53. Bölüm

EY KAPILAR AÇAN ALLAH’IM BİZE HAYIRLI KAPILAR AÇ…

Yavuz, “Evet abi kaybettim,” dedikten sonra, “Beni oyalama, Furkan’dan değil ama bu çaylaktan alabilirim merak etme.” dedikten sonra telefonu kapattı…

Telefonu kapatan Okan, hemen Samet’i aradı, Samet’in meşgule atmasıyla sesli mesajla, “Abi, şuan meclis kürsüsünde konuşma yapıyor bile olsan in, acil durum, Yavuz’un başı tehlikede.” dedi

Samet’de hemen Okan’ı arayıp durumu öğrendikten sonra telefonu kapattı…

•~~~~•Furkan, Selim’in eline adresler gelir gelmez müsade isteyerek Mert’in attığı konuma doğru hızla yola koyuldu…

•~~~~• Nurseli,

Mert ile sohbet ederek giderken, bir kaç defa dikiz aynasından bakınca, merak ederek geriye, sağıma, soluma bakındım.

Ortaya yakın oturduğum için, “Nurseli, yana kay ve sıkı tutunsana, biraz hızlanacağım.” deyince daha çok merak ederek, “Ne oluyor Mert?” dedim panikle.

Mert’in, “Takip ediliyoruz galiba, ama sen korkma, canımı almadan seni alamaz.” demesine acı içinde tebessüm ederken yine arkaya baktım.

“Yağız Efe mi sence?” diye sordum bir arabadan şüphelenerek.

“Şerefsizi tanımıyorum ki Nurseli, çok yaklaşmıyor, camları da filmli.” dedi “boşuna bakma” der gibi…

Yarım saat kadar Mert’in kaçışı, gerideki aracın peşimizden gelmesiyle Mert’in sabrı tükendi ve bana, “Nurseli, öne gel. Hızlanacağım.” dedi.

Trafik sıkılaştıkça Mert telaşlanmaya başladı… O telaşlandıkça ben korkuyordum ama Mert’e belli etmiyordum…

Bir kaç araba arasından slalom yapan Mert, yine anlamsız bir yüze bürününce, “Ne oluyor? ” diye sordum yine geriyi kasdederek.

“Dikkat ediyorum da, bizi takip edeni de takip eden var gibi.” deyince gerideki arabanın en az iki olduğunu anladım…

Biraz sonra Mert’in telefonu çaldı ve bana, “Nurseli, sen aç.” dedi

Arayan Furkan’dı ve ben Mert’i telaşlandırmamak için tuttuğum göz yaşlarımı serbest bırakarak telefonu açtım.

“Alo, Furkan!”

“Nurseli, hoparlöre al!” diyen Furkan nefes nefeseydi…

Benim hoparlöre almam ile Mert kendisine alo denmiş gibi, “Efendim komiserim.” dedi

Furkan: “Mert, Yağız’ın arkasındaki benim, biraz sonra aranıza gireceğim, ben onu düz götürcem sen yan yoldan devam et!”

Mert, “Emredersiniz komiserim.” deyince, ben, “Furkan, dikkatli ol.” dedim, onun için endişe ederek.

Furkan, suçlu kovalamıyormuş gibi beni sakinleştirmek için, “Sen beni merak etme Nurseli, akşama ne yemek yapacaksın onu düşün, kurt gibi açım.” dedi

Zoraki gülerek telefonu kapattım ve olacakları izlemeye başladım…

Yol ayrımına yaklaştığımızda söylediğini yapan Furkan, bizim arkamıza gelerek eskortluk yaptıktan sonra diğer araba ile düz devam etti, onların sağlı sollu makaslarla gidişini görüş alanımdan çıkana kadar izledikten sonra ağlayarak ve bir şey olmasın diye dualar ederek sağıma döndüm…

•~~~~• Furkan, “Şimdi yaktım çıranı şerefsiz, bana ve sevdiklerime, Nurseli’ye çatmanın cezasını vereceksin.” diye söylenip bir yandan da uygun yerde önünü kesmeyi düşünürken telefonu çaldı.

“Sırası mı şimdi?!” diyerek telefonu açtı ve “Efendim amirim.” dedi

Cengiz amir: “Furkan, neredesin sen?!”

Furkan: “Yağız’ı kıstırdım amirim, elimizde artık.”

Cengiz amir: “Ben sana gizli yap demedim mi, sen trafiği birbirine katmışsın? Takibi bırak!” (sertçe.)

Furkan: “Ama amirim?!”

Cengiz amir: “Hemen geriye dön… Furkan, kimse duymadan öldürsen ‘neden’ demezdim ama bu bizim boyumuzu aşıyor… Dön geriye, sen Nurseli’yi yalnız bırakma… Çocuklar evin etrafında kuş uçurtmasınlar… Güzelce de tembihle, emri ben versem bile Nurseli’yi evden çıkartmasınlar… Anladın mı?”

Furkan, “Anladım amirim.” deyip telefonu kapattıktan sonra takibi bıraktı ve siyah filmle kaplı arabanın arkasından bakarken, “KİMSİN LAN SEN, KİMSİİİİİİİİN?!” dedi direksiyona vurarak…

•~~~~•Yavuz, Furkan’ın takibi kesmesiyle direksiyonu yumrukladı ve, “Bir kere de işime karışmayın birader.” dedi Samet ile Okan’ı kasdederek…

Arka arkaya direksiyonu yumruklamasına rağmen siniri geçmeyen Yavuz, Okan’ı arayıp, “Siz ne yaptınız yaa?!” diye sordu.

Okan, “Paçanı b.ktan kurtardık mal herif, teşekkür edeceğine bir de kızıyor musun?!” dedi karşı atakla ve devam etti, “Valla senin yüzünden ben de ipe gideceğim, yanık geliyor, ‘akşama da eksiksiz evde olun karışmam’ dedi. “

Yavuz: “Sayende onu da bulaştırdık tam oldu… Koca adam oldum artık, çekin elinizi üstümden birader.”

Okan: “Çekelim de altına sıç değil mi?.. Mal mal konuşma da çık gel hadi, oyalanma sağda solda.”

Yavuz, ikisiyle de konuşmak için arabayı eve doğru sürdü…

•~~~~•Nurseli,

Şile taraflarında bir eve gelip kapısında beklerken Furkan’ın arabayı gördüm ve Mert ile ayağa kalkıp koşarak Furkan’a koştum.

Bir adım kala ben dururken o durmadı ve bana sarılarak, “Nasılsın Nurseli, çok korktun mu?” diye sordu kendi kötü ve çok korkmuş gibi.

Sarılmasına hafifçe karşılık vererek, “Senin için evet ama kendim için korkmadım, Mert’e ve sana güvendim.” dedim, boşa çıkartmadınız der gibi…

Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki; gören, araba onu taşımış değil de o arabayı taşımış zannederdi…

Mert, “Komiserim?” diye yaklaşınca Furkan, “Konuşuruz Mert, az bi soluklanayım.” dedi

Henüz gezmemiş de olsam su getirmek için eve girdim, onları peşimden bana bakar vaziyette bırakarak…

•~~~~•Furkan, Bahçede ki kameriyeye yürürken, Mert de meraklı gözlerle kendine bakıyordu…

“Bakma öyle Mert, şerefsizi yakalayamadım.” diyen Furkan’a, “Komiserim, adam deli gibi araba sürüyor, üzülmeyin.” dedi Mert, Furkan’ın kaçırdığını düşünerek.

Furkan, tek kaşını kaldırarak, “Adam deme şu şerefsize, ayrıca ben kaybetmedim, plakaya baka baka geçip gittim yanından.” deyince Mert şaşırdı.

Mert: “Nasıl ama neden?”

Furkan: “Cengiz amir aradı, peşini bırak dedi, ben de bırakmak zorunda kaldım.”

Mert: “Oooowww!”

Furkan: “Oooowww yaaa Oooowww, şerefsizin arka sağlam anlayacağın, zaten kaçmak yerine ileriye çek konuşalım gibi bir tavrı vardı, arkasına güveniyormuş demek ki.”

Mert: “Ne yapacağız şimdi?”

Furkan: “Selim, o mahalle turlamasını bitirsin de, gidip annemi alıp geleceğim.”

Mert: “Komiserim, sizce bu kadar çabuk nasıl buldu?”

Furkan: “Onun kuşları bizden daha çok Mert.”

Mert: “Bence bizim kuşlar güvenilmez komiserim.”

Furkan: “Ne demek istedin merak ettim ama şuan Nurseli geliyor sus.”

•~~~~•Nurseli,

İki dakika içeride oyalanarak özetle konuşsunlar diye düşündükten sonra, ‘yeter artık bu kadar’ deyip su ile yanlarına geldim… Tam tahmin ettiğim gibi beni görünce konuşmayı sonlandırdılar… Bende çok merak ediyor gibi durmadan suyu bırakıp yan yana oturan Furkan ve Mert’in karşısına oturdum…

•~~~~•Batak, telefonda konuşarak odaya girdi, “Sözün özü Turan abi, bu adamlar artık ciddi ciddi tehdit ediyorlar, tüm samimiyetimle söylüyorum ben değil de başka bir avukat olsaydı, hem seni idare eder hem de karşı tarafla iş birliği yaparak ikili oynardı, ama ben geçmiş hukukumuza dayanarak sabredip, bir şey yapmanı bekliyorum.” dedi.

Turan, “Benim adamımı tehdit edecek bebe daha piyasaya sürülmedi batak, sen merak etme, o bende.” dedi.

Batak, “İnşaallah diyeyim o zaman abi,” derken banyodan öğürme sesi duydu ve, “Abi, kapatıyorum, görüşürüz.” dedi ve karşı tarafın bir şey demesini beklemeden telefonu yatağa atar gibi bırakıp banyoya koştu…

Ömür, klozetin önüne oturmuş kusarken yanına geldi ve, “Ooohhh canıma değsin, kendi inadın seni yiyip bitiriyor bak, gayet sağlıklı miden onun yüzünden ne hâle geldi.” dedi.

Ömür, midesinde bir şey kalmayana kadar kustuktan sonra, lavaboya gitmek için ayağa kalktı ve batağa bakıp, “Bu bana yaptığın ikinci şerefsizlik batak, git başımdan, sinirim tepemde zaten,” dedi.

Batak ‘ilki neydi ki lan’ diye kısa bir düşünceden sonra, “Ooohaaa, kinci köpek, sen hâlâ orada mısın?” dedi bir yandan da arkadan Ömür’ün saçlarını elinin içine toplarken.

Ömür, cevap vermeden elini yüzünü kurulayıp yatağa uzandı ve elini karnına koyup, “Acıktım.” dedi çocuk gibi nazlanarak

Batak, “Lan bunu o yapacak, sana ne oluyor?” deyince şaşıran Ömür, “Neyi?” diye sordu.

Batağın, “Ye iç sıç tekrar ye iç sıç döngüsünü!” demesiyle Ömür yine aldırış etmeden, ‘bir şey isteyeceğim ama biraz zor’ der gibi bakarak, “Batak!” dedi

Bu seslenişin ne demek olduğunu anlayan batak, “Yine ne isteyeceksin?” dedi zorluk derecesini merak eder gibi.

Ömür: “Berliner ile Kasekuchen.”

