederim. Sağolun.”

Biraz sonra Avni tepsiyle gelip yemeği masaya koyunca, Ömür üç gündür aç gibi yemeğe girişti…

Turan: “Sen kaç gündür açsın?”

Ömür, iki eliyle ağzına yiyecek doldururken, “Bilmiyorum saymadım.” dedi.

Turan, Ömür’ün elini tutup, “Tamam, biliyorum açsın ama yavaş ye biraz, boğulacaksın!” deyip hızını yavaşlatmaya çalışırken telefonu çaldı.

Turan, Ömür’ün elinden elini çekip telefonunu açarken Ömür arayan kişinin adını gördü.

#azılı minik kuş#

T: “Efendim!”

“Neredesin Turan.”

T: “Anlamadım, sabah söyledim ya, işim var diye!”

“BANA İŞİNİN BURSA’DA OLDUĞUNU SÖYLEMEDİN AMA!”

Kadının bağırması Ömür’e kadar geliyordu.

T: “Ne demek o ya! Farkeder mi?”

Ömür, ağzındaki lokmayı yutmadan öksürmeye başladı. Eliyle Turan’a işaret ederek boğazında kaldığını söylemeye çalıştı.

Turan panikle, “Yavaş ol dedim sana!” deyince karısı, “NE SAÇMALIYORSUN SEN YA?” diye bağırdı.

Turan bu sefer de karısına, “Sana söylemedim bi dur.” deyince Ömür sırtını gösterip, “VUR VUR VUR!” dedi bağırarak.

Karısı Ömür’ü duyup,

“KİM O KIZ!” diye bağırdı.

T: “Hayatım bi dur!..

…Sen de sakin ol!”

Ö: “Vur, vur, hızlı!”

+ : ALLAH BELANI VERSİN TURAN!”

T: “Ya ne yaptım şimdi.” derken telefon kapanmıştı. Turan telefonunu masaya koyup Ömür’e su verdi. Ömür yavaş yavaş içerken. “Çok teşekkür ederim hayatımı kurtardınız.” dedi daha sakin bir şekilde…

…. …. ….

Özcan ve Avni olanları uzaktan izlerken içlerinden kıs kıs gülüyordu. İkiliyi o şekilde bırakıp odadan çıktılar.

A: “İddiayı arttırıyorum abi, bu kız sadece köfte gibi yoğurmakla da kalmaz mangalda cız bız yapar.” Avni, kendi espirisine gülerken, Özcan telefonunu çıkarttı.

A: “Ne yapıyorsun abi?”

“Batağı arıyorum, bakalım kim bu yürüyen tehlike.”

….

Batak telefonda Özcan’ın ismini görür görmez açtı.

“Efendim.”

“Batak beeyy sen neymişsin yaa?”

“Asıl size sormak lazım. İnsan aynı tastan yemek yediğine kurşun sıkar mı lan gavat!”

“Haklısın, Kusura bakma, vuran yeniydi cezasını verdik. Sende ne dışarı çıktın birader.”

“Sıkana sıkarım öyle bir yapım var biliyorsun?”

“Batak, sen şuan kadın kılığına girip içeride abiyle oynaşmıyorsan, burada tıpa tıp sana benzeyen bir anakonda var söyliym.”

“Ömür!”

“Valla kendi Ömür ama karşısındakinin ömrünü bitiren birine benziyor.”

“Neden kaçırdınız lan kızı.”

“Biz kaçırmadık lan, o bizi kaçırdı.”

“Nasıl becerdiniz lan?” (Kahkaha atarak)

“Şaşırmadın?”

“Şaşırmam!”

“Biz şaşırdık ama, kıza tecavüz etmiş, aç susuz bırakmışsın?”

“Kiiimm ben miii?.. Lan oraya giderken ki kahvaltısını bile ben hazırladım yatağa kadar götürdüm.”

“Boynundaki morluk? Boğmuşsun kızı!”

“Kör ediyordu beni.”

“Batak gel, al şu kızı başımızdan. Yenge geliyor üçüncü dünya savaşı Turan abi yüzünden başlayabilir yoksa.”

“Geleyim de nasıl alayım acaba, can güvenliğim mi var?”

“Ben Avni’yi arkaya koyayım, sen arkadan duvar dibinden sürünürsen görünmezsin.”

“Tamam… Aslında almamak vardı, belanızı bulurdunuz yaa neyse büyüklük bende kalsın.”

A: “Ayağının altını öpeyim abi çabuk gel.”

Batak, telefonu kapatınca Özcan Avni’ye, “Bana bak, bu yaşadıklarımız aramızda kalacak. Birinden duyarsam köpek gibi kıvrandığını herkese anlatırım.” deyince Avni, “Abi, sen kendi sırrını sakla bende kendiminkini… Ama bu kız gidince abiye ne diyeceğiz?” dedi bu sefer de Turan’ın gazabından korkarak.

Özcan: “Kız bizi kırıp geçirmeden bi gitsin de ben ne söyleyeceğimi bulurum sen merak etme.”

….. …. …. ….

Batak telefonu kapatıp, Fuat’ın yanına geldi. “Kalk gidiyoruz!” deyince Fuat şaşırdı. “Abi nereye?”

“Belamızı geri getirmeye.”

“Yen- Ömür’ü mü?”

“Sende anlamışsın ondan başka belamızın olmadığını. Evet onu.”

“Neredeymiş ki?”

“Bu sefer de kulaksıza bela olmuş.”

“Abi, bir kere beni dinle gözünü seveyim yaa, bineceğin eşeği tanı… Sana bu kız senin gibi dedim, değil mi?”

Batak, sinirlenerek, “Ne diyorsun lan sen, sen bana eşek mi demek istiyorsun?” dedi kafasına vurarak.

“Ne alakası var abi?”

“Sözün o kapıya çıkıyor geri zekalı… Susta kafanı kırmiym.”

“Abi, bir kaç kişi daha alsak? Tuzak olmasın.”

“Lan adamlar canlarını kurtarma peşinde, yürü hadi.”

…. …. …. ….

Arabada tek kelime etmeyen Cenk, geldiğimizden beri de menüde aynı sayfaya bakıyordu…

“Cenk yeter artık.”

“Ne yersin?”

“Cenk, özür dilerim.”

“Neden? Ne oldu ki?”

“Ceeennkk yapma böyle. Kız, bağır razıyım ama böyle soğuk durma.”

“Neden kızayım ki?”

“Sözünü dinlemedim.”

“Vardır bi sebebin.”

“Ama haklı çıktın.”

“Olabilir.”

“Ben söylemiştim de.”

“Neden Nurseli, ben bunu söyleyecek konumda mıyım? Ben kimim ki?”

“Bana verdiğin değeri görüyorum ve karşılık vermek istiyorum.”

“Değer verdiğin zaman benden bir şey gizleme yeterli. Açık ol.”

“Ben senden bir şey gizlemiyorum ki, senden sonra oldu. Alp abi halleder akşam da sana söylerim diye düşündüm.” diyerek videoyu gösterdiğimde tepkisi, umduğum gibi olmamıştı.

“Okan bunu izledi mi?”

“Evet!”

“Ne dedi peki?”

