45. Bölüm

mutlu güne merhaba

Doktor, Ömür’ü muayene ederken önce kızarık yerlerine baktı, sonra da işaret parmağını havaya kaldırıp, “Buraya bak. Ne görüyorsun?” deyince Ömür, “Batağı” dedi.

Doktor şaşırarak, “Onu sormadım. Bu kaç?” deyip devam etti

Ömür, Gayrı ciddi, “Pardon ben parmağınızla işaret ettiğiniz yeri soruyorsunuz zannettim.” deyince doktor bu sefer diğer elini kaldırıp, “Şimdi?” dedi iki parmağını gösterip.

Ömür, yine “Batak.” deyince doktor soru dolu gözlerle baktı. Ömür, “İki parmağınızın arasında kalan yerde olmayanı soruyorsunuz zannettim.” deyince arkadaki batakla birlikte doktor da tebessüm etti.

Doktor, çantadan çıkarttığı deftere bir şeyler yazarken, “Sana üç öğün batak yazıyorum. Aç veya tok farketmez.” deyip reçeteyi verdi.

Ömür, kağıdı alıp batağa gösterirken, “Rica, minnet, kışkırtmayı geçti, ihtiyaca doğru gidiyor batak beeeyyy!” dedi sallayarak.

Batak, elleri arkada çapraz bir şekilde yaslandığı duvarda başını yere eğip güldüğünü belli etmemeye çalışarak bakınca, Ömür, “Öyle bakma öyle bakma.” dedi batağın kendisine söylediği ritimde.

Batak, gülümsemesi iki katına çıkmış bir şekilde odadan çıkıp yanına döndüğü anda Fuat’ı gördü. Aniden gülümsemesini sonlandırıp kendini toplamak için öksürdü.

F: “Nasıl?”

“İyi iyii, görüyor.”

“İyi, çok şükür… Doktor gitmeden bide anneme baksın.”

“Olur olur, baksın.”

“Cingözden haber var mı?”

“Yunus’u almış, paketin peşindeymiş.”

“Sorsaydın yardıma ihtiyacı var mı diye?”

“Sormadım, öğlene doğru arayacağım o zaman sorarım.”

Fuat, arkasına bakınca doktorun geldiğini anlayan batak geriye döndü. Aynı soruyu bu sefer de batak doktora sordu.

“Nasıl?”

“Bu yangı sadece biberin acısından değil gibi.”

“Diğer yangını boşver.”

F: “Neden abi, ikisini de sen yapmadın mı?”

D: “Fuat, bu kızın ceza i ehliyeti var mı emin misiniz?”

B: “Haaa haaa çok komik, sen doktorluğu bırak stand up yapmaya başlasana.”

F: “Aldığımız duyumlara göre dosyası baya bi kabarık ama.”

B: “Fuat!”

D: “Kızma çocuğa, kızı da çok yakma.”

B: “Ben o yangını söndürürsem gidecek.”

D: “Biraz daha yansın istiyorsun yani, yardım ister misin?”

B: “Ne gibi?”

D: “İlaç vereyim.”

B: “İlaç ne yapacak ki?”

D: “Sen onu oyalarken ilaçta seni dizginleyecek.”

F: “Sonra yan etki falan yaparsa?”

B: “Benim şeyimi benden çok düşünen adamım.”

D: “İlacı bırakınca en fazla iki güne toplar, merak etmee!”

F: “Ben ne merak edeceğim yaa, ne istiyorsa öyle yapsın, kız gitmesin diye yapmamaktansa yapıp gitmemesini sağlamak daha kolay olmaz mı?”

D: “Sen yeni de değilsin ama batağı nasıl tanımazsın?”

B: “Susun artık tamam. Sen o ilacı söyle, kullanmasam bile elimin altında bulunsun.”

….

Doktor gittikten sonra Batak, Ömür’ün yanına geldi.

“Kahvaltıya gelebilecek misin?” deyip yatağa oturdu.

“Ben kahvaltımı yaptım.”

“Nerde, ne zaman ne yedin?”

“Biraz önce, banyodan su içtim. Bak, bu da geri kalanı.” deyip yarım bardağı gösterdikten sonra devam etti, “Sizin sular biraz kokuyor ama zamanla alışırım herhalde.”

“Saçmalama Ömür, ne zamana kadar su ile besleneceksin?”

“İstediğim zamana kadardı unuttun mu? Açlığa dayanamayana kadar, sonra bana güle güle.”

“Bir daha olmayacak söz veriyorum.”

“Ben bir daha o kadının yaptıklarını yemem. Israr etme.”

“Ben hazırlayıp getireyim.”

“Seeenn miii? a-ahahahahahhaahah… Güldürme Allah aşkına yaa.”

“Neden, bi kere yedin?”

“Beni tanı batak, ben bir şeye bitti dersem biter, o kişiye ikinci bir şans vermem için ya ölmem yada ölmesi gerek… Sen de o biberle bitirdin Fuat’ta annesi de.”

“Kime güvenirsin, o getirsin.”

“Şuan kendimden başkasına güvenmem, doktor bir süre tat alma duyumun çalışmayacağını söyledi. Su bile dilime tortulu geliyor, çiğnemek istiyorum.”

“Dışarıdan söyliym.”

“İstemiyorum. Ne sipariş edeceksin ne gelecek ne bileceğim.”

“Tamam, burada bi restoran var, marketten alışverişi yapıyorsun, arkada pişirip önde yiyorsun. Oraya gidelim?”

“Bu olabilir ama ben yanıyorum, ateşe yaklaşamam.”

“Sen neyden ne kadar koyacağımı söylersin ben pişiririm.”

“Olur galiba.”

“Yok “galiba” falan “olur” diyeceksin. Hadi giyin, gözlük tak güneş gözünü rahatsız etmesin.”

“Emredersiniz batak bey.”

~~~~•~~~~•

Kahvaltı malzemelerini sepete koyup, piknik yapmak için ormana doğru yola koyulduk…

Keyifli keyifli dilsizin şarkısını inlerken bir yandanda mırıldanınca Cenk, “Sen ne dinliyorsun?” diye sordu.

Bluetoothutu açıp telefonu arabanın müzik çalarına bağlandıktan sonra son ses açtım. Bir süre keyifle dinledikten sonra, “Kim bu?” diye sordu.

“Okan’ın kardeşi.” dedim

“Şimdiden işlemeye başladı desene.” derken trip atıyordu.

“Hiç öyle bakma Cenk, ben arabada dinledim hoşuma gitti diye istedim, günahını alma yani.”

“Öyle olsun, sesi de güzelmiş.”

“Bende o yüzden istedim zaten.”

“Sende bana at.”

“Tamam, atıyorum.”

Dilsizle olan şarkımı da ekleyip şarkıları gönderdikten sonra piknik yerine kadar dinlemeye devam ettik.”

~~~~~~•~~~~~~•

Yavuz, Okan’ın odasına gelerek gece gelip gelmediğini kontrol ettikten sonra Okan’ı aradı…

Okan, telefonu açıp, “Efendim” demeden hesap sorar gibi çıkıştı.

“Kaç gündür neredesin sen, ne haltlar karıştırıyorsun?”

Okan, “Sana da günaydın hayatım, gece geldim çok güzel uyuyordunuz uyandırmaya kıyamadım, salonda yattım.” derken dikiz aynasından Selim’in arabasına bakıyordu.

Y: “Sen benimle dalga mı geçiyorsun?”

O: “Sen başlattın güzelim.”

Y: “Sen iyi misin? Sesin bi neşeli gibi?”

O: “Seni aldatmıyorum hayatım, tamam mı? Gözüm senden başkasını görmüyor.”

“Ne halin varsa gör yaa, kapatıyorum… Akşam

geç gelme, Ali seni görmek istiyor.”

“Tamam hayatım, oğlumuzu öp benim için.”

Yavuz, telefonu kapatırken, “Bu neydi şimdi yaa?” deyip güldü.

Hem kendi tavrına hem Okan’ın tavrına bi anlam veremese de monoton bir evliliği olan karı koca gibi konuşmuşlardı.

Kendi düşüncesinin ne olduğunu belli etmek için, “Akşam yemekte ne istersiniz beyefendi?” yazıp kadın emojisi koydu

Okan’da gülerek, “Sen ne istersen yap, ben senin elinden zehir olsa yerim.” deyip gözleri kalpli yüz emojisi koydu.

Mesajı okuyan Yavuz kahkaha atınca, Ali, “Baba, neden gülüyorsun?” diye sordu.

“Amcan komik bir şey söyledi o yüzden gülüyorum.”

“Okan amcam geldi mi?”

“Gece geç gelmiş, sen uyuyorsun diye, “ıımmhhh” böyle öpmüş gitmiş… Ama ben konuştum bugün hastanede uslu durursan, Esengül ablanın sözünü dinlersen akşam gelecekmiş.”

“Baba, babaannem ne zaman gelecek?”

“Ooo sende bütün aile yanı başında olsun istiyorsun…Olmaz ki böyle… İşi bitince gelecek, hadi kalk bakalım banyoya, koş koş.”

~~~~~~•~~~~~~•

Börekleri löp löp yutan Cenk, bir lokma da ağzına alıp arabaya doğru gitti. Bagajdan bir tüp bir kalem ve iki balon getirip kalemi bana verdikten sonra, “Arkama geçsene ne olur ne olmaz, buna güvenmiyorum.” dedi.

“Bu ne?” diye sorduğumda, “Helyum gazı.” dedi balonu şişirmeye başlayarak. Arkasına oturup omuzunun üstünden ne yaptığına bakmaya başladım..

İlk balonu şişirip, “Sıkı tut, kaçmasın.” diyerek elime verdi.

Diğer balonu da şişirdikten sonra, “Hazır mısın?” dedi cebinden bir kalem daha çıkartırken.

“Bunları ne yapacağız?” diyerek elime baktım.

“Deney?” dedi gayrı ciddi.

“Ne deneyi?” dedim inanarak.

“Ne deneyi Nurseli saçmalama… Şimdi, bu balonun üzerine bir şey yazacağız, bir kelime yada bir isim ne olursa… Ama öyle bir şey yazacağız ki, elimizden gittiği gibi bir daha asla geri gelmeyecek.”

“Herhangi bir şey mi?”

“İyice düşünüp öyle karar verdiğin herhangi bir şey.”

“Ceeennkk, ben Selim yazmak istemiyorum, onun gidip bir daha gelmemesine dayanamam.”

“Sende onu yazma başka bir şey yaz.”

“Tamam.”

“Hazır mısın?”

“Hazırım.”

“Arkanı dön, kopya çekmek yok.” deyip arkasına dönünce bende dönüp sırtımı Cenk’e dayadım.

“Hadi bakalım sırt sırta verip güzel bir şey oluşturacağız mı?” dediğinde ben çoktan düşünmeye başlamıştım bile…

Kalemin kapağını kapatıp, dudaklarıma bastırarak yazdığım kelimeye bakarken Cenk, “yazdın mı kuzuu?” dedi

“Evet yazdım, ya sen?”

“Bende yazdım.”

“Birbirimizinkine bakacak mıyız?”

“Bence bakabiliriz, hatta sen benimkine bakmak istemesen bile ben seninkine bakmak için can atarım.”

“CEEEEEEENNNKKK!”

“Sana da bir şey beğendirmek ne mümkün, sordun cevap verdim.”

“Ben yazdıklarımızı kasdettim ama sen piçliğine çekiyorsun.”

“Tamam yaa, uzatma…” derken ayağa kalkıp benimde kalkmama yardım etti…

Herkes kendi yazdığını uçuracaktı, yan yana geldiğimizde bana yazısını gösterdi…

Ben, “DÜN’ÜM” yazarken Cenk, “ÇOCUKLUĞUM” yazmıştı. Benim, yıllarca sürüp sürmeyeceğini bilmediğim travmam yeni oluşmuşken Cenk’in ki çocukluğuna dayanıyordu.

“Dün’ün mü?” dedi tebessüm ederek.

“Evet Cenk, DÜNÜM… Dün gitti ve ben ne yaparsam yapayım bir daha gelmeyecek.”

“Benim de çocukluğum Nurseli, bir değil bir milyon balon daha uçursam yine onu yazarım.”

“Cenk, anlatmak istediğin zaman dinlerim.”

“Uçuralım mı?”

“Hı hıııııııı.”

“Üç deyince, bir iki üüüüççç.”

Balonlar havada süzülürken dün’üme bakar gibi bakıyordum… Acı, elem, keder, acaba DÜN’ÜM gibi bir gün bunlar da uçup gidecek miydi?

Balonlar gözden kaybolunca Cenk’e baktım…

“Ceennkk, hani bugün geçecek ve yarının dünü olacak yaa… işte ben, bu günü aklımın son gününe kadar unutmayacağım. söz veriyorum…”

“Bende Nurseli bende.”

İkimizde susmuş bir birimize bakıyorduk. Deneme yapmak istediğim için değil, gerçekten onu bir defa olsun öpmek istiyordum, kardeşçe yada arkadaşça farketmezdi…

Cenk, benim aksime, farklı bir niyetle yaklaştığını gösterince, sırık boyuna yaklaşmak için ayaklarımı kaldırıp parmaklarımın üzerine dikilerek yanağımı dudaklarına götürdüm…

“Eee hani deneyecektik?” deyince acı çeker gibi gülümsedim.

“Ceeennkk, ben o gece denedim ve üzgünüm ama sana Selim kadar bile yaklaşamıyorum.”

“Bu durumdaaa, o zaman sen benim kardeşim oluyorsun?”

“Yaa Cenk, tamam yaptık bi eşeklik vurma yüzüme.”

“Selim sana yaklaşınca ne hissediyordun?”

“Kalbim yerinden fırlayıp çıkacak gibi atıyordu.”

“İyi dee!.. bu, aşkın hazzının belirtisi.”

“İlk başlar bana da öyle geldi ama zamanla rahatsız verici hâl almaya başladı. Ensemde bir el beni engelliyor gibi hissettim. Bayılacağımı düşünmeye başladım.”

“Selim bu duruma ne dedi peki?”

“O kadar anlayışla karşıladı ki, anlatamam.”

“Ulaaann iyi ki erkeğim.”

“Neden öyle dedin?”

“Şuan ki düşünceniz doğruysa yengen olmak için her şeyimi verirdim, doğru değilse de kuman, yada seni Selim’den ayırmak için elimden gelen her şeyi yapardım. Bu zamanda Selim gibi adam bulmak zor anacım.”

“Geç sayılmaz, fazlalıkları aldır bi şansını dene istersen?”

“Aramız da yaş farkı var, ben ondan büyüğüm.”

“O takmaz bence.”

“İyii, sende sendeki fazlalıkları bana verirsen olur… Gördüğüme göre sen onları hor kullanıyorsun. Ben onlara senden daha iyi davranırım, gözüm gibi bakarım.”

“CEEEEEEENNNKKK.” deyip yakınımdaki sopayla koca ormanda kovalamaya başladım.