Batak, “Berlin ney ney?” dedi daha ismini bile beğenmemiş gibi dudak yamultarak…

Ömür, “Almanya’da yerdik, çok güzel tatlı.” deyince Batak, “Tamam, Mesut’a yaz, neyse gidip alıp gelsin.” dedi, ‘bu sefer ki kolaymış’ der gibi.

Ömür, “Olmaz, orada bile her pastane aynı yapmıyor, ben Heinrich’in pastanesinden istiyorum.” deyince Batak, “O zaman az sabret, Almanya’ya gittiğinde yersin, ben şimdi nereden bulayım sana o Henriki menriki.” deyince Ömür, “O zaman telefonumu ver, abime söyliym o getirtir.” deyince Batak sinirlenerek, “Ulan, buldun zaafımı vuruyon di, bine di, bine.” dedikten sonra telefonu verip, “Yaz a. koyim, nereden ne istiyorsun yaz.” deyip odadan çıktı.

Mutfağa gidip Fuat’a, “Sana mesaj atacağım, bir tercüman bul, en geç iki gün sonraya sipariş ver.” dedi

Fuat, “Hayırdır abi?” deyince de “Belanın belası bela olmaya devam ediyor.” deyip dolabı açtı.

Boş gözlerle dolabın içine bakan Batağa Nazife hanım, “Oğlum ne arıyorsun söylesene vereyim.” dedi

Batak: “Mideyi çok yormayacak, hafif bir şeyler, tekrar kusturmayacak.”

Nazife hanım, “Sen çekil, ben ona bir şeyler hazırlarım.” deyip dolaba yaklaşırken, Fuat “Abi, bunlar ney?” diye sordu mesaja bakarak.

Batak, “Ne bileyim ben, Almanya’nın tatlısı mı neyse!” diyerek kendinin de yarım yamalak bildiğini gösterirken, Nazife hanım, “Ömür’ün canı tatlı mı istiyor?” diye sordu.

“Ne istemiyor ki anne?” diyen batağa, Nazife hanım, “En çok tatlı aşeriyorsa bebek erkek demektir.” dedi.

Batak, elinin tersiyle Fuat’ın pazısına vurup, “İyi bari lan, mafya olamadık mafyanın babası oluruz, onu kulaksıza vereyim ne yaparsa yapsın.” deyip göz kırptı ama Nazife hanım arkası dönük olduğu için ciddiye alıp, “Ne saçmalıyorsun sen yaa, bana yaşattığın evlat acısını şimdi de o kızcağıza mı yaşatacaksın? Asla!..” dedi

Batak, şakasını ciddiye alıp ağlayan Nazife hanımın yanına gelerek, “Ağlama kız, şaka yaptım, sana vereyim sen büyüt.” deyince Nazife hanım, “Hiç de bile, o yavrunun dağ gibi anası babası var, onlar dururken kimseye düşmez.” dedi

Batak, “Dağ dediğin, yukarıda yiyip içip yatıp sadece göt büyüten mi?” dedi gülerek

Nazife hanım, Batağı kendinden uzaklaştırarak, “O kızı o hâle sen getirdin, geceleri damda dolanıp odasına gitmeseydin o da bu halde olmazdı.” dedi

Batak, bir şey demeden Fuat’a sinirli sinirli bakınca, Fuat, “Ben değil abi, kapıdaki çocuklar görmüş, Mesut’a söylemişler.” dedi

Batak, “O da yemedi içmedi size yetiştirdi öylemi?” dedi daha da sinirlenerek…

Nazife hanım: “O söylemese ne, görünen köy klavuz mu ister. Kızı bi rahat bırakmadın, geldiği günden beri gözünle yedin, ben görmedim mi zannediyorsun.”

Batak: “Aaa, üstüme iyilik sağlık, hiç de bile, plastik top gibi ben kovdukça o geldi bir kere.”

Nazife hanım: “Sus, bana mı anlatıyorsun?.. senin ciğerini bilirim ben… O gün tazı gibi peşinden koşan kimdi, neden nikahı basıp getirdin, bıraksaydın gitseydi.”

Fuat, “Anne, yeter da, sen yengeye yemek götür de ben de yeğenime tatlı alayım hadi.” dedi Batağın cevap vermekte zorlanacağını tahmin ederek…

Nazife hanım, batağa ters ters bakarak hazırladıklarını Ömür’e götürdü…

•~~~~•Furkan, ertesi günü emniyete geldiğinde direk Selim’in yanına geldi, Doğan, yüzü asık bir şekilde kapıya çıkınca, “Hayırdır?” dedi Hilde ile alakalı olduğunu düşünerek…

Doğan: “Sorma ya, durumlar hiç iç açıcı değil. Bebeği bu hafta alıyorlar, ben Ayşe ile Nurseli’yi almaya gelmiştim, Hilde’ye moral olsun diye ama.”

Furkan: “Nurseli’den haber yok galiba, sen de Ayşe’yi al git.”

Doğan: “Olmaz, Hilde anlar bir terslik olduğunu, Ayşe’nin sınavı varmış, Nurseli de onu çalıştırdığı için gelemiyor diyeceğim.”

Furkan: “AA, doğru, benim ki de laf haa?.. Bebeğe erken değil mi?”

Doğan: “Normalde erken ama, doktor altıncı ay dolduğu andan itibaren gerekli takviyeleri yaptı, bebeği hazırladı, ‘şuan en fazla bir ay kuvezde kalır, oğlumuz annesinden önce taburcu olur’ diyor, bakalım, her şeyin hayırlısı.”

Furkan: “Öyle tabi canım… Sen gidiyorsun o zaman?”

Doğan: “Evet Furkan, gidiyorum ama Selim’i sana emanet ediyorum… Nurseli onun için çok önemli, bir an önce bulmasına yardımcı ol lütfen… Alp iki izni birleştirmiş, şu aralar ondan hayır yok… Sen benim yerime ilgilenir misin?.. İnşaallah o kadar sürmez de, en fazla bir buçuk ay sonra buradayım inşaallah.”

Furkan: “Tabi tabi, ben elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım, senin aklın burada kalmasın, Hilde’ye de geçmiş olsun dileklerimi ilet. Yeğen kutlamasını da buraya gelince yaparım İnşaallah.”

Doğan, “Hadi Allah’a emanet.” deyip Furkan’ın omuzuna vurduktan sonra Ankara’ya gitmek üzere oradan ayrıldı…

Furkan, derin bir nefes alıp odaya geldiğinde Selim bir kaç dosyaya gömülmüş, adeta transa geçmişti…

Furkan, “Selamün aleyküm.” diyerek karşı koltuğa oturup Selim’i konuşturmaya çalıştı.

Selim: “Aleyküm selam.”

Furkan: “Dün ne yaptınız, Doğan’la biraz konuştuk ama.”

Selim: “Sorma yaa, haberler kötü, Nurseli’nin kaçırıldığını düşünüyorum.”

Furkan şaşırarak: “Ne demek kaçırılma canım?! emin misin?!”

Selim: “Videonun geldiği adrese gittik ve ne bulsak iyi.”

Furkan: “Ne?!”

Selim: “Bir hafta önce, iki yıl önce vefat etmiş birinin kiraladığı daire.”

Furkan, daha da çok şaşırarak: “Nasıl yaa?!”

Selim: “Dahası da var, koskoca evde sadece bir odasını kullanıyor, onda da bir tekli yatak, bir sandalye ve bir dürbün.”

Furkan: “Hadi yaa, dürbünle nereye bakıyormuş acaba?”

Selim: “Bilmiyoruz, araştırdım, kendi halinde yaşlı iki komşudan başka ev de yok… Yataktan dürbünden örnekleri aldık döndük maalesef.”

Furkan: “Sahte kimlikle evi tutan kimmiş, robot resim falan var mı, emlakçıdan mı?”

Selim: “Emlakçıdan ama adam diyor ki, ‘telefonda konuştuk, asıl oturacak kişi gelene kadar evi bakıma alacağım’ demiş,”

Furkan: “Ne demek o ya, öyle saçma şey mi olur, in mi cin mi, hiç mi bakmamış?!”

Selim: “Dur Furkan, sakin ol… On bin lira bile etmeyen yere yirmi bin nakiti sayınca ne emlakçı ne de ev sahibi kim olduğuna bakmamış.”

Furkan: “Bakmazlarsa böyle olur işte, sapık şerefsiz pezevenk.”

Selim: “Yaşlı başlı kadınları izliyorsa sapık şerefsiz de, pezevenk nereden çıktı anlamadım?”

Furkan: “Ne bileyim lafın gelişi dedim, ben hep onlarla uğraştığım için… Merak etme, bence Nurseli iyi ve olduğu yerde zorla tutulmuyordur.”

Selim: “İnşaallah kardeşim inşaallah. İğne deliği bile olsa aramaya devam edeceğim. Onu bulmadan bana huzur yok.”

Furkan: “Selim?!”

Selim: “Efendim?”

Furkan: “Bildiğim kadarıyla sen Nurseli’yle ayrılmıştın, isteyerek mi ayrıldın mecbur kaldığın için mi?”

Selim’in, tükürüğünün boğazını yırtarcasına indiğini ve gözlerinin dolduğunu gören Furkan ayağa kalkıp, “Ben de sabah sabah saçmaladım, zorunda olmasa kim yolunda giden ilişkisini sonlandırsın ki?” deyip bir şey beklemeden çıktı…

Selim, dirseğini masaya, yüzünü de avuçlarının içine alarak, “Ooofff”ladıktan sonra bir şey bulma ümidi ile dosyalara geri döndü…

Furkan, kendi bölümüne gelir gelmez, “Mert, odama!” diyerek içeri girdi…

Mert, herkesin meraklı bakışları ile Furkan’ın peşinden odaya geldi ve, “Komiserim?!” deyip karşı sandalyeye oturdu…

Furkan, Selim’in yanında tuttuğu kendini birden bırakarak bağırmaya başladı… “BULMUŞ, NURSELİ’Yİ BULMUŞ ŞEREFSİZ,”

Mert: “Yağız mı?”

Furkan: “Ondan başka şerefsiz mi var Mert? sen de ha!”

Mert: “Ne bileyim komiserim, sizi ilk defa bu kadar sinirli görüyorum, şaşkınlıktan ne söyleyeceğimi şaşırdım… Nerede bulmuş?”

Furkan: “Bizim kaldığımız evin çaprazındaki binada bir daire tutmuş, bir haftadır gece gündüz izliyormuş şerefsiz.”

Mert: “Gerçekten mi yaa, nasıl?.. Kimsenin bilmediğini o nasıl bulmuş?”

Furkan: Dün dedim ya, bunun arkası sağlam diye oradan herhalde,”

Mert: “Sizin kaldığınız ev ile alakalı bir şey var mı peki?”

Furkan: “Annemin hac arkadaşlarının eviydi, ondan sıkıntı yok da, plakadan haber var mı?”

Mert: “Yok komiserim.”

Furkan: “Nasıl yok yaa, bir plaka bulamamışlar mı hâlâ?!”

Mert: “Plaka var da komiserim, özel plaka… kullanılmayan, şu dizi yada film setlerinde oluyor ya, ondan, sök atlardan yani.”

Furkan: “Hangi dizi de ya da film de kullanılmış bulabilir miyiz?”

Mert: “Bulabiliriz ama uzun sürer, kaç tane yapım şirketi var, kim bilir kaç yılında kullan at yaptılar, iğne ile kuyu kazmak olur.”