“Sen kimseye söyleme ben halledicem dedi.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“İyi, halletsinde görelim bakalım.” derken yüzü yine sirke satıyordu. Kendi yiyeceğine karar verip benimkini de öğrensin diye garsonu çağırdı…

~~~~~~•

Okan, Nurseli ile Cenk giderken Özlem’i aradı. Özlem ile anlaştıkları yerde buluşmak üzere giderken Zafer’i arayıp Almanya biletini iptal etmesini ve akşam kendi evine gelmesini istedi.

…. Okan, Özlem ile buluştuğunda kendisine video atan kişiyle nasıl irtibata geçtiğini sordu.

Özlem, Yunus’un telefonundan karşı tarafın istediği saatte aradığını söyleyince Okan, Bir kaç günlüğüne hattını kendi numarasına yönlendirmesini söyledi…

…

Selim, Okan her çıktığında Yavuz’la buluşacak diye takip ettiği için önce Nurseli ile sonra da Özlem ile buluştuğunu gördü…

Akşam mesai çıkışı yine evine kadar takip etti…

…. …. ….

Okan, kapıya gelip anahtarları hazırlarken Zafer karşısına dikildi.

“Zafer!”

“Efendim abi?”

“Ne sinsi sinsi geliyon oğlum. Aklım çıktı.”

“Yok abi! normal geldim. sen farketmedin herhalde.”

“Dalmışım!”

“Belli abi, ne zamandır böylesin.”

“Ne diyorsun oğlum, anlamıyorum.”

“Abi doğru söyle aşık mı oldun?”

“Ne alakası var lan, sadece kafam çok dolu.”

“Belli işte abi, sağına soluna çaktırma takip ediliyorsun?”

“Kim, Batak mı?”

“Selim komiser.”

“Haadiii be! İyice merak etmeye başladı desene?”

“Orası öyle de, sen neden bu kadar doldun? Bu gevşeklik neden?”

“Zafer, eve çıkalım. Acayip şeyler oluyor.”

“Sence Selim komiser Yavuz abiyi gördü mü?”

“İki gündür buraya geliyorum, görse buraya gelmezdi herhalde değil mi?”

“Haklısın.”

…. … ….

Eve çıktıklarında Güller hanım yine yemekleri ısıtmış masayı hazırlıyordu.

Okan, Zafer’i çalışma odasına götürdü.

“Şimdi sana bir şey dinleteceğim. Sonra videoyu izlersin.”

“Olur abi.”

Okan videoyu açıp, Zafer’e yaklaştırdı. Videonun daha onuncu saniyesinde Zafer, “Cingöz!.. Cingöz bu!” diyerek Okan’a baktı.

Okan, anlamıştı ama emin olmak için Zafer’i çağırmıştı.

“Emin misin?”

“Ne demek emin misin abi, sen tanımadın mı?”

“Ben emin olamadım.”

“O, o! Cingöz bu… İyi de bu kim, video sana nereden geldi?”

“Nurseli’nin çantasına paketi koyan çocuk bu.”

“Yandık desene?”

“Yandık vallaa, Batak Nurseli’yle Yavuz’u öğrenirse al başına belayı.”

“Ne yapacağız peki?”

“Zafer, içlerine sızmanın bi yolunu bulmamız lazım?”

“Abi, sorunun cevabı başında gizli.”

“Sen olmazsın laann.”

“Neden abi?”

“Sana bir şey yaptırır, Allah korusun. Senet falan!”

“AAABİİ, ben de avukatım, haklarımı biliyorum.”

“Olmaz dedim.”

“Abi!”

“Kendim giderim yine de seni göndermem.”

“İlahi abii, sen çok yaşa emiii! Sen beni güldürdün Allah’ta seni güldürsün.”

“Ne var lan. Kaç yıl birlikte yaşamak zorunda kalmadık mı?”

“Sen gidersen ben hiç durmam, kesin gelirim. Düşünüyorum da ne gırgır şamata olur. Koca koca adamların kavgası… a-ahahahahahhaahah…”

“Gülme lan, aramızda kalsın bak, sonra yanıkla dilsiz de gelmek ister.”

“Allaaahhh, o zaman seyreyle cümbüşü. Batakla Yavuz abiyi yan yana düşünemiyorum, hele de aynı masada.”

“Yavuz oturmaz kii, ben bir kere aynı masada görmedim.”

“Sen yine de beni bi düşün abi, istersen gidebilirim.”

“Baksana, aslında başka bir planım daha var ama nasıl olur bilmiyorum.”

“Söyle abi?”

“Sen yada ben gitmek yerine, onu alsak?”

“Abi! Batak bu sefer seni yaşatmaz. Tek dayanağı Cingöz unuttun mu?”

“Onun ağzından aramalar yaparız mesaj atarız, şu olay kapanana kadar burada tutsak yeter. Sonrasında da alırım naber yaa görüşmeyeli çok oldu bi çay içelim derim. olmaz mı?”

“Olur abi… Bende gelmek istiyorum. Batağın senin yüzünü görünce ki suratını çok merak ediyorum.”

“Bütün hayatını bana inat yaşayıp nasıl kötü yola düştü aklım almıyor.”

“Bence o da senin gibi doktor olmak istiyordu ama şartlar.”

“Basri abi doktor olsa oda olurdu.”

“Ne yani, Basri abinin gözüne girmek için mi avukatlık okudu.”

“Aynen öyle.”

“Boşu boşuna… Onca sene?”

“Neden boşuna olsun ki? Onun bi davadan aldığı parayı ikimiz toplasak alamıyoruz oğlum. Nerede eli kanlı pislik var, avukatlığını yapıyor işte.”

“Kartvizitin de nasıl yazıyor acaba, ‘Şeytanın avukatı Batak!”

“a-ahahahahahhaahah, bozacının şahidi şıracı batak.”

“A-AHAHAHAHAHHAAHAH! Buu, buu da güzeldi.”

“Yürü hadi yemeğimizi yiyelim, sonra da Cingöz’ü nasıl paket yaparız onu düşünelim.”

…. …. ….

Ömür, sürekli esneyince Kulaksız, “Ömür, çok yorgunsun herhalde, hemen bi oda hazırlasınlar.” dedikten sonra talimat verdi.

Ömür, teşekkür ederek odaya girip kapıyı kilitledi. Şifonyerin önünde kendine bakarak konuştu.

“Ömüüürrr ömüüürrr… Kızım… Bu erkekler mi salak yoksa sen mi çok zekisin… Bakalım, kulaksız sabaha diğer kulağını da kaybedecek mi?”

Gece yarısı elektrikler kesilince flaşını yakıp dışarı çıktı. Neler oluyor diye bakarken, batak arkasından ağzını kapatıp belinden kendine çekti. Ömür, neye uğradığını şaşırdı, Batağın “dur benim” demesini duymadan sağ dirseği ile karnına vurup kolundan çekerek yere yatırıp üzerine oturdu.

Batak, “Bende seni gördüğüme sevindim.” deyip başını yere koyarak Ömür’ün kalkmasını bekledi…

Ömür, batağın üzerinden kalkıp kaldığı odaya götürdü.

“Ne işin var burada?”

“Seni almaya geldim.”

“Ben iyiyim tamam mı? Başımın çaresine bakabilirim.”

“Ben senin için gelmedim ki? Buradakileri kurtarmaya geldim… Adamlara ne yaptıysan gel kurtar bizi dediler a. k.”

“Ben ne yapacağım be! Onlar önümü kesti, zorla arabaya bindirmeye çalıştı.”

“Haaa, tâbi tabii! Bende seni günlerce aç bıraktım tecavüz de ettim değil mi? Kes lan, bana maval okuma. Adamın parmağını s.kmişsin.”

“Adam izbandut gibi… Bense çıtı pıtı bi kızım, ne yapabilirim ki söyler misin?”

“Valla sen o bahsettiğin çıtı pıtı kız kriterlerine uymadığın için, her haltı yaparsın. Neyse hadi çıkalım artık.”

Ömür, kollarını bağlayıp, “Rica edersen gelirim. Yoksa-” derken batak kolundan tutup, “S.kerim senin ricanı yürü!” deyip sürükler gibi dışarı götürdü…

Arka bahçeye gelince, duvarın dibine doğru gizlice yürüdüler… Batak, çiçekleri siper alacak şekilde arkalarından sürünmek için yere yatıp Ömür’ü de yere çömeltti. Ömür kısık sesle, “Ne yapıyorsun yaa?” deyip batağın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalıştı.

“Bana bak, çok konuşma buralarda kameralar var. şuradan sürünerek çıkacağız.”

“Tamam, yürü o zaman, yani pardon önden sen sürün o zaman.”

“Kızım sen yürüsene bende geriyi kolaçan ederek geleyim.”

“Olmaz!.. Arkamdan gelirsen beni ellersin fakan.”

“Ya bi s. git… Ellesem hoşuna gitmeyecek sanki.”

“Aaa, doğruu… Tamam gidiyorum.”

Ömür önde batak arkasında, geriyi kontrol ederek giderken Ömür aniden durdu. Batak, yüzünü Ömür’ün kalçalarına değmesinden son anda kurtardı…

“Ne yapıyorsun geri zekalı neden durdun?”

“Aklıma bir şey geldi!”

“Ne geldi a. k. nee?”

“Bir daha o güzel burnunu her şeye sokma. a-ahahaahah.”

“Sana inanamıyorum, bu iğrenç ötesi espiri için mi suratıma yapıştın.”

“Hiçte bile, güzeldi.”

“Senin mizah anlayışına koyim emi, devam et!”

Biraz daha gittikten sonra Ömür, “Bataakkk!” diye seslendi.

B: “Yine ne var a. k.”

“Buraları da yeni sulamışlar, ne güzel bak ıslak ıslak. Değil mi?”

B: “S.kmicem kızım boşuna yalvarma.”

“Aaa ciddi misin? Bende şuan rica edecektim. Etmiyorum o zaman.”

“Şuradan bi çıkalım, o zaman edersin.”

“Olmaz, o zaman rica sırası sana geçer.”

“Geçsin lan, geçsin a. k. Geçmezse s….m!” derken Ömür yine aniden durmuş ama bu sefer batak kendini kurtaramamıştı. “Şimdi ne oldu, neden durdun?”

“Yol bitti, duvara geldim.”

“Tamam, yavaşça kalk.”

Batak, parmaklarını birbirine geçirip Ömür’ün ayağını basması için basamak yaptıktan sonra, Ömür eline basıp kendini duvardan yukarı kaldırdı. Batak, “Aşağı bak bakalım yüksek mi? inebilir misin?” deyince Ömür, “Baktım, inerim.” diyerek kendini aşağı bıraktı.

Batakta kendini hazırlayıp çıkacakken, Özcan ve Avni’nin ağacın arkasından kendine doğru geldiklerini gördü. Avni, elinde bi tomar parayı sayarken gülüyordu.

B: “Ne oluyor lan?”

Ö: “Sana sormak lazım batak. Kim bu kız?”

B: “Ne demek kim lan, baş belasının teki işte.”

Ö: “O yüzden mi it gibi peşinde süründün.”

B: “Sen dedin ya, kameralar var diye!”

Ö: “Birincisi yapmak zorunda değildin. İkincisi bu evin kameraları da adamları da benden sorulur. istediğimi yaparım.”

B: “Neden yapmadın o zaman?”

Ö: “Yaptım, şuan kameralar devre dışı.”

B: “Neden süründürdün peki?”

A: “Batak abi, Özcan abimle iddiaya girdik, ben dedim ki sürünür, Özcan abim de dedi ki, ‘Batak bi kız için hayatta sürünmez!’ Sağol abi, sayende bu ay ki bütün maaşı benim oldu.”

B: “Başlarım lan sizin iddianıza!” (yakasını kavrayarak)

Ö: “Bırak lan adamın yakasını… Bana bak, gönder bu kızı. Yürüyen tehlike lan bu. O boncuk gözünün arkasından katil Bebek çaki çıkacak gibi duruyor.”

B: “Sevgilisini yatakta öldürmüş zaten, Biliyorum… O yüzden ben göndermiştim ama sayenizde yine başıma bela oldu. teşekkür ederim.”

Ö: “Ayrıca, hata yapıyorsun, dön geri. Abiyi bırakma.”

B: “Arkamdan iş çevirdi Özcan, sende yardım ettin sus konuşma istersen. Dönmüyorum.”

Ö: “Bana bak, seni abi koruyor, öldürürler sonra, demedi deme.”

B: “Demirden korksam trene binmem, sen benim ölümden kaçtığımı ne zaman gördün.”

Ö: “Kendin gibi birini bulmuşsun haa brav-” derken Ömür, duvarın üstünde aniden belirip, “Heeyy!” deyince üçü birlikte sıçrayıp oldukları yerden birer adım geriye gittiler.

Ömür; elinde çakı, neler oluyor diye bakıyordu.

“Neden gelmiyorsun?”

B: “Arkadaşlarımla konuşuyorum.”

“Şu beceriksiz, korkutayım derken yanlışlıkla vuran arkadaşlarınla mı?”

B: “Sen nereden biliyorsun?”

“Arkamızdan iki araba insan ateş edip bir tanesi bile arabaya nişan almadığı için anlamak zor olmadı.”

A: “Yenge, sen o duvardan nasıl tırmandın?”

Ömür, önce aşağıya bakıp sonra tekrar Avni’ye dönerek, “Ne var ki?” dedi bir yandan da çakıyı sağa sola sallarken.

A: “O duvar senin iki buçuk katı boyunda da!”

Ömür: “Haa evet, inerken farketmiştim. Ama bakın bazı tuğlaların arasındaki betonlar aşınmış ara ara boşluklar var. Rahat çıkılabiliniyor yani?”

Özcan: “Uyardığın için sağol yenge. En kısa zamanda yaptıracağım.”

Ömür: “Rica ederim ne demek. Benim valizler ne olacak?”

Avni: “Ben onları Fuat’a verdim yenge merak etme.”

Ömür: “Aferim, gözüme girdin… Batak beyi de çok oyalamayın ben bekletilmekten nefret ederim.”

Özcan: “Yenge!”

Ömür: “Efendim?”

Özcan: “Şu çakıyı sabah ki gibi sallar mısın?”

Ömür: “Böyleyken mi?”

Özcan: “Senden kaçar mı?”

Ömür: “Keşke herkes sizin gibi zeki olsa, bazı kas kafalılar var, anlamıyor.” derken çakıyı parmakları arasında hareket ettirip sonra da batağın önüne düşürdü.

Batak, yerden aldığı çakıya bakıp uzatırken, Ömür, “Sende yapsana!” diyerek bilerek düşürdüğünü gösterdi.

Batak, çakıyı verip, “Evde yaparım az sabret.” deyince Ömür, “Her şey için teşekkür ederim.” deyip, Özcan ve Avni’ye baktıktan sonra, “Bu arada ben polis değilim… Konservatuar, sinema ve sahne sanatları mezunuyum.” dedikten sonra aşağıya indi.

Üçü aynı anda, bu kadar profesyonel olmasının başka bir açıklaması olamazdı der gibi birbirine baktı…

Özcan, Batağın omuzuna vurdu, “Yengeyi çok bekletme.” deyip batağı da gönderdikten sonra, “Bunu da atlattık Avni efendi, her kuruşu helal olsun.” diyerek içeri girdiler.

…. …. ….

Batak, Ömür’ün yanına indiğinde Ömür yerde oturuyordu.

O da yanına oturup, bir süre sessizce Ömür’e baktı…

Ömür, “Neden öyle bakıyorsun?” demese Batak kim bilir daha ne kadar o şekilde durup izleyecekti…

0
Please leave a feedback on thisx

İntikam intikamdır, soğuğu sıcağı olmaz…

Okan’ın küçüklüğü ile uzaktan yakından alakası olmayan bu kız, gerçekten kardeşi olabilir miydi acaba.

Ömür’e bakarak düşündüklerini, Ömür’ün neden baktığını merak etmesiyle sorma fırsatı buldu.

“Nasıl bir kızsın sen yaa?”

“Nasıl mışım ki?”

“Bilmiyorum işte, sana soruyorum, bana kendini tanıt, nasıl bir kızsın, nelerden hoşlanırsın falan?”

Ömür, “Bunu konuşmanın yeri ve zamanı mı sence?” dedi etrafına bakarak.

B: “Ben evime ne idiği belirsiz kişileri almak istemiyorum belki?”

Ö: “Hadi lan oradan, benim kapı gibi adım var bi defa, senin o bile yok? Ben miyim kim olduğu belli olmayan.”

B: “Gerçek adın ne?”

Ö: “Gerçek adım Ömür!”

B: “Annenle babanın koyduğunu soruyorum.”

Ö: “Annemle babamın koyduğu o zaten.”

B: “Tamam, şöyle sorayım. Okan’ın kaybolan kardeşinin adı ne?”

Ö: “Haa, sen onu soruyorsun?”

B: “Aynen…Onu soruyorum.”

Ö: “Basri abinin söylediğine göre Okan’ın kaybolan kardeşinin adı Mihriban.”

B: “E o zaman senin adın Mihriban.”

Ö: “Hayır değil. Benim adım Ömür.”

B: “Yaa neden?!”

Ö: “Sen bana adını söyle bende sana nedenini söyliym.”

B: “Bu kadar korkusuz olmanın sebebi ne?”

Ö: “Lafı değiştirdiğine göre söylemeyeceksin, okey… Bana uyar… Korkan kişinin hayatında çok değer verdiği, önemsediği şeyleri vardır ve bunun kaybolmasından, gitmesinden, elinden zorla alınmasından korkar… Bu yüzden de ne yaparsa ona göre yapar… Mesela, karısını seven biri, onu aldatmaktan korkar, çünkü duyarsa karısını kaybetmekten korkar… Paraya ihtiyacı olan kişi, saatlerce çalışır, işini aksatmaz çünkü işini kaybetmekten korkar, işini kaybederse dolayısıyla parası da gider… Kimi yaşamayı sever onu kaybetmemek için çabalar, her yıl check-up, spor, diyet, sağlıklı beslenme vesaire yapar. Kimi özgürlüğü sever, hapse girmemek için suç işlemez. Benimde kaybedecek bir şeyim olmadığı için korkmuyorum.”

B: “Ölmekten neden korkmuyorsun?”

Ö: “Ölmekten korkmadığımı kim söyledi ki?”

B: “Korksaydın eğer ‘sen git ben başımın çaresine bakarım’ diyemezdin.”

Ö: “Kulaksız iyi biri-“

B: “İyidir tâbi, acı çektirmeden direk öldürecek kadar iyidir.”

“Evli mi?”

“Evet!”

“An itibariyle olmayabilir.”

“Ne yaptın diye sormak bile istemiyorum.”

“Sorma zaten, bana çatan cezasını çeker bunu bil yeter.”

“Gördük.”

“Gelelim soruna, sen Okan’ın neden yetimhaneye verildiğini biliyor musun?”

“Hayır?”

“Babam uykusundayken annem boğarak öldürmüş.”

“Nee?”

“Annem, yani yüzde elli ihtimalle annem, beni teyzeme verip kendisi teslim olmuş. Okan, evlatlık olarak istense de ben onu bulucam ümidiyle oradan gitmemiş. Yani, Okan eğer abimse senin eziyetine benim yüzümden katlanmak zorunda kalmış.”

“Ağlama!”

“Sorunun cevabı ve benim Okan’ın kardeşi olduğumu hissetmeme sebep olan şey ise; babam öldüğü için ölmekten korkmuyorum, annem öldürdüğü için öldürmekten çekinmiyorum.”

Batak, Ömür’ün yaşlarını silerken gözlerine baktı. İkisi de neredeyse gözlerini kırpmadan bir birine bakıyordu.

B: “Böyle mi olacak?”

Ö: “Nasıl?”

“Ben öpmek için can atacağım, sen de öpülmek için ama sadece bakınmak ile mi yetineceğiz.”

“Rica edersen!”

“İki keçiyiz! İkimiz de geri adım atmayız.”

“O zaman sende köprüyü genişlet, yapıcı güç sende.”

“Yuvayı da dişi kuş yapar ama.”

“Erkek ortamını sağlamadan, çalı çırpı getirmeden dişi kuş kılını bile kıpırdatmaz.”

Batak, Ömür’ün yüzünden yavaşça elini çekip, arkasına dönerek bir şeyler aradı. Çalının üzerinden bi çubuk bulup üfledikten sonra dudaklarının arasına alıp Ömür’e döndü.

Ömür, tebessüm ederek batağın dudaklarından öperken, eliyle aradaki çubuğu çekti. Batağın yaptığı baskıyla birlikte Ömür’de geriye yattı…

…

Ömür; elini, tişörtün içinden sokup belinde gezdirirken Fuat, “Abi, neredesiniz?” diyerek gelince ikiliyi gördü.

Batak, kendi kalkarken Ömür’ü de kaldırıp, Fuat’a, “Kapat lan şu ışığı!” dedi gözlerini alan flaşı kasdederek

Fuat, telefonu aşağı indirirken, “Abi, yenge diyebilirim artık değil mi?” diye sordu.

Batak, “Rica edersen beellkiii?” derken ayağa kalkıp Ömür’ünde kalkmasına yardım etti…

Üçü birlikte batağın evine doğru yola koyuldu…

