(Unutulan bölüm, Ömür ile batak. Ben Furkan ile Nurseli’ye daldım, bu kısımları unuttum. üç ay içinde olanları tekrar yazdım… yeni bölümden sonra bu bölümü gerekli yerlerine yazarak tekrar düzenleme yapacağım… Hani çok merak ettiğiniz bir şey vardı ya, hah, işte onun cevabı bu bölümde, ⬇️)
•~~~~•Batak, o sabah evde bir curcuna ile gözlerini açıp, “Ne oluyor lan?!” diyerek yataktan kalktı.
Salona geldiğinde masanın üzerinde duran tatlıları ve açık servis gibi ellerinde tabak çatal girişen adamlarını görünce şaşırdı ve, “Lan bunlar ne?.. Ne oluyor?” dedi adamları arasından Fuat’ı arayarak.
Fuat, elinde bir pasta tabağı gelen tatlılardan yerken, “Abi!” dedi bir yandan da lokmasını çiğnemeye devam edip.
Batak, “Yut da konuş lan!” dedi midesi bulanmış gibi bakarak.
Fuat, bir an önce yutmak için kendini zorlayıp lokmayı boğazından gönderirken, “Abi, siparişi verirken adam demiş, ‘bir porsiyon için o kadar uğraşamam,’ Mesut da, ‘en az ne kadar olur’ diye sormuş, adam da bu kadar göndermiş.” deyip, ardından bir lokma daha aldı.
Batak, etraftaki tatlı tepsilerine bakıp, “Lan pastanede bu kadar yoktur, gidip alıp getirsen daha ucuz olurdu, siz beni batıracak mısınız?..” derken, bu sefer de gözü Ömür’ü arıyordu.
Cingöz, kime bakındığını anlayıp, “Abi, o yedi, şimdi de misafir banyosunda kusuyor.” dedi
Batak, “A. k. kusacağı şeyi mi aşermiş?” dedi sinirden dişlerini sıkarak.
Fuat, “Hemen kızma abi, sizin sayenizde bu yıl tatlıya doyduk, bu ev ilk defa bu kadar tatlı görmüyor ya!” deyince Cingöz meraklı gözlerle baktı.
Batak, “Boş boş konuşup tepemin tasını attırma, önemli bir dava var, çalışacağım, sessizce yiyip dağılın, tatlıyla birlikte dilinizi de yutturmayayım.” dedikten sonra sinirli olduğu yürüyüşünden de belli olarak çalışma odasına gitti…
Cingöz ile Fuat, elinde birer tabak peşine gelirken, Batak hâlâ söyleniyordu…
****Ömür, tatlıyı fazla kaçırdığı için kustukdan sonra, tatlılardan Batağa da vermek için bir tabağa koyup, gölgesini gördüğü Fuat’ın peşinden yürüdü. Odaya yaklaşırken Batağın söylendiğini görünce tabak elinde kapıda kala kaldı…
****“Ulan, iki gün sonra bıkıp kapıya koyacağım şeyler yüzünden düştüğüm hâle bak.”
Fuat, “Abi yapma, yine mi?” dedi, annesine yaptığı şakaları kasdederek.
Batak: “Evet yine, bu ne arkadaş, daha gelmeden ocağıma incir ağacı dikti,”
Fuat: “Bir şey olmaz abi ya, kesene bereket biz de nasiplendik.”
Cingöz: “Abi, valla ben de beğendim bunu, inşaallah çabuk bıkmazsın.”
Batak: “Valla bilemiyorum, her an kapı dışarı edebilirim onu da sizi de.”
Fuat: “Abi, ‘doğunca yurda bırakırım’ diyordun, şimdi kapı mı oldu, hayırdır?”
Batak: “İşte, o kadar bıktım gerisini sen düşün…”
Fuat: “Aslında yengeye de sormak lazım abi, belki kulaksıza verme fikrine daha sıcak bakardı?”
Batak: “O, kulaksız yerine abisine vermeyi ister, bu kadar parayı çöpe atamam, üzerinden para kazanacak bir yol bulmam lazım.”
Cingöz: “Abi, öyle bir söyledin ki, ‘üzerine bincem, vurcam kırbacı vurcam kırbacı’ der gibi.”
Batak: “Bu da güzel bir fikir haa, tuttum.”
****Ömür, iki eliyle sıktığı tabağı tek eline alıp, karnına dokunduktan sonra doğruca odasına gelip plan yapmaya başladı…
“Bir an önce gitmeliyim bu evden.” derken bir sağa bir sola volta atıyordu.
**** Uzun kahkahalar sonunda cingöz, “Abi, bu çocuk seni ne kadar çok değiştirdi farkında mısın?.. Yüzün eskisinden daha çok gülüyor.” dedi, son hâline sevindiğini belli eden bir tebessüm ile.
Fuat: “Bence yenge abime iyi geldi, çocuktan sonra da abiyi hiç tanıyamaz olacağız, “
Batak, “Susun lan, sizi de cami avlusuna bırakırım yoksa.” deyince Cengiz, “Abi, tanımasam ciddiye alacağım haa!” deyip güldü.
Batak, “Yeter lan, şebekliğin zamanı değil, çalışmazsak asıl Turan bizi kapıya koyacak,” dedikten sonra, “Fuat, bana bak lan, bugün git bi mağazadan katalog al gel, şuna bir oda yapalım, veliaht prens ‘ben kimlere düştüm’ demesin sonra, Ömür’e de rahat koltuk alalım, emzirirken sallananlardan oluyor ya, ondan.” dedi
Cingöz, sallanan sandalye’yi duyunca, “Yıllardır hayalim olanı bana değil de yüzünü bile görmediği kişiye alıyor. Vay be!” diyerek içinden sitem etti…
Batak, Fuat’ın eline işaret ederek, “Azıcık da bana ver bakayım lan, ananın söylediğine göre junior batak ile ağız tadımız aynı mı bakalım.” dedi…
Fuat, “İnşaallah abim,” deyip tatlıyı uzattı.