~~~~~~•~~~~~~•

Ömür hazırlanırken Deniz’e mesaj atıp, bir iki şey istedi. Bir şekilde alacağını söyledikten sonra canlı konum attı…

Batak, giyinip karşı odaya geldiğinde gözleri yuvasından fırlayacak gibi oldu.

Ömür, yine crop bluz giymiş bütün izler görünüyordu.

“BU NE HÂL BÖYLE!” diyerek bağırdı.

Ömür, “SALAK, GECE SEN YAPTIN YAA, NE ŞAŞIRIYORSUN?” karşılık verdi.

“BEN ONA MI ŞAŞIRIYORUM. BU ŞEKİLDE Mİ ÇIKACAKSIN?”

“Eveeett, ne olmuş?”

“SAÇMALAMA LAN, BEN SENİ BÖYLE GÖTÜRÜR MÜYÜM HİÇ? NE OLDUĞUNU BİLMEZLER NE AZGIN HERİF DİYE ARKAMDAN Bİ TON LAF EDERLER.”

“SENDE DOZUNDA BIRAKSAYDIN? SAYIYI TUTTURCAM DİYE NE HÂLE GETİRMİŞSİN, SENİN BELİNLE BENİM Kİ BİR Mİ AYI.”

“ACIMAM DEMİŞTİM… AYRICA AÇLIKTAN ÖLECEĞİNİ DE BİLSEM SENİ BU ŞEKİLDE DIŞARI ÇIKARTMAM… LÜTFEN GİT ÜSTÜNE BİR ŞEY AL.”

“Lütfen mi?.. En baş söyleyeceğini en sona bırakıyorsun batak bey, olmuyor amaaa…”

Ömür, işaret ve orta parmağının sırtını batağın yanağına bastırıp sıktıktan sonra araya aldığı eti çekerek bıraktı. Parmaklarının üzerini öptükten sonra odasına gidip aslında önceden hazırladığı gömleğini giydi…

…

Ömür, dışarı çıktığı anda gözlük olmasına rağmen gözleri yandı ve bağırarak elini yüzüne kapatıp tekrar içeri girdi.

Nazife hanım arkadan gözü yaşlı izlerken, Fuat, portmantodan şemsiye çıkartıp, “Bununla çık yenge.” dedi

Batak, Fuat’ın yenge demesine kızar gibi dirseğiyle karın kaslarına vururken, “Sağol!” deyip elini Ömür’ün beline koyup yürümesi için destek verdi…

… … …

Restorana geldiklerinde batak araba alıp, market tarafına doğru yürüdü. Ömür, sırayla menemen malzemesi alarak, “Bu kadar yeter.” dedi.

Batak aldıklarına bakınca ne yapacağını anlayıp, “Bende menemene bayılırım ama usta sensin, bana sen söyle yoksa dünyanın en kötü menemeni olur.” diyerek Ömür’ü uyardı.

…Batak, mutfağa girip önlüğü takınca Ömür telefonunu çıkartıp fotoğrafını çekti. Batak, yan yan bakıp kızsa da bir şey söylemedi…

Ömür, gülümseyerek telefonda bir şeyler yapınca batak ne yaptığını merak edip yakasından kendine çekti. “Ne yapıyorsun sen?” diyerek aldığı telefonda ki yazışmaları okudu…

Ö: “Wie?”

Deniz: “Ooohaa! Mein Mädchen, was ist das? Sie fällt auseinander.”

Batak konuşulanı anlamayınca, “Ne yazıyor burdaa?” diye sordu.

Ömür, telefonu gösterip, “Ben nasıl diye sordum o da, ‘Ooohaa! kızım bu nee, yıkılıyor’ yazmış.” dedikten sonra batak Ömür’ün yakasını bırakarak, “Çok beğendiyse sıraya geçsin. Senden sonra onun için de bi güzellik yapabilirim.” dedi

Ömür, Deniz’in erkek olduğunu söylemek yerine, “Üzgünüm ama onun ilgi alanı erkekler değil, Deniz daha çok kendinde olmadığı için kıskanıyor gibi.” dedi.

Batak, Ömür’ün tarifiyle biberleri doğrayıp tereyağı ile tavaya attıktan sonra domatesleri soymaya başladı…

Ömür, sürekli batağın fotoğraflarını çekip tekrar kendisine gösteriyordu…

Batak, domatesleri tavaya atmıştı ki Ömür, “GÖZÜÜÜMM… GÖZÜÜÜMMM…” diye bağırmaya başladı…

Batak, panikle kaşığı tezgaha bırakıp Ömür’e baktı. Ellerini yüzünden çekmeye çalışırken, “Ömür, bak bana, ne oldu?” diye sordu.

“YANIYOR… GÖZLERİM YANIYOR.”

“BAK Bİ BANA… NEDEENN?”

“BİLMİYORUM… YANIYOR…” deyip ellerini indirdiğinde gözlerinden yaşlar akıyordu…

Batak, etrafına bakıp, bu yaşlara ve yanmaya sebep olan şeyi aradı… Batakların yan tezgahta aşcıların soğan doğradığını gördü…

Gözleri kapalıyken bile yaşların aktığını gören batak, Ömür’e sarılıp dışarı çıkartırken, “Siz ilgilenir misiniz?” diyerek aşçılara rica da bulundu.

Ömür’ü ön tarafa getirip iki kişilik koltuğa oturturken doktoru aradı…

Doktor, ilacı dökmesini söyleyip kapattıktan sonra batak, “Sen burada otur, ben ilaçları alıp geliyorum.” deyince Ömür elinden çekip yavaşça gözlerini açtı. Kızarıklıktan gözünün mavisi bile gözükmez hâle gelmişti.

Ömür, “Gitme tamam, geçiriyor gibi. Eve giderken alırız.” desede Batak dinlemeyip eczaneye gitmek için oradan ayrıldı…

…Deniz, batağın çıktığını görünce restorana girip Ömür’e bakmak istedi.

Arkadan yaklaşırken, “Ne oldu kız, iki dakikada adamı kaçırdın mı?” deyince, Ömür telaşla geriye dönüp, Batağın gelip gelmediğini kontrol ederken, “Neden geldin salak?” diye kızdı.

Deniz, Ömür’ün gözünü o hâlde görünce panikle, “Kızım bu ne hâl? Ne oldu gözlerine.” deyip yanına yaklaştı.

“Fethe giderken gazi oldular, önemli değil.”

“Kızım, neyi önemli değil, şu gözlerine bak.”

“Deniz, bir şey yok dedim. Sonunda amacıma ulaşacaksam gözüme bile acımam biliyorsun?”

“Bu amaca ulaşmak için gayret değil, psikopatlık, mazoşist misin kızım?”

“Sen istediklerimi getirdin mi?”

“Aklın hâlâ neyde?”

“Çabuk ol.”

“Getirdim getirdim, all.”

“Kurulu değil mi, Her şey hazır?”

“Aynen aynen…”

“Tamam sen git, bir de türkçe yazma, seni kız zannetti öyle bilmeye devam etsin.”

“Ömür, Allah sana akıl fikir versin başka da bir şey demiyorum.”

…

Deniz gittikten sonra Ömür, getirdiklerini çantasına koyup, kollarını bağladıktan sonra masaya koydu. Gözlerini kapatarak başını da koluna koyup batağın gelmesini beklemeye başladı…

… Batak ilaçları alıp geldiğinde Ömür başını masaya koymuş uyuyordu. Yavaşça masaya yaklaştığında Ömür sesini duyup başını kaldırdı.

Batak, gözlerinin kızarıklığını görüp hüzünlendiğini belli eden bir şekilde yutkununca Ömür, “Öyle bakma yaa, o kadar da kötü değil.” dedi tebessüm ederek.

Batak, koltuğa dekoratif amaçlı konan minderleri alıp kenara koyduktan sonra, “Yat, damlatayım hadi.” derken ilaçları kutudan çıkartıyordu.

Restoranın şefi ve sahibi özür dilemek için masaya gelirken, garsonlar da batağın yumurtası eksik menemenini tamamlayıp diğer kahvaltılıklarla birlikte servis yaptı…

Mide ilacını da içen Ömür, menemeni çatalla alıp yemek isterken batak engel oldu.

“Dur, senin ağzın sıcağı anlamaz şimdi, bekle.” derken, ekmeğin içini çıkartıp sert tarafını kendi önüne aldıktan sonra yumuşak yeriyle bir lokma menemen aldı. Eline aldığı menemeni bir yandan aşağı yukarı sallarken bir yandan da üff’lüyordu…

Dudaklarına değdirip ısı kontrolü yaptıktan sonra tamamen soğuduğundan emin olunca Ömür’ün ağzına verdi. Ömür bu durumdan aldığı keyiften dolayı midesi bulansa da belli etmeden yedi…

Öğlene doğru ancak biten kahvaltı sonrası eve doğru yola koyuldular.

~~~~•~~~~•

Zafer, Cingözün kahvaltısını getirip yanına bıraktıktan sonra yanındaki sallanan koltuğa oturdu.

“Bu ne biliyorsun değil mi?” derken Cingöz’e manalı manalı bakıyordu.

Cingöz masada duran tepside çatal kaşık göremeyince, “Elimle mi yiyeceğim?” diyerek Zafer’in sorusunu yanıtsız bıraktı.

“Normalde nerenle yiyordun ki?”

“Çatal sordum.”

“Sen çocukken çatal kullanamazdın, hatta kaşık bile tutamazdın değil mi? Sahi, sana kaşık tutmayı Okan abim mi öğretmişti Yavuz abim mi?”

“Yanık.”

“Doğru yaa, kendi eli yanık olmasına rağmen sana ‘Böyle tutacaksın’ deyip kaşığı ağzına kadar götürüyordu değil mi? Unutmuşum…”

“Ne yapmaya çalışıyorsun. Pişman mı olmalıyım?”

“Neyden pişman olacaksın ki? Ayrıca bu koltukta baya eğlenceliymiş yaa, senin en büyük hayalindi galiba, aldın mı? Odanda var mı?”

“Hayır yok.”

“Nedeeenn, batak almadı mı yoksa?”

“Ona söylemedim ki, söyleseydim alırdı.”

“Kesin… Kesin.”

“İnanmazsan inanma.”

“Bak, Okan abi unutmamış senin için almış.”

“Bu onun değil mi?”

“Hayır, bu odayı sıfırdan senin için hazırladı.”

“Benim için uğraşana kadar kardeşine hazırlasaydı yaa?”

“Kardeşi mi? Sen nereden biliyorsun?”

“Bende geçmişteki her şeyi unutmadım diyelim.”

“Onun yeri ayrı.”

“Biliyor musun, tutuk seni Almanya’ya boşuna göndermeye çalışıyor… O kız sana bakmaz.”

“Okan abimin kardeşi kardeşimdir, ben kardeşi için gitmiyorum, Basri abime gidiyorum. Hem böyle bir şeyi nereden çıkarttın ki?”

“Yani, sen beni dinle… Boşuna gitme.”

“Gel birlikte gidelim diyeceğim ama?”

“Seninle şuradan şuraya gitmem.”

“Bende öyle tahmin ettiğim için sormadım zaten.”

“Sidikli, her ne yapıyorsanız sizin zararınıza yemin ederim. Benim burada kaldığım her dakika tutuk için zararlı, batak abim size bunu ödetecek.”

“Uyardığın için teşekkür ederim de sabahta sesimi duymadan inanmaz diyordun ne oldu?”

“Telefonum kapalı olduğu için ulaşamamış olabilir mi?”

“Pekii, telefonunu açacağım ve sadece batak ararsa cevap vereceğiz anlaştık mı?”

“Anlaştık.”

“Ne zamana kadar bekliyoruz peki?”

“En geç iki.”

“İkiden bir dakika fazla beklemem haberin olsun.”