~~~~~~•

Cenk, gece çalışırken Nurseli’nin “Gitme!” diye attığı çığlığı duyup odasına koştu.

Nurseli, elini boğazına koymuş nefes alamıyor gibi hareket ediyordu. Cenk, yanına gelip komodinin üzerinden su doldurup bardağı ağzına götürdü.

“İç Nurseli, hadi kuzuuu.”

…

Cenk’in içirmeye çalıştığı sudan bir yudum içip sakinleşmeye çalıştım.

“Gördüm Cenk onu gördüm. Yıllar sonra hiç gitmemiş gibiydi, onu hatırladım Cenk.”

“Kimi Nurseli?”

Cevap veremeyecek kadar heyecanlı ve üzgündüm. Yastığımın altındaki fotoğrafı çıkartıp, “Bak buradakilerin hepsi kardeşmiş, bu benim, bu ikizim Elif, bu Hakan abim, bu rüyamda gördüğüm kişi bu da… (yutkundum) Selim…”

“Nee Selim mi?”

“Evet Cenk Selim, o benim abimmiş.”

“Has s..ktir Nurseli, ciddi misin sen?”

“Keşke olmasaydım… Ama maalesef doğru.”

“Selim biliyor mu?”

“Şüpheleniyorum gel DNA testi yapalım dedi.”

“Sen ne dedin?”

“Bayıldım… Cenk, beni şuan ayakta tutan olmama ihtimali. Eğer öyleyse…”

“Şşşşhh… Ben yanındayım. Merak etme.”

“Cenk, Sen inanmıyor olabilirsin ama ben onsuz gerçekten nefes alamıyor gibi hissediyorum.”

“İnanmamak değildi ama şuan sana hak veriyorum Nurseli. Neler hissettiğini anlayabiliyorum. Gerçekten… Zamanla azalacak merak etme.”

“Cenk, bana onu unuttur lütfen, ben dayanamıyorum artık…”

“Gerçekten mi?”

“Ciddiyim Cenk.”

“Denerim… Unutturursam sende iki şartımı yerine getireceksin ama söz mü?”

“Ne istersen?!”

“Birincisi, benim bile taşımaktan memnun olmadığım soyadımı alacaksın, hemde ölene kadar. İkincisi, Oğlan’ı bulana kadar çocuk.”

“Birincisi olur da, ikinciye nasıl evet diym? Ya olmazsa?”

“Olmazsa babam ölene kadar doğurursun.”

“Babanla senin çocuklarının cinsiyetinin ne alakası var.”

“Bu da benim travmam canım. Bir geceye bu kadar yeter değil mi?.. Bu çocuk kim peki?”

“Onun adı da Selim. Ama o kayıp.”

“Kayıp mı?”

“Evet, kaybolmuş. Ölü mü sağ mı bilinmiyor bile. Ama ben hissediyorum Cenk, o yaşıyor.”

“İkisinin ismi de Selim mi? Neden?”

“Bilmiyorum, o kadarını hatırlamıyorum.”

“Adının Selim olduğuna emin misin peki?”

“Eminim, annem söyledi, akrabamız söyledi, birde Hakan abi çocuğunun adını Selim koymuş.”

“Tamam kuzuuu, yeter artık daha fazla ağlama. Hadi bakalım uyumaya çalış…”

… Cenk, bugün hiç sevişelim mi dememişti ama şartları yine onu çağrıştırıyordu…

Dilsizin şarkısını açıp tekrar uyumaya çalıştım. Önceden bir şarkısını kendime yakıştırıyorken şimdi bütün şarkılarını dinliyor huzur buluyordum…

~~~~~~•

Araba evin kapısına gelip, otomatik kapının açılmasını beklerken Ömür, Fuat’ın omuzuna vurarak, “Beş dakika müsade eder misin?” dedi.

Fuat, bir şey söylemeden kemerini açıp arabadan indi, eve doğru yürürken Ömür kocaman eve bakıyordu.

Batak, nereye bakıyor diye baktıktan sonra Ömür’e döndü.

Ö: “Cingöz beni getirdiği akşam bu ev bana o kadar güzel, o kadar büyük gelmişti ki, neredeyse küçük dilimi yutacaktım… İçeriye adım attıkça heyecanım katlanmıştı… Büyük odaya gelip, seni camın önünde görünce, ‘Allah’ım lütfen bu Okan olmasın, oysa da lütfen ben onun kardeşi olmayayım dedim… O gün, kale gibi gördüğüm ve ilk görüşte vurulduğum bu ev şimdi bana çok soğuk geliyor.” deyip batağa bakarak devam etti. “İçeri girmek istemiyorum.”

Batak, bir süre boş gözlerle eve bakıp yutkunduktan sonra kapıyı açtı. Sürücü koltuğuna oturup arabayı içeri götürdükten sonra yönünü kapıya çevirip stop etti.

Anahtarı çıkartıp, ne yaptığını anlamaya çalışan Ömür’e verirken, “İstediğin zaman gidebilirsin ama rica ediyorum Cingöz gelince git.” dedi.

Ö: “En son yattığım odada yatarım ama!”

B: “Rica et, istersen benim odada yat!”

Ö: “Mızıkçılık yok, ben o odanın ricasını etmiştim zaten.”

B: “Ben benim oda için söylemiştim.”

Ö: “Sen benim odam için rica et.”

B: “Ben çocuklara söyliym de bahçenin çalı çırpısını atmasınlar.”

Ö: “Orada olan orada kalır.”

Batak, “Lan biz hayvan mıyız, ormanda oluyor da burada neden olmuyor?” deyince Ömür anahtarı alıp, “Fuat gelince sen gibi onunda hükmü kalktı.” dedikten sonra aşağı indi.

Batakta arkasından, “Kalkmasam mıydı ne diyon a. k.” diyerek indikten sonra adamlarına, “Cingöz gelene kadar böyle kalsın.” diye talimatı verip Ömür’ün peşinden koştu…

Kapıda Fuat’ı görünce, “Bu aralar her yerden çıkıyorsun sabrımı zorlama, valizleri karşı odaMAAA getir.” diyerek yukarı çıktığında Ömür’ün odaya gelmiş, kırık kapıyı incelediğini gördü.

B: “Ne ooo, hasar tespit çalışması mı yapıyorsun? Merak etme sana ödetmem.”

Ö: “Hayır!.. Olurda kapını kilitli görürsem kırdığım da neresi kırılıyor oraya bakıyorum.”

B: “Kapıma dokunma s.kerim…”

Ömür, gözleri parlayıp, “Gerçekten miii?” diyerek kapıyı kırmaya yeltenince, Batak koluyla karnından yakaladı.

Ömür, kurtulmak için ellerini öne uzatıp, “Bi dur yaa, bakıcam sadece.” desede Batak arkasından da sarılıp gitmesine izin vermedi.

“Bu kadar yalvarma, azıcık rica et yeter.” deyip kulağına fısıldarken, Fuat merdivenlerin başında onları yine yakınlaşmış gördü… Geri gidecekken, valizleri bırakıp bırakmamak konusunda kararsız kalınca ortaya komik bir görüntü çıktı.

Ömür, Batağa bakıp, “Ne söyledin adama yaa, şu hâline bak!” deyince Batak Ömür’ü bırakıp, “Fuat, getir getir.” diyerek odasına gitti…

F: “Yenge kusura bakma!”

Ö: “Sen benden korkuyor musun?”

F: “Şeyyy yengee!”

Ö: “Onlar sana ne söyledi.”

F: “Yenge, bir şey demediler aslında… Avni, ‘Şu valizin içinde olanları bilsen ülkeyi terk ederdin’ dedi dee, merak ettim.”

Ö: “Abartmış yaa, o kadar da değil. Taş çatlasın şehri terk edersin dee, ben onları sende kullanmayacağım, merak etme.”

F: “Abinin dünyasını değiştirmezsin değil mi?”

Ö: “Yok yookk! Kimyasını değiştireceğim sadece!”

F: “Ama abi altta kalmaz!”

Ö: “Benim için daha eğlenceli hale gelir. Uyardığın için sağol.”

F: “İyi geceler yenge, iyi ki geldin.”

Ö: “Şu kapıyı tamir-“

F: “Hemen yarın oldu bil.”

Ö: “İyi geceler.”

~~~~~~•~~~~~~•

Ertesi günü Okan ile Zafer kahvaltı yaparken Okan’ın telefonu çaldı.

Okan, Cingöz olabilir diye hoparlöre alıp önce karşı tarafın konuşmasını bekledi.

C: “Alooo!”

Z: “Aloo!”