•~~~~•Ömür, aklına gelen fikir ile hemen Yavuz’u aradı…
***Yavuz, yeni tuttuğu evin camında, Nurseli’nin Furkan’dan öğrendiği hareketleri kediye yaptığını izlerken gülümsüyordu… Telefon da yazan ismi okuyup telefonu açtı ve, “Ömür?!” dedi telaşlı bir sesle,
Ömür, “Yavuz!” deyip ağlamaya başlayınca Yavuz panikle elindeki dürbünü indirip, “Ne oldu?.. Neredesin, hemen geliyorum.” dedi
Ömür, “Şimdi gelme, abime de belli etme,” deyip biraz daha ağladıktan sonra, “Abim sana ne söyledi de benimle evlenmeye ikna etti bilmiyorum ama onun hatrına bana yardım et, benim bu evden çıkmam lazım.” dedi
Yavuz, “Tamam hazırlan, gelip seni alayım.” deyince, Ömür yine itiraz ederek, “Saklanmam lazım Yavuz, Batağın bizi bulamayacağı bir yere gitmem lazım.” dedi
Yavuz, “Tamam, sen sakin ol, ben seni saklarım, önce bi gel, burada muayene ol, yolculuk sakıncalı değilse Amerika’ya gönderirim.” deyince, Ömür tekrar ağlamaya başladı ve, “Sen bir zamanlar düşmanın olduğu hâlde bebeği düşündüğün kadar o kendi çocuğunu düşünmüyor.” dedi
Yavuz, kimden bahsettiğini bildiği için, “Batağın gerçek yüzüne hoşgeldin.” dedi
İkisi de ortak karar ile Okan’a bir şey söylememek üzere anlaştıktan sonra, Batağın duruşmaya gideceği günü gitmeyi planlayıp telefonu kapattılar…
****Batak, erkenden uyanıp duş aldıktan sonra Ömür’ün başına gelip, “Uyu bakalım uyu, bol bol yat, o karpuz kelek çıkarsa sorarım sana.” dedi ve alnından öperek odadan çıktı…
Fuat’a, “Sen de benimle gel.” dedikten sonra Cingöz’e, “Buralar sana emanet, bir şey olursa ara.” deyip arabaya doğru yürüdü…
•~~~~•Yavuz, sabah erkenden kalkıp, Nurseli’nin kaldığı eve bakarak, “Bindim yine bir alamete, inşaallah gitmeyiz kıyamete, Allah’a emanet ol Nurseli,” dedikten sonra arabasıyla Bursa’ya doğru yola koyuldu.
Yavuz, eve yaklaştığında, önce Basri’ye, sonra da Ömür’e mesaj attı. “Geldim, hazır mısın?.. Hâlâ kararlı mısın?” diyerek tekrar sordu, her ne kadar arkadaşının kardeşi de olsa, Batağın sevgilisidir diye güvenmeyerek.
Yavuz, arabası ile bahçe kapısından içeri girince, Basri dışarıya çıkıp, “Hayırdır?” dedi
Yavuz, “Hayır diyelim hayır olsun inşaallah abi, bizim kız, ‘gel beni al’ dedi geldim.” deyince Basri şaşırarak, “Nasıl yaa, neden?.. Daha bir kaç gün önce bir şey yoktu, Almanya’dan koli koli tatlılar getirtti?” dedi
Yavuz, “Kadın milleti demek ki abi, gel git akıllı.” derken, Ömür, elindeki iki valizi Yavuz’un önüne bırakıp, “Sizin gibi bir yeri gel git olanlar yüzünden bizim de aklımız oldu.” diyerek arabaya bindi.
Yavuz, baş parmağıyla geride kalan arabanın içindeki Ömür’ü işaret ederek, “O bizim şeye mi laf attı.” dedi.
Basri, teslim olmuş gibi elini kaldırıp, “Ben üstüme almadım, yarrası olan gocunsun, sonuçta benim ki ilk ve tek.” dedi Menekşe’yi kasdederek…
Yavuz, “Size de pirim vermeye gelmiyor?.. Gören de ipe dizdik zanneder.” derken; Mesut ile, Yavuz’un gelip Ömür’ü götürdüğünü söylediği Cingöz, kapıya geldi.
Cingöz, “Ne oluyor burada?” derken bir Ömür’e bir Yavuz’a bakıyordu.
Yavuz, bavulları bagaja koyarken, “Bizim emanetin vadesi doldu, onu almaya geldim.” deyip cevapladıktan sonra, “Abi görüşürüz, Menekşe ablama selam, cimcimeyi öp.” diyerek arabaya bindi…
Ömür, Cingöz’e bakıp, “O abine söyle, kendi kafasına göre plan yapmasın, bu çocuk benim,” deyip camını kapattı…
Yavuz, “Ya Allah bismillah.” diyerek arabayı çalıştırıp, kendilerine bakan adamların arasından yavaşça geçip gitti…
****Mahkemeden sonra kazanmanın mutluluğu ile dışarıya çıkan Batak, “Turan bu sefer bizi ihya edecek oğlum yürü, en az çift maaş ikramiye bizim.” dedi ellerini bir birine vurup sıvazlayarak.
Yolda giderken bir mağazanın önünde durup, “Ulan, sen gelmeden yelin geldi,” dedi ve, “Gel bir şeyler alalım hadi, içimden geldi.” diyerek arabadan indi.
Batak, bebek mağazasından içeri girerken, Yavuz Ömür ile aynı mağazanın önünden geçip İstanbul’a doğru gitti…
**** Elinde erkek bebek kıyafeti, araba, kamyon, oyuncak silah ve yeğeni için, elbise, bebek, mutfak seti, banyo seti ile eve gelen Batak, “Hey, çakma çekirdek ailem, neredesiniz?” diyerek içeri girdi…
Girişte Basri’yi bavul ile gelirken görünce, “Bu ne?.. Bu şerefi neye borçluyuz?” dedi, girişlerini kasdederek…
Basri de, “Yorgan gidince kavga da bitermiş, Ömür yoksa benim kalmama gerek yok.” dedi
Batak, “Ne saçmalıyorsun?!” der gibi bakınca da devam etti, “Aaa!.. Sen, son olanları duymadın değil mi?.. Ömür hanımın sana ayırdığı sürenin sonuna geldiğin için gitti, böylece bizden de kurtulmuş oldun.”