~~~~•~~~~•

Ömür, camı açarak rüzgarı içine içine çekip sakinleşmeye çalışsada başarılı olamadı. “Batak, duurr.” diye bağırdı. Batak yavaşlayıp kenara çekerken, Ömür daha araba durmadan kapıyı açıp kusmaya başladı.

Ömür, yine hem burnundan hem ağzından kusunca Batak sinirlenmiş gibi, “Ya sen neden burnundan da kusuyorsun?” dedi cevap verecek haldeymiş gibi.

Ömür, bir süre kustuktan sonra biraz rahatlayarak, “Burnumdan getirdin dersem yalan olmasın diye.” deyip gülümsedikten sonra batağa cevabı verdi.

“Kusarken öne çok eğiliyorum, o sebepten yada boğazım küçük fazlalık burnumdan geliyor olabilir. Bilemiyorum… Ben kusarken babam alnımdan tutup başımı dik tutar.”

…Batak, torpidodan su alıp elini yüzünü yıkadıktan sonra arabaya oturmasına yardım etti. Yol boyunca en az üç kere azar azar kusan Ömür, eve iki yüz metre kalana kadar sabretmiş sonunda yine dayanamayıp, “Duuuurrr!” diye bağırdıktan sonra kapıyı açıp kusmaya başlamıştı…

Batak, bir yandan yavaşlarken bir yandan da Ömür’ün kolundan tutup bağırıyordu. “ARABA GİDERKEN KAPISI AÇILIR MI A.K.?.. KUSSANA İÇERİYE, NE VAR SANKİ? GEBERMEKTEN DAHA MI KÖTÜ.”

Ömür, bataktan zevkle yediği menemeni acı çekerek çıkarttıktan sonra, ilk defa hâlinden şikayet eder gibi bakarak, “Çok yoruldum.” deyip başını batağın göğsüne dayadıktan sonra, “Araba daha kötü yapıyor, yürümek istiyorum.” dedi

Batak, kucağına alıp yürürken Ömür, “İndir, yürüyebilirim.” desede batak dinlemedi.

“Nazife annemin bi sözü vardır, iti öldüren sürükler diye. O yüzden bırak, kendini sıkma da rahat taşıyabileyim.”

“Burada it ben oluyorum yani öyle mi?”

“Şimdilik estağfurullah diyorum ama bir şey daha yapmaya kalkma, belli ki şakayı seven birisin ama benim tersimin sonu böyle olur… Aklını başına al.”

“O şaka değil, Şak…kaaa.”

“Her ne g….se.”

…

Batak, eve kadar taşıyacak gibi durunca Ömür, “Batak yeter artık, kolun çok ağrıyacak, indir… İyiyim.” dedi başını batağın omuzundan kaldırarak.

Batak, yorgunluktan kızarmış yüzüyle tebessüm ederek, “Sen bilmiyor olabilirsin ama biz de bir inatlık vardır, öyle böyle değil… Bırakmamak için… içimden… ‘Bırakırsam gay’im…” diyorum daha çok asılıyorum…” dedi nefes nefese.

Ömür’de, göz kırpıp gülümseyerek, “Sen iste yeter ki ben senin gay olmadığını her türlü ispatlarım. Bununla bir yere varamazsın.” deyince batak, belinden be bacağından avuçlayarak, “Dua et, adamların görüş alanına girdim geriye dönemiyorum, yoksa ormandaki ne kadar çalı çırpı varsa taşır sana bi yuva yaptırırdım o zaman görürdün gününü.” dedi…

Batağı gören adamları koşarak yanına geldi.

“Arabayı al gel.” diyerek birini gönderdikten sonra, “Doktor geldi mi?” diye de diğerine sorarken Ömür’ü kucağında eve girdirdi.

Merdivenlerin oraya gelince, “Bundan sonrasını ben istesem de g…m yemez kusura bakma.” deyip indirdi…

Kolundan ve belinden tutup yardım ederek odasına çıkarttıktan sonra doktorun gelmesini bekledi.

~~~~•~~~~•

Zafer, saate bakıp Cingöz’e dönerek, “Bende batağın sesini özlemiştim yaa, biraz daha bekleyelim.” deyince Cingöz saatin ikiyi geçtiğini anlayıp hayâl kırıklığına uğramış gibi geriye yaslandı…

Zafer, Cingözün üzüldüğünü görüp konuşturmak istedi.

“Eee, neler yapıyorsun?”

“Defol Zafer.”

“Önemli bir işi vardır belki.”

“Bana abimi anlatma, biliyorum herhalde… Ama merak ediyorum. Kulaksız bir şey yapmış olabilir.”

“Kulaksız dediğin Turan Tunç’mu?”

“Evet o.”

“Sizin onunla ne işiniz var Cingöz, tamam pis işler müdürlerinin avukatlığını yapıyorsunuz da Turan’ın adamı olmak nedir, polisle çatışmak nedir?”

“Biz kimsenin adamı değiliz tamam mı?.. Polisle çatışmaya da bilerek gitmedik. Kulaksız, abimi kandırdı.”

“Ne yaptı?”

“Abiye, ‘benim mekan baskın yedi yanıma üç adam gönder beni korusunlar’ demiş… Bende, yanıma ikizle birini daha alıp gittim. O gün… kulaksız önde biz arkada çatışmanın olduğu yere geldik. Abim, ‘Nerdesiniz’ diye aradığında baskın oldu, abim bize, ‘sakın çatışmayın, kaçmayın, saklanın, tek kurşun sıkmadan teslim olun ki sizi kurtarabileyim’ dedi… Biz saklanmak için arkaya geçerken o kız kurşun sıkarak peşimizden gelip arkadaşımızı vurdu. İkiz de onu kanlar içinde görüp kıza ateş edince komiseri vurmuş, diğer komiserde ikizi vurdu. İkisi de kollarımda can verdi… Abim o günden itibaren Turan’ın avukatlığını bıraktı.”

“Bu paket ne peki?”

“Kusura bakma ama biz düştüğümüz de elimizden tutan bi Adem baba yoktu. Abimle bizi okutan kulaksız… Onun ufak tefek işlerini yapıyoruz… Getir götür falan, bir de bazen yurtdışından misafirleri geliyor, onları da biz ağarlıyoruz.”

“Birincisi, Adem babam her çocuk gibi size de babalık yaptı, siz nankörlük edip gittiniz. İkincisi de batak, yasak madde taşımacılığı yapana kadar keşke avukatlığını yapsaydı.”

“Burada bende avukatlık yapmak istemem ama kulaksız da oyuna geldi. Adam paketle birlikte bi kızın fotoğrafını verip bunu çantasına koyun demiş.”

“Kızla babasının adını biliyor musun?”

“Evet, Kartal Sine, kızı da Pelin Sine…”

“Neden peki?”

“Bi ihale varmış, ortaklarını korkutmak için.”

“Nasıl yaa, karşı şirket değil mi?”

“Hayır değil, galiba ikili oynayan biri. Kartal’a, vaadettikleri para ihaleyi kazandıklarında alacağı paydan fazlaysa demek… O da ortakları vazgeçirmek için böyle yapmış olabilir. Ama biz içinde u… olduğunu bilmiyorduk.”

“Turan ne ayak peki, olayı ne?”

“Turan abi esnafı korur, esnafta minnetini gösterir.”

“Esnaftan haraç kesiyor demiyorsun da?”

“Sana bir şey söyliym mi? Esnaf, kulaksıza duacı… Haraç alanlar, haracı kendi belirler ve bazen canı sıkıldıkça ekstrasını da ister. Turan abi, onların sadece malını değil canını da belirli bir miktar karşılığı korur. Galericiyi duydun mu?.. Kulaksız elini üzerinden çeker çekmez kestiler biletini.”

“Bugünlük yeter galiba, benim de yapacak işlerim var.”

Zafer, Cingözün telefonunu kapatıp odadan çıkarken, “Bir dahakine bi bardak daha koy, ben tek yemeyi sevmem.” deyince Zafer, “Akşam yemekte görüşürüz o zaman.” deyip gülümseyerek dışarı çıktı.

İçinden, “Beni ne kadar sevdiğini bilsem de sana güvenemiyorum.” deyip kapıyı kilitledi…

~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•

Elif, Hakan’ın yanına gidip, çekinerek bakınca abisi bi terslik olduğunu anladı.

“Elif?”

“Abi.”

“Sorun ney?”

“Abi, kızın biri Kaan’a iftira atmış, o da bulup korkutarak cezasını vereceğim, abime söylersen daha kötü yaparım diyor.”

“Vay eşek herif… Tamam canım, sen söyleme, ben farklı bir şekilde öğrenmesini sağlarım. Bir dee, sen neden korktun, Kaan öyle bir şey yapar mı sence?”

“Kaan yapmaz, ya kız yapacağını düşünüp delice bir şey yaparsa diye düşündüm.”

“Sen bana söylediğini belli etme. Bizde ne zamandır kulağını çekmemiştik güzel bir bahane olur…”

~~~~~~•~~~~~~•

Batak, Ömür’ü yatırıp ayak ucuna oturduktan sonra, kollarını dizine koyarken başını da elleri arasına aldı.

Yerdeki parkeleri izlerken Ömür ayağıyla batağın böğrünü sıvazlayıp, “Heeeyy, bay demir kalp, ne oldu?” dedi

Batak, “Kessene sesini, beden pert ama dil maşaallah formundan bir şey kaybetmiyor.” deyip dışarı çıkarken doktorla karşılaştı.

Doktorla tekrar içeri girecekken Fuat kolundan tutup, “Cingözden haber varmı? Arayacağım demiştin.” deyince batak, “Ömür böyle olunca arayamadım, akşam ararım… Zaten bulunduğum yerde çekmiyor mesaj atın demişti.” dedikten sonra odaya girdi.

Doktor, “Bana oda hazırlat, bu gece kalsam iyi olacak.” dedi Ömür’e serumu takarken.

Batak, “Karnı çok aç, midesinde bir şey kalmadı.” deyince doktor, “Bu serum da takviye vitaminde var, merak etme. Bunlarla toparlamazsa hastaneye götürmen gerekebilir. Ben aşağıdayım, inşaallah bu kadarla atlatır.” deyip dışarı çıktı.

Batak, Ömür’e “geliyorum” deyip merdivenleri inmeden doktora yetişip, “Neden bu kadar kötü oldu ki?” diye sordu

Davut doktor: “Batak, bu biberleri cipslerde de kullanmaya başladılar. ABD’de yaşayan 14 yaşındaki bir lise öğrencisinin acı tortilla cipslerinden yedikten sonra hayatını kaybettiği iddia ediliyor, baharata hassas insanlarda tüketilmesi zararlı… Danimarka’da 1000 kişinin katıldığı acı biber yeme yarışında Matt Gross, dünyanın en acı biberi olarak bilinen Carolina Reaper’dan üç tane yemiş, Gross, kalp krizine benzer belirtiler de dahil olmak üzere semptomların 14 saat sürdüğünü söylemiş düşün artık.”

“İyi ama o yiyeli on dört saati geçti, yaklaşık yirmi saat olacak.”

“Demek ki vücudu acıya dayanıklı değil.”

“Ooofff, Davut ooooff, daha da kötüsü şikayet etmiyor, iyiyim diyor yaa, daha kötü hissediyorum.”

D: “Bataakk!.. Sende vicdan belirtileri görüyorum.”

“Lan s.ktirme vicdanını, bende kadınlara karşı hassasiyet var, ondan.”

D: “Öyle olsun bakalım. Neyse, bu gece gözetim altında tutalım da… Sen yanından ayrılmasan iyi olur.” derken odadan Ömür’ün bağırma sesini duyup panikle içeri girdiler…

0
Please leave a feedback on thisx

Batakla, doktor odaya girdiğinde Ömür yatakta değildi ve banyodan ıkınmalı ağlama sesleri geliyordu…

Batak, banyonun kapısına vurup, “Ömür, ne oluyor?” demesi üzerine, Ömür kendini sıkarken, “SAKIN GELME!” diye bağırdı.

Doktor, şaşırarak batağa bakarken bir yandan da kulağını dayayıp içeriyi dinledi.

Ömür, kendini sıkarken dışkılama sesi geliyordu. Batak, duyduğu ses karşısında afallayarak, “Ne oluyor?” deyince, doktor alelacele dışarı çıkarken, “Bunu nasıl unuttum, bağırsağına vurdu, ishal olmuş. İlaç aldırıp geliyorum, sen ona bakma yanına gir bayılabilir.” deyip gitti.

Doktor, “gir” desede Batak çekinip bir süre bekledikten sonra sadece su sesini duyunca, “Ömür geliyorum.” diyerek kapıyı açtı.

Ömür, elbiseleriyle küvete oturmuş kendine su tutuyordu. Biraz daha yaklaştığında klozetin su değmeyen yerlerine kadar sıçramış dışkıları gördü.

Ömür, yeni doğum yapmış gibi nefes nefeseydi… Yorgun ve bitkin bir halde başını küvetin kenarına dayamış ağlıyordu…

B: “Ömür? İyi misin?”

Kan çanağı gözlerinin arasında kaybolan mavi gözleri ile batağa bakan Ömür, “Yıllar önce Okan’a yaptığın gibi oldu ama ben kendi isteğimle girdim.” deyip suyu gösterince batak elini suya soktu…

“Ömür, çık şu sudan hasta olacaksın.” deyip bir yandan tıpayı çekerken bir yandan da musluğu kapatıyordu.