C: “Sen kimsin? Ben Özlem’i aradım.”

Z: “Ben Özlem’in erkek arkadaşıyım. Bana olanları anlattı, buluşmamız mümkün mü acaba?”

C: “Zafer, sen misin?”

Z: “Tanışıyor muyuz?”

C: “Beni tanımadın mı?”

Z: “Çıkartamadım, sesiniz boğuk geliyor.”

C: “Görünce çıkartırsın o zaman, sana adres atacağım oraya gel. Yalnız!”

Z: “Yunus, o iyi mi?”

C: “Sevgilinin kuzenine endişeleniyorsun amaa-..”

Z: “Amaa?”

C: “Boşver…”

Cingöz telefonu kapatınca Okan ve Zafer kahkaha attı.

Okan: “Kıskandı mı lan ooo?”

Zafer: “Trip bile attı abi, ne diyorsun?”

O: “Onu paketlemek kolay olacakta, bu Selim komiseri nasıl atlatacağız?”

Z: “Yardım alsak?”

O: “Kimden?”

Z: “Alp komiserden?”

O: “Selim anlarsa Alp ile sorun yaşayabilir. O olmaz?”

Z: “Abii, sarhoş numarası yapsak?”

O: “Alkol kullanmadığımı biliyor.”

Z: “Sende bir yılda bütün her şeyini anlattın mı be abi?”

O: “Ayşe konusunda güvenlerini sağlamam lazımdı. Kim alkolik birine namus emanet eder?”

Z: “Ayşe!”

O: “Bizim Nurseli’den sonraki kardeş yok mu o?”

Z: “Onu demiyorum abi, Ayşe Selim komiseri oyalasa.”

O: “Nasıl olacak o?”

Z: “Bak şimdi…”

…. …. …

Okan ile Zafer binadan çıktığında Selim yine arabada bekliyordu.

Z: “Abi, yazık yaa!”

O: “Yazık değil merak etme, şuan o koltukta uyumak, en baba yataktan daha rahattır.”

Z: “Öğlen yemekte görüşürüz.”

O: “Görüşürüz kolay gelsin.”

~~~~~~•~~~~~~•

Kahvaltıyı birlikte hazırlayıp yine birlikte kaldırdıktan sonra Cenk, “Hadi dışarı çıkalım.” diyerek ilk günden unutturma operasyonuna başlamıştı…

Gitmeyi istemeyen bir yüz ifadesi ile garaja gelince bana uzattığı kaska bakarak, “Bu ne?” dedim… Aslında ne olduğunu biliyordum ama neden uzattığını anlamaya çalışmıştım…

“Neye benziyor Nurseli?” dedi ultra lüks motora yaslanarak.

“Kask olduğunu biliyoruz herhalde?”

“Niye soruyorsun o zaman?”

“Bununla mı gideceğiz diye merak ettim, arabaya ne oldu?”

“Arabanın airbag’lerinde sorun varmış, sende de iki tane var yaa, o yüzden seni de yanımda götürmek istiyorum.”

“CEEEEEEENNNKKK!”

“Dişi aslan kükredi yine a. k… Sen de bi karar ver kızım… Bir öylesin bir böyle.”

“Birincisi küfretme, ikincisi iki de bir şeyi ima edip durma?”

“Tamam… Nurseli’nin bostanında çiçekler boy verince, Cenk kafasını sokacak yer arar. dersem anla, nasıl?”

“İğrenç Ceeeennkk.”

“Sen bul bir şey…” deyince düşünmeye başladım, “Bin, yolda düşünürsün.” diyerek kolumdan arkasına çekti. Kendimi Cenk’e çok yaslamadan bindim…

…

Otobanda değilde evde olsaydık, “Nurseli, düşecek olursan korkma burada tutacağın bir şey daha var.” dediğinde kafasına bir tane geçirip oradan kaçardım.

“CEEEEEEENNNKKK!”

“SESİN GELMİYOR?”

“SENİ GEBERTİRİİİİİMMM!”

“NEEEE, SEVİŞMEK Mİ İSTİYORSUUUUNNN? HEMEN DÖNÜYORUM O ZAMAN.”

“CEEENNKK YAAA!”

“YAĞ DA MI SÜREYİM?.. OLUUUURRR!”

“SUSTUUUUUUMMM.”

“SEVİNÇTEN NUTKUN MU TUTULDUUU?”

“İŞİNE GELDİĞİ GİBİ ANLIYORSUN!”

“EVET GAMZE HANIM!”

“CENK! SANA SÖYLEMEM GEREKEN BİR ŞEY VAR?”

“ŞİMDİ Mİ A.K. GÜNLER ÇUVALA MI GİRDİ… ANLAMIYORUM!”

“TAMAM, SONRA SÖYLERİM.”

Selim’de, “Benim adım Selin Taşkın” diyememe sebebim Seda’ydı ama Cenk’e bunu bir an evvel söylemek istiyordum. Bugün olmasa da yarın kesindi…

~~~~~~•

Gece geç yatan Batak, öğlene doğru uyanıp her şey yolunda mı diye sağına soluna baktı. Yataktan doğrulur doğrulmaz, aynada yüzüne gözüne baktı…

Eşofmanının altından kendini kontrol ederken de, “A. k. karısı iyice paranoyak yaptı beni… Ohhh neyse, bu günlük takım taklavat yerinde duruyor.” diye söylendi.

Bedeninde henüz bir şey yapmasa bile, Ömür bu evdeydi ve tehlike hâlâ devam ediyordu. Yataktan kalkıp, ilk önce hızlı ve kontrollü bir şekilde dolabın kapağını açtı. Ömür dolapta değildi.

Aynı şekilde bu sefer de banyoya gitti. İlk olarak kapının arkasına baktıktan sonra el sabununun kapağını açıp kokladı. Eline biraz döküp diliyle tadına bakarken aynada kendiyle göz göze geldi.

“Bakma öyle aptal, kendi elinle kendini ateşe attın.” dedikten sonra tuvalet ihtiyacını da gidererek odadan çıktı. Ömür’ün kapısında Mesut, usta ile dikiliyordu.

Ömür’ün aşağıda olduğunu düşünüp merdivenlerden inerken, “Bi öptüm ne hâle geldi, bir de s.ksem ne olur acaba… lan batak, senden korkulur… Aferin koçum.” diyerek kendini övse de Özcan’ın, “Dikkat et” demesini es geçemiyordu…

Odaya giderken elinde kahvaltı malzemeleriyle masaya giden Ömür’ü gördü, “Günaydın?” derken ki gülmesinin sebebini kendisi bile bilmiyordu.

Ömür, “Sana da günaydın uykucu.” deyip tepsidekileri eline tutuşturarak, “Rica etsem şunları masaya götürür müsün?” deyince batak ricasını sanki emirmiş gibi anında yapmak için tepsiyi alıp odaya götürdü…

… Nazife hanım, tepsiyle gelen batağı görünce peçeteler elinde kala kaldı. Batak tepsidekileri masaya dağıtırken de şaşkınlığı ikiye katlandı. Karşı tarafa yürüyüp batağın alnına dokundu.

“Oğlum, iyi misin?”

B: “İyiyim anne, bir şey mi var?” derken konsolun aynasından yüzüne baktı. Hâlâ Ömür’den bir atak bekliyor gibiydi.

“Dün kavga falan mı ettiniz?”

“Yooo.”

“Başını bir yere mi vurdun doğru söyle bak.”

“Yok annem yaa, bir şey yok?”

“O zaman ben ince hastalığa yakalandım altı ay ömrüm kaldı.”

“Allah korusun de anne yaa, o ne biçim söz öyle?”

“E sana ne oldu o zaman eşek sıpası?! Kabadayılığın bana mıydı? İki günlük kız seni ne hâle getirdi.”

“Onunla ne alâkası var şuan yaa, ne kadar az görürsem o kadar iyi diye.”

“Hadi oradan eşşoğlueşşek.”

Batak, Ömür’ü kapıda görünce eliyle Nazife hanımın ağzını kapatıp, “Şşşşhh!” deyince Nazife hanım gözlerini kapatıp, “Tamam” işareti verdi.

Her anını tetikte geçirdiği kahvaltıyı bitiren batak, telefonu alıp Cingöz’ü aramak için masadan kalktı. Masadakilerin yüzüne bakmadan, “Eline sağlık.” deyip gidince Ömür üzerine almamıştı ama Nazife hanım, “Sen geldin eve medeniyet geldi.” demişti.

Ömür’ün elinde peynir takılı çatal, ağzına yakın kala kaldı.

Ö: “Anlamadım.”

“Bana söylemedi.”

Ö: “Bana söylediğini nereden çıkarttın ki?”

“On yıldan fazladır buradayım bir kere duymadığım için.”

Ö: “İnanmak istemiyorum.”

“Batağın çocukluğunu bilmiyorum ama anne ve baba onun bam teli gibi. Beyim yanında öldü zerre kadar umursamadı ama geçen senelerde bi çocukluk arkadaşı öldü depresyona girdi. Ben burada anne değilde başka bir konumda olsaymışım böyle olurmuşum demek ki, onu görüyorum.”

“Anne babasından mı nefret ediyor?”

“Sadece kendi anne babası değil, her anne babadan… Çocuğu olan herkesten nefret ediyor.”

“Kendi baba olursa?”

“Önce bi evlensee, onu o zaman düşünürüm dee, batak evliliğe bile karşı. Adamlarından hiç biri evli değildir çocuğu yok. Evlenen bu evden gider.”

“Neden acaba?”

“Onu da kendine sor, sen cesaretli bi kıza benziyorsun.”

“Sana anne diyor ama?”

“Onun yüzünden oğlum öldü o da diyetini ödüyor.”

“Nasıl?”

Nazife hanım, “Kulaksız, bunlara bi oyun etmiş.” deyip ağlamaya başlayınca, Ömür devam ettirmeyip masadan kalkarak yanına giderek boynuna sarıldı.

Nazife hanım, Ömür’ün koluna sarılıp biraz ağladıktan sonra göz yaşlarını silerek mutfağa gitti.

…. ….. ….

Batak, Cingöz’ü ararken çalışma odasına doğru yürüdü. Fuat’la karşılaşınca ikili bir süre kapıda dikildi.

B: “Ne yaptın neredesin?”

C: “Abi Yunus’u aldım ve acayip şeyler oldu, çok yakında büyük bir sürpriz ile geliyorum.”

B: “Bana bak laaann! Bana getirdiğin sürprizin birini götürmeden diğerini getirme gebertirim.”

C: “Bu öyle değil abi.”

B: “Çok oyalanma da.”

C: “Tamam abi.”

Batak, görürşürüz deyip telefonu kapattıktan sonra Fuat’la odaya girdi.

“Nerdesin lan sen?”

“Abi, dediğini yapmak için çarşıya gittim.”

“Ne dedim ki?..”

“Sen unutmuşsun ama ben unutmadım abi, bak… Biberi aldım.”

“Sende az değilsin haa! Cümbüş mü istiyorsun anlamıyorum kii. Ama kız akıllandı galiba, sabahtan beri bir vukuatını görmedim. O yüzden vazgeçtim çöpe at.”

“Emin misin?”

Batak, “Eminim eminim at çöpe” deyip koltuğuna oturduğu an, çalan havalı korna ile yerinden fırlayıp yere düşmekten son anda kurtuldu…

Sinirden gözü dönüp odadan çıkarken Fuat belinden yakalayıp, “Abii, sakiinn abii!” diyerek zapt etmeye çalıştı.

“Bırak lan beni, o kuşun kafasını koparıp köprüden atmazsam bana da batak demesinler.”

“Ne kuşu abi, cassowary kuşu o, cassowary kuşu…” (Tepeli deve kuşu)

Batak, “S.kicem onu, Bırak…” diyerek odadan çıkınca, sesi merak edip gelen Mesut ve Nazife hanımı siper almış sinsi sinsi gülen Ömür’e baktı.

Ö: “Ne o batak, düdüğü öttürmüşsün.”

B: “Gel lan buraya, ben senin düdüğünü bi öttüreyim de gör.”

Ömür, Nazife hanıma arkadan sarılıp geri geri yürüterek oradan uzaklaştı.