Furkan: “Neyse sen boşver plakayı, eve odaklanalım, onunla oyalanma… Selim’den önce o pisliğe ulaşmamız lazım Mert, hemen Okan’a haber ver, çıkacak DNA’yı karşılaştırma yapsın.”

Mert: “Emredersiniz komiserim de, bir şey sorabilir miyim?.. Bu adam-“

Furkan, araya girerek: “Adam deme şuna Allah aşkına, kaç kere söyledim.”

Mert: “Üzgünüm komiserim ama sizin yanınızda saygısızlık edemem, cinsiyeti kasdederek adam diyorum.”

Furkan: “Eee, ne olmuş şu cinsiyetini cibilliyetini kovaladığıma.”

Mert: “Dediniz ya, bir haftadır izliyor diye, neden sizce, neden sadece izlemiş?!”

Furkan: “Ne soruyorsun Mert Allah aşkına, açıkça sor, başım çatlıyor, anlamıyorum.”

Mert: “Yani komiserim, diyorum ki, neden bir haftadır sadece izlemiş ve daha da ne kadar izleyecekti?”

Furkan: “Biraz daha açık Mert’im ha gayret?”

Mert: “Komiserim, hani bu adam, o gün Nurseli’ye, ‘başkası ile evlenme, gelip seni alacağım’ demiş ya?”

Furkan: “EEEE?!”

Mert: “Eee siii, gelmiş, ama neden harekete geçmemiş de sadece izlemiş, atladığımız bir şey olabilir mi?”

Furkan: “Ne gibi?”

Mert: “Ya adam bizim aradığımız değil, Yılmaz olabilir, ya da Yağız, Nurseli’yi almak için uygun vakti bekliyor, iyileşmesini mesela… Bu süreçte de evlenip evlenmediğini takip ediyor olabilir? Evlenmez ve iyileşirse karşısına çıkabilir…”

Furkan: “Yılmaz olsa benimle iletişime geçmez miydi?.. Ayrıca iki aydır inine inmedim, neden yapsın?.. Bence Yağız bu?”

Mert: “Komiserim, diyorum ki, bunu anlamanın kolay bir yolu var?”

Furkan: “Kıvrandırma oğlum hadi?”

Mert: “Nurseli, biriyle anlaşmalı evlilik yapacak ve Yağız düğünü engellemek için ortaya çıkacak!”

Furkan: “Yok artık Mert, saçmalama… Olmaz… Ben Nurseli’ye onun takip ettiğini bile söylemeyeceğim, kaldı ki biriyle evlen diyeceğim, olmaz…”

Mert: “İyi de komiserim, bu kız illaki iyileşip şehre inecek ve karşısında onu görecek, hayır savunmasız da, korkudan direk bayılır âlim Allah.”

Furkan: “Savunmasız!.. Hııııııığmmm!.. Bak bu olabilir?”

Mert: “Ney anlamadım?!”

Furkan: “Fikrini tuttum ortak, hemen işe koyuluyorum, sen haber gelirse beni ara.”

Furkan, Mert’in şaşkın bakışları ile odadan çıkıp gitti…

•~~~~•Yavuz, Eve geldiğinde hava kararmıştı ve Samet gelmiş odanın yüzünde volta atarak onu bekliyordu.

“Selam versem alır mısınız?” diyerek içeriye giriş yapınca, Samed elini beline koyup, “Siz benim başıma bela mısınız oğlum, bir rahat işimi yapamayacak mıyım, düğün eksiğimi yapamayacak mıyım?! Derdiniz ne oğlum sizin?” diyerek karşılık verdi.

Yavuz: “Sana ‘gel’ mi dedim, ‘yardım et’ mi dedim de bana böyle bağırıyorsun abi?!”

Samet: “Geç otur lan şuraya, hem suçlu hem güçlü, bana ne dolaplar dönüyor anlatın çabuk.”

Yavuz, Samet’in otur dediği yere Okan’ın yanına otururken, ‘Beğendin mi yaptığını’ der gibi bakıyordu…

Samet yine sinirle, “Bakma ona öyle bakma, sıra ona da gelecek, benden gizli bir şey yapma dedim yine en son ben duydum, lan ben sizin babanız mıyım?” dedi bir Okan’a bir Yavuz’a bakıp.

İkisi de cevap vermeyince yine kendisi devam etti. “Bana bak, ne oldu anlat bakayım? Nurseli neden polisin yanında, bu sefer ne oldu, aynı konu mu?”

Okan, ilk olarak, “Hayır ya, o konu tamamen kapandı, iki ay önce Nurseli’yi Furkan komiserin kız kardeşi zannedip kaçırmışlar.” dedikten sonra, kıvranmaya başlayıp, “Darp edilmiş ve… Galiba… Tecavüz… de var.” deyince Yavuz sertçe araya girerek, “Nereden biliyorsun Allah aşkına, muayene edilmedi ki?” dedi

Okan, “Beni konuşturma Yavuz, bana bunu düşünmesi söylemesi kolay mı zannediyorsun? ama durum onu gösteriyor ne yapalım? Hem ben başında galiba dedim zaten!” dedi sertçe

Yavuz: “Bu gibi şeyler galiba ile olmaz, emin olmadan konuşma!”

Samet: “Nurseli şuan nasıl?”

Yavuz: “Kötü!.. Hastanede böyle değildi, ilaç verilmeyen gece bile kabussuz uyudu, oraya gitti kıza ne olduysa oldu, sinir krizleri, kabuslar. Bir hafta kaldım, gece camı açıp nefes almadığı bir gece görmedim.”

Samet: “Sapık mısın lan sen, milletin evini gözetliyorsun?”

Yavuz: “Sen sapık mıydın?.. Feyza’yı kaç yıldır evinde tuttun?”

Samet: “Onunla bu bir mi lan, ben Feyza ile evleniyorum,”

Yavuz: “Aynı, ben de Nurseli ile evleneceğim.”

Samet: “Sen ciddi misin?.. Selin ne olacak?”

Yavuz: “Okan kavga ederken ağzından kaçırdı, Selin, çoktan Fatih’e aşık olmuş, benim için artık bitmiştir.”

Samet: “Sadece Selin mi?.. Yoksa bütün herkes mi?”

Yavuz, derin nefes alıp, “Benim öldüğümü düşünüp, normal hayatına devam eden herkes.” dedikten sonra ortamda sessizlik oluştu.

Samet, tekrar konuştu ama bu sefer sakin ve nazik bir ses tonuyla, “Peki tamam, komiser bende, onu Nurseli’den uzaklaştırayım, sonra da sen istediğini yap.” deyince Yavuz, “Hayır abi, lütfen siz müdahale etmeyin, ben bu sefer kendim halledeceğim.” dedi itiraz ederek.

Okan, “Başını belaya sokmadan yaparsan, biz de sana karışmayız.” dedi…

Samet, Okan’a: “Kaldığı yerden bir şey çıkar mı?.. Dna falan?”

Okan: “O bende, sorun değil, DNA’yı değiştirdim, Nurseli’yi kaçıran ile aynı çıkacak.”

Yavuz: “İyi yapmışsın… Furkan da az gözünü açsın, adamlar içine sızsa ruhu duymayacak.”

Okan: “Dikkat etsin diye bahsettiğin sensin mal, farkında mısın?”

Yavuz: “Ben bu kadar kolay sızdıysam demek istedim be, uzatma.”

Samet, ayağa kalkıp, “Kalkın yatın hadi, bundan sonra da benden bir şey saklamayın ve sıçtıktan sonra aramayın.” deyip odasına doğru yürüdü.

Okan da, “Ben de kaçtım, yarın çok yorucu bir gün olacak.” deyip odasına gitti.

Yavuz da biraz önceki konuşmaları tekrar içinden geçirerek kendi kendine muhasebe yaptı, “Unuttum mu gerçekten, bebeğim tamamen silindi mi?” diye sordu zihnine, ondan geriye sadece kanlı bir bebeklik fotoğrafı kaldığı için…

•~~~~•Nurseli, gece ilaç içmedim ama, Furkan’ın, “Nurseli, Nurseli, Nurseli kalk.” dediğini duyup gözlerimi açtım.

“Efendim Furkan?” dedim sağa sola bakınarak, rüya görüp görmediğimden emin olmak için…

Gülbahar teyzenin namaz kıldığını görünce, ‘beni neden uyandırdın’ der gibi baktım Furkan’ın yüzüne.

“Hadi kalk bakalım, bundan sonra böyle?.. Bu saatte uyanacaksın.” dediğinde, ‘bu kadar da olmaz ki,’ diye düşündüm, tamam, bana acımıyordu ama biraz da acısa fena olmazdı, çünkü daha sabahın körüydü…

Bir süre bir şey demeyince ben de tekrar gözlerimi kapadım ve uyumaya devam ettim…

Yüzüme düşen bir kaç damla su ile tek gözümü aralayıp, “Furkan ya! Dur! Ne yapıyorsun?” dedim…

Elinde bana doğru eğdiği su bardağına bakarak, “Uyuyana yılan bile dokunmaz. Sabah sabah ne istiyorsun ya?” diyerek insaf etmesini istedim ama o, “Uyuyana değil su içene, sabah değil gece!.. Saat üç.” diyerek yanlışlarımı düzeltti…

“Gece mi?.. O zaman düzeltiyorum, gece gece ne istiyorsun yaa?” dedim isyan eder gibi.

“Bir yere gidip talim yapacağız, hadi kalk hazırlan.” deyince afalladım, ‘talim ney ya’ diye düşünürken, “Ne talimi ya, ne için?” dedim

“Sana kendini korumayı öğreteceğim Nurseli hadi, saat işliyor hadi!” diyerek yorganı üzerimden almaya çalışınca, kollarımla sıcacık yorgana sarılıp, “Furkan, git lütfen yaa, adam alacağını almış, yapacağını yapmış, talim yapıp ne yapacağım ki?” dedim.

Sesi birden ciddileşerek, “Nurseli!.. Beni sinirlendirme de kalk hadi, o pislik tekrar karşına çıktığında savunmasız kalmanı istemiyorum.” dedi

“Ne!.. Tekrar derken?” dedim endişelenerek…

“Mesela yani… Tedbir amaçlı… Sana ‘geleceğim’ dedi diye.” diyerek ardı ardına sebepler sayınca ikna olmuş gibi, “Sen yanımda değil misin beni korursun?..” dedim.

“Nurseli, yedi yirmi dört yanında olamam, senin, kendini korumayı öğrenmen lazım.” deyince, işin içinde başka bir şey olduğundan şüphelenmeye başlayıp, “Furkan, beni bir şeye mi hazırlıyorsun yoksa iyileştirmek için mi yapıyorsun?” diye sordum sesim titreyerek.

“Ne iyileştirmesi Nurseli, ben doktor muyum?.. Herkes işini yapsın. Senin başına gelen benim yüzümden, Ben de o pislik bir daha karşına çıkarsa intikamını kendin al diye uğraşıyorum.” deyince, “Seninle ne alakası var?..” derken, yastığı arkama koyup sırtımı yaslayarak devam ettim, “O beni kaçıranların beceriksizliği… Ayrıca… Senin gibi ona da tuzak kurmuşlar, sen beni zamanında bulsaydın o yanımda olacaktı değil mi?.. Ne yapacaktın peki?”

“Ne mi yapacaktım, sorman bile saçma, direk kafasına sıkardım.” dediğinde, “Hah işte!.. O her kimse onun da ipini çekmek istemişler.” dedim ‘lafıma geldin’ der gibi.