Ö: “Okan hasta oldu mu?”

Batak, cevap vermeyip Ömür’ü kaldırmaya çalıştı. Islak elbiselerini çıkartırken Ömür titriyordu…

Kapının arkasında takılı olan bornozu alıp üzerine attıktan sonra kucağına alarak yatağa götürüp yatırdı.

Doktor, adamlardan birini eczaneye gönderip başka bir ilaçla odaya geldi. Kapıya vurup “gel” onayını aldıktan sonra içeri girdiğinde Ömür bornozla yatakta titriyordu.

İlacı seruma enjekte ederken, “Ömür, bu iyi gelecek, merak etme.” deyip serumu kolundaki damar yoluna taktı.

Çok geçmeden ilacın etkisiyle uykuya dalabildi…

…

Selim, sorgudan çıkıp odasına geldiğinde, abisini beklerken gördü. Hızlı adımlarla yanına gelip, “Abi?” dedi, “önemli bir şey mi var” soru edasıyla.

“Kaç gündür yoksun, var mı bi durum?”

“Yookk, belli ki ayrı oturuyorlar. Bugün de takip edip bırakıcam herhalde.”

“Sana aynı evde olduğunu düşündüren neydi?”

“Bir keresinde iyi ki seninle büyümemişim dedi, geçenlerde de Nurseli’nin başına bir şey gelmiş, onu hissetmiş.”

“Selin ile ilgili gelişme var mı?”

“Başına ne geldiğini bilmiyorum kii, Alp benden gizliyor.”

“Ben görünce dayanamıyorum, boynuna sarılıp ağlamak istiyorum, o yüzden görüşemiyorum.”

“Sende onu Nurseli olarak düşün abi, benden ayrılmasını istediğin günleri hatırla.”

“Anladık be, sende ne kinci köpekmişsin… Burada bi üzüntümü paylaşmak istedim.”

“Ben daha çok üzülüyorum emin olun.”

“Tamam, dur ağlama hemen… Ben buraya başka bir şey için geldim.”

Selim, burnunu çekip, akan iki damla yaşı silerken, “Ne oldu?” diye sordu.

“Geçen gün Kaan dönerken, otobüste bi kız iftira atıp araçtan indirtmiş, Kaan’da Elif’e, ‘Bulup korkutarak cezasını vereceğim’ demiş.”

“Abii! Olay nerede olmuş.”

“Onu sormadım.”

Selim, “Dur ben bi sorayım. İnşaallah düşündüğüm gibi bir şey değildir.” diyerek Elif’i aradı. Hoparlöre alıp, Kaan’ın nerede iftiraya uğradığını sordu. Elif, “Düzce” deyince Of’layarak, “O kız Ayşe.” dedi

Elif ve Hakan aynı anda Ayşe mi deyince, “Kaan’ı otobüsten indirten de benim.” dedi

Üçlü bir süre ne söyleyeceğini bilemedi.

Hakan: “Ayşe’ye Kaan’ın fotoğrafını göster bu benim kardeşimmiş de, Kaan’a da bu benim himayemde deyip bir şey yapmamasını söyle.”

Elif: “Abi, Kaan söyleme demişti.”

Hakan: “Tükürtmesin bacağına, döverim valla.”

Selim: “Benim daha iyi bi fikrim var, Ayşe’yi sizlerle tanıştırma bahanesiyle bize getireyim, Kaan Ayşe’yi görür saçma düşüncesinden vazgeçer, Ayşe de Kaan’ı görür yanlış anladığını anlar.”

E: “Aaa! Süper bi plan abi. Ne zaman getireceksin peki?”

S: “Ankara’dan gelince ilk müsait gününde.”

~~~~~~•~~~~~~•

Doktor Ömür’ün serumunu kontrol için geldiğinde yeni uyanıyordu.

“İyi misin?”

“Evet, ağrım yok gibi…”

Doktor, “Bi bakalım ateşin düşmüş mü?” deyip şah damarına bakarken boynundaki izleri gördü.

“Bunları batak mı yaptı?” diye sordu

Ömür: “Evet.”

“Ömür, sen bataktan ne istiyorsun?”

“Anlamadım? Burada eziyet gören benim farkında mısınız?”

“Bak… Evet kabul ediyorum, batak iyi biri değildir. Vurur, kırar, şeytanın avukatlığını da yapar ama bi kadına bunu yapmaz.”

“Bana inanmıyorsan git kendine sor.”

“Sana yalan söylüyorsun demiyorum, onun içindeki canavarı neden kendine çıkartıyorsun? Sana bunu yapacak şeyleri neden yapıyorsun?”

“Abimin intikamını almak için.”

“Abinle aralarında kan davası mı varmış?”

“Yoooo, kıskançlık… Abi davası.”

“Böyle giderse kardeş davası olacak, beni dinle, iyileşir iyileşmez git.”

Ömür, cevap vermeyip serum takılı kolunu katlayınca, doktor, “Dur ne yapıyorsun? hortumu katladın.” dedi engel olarak.

Ömür, “Şu saçlar beni çok rahatsız ediyor.” deyip ense saçlarını gösterdi.

Doktor, “Dur bekle, ben düzeltirim.” deyip Ömür’ün başını kaldırdıktan sonra bornozun içinde kalan saçları çıkartırken Batak odaya girdi.

Ömür’ü, başını doktorun sağ koluna dayanmış, doktoru da sol eliyle Ömür’ün saçlarını topladığını görünce sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak, “Ne oluyor?” diye sordu.

Doktor, istifini bozmadan, Ömür’ün saçlarını düzeltip yatırdıktan sonra, “Biraz daha uyumaya çalış.” deyip ayağa kalktı.

Kapıya dönüp yürürken, batağın biraz önceki tavrına sinirlendiğini gösteren bir bakışla yanından geçip gitti…

Batak, yatağın yanına gelip biraz önce doktorun kalktığı yere oturdu.

B: “Ne oluyor Ömür hanım?”

Ö: “Anlamadım?”

“Ben rica etmeyince yalvaracak birini mi arıyorsun?”

Ömür, ilk olarak şaşırdıktan sonra, hemen toparlayıp, “Nee?! Dur bir dakikaa, sen doktoru mu kıskandın yoksa?” deyince batak sert ve ciddi bir şekilde, “Ne kıskanması lan, ben s.ktikten sonra üzerinden kim geçerse geçsin umurumda olmaz.” dedi

Ömür, o dakikaya kadar gülerken birden suratı asıldı, yutkundu ve göz kontağını bataktan başka tarafa çevirdi.

Batak, Ömür’ün bozulduğunu farkedip, bir şey söylemeden odasına gitti…

… Ömür, bir süre burnundan soluduktan sonra yerinden doğrulup, valizlerini hazırlamaya başladı…

…Batak, kendini yığar gibi yatağına bıraktıktan sonra kollarını dizine dayayıp ellerini yüzüne sürterken, “Ben ne dedim yaa!” dedi ilk pişmanlığını yaşayarak…

… Ömür, üzerini giyip saçlarını taradıktan sonra valizlerini alarak aşağıya indi.

Fuat’a, “Arabanın anahtarını ver.” deyince Fuat, batağın “istediği zaman gidebilir karışmayın” dediğini hatırlayıp, “Anahtar kapıda ki görevlide.” dedi.

Ömür, valizlerini kapıya götürürken Fuat, “Abi, Ömür gidiyor.” diye mesaj attı.

Batak koşarak aşağıya indiğinde Ömür, valizi bagaja koyuyordu.

“Ne yapıyorsun sen yaa?” diyerek engel olmaya çalıştı.

Ömür, batağın tuttuğu kolu geriye çekerek, “Bana bir şey söylemiştin, istediğin zaman gidebilirsin diye. Bende gidiyorum, çekil.” deyince batak alaycı bir bakış ve gülümseme ile, “Ne oldu, zoruna mı gitti, seninle yattıktan sonra evleneceğimizi mi düşündün yoksa?” dedi

“Ne evlenmesi lan, sen isteseydin de ben bu boktan batakla evlenmezdim bir defa.”

“Neden gidiyorsun o zaman?”

“Seni ilgilendirmez, acıktım gidiyorum.”

“Alınmışsın işte.”

“Gitmeden sana bi tavsiyede bulunayım mı? Evine aldığın bi o. puya bile o muameleyi yapma. Senden öncesinin olduğunu bildiğin hâlde, senden sonrasının da olacağını bildiğin hâlde, ona bu saygısızlığı yapma. Şimdi önümden çekil.”

“Tamam, bi dur… Bekle… Bir iki gün sonra git… Şimdi farların ışıkları gözünü acıtır.”

“Gözümü düşündüğün kadar özümü de düşünseydin keşke. Neyse, düşündüğün için sağol, gözlüğümü taktım bir şey olmaz.”

“Akşam akşam güneş gözlüğü mü takılır saçmalama, kaza yaparsın?”

“Arabanı düşünüyorsan, ailem benden sonra zararını karşılar merak etme.”

“Ya ne arabası Ömür. İki gün, iyileşene kadar sadece…”

“Arabanı düşünmüyorsan çekil önümden… Sana beni tanı demiştim. Ben bitti dersem orada cesedim bile kalamaz…”

“Tamam yaa dur… İnatçı eşek… Atla, ben götürüp bırakıp geleyim.”

“İstemez.”

“Abini başıma bela edemem, seni hastanesinin kapısına bırakır kaçarım.”

“Abimin hastanesini biliyor musun?”

“Maalesef evet, başka yer yok gibi geldiler semtime diktiler binalarını, nereye gidersem ille bi tarafını görüyorum.”

“İyi, gidelim o zaman.”

Batak, Ömür’ün elinden zorla çektiği valizi bagaja koyarken, Ömür arabaya binip beklemeye başladı…

Batak, arabaya binip çalıştırırken girişteki araba kapısı açıldı ve iki araba onlara doğru yaklaştı.

Ömür, farların ışığından rahatsız olup başını sola çevirdikten sonra sağ eliyle gözlerine siper alarak kim olduklarına baktı.

Batak, “Bir de bu şekilde giderim diyordun, şu haline bak… Sakın inme.” diyerek arabadan indi.

Kulaksız, önce batağa sonra Ömür’e bakarak, yürüyüp adamlarıyla batağın karşısına dikildi.

T: “Ne o batak, bir yere mi gidiyorsun?”

B: “İstanbul’da işim var, yapıp geleceğim.”

T: “Paketi alıp geleceksin herhalde değil?”

B: “Cingöz paketin peşinde.”

T: “Sen neden buradasın o zaman?”

B: “Bilmem, mezara göndermek niyetiyle yaraladığın için olabilir mi?”

T: “Özcan? Sana kim dedi batağı öldür yada yarala diye?”

Ö: “Abi, kazara oldu?”

T: “Bak, arkadaşın ne diyor? Kaza kurşunu, babanın yaptığından.”

B: “Ne istiyorsun?”

T: “Hiç bir şey, iadeyi ziyaret diyelim yada paketi merak ettiğim için.”

Batak, cevap verecekken, Ömür kapıyı açınca, “Sana inme dedim.” diye bağırarak geriye döndü.

Ömür, “Mideeemm.” deyip indikten sonra öğürmeye başladı.

Batak, koşup burnundan gelmesin diye bir eliyle alnını tutup yukarı kaldırırken diğer eliyle de belinden tutuyordu.

Ömür’ün midesinden sadece sıvı gelince kulaksız şaşırarak baktı…

Ömür’ün kusması bitince batak, “Geç içeri yat.” dedi.

Ömür, gözlüğü başına tac gibi taktıktan sonra, “Lütfen! Yalvarıyorum bırak artık, gitmek istiyorum.” deyince Turan Ömür’ün yanına gelip, “Ömür, senin gözlerine ne oldu?” dedi üzgün bir şekilde yüzünü elleri arasına alarak…

… … …

Ömür, gözlüğünü çıkartınca Avni Özcan’a yaklaşıp, “Abi! Sana bu kız şeytan demiştim, gördün mü bak… Sence şeytan bu kızın içine girmiş olabilir mi?”

Ö: “Yok lan, bence bu şeytanı içine hapsetmiştir. Şeytan içinde can çekişiyor olabilir. İmdaaattt kurtarın benii, imdaaattt…”

Avni: “Abi, felak nas okusak ne olur sence?”

Özcan: “Kızı bilmem ama şeytan özgür kalır kesin.”

…. …. ….

Batak, Ömür’ü kolundan tutup kendine çekerken, Turan’da diğer kolundan tutarak engel oldu.

Turan, “Ne oluyor Batak, sen bu zavallı kızdan ne istiyorsun?” derken Fuat, Özcan ve Avni birbirine bakıyordu.

B: “Alacak verecek mevzusu. Sen karışma.”

T: “Bilakis, artık tamamen içindeyim. Unutma, seninle benim aramda da alacak verecek var… Dua et şuan acil yurt dışına çıkış yapmam gerekiyor. Yoksa onu burada bırakmazdım… Özcan, sen Ömür hanımla burada kal ve hanımefendiye göz kulak ol. Haftaya geldiğimde onu iyi görmezsem hesabını sana sorarım.”

Özcan, panikle ileriye atlayıp, “Abii, unuttun mu bende seninle gelecektim. Avni kalsın.” deyince Turan, “Haklısın… Avni, sen kal…” dedi

Avni: “Turan abi, bende seninle gelsem.” (yalvararak)

Turan, sinirlenip “Lan size ne oluyor?” deyip geriye döndüğünde Özcan Avni’ye, zafer kazanmış gibi gülüyordu.

Turan’ın baktığını görünce ciddiyetine geri dönüp gıcık temizler gibi öksürdü.

Turan, sinirlenerek, “Emrime karşı mı geliyorsunuz lan siz… Özcan, ikinizde kalıyorsunuz, itiraz istemiyorum.” deyip Ömür’e yaklaştı.

“Nazar boncuğu, merak etme… Bundan sonra senin kılına bile dokunamaz… Ben gelene kadar sabret.” deyip saçlarına dokunurken batak silahına davranmamak için yumruğunu sıktı.

Turan gittikten sonra herkes eve girerken Avni Özcan’a kızarak, “Senin yüzünden bende kaldım.” deyince Fuat kollarını ikilinin omuzlarına atarak, “Doğru söyle lan, bu kız size ne yaptı?” dedi Avni’ye hitaben

Ömür ve batak arkadan onlara bakarken, batak kulağına eğilip, “Yazık, nasıl s.ktiysen adamlar şeytan görmüş gibi bakıyor.” dedi

Ömür, “Halbuki seni s.ktigim kadar değildi.” deyince Batağın gülen yüzü asılıp kendini Ömür’den uzaklaştırdı.

… Salonda herkes oturmuş bir birine bakarken, Ömür geriye yaslanıp, bacak bacak üstüne attıktan sonra, hanım ağa gibi beş erkeğe baktı.

Ö: “Şuan kendimi erkek yurdunda gibi hissettim… Lisedeyken en büyük hayalimdi, o kadar erkekle bir araya gelsem nasıl olur diye düşünürdüm hep.”

Batak: “Bana bak, çok konuşma… Bi s.rim görürsün ne oluyormuş?”

Özcan: “Batak! Bir hafta bekle, sonra ne istiyorsan yaparsın.”

Avni: “Abi! Bırak gücü yetiyorsa yapsın, bize ne?”

Ömür: “Ne oldu Avni’ciğim arabada yalvarıyordun? Ablaa ablaa diye.”

Özcan: “Sen ona bakma, arada bi aptal cesareti tutuyor. Bi emrinle yanındayım.”

Ömür: “Keşke herkes sizin gibi olsa?” (Fuat’a ima ile)

Fuat: “Yenge, özür dilerim… Bu saatten sonra sen ne emredersen başım gözüm üstüne.”

Doktor, kahkaha attıktan sonra, “Batak bu ne lan böyle, ben nereye düştüm… Dört erkek bi kızla baş edemediniz mi?” deyince Avni, “Yok abi biz ikimizdik, dört değildik.” dedi

Özcan, ağzından kaçırdığı için Avni’nin kafasına şaplak atınca Fuat: “Üzülme Özcan abi, siyah kuşaklı birine yenilmişsiniz, ben öğrendiğimden beri mukavemet göstermedim. O derece.” dedi

Avni: “Bak abi, sorun bizde değilmiş, kız herkülmüş.”

Özcan: “Avni! Sussana oğlum…”

Ömür: “Evet Avni, üçümüzün arasındaki sır, neden herkese söylüyorsun?”

Batak, başı sabitken gözleriyle konuşanlara bakıyordu ama aklı Ömür’le bundan sonra neler olacağını düşünmekle meşguldü. Kafasında istediğini oturtamayınca gözlerini kırpıştırıp düşünce bulutlarını dağıtarak ayağa kalktı.

“Kalk hadi, yatalım.” diyerek Ömür’e bakınca herkesin gözleri fal taşı gibi açıldı.

Ömür, üstteki bacağını sallarken, “Iı ııııhhh yalvarmadan olmaz.” dedi

Batak, Ömür’ü kolundan tutup kaldırırken kendilerine şaşkınlık içerisinde bakanlara, “Yanlış anlamayın hemen lan.” dedikten sonra, “Lan yalvartacak halin mi kaldı a.k. karısı, yürü hadi.” diyerek sırtından üst kata doğru itekledi.

Ömür, odaya giderken, “Sen ayrı odada ben ayrı yatakta, koridor aşkımıza gölge düşürdü. Hasret geldi geçti kapı arkasında, duvarlar aşkımıza gölge düşürdü. Günleri ayları yılları saydım, Bir tek seni istedim o karardaydım

Sen batak ben Ömür olmaz olaydım

intikam aşkımıza gölge düşürdü.”

“Yaww he hee, çok konuşmada git yat.”

Ömür, odasına gidince doktor gelip ilacını verdikten sonra, “İyi geceler. Bir şeye ihtiyacın olursa alt katta olacağım.” deyip gitti.

Batak, yastığıyla nevresimini alarak Ömür’ün yanına gelip ikili koltuğa yattı.