Batak, Fuat’a dönüp, “Ver o biberi.” deyince Fuat, “Olmaz abi, bu biber çok acıymış, bu sinirle sana veremem. Sen neye koyacaksan söyle ben koyayım.” dedi

Batak, odaya girip, “Tamam, akşam yemeğine.” derken sinirli sinirli Ömür’ün koltuğunun altına taktığı havalı kornayı çıkartıp kapıya doğru attı.

“Kaybet şunu görmiym.” diyerek Fuat’ı atması için dışarı gönderdi.

~~~~~~•~~~~~~•

Öğlene doğru Ayşe Selim’i aradı…

Selim, Ayşe’nin numarasını görüp ağlamamak için burnunu sıktıktan sonra telefonu açtı.

“Efendim Ayşeciğim?”

“Selim abi, nasılsın?”

“İyiyim canım, sen nasılsın?”

“Bende iyiyim… Abi, ben yoldayım da oraya geliyorum… Okan abiye beni almasını söyleyecektim… Aradım ulaşılamıyor, müsait değil galiba, zahmet olmazsa beni alabilir misin?..”

“Ayşe, Ne zahmeti aşk olsun! Biraz işe daldık

diye rütbemizden mi ettin. Ne demek Okan’ı aradım, önce beni arayacaksın demedim mi?.. her zaman!”

“Abi biliyorum ama sen bu aralar yoğundun ya, o sebeple.”

“Bu bi mazeret değil, bu seferlik affediyorum, kaçta ineceksin.”

“Abi, şöyle… Okulda bi işim var, onu halledip gün içinde geri döneceğim.”

“Neden geliyorsun ki, söyleseydin ben hallederdim.”

“Abi, hem sizi de görmüş olurum diye düşündüm.”

“İyi yapmışsın. Bana konum at, yaklaşınca geleyim.”

“Olur abi görüşürüz.”

…. …. ….

Okan, whatsaptan Özlem’i arayıp, buluşma yeri ve saatini ayarladıktan sonra öğlen arasında Zafer’i alarak restorana gitti. Özlem çoktan gelmiş bekliyor gibiydi.

Okan, masaya yaklaşınca Özlem ayağa kalktı.

Okan, kısaca ikiliyi tanıştırdıktan sonra, saate bakıp, “Fazla zamanımız yok, hemen konuya gelelim… Özlem, biz adamla konuştuk ve bir plan yaptık. Zafer senin erkek arkadaşınmış gibi davranacaksınız. Buluşma yerine gideceğiz, kuzenini kurtarıp adamı da alacağız.”

“Her şey tamam da adamı alıp ne yapacaksınız, başınıza bela olursa?”

O: “Sen merak etme. Yalnız bir süre Yunus’ta bizimle olacak. Nurseli’yle senin ceza almamanız için elimizden ne gelirse yapacağız… Bu arada; sen de bununla ilgili kimseye bir şey söyleme, Nurseli de dahil.”

Ö: “Tamam. Söylemem. Çok teşekkür ederim.”

…

Özlem gittikten sonra ikili planın üzerinden bir kere daha geçti.

Z: “Abi, Ayşe ne oldu?”

“O tamam. Gün boyu Selim’le olacaklar. Selim Ayşe’yi bindirip gelene kadar biz Cengiz’i alırız…

~~~~~~•~~~~~~•

Cenk’in, istediğini alma yöntemlerinden biri olduğunu düşündüğüm motor gezisine, ara ara boşuna firene basıp beni kendine yapıştırma girişimlerinin de başarısız olmasıyla son vermiştik…

“Acıktın mı kuzu?”

“Bu motor ne kadar yorucuymuş yaa, belim ağrıdı.”

“Doksanlık ampullarini sırtımda patlatmamak için kendini sıktığın için ağrımıştır. Normalde ağrımaz.”

“Ceeennkk, gıcıklık yapma… Ayrıca doksan değil.”

“Hadi yaa, tüh! Bilemedim mi? Normalde bakmayla da iyidirim ama her zaman söylüyorum, dokunmak şart. Bi dokunayım kaç olduğunu şıp diye söylerim.”

Bana uzanan eline vurup, aşağı indirirken, “Dokunmadığın gibi bakma da CEEEEEEENNNKKK!” dedim ciddi bir şekilde…

“Hak mı lan buu, sen getir gözüme gözüme sok, elletme.”

“Cenk, bi kızda o şeyden başka bir şey düşünmez misin?”

“Bi kızda o şeyi düşünmüyorsam ondan hoşlanmamışım demektir!”

“Gerçekten mi yaa?”

“Bu duruma sevinmiş olman lazım değil mi, sen neden üzülüyorsun?”

“Bütün erkekler aynı değildir inşaallah diye düşünüyorum.” dediğimde Cenk, Selim tamamen bitmiş gibi beni kıskanmış, “Diğer erkeklerden sana ne, ben varım artık.” deyip yanımdan hızla uzaklaşıp eve girmişti…

~~~~~~•

Son mola yeri olan Düzce de Ayşe ihtiyacını giderdikten sonra otobüse bindi. Çantasından bir şey alacakken arkasından bir el hissedip çığlık atarak hızla geriye döndü.

Karşısında ki kişi çığlığı duyunca irkilip geri çekildi. Ayşe’nin çığlığını duyanlar hemen oraya koştu. Ayşe, hıçkırarak ağlıyor kimseye ne olduğunu söyleyemiyordu.

Muavin, delikanlıya, “Ne yaptın?” diye sorunca genç kendini savunmaya geçti.

“Ben bir şey yapmadım. Koltuğa oturmak için dikkatli bir şekilde geçiyordum. Kendisi geri geri geldi, bende ayağıma basmasın diye elimi uzattım, ‘dur! dikkat et’ demeye kalmadan çığlık attı.”

Ayşe ağladıkça bütün otobüs gence sapık muamelesi yapmaya başlamıştı.

Genç ile yolculuk yapan iki kişi, “Bizim arkadaşımız zannettiğiniz gibi bir şey yapmaz.” diyerek korumaya çalıştı.

Kaptan ve muavin genci indirmek istese de genç itiraz etti.

“O kadar para verdim inmiyorum… tamam mı? Beni indirirseniz sizi de firmanızı da dava ederim. Ben bir şey yapmadım. Kendisinin elletmek için geri geri gelmediği ne malum.” deyince Ayşe daha çok ağlamaya başladı.

Genç, Ayşe’ye bağırarak, “Geri zekalı mısın kızım, yanlışlıkla oldu diyorum. Ne tecavüz etmişim gibi zırlıyorsun?” deyince Ayşe koşarak otobüsten indi. “Ben onunla aynı otobüste yolculuk yapmam.” diyerek Selim’i aradı.

Selim, kaptanla konuşup o gençlerin otobüsten indirilmesini istedi. Gençler ısrarla inmek istemeyince Selim, oraya yakın emniyet müdürlüğünü arayıp, Ayşe konusunda ricada bulundu.

Gelen polis otosundaki memurlar olayı dinleyip, gençleri indirdi… Otobüsün devam etmesini sağladıktan sonra, suçsuz olduklarını bildikleri için, “Gençler yanlış kişiye çatmışsınız yapacak bir şey yok.” deyip geri döndü.

Arkadaşları, “Neden abini aramadın yardım ederdi deyince Kaan, “Suçsuz olduğum için değil, torpilli olduğum için aklanırdım. Bi geri zekalı yüzünden abimin komiserliğini kullanacak değilim. Bi gidelim muavinle kaptanı şikayet edeceğim, sonra da o kızı bulup cezasını kendim vereceğim. Yürüyün hadi gelen otobüslerden otostop çekerek gidelim.” dedi.

~~~~~~•~~~~~~•

Akşam olup yemekler hazırlanırken, Batak sinsi sinsi gülerek mutfağa geldi. Ellerinin içini bir birine sürterken zevkten uçuyor gibiydi.

Fuat’tan, biberi isteyip Nazife hanımdan da servisi mutfaktan yapmasını rica etti.

Batak, biberi yemeğe atarken Nazife hanım, “Oğlum az at, o çok acıdır, midesini yakar.” deyince batak “ne kadar acı olduğunu anladım söylemene gerek yok” der gibi bakıp, “Benim gözlerim ne kadar yandıysa onun midesi de o kadar yansın.” diyerek attığına biraz daha ek yaptıktan sonra Ömür mutfağa girmesin diye oyalamak için yanına gitti.

Ömür’ün kapısı tamir edilmiş olduğu için kapalıydı, kapıya vurup, “Gel!” sesini bekledi

…

Ömür, “Gel” dedikten sonra kapıdan girecek kişiyi beklemeye başladı…

Kapıdan batağın girdiğini görünce, “Neden vuruyorsun?” diyerek kapıyı gösterdi.

Batak, “Sana medeniyet öğretmeye çalışıyorum.” dedi, “sende olmayandan” der gibi.

Ömür, alaycı bir gülüşle, “Bizim aramızda medeniyet tek dişi kalmış canavar.” diyerek batağa yaklaştı, kollarını boynuna dolayıp, “Bence artık bir birimizden gizlimiz saklımız kalmadı, boşuna kapı vurup beklemeyle zaman kaybetme, kii ben bunu asla yapmam.” derken gülümsese de gayet ciddi gibi bakıyordu.

Batak, iki eliyle boynuna dolanan kolları indirirken, “Videoyu görmek istiyorum.” dedi gözlerine bakarak.

Ö: “Hangi videoyu?”

“Benim video mu!”

“İkimizin videosunu yani?”

“Her ne s.kimse.”

Ö: “Oluurr, göstereyim.” deyip açtıktan sonra telefonu batağa verdi. Batağın izlerken ki tepkileri Ömür’e kahkaha attırıyordu.

B: “Oohaa! oohaa!”

Ö: “Çok güzel değil mi?”

B: “Vampir misin, zombi misin, canavar mısın? bu ne laaann, bunu bir insan karşısındakine yapar mı yaa?”

Ö: “Abime yaptığını hissettiysem demek.”

B: “Ben abini çiğ çiğ yemedim… Şuna bak etlerimi çiğniyorsun resmen.”

Ö: “Abartma, sert öpüş sadece.”

B: “Kızım sen mümkünse kimseyi öpme, hele de beni!”

Ö: “Aşk olsun.”

B: “Olmasın lan, yok aşk maşk!”

Batak, videonun sonuna doğru şaşırmış bir şekilde telefonu yaklaştırıp gözleri yuvalarından çıkacak gibi baktı.

B: “Ben… Hissetmişimmm…”

Ö: “Evet batak bey, elimde büyüdünüz.”

Batak, “İğrenç ötesi espirini de al, geldiğin yere defol.” derken videoyu silme tuşuna bastı…

Çıkan yazıyı okumaya çalışırken, Ömür “Aaa yazık, sen Almanca bilmiyor musun?.. Orada ‘bu videoyu sadece Ömür yada şifreyi bilen silebilir.’ yazıyor.” deyince batak telefonu verip, “Sil şunu çabuk!” dedi

Ömür, telefonu alıp arka cebine koyarken, “Daha güzelini çekersem silerim.” dedi

Batak, beline sarılırken arkasındaki elini tutup, “Rica edersen daha güzelini çekersin.” deyince Ömür, “Yazık, desene bu video buradaki tek güzel anım olarak kalacak.” dedi.