“Haklısın, dur, sabah gidelimde avukat ayarlayalım, yazık boşuna hapis yatmasın.” diye başlayıp, kaşlarını çatarak devam etti. “Nurseli, neredeyse suçsuz ilan edeceksin farkında mısın?”

Kurtuluşumun olmadığını görünce, “Tamam ya çık, üzerimi giyinip geliyorum.” dedim…

Sabah ezanı bile okunmadan yola çıkmış, bir ormanda durmuştuk… Arabadan inip biraz daha içeriye doğru ilerleyince Mert’in gelmiş bizi beklediğini gördüm. ‘Bu ne kadar gerekli ki’ diye merak ederek etrafa bakındım…

Furkan ve Mert’in anlatımı ile açık poligonda atış yapmaya başladık… Silahın geri tepmesi yüzünden kolum ağrıyınca, “Yoruldum.” dedim mızmızlanarak…

Furkan, “Tamam Mert, bu günlük bu kadar yeter.” dedikten sonra, “Ben diğer yeri ayarlıyayım, sen Nurseli’yi bırak,” deyip bana döndü ve “Eve git yat, öğlen seni aldıracağım, tamam mı?” dedi itiraza kapalı bir tavırla.

“Tamam.” demekten başka bir şey diyemedim.

Arabada kısa bir sessizlikten sonra, “Mert, ne oluyor?.. Bu Selim ile alakalı değil, lütfen söyler misin?” dedim.

“Iıııığmmm… Nurseli?” diye kıvranmaya başlayınca bir şey olduğunu anladığımı anladım.

“Ne oluyor Mert?!” diye sorumu yineledim

“Söyleyeceğim ama endişelenme.” der demez, göz kapaklarımın kocaman açılmasına mani olamadım.

Mert, “O o ooo!.. Sen daha duymadan böyle oldun, söylemiyorum.” deyince, “Mert, seninki de iş ha, kırmızı balık düşünme der gibisin. İyiyim merak etme, ne var söyle lütfen.” dedim kendimi sıkarak.

Mert: “Şöyle ki, benim bir süredir beklediğim bir şey… Aslında sen de duysan şaşırmayacaksın ama Furkan komiserim seni üzmek istemediği için gizliyor, ben bir iki çözüm söyledim ve buna karar verdik.”

“Mert, daha ne kadar dolandıracaksın hadi?”

Mert: “Nurseli, o pislik bir şey yapmış ama biz neden böyle bir şey yaptı anlamadık, ilk kaldığınız evin karşısında daire kiralamış ve evi izlemiş, hani sana demişti ya, ‘evlenme geleceğim,’ acaba onu mu takip ediyor diye düşündüm ve sen biriyle evleniyor gibi yapsan o da engel olmaya çalışır mı? Furkan komiser seni o yüzden eğitiyor, benim planda bu.”

“Mert, polis olan sizsiniz, ben sürekli çantamda silahla gezemem ki, bence senin plan daha mantıklı ama ben kiminle evleneceğim ki, Selim gitti biliyorsun?”

Mert, “Şuan seni bilip bekar olan dört kişi var ama sana üç kişinin adını vereyim, Furkan komiser, Okan ve ben.” deyince tüylerim diken diken oldu ve, “Okan abi olmaz Mert!..” diye çıkıştım.

“Neden?” diye merak edince, kardeşi ile olanı söylemeye gerek duymadan, “Yok hayır, o adını bilmediğim bile olabilir ama Okan abi olmasın lütfen.” dedim.

Mert, “Peki tamam. Ben Furkan komiserim ile konuşayım, ikimizden biriyle yapalım.” deyince rahatlayıp, “Olur.” dedim.

•~~~~•Mert, Nurseli’yi eve bırakıp emniyete geldi ve koridorda yürürken Yeşim’in etrafı kolaçan ederek yürüdüğünü görüp takip etmeye başladı.

Yeşim, sorgu odasına girip kapıyı kapattı ve on dakikaya yakın içeride kaldıktan sonra çıktı, ondan beş dakika sonra da Selim çıkınca orada buluştuklarını anladı…

•~~~~•Yeşim, sorgu odasına girince Selim, “Yeşim, ne oluyor?.. Sana ne söyledim, biri görecek.” diye kızdı.

Yeşim aldırış etmeden, “Özledim ne yapayım?” diyerek boynuna sarılıp dudağından bir buse aldı…

Selim, “Tamam, çık hadi,” dese de Yeşim biraz daha oyalanarak, “Akşam gelecek misin?” diye sordu.

“Bu gece buradayım, Nurseli’yi bulmadan buradan çıkmam.” diyen Selim’i bir kere daha öpen Yeşim, “Sana kolay gelsin aşkım, sağ salim bulacağız inşaallah.” deyip dışarı çıktı…

•~~~~•Mert, Selim’in arkasından bakarken, “Ey bütün kilitli kapıların tek açıcısı yüce Rabbim, lütfen Nurseli’nin de kalp kapısını sonuna kadar aç ve kendisini gerçekten seven ve ömrünün sonuna kadar mutlu olacağı kişiyi sevmesini nasip et, yoksa bu Selim yüzünden daha fazla acı çekecek.” diye dua ederek Furkan komiserin odasına geldi.

Utana sıkıla, “Komiserim, Nurseli bir terslik olduğunu anlamış ve bana sordu. Ben de ona dün size söylediğim fikri söyledim ve kabul etti.” dedi

Furkan, “Neyi?” diye sorunca, “Evlenme fikrini komiserim.” dedi.

Furkan şaşırarak, “Nasıl yaa, iyi de kiminle?” diye sordu.

Mert: “Komiserim, ben ona Okan yada sizinle olabileceğini söyledim, o da şiddetle cOkan olmasın’ dedi ve sizinle olabileceğini söyledi.”

Furkan, yine şaşırarak: “Nurseli, ‘evlenirim’ dedi hemde benimle?!”

Mert, gayet sakin: “Komiserim, göstermelik bir nişan, düğün… Belki de Yağız düğüne kadar bile beklemez… Bu kadar endişe etmeyin.”

Furkan: “Endişe değil yaa, tereddüt… Boşluk… Sonunu kestirememek… Yani öyle bir şeyler galiba, ne bileyim, şaşırdım.”

Mert: “Komiserim, bu demek oluyor ki Nurseli iyi ve size de güveniyor. Bence bunun değerini bilin.”

Furkan: “Peki, tamam, sevindim, ben akşam tekrar konuşayım da, ne yapacağız bakalım.”

Mert: “Nurseli’ye, ‘Öğlen tekrar buluşacağız’ dediniz?!”

Furkan: “Yok, o iptal oldu, Selim’in yanına gitmem gerek, nasıl sakin olacağım bilmiyorum ya, iki yüzlü gibi hissediyorum kendimi, çok kötü bir his, anlatamam.”

Mert: “Komiserim, ben öyle iki yüzlülük gördüm ki, bu söylediğiniz deve de kulak kalır.”

Furkan, “Kendimizi biraz daha kandıralım bakalım Mert bey.” dedikten sonra Selim’in odasına gitmek için odasından çıktı…