~~~~•~~~~•

Filiz’le Hilde hakkında konuştuktan sonra, uykum kaçmış yatakta Selim ile çekindiğimiz fotoğraflara bakıyordum…

O zamanlara geri dönsem neyi yapar neyi yapmazdım diye düşünürken burnumun direği sızlamıştı.

İstanbul’a geldiğim gün, beni yere yatırıp gözlerime bakarken, yıllar önce geride bıraktığı kıza benzettiğini bilmiyordum…

Geçtiğimiz iki yılda en çok pişman olduğum, saçma sapan sebeplerle ondan ayrı kaldığım günler olmuştu…

Söz vermeme rağmen, bu sefer son diyerek yine ağlıyordum…

Ertesi sabah Cenk gözlerime bakıp, “Yine ağlamışsın.” der gibi bakıp surat yapacaktı ama söz veriyorum gerçekten bu sondu…

Ben, ağlamamı sonlandırmadan uyuyup, yüzümde yaşların kuruduğunu bildiğim için, uykuya ne zaman daldığımı anlayabiliyordum…

“Anne!” diye bağırma sesiyle sıçradığımda, göz yaşlarım kurumak üzereydi…

Cenk’in, hıçkırarak ağlıyor gibi gelen sesini merak ederek odasına gittim. Uyuyor gibiydi ama hem sayıklıyor hem ağlıyordu.

Yatağa oturup yüzüne dokunarak uyandırmaya çalıştım.

“CEEENNKK… Ceeennkk, uyan… Kâbus görüyorsun Cenk.”

Cenk, gözlerini açıp aniden yerinden doğrulduğunda terleri göz yaşlarına karışıyordu… “Erkek adam ağlamaz kızım, ben ağlamam” diyen adam, şuan çocuklar gibi hıçkırıklara boğulmuştu…

“Yapma Nurseli, DNA testi yapma… sakın yapma… Yıllarca baba dediğin adam bir anda yabancı oluyor, yıllardır yüzünü görmediğin adam ben senin babanım deyip seni ailenden koparıp yalnızlığa mahkum ediyor…”

“Cenk, sakin ol… Gel hadi, terasa çıkalım.”

Terasa götürdüğüm Cenk, hâlâ titriyordu…

Cenk’in yanında babasına sarılan ilk okul çocuğu gibi dursam da destek olmak için beline sarıldım…

Kulağımı göğsüne dayadığımda kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, ben böyle bir atışı sadece Selim’i gördüğüm zaman ve bayılacağımı hissettiğim zaman kendimde hissediyordum…

Beni kendinden uzaklaştırırken belimden tutmaya devam ediyordu…

“İyi misin?” deyip şefkatle baktığımda yine libidosunun etkisi altına girerek öpmek için yaklaştı. Bedenimi çekmeden yüzüme buse kondurmasına izin vererek, “Cenk, seni çok seviyorum ama öyle değil. Üzgünüm…” dedim

Dudaklarını yüzümden çekmeden, “Bu da mı gol değil a. k… Ağlıyorum lan ben… Güneş tutulması gibi nadir bi olaya şahitlik ediyorsun yörüngeme girmiyorsun insafsız…”

“Cenk, sana bi çakarım, yörüngeni şaşırır kara deliğe girip yok olursun.” deyip sarıldığım yerlerini cimcirerek gıdıklamaya başladım…

Benden kurtulup odaya koşunca, “Gel buraya yörüngesinden çıkmış yıldız seni.” diyerek peşinden koştum…

Odaya geldiğimizde ilk günkü gibi bu sefer Cenk beni kovalayıp yakaladıktan sonra üzerime yattı.

… “Cenk, neden her fırsatta bunu yapıyorsun yaa?” dedim pozisyonumuzu kasdederek.

C: “İlk fırsatta bunu yapacağım için seni hazırlıyorum.”

“Ben bayılmadan üzerimden kalkacak mısın artık.”

“Kalkmıyorum lan, bayıl a.k… Ben de Nuri Alço gibi elimde gazozla dolaşmamış olurum. Ooohhh mis gibi temiz iş valla. Ayılınca ÖÖ.ÖÖ.ÖÖ, bana ne yaptın’ diye ağlama sakın.”

“Gıcıksın Cenk, böyle yaparak ağladığını absorbe edemezsin.” dediğimde kendini üzerimden yanıma bırakıp, arkasını dönerek yatınca bende alnımı sırtına dayayarak uyudum…

~~~~•~~~~•

Cenk ile Nurseli’yi öpüşürken gören Ahu, ikili odaya girince elindeki kadehi yere fırlattı.

“Seni mahvedeceğim Cenk.” derken planını bir an önce devreye sokmak istediği belli oluyordu.

~~~~•~~~~•

Ertesi sabah Batak uyandığında Ömür hâlâ uyuyordu. Yatağın ayak tarafına gelip Ömür’e bakarak, “A. k. karısı, ne yalvarıcam, ben rüyamda da görebiliyorum.” deyip odasındaki banyoya gitti…

Keyifli bir banyodan sonra bornozunu giyerken diline dolanan şarkıyı söylemeye devam ediyordu…

Bornozun ipini bağlarken, “Sen ayrı trende ben ayrı garda yollar aşkımıza gölge düşürdüüü, neydi lan bunun devamı, uyuz dilime dolandırdı.” deyip dışarıya çıktığı anda, korkutucu maske takan Ömür, “Bööööğğhh!” diyerek önüne çıkınca batak korkup, sağ eliyle Ömür’ün sol yanağına yumruğunu geçirdi.

Ömür, yumruğun şiddetiyle önce yan duvara çarpıp sonra da yere yığıldı…

Batak, daha şoku atlatmadan yere oturup bayılan Ömür’ün başını koluna aldı. Maskeyi çıkartırken, “Geri zekalı, mal, Ömüür!” diyerek ayıltmaya çalıştı.

“Fuaattt!” diye bağırınca Özcan ve Fuat aynı anda gelip olayın ne olduğunu anlamaya çalıştı…

Batak, “Fuat, şuradan kolonyayı ver, sende git buz getir çabuk.” diyerek Özcan’a baktı.

Fuat, kolonyayı verip, biraz baktıktan sonra maskeyi takıp, Özcan’ı korkutmak için kapının arkasına saklandı…

Özcan, dolaptan buzu ararken ondan önce Nazife hanım batağın odasına gelince Fuat, “Bööööğğhh!” diyerek arkadan çıktı…

Nazife hanım da, çığlık attıktan sonra oğlunun kollarına bayıldı…

Fuat, maskenin altından, “Anne, benim… Anneee… Anneee…” diyerek ayıltmaya çalıştı.

Özcan; buzla geldiğinde, bir yanda ayılmak üzere olan Ömür’ü, diğer yanda hâlâ baygın

olan Nazife hanımı gördü. Buzu kime vereceğini şaşırmış gibi onlara baktı…

Ömür, yanında yatan Nazife hanımı görünce, “Ona ne oldu?” diye sordu.

Batak; buzu Özcan’dan alırken, Fuat’a da göz ucuyla kızgın bakmayı ihmal etmedi… Fuat’a sinirle Özcan’dan çektiği buzu kızarık yere bastırıp, “Elinin körü oldu a. k. iki dakika yalnız bırakmaya gelmiyorsun, sen uyumuyor muydun?” dedi bu sefer de Ömür’e kızarak…

Ömür, göz kırpıp, “İki saat seni uyandırmaya çalışırken yorulmuşum, iki dakika gözümü dinlendireyim dedim.” deyince batak yine oyuna geldiğini anladı…

B: “Sen yine bana ne yaptın kız?”

Ömür: “Rüyana girmek için uğraştım sadece, o kadarcık.”

B: “Şerefsiiiizzz, senin yüzünden bundan sonra kendime çelik zırh takıp yatıcam.”

Ömür: “Sen önce git de frikik verdiğin yerlerini ört.”

B: “Yiğidin malı meydandadır kızım… Suratın yamuldu gözün hâlâ başka yerde.”

Nazife hanım ayılınca Özcan, Ömür’ün yanına gelip yüzüne baktı…

Özcan: “Şahtı şahbaz oldu, oğlum bu bir haftada iyileşmez, kendin bittin bizi de ipe götürmek için mi uğraşıyorsun?”

Batak: “Bi sus lan sende, ne güzel defolmuş gidiyordu ikidir başıma bela ettiniz.”