Batak, “Bakarsın benim seninkinden daha güzel anım olur, hatırladıkça kahkahalarla güleceğim bir anım hemde.” diyerek odadan çıktı.

~~~~~~•~~~~~~•

Zafer, Özlem’i alıp taksiyle buluşma yerine gelince elini uzatıp, “Hazır mısın?” diye sordu.

Özlem de Zafer’in elini tutup, “Galiba.” derken hem sesi hem vücudu titriyordu. Zafer, elini sıkıp, “Sakin ol. Bir şey olmayacak.” derken çok emindi…

…. … ….

Cingöz, karşısında Zafer’i görünce duygulansa da belli etmedi…

Zafer, karşısında Cingöz’ü görünce şaşırmış gibi yaparak, “Cengiz?” deyince Özlem’de Zafer’e şaşırarak baktı.

C: “Evet, Cengiz… Sesimden tanıyamadın ama adımı hatırlıyorsun?”

Z: “Uzun zaman oldu Cengiz.”

C: “Cengiz değil, Cingöz.”

Z: “Ben batağın taktığı lakapları sevmezdim, o yüzden sana da söylemiyorum.”

C: “Nedeeenn, sana da sidikli dediği için mi?”

Z: “Her neyse?”

C: “Kusura bakma sevgilinin yanında geçmişindeki pislikleri dökmek istemezdim ama.”

Z: “Doğru tarafı seçtiğimi bir kere daha gösterdiğin için teşekkür ederim…”

… …. ….

Batak, Fuat, masada yemekleri beklerken Ömür, “Çok açım, şuan ne olsa yerim.” diyerek sabırsızlıkla sandalyesine oturdu.

Nazife hanım çorbaları getirip masaya bırakınca batak bir kase alıp Ömür’ün önüne bıraktı. Ömür, tereddüt etsede ne olabilir ki diye düşünerek yavaş yavaş yedi.

Sıra ana yemeğe gelince, Ömür dolu dolu bir kaşık alıp ağzına attığı an şiddetli bir yanma hissetti. O an, ilk göz göze geldiği kişi Nazife hanım oldu…

Kalp ritmi artıp saç diplerinden terlemeye başladığını hisseden Ömür, ağzındakini ayran yardımı ile yutarken gözlerinden istemsizce akan yaşı elinin tersiyle sildi.

Batak, büyük bir keyifle kaşıkladığı yemeği yuttuktan sonra sağındaki Fuat ve annesine bakıp, “Tutmayın beni.” diyerek ayağa kalktı.

Ankara havası oynar gibi kollarını açıp, “Alçaklara kar yağıyor üşümedin mii, Ömür sen batağa bulaşmanın sonunu düşünmedin mi?” diyerek bir sağ bir sol kulağına şarkı söyledikten sonra Ömür’ün yüzüne eğilip, “Ne ooo ağlıyor musun yoksa?” dedi.

Ömür, bütün bedenini sıkıp iki kaşık arka arkaya aldığı yemeği yine ayranla yutarken Nazife hanım, “Kızım yeter!” dedi

Ömür, dördüncü kaşığı da alacakken Batak tabağı alıp, “O kadar da değil. Abartma.” deyip yerine oturdu.

Ömür, yine Nazife hanıma bakarak, “Hiç bir anneye güvenilmeyeceğini sende gösterdin Nazife hanım.” diyerek ayağa kalktı.

Sol elini masaya koyup, batağın göz hizasına kadar eğildi, sağına düşen uzun saçlarını sağ elinin arkası ile geriye savurduktan sonra, “Bu ne demek biliyor musun? Ömür’ün savaşı başlamıştır, canını seven kaçsın demek.” deyip hızlı adımlarla odasına gitti.

Soğuk suyu açıp boynunu boğazını yıkadıktan sonra duş başlığından soğuk suyu açıp saçlarını ıslattı. İçi yanarken dışı üşüyünce aklına Okan geldi. “İkimizin intikamını da alıcam Okan.” diye yemin etti…

…. … ….

Ömür gittikten sonra sofrada kısa bir sessizlik oldu. Batak, Ömür’ün son sözünün etkisindeyken Nazife hanım ayağa kalktı, “Bana bir evlat borçluydun. Ne yap et Ömür’ün bana tekrar güvenini sağla yoksa Fuat’ı da alıp giderim.” deyip ağlayarak masadan gitti.

Fuat, annesinin ciddi olduğunu bildiği için sesini çıkartmadan otururken, Batak istediği olmasına rağmen morali bozulmuş bir şekilde masadan kalktı… Sinirli bir şekilde odasına giderken Ömür’ün öğürme sesini duyup banyoya koştu.

Ömür, klozetin önünde oturmuş hem ağzından hem burun deliklerinden kusuyordu.

Batak, bir iki saniye şok olmuş gibi baktıktan sonra, “Ne oluyor laann?” deyip Ömür’ün yanına geldi. Ömür, sakinleşti zannederken yine kusmaya başlıyordu.

Batak, Mesut’u arayıp doktor çağırmasını söyledikten sonra çöp kovasına poşet takarak yatağın kenarına koydu.

Ömür, kusmaktan yorulmuş bir halde elini yüzünü yıkarken batak yanına geldi. Havluyu alıp eline verdikten sonra Ömür’ü de kucağına alarak yatağa götürdü…

Ömür, yine kusacak gibi öğürünce batak kovayı önüne tuttu. Ömür’ün midesinde bir şey kalmamıştı ama sürekli öğürme hâli mevcuttu.

Ömür, Nazife hanımın yaptığı nane limonu, Fuat’ın getirdiği balı yemek istemedi. Doktor gelip muayene ettikten sonra batağa kızarak, “Bu kadarla atlattığına şükret. Serum biraz sakinleştirecek ama bir kaç gün ağır yiyecekler yemesin, ayrıca bir kaç gün tat alma duyusu olmaya bilir, yani soğan yerken elma yediğini zannedebilir. Kusma devam ederse haber verin bir serum daha takayım. Hadi geçmiş olsun.” dedikten sonra oradan ayrıldı…

Doktor gittikten sonra batak, yatağın kenarına oturup serumun gidip gitmediğine baktı. Ömür’ün midesi serumun etkisiyle biraz daha sakinleşsede terlemesi devam ediyordu.

Ömür, boştaki eliyle saçlarını toplayıp, boynunun bir tarafını tamamen açığa çıkartınca batak, “Öyle yapma öyle yapma, çok güzel oluyorsun.” diyerek düzeltmesine müdahale etti.

Ömür ilk önce, “Haa?!” deyip anladıktan sonra da, “İltifatını s.kim batak, defol git başımdan.” dedi.

Batak, odasından tripodu getirip telefonunu hazırlarken Ömür, “Yine neyin peşindesin sen.” diye sordu.

Batak, tişörtünü çıkartırken, “Bana yaptığının intikamını alacağım.” deyip videoyu başlattı…

0
Please leave a feedback on thisx

Kaan, eve söylediği saatten geç gelince Elif annesinden önce çıkıştı.

“Neredesin sen yaa?”

“Geldim abla.”

“Düzce ile buranın arası ne zamandır altı saate çıktı söyler misin?”

“Bi geri zekalı ile yolculuk yaparsan on saate de çıkar.”

“Sana ne oldu yaa, gözlerin ateş püskürüyor?”

“Kızın biri iftira attı, kaptanda bizi otobüsten.”

“Şaka yapıyorsun değil mi?”

“Şaka yapıyor gibi bi halim mi var abla yaa?”

“Abimi neden aramadın?”

“Sen demedin mi abim Nurseli’den ayrıldı çok kötü eve bile gelmiyor diye?”

“Kaann!”

“Ama sen duurr, ben o kızı bi bulayım. Ne yapacağımı çok iyi biliyorum.”

“Kaan, saçmalama.”

“Kaan’a çatılmaması gerektiğini göstereceğim ona. Sakın abime söyleme.”

“Üzgünüm canım ama beni korkutuyorsun o yüzden söylemek zorundayım.”

“Abla! Ciddiyim… Ben o kıza cezasını korkutarak vericem ama abime söylersen ve abimde bana bir şey söylerse yemin ederim gerçekten yaparım kızın sebebi sen olursun.”

“Ne halin varsa gör aptal ama sana abla tavsiyesi, aynaya bakmaya yüzün kalmayacak bir şey yapma.”

~~~~~~•~~~~~~•

Cingöz, Özlem’e silahını gösterip, “Kuzenin arkada. Sevgilinle bize biraz izin ver.” deyince Özlem Zafer’e baktı.

Zafer, alnından öpüp, “Git onu gör, bana bir şey olmayacak merak etme.” diyerek Özlem’i

gönderdikten sonra, “Sevgilin var mı?” diye sordu.

C: “Hayır yok.”

Z: “Neden?”

C: “Bize yasak?”

Z: “Aşık olmak mı yasak? Karşı cins mi yasak?”

C: “Çöp kenarına atılan birine göre çabuk sevgili yapmışsın. Biz de senin kadar cesaret yok. Free takılıyoruz.”

Z: “Sevgili validem beni çöpe attı diye cezayı neden kendime keseyim. Ayrıca neden hep çoğul konuşuyorsun. Batakla senin travman aynı değil ki, yanılıyor muyum?”

C: “Sen sonuca bak.”

Z: “Cengiz, senin ailen öldü… Batak gibi değilsin. Neden kalbini kapatıyorsun?”

C: “Ben kalbimi açarsam abim beni yanında istemez.”

Z: “Ya bir gün o kalbini birine açarsa ve senin için geç olursa.”

C: “Canı sağolsun.”

Z: “Yapma Cengiz, sen içimize sızdığında görmedin mi? huzur da eşitlik te adalet te bizim taraftaydı, seni gönderirken bile bir şey yapmadılar.”

C: “Kes artık.”

Z: “Doğruyu duymak işine gelmiyor değil mi?”

C: “Pakete gelelim?”

Z:”Paket poliste.”

C: “Poliste olsaydı tutuklama olurdu?”

Z: “Polis gelince Yunus paketi bi kızın çantasına koymuş.”

C: “Nurseli’nin.”

Z: “Evet, Nurseli diye bi kızın.”

C: “Sen tanıyor musun?”

Z: “Hayır ama biraz araştırdım, kızın kimi kimsesi yok… Buraya okumaya gelmiş, okuldan bir arkadaşı da gel eğlenelim demiş… Gizlice eve girmişler. Kız çantasını vestiyere aşmış dans ederken polis girmiş, Yunus’ta panik olup paketi çantasına koymuş.”

C: “Kız neden serbest peki, neden tutuklanmamış.”

Z: “Serbest olduğunu kim söyledi ki? Bu kız iki yıl önce İstanbul’a gelince bi olaya daha karışmış. Şuan polisler gizlice takip ediyor… O çetenin, paketin de sahipleri olduğunu düşünüyorlar. Sen Nurseli’yi tanıdığına göre haklılar değil mi? Nurseli sizin adamınız.”

C: “Hayır yaa ne alâka… Bende bu paketten sonra araştırdım, kızın adını biliyoruz sadece.”

Z: “Bizde öyle…”

C: “Peki paketi nasıl alacağız?”

Z: “Madem sen hâlâ çoğul konuşuyorsun bende öyle cevap vereyim, maalesef paketi unutacaksınız ama size bi iyilik yapabilirim.”

C: “Ne?”

Z: “Parayı bulabilirim.”

C: “Nasıl?”

Z: “Tefeci bi tanıdığım var. Ondan borç alabilirim.”

C: “Bu iyiliği neden yapasın?”

Z: “Sevgilin olsaydı bu soruyu sormazdın. Aaayyy pardon sevgiliniz diyecektim.”

C: “Sevgilinin kuzenini kurtarmak için mi?”

Z: “Biz Özlem’le bir aile olacağız ve kuzeni benim de kuzenim olacak.”

C: “Ne zamandır birliktesiniz?”

Z: “Çok olmadı, bir kaç aydır.”

C: “Bir kaç aylık bi kız için her şeyi yapıyorsun da biz?! bizim için neden bir şey yapmıyorsun?”

Z: “Sen benim sevgilimi mi kıskanıyorsun?.. Senin bi abin var, bana ihtiyacın yok kii… Yalan mı? Batak sana hem ana baba, hem kardeş arkadaş olmuş, bana gerek var mı?”

C: “Yookk… Olmasını da istemiyorum zaten. Bizim kimseye ihtiyacımız yok.”

Z: “Ben de öyle düşünmüştüm. O zaman gidelim de şu parayı alalım. Haa?”

C: “Sen git al gel.”

Z: “Bana bu kadar güvendiğini bilmiyordum Cengiz. Bak şuan burada ne var?”

C: “O ne?”

Z: “Okan abiye attığım konum, o da polislere haber verdi… Yani, ya buradan birlikte gideceğiz yada yarım saat içinde polisler buraya gelecek.”

C: “Sen bana oyun mu oynadın?”

Z: “Aaa! Tekil konuştun? İlk defa… Sana sevgilim için her şeyi yaparım demiştim. Bu da onlardan biri. Birlikte gidelim, parayı vereyim istediğiniz yere defolun gidin.”

C: “Eski günlerin hatrına diye sana güvenmiştim.”

Z: “Zaman azalıyor Cengiz. Gidiyor muyuz?”

Cngz: “Gidelim ama en ufak yanlışını görürsem ikisini de öldürürüm.” diyerek arka tarafa gitti.

Yunus’un kelepçelerini açıp, arkadan Özlem’e silah tutarak öne doğru yürüttü.