0
Please leave a feedback on thisx

Furkan, “Kendimizi biraz daha kandıralım bakalım Mert bey.” dedikten sonra Selim’in odasına gitmek için odasından çıktı…

~~~~• ~~~~•~~~~• ~~~~•~~~~• ~~~~•

Labaratuvardan DNA sonuçlarını getiren Zeki, “Buyrun Okan bey.” Dedi dosyayı uzatarak.

Okan, “Başım çok ağrıyor, sen baktıysan söyle.” Deyince Zeki, “Çıktığı gibi getirdim Okan bey, bakmadım. İsterseniz bakayım?” dedi.

Okan, “Ver ver gerek yok.” diyerek dosyayı aldı, bir kahve alıp masasına oturdu ve dosyayı açtı… Çıkan sonucu Selim komiser yerine Furkan’a götürürken dişleri ve yumruklarını sıkıyordu…

Furkan’ın, Selim komiserin odasında olduğunu öğrenince mesajla, “Ne yapayım?” diye sordu.

Furkan da mesajla, “DNA aynı mı?” Deyince Okan, “Evet.” Yazdı.

Furkan, “Veri tabanında bir şey var mı?” deyince Okan, “Maalesef.” yazdı.

Furkan, “O zaman gel, dosyayı Selim’e ver, normal bir vaka gibi anlat.” dedi.

Okan, dosya ile Selim’in odasına gelip çıkan DNA’ların kimseyle eşleşmediğini söyledi.

Selim, dosyanın Nurseli’ye ait olduğunu, eline bir şey geçerse hemen bildirmesini söyleyerek gönderdikten sonra, kendisi de Furkan ile ihbar gelen bir yere bakmak için yola koyuldu…

•~~~~•Bir hafta sonra Nurseli,

Her sabah, gecenin üçünde uyandırılıp atış talimine gittiğimiz bir haftadan sonra elimdeki gerçek silah ile, “Furkan, iyi güzel öğreniyorum da, doktor bana silah raporu vermiyor ki, nasıl alacağım?” Dedim geçen yaz olanlardan tecrübe ile…

Furkan, burnundan nefesle güldükten sonra, “Ruhsatlı silah almayacaksın ki, o yüzden rapora ihtiyacın yok.” Dedi

“Nasıl yani?!” Derken, gözlerim de şaşkınlığımı gösterir gibi yuvalarından taşmıştı…

“Basbayağı Nurseli, bu silah ruhsatsız… Sen bunu, bir kişi hariç başka kimsede kullanmazsın biliyorum, e kullanacağın kişinin dosyasını da faili meçhul olarak yazarız, olur biter.”

“Sen ciddisin!” Dedim her harfi vurgulayarak.

“Yeter hadi, kaynatma yine, başla.” dedi her gün söylediği gibi…

Hafta sonu Yasemin abla ve kocası Ahmet abinin bir kaç saat oturduktan sonra gitmesinin ardından, Furkan’ın beni odaya çağırıp, iki boks eldiveni vererek, “Tak şunları,” demesiyle kahkahaya boğuldum…

“Furkan bu neee?!” Dedim son harfleri uzatarak…

“Eldiven!” Dedi, ‘kör müsün’ der gibi.

“Onu görüyorum da, ne yapacağım?” Dedim, kime yapacağımı kasdederek.

“Sen, sana her ‘yap’ dediğimi böyle sorgulayacaksan işimiz var!” Deyip eldivenleri bana doğru atınca, göğsümde yakaladım ve yere düşmelerine engel oldum…

“Bindik bir alamete,” dedikten sonra, sağ eldiveni takarken, “Yağız efe, biraz bekler misin, silah ile beceremedim, bir de şu eldivenleri deneyeyim!’ derim herhalde!” Diyerek dalga geçtim

Furkan ise aldırmadan, “Geç dalganı geç, üç gün sonra eldivensiz vuracağın zaman da geçebilecek misin bakalım.” Dedi eldivenin bileğini sıkılaştırırken…

“O ne demek yaa?” Dememe kalmadı, Furkan, “Vur hadi!” Diyerek elini kaldırdı ve ileri geri hareket etmeye başladı…

“Ya ben vuramam!..” Desem de, silah da olduğu gibi hislerimin hiç bir öneminin olmadığını göstererek, nasıl vuracağımı anlatmaya başladı…

Bir iki denemeden sonra ciddileşen Furkan, âni bir hamle ile sağ bileğimi tutup kolumu geriye katladı, sırtımı da göğsüne dayadıktan sonra ön koluyla boynumu sıktı ve, “Iıı ııııhhh, yakalandın, çık, çok boş bulundun, böyle olmaz,” dedi

Boynumu güçlükle yukarı kaldırıp gözlerine baktım ve, “İyi de sen kocamansın, ben senin yarı kilonda ve güçsüzüm.” Dedim.

Gülbahar teyze de odaya gelmiş bana hak verir gibi bakıyordu…

Furkan, annesine, “Anne, bu kıza bundan sonra protein ağırlıklı yiyecekler yediriyorsun.” dedikten sonra bana dönüp, “Her gün et yiyeceksin duydun mu? Kolların güçlenecek.” Dedi

Gülbahar teyze kanepeye oturup, “Valla kusura bakma, bundan sonra başkasına yarayacak işler yapmaya tövbe ettim, başkasının sefasını süreceği birini beslemek benim için ölü yatırımdır… Bana söz verin, bununla ilgili anlaşma yapalım istersen yüz kilo yapayım.” Deyince Furkan’a baktım, “Ne diyo?” Der gibi…

O da kaşları çatık dinledikten sonra boynunu geriye seğirtip bana baktı ve, “Neyse, onu da ben yaparım.” Dedi anladığı şey hoşuna gitmemiş gibi.

Geceleri silah, hafta sonları boks derken bir haftayı daha geride bırakmıştık… Furkan ile bedenlerimizin yakınlaşması hoşumuza gitmediği için, “Bu hafta sonu Yeşim’i çağıracağım, yakın dövüşü onunla yaparsın.” Dedi.

Yine itiraz etmeden, “Olur.” Dedim uslu bir kız gibi…

•~~~~•Selim, arabada giderken, yan koltukta oturan Yeşim’in yaptığına bir anlam veremeyip, “Ne yapıyorsun öyle?” Diye sordu.

Yeşim, eli karnında video çekerken, “İki gündür karnım seğiriyor, bende doktora gideceğim. Ona göstermek için video çekiyorum.” Dedikten sonra, Selim’in elini tutup karnına götürerek, “Az bi baksana ne kadar komik, sanki bebek var da tekme atıyor.” Dedi

Selim, biraz bekledikten sonra bir şey hissetmeyince, “Hani, yok? Ben hissetmiyorum.” Dedi

Yeşim, “İnanmıyorum yaa, sen dokundun durdu.” Dedi şaşırmış gibi bakarak…

Selim de elini çekip direksiyonu tutmaya devam etti…

•~~~~•Nurseli,

Furkan’ın “gel” demesiyle gelen Yeşim, ne yapacağımızı duyunca tedirgin oldu ve, “Iıııığmmm şey, Nurseli, bu aralar biraz dikkat ediyorum da, hamile olabilirim, karnıma vurmamaya çalışır mısın?” Dedi

“Ne?! Gerçekten mi?.. Nasıl ya, bir ay yoktun ne ara evlendin?” Dedim şaşkın şaşkın bakarak.

“Evlenmedim canım, şuan erken dedik ama eğer hamileysem kesin evleneceğiz.” Deyince, “Sen emin olmadan olmaz canım, git önce test al gel, negatif çıkmazsa seninle çalışmam.” Dedim kesin bir tavırla…

“Peki tamam.” Diyerek çıktı ve, ultra son model cillop gibi arabasıyla eczaneye gitti.

Yarım saat sonra yüzü kıpkırmızı bir şekilde heyecanla yanıma geldi ve, “Aaayyyhhh, çok heyecanlıyım. Ya varsa?” Dedi.

“Hayırlısı olsun inşaallah, hadi yap da gel.” Deyip banyoya gönderdim…

Beş dakika sonra, “Sen bak Nurseli, benim kalbim duracak neredeyse.” Deyince testi elime alıp beklemeye başladım.

Test tek çizgide kalınca, “Canım, galiba bu negatif.” Dedim yüzümü ekşiterek…

“Hadi yaa, ama biz çok emindik, hatta bak, erkek arkadaşım eli karnımda araba kullanıyor.” Deyip fotoğraf gösterince acı içinde gülümsedim ve, “Sağlık olsun Yeşim, ikiniz de istiyorsanız evlenin yapın.” Dedim

Suratını asarak, “Evleneceğiz evlenmesine de, iğrenç bir dosya geçti eline, onunla uğraştığı için evlenemiyoruz.” Deyince, “İnşaallah o dosya bir an önce kapanır ve siz de kavuşursunuz canım.” Dedim tüm içtenliğimle dua ederek.

“Aaamiiinnn,” derken çok istekliydi…

•~~~~•Yavuz, Okan’ın odasına gelip vurduktan sonra, “Gelebilir miyim?” Dedi.

Okan, “Uykum var!” Deyip izin vermese de Yavuz içeri girdi ve, “Çok zamanını almayacağım, bir bahane ile Furkan komiserin arabasına bin ve bir şekilde bu glonass’ı arabasına koy.” Deyip elindeki takip cihazını Okan’a uzattı.

Okan, “Bize ne dedin, yardım etmeyin ben hallederim demedin mi? Kendin yap.” Deyince, Yavuz, dudak yamultarak gülüp bir yandan da tek kaşını kaldırarak, “Ne yapacaksan başını belaya sokmadan yap demediniz mi?.. Ben de onu yapıyorum.” Dedi

Okan, memnuniyetsizliği her bir mimiğinden belli olur gibi cihazı aldı ve, “İnşaallah işe yaramaz.” Deyip komodine koyduktan sonra arkasını dönüp yattı.

Yavuz, “Sana da iyi geceler abicim, teşekkür ederim, ben de seni seviyorum.” Dedikten sonra odasına gitti ve Ali ile yattı…

Ertesi günü Okan, “Furkan komiserim, Furkan komiserim!” Diye peşinden koşarak çıkışta yakaladı…

Okan, “Biraz konuşabilir miyiz?” Deyince Furkan, önemli bir şey söyleyecek zannederek arabaya doğru yürüdü ve birlikte bindi.

Okan, kucağındaki evrak çantasından dosya çıkartırken kalemi yanlışlıkla yere düşürmüş gibi yaptı ve alma bahanesi ile cihazı yerleştirdi…

Furkan ile, Nurseli’nin sağlığı hakkında konuştuktan sonra da müsait yerde arabadan indi…

Ertesi sabah, kriminalde Yavuz’un arkasından söylenen Okan, telefonu çalınca, “İti an, çomağı hazırla.” Diyerek telefonu açtı.

“Ne var?” Diyen Okan’a Yavuz, “Abiciğim, teşekkürler, çok temiz iş çıkarttın, şuan Furkan komiserin annesi ve Nurseli’nin yaşadığı evi izliyorum… Cihazı alabilirsin.” Dedi

Okan, “Senden kurtulduğum gün kurban keseceğim. Şerefsiz.” Deyip telefonu kapattı ve benzer senaryo ile (Ayakkabıyı bağlama bahanesiyle) cihazı alıp ayakkabısının içine koydu…

•~~~~•Nurseli,

Bir ay boyunca Furkan bir yandan Yeşim bir yandan Mert bir yandan benimle çalışmalar yapmış ve operasyona adım adım hazırlamıştı… Furkan ile kır düğünü yapacak ve güvenlik za’fiyyeti ile Yağız Efe beni kaçıracaktı…

O hafta sonu yine poligonda atış yapmaya gideceğiz zannederken, sürüş pistine gelmiştik ve Furkan’ın gösterdiği başka bir arabaya geçmiştik…

Furkan, arabayı çalıştırıp, ciddi bir şekilde, “Şimdi, bir arabayı bir kere gördün geç, ikinci de şüphelen, üçüncü de emin ol… Belli etmemek için araya bir iki araba alabilir gözün açık olsun… Üç kilometre kadar boş git, bu üç kilometre de yavaşla, hızlan, şerit değiştir, arada arkandaki araca yol ver… O araba bu üç kilometrede seni geçmezse, hızı seninle aynı ise, bil ki peşinde, ne yapıyorsun?” Deyince l, ben de, “Hemen plakasını alıp seni arıyorum.” Dedim şakaya vurarak,

Tekrar, “Bana ulaşamadın diyelim?” Dedi aynı ciddiyetle,

“Dörtlükleri yakıyorum, sağa çekip kelime-i şehadet-” diyordum ki konuşmamı kesip ses tonunu yüksekterek, “Saçmalama Nurseli, hemen çevre kontrolü yapıyorsun, şehir içi, otoyol vesaire,” dedi ve, “Şimdi sana bir hareket göstereceğim hazır mısın?” Diye sordu

“Bunu, hazır olduğumu merak ettiğin için sormadığını biliyorum.” Dedim yüz ifadesinden de anladığımı göstererek,

“Kaynatma, kemerini sıkılaştır.” Diyerek azarladıktan sonra, “Geriye yaslan ve sıkı tutun.” Dedi “Seninle birkaç defa yapacağımız için şu an sadece kendini korumanı istiyorum, savrulma!.. Nerede kalmıştık, takip edildiğinden emin oldun, baktın sen hızlandıkça hızlanıyor, önce slalom yaparak yolun durumunu kontrol ediyorsun… Sonra hızını arttırıyorsun, ayağını gazdan çekip direksiyonu son güç tam tur atarken kendini sabitleyip tüm gücünde el frenini kaldırıyorsun…” Derken de aynı hareketleri yapmış ve arabayı yüz seksen derece ters çevirmişti…

Ben, sağdan soldan tutunmaya çalışırken o, “Burada direksiyonu sert atarsan direksiyon açılmaz, hareketi tam yaparsın ama sert atmazsan araba sağa sola savrulur. Kontrolü bile kaybedebilirsin. Hazır mısın tekrar yapıyorum, bir iki üç…” Dedi ve tekrar arabayı eski istikametine döndürdü…

Kendime gelişim yarım dakika sonra anca olmuşken, “Ooohaaa!.. Ooohaaa!.. Ooohaaa!..” dedim ne yaptığını nasıl yaptığını anlamaya çalışarak… “Sen benden ne istediğinin farkında mısın Furkan, ben ralli şampiyonu muyum?.. Bunu nasıl yapayım?” Desem de buna da itiraz etmeme izin vermemişti ve aynı hareketleri bir kaç defa daha yapmıştı…

Mert, yanında ekstra tekerleri olan arabayla gelince, gerçekten o hareketi yapacağımı anladım ve, “Neden ben yaa?” Diye söylenerek arabadan indim…

Mert, sağıma geçip, “Ben bunca yıldır Furkan komiserimi tanırım, sana verdiği önemi başka birine verdiğini görmedim. Çok şanslısın.” Deyince, anlamlı anlamlı yüzüne bakıp, “O da kardeşi gibi gördüğü için olabilir.” Dedim…

Mert, söylediğine pişman olup, yutkunduktan sonra, “Özür dilerim, yapabilecek misin?.. Tekrar anlatayım mı?” Deyip, neden yanımda olduğunun farkına varmış gibi hareket etmeye başladı…

Peşimden gelen Furkan değil de Yağız Efe’ymiş gibi düşündüm ve Selim’in de “savaş kullan” sözünün inadına, hız yaparak son sürat sürmeye başladım…

Mert, hazır olduğumu hissettiği an savrulmamak için tutunurken; ben, birden el frenini çekerek direksiyonu tam tur kırdım ve yönüm Furkan’a dönünce vitesi geri konuma aldım… Bu seferde geri geri son sürat sürdüm ve kalbimin çarpıntısına rağmen ikinciyi de yaptım… Mert’in gurur duyan bakışıyla birlikte arabadan indim… Ellerim ayaklarım titrediği için arabadan destek alarak dikilirken, başarımı alkışlayarak bize yaklaşan Furkan’a bakıp tebessüm ettim…

Furkan, “İşte benim kızım, aferin sana.” Deyip, iki eliyle çak yaparak beni tebrik ederken gözleri buğulu bakıyordu…

Öğlen yemeğini yedikten sonra Mert’in gitmesiyle ben de fırsatını bulup, “Senin neyin var?” Dedim, ‘doğru söyle inanmam’ der gibi…

Furkan, “İyiyim, bir şey yok.” Derken bile kötü duruyordu…