Batak, Basri’nin arkasından gelen Cingöz’e bakıp, “Ne oluyor Cingöz?” diye sordu, Basri’ye inanmamış gibi…
Cingöz, “Bilmiyorum abi, biz de anlamadık, Yavuz geldi, yenge de, ‘ona söyleyin bu bebek benim, kendince plan yapmasın’ dedi gitti.” deyince, batak elindeki oyuncakları kenara atıp, “Ne demek gitti lan?!” diyerek Cingöz’ün yakasından tutup sallamaya başladı…
Cingöz, Batağın elini tutup, “Abi!” deyince, Batak daha çok sinirlenerek, “BURASI SANA EMANET DEMEDİM Mİ LAN, NE DEMEK GİTTİ, NEDEN ENGEL OLMADIN, NEDEN BENİ ARAMADIN?!” dedi, öfkeden gözü dönmüş bir şekilde…
Basri, “Menekşe, sen çocuğu al arabaya geç, gözlerini kapat görmesin.” dedikten sonra kendisi de valizi alıp arabaya doğru yürüdü…
Cingöz, bütün ayrıntılarıyla anlattıktan sonra, Fuat, “Abi, acaba bebek odası için mi kızdı?” diye sorunca batak, “Bu mu dur yani, oda hazırlamak kendi kendine plan yapmak mı oluyor, ben katalog istedim, birlikte bakacaktık.” dedi
****Basri, yolda giderken arkasından iki arabanın hızla gittiğini görünce, “Bu sefer her ne olduysa Ömür haksız gibime geliyor, bu it kafalı bu hâle geldiyse suçsuzdur.” dedi Batağın arabasını işaret ederek…
****Batak, doğruca hastaneye gidip Yavuz’un asistanını rehin aldı ve, “Çabuk patronlarını ara gelsinler, bana ait olanlar ile birlikte.” dedi…
****Yavuz, Ömür’ü (Beyza’nın kocası) Okan’ın teyzesinin yanına götürüp muayene ettirdikten sonra Zafer ile saklanacağı yere gönderdi…
Yavuz’un asistanı önce Yavuz’u sonra da Okan’ı arayıp durumu anlattı.
Okan, olay yeri inceleme işi biter bitmez hastaneye geldiğinde Yavuz ile kapıda karşılaştı.
Telaşlı bir şekilde Yavuz’a bakıp, “Ne oluyor yaa?!” diyerek içeri girdi.
Batak, koridorda hop oturup hop kalkarken ikilinin geldiğini görünce üzerlerine yürüyüp, “ÖMÜR NERDE?!” diye bağırdı.
Okan da karşı atağa geçerek, “NE DEMEK NEREDE?!” diye sordu.
Batak, “SENİN O İŞGÜZAR ARKADAŞIN ALMIŞ!” deyince, Okan şaşırarak geriye dönüp Yavuz’a baktı…
Yavuz da, “Bakma öyle Okan, kız görmüş bunun ne mal olduğunu, ‘Gel beni al’ dedi ben de gittim aldım.” dedi.
Okan, “Seninle sonra hesaplaşacağız,” der gibi baktıktan sonra tekrar Batağa döndü…
Okan, “Ne yaptın da kaçtı lan?!” diye sorup da, “Adam yerine koyup yanıldım,” diye karşılık alınca, Batağın üzerine yürüdü ve yakasından tutup ileri geri salladı…
Yavuz, ikiliyi ayırırken, “Dur Okan, sakin ol. Bırak gitsin, gitsin de derdine yansın, çünkü Ömür kesin kararlı, Türkiye’den bile gidiyor.” dedi
Batak, Okan’ın ellerini yana savurup bu sefer de Yavuz’a silah çekerek, “ÖMÜR NEREDE?” dedi
Yavuz, “Senden korksaydım evine kadar gelip almazdım, beni vuracak olursan da, çocuk babasız büyüyeceği gibi dayısız da büyür.” dedi
Batak, Yavuz’un ciddiyetini görünce, Ömür’ün yerini söylemeyeceğini anlayıp, “Cingöz, Fuat, Mesut, adam çağırın, yedi yirmi dört bu şerefsizleri takip edeceksiniz, ne yiyip içiyorlar, kiminle konuşup görüşüyorlar, nerede nasıl sıçtıklarına kadar istiyorum…” dedikten sonra Yavuz’un gözlerine bakarak, “Sana bir can borcum var demiştim yaa, şuan tam tersini söylüyorum oğlum, bittin sen!.. Yerinde olsam; evlenip, çoluk çocuğa karışmayı geçtim, metres bile edinmezdim, yolda selam verdiğin kızı bile s.kmezsem bana da karabatak demesinler.” deyip oradan ayrıldı…
Yavuz, Okan’a bakıp, “Bacın ile oğlu bana emanet, karşılığında ben de senden Nurseli’yi istiyorum, onu iyileştir bana getir.” dedi
Okan, Yavuz’un kendisini korumak için Ömür’ün yerini söylemeyeceğini bildiği için ısrar etmeyi bırakıp, söylediği gibi yapmaya karar verdi…
•~~~~•Şengül ile nişan alışverişine çıkan Okan, yüzü asık bir şekilde durunca, Şengül dayanamayıp, “Neyin var, rahatsız olduysan dönelim?” dedi.
Okan, derin bir nefes alıp, aynı şekilde de verdikten sonra, “Kaç hafta oldu, kardeşimin sesini duymadım, nasıl bilmiyorum, şu siyah arabanın gece gündüz takibinden kurtulamıyorum, Nurseli’nin yerini bildiğim hâlde şunlar yüzünden ulaşamıyorum, Yavuz’a söz verdim yapamıyorum, her şeyi, bak, bu saydıklarımın hepsini geçtim, nişanım olacak ve ben kimseyi çağıramıyorum, Yavuz var diye Selim’i çağıramıyorum, batak bulacak diye kardeşimi getirtemiyorum, emniyetten gizli evleneceğim, benim kimsem olmayacak… Yani, hastane ve üniversite, bir de yurt haricinde kimsem olmayacak.” deyince Şengül dayanamayıp güldü.
“E daha ne olsun, öyle bir saydın ki başta söylediğini çürüttü,” dedi
Okan, biraz düşünüp gülerken, “Biraz öyle oldu galiba.” dedi, içinde hâlâ burukluk olarak…
Şengül de, keyfini yerine getirmeye çalışarak, “Okan, nişanı aile arasında yapsak? Düğünü de, şu eksiğini ziyadesiyle hissettiğin kişilerin gelmesi garantileşince yapsak nasıl olur.” diye sordu.
Okan, “Olmaz!” deyip kestirip atınca Şengül üzerine giderek, “Neden olmasın canım?” dedi
Okan, “O dediğin zor da o yüzden, Nurseli iyileşecek de, Yavuz’a götüreceğim de… Nurseli; Selim’i, yaşadıklarını unutacak, bir de Yavuz’a aşık olacak da, sonra diğerlerini bir araya getireceğim ve evleneceğim, yapma Allah aşkına, sayarken bile ne kadar zaman geçti.” dedi.
Şengül de bu teklifin yersiz olduğunu anlayıp konuyu değiştirerek, “Nurseli şuan nasılmış?” dedi.
Okan: “Furkan komiser ile çalışmalar yapıyormuş, yakın dövüş, ileri derece sürüş eğitimi falan.”
Şengül: “Peki, bu evlilik olayı ne?”
Okan: “Yeşim’in evine bir kaç defa yazılı not bırakıldı, Nurseli için, alacağım evlenme yazan,”
Şengül: “İlk zamanlar onun evinde kaldığı için mi?”