Ömür: “Hooowww hooowww hooowww alooo, ben buradayıııımmm… Yarım saat önce ‘ııııhhh’lıyodun ne oldu?”

~~~~~~•~~~~~~•

0
Please leave a feedback on thisx

Doktor, ilk olarak Nazife hanımı muayene ettikten sonra Ömür’ün çenesini kontrol etti… Baş parmaklarını, yüz bitimi ve kulak başlangıcına bastırıp, “Ağzını aç.” dediğinde şiddetli bir ağrı hisseden Ömür’e, “Hadi geçmiş olsun, çene ekleminde sorun başladı. Ben sana iyileş git diyorum, sen hepten yerleşmeye çalışıyor gibisin.” dedi

Batak, bunu ilk defa duymuş ve doktorun Ömür’ü etkilemeye çalıştığı için, içten içe sinirlenmişti…

Nazife hanımın tansiyonu yükseldiği için kahvaltıyı Fuat ve Avni hazırlarken, Ömür odasında dinleniyor, batak, doktor ve Özcan da çalışma odasında Ömür’le ilgili konuşuyordu.

Özcan: “Doktor… Makyajla falan kapatabilir mi?”

D: “Ne bileyim Özcan, make-up uzmanı mıyım a.k.”

Özcan: “Kuaföre götürsek?”

Batak: “Haaa, götür de ifade falan nezaretlik olalım.”

Özcan: “Ol Batak, ooolll… Hatta bende olayım… Hepimiz olalım… Turan abi mezara koyana kadar hapse girerim daha iyi.”

Batak: “Abartma lan.”

D.D: “Turan Ömür’den hoşlandı mı, bu koruyuculuk da neden?..”

Özcan: “Turan’ın hoşlanmadığı kız mı var, karşı cins olsun yeter.”

Batak: “Şerefsiz.”

Özcan: “Sana ne lan, hem ben sana ne dedim, uzak tut şu kızı demedim mi?.. Sen gitmiş s.ki tutturmuşsun.”

Batak: “Lan bilmiyor musun? Uykum ağır, o yüzden.”

D.D: “Hııııııığ’ evet evet, ondan.”

Batak: “Ne diyon lan sen, görmedin mi götürüyordum”

D.D: “İki gün daha Ömür, iyileşene kadar Ömür…” (taklit yaparak)

Özcan: “Bana bak batak, sen bu kızdan ne istiyorsun?”

Batak: “Lan ben tanımadığım karıdan ne istiyeyim, a.k. karısı geldi bela oldu… Vurulduğum gün beni görmüş, bir kere yapalım gideyim diyor.”

Özcan: “Sende yapmadan önce dayanıklılık testine mi tabi tutuyorsun?”

Batak: “Haaa haaa haaa, çok komik.”

D.D: “Bence Ömür, batağı sinir testine tabi tutuyor gibi görünüyor.”

Batak: “Aynen, o bulaşmasa yüzüne bakarsam ne olayım.”

Fuat, “Kahvaltı hazır abi.” deyince üçlü masaya gitmek için odadan çıktı…

Batak, Ömür’ün odasına gelip, kapıyı vurduktan sonra onay gelmesini bekledi. Ömür, ses vermeyince kapıyı açıp içeri girdiğinde, Ömür’ü camın önünde kanepede oturmuş kapıya bakarken gördü…

“Niye gel demiyorsun s.kuk?” diyen batağa Ömür alaycı bir tavırla, “Kapıya vursanda benim cevabımın senin için hiç bir şey ifade etmediğini göstermek istedim.” dediğinde batak dumur oldu.

Sinirini belli etmeden Ömür’ü kahvaltıya çağırınca, “Ben sana bir defa söylemiştim diye hatırlıyorum.” dedi inmeyeceğini ima ederek.

“Nazife annem hazırlamadı ki?”

“Oğlu hazırladı, o mutfakta hazırlandı. Ben internetten sipariş vereceğim, sen adamlarına söyle kuryeye izin versin yeterli.”

“Ne istiyorsun? Dünkü yere iki çift bi tek gidemeyiz.”

“Boşver yaa, gerek yok… Bu günü de aç geçirelim ne olacak yani, doktor bi serum takar.”

“Oooffff Ömür ooofff, ömrümü yediiinn!”

“Hayatımda yediğim en lezzetli ömürdü.”

Batak: “Benim yiyeceğim Ömür’de öyle olsaydı keşke.” dedikten sonra dışarıya çıkıp Mesut’u yanına çağırdı…

“Mesut, yanına birini al, şu seyyar tezgah mı ne var yaa?! Hem lavabosu hem aygazı olandan. Eksiksiz ve acele alın gelin, bir de menemen malzemesi alın, yağ yumurta her şeyiyle eksiksiz olsun. kahvaltılık falanda alın.”

Mesut, “Tamam abi.” dedikten sonra yanına birini alarak gitti.

~~~~•~~~~•

Gözümü açtığımda uyuduğum yerden farklı tarafa bakıyordum… Beş saniye ben kimim burası neresi sorgusundan sonra genleşerek ayıkmaya başladım. Sol kolum Cenk’in sırtına değdiğinde yerimden fırlayıp baktım. Cenk, gece uyuduğu gibi kalmış, benden tarafa dönmemiş gibiydi…

Omuzuna kolumu koyup sırtına dayanarak, “Ceeennkk, uyaann sabah oldu.” diyerek uyandırmaya çalıştım.

Gecenin aksine yüzü tebessüm ederek gözlerini açınca, “Ne oo yine hurileri mi gördün?” diye sordum.

“Hayır, bu sefer sadece seni gördüm.” deyince nasıl gördüğünü merak ettim.

“Aaa! Öyle mii? Nasıl gördün? Hayr olsun?”

Kollarımın altından ellerini geçirip belimden tutarak kucağına oturttuktan sonra dudaklarıma yaklaşarak, “Gel göstereyim mi?” dediğinde merakım gitmiş yerine şaşkınlığım gelmişti.

“Sen, beni mi gördün, yanii şey…”

“Senden alamadığımı rüyamda yaptım.”

“Nasıl yaa, daha tanışalı kaç gün oldu kii?”

“Bunun günle saatle ne alakası var, çok istedim gördüm.”

“Ne yani, Selim beni hiç istemedi mi?”

“Nereden çıktı bu Selim yine yaa, sabah sabah.”

“O beni rüyasında göremiyordu.”

“Eee, ne olmuş yani?”

“Yani, acaba abim olduğu için miydi?”

“Geldik mi yine psikolojik teste, Nurseli aş şunu artık, her şeyin altında bir şey aramaktan vazgeç. Yıllardır ayrı olduğu kardeşleri varmış, onun üzüntüsü olabilir? Bazı erkekler olmuyor ondan olabilir? Yani bir çok sebebi olabilir.”

“Ama sen görmüşsün?”

“Ben aynı rüyada kaç kızla oluyorum, hepsini seviyor, istiyor mu oluyorum, yooo… Bu rüya farklı bir şey, birinden duymuştum, aslında şeytan geliyor demişti. Demek ki şeytan Selim’den haz almıyor.”

“İyi ki de almıyor.”

“Çok konuşma, kalk git şuradan bende banyomu yapayım.”

“Kahvaltıya ne yapayım?”

“Biraz bekle, birlikte hazırlayalım. Senin omletin güzel oluyor bana da öğret.”

“Neden öğreteyim, ben her sabah yaparım.”

“Sen gidince kim yapacak peki?”

“Ben gidecek miyim?”

“İllaa kii?”

“Tamam, sen özlediğin zaman gelirsin yaparım.”

“Selim komiser beni sana yaklaştırmaz.”

“Geçen gün izin verdi ama?”

“Mecbur kaldı gibime geldi. İlk fırsatta bizi ayıracak gör bak.”

“Seni de mi sevmiyor.”

“Başka kimi sevmiyor ki?”

“Furkan komiseri.”

“AA! Gerçekten mi? Çok iyi anlaşıyor gibiler?”

“Anlaşıyorlar ama ben Furkan komisere kahraman dedim diye beni altıncı kattan aşağı salladı.”

“Ne diyorsun sen yaa, büyük sıçmış, sende onunla devam mı ettin yani?”

“Evet, çünkü onu çok seviyorum.”

“Aklına s.çayım Nurseli emii?.. Bak… Kim olursa olsun, sana bunu yapana acıma, önce kendini sev o kişiye s.ktiri çek. Daha sevgili iken onu yapan ileride ne yapar hiç düşündün mü?”

“Bende biliyorum ama o Selim, yapmaz.”

“B.k yapmaz, gözü dönmeye görsün… Bal gibi de yapar. Bu kadınların akıl tutulması ne a.k. anlamıyorum yaa, adam bi kere yapmış, ikincinin garantisi var mı?.. Geçen mahkemede hakim adama, sen eskortlarla mesajlaşıyor muşsun dedi, adam evet deyip itiraf etti, aynı salonda karısı, ‘Benim kocam yapmaz’ diyor… Laaannn maaalll, yapmış yapmış… Kraldan çok kralcı olmanın ne anlamı var. Sende o kafadasın belli… Kalk git…Omletimi yap… Bana aşık olman için elimde kırbaç, psikopat olmam lazımmış.”

“Sana psikopatlık yakışmaz kii?”

“Tüüühhh, ne yazıııkk!”

Beni yataktan itip, “Kalk git, geri zekalı.” dedikten sonra kendisi de diğer taraftan bacaklarını aşağıya indirdi. Cenk, gelene kadar bende kahvaltı hazırlamaya indim.

~~~~•~~~~•

Ömür, internetten bulduğu numara ile pastanesi arayıp, ertesi gün sabah sekiz için bin tane muffin siparişi verdikten sonra valizinden av malzemesini çıkartacaktı kii batak, “Ömür törpüsüüü!” diyerek kapıyı açıp içeri girdi.

Elindeki mutfak önlüğünü, “Al tak şunu hadi.” dedikten sonra iplerini omuzlarından geçirip arkada bağladı.

Ömür, itiraz etmeyi sona bırakarak ne yapmaya çalıştığına baktı.

Batak, elinden tutup bahçeye çıkartınca Ömür, havuzun yanında kurulmuş, kullanıma hazır tezgâhı görünce şok geçirmek üzereydi.

“Bu nee?”

“Cingöz gelene kadar evimi mutfağımı rahat bırak diye, başka bir şey olduğundan değil.”

“Bende öyle düşünmüştüm.”

“Dün ben yaptım sen yedin, şimdi sıra sende.”

Batak, tezgahın yanına aldığı sandalyeye oturunca Ömür, “Beş dakika sonra geliyorum.” diyerek eve girdi, odasına gelip kalemle önlüğe bir şeyler yazıp dışarı çıktı.

Lavaboda elini yıkarken Batak, önlükte yazı yazdığını görünce Ömür’ün yanına gelip kendine çevirerek yazıyı sesli okumaya başladı.

“ÖMÜR yapar A AK yer… E hani B ve T harfi?”

“Boşlukları sen doldurursun diye düşündüm. Yaptığım kime yarayacaksa o yesin diye.”

“Kim mesela?”

“Bi tahmin et bakalım S.A.L.AK!”

“Salak değildir bence, PATAK olabilir dicem ama onu da bu gidişle sen benden yiyeceksin.”

“Hıııımmm MALAK! Olabilir mi?”

“Y.A.RAK Y.A.R.AK konuşma da yap şunu hadi çok acıktım.”

Batağın arkasını dönüp sandalyeye yürürken ki tebessümünü gören arkadaşları şaşırıyordu.

Avni, söz alıp, “Bence batak bu kıza aşık olur. Aksini iddia edenle iki maaş üzerine iddiaya girerim.” deyince Mesut, “Ben olmaz diyorum, eğlencesine takılıyor bence.” deyip elini uzattı.

Özcan, Mesut’un eline vurup, “Bir maaşım gitti bu kız yüzünden iddiayı yükseltiyorum, bu kız batağı nikah masasına oturtmazsa beş maaşım sizin.”

Avni, Özcan’a destek olurken, Fuat, Mesut ve doktor aksine iddiaya girdi…

….

Ömür, menemeni pişirip batağın kendine yedirmesi gibi üfleyip batağa yedirirken kendisi de karnını güzelce doyurdu…

Akşam yemeğini Ömür ile Batak birlikte yapıp arkadaşlarını çağırdı. Bahçede mangal keyfinden sonra doktor istemeye ismeye oradan ayrıldı.

Ömür, güzel geçen günün hürmetine yapacağı bir şakayı erteleyerek uyudu…

~~~~•~~~~•

Ertesi sabah Batak; Ömür’ü, üzerine yatmış, parmaklarını birbirine geçirmiş kendini uyandırmaya çalışırken gördü…

“Yemezler, bu sefer rüyama giremedin?”

“Gününü kâbusa çevirmek istediğim için rüyana girmek istemedim.”

“Yine yüzüme yazı mı yazdın yoksa?”

“Haaayııııırrr! Bataaakk beni tanı artık, her ŞAKKA yı bir defa yaparım. Ayrıca her yaptığım bir sonrakinden daha basit olur.”

“Eee, bu ŞAKKA’nız ney hanım efendi.”

“Kalkmazsan öğrenemezsin?”

“Üzerimden kalkmazsan nasıl öğrenebilirim.”

“Sana çok güzel bir sürprizim var. Hazır mısın?”

Batak, “Bana bak, senden sonra bana lazım olanlara dokunmadın değil mi?” diyerek belden aşağısına bakmaya çalışırken bileğinde bi ses duyup hemen sağına döndü…

Ömür, kendi bileği ile batağın bileğine kelepçe takmıştı. Alaycı bir gülüşle, “Bu ne biçim şakka be, açman için ne yapabilirim. yalvaracak mıyım ne yani?”