“Söylemezsen Gülbahar teyzeye söylerim.” Dedim, tehdit etmekten çekinmeyerek…

“Gerçekten kötü bir şey yok Nurseli, hatta kimine göre çok daha iyi bir şey.” Dedi, dudağını yamultarak.

“Sen söyle ben ona göre karar veririm.” Dediğimde, “Ankara’ya amir olarak çağırıldım.” Dedi

Mutluluğum gözlerimden de okunur gibi, “E bu çok iyi bir haber.” Dedim, kendi adıma düşünerek.

“Gördün mü bak, kimine göre iyi demiştim.” Deyince, birden modum düştü ve, “Neden böylesin, istemiyor musun yoksa?” Diye sordum.

“Ödül olarak olsa, öpüp başımın üzerine koyardım ama, susması için eline oyuncak verilmiş çocuğun kenara gönderilmesi gibi olanı istemiyorum.” Deyince şaşırdım ve, “İyi ama, sen çok başarılı bir komisersin, ödül içindir, ya ne olacak?” Dedim.

“Arkası sağlam birinin, elinin ayağının altından gönderilecek kadar iyiyim evet.” Dedi yüzünü ekşiterek ve devam etti, “Yine de seviniyorum, çünkü sen bana uğur getirdin.”

“Sen benim kahramanım olursan, ben de sana uğur getiren böcüğün olurum.” Deyip gülümsedim ve gözlerinin içine baktım, ne kadar doğru olduğumu göstermek için…

•~~~~•Selim’in yanı sıra, Doğan abinin de beni aramaya başlamış olmasıyla birlikte Furkan, iyice diken üstünde hareket etmeye başlamıştı…

Furkan’ın endişeli hâli beni de gerginleştiriyordu.

Akşam namazını kılıp bahçeye çıkınca yanıma gelip oturdu ve, “Ne yaptın bakalım?” Diye sordu.

“Hiiiççç” dedim “çok şey” der gibi.

“Nasıl hiç, ne düşünüyorsun kara kara?!” deyince, derin bir nefes alıp verdikten sonra devam ettim.

“Furkan, düşünüyorum da, hayvan olsaydım, yine aynı belalar beni bulur muydu?.. Mesela babam bir penguen olsaydı ve ben yumurtadayken başka bir erkeğe kapatırsaydı, Annem akrep olsaydı, ben doğarken ikiye ayrılıp ölseydi, ya da vesile gibi kedi olsaydım, Yağız gibi bir yılan yine beni bulur muydu?..”

“Vay be! ufku açan şeyler düşünüyorsun demek, ne zamandır kafan böyle zehir Darwin hanım?” Diyerek dalga geçen Furkan’a, üzgün üzgün bakıp, “Hayvan olsaydık sen Arslan olurdun ve beni yine bütün belalardan korurdun.” Dedim…

Furkan, “Ben Arslan olmazdım.” Deyince, “Ne olurdun?” Diye sordum acayip merak ederek,

Sol eliyle sağ elimi alıp, sırtını avcunun içine koyduktan sonra, baş parmağını avcumun içine koyup, “Buraya bir Furkan konmuş,” dedi ve sağ eliyle parmaklarımı teker teker kapatıp o parmağını gizleyerek, “Nurseli gelmiş, Nurseli bakmış, Nurseli tutmuş, Nurseli gülmüş, Furkan ölmüş.” Dedi…

Yutkundum ve, “Furkan?” Dedim, hem ona hem kendime acır gibi.

“Efendim?” Dedi, gözleri parlamaya devam ederek.

“Ben, sana, bilmeden bir şey mi yaptım, yani… Biliyorsun ben… Ruhen çöküntüdeyim, bilmeden sana-“

“Kıvranma Nurseli, sen bana bir şey yapmadın, ben, kaderi zorluyorum sadece, olmayacağını bile bile kapıldım bir hayale gidiyorum… Sakın bir beklentim olduğunu düşünme, kaderimde mahçup olduğum kızdan hoşlanmakta varmış deyip geçiyorum, sen de öyle yap.”

“Böyle olunca nasıl hissetmem gerek bilemedim ama teşekkür ederim, beni zorlamadığın için.” Dedim,

Furkan, Gülbahar teyzenin beni çağırması ile, “Hadi girelim.” Diyerek içeriyi gösterince, ayağa kalkıp önden yürüdüm, başım yerde aklımda sayısız düşüncelerle…

••••Furkan’a minnettar olmak, ona bir şeyler hissetmeme zorlasa da benim kalbim hâlâ Selim için atmaya devam ediyordu… Yeşim’in, “Seni bulduktan sonra nişan yapacakmış.” Demesine rağmen hâlâ inanmıyor ve unutamıyordum… Olamazdı benim Selim’im yapmazdı…

••••Furkan’ın nöbette olduğu bir gece, “Onun ilgisine karşılık versem nasıl olur?” diye düşünerek uyuya kalmış ve o gece şiddetli bir kabus görerek sıçramıştım,

Gülbahar teyze de benimle sıçramış, terden alnıma yapışan saçları geriye tarayıp, yüzümü açığa çıkartmaya çalışırken, ben özellikle ellerimle gizlemeye çalışıyordum…

“Kızım, aç yüzünü, ne oldu?” Diye yalvarınca, “Utanıyorum Gülbahar teyze.” Dedim o geceden yine bir şeyler hatırlayarak…

“Ne gördün kızım söyle?” Diye ısrar edince, “Olmaz, anlatamam.” Dedim ağlamayı sürdürerek.

Beni zorlayarak elimi yüzümden çekip, çenemden destekle başımı kaldırdı ve, “Bana bak bakayım, insan annesinden utanır mı?.. Ben, bu geceden itibaren seni manevi kızım ilan ediyorum, tamam mı, sen de beni ahiret annen yerine koy ve utanma, tamam mı, hadi anlat, ne gördün.” dedi…

Göz yaşlarım yüzümden aşağıya damlalar halinde inerken, ben, “Gülbahar anne,” diyerek anlatmaya başladım…

•~~~~•Ertesi günü, Yeşim’le kapıda oturup önce rüyamda gördüklerimi ve hatırladıklarım hakkında, daha sonra da onun bir kere daha test yapacağı hakkında konuşmuştuk,

Aklı olanın hemen anlayacağı üzere, o da Furkan’ın benden hoşlandığını anlamıştı…

“Nurseli, sen onca şey olmasına rağmen hâlâ Selim komiser ile olabileceğini mi düşünüyorsun?” Diyerek söze başladı…

“Anlamadım Yeşim?!” Diyerek daha açık konuşmasını istedim…

“O artık yoluna bakmışken, ve Furkan komiserim de senden hoşlanıyorken, kendine daha fazla zulmetme, ve karşılığını ver artık, sen sürekli muayene olmak istiyorum demiyor muydun?.. O kadar şey yaşamışsınız, sence o adam, sana bir şey yapmadan gitmiş olabilir mi?.. Bunu anlamanın kolay ve zevkli yolunu yap bence.”

“Saçmalama Yeşim… Yapamam.” Dedim irkilerek…

“Yapmam demiyorsun bak, yapamam diyorsun, hiç olmadı dene, ne çıkar.”

“Ama, Gülbahar anne var?!”

“Sen iste yeter ki, ben onu hallederim.”

…..Yeşim, aklımı kurcalayan fikirleri ve kendince işlemeye koyduğu planı yaptıktan sonra test yaptırmak için hastaneye giderken, Furkan elinde beş litrelik süt ile geldi…

Yemekten sonra Gülbahar annem sütü ocağa koyup, namaza gittiğinde ben de Furkan ile bahçede oturmaya devam ettim…

Uzunca bir düşünceden sonra, Gülbahar annem, “Çocuklar ben yatıyorum. Siz de çok beklemeyin yatın… Nurseli kızım, üşürsen hırka alırsın… Yasemin’in dolabında bir iki tane olacaktı!” deyip başının gözüktüğü camı kapatırken, “Tamam Gülbahar annem, alırım sen merak etme. Allah rahatlık versin.” dedim.

Oturduğum iskemlede yine uzaklara daldığımda, Furkan koluyla dürtüp, “Dünyadan Nurseli’ye! “Dünyadan Nurseli’ye!” deyince gülüp, “Nurseli dinlemede!” dedim

Furkan, “Daldın yine?” deyip soru ifadesiyle bakınca, “Kendimi dinliyorum, sessizliği dinliyorum. Yaprak hışırtılarını dinliyorum.” dedim bir böceğin yükünü sırtlayıp yuvasına gidişini izlerken.

Furkan, “Dinlediğin şeylerden kendin ne diyor?” dedi, yine beni ürkütmeden ifademi almaya çalışır gibi.

“Ne bileyim, boş boş konuşuyor yine!” dedikten sonra Furkan’a döndüm, sessizdim ama içimin volkanı gözlerimden okunabilirdi.

Furkan fark etti, elimi tutup avucumu öptükten sonra gözlerime bakarak, “Lütfen artık unut, altı ay oldu, lütfen, bak sana hiç iyi gelmiyor!” dedi,

Acınacak halime burnumla gülerek, “Sen unutabiliyo musun?” diye sordum.

“Kurban olduğum, o gözlerine bakınca unutuyorum tabi. Sen bana bütün dertleri mi unutturuyorsun, çünkü sen benim uğurumsun!..” deyince tebessümle karşılık verdim ve, “Sen de benim kahramanımsın.” deyip başımı omuzuna koydum. Gerçekten kahramanımdı, övgü yada birini kıskandırmak için değildi…

Furkan, “Ama sen böyle olunca korkuyorum… Sana dokunursam, o günleri hatırlatırım… Canını acıtırırım diye korkuyorum, bak şimdi bile yüzün ne oldu!” dediğinde yaşadığım onca şeyi kasdederek, “Furkan! Ben çok yoruldum, hiç bir şeyden tat almıyorum artık… Sen de olmasan hepten yitip yok olacakmışım gibi hissediyorum.” dedim.

Furkan, “Nurseli, Sana söz veriyorum seni hiç bırakmayacağım.” deyince, Üzgün bir gülümseme ile yine burnumdan nefes vererek, “Söz verme Furkan, insan o kadar aciz bir yaratık ki, verdiği sözü tutamayınca kendini işe yaramaz hissediyor.” dedim, yanaklarımdan aşağıya doğru iki damla yaş süzülürken,

Yaşlarım Furkan’ın koluna düşünce konuyu değiştirmek istedi ve, “Eee, söylemedin kendin ne diyor yine?” dedi

“Bu sefer bayağı boş konuştu galiba ya,

öyle böyle değil!” diyerek nefesimle güldüm.

Furkan: “O derece diyorsun?”

“Hem de ne!” dedim ama bu sefer ki başkaydı, ifade vermeyecektim, altı ay önce yarım yamalak hatırladığım o geceden bahsetmeyecektim.

Furkan: “İyi, söyle bakalım şu boş şeyi, ilk onda kaçıncı bakayım!” dedi, yine ifadem ya da zırvalamalarımdan biri zannederek

“Bak şimdi bizim bir komşumuz vardı, camimizin hocası, o bize geçmiş olsuna geldi. Babamla anneme dedi ki Allah bir kulunu ya canıyla ya malıyla ya da evlatlarıyla imtihan edermiş!”

Furkan: “Bunun neresi boş, doğru düşünmüşsün?”

Aynı tebessümle, “Düşüncem bu değil ki, oraya daha gelmedim!” dedim…

Furkan, “Haa pardon, devam et o zaman!” deyip sustu ve beklemeye başladı…

“Şimdi düşündüm dee, benim malım var mı?”

Furkan: “Yok mu?”

Ciddileşerek başımı kaldırıp gözlerine baktım, “Var mı Furkan?” dedim sert bir sesle,

Furkan, “Yok herhalde, ne bileyim, mali durumuna mı baktım?” deyince tekrar başımı omuzuna koyup, “Evet yok! Üzerimde bu elbiseler var, bunlar bile benim paramla alınmadı!” dedim.

Furkan, “Tamam ya anladık!” dedi, elbiselerin mali kaynağı olduğunu bildiği için…

“Sonraa, çocuğum var mı?” dedim ilk ciddiyete geri dönerek.

Furkan, “Yok!” deyince, “Nereden biliyorsun?” dedim, tebessüm edişim belli olan bir sesle.

Furkan’da gülerek, “Çünkü medeni halini araştırmıştım?” dedi

“Oof gıcık, Evet yok! Pekii geriye ne kalıyor?”

Furkan: “Canın?!”

“Evet canım, ama canım da gitmiyor!”

Furkan: “Boş yapmaya başladığın yere gelmişiz galibaa, gazamız mübarek olsun.” deyince, elimi koluna götürüp pazısını sıkarak, “Dinleee,” dedim, bir yandan da Furkan’ı sağa sola sallayıp beni dinlemesini sağlayarak, “Şimdi, kişi sevdiği ve çok değer verdiği şeyle imtihan olurmuş yaa!”

Furkan, diğer tarafında duran ve bacaklarına sürtünen vesileyi kucağına alırken, “Kızım sen bunları duyma, geliyor gelmekte olan!” deyip, kedinin kulaklarını kapattı.

Furkan’ın kolunu bırakıp eline vurdum ve Gülerek, “Saçmalamaa! bak dinle! Gerçekten çok düşündüm, aklıma başka bir şey gelmiyor. İkidir aynı şeyle imtihan ediliyorum. Acaba aşırı mı sakındım?.. O kadar da önemli bir şey olmayabilir mi diye düşünüyorum?.. İki kere canımdan olacak kadar korumaya, sakınmaya gerek var mıydı sence?..” dediğimde; Furkan, artık dayanamadı ve sinirli bir ifadeyle, “Bu boşa puanım yüz üzerinden yüz aa otur…” deyip devam etti…

“Nurseli, sen ne saçmalıyorsun, biz bu canımızı ne için feda ediyoruz? Analarımızın bacılarımızın sevdiklerimizin namusu için değil mi? Basitleştirmeye çalıştığın şey için her şeyini verecek olanlar var biliyor musun? Yuvası yıkılan bile var?”

“Nasıl yaa, karısı tecavüze uğrayan boşanıyor mu?” dedim küçük dilimi yutacak gibi şaşırarak.

“İstisnalar hariç boşanıyor tabii, sadece karısı tecavüze uğruyan mı? Uğramayan ama kocası uğradığını düşünen bile boşanıyor.

(Yaşanmış bir olaydan özet)

Bak şimdi, bir ablamız vardı. Evli ve iki çocuğu vardı…Bir gün genel eve kadın bulan bi şerefsiz bu ablayı görüp beğeniyor ve takip edip kaçırttırıyor!.. Arabaya zorla bindirmişler, ayakkabısını yolda bulmuştuk… Bu şerefsiz kaçıranlara da, “İlk ben yapacağım, siz dokunmayın” diyor… Bu ablamız odada yalvar yakar dua ederken adam odaya geliyor ve kadına her yaklaştığında, sara krizi gibi kriz tutuyor!”

“Aaa İbrahim peygamber gibi!” dedim, şaşırmaya devam ederek.

Furkan: “Evet! Sare annemizde nemruta olan

gibi, sonra adam yanındakilere, ‘siz yapın bakayım’ diyor. Onlarda deniyor ama yaklaşamıyor ve ‘bu kadın büyülü’ diyerek kadını tekrar aldıkları yere yakın bir yere bırakıyorlar. Kadın ifadesinde bir şey yapmadılar dese de kocası onu boşamıştı, iki çocuğundan ayırmıştı.”

“Ama bu ona verilen en büyük ceza olmaz mı?” dedim kendimden pay biçerek.

Furkan: “Olur tabii olmaz olur mu?”

“Ben yaşayamazdım herhalde, dayanamazdım!”deyince tekrar kızarak, “Büyük konuşma, çocukları için toparlanmak zorunda. Hayat devam ediyor!” dedi

Furkan’ın gözlerine baktım ve hiç ummadığı yerden vurdum, “Sen peki, ilk olmak ister miydin?..”

****Furkan, bunu beklemiyordu… Yutkundu… Laf ne ara ona gelmişti… Kadınların bu ani geçişlerini bir türlü anlamıyordu…

İki tarafı keskin bıçak gibi soru sormuştu. “Evet”i ayrı bir dert, “hayır”ı ayrı bir dert olan soru…

Nurseli’ye biraz daha yaklaştı, gözlerine bakarak kısık sesle, “İsterdim, hem de her şeyden çok ama olmasaydı da fark etmezdi. Seviyorsam ve seviliyorsam hiç bir şey umurumda olmazdı.” dedi