Okan: “Galiba, ya da onunla mesaj göndermek için, bir keresinde evi taşlanmış hatta, Furkan komiser ona da ekip ayarlamaya çalıştı da, ‘benim yanımda sevgilim kalıyor, yalnız değilim’ deyip kabul etmemiş.”
Şengül: “Yavuz ne yapacak peki? Söyledin mi ona?”
Okan: “Şimdilik söylemedim, aslında söylesem de bir şey demez, sonuçta nikah gerçekleşmeyecek, imzaları atmayacaklar.”
Şengül: “Selim ne olacak peki?”
Okan: “Bak ondan hiç emin değilim, yana döne, gece gündüz iğne deliğine bile bakarken, arkadaşıyla nikah masasında görecek… O, Yavuz ile kabul edemezken, şimdi Furkan oldu zannedecek… Hepten yıkılır mı, yoksa ‘nasılsa bana da yâr olmamıştı’ mı der, bilmiyorum.”
Şengül: “İkisi içinde çok zor. Rabb’im herkese hayırlısı neyse bir an önce onu yaşatsın.”
Okan: “Amiiinn… Sana bir şey soracağım, kız gözüyle bak ve cevap ver, ikisini de tanıyorsun, Nurseli, Fatih ile mi Yavuz ile mi daha mutlu olur?”
Şengül: “Hııııııığmmm… Biraz düşüneyim… Gerçekten çok zor bir soru sordun… Bence, yani, üçünü de tanıdığımdan yola çıkarak söylüyorum… Fatih’e daha sert mizaçta bir kız daha iyi olurdu, Nurseli çok duygusal, Fatih’te yer yer bu duygusallığa kayıtsız kalabiliyordu… Ama Yavuz öyle değil, Nurseli’yi üzgün görse, ondan önce oturup ağlar… Nurseli’yi üzmemek için kendinden ödün verebilecek kişi Fatih Selim değil, Yavuz Selim’dir.”
Okan: “Evliliklerde de mutluluk, karşılıklı fedakarlıklara bağlıysa, o zaman Nurseli yine layığıyla evli.”
Şengül: “Fatih, evleneceği kişiyi mutsuz etmez, o da bir gerçek bak… Ama, yine de ben Nurseli’yi Yavuz ile daha çok yakıştırmıştım.”
Okan: “Nasıl?! Sen onları yan yana ne zaman gördün ki?”
Şengül: “Annem ameliyat olurken, Yavuz odaya geldi, Nurseli de yanımızdaydı, değnek yere düşecekken tuttu verdi. Onlar gittikten sonra biz annemle ikisinin ne kadar birbirine benzediğini konuşmuştuk… Şuan, ‘vay be’ diyorum, kader ağlarını dört bir taraftan örmüş ama kimse ne yaşadığını bilmiyor, belki de burada bile bizim bilmediğimiz tevafuklar oluyor.”
Okan: “Aynen öyle.”
Şengül: “Peki, o gün bizi koridorda gördüğünde kekelemen de o yüzden miydi?”
Okan: “Evet yaa, çok komik olmuştu, sadece o zaman da değil, bir kaç defa daha oldu… Ama ne yapayım?, ben; Yavuz ile Fatih’i, Fatih ile Nurseli’yi uzak tutmaya çalıştıkça, onlar hep bir şekilde bir araya geldi, e hâliyle ben de bocaladım.”
Şengül: “Dünya gerçekten çok küçük, bunu gördük.”
Okan: “Aynen canım.”
•~~~~•Nurseli’nin arkadaşının evine gelmesiyle Okan hemen Zafer’i arayıp, “Nurseli okula gelebilir, oralarda dikkat et.” dedi, Özlem ile görünmeyi kasdederek…
Zafer, “Abi, ben ne yapacağım şimdi?” diye sorunca da, “Sahte avukatlık yaptığın kızın en yakın arkadaşı ile sevgili olurken bana mı sordun, ne yaparsan yap?” deyip telefonu kapattı…
•~~~~•Zafer, Nurseli ile Furkan’ın nişana bir hafta kala, cumartesi sabahından gözlük ve şapka takarak buluşma yerine geldi…
Nurseli’nin etrafta olmadığından emin olup, Özlem’in yanına oturunca, yüzünden bir şey olduğunu anlayan Özlem sordu.
“Aşkım, iyi misin?”
Zafer, “Özlem, ben!” deyince, bu sefer de Özlem’in yüzü asıldı ve, “Zafer, ne oldu? Yunus mu? Bir şey mi var?” dedi endişeli bir şekilde.
Zafer “Hayır ya, bir şey yok, onunla alakalı değil, bizimle alakalı.” dedi Özlem’i sakinleştirmek için, ama o daha fazla panik olup, “Biz mi?.. Ne oldu ki bize?!” Dedi.
Zafer, “Seninle konuşmam gereken bir şey var.” deyip başını kaşıyınca Özlem, “Bitti değil mi, ayrılmak istiyorsun!” dedi ağlamak üzereymiş gibi.
Zafer, “Yaw yok, ne alakası var, aslında söyledikten sonra sen benden ayrılmak istersin diye korkuyorum.” deyince Özlem, gözleri dolu dolu, “Biliyordum, bir şey var, kumar mı oynuyorsun?” diye sordu.
Zafer: “Hayır!”
Özlem: “İçki?”
Zafer: “Hayır!”
Özlem: “Uyuşturucu!”
Zafer: “Tâbi ki hayır yaa!”
Özlem: “O zaman başka biri var, değil mi, beni aldattın?!”
Zafer: “Yav yok, ne alaka?!. Yok içki kumar karı kız, Ooofff bi sus, içimi şişirdin, öyle şeyler söyledin ki, söyleyeceğim şey bunların yanında basit kaldı, bir de avukatlar cok konuşur derler,”
Özlem: Yooo, hayır öğretmenler çok konuşur!”
Zafer: “Şimdi de bunu mu tartışalım… Önemli bir şey söylemeye çalışıyorum şurada.”
Özlem: “Tamam, sustum, söyle.”
Zafer, eski moduna tekrar dönmeye çalışıp, “Şimdi… Şöyle ki… Benim… Yani bizim, geçmişte Nurseli ile bir durumumuz oldu.” deyince, Özlem’in burnunun direği sızladı ve, “Sevgili miydiniz?” dedi, zapt edemediği iki damla gözyaşı ile beraber.