“Yookk bu o kadar zor olmayacak bana zevkli geldiği için yaptım.”

“Bu kelepçeyi nereden buldun a. k.”

“Ne var ki? Menteşeli bileğe göre ayarlanabilir kelepçe diye yazınca internetten çıkıyor?”

Batak, “Neyse, şunu açmak için ne yapıyoruz söyle de hemen yapayım.” diyerek fermuarını indirirken Ömür elini tutup engel oldu.

“O kadar kolay değil. Bu sefer derdim midenle. Ama önce gözünü kapatacaksın.”

Ömür, salona yaklaşırken batağın gözünü bağladı…

Batak, gözlerinin kapalı olmasını bahane eder gibi Ömür’ün beline sarılarak yürümeye başladı.

Ömür, gülümseyerek salonun kapısından girdiğinde birden şok olmuş gibi masaya doğru koşunca batak, “Ne oluyor laann?” deyip gözlerini açarak düşmekten son anda kurtuldu.

Ömür: “Yaaa! Siz ne yapıyorsunuz?”

Avni: “Günaydın yenge, kesene bereket muffinler çok güzelmiş.”

Ömür: “Kaç tane yediniz? Nereden yediniz? Ağzınıza bir şey geldi mi?”

Fuat: “Ne oldu yenge, ne bu panik? Bu kadar muffini sadece ikiniz yiyemezsiniz değil mi?”

Ömür, suratı asık bir şekilde ne olduğunu anlamaya çalışan batağa döndü, “Anahtar bunlardan birindeydi.” deyince batak, “Eeee?” dedi bir yandan da meraklı gözlerle bakarken.

“Şakkam buydu, ikimiz bulacaktık.”

“Şaka?”

“Evet şaka?”

“Ulan onu sormuyorum, şuan söylediğinle şaka yapıyorsun değil mi?”

“Yok vallahi, bu muffinlerin birinde saklıydı.”

“Lan burada kaç tane var?”

Ömür, “Bin tanecik.” derken sanki bir tane der gibiydi.

Batak: “Biiinn! Hani şu birin yanında üç sıfır olan bin! Bildiğimiz bin değil mi?”

Ömür: “Evet, o bincik.”

Batak: “Lan sen benim başıma bela mısın? Bu kadar tatlıyı yersek ne olur bi düşünebiliyor musun?”

Ömür: “Ben aslında ayarlanmıştım, gözlerimi kapatıp rastgele birine koydum, az çok tahmin ederim diye düşündüm ama tepsilerin yerini değiştirmişler… Karışık yemişler.”

Batak: “İyi halt etmişsiniz hadi pislediğiniz gibi temizleyin.”

Fuat: “Abi, testere ile zincirini keselim yada ateş edelim.”

Batak, bileğini kaldırarak, “Bunu çıkarmanın en kolay yolu bileğimi kesmen salak, bu kelepçe senin bildiğine benzemez.” deyince hepsi kelepçeye baktı.

İlk tepki Avni’den geldi. “Aaa, zincirsiz.”

Ömür, sağ elinin işaret parmağını kaldırıp, “Güzel filmdir izledin mi?” diye sorunca Avni şaşırarak baktı.

Batak, “Fuat, adamları çağır… Yiyin bitirin bulun şu anahtarı.” dedi

Fuat, on adamı çağırdı, ikisi şeker hastası olduğunu söyleyip iki taneden fazla yiyemeden gitti. Kalan sekiz kişi ile dört erkek masaya oturup yemeye başladı…

Fuat ve Avni tıklandığını hissedip masadan kalktı…

Batak, Ömür’ü sürükler gibi çekip masaya götürdü, Mesut’a kızarak, “Lan ne yediniz hani hepsi duruyor?” deyince Özcan, “Bana bak, kızma lan çocuğa, adam başı yüz muffin tutuyor geri zekalı, nasıl yesinler.” dedi

Avni, batağın yanına gelip, “Özcan abi, bizim oraya götürsek, onlarda yese?” deyince cevabı batak verdi.

“Olduuu, başka… İstersen lokma dağıtır gibi mahalleliye de dağıtalım… Bütün şehire rezil olalım değil mi?”

Özcan, “Tamam suuuss… Dinlene dinlene yiyoruz işte… Sende az sabret… Dua et de ikisinden biri yutmamış olsun, iki gün bok nöbeti tutarsınız?” deyince Batak sol elini başına götürüp saçlarını geriye doğru çekerek yumruğunu sıkıp Ömür’e baktı.

Ömür kulağına yaklaşıp, “Bakma öyle, öyle bakma.” deyip suçlu çocuk gibi başını önüne eğince batak şaşırdı.

“Sen yaptığına pişman mı oldun yoksa?” deyip başını yüzüne eğince Ömür, “Evet… Keşke gözlerim açık saklasaydım.” dedi.

Batak, bu sefer de elini alnına vurup, “Bende pişman oldu zannediyorum hanım efendinin pişmanlığına bak a. k.” dedikten sonra elini tutup odasına doğru yürüdü.

Ömür, peşinden gitmekten başka çaresi olmadığını bildiği için, “Duurr batak, nereye gidiyoruz?” dedi kendini geri geri çekerek.

merdivenlerin başına gelince, batak geriye döndü.

“İşemeye gidiyorum a.k”

“Neee? Hayır, saçmalama… Ben varım olmaz.”

“Ne ooo, hani gizlimiz saklımız yoktu. Kızım sen yapmış olabilirsin ama ben geceden beri yapmadım, idrar kesem patlamak üzere.”

“Biraz daha tutsan? Belki birinden çıkardı yaa?”

“Onların yemesini de sıçmasını da bekleyemem… Bir daha aklını başına alırsın… Sen biraz önce ne demiştin? Beni tanı artık Ömüüüürrr her yaptığına karşılık vereceğim her biri bir öncekinden daha kötü olacak.”

“Yaa batak yaa.”

“Nee Ömür törpüsü nee? Yedin ömrümü, geldiğin gibi gittiğin günü bi göreyim, adağım olsun şehrin ortasında muffin dağıtacağım. Hemde aha bu elimle.” (Kelepçeli eli ile)

Batak, Ömür’ü sürükler gibi odaya götürüp, banyoya girdi… Fermuarını açana kadar ciddi olmadığını düşünen Ömür, sağ eliyle gözlerini kapatıp arkasına döndü.

Batak kıyafetini indirirken Ömür, elini bataktan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Batak, klozete oturup yapmaya başlayınca da Ömür, yerinde tepinmeye başladı. “İğrenç ötesisin batak?”

“Ne oldu canım, bir gün sana yalvarırsam bunun için yalvaracağım ve bu da onun için sıradan bir şey, çok sık yapar vallaa, hiç acımaz.”

“Pislik, çabuk ol.”

Batak, uzun uzun işedikten sonra taharet musluğunu açıp, sağ elini bacak arasına götürdü.

Ömür, mızırdanmayı bırakıp, “Bataakk, lütfen diğer elinle yıka.” diyerek yalvarmaya başladı.

Batak, “Tâbii, sen rica et yeter ki?” deyip Ömür’ü işkenceden kurtardı…

Tepsilerin birazını yiyerek birazını ezerek baktılar ama anahtar yoktu… Batak, “Bana bak, numara mı yapıyorsun sen?” deyip Ömür’e yaklaştı, “Ben yalvardığım hâlde sen yapamayasın ki doğru söylüyorum.” diyen Ömür’e ikna olmuş gibi, “Büyük yemin ettin, tamam inandım.” dedi

Tek olasılık Fuat yada Avni’nin anahtarı bilmeden yuttuğuydu…

Koltuğa oturup acaba hangisi yuttu diye birbirlerine bakmaya başladılar.

Nazife hanım, bir an önce tuvaletlerinin gelmesini sağlamak için onlara patates haşlayıp muz yedirdi.

Özcan: “Batak, sen dua et de inşaallah Fuat yutmuştur.”

Ömür: “Neden?”

Avni, mahçup bir şekilde, “Yenge, ben en az üç en fazla on güne kadar tuvalete çıkmam da o yüzden.” deyince batak ve Ömür önce birbirine sonra kelepçeye bakıp yutkundu…

…Avni’nin uzun süre tuvalete çıkmadığını duyunca, Ömür’ün morali bozuldu ve kollarını bağlamak istedi…

Batak, elini geri çekip, bağlamasına izin vermeyerek, “Geri zekalı, trip atman bana bağlı unuttun mu?” dedi kelepçe olan bileğini havada sağlı sollu döndürürken alaycı bir gülümsemeyle…

Özcan, “Midem bulandı, ben yatmaya gidiyorum… Avni, Fuat kalkın lan sizde yürüyüş yapın, hareket edin de bir an önce çıksın.” dedikten sonra oradan ayrıldı.

Batak, Mesut’u, müshil ilacı, yoğurt, kefir alması için çarşıya gönderdi. Yürüyüş yapmak için oradan ayrılan adamların arkasından bakarken, “İlk defa birinin sıçmasını bu kadar sabırsızlıkla bekliyor ve uğraşıyorum… Defolmadan, yapmadığım başka şeyleri de yaptıracak mısın söyle de ona göre hareket edeyim.” deyince Ömür, bataktan tarafa dönüp, ayaklarını koltuğa çıkartarak oturduktan sonra, sol şakağını, yarı yumruk yapıp koltuğa dayadığı sol kolunun parmaklarına dayadı…

“Senceee?” derken ki hâli, yaptıklarım yapacaklarımın teminatı der gibiydi.

Batak, kelepçeli elinin parmaklarını Ömür’ün parmak aralarına geçirip, geriye doğru yatırırken kendisi de üzerine yattı…

Ömür, rahat yatabilmek için bacağının birini uzatıp, diğerini koltuğa dayayarak karnından tarafa doğru katladı.

Batak, sol elini Ömür’ün sağ bacağında gezdirirken, “Şuan bi rica edesim var ama?” derken Ömür’ün dudaklarına yaklaştı.

Ömür başını sağa sola sallayarak, “Haaayııııırrr! Yeri olabilir belki ama zamanı değil… Tuvaletim var… Hatta ben rica ediyorum kalk, yoksa altıma kaçıracağım.” dedi.

Batak, elini bacağından çekip saçlarına götürürken aynı zamanda da Ömür’ün kasıklarına yaptığı baskıyı azalttı. Ömür’ün saçlarını sol tarafına atarak boynunu açığa çıkartırken, Ömür, başını kıpırdatmadan gözleriyle batağın yüzüne bakıp, “Geçmiş mi?” diyerek morarıklığı sordu.

B: “Geçmemiş ama tekrar yapmamı istemiyorsan doğru söyle, anahtar sende mi?”

Ö: “Bu evden gitmeme, hatta istediğimi alıp gitmeme ramak kalmışken yalan söyler miyim sence?”

Batak, Ömür’ün hiç bir dediğine inanmazken buna inanmak zorunda kaldı… Göz göze geldiklerinde Ömür yutkunup gözlerini kapatınca batak öpmek için yaklaştı…

Ömür, dudaklarında batağın sıcak nefesini hissedince nefesi kesilmiş gibi hissetti…

Batak, altına aldığı Ömür’ün çıldırmasından aşırı derecede zevk alıyor gibi öpmeden gülerek izliyordu…

Nihayet, kendisi de gözlerini yumup, öpecekken Fuat, “Abiii!” diyerek içeri girdi…

Koltukta boylu boyuna yatan ikili hemen oturup Fuat’a baktı.

B: “Ne oldu?”

F: “Abi kusura bakma, benim tuvaletim geldi de, onu haber verecektim.”

B: “Bando ekibi nerede?”

F: “Ne ekibi abi?”

B: “Bando bando… Lan git yap, ne reklam verir gibi söylüyorsun? Ajanslardan son dakika geçelim istersen…”

Fuat, batağa haklısın der gibi bakıp çıkarken Batak seslendi.

“Bana baakk, klozete yapma haa, kaba yap.”

Ömür, itiraz ederek, “Fuat, sen batağa bakma!” deyince ikili, “Neden?” der gibi ona baktı. “Kaba yapma kibar yap!” deyip gülünce de şaka yaptığını anlayıp göz devirdiler.

Fuat, bir şey söylemeden çıkarken Batak, Ömür’e bakıp, “Allah aşkına söyler misin neden beeenn?” dedi gayrı ciddi merak eder gibi.

Ö: “Sana karşı içimde anlamadığım bir nefret var… Bende bilmiyorum.”

B: “Kalk gidiyoruz.” (elini tutup çekerek)

Ö: “Nereye?”

B: “Tuvaletim var demedin mi?”

Ö: “Ben böyle yapamam.”

B: “Ben bulucam bir yöntemini yürü… Bir daha rica edecek kıvama gelirsem, bahanen kalsın istemiyorum.”