Zafer, onları öyle görünce sinirlenerek silahla Özlem’in arasına girdi. Eliyle Özlem’i arkasına çekip, “Zaaflarıma en ufak yanlışı affetmem biliyorsun.” dedikten sonra Özlem’in elinden tutarak arabaya götürdü…

Cngz’le Yunus arkada, Özlem önde, Zafer’in kullandığı araba ile bir süre ilerledikten sonra karşıdan sirenlerini çalan iki ekip otosu geçti.

Zafer, dikiz aynasından bakıp, “Bana inanmakla ne kadar doğru bir karar verdiğini görüyor musun?” deyip göz kırptıktan sonra “Arkada sana ulaşacakları bi delil bırakmadın değil mi?” diye sordu.

C: “Şu dangalağın kanı hariç hayır.”

Z: “O dangalağı senden sonra bir posta da ben haşat edeceğim.”

C: “Yunus, bak bu adam var yaa, ne kadar mert olsa da yaparım dedi mi her şeyi yapar.”

Z: “Keşke o mertlikten biraz da onda olsaydı da kuzenini bu belaya sokmasaydı.”

C: “Ben bela mıyım aşk olsuuunnn?” (Gülerek)

Zafer’i gülümseten bu söz Özlem’i bir kere daha şaşırtmıştı. Şaşkınlık içerisinde yanına bakınca; Zafer, tebessümle birlikte göz kırptıktan sonra yine arkaya konuştu.

“Sizden âlâ bela mı var, çocukluğumu mahvettiğiniz yetmezmiş gibi şimdi de gençliğime musallat oldunuz.”

C: “Ben senin sesini duyana kadar bilmiyordum.”

“Bil bilme, bela mısın?.. Belasın… Her yerde ve zaman diliminde karşıma çıkıyor musunuz, sen ona bak…”

~~~~~~•~~~~~~•

Batak, videoda ki gibi Ömür’ün bacaklarına oturup ellerini yatağa koyduktan sonra, “Söyle bakalım önce nerenden başlayayım.” dedi dudaklarına bakarak.

Ö: “Ben sana sormadım, içimden ne geliyorsa öyle yaptım.”

Batak, ellerini yataktan kaldırıp bacaklarına oturduktan sonra karnındaki kızarıklıkları saymaya başladı.

“Bir iki üç dört beş altı yedi, dur bakayım arkada da var mı?.. Yoookk… Bu tarafta ne kadar varmış? Bir iki üç dört beş, ooohaa oohaaa sende de ne ağız varmış… çenende mi ağrımadı şerefsiz…”

“Çenem değilde ertesi günü ön diş etlerim yara olmuştu.”

“Çenen düşsün emi?.. Bende sana on iki tane yapayım da göreyim benim nerem yara olacak?”

“İyi dee sen o zaman uyuyordun ben bir şey yapamadım ama şuan ikimizde uyanığız, dayanabilecek miyiz?”

Batak, tek eliyle Ömür’ün üzerinde köprü gibi dururken, diğer eliyle de bluzunu yukarı kaldırıyordu…

Gözlerine bakıp, “Dayanamayan rica eder.” dedikten sonra bluzunu, yakası gözlerine gelene kadar yukarı çekip bıraktı.

Gözleri kapanan Ömür. “Ne yapıyorsun?” deyince batak, bacaklarından biraz geriye giderken, “O gece benim gözlerim kapalıydı.” deyip Ömür’ün karnını emmeye başladı…

~~~~~~•~~~~~~•

Zafer, arabayı Okan’ın evinin önüne park ederek indi, sağı solu kontrol edip Selim’in olmadığından emin olunca, işaret parmağının boğumuyla cama vurup “inin hadi.” dedi.

Cngz, şaşırmış şekilde bi etrafına bi Zafer’e bakıyordu.

“Ne oluyor yaa? Yine neyin peşindesin sen?”

“Çok konuşma da yürü, adamın mekanına iki at hırsızı kılıklı adamla gelmek kolay mı? Bakıyorum polis falan var mı diye.”

C: “Böyle bir yerde oturan tefeciyi de ilk defa görüyorum.”

Z: “O da bir şey mi? Ben şuan insan kıyafeti giymiş iki hayvan görüyorum.”

C: “Yengenin yanında ayıp oluyor ama üzülüyorum…”

Z: “Yürü hadi, ben seni daha çok üzeceğim.”

Zafer, Okan’ın dairesine gelip kapıya vurunca Güller hanım kapıyı açtı.

Z: “Abla, abi evde mi?”

“Evet. Buyrun.”

Zafer, Özlem girdikten sonra saygı duruşu ile girince Cngz şüphelenmeden, arkasından silah tuttuğu Yunus ile içeri girdi…

Zafer, Özlem’in elinden tutup, “Abla, sana emanet.” dedikten sonra Özlem’in elini Güller hanıma verdi. İkilinin diğer odaya girdiğinden emin olana kadar onları izledi.

Güller hanım odaya girip kapıyı kapattıktan sonra Zafer, yumruğunu sıkıp gerilerek Yunus’un çenesine vurdu…

Yunus, Cingözün elinden kurtulup yere düşünce de üzerine oturup yakasına yapıştı.

“O kızların ne günahı var lan serefsiz… Sen geber git, neden Özlem’in adını veriyorsun?” derken Özlem duymayacak kadar sessizdi.

Cingöz, Zafer’i kaldırmak için silahını beline koyduğu anda, Okan saklandığı yerden çıkıp silahını Cingözün başına dayarken, belindeki silahı da aldı.

O: “Zafer, tamam kalk.”

Z: “Bırak abi yaa, geberteyim şunu.”

O: “Onu daha sonra ikimiz hallederiz, şunu bi paketleyelim.”

Zafer, ayağa kalkıp bir yumrukta Cingöze vurduktan sonra bileğini ovalarken, “Bir daha, kendinden güçlü de olsa bi kadına silah tutmamayı öğren.” dedi.

Okan, Cingözün silahını beline takıp, Cingöz için hazırladıkları odaya götürdüler.

İkisi birlik olup bileklerinden yatağa kelepçelerken Cingöz Zafer’i kışkırtmaya çalıştı.

“Ne ooo, sevgilinle böyle mi yapıyorsun?”

Zafer, yine saldıracakken Okan engel olarak, “Bilerek yapıyor aldırma.” deyip Cingöz’e döndü.

“Bu ev benim ve parayı sana ben vereceğim ama birkaç gün sonra. Ha deyince o kadar para bulunmuyor malum… Ayrıca bu yatağıda senin için bugün aldım, ilk yatan sensin kıymetini bil. Bana yaptığınız şeylerden biri hatırladın mı? Cuma akşamından pazartesi sabaha kadar yatağa bağlamıştınız.”

“Her yaptığımızı hatırlıyor musun peki?”

“Hiç birini unutmadım.

“Beni serbest bırakırsan sana iki gün içinde bütün yaptıklarımızı unutturacak bir şey veririm.”

“İlgilenmiyor ve istemiyorum. Benim için sizin yaptıklarınızı unutturacak hiç bir şey yok.”

“İyi düşün yok mu gerçekten?”

“Yoookk.”

“Öyle olsun, bu söylediğine pişman olacaksın. Demedi deme. Ayrıca, abim sesimi duymadan bir gün geçirmez, üç günden fazla yüzümü görmediği bu zamana kadar hiç olmadı.”

O: “Her şeyin bir ilki vardır. Hadi sen uyu, güzelce dinlen, yarın sabah görüşürüz.”

~~~~~~•~~~~~~•

Dişlerimi fırçalayıp naneli şekerim bitene kadar odamda volta atarak bir süredir nedenini merak ettiğim şeyi yapmak için kendimi hazırlıyordum.

… “Hoooohhh!” diyerek son stresli nefesimi verdiğimi umarak Cenk’in yanına gittim.

Kapısı açık, masada dosyalara gömülmüş olan Cenk’i izledim. İlk defa bir erkeği abimden yakışıklı görüyordum, bu da benim için büyük bir başarı sayılabilirdi.

Sonuçta çok yakışıklı biriyle öpüşmek her kıza nasip olmazdı…

Kafasını kaldırıp, “Kuzuu?” derken ki bakışı bile bir öpücüğü fazlasıyla hak ediyordu.

“Ceennkk?”

“Efendim kuzuu?”

Soru edasıyla ismini söylediğimde gelecek şeyden korkmayan tek erkek olabilirdi…

“Sana bir şey söylemek istiyorum daa?”

“Dinliyorum?”

“Iııııığmm şşşeeeyyy…”

“Kuzuu, kıvranma.”

“Cenk, ben bir şey düşündüm dee.”

“Hayr olsun inşaallah.”

“Biz… iki yıldır Selim’le birlikteyiz amaa… onunla neredeyse hiç öpüşemedik.”

“Eeee?”

“Acaba… abim olduğu için mi öpemiyordum diye düşündüm.”

“Bu sefer gerçekten eee?”

“Seninle denesem… ona olduğu gibi olacak mıyım… diye?” derken, öğretmenine puan vermesi için yalvaran çocuklar gibi kapının girişinde dikiliyor ve el parmaklarımla belli belirsiz oynuyordum.

Ayağa kalkıp yanıma gelse nasıl hissederdim bilmiyorum ama koltuğunu biraz geriye götürüp sağa sola sallanırken, “Kayaya saplanmış kılıcı çıkartma ile yapılan testi gördüm, üç kere hapşırma ile yapılan testi gördüm, öpüşme ile yapılan testi de sende gördüm tam oldu.” deyip gülümseyince rahatlamıştım…

“Yapacak mısın?”

“Nurseli, bu öyle bir şey değil… Yeni ayrılan biri bile uzunca zaman bunu yapmak istemez, kii sen ayrılmadın zorunda kaldın… Bu durumda yapsak bile, sağlıklı bir sonuç alamazsın. Ben ona güvenerek hareket etmem, etmene de izin vermem.”

“Kiminle deniym o zaman?”

“Bak gördün mü? Bu bile düşüncenin ne kadar iğrenç ötesi olduğunu gösteriyor.”

“Cenk, seni seviyorum yakışıklısın sende denemek istiyorum, sen sevişelim derken benimle alay mı ediyordun?”

“Alay demeyelim de, ciddi de değildim.”

“Gidiym mi?”

“Hayır gel buraya.”

İstediği olmamış çocuklar gibi dudak büzüp yüzümü ekşiterek yanına geldim. Elimden tutup, masa ile bacaklarının arasına gelene kadar yan yan yürütünce başımı yerden kaldırmadan masaya oturdum.

Cenk, gülümseyerek, “Yapma kuzuu, bende isterim seninle bir yola çıkayım ama bunu kobay olarak yapmak istemiyorum… Sana yaklaştığımda Selim’i düşünüyor olmanı kabul edemem. Bunu sadece ben değil midesi olan bütün erkekler istemez. Yani ben domuz eti yememişim kusura bakma.” dedikten sonra parmakları arasına aldığı saçlarımı geriye tarayıp, sağ yanağımı kendine çekti. Öpmeden bir süre öyle bekleyince ona yaptığım haksızlığı anladım…

“Özür dilerim.”

“Şşşşhhh önemli değil, seni anlıyorum.”

Cenk benden ayrılmadan önce yaptığım eşekliği telafi etmek istiyordum. Gözlerimi kapatıp başımı yavaşça sola doğru kaydırmaya başladım…

~~~~~~•~~~~~~•

“Ömür, batağın hareketlerinden duyduğu hazzı yatağın çarşafını avuçlayıp kendini sıkarak sakinleştirmeye çalışıyordu.

Batak, Ömür’ün altında kıvranmasından dolayı aşırı keyif duyarken kendide yalvarmamak için

dişini sıkıyordu.

Ömür, “Seni hissediyorum.” deyince, Batak kendini yukarı kaydırırken, parmaklarını Ömür’ün parmaklarına kenetleyip, elini başının hizasına getirdikten sonra boynuna ılık ılık fısıldayarak konuştu.

B: “Hisset bi zahmet g. lalesi, uykusunda bile kendini kanıtlamış bir erkek var burada.”

Ö: “Öyle mi? Görmeden inanmam.”

B: “Rica ettiremiyorum o zaman kışkırtayım mı diyorsun?” (parmaklarını sıkarak)

Ö: “Kışkırtmayla yapacağını bilsem çoktan yapardım.”