Zafer, yine sinirlenerek, “Yok daha neler?.. Bu nasıl bir hayâl gücüdür birader… Tebrikler.” deyip, tebrik eder gibi elini sıktıktan sonra, karşı sandalyesinden kalkıp Özlem’in yanındaki sandalyeye oturdu ve göz yaşlarını silerken, “İlk kız arkadaşım sensin, sevgilim de sen, inşaallah evleneceğim de sen olacaksın, ölene kadar çocuklarımın annesi de sen.” dedi ve devam etti. “Bir kaç yıl önce kendi isteğim dışında bir şey yaptım, ve bu sebepten dolayı şuan o Nurseli’den kaçıyorum… Sen yine saçma senaryo uydurmadan söyleyeyim, Atakan’ın avukatıydım, ama kendi ismimle değil… Atakan ve Nurseli benim adımı Basri olarak biliyor.”
Özlem, bu sefer de gayet sakin, “Aaa!.. neden?” deyince Zafer, “Arkadaş, asıl şuan tepki vermen lazımken, sakinliğe bak, gerçi bir bakıma iyi de oldu.” deyip alnından öptü ve fazla detaya girmeden Nurseli ile olanları anlattı…
Gün sonunda da içi rahatlamış bir şekilde eve döndü…
•~~~~•Nurseli,
Bugün, haziranın yirmi beşi değildi ama ben yine bu günü de kendime yas ilan etmiştim…
Gözlerimi açtığımda şiddetli bir baş ağrısı ve ölüm sessizliği vardı. Odada tek ses baş ucumdaki bir aletten yarım dakika ara ile gelen, “biiipp” sesiydi.
Kafamı biraz daha kaldırıp neredeyim kim var diye baktıktan sonra, annemi koltukta uyurken görüp izlemeye başladım.
Üç yıldır onlara nasıl ızdırap olduğumu düşünüp ağlamaya başladım.
Sessiz ama içimden ağladığım için midir yoksa uykusuz yorgun olduğundan mıdır bilmiyorum, annem uyanmamıştı…
•~~~~•Okan, Nurseli’yi hastaneye getirip hemen Doktor Beyza’yı aradı,
“Buyrun Okan bey?” diyen Beyza, kuzeni ile arabada yolculuk yapıyordu.
Okan: “Beyza, biliyorum izin günündesin ama, çok mühim bir durum var, Nurseli’yi biliyorsun, o bugün nişanın da sinir krizi geçirdi ve şuan hastanedeyiz, uyandığında seni yanında görmesi iyi olurdu diye düşünüyorum, zahmet olmazsa eğer -“
Beyza: “Ne zahmeti Okan bey, hemen geliyorum.”
Okan: “Bizim hastane de değil, sana konum atayım.”
Beyza: “Olur, bekliyorum.”
Beyza, gelen konum ile birlikte hemen hastaneye doğru yola koyuldu…
•~~~~•Nurseli,
Göz yaşlarım kulaklarımın içine dolunca rahatsız olup ellerimin tersiyle sildim.
Sessizce akıttığım yaşlara uyanmayan annem, burnumu çekmeme sıçrayıp yanıma geldi…
“Kızım, yavrum, uyandın mı?” deyişine, “Ne kadardır uyuyorum ki?” demek istedim, ama sesim yine çıkmamıştı.
Bir kaç ağız açıp konuşma hamlesi yapsam da nefesimden başka bir şey çıkmayınca annem telaşla, “Selin, ne oluyor kızım?!” dedi bir yandan da saçlarımı geriye doğru okşayarak…
•~~~~•Nazlı, annesini arayıp olanları anlatırken, bir yandan da koridorda volta atıyordu… Kayınvalidesi, “Kızım, siz gidin, sancılanacaksın?” deyince, eve gönderilmemek için, “Tamam, iyiyim,” deyip koltuğa oturdu…
Elif, kayınvalidesi Asya hanımdan Nurseli’nin durumunu öğrenince Engin ile hastaneye geldi. Nazlı ile sarılan Elif, ağlayarak Nurseli’nin durumunu sordu…
•~~~~•Okan ile Furkan bir köşede, Yakup bey, Atakan, Engin başka bir yerde ayakta konuşurlarken, Elif ile Nazlı da, koridorda oturuyordu…
Dr. Beyza ve kuzeni, kucaklarında çocuk ile onlara doğru yaklaşınca Okan görüp yanlarına geldi.
“Kusura bakma Beyza ama Nurseli bu sefer çok kötüydü, sadece senkop olmayabilir, o yüzden çağırdım.” diyen Okan’a, Beyza, “Ne kusuru Okan bey, haber vermeniz çok iyi oldu, kendine geldiyse hemen görüşeyim.” dedi.
Okan: “Biraz önce baktım, yeni yeni uyanıyordu.”
Beyza, Furkan’a bakıp, “Geçmiş olsun Furkan komiserim, nasıl oldu?” diye sorunca, Furkan başını önüne eğip, suç işlemiş gibi yere baktı.
Bir şey söylemeyeceğini anlayan Okan, araya girerek, “Nurseli sana ne kadar anlattı bilmiyorum ama, kendisi için çok önemli bir DNA testi vardı, Furkan bey de üzerine vazifeymiş gibi onu yapmış!” deyince, Beyza ve kuzeni koskoca komisere hitap şekline şaşırarak Okan’a baktı…
Furkan, “Üzerime vazife değildi ama vicdani bir durumdu.” deyince Okan, Furkan’a ne derece kızgın olduğunu bir kere daha belli ederek, “O vicdanınız şuan da rahat mı peki?” dedi.
Furkan, “Nurseli’yi tekrar iyi edeyim, yüzünü güldüreyim, rahat olacak.” deyip koridorun başındaki yerine geri gitti…
•~~~~•Nurseli,
Harfleri biliyor ama sesini çıkartmıyordum, hatta Hilde gibi “Hııııııığhhh” bile diyemiyordum. Ne olmuştu ki, ben de mi başımı vurmuş beyin kanaması geçirmiştim…
Annem, bir terslik olduğunu anlayıp hemen dışarı çıktı…
•~~~~•Melek hanım, kapıyı açıp telaşla, “Bir şey var?” diyerek Okan’a seslenince, Okan, Beyza’yı içeri gönderip kendisi kapıda kaldı…
•~~~~•Nurseli,
Annem ile birlikte Beyza abla da yanıma gelince yine Medocalin’de yattığımı düşündüm.
Beyza ablaya da konuşmaya çalıştım ama sesim çıkmayınca; O, bu duruma alışkın gibi, “Nurseli, kendini zorlama, beynin kendini dışarıya kapatmış olabilir?” dedi.