Batak, Ömür’ü odaya getirip, şifonyerin üzerinden kulaklığı alarak sesi duymayacağını gösterir gibi taktı…

Açtığı müziğin sesi Ömür’e kadar gelince Ömür ikna oldu… Batak, odanın camını açıp, banyonun kapısını kapatmadan içeri girdikten sonra arkasına dönüp ellerini geriye aldı…

Ömür, gülümseyerek kıyafetlerini indirip klozete otururken batak müziğin ritmiyle başını aşağı yukarı hareket ettiriyordu…

Ömür, ihtiyacını giderdikten sonra, kalkmadan sifonu çekip musluğu açarak batak gibi kelepçeli eliyle taharet almaya çalıştı… Batak, ilk olarak geriye eğilip elini yumruk yaparak yukarı çekmeye çalışmış ama sonrasında Ömür’ün oyalandığını anlayınca bilerek yaptığını düşünüp kendini kasmamaya başlamıştı…

Batak, yumruğunu açınca Ömür’ün sol bacağına dokunduğunu hissetti… Parmak uçlarıyla ileriye doğru gidip, Ömür’ün apış arasına dokunduğu an panikle geriye dönerek Ömür’e baktı…

Ömür, şaşırarak, biraz da ne olduğunu merak ederek, “Nee? Neden öyle bakıyorsun?” dedi

Batak, “Sulanmışsın?” derken şehvetle bakıyordu.

Ömür, ilk olarak inkar aşamasına geçti.

“Yıkadım yaa, o yüzden.”

Batak, geri adım atmadan, “S.ktir, neyin ne olduğunu anlıyoruz herhalde karşında beş yaşında ki çocuk yok.” deyince Ömür, “Keşke beş yaşındaki çocuk olsaydı, daha kolay dize gelir yap dediğimi yapardı.” deyip lafı gediğine koydu

Batak, “Sen yap dedin de yapmadım mı?” derken Ömür’ün önünde diz çökmüş, sol eliyle belini okşarken sağ eliyle bacağına dokuyordu.

Ömür, “İlkin öp dedin, öptüm… Şimdi de yapabilir miyim de yapalım.” deyince Batak, ayağa kalkıp, “Gel bakalım o zaman, burada pek ikna edici olmam.” dedi.

Ömür, bataktan destek alarak ayağa kalkıp kıyafetlerini yukarı çektikten sonra batağın elini tutup, bahanem kalmadı der gibi baktı…

Batak, elinden tutup dışarı çıkartınca Ömür, zafer kazanmış gibi gülüyordu…

Odanın ortasına geldiklerinde Fuat kapıya vurdu… Batak, dişlerini sıkarak, “Ne var?” deyip dışarıya seslendi.

F: “Abi, bende yok.”

B: “Öyle mi?.. Yazık olmuş… Git ağıt ekibi tut ağlasınlar.”

F: “Abi! Mesut geldi… Bu ilacı nasıl içireceğiz bi bak.”

Batak, bi karar vermesi gerektiğini belli eder gibi Ömür’e baktı… Ömür, batağın bakışlarından anladığı kadarıyla ikinci defa dumur oluyordu…

Batak, yataktan tarafa değil de kapıya doğru yürüyünce içinden sayısız küfürler etmeye başladı…

Fuat, arkalarından yürürken içinden, “Kusura bakma abi ama iddia büyük… Beş maaşımı bu şeytan bakışlı kız yüzünden kaybedemem.” diyordu…

~~~~•~~~~•

Avni, batağın verdiği ilacı içmiş gibi yaptıktan sonra ağzından çıkartıp cebine koydu… Kefir ve yoğurdu afiyetle yedikten sonra odasına gitti…

~~~~•~~~~•

Gece olmuş ama Avni’den haber gelmemişti… Batak, “Kaçta olursa olsun gelsin.” diyerek Ömür’ü alıp odaya gitti…

Günün yorgunluğu ile ikisi de hemen uykuya daldı…

Gece üçe doğru Avni odaya gelip, yavaşça kapıya vurdu… Ömür, batağın duymayacağını bildiği halde kısık sesle, “Gel!” dedi.

Avni, çekine çekine odaya girip, anahtarı uzatınca Ömür, midesi bulanmış gibi bakarak almak istemedi.

Avni, telefonunu çıkartıp, “Yenge! Ben anahtarı yutmadım, sabah senin koyduğunu görüp cebime sakladım.” deyince Ömür, “Neden?” der gibi baktı.

Avni yine mesajla, “Yenge, beş maaş iddiasına girdik, ben senden yanayım, o yüzden.” deyince Ömür telefonu alıp, “Kimler karşı tarafta?” yazdı.

A: “Fuat, Mesut, doktor.”

Ö: “Şerefsiiiizzz doktor, senin de ipini çektim…”

A: “Yenge, emrindeyim.”

Ö: “Biz neden yazışıyoruz kii, batağın uykusu ağır.”

A: “Sana batakla ilgili bir bilgi daha, abim istediği zaman günlerce uyumayabilir… Benim tuvaletim gibi üç gün uykusuz kalabilir.”

Ö: “Bunu nasıl anlayabilirim?”

A: “Anahtarı onun avcuna koy yat, uyandığında düşmüşse gerçekten uyumuş demektir, sabah bir de arama telaşına kapılırsınız… Yok eğer düşmezse, istediğin kişinin beş maaşını sana vereceğim gün yakındır tam gaz devam.”

Ö: “Fuat aylık ne kadar alıyor.”

A: “Vaayyy! Akıllı yengem ama Fuat olmaz, ölür yine de abiyi satmaz… Mesut da aylık yirmi beş bin alıyor.”

Ö: “Sana nasıl güveneceğim peki?”

Avni, Ömür’ün geriye katladığı parmağı göstererek, “Yenge, bir şey olursa bu sefer kopar.” diye yazınca Ömür, “Yaparım bilirsin.” der gibi baktı…

Avni’nin söylediği gibi anahtarı batağın avucuna koyup, “Hadi bakalım batak, bu boktan anahtar sana emanet, açıp kurtulacak mısın, tutup saklayacak mısın?” deyip uyudu…

~~~~•~~~~•

Saçlarımın dip boyası gelmiş sarı ve siyah hiç hoş durmamaya başlamıştı…

“Nurseli, ağaç ettin beni çabuk!” diye böğüren Cenk’in yanına gelip, “Baksana, saçlarım çok kötü duruyor.” deyip sanki anlayacakmış gibi fikir istemiştim.

“Geç kalıyoruz Nurseli, çabuk biraz.” diyerek saati gösterince, “Tamam yaa, iyi ki bir şey sordum.” diyerek arabaya doğru yürüdüm.

Randevu saatine daha iki saat olmasına rağmen Cenk, ısrarla erkenden yola çıkmak istemişti…

Bazen erkek sözü dinlemek yararlı oluyordu, bu da o günlerden biriydi… İş saati olduğu için trafik durma noktasına gelmişti. Cenk, geç kalacağımızın korkusuyla trafiğe söverken içini rahatlatmak istedim.

“Cenk, rahat olur musun lütfen…”

“Başka hastane mi yoktu kızım, İstanbul’un bir ucu a. k. Yetişemeyeceğiz.”

“Başka hastane de var ama burası Okan abinin ortak olduğu hastane olduğu için gittim, çok yardımcı oldular… Yani geç kalırsak merak etme, Okan abiye bi telefon ederim… O halleder.”

“Okan’ın hastane mi?! Doğru mu anlıyorum?”

“Aynen öyle, o gün gördüğümüz kardeşi var ya, onunla ortaklarmış.”

“Kriminalde değil miydi o yaa?!”

“Evet ama bazen ameliyat için hastaneye de gidiyormuş.”

“Neden peki? Koca hastane neyine yetmemiş.”

“Sen Okan abiyi hâlâ sevemedin galiba?”

“Ben açık olmayan insanlardan haz etmem.”

“Okan abi gizli saklı biri değildir kii, mesela bana ilk günden itibaren rengini belli etti.”

“Kardeşi?”

“Evet…”

“Selim’e rağmen seni kardeşine ayarlamaya çalışması da büyük cesaret yani.”

“Selim’e rağmen değil, Selim’den önce de.”

“O nasıl oluyor?”

“Okan abilerin evi bizim yurdun arka sokağındaymış. Benim ayağım kırıkken yanıma gelip bana yardım teklif ettiler… ‘Keşke o zaman kabul etseydin belki onunla olurdun’ demişti.”

“Nasıl yaa?! Sence bu tevafuk mu peki?”

“İstanbul’a geldiğim ilk gün o kadar insan varken Selim’le karşılaşmam ne kadar tevafuksa bu da o kadar tevafuk.”

“Selim de, senin salaklığın ve Selim’in basiretinin bağlanması.”

“Salak değilim bi kere, akraba olduğumuz için kan çekti.”

“Yav he hee!..”

~~~~•~~~~•

Ahu, sabah sporunu yapmış nefes nefese dönerken Cenk ile Nurseli’nin evden çıktığını gördü…

Cenk’in araba gözden kaybolunca koşup eve girer girmez, “YILDIZ!” diye bağırdı.

Ahu, sabırsızdı, iki saniye sonra tekrar bağırdı.

“YILDIZ!”

“Geldim hanımım.”

“Hazır mısın?”

“Ne için hanımım.”

“Sana vakti gelince yapacaksın dediğim şey için.”

“Hazırım Ahu hanım.”

“Hadi o zaman, çık… Sana anlattığımı harfiyyen yap… Beceremez, ağzına gözüne bulaştırırsan kovarım seni.”

“Siz merak etmeyin Ahu hanım.”

“Git dolabımdan çantayı al… Duştan çıktığımda her türlü rahatlamış olmak istiyorum.”

“Siz şimdiden içinizi ferah tutun Ahu hanım.”

“Göreceğiz bakalım…”

Ahu, banyo için hazırlanırken Yıldız elinde kağıt çanta ile Cenk’in evine gidip kapıya vurunca Fadime hanım kapıyı açtı…

Yıldız, çarşıdan geliyormuş gibi içeri girdi…

~~~~•~~~~•

Hastaneye yarım saat geç gelince doktor hanım beni araya alacağını söyledikten sonra ikimizi bekleme salonuna aldırdı.

Cenk, telefonundan bir şeyler yaparken, ben önümdeki orta sehpadan dergi alıp, içine göz gezdirmeye başladım.

İkinci dergi bitip üçüncüye geçmiştim ki, görevli gelip, “Nurseli hanım, buyurun.” diyerek beni çağırdı.

Cenk’e baktığımda geriye yaslanıp, “Rastgele, buradayım.” deyince tebessüm ederek oradan ayrıldım…

~~~~•~~~~•

Nurseli, odaya gidince Cenk ayağa kalkıp, “Bakalım kimmiş bu Yavuz ASLANER.” diyerek bekleme salonundan koridora doğru yürüdü.

Genel cerrahi bölümüne gelip odaların yanındaki doktor isimlerine bakarken, Yavuz’un karşıdan geldiğini gördü…

Yavuz, kendine yaklaştıkça çattığı kaşlarının arası daha da yaklaşıyor ve yüzü şaşkınlığa bürünüyordu… Yavuz, Cenk’i üç adım kadar geçmiş odasına girecekken Cenk, “Selim!” diye bağırdı…

Yavuz, diğer ismini duyduğu için boş bulunup geriye döndüğünde; Cenk, “Selim, sesim geliyor mu?” diyerek telefonda konuşuyormuş gibi ekrana baktıktan sonra kulağına tuttu…

Yavuz, kendisine bakan Cenk’e, “Rica etsem, biraz daha kısık sesle konuşabilir misiniz?” derken bir yandan da elini aşağıya doğru ahenkle sallayarak yavaş işareti veriyordu.

Cenk, şok’un şokunu atlatamadan elini uzatıp, “Kusura bakmayın Selim bey.” deyince Yavuz, “Benim adım Selim değil, Yavuz.” derken Cenk’in elini havada bırakmadı…

C: “Öyle mi? Selim deyince baktınız, bende sizin de adınız Selim zannettim.”

Y: “Yüksek sesle konuştuğunuz için döndüm.”

C: “Aa! O zaman iki kat özür dilerim.”

Y: “Özre gerek yok, biraz daha dikkatli olursak kâfi.”

C: “Hastanenizi çok beğendim.”

Y: “Teşekkürler.”

C: “Bi şikayetim var ama?”

Y: “öyle mi, nedir?”

C: “Bazı geceler midemin şurası yanıyor, soluk borumdan ağzıma acı tatlar geliyor.”

Yavuz, gülmeye yakın tebessüm ederek, “Şikayet derken, bende hastane ile ilgili zannetmiştim.” dedi

Cenk, mahçup olmuş gibi, “Ayak üstü söylemek gibi oldu, hatayı hata ile örttüm iyi mi?” deyince Yavuz, tüm içtenliği ile, “Estağfurullah, önemli değil… Danışmadan, dahiliye polikliniğine kayıt açtırıp doktorunuzdan midenizdeki sorunun ne olduğunu öğrenebilirsiniz… Eğer, ameliyatlık bir durum varsa o zaman tekrar görüşürüz.” dedi

Cenk, rolünü oynamaya devam etti.

“Öyle mi? Ben en kısa zamanda bi muayene olayım… Teşekkür ederim, tekrar kusura bakmayın.”

Y: “Tekrar önemli değil, şimdiden geçmiş olsun… İyi günler.”

Yavuz, tebessüm ile de veda ettikten sonra, Cenk’i kendisine bakar hâlde bırakıp odasına girdiğinde Cenk, yüzüne kapanan kapı ile konuştu.

“Görüşeceğiz Selim bey görüşeceğiz… Sen mi beni, ben mi seni kesip içimizi boşaltacağız göreceğiz.”


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x