~~~~~~•~~~~~~

*****Furkan’a biraz daha yaklaştım ve, “Öğrenmek istiyorum Furkan.” dedim, ve Yeşim’den aldığım cesaretle devam ettim, “İlk misin öğrenmek istiyorum!..”

Furkan’ın şaşkın ve ne dediğimi anlamaya çalışan yüz ifadesine rağmen dudaklarını öptüm… Furkan, bir süre hiç tepki vermemişti ama kısa sürede toplayıp vesileyi bırakmış ve yüzümden tutarak karşılık vermişti…

Kalbim, yine deli gibi atmaya başlamıştı, o gecenin aksine yine bayılacak gibi hissediyordum…

Furkan, kendini çekip ayağa kalktı,

beni de elimden tutup kaldırdıktan sonra, kucağına aldı ve içeri girip ayağı ile kapıyı kapattı…

0
Please leave a feedback on thisx

GERÇEKLER ELBET BİR GÜN AÇIĞA ÇIKAR

•~~~~•Yeşim, Gülbahar hanımın tansiyon ilacı ile Nurseli’nin uyku ilacını değiştirip gitti ve son kozunu oynamak için Selim’e, “Bir ihbar daha aldım, bakalım mı aşkım.” Dedi.

Selim, “Ben bakarım, ver. ” Deyip adresi alarak hemen yola koyuldu…

•~~~~•Selim, akşama doğru sevinçli haberi almıştı, hemen Doğan’ı aradı, “Buldum oğlum buldum Selin’i buldum!”

Doğan heyecanla, “Nasıl? Nerede? Yanında mı? İyi mi?” deyince “Hayır abi yoldayım gidiyorum! Şile yakınlarında bir bağ evinde!” dedi heyecandan kalbi duracak gibi.

Doğan: “Emin misin? Kaynak doğru mu?”

Selim: “Eminim, emin olmasam böyle olur muyum?”

Doğan: “Selim beni bekle hemen çıkıyorum!”

Selim: “Bekleyemem Doğan!.. Gidiyorum!”

Doğan: “Selim! bi dur acele etme sakın, ben gelmeden bir şey yapma! Bak üç aydır peşindeyiz… Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Bekle beni çıktım evden, geliyorum. Ben gelene kadar eve yaklaşma! Adamlar Selin’e bir şey yapabilir!”

Selim: “Tamam gel bekliyorum, eve yakın yerde duracağım!..”

•~~~~~~Selim, geleli yarım saat olmuştu, daha fazla dayanamadı ve, “Nasılsa akşam oldu.” diyerek kapıya yaklaştı…

Selin ve Furkan, bahçede oturuyorlardı.

Furkan’ı görünce şaşırdı… Bu nasıl olabilirdi… Neredeyse üç aydır gündüzleri Selim’le birlikte aramıştı ama Selin şu an Furkan’ın yanındaydı ve aşırı yakınlardı.

Selin, Furkan’ı öptüğünde ilk öpüşmelerini hatırladı… Nasıl da utanmış karşılık verememişti ama şimdi ilk hamleyi yapacak kadar cesaretlenmişti…

Furkan, Selin’i içeri götürüp kapıyı kapattı ama Selim’in gözleri kapıda kalmıştı…

Ağlamaya başladı… Beş dakika sonra da Doğan gelip silahını çıkarttı ve arabada kapıya bakıp ağlayan Selim’e, “Bu ev mi? Hadi alalım!” dedi.

Selim, gözlerini yumdu… Akan yaşları ile birlikte yutkunarak… “Asılsız ihbar!..” dedi…

•~~~~•Nurseli,

Furkan’ın kucağında ilk defa odasına geldiğimde içimde bir ürperti oldu ve kendimi sıkmaya başladım… Biraz önce Furkan’ı öpen dudaklarım, altı ay önce de o pisliği öpmüştü, yine yapabilirim, o zaman ilacın etkisi ile olabilirdi belki, ama şuan Furkan’a gerçekten borçluydum…

Beni nazikçe yatağa oturtup, boynuna doladığım kollarımdan kurtulmamak için başını geriye çekmeden dudağımdan tekrar öpmeye devam edince, “Bırak Nurseli, bırak kendini,” demeye başladım,

Nurseli ile işe yaramadığını görünce bu sefer de, “Selin, buna mecbursun, o alete tekrar çıkmak istemiyor isen mecbursun.” Dedim ama yine de olmayınca, “Selim dur, yapma?!” Diyerek Furkan’ı kendimden uzaklaştırdım…

Dudaklarımı elimin tersiyle silerken, “Özür dilerim, yapamıyorum…” Dedim ‘çok denedim olmadı’ der gibi.

“Seni, hiç bir zaman hiç bir şey için zorlamayacağım Nurseli,” deyince teşekkür ederek yatakta oturdum…

İki dakika geçmeden Furkan’ın kapısı tıklandı ve Gülbahar anne, “Furkan, süt kaynadı oğlum, hadi gel bir bardak iç.” Dedi

Bir ay önce utandığım için “anne” demeye başladığım kadından bu sefer daha çok utanmıştım…

“Tamam anne, geliyorum.” Diyen Furkan yatakta yanıma oturmuş kapıya doğru bakıyordu.