Şok olmuş gibi bakıp, hızlı hızlı nefes aldığımda ise, “Dur yaa, sakin ol, bu o kadar da kötü bir şey değil, bir bakıma iyi bile denebilir… Beynin seni dinlendiriyor işte, fena mı?” dedi, elimi tutup beni sakinleştirmeye çalışarak…
•~~~~•Elif, önlerinde konuşulanlardan ziyade doktor ile gelen kıza dikkat kesilmişti…
Yandan gördüğü kıza, “Ben bu kızı nerede görmüştüm yaa?” deyince Nazlı, “Anlamadım?” dedi.
Beyza’nın içeri girmesiyle kız yüzünü onlara doğru dönünce, Elif şaşırarak, “Cansu?!” dedi.
Cansu, bir adım atıp, kucağındaki çocukla, “Merhaba!..” deyince Elif, “Beni tanıdın mı?” diye sordu.
Cansu, “Evet, Elif’ti değil mi?” dedi, ‘doğru hatırladım mı’ der gibi.
Elif: “Evet canım Elif, kapanmışsın, o yüzden ilk başta tanıyamadım.”
Cansu: “Evet, çok bile ertelemiştim,”
Elif: “Çok güzel olmuş ama, yakışmış.”
Cansu: “Bunun yakışmadığı mı var ki?!”
Elif: “Haklısın, benim ki de laf işte.”
Cansu: “Eee!.. Nasılsın? Gördüğüme göre yakın zamanda güzel şeyler olacak gibi?” (Karnına bakarak)
Elif: “Bende durumlar gördüğün gibi, son iki ay. Bu bebek senin mi?”
Cansu: “Yok canım, biraz önce giren kuzenimin kızı. Ben hâlâ evlenmedim, benim ki biraz nazlı çıktı… Evlenmiyor ki ben de çoluk çocuğa karışayım.”
Elif: “Hayırlısı olsun inşaallah, geç olsun güç olmasın… Bak bu da Nazlı ama hakiki Nazlı.”
Cansu: “Öyle mi?.. Merhaba Nazlı, Elif’in dediği gibi nazlı olma lütfen, gerçekten hiç çekilmiyor… Bak, ben o nazı çekilmeyen biri yüzünden şehir bile değiştirdim.”
Elif: “Gerçekten mi?.. Buraya mı taşındın?”
Cansu: “Bir süreliğine kalmaya diye geldim ama, köydeki durumlar onu gösteriyor.” (Üzgün bir ifadeyle)
Elif: “Üzüldüm canım yaa, hakkında hayırlısı olsun.”
Cansu: “Amin!.. Eee?.. Annen nasıl?”
Elif: “Annem de bu güne kadar iyiydi, şuan tansiyonu çıkmış bir şekilde abimle hastanede…”
Cansu: “AA!.. Neden?!”
Elif: “İçerideki hastayı annem öz kızı gibi seviyor da, onu öğrenince fenalaştı. Hakan abim de onu kendi görev yaptığı hastaneye götürdü.”
Cansu: “Çok geçmiş olsun, ikisi de iyi olurlar inşaallah.”
Elif: “İnşaallah canım.”
•~~~~•Nurseli,
Konuşamadığım için moralimi aşırı derecede bozuk gören Beyza abla, “Dur bak, seni biriyle tanıştıracağım, bu durumun ne kadar kötü olmadığını anlayacaksın.” deyince, gelecek kişiyi de benim gibi zannedip beklemeye başladım…
Beyza abla kapıyı açıp, “Cansu, bi gelir misin?” dedikten sonra kucağında bebek olan biriyle tekrar baş ucuma geldi…
Beyza abla beni bırakıp ona dönerek, “Cansu, bu güzel kızın adı Nurseli, ve yengem gibi olmuş.” deyince, ne söyleyecek acaba diye meraklı gözlerle bakmaya başladım,
“Öyle mi?.. Geçmiş olsun Nurseli. İlk defa mı oluyor?” diyen Cansu’ya ben, başımı aşağı yukarı sallayarak “Evet” derken annem sözlü olarak, “Evet kızım, ilk defa.” diye yanıt verdi.
Cansu, benden bakışını çevirip anneme bakarak, “Korkma teyze, bu geçici bir durum, benim de annem böyleymiş,” dedikten sonra göz kontağını annem ile bende git gel yaparak, “Ananem vefat ettiğinden beri her bayılmadan sonra bir süre konuşamıyor… Hatta bu yıl içinde yine oldu. Siz moralinizi yüksek tutun… Gerçi, ‘bizde moral olsa, böyle mi olurduk’ diye düşünebilirsiniz ama, gerçekten öyle, Nurseli, bence bu biraz da iyi bir şey, kimse sana bir şey demiyor, sen konuşmayınca merak eden de olmuyor. Sessiz sakin, kafanı dinlersin. Biz olamasak da annem öyle oluyordu çünkü,”
Annem, “Kızım, peki, annen ne kadar süre konuşamıyor?” diye sorunca, annemin bir an önce konuşmamı istediğini anladım.
Cansu, “Değişiyor teyze, bazen üç gün bazen bir ay, ama bu sene olduğunda son bir ayında numara yapmış, onu da yakalamasak daha devam edecekmiş.” deyince, bu sürecin gerçekten bana ve moralime bağlı olduğunu anladım. “Acaba bende mi konuşmaya başladıktan sonra bir süre gizlesem” diye düşünmeden de edemedim…
•~~~~•Nazlı, Elif’e bakıp, “Akraba mı?” diye sordu, Cansu’nun peşine başını seğirterek.
Elif, “Olacaktı ama ucundan döndü gibi bir şey oldu.” deyince Nazlı daha çok merak eder gibi baktı.
Elif: “Abimlerin terastan bakınca bi bahçe görüp, ‘ay ne güzel, kutu gibi de evi var’ demiştin ya?”
Nazlı: “Köy evine benzeyen mi?”
Elif: “Hah hah işte o, Hatice teyzenin yeğeni, üniversitesiye giderlerken iki kız hafta sonları gelip kalırdı, oradan tanıyoruz… Annemin, Selin’e karşılık abime istediği tek kız… Ama babam, ‘Itır’ın emanetine sahip çıkacağım’ diye kabul etmedi.
Nazlı: “Senin düğünde gelen kız?”
Elif: “Hîra Nur o, o da çok iyi de, onu abimin arkadaşına istedikleri için düşünmedik… O zamanlar abim biriyle konuştuğu için de Cansu’yla görüşmek istemedi, annem de yazık, üzüldüğü ile kaldı.”
Nazlı: “Şimdi ne olacak peki, Selin?”
Elif: “Bilmiyorum Nazlı, tek düşündüğüm artık süt kardeşimle bir daha asla ayrılmayacağım ve kızımı da teyzeleri ile birlikte büyüteceğim inşaallah.”