B: “Kışkırtmaya gerek yok, ne yapman gerektiğini biliyorsun?”

Ö: “O gece elimden gelmeyen bu gece de dilimden gelmiyor maalesef.”

B: “O zaman susta son yerin tadını çıkartayım.”

Ömür’ün canının ne kadar yandığını dudaklarında ki ateşten hisseden Batak bluzu hepten çıkartıp gözlerini açtı.

“Çok mu acıydı?”

“Senin koyduğunun üçte birini koysaydım şuan bana böyle bakıyor olamazdın…”

“Bu kadar acı olabileceğini düşünemedim.”

“Bu özür dilemek mi oluyor?”

“Batakça bu kadar oluyor mazur gör.”

“Bu bile büyük başarı.”

“Uykun mu var?”

“Hı hııı.”

Batak, “Kapat gözünü…” derken Ömür’ün üzerinden kalkıp sırt üstü yanına yattı.

Ömür, sıktığı parmaklarını serbest bırakınca Batak daldığını anladı. Yavaşça yataktan kalkıp odasına giderek kendini rahatlattıktan sonra, banyo yapıp tekrar Ömür’ün yanına geldi.

Elindeki atletle Ömür’ün boncuk boncuk akıttığı terleri siliyordu.

“Tohumuna s..çtığım biber, nasıl bir acıysa kızın terinin tadını bile acıtmış.”

~~~~~~•~~~~~~•

Ertesi sabah Okan odaya gelip Cingöz’ü uyandırdı. Telefonunun parmak iziyle de açılıyor olmasından dolayı sevinerek Whatsaba girdi.

Elinde tuttuğu kağıdı gösterip “Sadece bunu okuyacaksın.” deyince Cingöz, “Abim buna inanmaz, boşuna uğraşıyorsun.” deyip aşağılar gibi baktı.

Okan, “Biz bi şansımızı deneyelim olmazsa b planına geçeriz.” deyince Cngz dediğinde haklı olduğunu göstermek için kağıtta yazanları okudu.

“Abi, Yunus’u aldım. Burada telefon az çekiyor, arar da ulaşamazsan merak etme. Sen mesaj at ben sana dönerim.”

C: “Çok komiksin Okan, acıyorum sana. Biraz sonra ikna olmayarak arayacak görürsün bak.”

Cngz, o kadar ciddi söylüyordu ki, Okan b planını düşünmeye başlamıştı bile.

Cingözün sesini batağa atıp beklemeye başladı.

~~~~~~•

Batak, telefonuna gelen mesajla gözlerini açtığında, Ömür kolunda uyuyordu. Cebinden telefonu çıkartıp sesi kısık bir şekilde dinledikten sonra, Ömür’ü uyandırmamak için mesaj yazdı.

“Tamam. Paketi almadan gelme. Bir şey olursa haber ver.”

Telefonu sessize alıp yanındaki komodinin üzerine koyarken Ömür gözlerini araladı. Batak, ilk olarak gülümseyerek “günaydın” dedikten sonra gözlerinin içini görünce aniden yerinden fırladı.

Gözlerini tekrar kapatan Ömür’ün yüzünü avuçlarının içine alıp başını sarstı.

“Ömür, Ömür kalk… Aç gözünü…”

Ömür gözünü açıp boşluğa bakarak, “Işık neden kapalı?” deyince Batağın eli ayağı titremeye başladı.

“Ömür, beni görmüyor musun?” dedi sesi titreyerek.

Ömür’ün gözleri arada şaşı oluyor ama hiç batakla kontak kuramıyordu, “Karanlıkta nasıl göreyim batak, ışığı yakarsan görürüm.” diyerek ortamın karanlık olduğunu zannediyordu.

Batak, “Sigortalar attı galiba, sen bekle ben bi bakıp geliyorum.” diyerek panik olduğunu belli etmeden kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açıp kapatma numarası yaparak Ömür’ü izlemeye başladı.

Ömür, “Batak?” deyip biraz bekledikten sonra eliyle etrafı yoklayıp yastığı başının altına alarak arkasını dönüp yattı…

Batak, Ömür’e inanmadığı için beklerken, Ömür sesli bir şekilde gaz çıkartınca numara yapmadığını anlayıp koşarak aşağı indi. Fuat’ın telefonundan doktoru aradı.

“Alo, doktor bey… Bu biber ne kadar acı olabilir… Göze bi zararı olur mu?”

“Bi sorun mu var yoksa batak?!”

“Görmüyorum diyor.”

“Batak, bu biberi yiyip ölen var. Hemen geliyorum.”

Nazife hanım, “Görmüyor”u duyunca tansiyonu çıkıp başı döndü.. Fuat annesini kolundan tutup sandalyeye oturttuktan sonra ilacını getirmeye gitti…

Batak, bunca yıllık hayatı boyunca, bile isteye yaptığı bir şeye ilk defa pişman olmuştu…

…Sakinleştirmek için yanına geldiğinde Nazife hanım, “Bana anne deyip vicdanını rahatlattığını zannediyorsun yaa ona ne yapacaksın. Gözü mü olacaksın. Defol git. Keşke benim gözümde seni hiç görmeseydi.” deyip elini kendinden uzaklaştırdı.

Batak, yutkunduktan sonra ağlamak üzere olduğu belli olmasın diye kendini sıkarak üst kata doğru çıktı. Merdivenlerden çıkarken, bacakları titrediği için duvara tutunarak yavaş yavaş çıkıyordu.

“Bu kızın gözleri bir daha görmezse ben ne yapacağım.” diye düşünüp içinden kendi kendini dövüyordu.

Odanın kapısına gelip, gıcık temizler gibi öksürdükten sonra Ömür’e belli etmemek için güçlü durmaya çalışarak içeri girdi…

~~~~~~•~~~~~~•

Batağın mesajını okuyan Okan, Cingöz’e üzülerek baktıktan sonra, “Abin beni yine şaşırtmadı.” deyince Cingöz başıyla telefonu işaret ederek, “GÖSTEEEERRR!” diyerek bağırdı.

Okan, yatağın yanına gelip telefonu gösterdi.

“Tamam. Paketi almadan gelme. Bir şey olursa haber ver.” + “Bir ay sürse de paketsiz gelme, kırarım kafanı.”

Cingöz, neredeyse ağlayacak gibi ekrana bakıyordu. Okan, kelepçeleri açıp kolundan tutarak yemek masasına getirdi.

“Eskisi gibi bizimle yemek istersen otur.”

Cingöz, Zafer’e bakıp, “Beni sizin masadan kovduğunuz gün şuan ki cevabımı da verdiniz.” deyince Okan tekrar odaya götürdü.

Okan, tek eline kelepçe takıp odadan çıkarken, Cingöz “Benden ne istiyorsun?” diye sordu.

Okan, “Yengeyi ağlattın Cingöz. Zafer intikamını alıyor.” deyip masaya gitti.

…Zafer, akşam Özlem’i bırakıp tekrar gelmiş, kapıda da Selim’in beklediğini görmüştü.

Z: “Abi, bir gün enseleneceğiz gibime geliyor.”

O: “Merak etme, hafta sonuna kadar problem yok. Sonrasında da ön kapıdan girip arkadan çıkarım.”

Z: “Abiii, bi erkek olarak iki erkeği aynı anda oyalamak nasıl bir his?”

O: “Zafeeerrr!.. Yavuz’u arayıp vazovagal senkop nedir deyip bir de kime bulaştırdığını söylersem nasıl bir his olduğunu o sana söyler.”

Z: “Sustum abiiimm!”

O: “Bana bak Yunus… Ben işe gideceğim… O odaya girmek sana tamamen yasak, duydun mu?”

Y: “Duydum abi.”

Z: “Güller abla, ölüyorum yardım et, tuvaletim var susadım ne söylerse söylesin asla inanma, susuz üç gün tuvaletini yapmadan on gün bekleyebilen biridir. Acayip rol yapar. Çocukken lakabı Cingözdü, düşün şimdi nasıl olmuştur.”

O: “Sakın aynı yerde büyüdük diye o da insaflıdır diye düşünme, biz annemden dolayı böyleyiz ama onlar anasız babasız büyüdü, sana kadın deyip acımaz haberin olsun. Zafer öğlen gelip yemek verecek, siz o odadan uzak durun.”

Okan bi taraftan Zafer bi taraftan ikiliyi uyardıktan sonra, son olarak Okan camdan Selim’in arabayı Yunus’a gösterip, “Sakın dışarı çıkma, bak bu komiser Nurseli’nin sevgilisi… Senin peşinde olduğumu bildiği için beni takip ediyor, yanlış bi hareketini görürsem seni ona kendi ellerimle veririm.” dedikten sonra dışarı çıktı.

~~~~~~•~~~~~~•

Kahvaltıya çağırdığım Cenk, yüzünde zafer sırıtışıyla masaya geldi. Beni yanağımdan öpüp, “Günaydın kuzuu?” derken otuz iki dişi birden görünüyordu.

“Sana da günaydın.” dedim ortada o kadar gülünecek bir şey olmadığını belli eden bir ciddiyetle.

“Ne ooo, solundan mı kalktın ne bu surat.”

“Senin sağının bi sağı daha var herhalde, sen neden bu kadar mutlusun?”

“Neden olmayayım canım, sen varsın ben varım havada aşk kokusu var.”

“Bana daha çok sanayi atık kokusu gibi geliyor ama yine de sen bilirsin.”

“Aşkta boktan bi şey değil mi? O yüzden sana öyle geliyor.” derken bana yedirmeye çalıştığı reçelli ekmekten bir ısırık aldım…

~~~~~~•

Cenk’in mutlu aile tablosunu büyük bir hüsran içinde izleyen Ahu, odasının kapısını açıp aşağıya seslendi.

“Yıldız!..

Yıldııızz!..

YILDIZ!”

“Geldim Ahu hanım.”

“Neredesin sen?”

“Meyve suyunuzu sıkıyordum Ahu hanım. Robotun sesinden duyamadım.”

“Bir daha bu kadar beklersem son beklettiğin olur.”

“Özür dilerim Ahu hanım.”

“Affetmemi istiyor musun?”

“Evet Ahu hanım.”

“O zaman sana bir görev vereceğim… Layıkıyla yerine getirirsen affederim ve” derken şifonyerin çekmecesini açıp, “Bunlardan hangisini istersen veririm.” dedi

Yıldız, son model telefonlara içi giderek bakarken yutkundu.

“Siz ne isterseniz yapmaya hazırım.”

“Tamam, hazır ol o zaman. İlk fırsatta yapacaksın.”

“Emredersiniz Ahu hanım.”

~~~~~~•~~~~~~•

Batak, bütün gücünü toplayıp içeri girdiğinde Ömür yatakta yoktu… Telaşla iki adım daha atıp odanın ortasına gelince, Ömür kapının arkasından fırladı.

Ankara havası oynar gibi kollarını açıp, gözlerini de şaşı yaparak, Batağın etrafında şarkı söyledi.

“Bursa’ya kar yağıyor üşümedin mii batak Ömür’ün pisini düşünmedin mi?”

Batak, yutkundu…

Beyni zonklamaya başladı…

Sinirlendi…

Ömür’ün koludan tutup sırt üstü yatağa attıktan sonra üzerine oturdu. Elleriyle yataktan destek alarak köprü gibi dururken, “Lan s.kik… Benimle oyun olmayacağını anlamadın mı? Akıllanmaz mısın sen?” dedi

Ö: “Şak…kaa!”

“S.kerim lan seni de ŞAKKA nı daa.”

“Sende şakadan anlamıyorsun haa?”

“Aptaaalll, gözlerin ne halde biliyor musun seeenn?”

“Biberin acısından herhalde.”

“Lan şerefsiz, osurdun?”

“Ne olmuş yani, içimde kanser olacağına dışımda konser olsun dedim.”

“Utanmaz köpek.”

“Neden utanayım bee, sen yapmıyor musun?”

“Başkalarının yanında yapmıyorum evet.”

“Ben başkası mıyım, aşk olsun. Benim yanımda yapabilirsin.”

“Doktoru çağırdım. Bi baksın şu gözüne de başıma gelen beladan kurtaracak bir şey söylesin.”

“Ben söylüyorum inanmıyorsun. İmâsına bile razıyım, rica ediyorum demen yeterli.”

Batak, “Ömür, rica ediyorum sus.” deyip üstünden kalktı…


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x