“Ben sütleri getireyim, sen de oturma odasından Nurseli’yi çağır.” Diyen Gülbahar anne, eminim şuan Furkan’ın odasında olduğumu biliyor ve ayıbımı yüzüme vurup beni utandırmamaya çalışıyordu…

Ona da “Tamam” diyen Furkan, bana dönüp manidar bakarak, “Hadi çıkalım.” Dedi…

•~~~~• On dakika önce,

Yavuz, Furkan’ın Nurseli’yi kucaklayıp içeri götürdüğünü görünce, hemen Okan’ı aradı ve içindekinin kim olduğu seçilmeyen arabanın arkasından bakarken, “Çabuk bir bahane bulup Furkan komiseri ara, hatta adamı buldum bile diyebilirsin, sana beş dakika veriyorum, Furkan o evden çıkmazsa odayı kurşun yağmuruna tutacağım haberin olsun?” Dedi…

Okan, ne olduğunu anlamaya çalışırken, Yavuz, “Sonra anlatırım, sen oyalanma da hemen ara, çabuk!..” derken, önce Furkan’ın, sonra Nurseli’nin, ardından da elinde tencere ile Gülbahar hanımın dışarı çıktığını gördü…

“Dur dur arama, yanlış alarm.” Deyip telefonu kapatan Yavuz, üçlüyü izlemeye devam etti…

•~~~~•Nurseli,

Başımız yerde birlikte bahçeye gelip kameriyeye oturunca, Gülbahar anne arkadan tencere ile sütü getirip, “Şunu altına koy.” Diyerek nihaleyi verdi.

Furkan, nihaleyi koyarken, Gülbahar anne dengesini kaybedip tencereyi düşürecek gibi olunca, ikimiz birden, “Hiiiiiii’,” diyerek geriye sıçradık, üzerimize kaynar süt dökülmesini beklerken Gülbahar anne tencereyi bırakıp kapağı açtı ve, “İnsan oğlu ne garip değil mi, zemzem ile yetmiş bin defa yıkanan dünya sıcağından korkuyor da ahiretin cehennem ateşinden korkmuyor.” Dedikten sonra birazı tencereye dökülmüş iki bardak sütün birini önce bana uzatıp, “Al bakalım iç, birileri iyi bakamıyorsun demesin.” Dedikten sonra, diğerini de Furkan’a uzatıp, “Sen de al eşek sıpası.” Dedi…

Furkan ile ben süte bakarken Gülbahar anne, “Nurseli, ben bu ilacı içtim, seni bekliyorum, ben uyumadan gel olur mu?..” deyip kutudaki ilaçları masaya dökünce, ilaçların benim olduğunu anladım ve, “Ben yapmadım.” Der gibi bakıp, başımı sağa sola salladım, bir yandan da gözlerim dolarak…

Gülbahar anne, ilaçları elinin yanıyla sağ tarafa savururken, “Bir daha o kız bu eve gelirse, seni evlatlıktan reddederim.” Dedi sert ve kararlı bir şekilde Furkan’a bakarak…

Furkan da, o dakika Yeşim’in ilaçları değiştirdiğini anlayıp, “Anne, iyi misin?.. doktora gidelim?” Dedi.

Gülbahar anne yine bana dönüp, “Kızım, ben emanetime bu zamana kadar haram yedirmedim, içirmedim, giydirmedim… Allah izin verirse yine öyle devam etsin isterim. Lütfen, ben uyumadan gel yanıma olur mu?” Deyip gitti…

O an, ikimiz de önce Allah’tan, sonra Gülbahar annemden, sonra da bir birimizden utanmıştık…

“EMANET!..” dedim içimden, “EMANET!..” Kimin kime emaneti?.. Furkan, Gülbahar anneye Allah’ın emanetiydi… Peki ben, anne babama kimin emanetiydim… Emanet sözünü hiç bu açıdan düşünmemiş olarak, “Furkan,” dedim sütten almadan, “Ben dönmek istiyorum artık.”

Furkan da önündeki süt ile bakışırken, “Tamam.” dedi, hazır olduğumu düşünerek,

•~~~~•Yine muhteşem bir plan ile önce Atakan’ı İstanbul’a çağırmış, sonra da geçen sene hukuk fakültesini kazanan Hale’nin evine gelmiştim… Doğan abi, “kafamı dinlemek için gittim” desem de inanmamış ama mecburen konuyu kapatmıştı…

Ben, altı ay sonra “kimin emanetiyim?” sorusuyla normal hayatıma dönmeye çalışırken, Furkan, ilk planımız olan nikahı iptal etmiş ve kız istemesinden sonra nişan yapmaya karar vermişti…

•~~~~•Selim’in, Yeşim’e, “En kısa zamanda evleniyoruz, hazırlan,” Demesinin üzerinden iki gün geçmişti ki, Furkan bir gün karşısına çıktı ve, “Ne oluyor lan? Ne bu surat,” Diye hesap sordu…

Selim, oralı bile olmadan yanından çekip gidecekken, Furkan arkasından saçını tutup çekti ve, “Sana diyorum hey?!” Dedi

Selim, koptuğu için acıyan yerlerini ovalarken, “Çocuk musun lan sen, ne saçımı çekiyorsun?” Dedi

Furkan, “Sen de cevap verseydin.” Deyip giderken Selim, “Ya sabır.” Çekerek odasına gitti…

Furkan, avcunda tuttuğu saçları bir peçeteye sararak Zeki’nin yanına geldi ve, Nurseli’nin DNA ile bunu da karşılaştır, ama kimseye söyleme, rapor çıkar çıkmaz bana getir.” Dedi…

•~~~~•Nurseli,

İsteme gecesi ben cıvıl cıvıl olmaya çalışırken, Furkan benim aksime somurtkan bir şekilde oturuyordu…

Söz yüzüğü bile almadan gelen Furkan, “Hafta sonu eksiğe gideriz.” diyerek yanımdan ayrıldı…

Erkekler, iş ciddiye binince mi böyle oluyordu, yoksa bu beni isteyen erkeklere has mıydı bilemiyordum…

Hafta sonu Furkan, ben ve Yasemin abla eksiğe çıkmış elbise deniyorduk, ikili yan yana oturmuş beni izlerken; ben, manken gibi elbiseleri giyinip geliyor, kırk santim yükseklikteki stantta sağ sol geri ön gösterip gidiyordum…

Kendinden kabarık, krem, şifon elbise üzerine rengarenk boncuk işlemeli tül abiyeyi giyip geldiğimde, iki haftadır Furkan’ı ilk defa gülümseyerek bakarken gördüm ve ben de güldüm…

Furkan, bir süre bana hayran hayran bakıp, “Bu güzel, bunu al, ama nişanda giyme. Olur da bu iş tamamlanır ise bana özel giyin.” deyip önüme geldi ve kulağıma, “Üzerinden de ben çıkartırım inşaallah.” Dedi.

Utanarak başımı eğdim ve tam stanttan inecektim ki, ayağım elbiseye takıldı ve yere doğru düşüşe geçtim…

Ben, “Aha, nişanda kolum kırık olacağım!” diye düşünürken kendimi Furkan’ın kollarında asılı buldum…

“Sana söylemiştim, ne zaman ihtiyacın olursa ben burada olacağım.” Diyen Furkan’ın aksine Yasemin abla, “Hadi oradan, yalancı seni, nazarım değdi demiyorsun da.” Dedi.

Salına salına yürüyüp eelbiseyi çıkartmak üzere kabine girdiğimde, fermuarı açmaya yardım eden abla bana bakıp, “Çok şanslısın, seni çok seven, sana kıyamayan biriyle evleniyorsun?” Dedi.

Acı içinde gülümsemekle yetindim ve nişan için ayrı elbise bakmaya başladım…

•~~~~•Test çıkar çıkmaz açıp bakan Furkan, burnunun direği sızlayarak doğruca Yakup bey ve Melek hanımın yanına geldi… Gözleri dolu dolu, “Selim ile Nurseli iki yıldır birlikteydi, ama şuan birbirini kardeş zannettikleri için ayrılar, Nurseli Selim’e çok aşık, bunu ona siz vermek ister misiniz?..” Dedi

Yakup bey bir şey söylemezken Melek hanım, “Furkan, şimdi dur, götür sakla ya da at, şu nişan geçsin, öyle ver vereceksen.” Dedi yalvarır gözlerle bakarak…

Furkan, bir şey demeden “hoşçakalın.” Diyerek zarf ile birlikte oradan ayrıldı…

•~~~~•Nişan günü Nurseli,

Ben, az kişi beklerken, “bu gelmez, bunun dersi, bunun işi” derken nişanımı duyan gelmiş, salon neredeyse dolmak üzereydi…

Köyden otobüs ile gelenler arasında karnı burnunda Nazlı da vardı… Ben, koca bir yaz ve bir kış geçirmiş, Nazlı ve Engin’in düğünlerini kaçırdığım gibi, hamileliklerini de çok geç öğrenmiştim…

Furkan ile ilk dansı gözlerini benden kaçırması ile yapmış ve yine bir şey olduğunu sezmiştim… Ama olmazdı ki, bu benim en özel, en güzel günüm olmasa da “mış” gibi olmalıydı… “Yine ne oldu Furkan, bu sefer de emniyet müdürlüğü teklifi mi aldın?” Dedim, neden somurttuğunu merak ederek…

“Oturalım mı?” Demesi, beni bir şeye ya da bir şeylere hazırlar gibiydi…

Sabırsızlıkla oturdum ve bekmeye başladım…

“Nurseli, biliyorum, buna pişman olacağım, kim bilir belki de olmam ama.” Derken, yan sandalyemde oturuyor, bana değil yerdeki süslü granit fayanslara bakıp ağlamamak için kendini sıkıyordu…

“Ne oldu?” Demeye korkarken istemsizce yutkundum ve gözlerimden akan iki damla yaş ile burnumu yukarı çektim…

“Bunu, kendime yakıştıramam Nurseli, vicdanım el vermiyor, bile bile sana o kelepçeyi takarak haksızlık edemem, seninle evlenmeyi gerçekten çok istiyorum ama, buna mecburum, çünkü senin de benimle isteyerek evlenmeni isterim.”

Konu neydi, nereye bağlayacaktı bilmiyordum ama onun ağlamaya başlamasıyla, dayanamayıp bende ağlamaya başladım…

Bi ara annem ile babama baktığımda onların da Furkan’a baktığını ve, “Söyleme.” der gibi başlarını sağa sola sakladıklarını gördüm…

Onların bilip de benim bilmediğim ne olabilirdi ki?

Furkan, kendisine çok yakışmış siyah takımının sol iç cebinden sağ eliyle bir zarf çıkartıp bana uzattığında, artık göz yaşlarım gibi burnumu çekmem de hızlanmıştı…

Ben, Yağız Efe ile alakalı bir gelişme ümidiyle zarfı açtığım da, T.C. adli tıp kurumu DNA raporu yazısını görünce, ne olduğunu anladım ve hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladım,

“Hayır, hayır, hayır, hayır… Neden yaa, neden… Neden, neden?..” demeye başladım… Herkese her şeye isyan etmek bağırmak istiyordum…

Beyza abla, “Bayılacağını hissettiğin an içinden geleni yap.” dediği için avazım çıktığı kadar, “HAYIR!.. NEDEN?!” diye bağırmaya ve önüme gelene vurmaya başladım… Ben, elimle vurduğum darbelerin kime gittiğini göremezken bir şey biliyordum ki, şuan yine severek giydiğim bir elbisem daha kirleniyor ve gözlerim kapanıyordu…

Bu seferkinin ne kadar süreliğine ve nerede açılacağını bilmeden yumdum gözlerimi…


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x