Nazlı, Selim ile Nurseli’nin aralarında olanlardan habersiz, “Amiiinn.” dedi…
•~~~~•Nurseli,
Annem, bu sefer de, doktor bulup bütün sıkıntısını anlatanlar gibi, “Peki, bir şey söylediğinde nasıl anlıyordunuz?” diye sordu.
Cansu, “Biz çocukluktan alışkın olduğumuz için zorlanmıyoruz ama siz de ilk olduğu için zamanla öğreneceksiniz. Bu biraz da Nurseli’nin sessiz sinemadaki anlatım becerisine bağlı.” deyince, ilk olarak işaretle konuşma yeteneğimi konuşturmaya çalışarak, işaret parmağımı kendime çevirdim, soru işareti yaptıktan sonra da ellerimi yumruk yaparak saldırma eylemini gösterdim.
Cansu da, “Sen?!.. Ne?!.. Yaptım mı diyorsun?..” dedikten sonra anneme dönüp, “Ben ne yaptım?” diye soruyor.” diyerek tercümanlığımı yaptı.
Annem de bana bakıp, “BİR ŞEY YOK KIZIM, MERAK ETME, KİMSEYE BİR ŞEY YAPMADIN?” deyince, başımı yastığa gömüp çığlığa yakın bağırtısından kaçtım.
Cansu, “Teyze, bağırmana gerek yok, duyabiliyor.” diyerek annemi bir konuda daha aydınlattıktan sonra, “Bir de, bu duruma alışırken, kendini okut, mesela annem oturduğu yerde Kur’an-ı Kerim açtırıp onun sesiyle uyur, sen de Elif’ten iste, okusun seni.” deyince gözlerimi açtım. Merakla, “Nerede?” der gibi bakınca Cansu, “Dur bekle, burada arkadaşıyla seni bekliyor.” dedi.
Elimle, “gelsinler” diye işaret edince annem kapıyı açıp onları da çağırdı.
Hıçkırarak Elif’e sarılırken gözüm de Nazlı’daydı…
Nazlı bana, “Selin, iyi misin?” deyince Cansu’nun şaşırarak baktığını gördüm… Nazlı’ya başımı aşağı yukarı sallayarak “Evet” deyip, elini tutmak için elimi uzattım…
Bir süre üç kız ağlayınca Cansu daha fazla dayanamamış gibi, “Aaa!, kızlar, böyle olmaz ama, sizin ona moral olmanız lazımken ondan önce yıkıldınız, kendine gel Elif, olağanüstü bir durum yok.” dedi, yaşadıklarımızdan habersiz…
Beyza abla, derdimi bildiği için beni sakinleştirmek yerine, “Nurseli, seni bizim oraya aldırayım mı?” deyince, sağ elimi kaldırıp, “hayır” anlamında sağa sola salladıktan sonra yine parmağım ile kendimi gösterip, iki elim ile üçgen yaparak ev yaptıktan sonra uyuma hareketi yaptım.
Cansu, “Yok, ben evde yatmak istiyorum.’ diyor,” diyerek yine tercümanlık yapınca Beyza abla gülümseyip, “O kadarını da anladık Cansu yaa, abartma.” dedi
Sonrasında bana dönüp, “O zaman sen dinlen, güzelce uyu, seansta görüşürüz.” deyince kalp yapıp, dört parmak ucumu öptükten sonra kendisine üfledim.
Cansu, “Seni seviyorum, öptüm.’ diyor.” deyince kendimi tutamadım ve ilk defa nefesimle kahkahaya yakın güldüm.
Cansu da bana bakıp, göz kırptıktan sonra, “İşte böyle Nurseli,” diyerek ne yapmaya çalıştığını gösterdi.
Annemlere, “Tekrar geçmiş olsun.” deyip, Elif’e de, “Annene de selamımı söyle, görüşürüz,” deyince, ben de tebessüm ederek kendisine teşekkür ettim…
•~~~~•Beyza, dışarı çıkınca Okan yanına gelip, “Ne oluyor?.. Son durum ne?.. Nasıl? Bizim oraya götürelim mi?!” diye sordu telaşla.
Beyza, “Sakin olun Okan bey, sıkıntı yok, biraz kafasını dinleyecek hepsi bu, ben kendisine sordum, evde yatacak, sonra da seansa gelecek.” deyip oradakilere “geçmiş olsun” diyerek Cansu’yla yürümeye devam etti…
Arabaya binen ikili, Cansu’nun, “Bizim ora’ demişken, pazartesi de gideyim de Yavuz abiyi göreyim.” dedi…
Beyza, “Okan beyin kardeşinin doğumu için gitti canım, pazartesiye kadar gelirse gidersin.” dedi…
•~~~~•Yavuz,
Pazartesi hastaneye geldiğinde asistanı, “Yavuz bey, Beyza hanım sizi sormuştu… Geldiğinizi haber vereyim.” deyince, “Tamam ara, sonra da bana kahve söyle, ayakta uyumak istemiyorum.” deyip odasına girdi.
Beyza ile Cansu kahve ile aynı anda odaya gelince Yavuz sevinçle ayağa kalkıp masanın önünde karşıladı ve, “Cansu, hoşgeldin.” dedi
Cansu: “Hoşbuldum Yavuz abi, nasılsın?”
Yavuz: “İnanır mısın çok isteksiz gelmiştim ama seni gördüm moralim düzeldi, sen nasılsın?.. Seni çok iyi gördüm.”
Cansu: “İyiyim Yavuz abi, her daim duacınım.”
Yavuz: “Allah razı olsun kardeşim. Daha iyi günlerin olsun inşaallah.”
Cansu: “Yavuz abi, ben bir şeyi çok merak ettiğim için geldim, sorabilir miyim?”
Yavuz: “Tabi.”
Cansu: “Ben bir şey hatırlıyorum ama emin de olamıyorum, sen beni bir odaya götürüp, bir şeyler gösterdin mi?”
Yavuz, “Evet, doğru hatırlıyorsun, ben o odaya herkesi götürmem, kıymetini bil.” deyip göz kırpınca Cansu, “Bana acayip moral olmuştu ama hayâl meyâl hatırlıyorum.” dedi
Yavuz, “Gel o zaman tekrar göstereyim de aklını fazla kurcalamasın.” dedikten sonra hanımlara yol verip, koridorun sonundaki odaya götürdü…
Cansu, ikinci defa geldiği odanın duvarlarına bakınca içi tuhaf olmuş gibi bakarak, “Yavuz abi, sen gerçekten bu arabadan mı sağ çıktın.” diye sordu.
Yavuz: “Yiyecek ekmeğimiz içecek suyumuz varmış Cansu.”
Cansu: “Bizim araba da mı bu kadar kötüydü?”
Beyza, “Hayır canım, siz yüksekten düştüğünüz için ağırdınız.” dedi
Yavuz, Cansu’nun hüzünlendiğini görünce, “Hani bu oda sana moral olmuştu, asma yüzünü bakayım.” dedi gülümseyerek.
Cansu, “Yavuz abi, gerçekten çok iyi gelmişti.” dedikten sonra aklına müthiş bir şey gelmiş gibi Beyza’ya dönüp, “Aslında var ya, Nurseli de bu odayı görse çok iyi olur, ona da moral olurdu.” dedi
Yavuz panikle, “Nurseli mi?.. Nurseli’ye ne oldu ki?” diye sorunca Cansu pot kırdığını düşünerek Beyza’ya baktı.
Cansu’nun cevap vermediğini gören Yavuz aynı panikle, “Beyza?!” dedi
Beyza: “Sakin olun Yavuz bey, bir şey yok, Nurseli hafta sonu ufak bir sinir krizi geçirmişti de, şuan evinde, dinleniyor. Ben kendisiyle görüştüm, seansa gelecek.”
Yavuz: “Okan’ın haberi var mı?”
Beyza: “Evet var, hastanedeyken beni o çağırdı.”
Yavuz: “İyi de, hani iyiydi, daha geçen hafta sordum ‘bir şey yok’ dedi, okula gidip geldiğini söyledi?!”
Beyza: “Bize de sürpriz oldu.”
Yavuz: “Bülent bey mi ilgilendi?”
Beyza: “Hayır Yavuz bey, Furkan komiser en yakın hastaneye götürmüştü, biz oraya gittik.”
Yavuz: “Bu Furkan komiser de çok olmaya başladı artık, gören de doğma büyüme abisi zanneder.”
Beyza, “Sebepler malum…” dedikten sonra, “Siz ne yaptınız Yavuz bey, Ömür doğum yaptı mı?” diye sordu lafı değiştirmeye çalışarak.
Yavuz, kısa süreliğine unuttuğu şeyi tekrar hatırladığına morali bozulmuş gibi, “Evet yaptı, bebek kuvezde, sen Okan’a söyledin mi?” dedi
Beyza: “Dediğiniz gibi kesinleşmeden söylemek istemedim, durumlar nasıl?”
Yavuz, Beyza’nın kucağında duran çocuğun yanağını sıkıp, “Bu güzelliğin büyük teyzesi sağ olsun, ikisi de toparlayacak inşaallah.” dedikten sonra, “Okan yatıp kalkıp Batağa teşekkür etsin, o gün her ne yaptıysa bebeğin hayatını kurtardı.” dedi
Beyza’nın merak dolu bakışlarını gören Yavuz, “Ömür’ün bağışıklığı çok düşükmüş, o zamanlar yurtdışına gitmeyi istemeseydi, sorunsuz bir hamilelik geçirirdiğini zannederken en fazla iki üç hafta sonra bebeğin kalbi duracaktı… Ama bu ufaklığın büyük teyzesi, yurtdışına gidecek diye bütün tahlilleri eksiksiz yapınca, durumu tam zamanında fark ettik ve önlemini aldık.” dedi
Cansu: “Bizim bir tanıdık da öyle olmuştu, romatizması varmış, rahîm bebeği kabul etmediği için iki bebek düşürdü, sonrası da hep sorunlu geçti, sürekli kortizon tedavisi gördü.”
Yavuz: “Evet, Ömür de aynı şekilde oldu. Bu hastanede ikinci vakamız, diğerinde ise rahîm cinsiyet ayrımı yapıyordu, kız ve annenin kanında olan bebeklerde problem yoktu ama erkek çocuklarının kalbi altı ay sonra birden duruyormuş, hastayı Muş’tan helikopterle getirttik ve araştırma Hastanesi’ne naklettik. Çok şükür beşinci de bir oğulları olmuştu.”
Beyza: “Bu demek oluyor ki, batak sizin sayenizde baba oldu.”
Yavuz: “Bana bir can borcu vardı ikiye çıktı. Ben de şimdi bunu nasıl kullansam diye düşünüyorum.”
Beyza, kaşlarını kaldırıp, “Sizin üstün zekanıza yaraşır bir şey olacağından şüphem yok Yavuz bey.” deyince Yavuz da karşılık olarak, tebessüm edip, “Ben gideyim de, Okan beye ne kadar özü sözü bir insan olduğunu söyleyeyim.” dedi.
Beyza ve Cansu önde, Yavuz arkadan odadan çıktı ve Yavuz kapıyı kilitledi. Üçlü, asansörden ilk olarak Beyza ve Cansu’nun inmesiyle ikiye ayrıldı.
Asansörün kapısı kapanıp harekete geçince Cansu, Beyza’ya bakıp, “Abla, ben pot mu kırdım?” dedi
Beyza, “Adamın evlenmeyi düşündüğü kızın, başkası ile nişanlanırken sinir krizi geçirdiğini söyledin,” deyince Cansu dudaklarını gerip, “Ooohaaa, o ne bee?!” dedi
Beyza: “Onda bir şey yok güzelim, bizden iyiler.”
Cansu, Beyza’nın kendini suçlamasına üzülerek, “Abla!.. Yapma Allah aşkına, biz isteyerek mi yaptık, mecbur kaldık.” deyince Beyza, “Kardeş ile evliyken abiden çocuk yapmanın neresi mecburiyet Cansu?” deyip iç çekerek odasına girdi…
•~~~~•Yavuz, otoparkta arabasının yanına giderken, bir yandanda Okan ile konuşuyordu.
“Bana söylemek istediğin bir şey var mı?!” diyen Yavuz’a, “Sen haberleri öğrenmişe benziyorsun oğlum, bana neden soruyorsun?” dedi Okan, Yavuz’un sinirli tavrına karşı
“Nurseli nerede?” diyen Yavuz’un niyeti doğruca yanına gitmekti.
Okan, “Ömür’ün yerini söyle, ben de Nurseli’yi söyliym.” deyince Yavuz, “Kendim bulurum.” deyip telefonu kapattı…
•~~~~•Nurseli,
Hastaneden çıkıp eve geleli iki hafta olmuş ve konuşmadığım için gerçekten de kafam acayip rahatlamıştı…
İki hafta sonu üst üste sabah gidip akşam gelen annem ile babam, Hâle’nin okulu astığı bir gün yine çıkıp gitmişti…
Konuşamadım için, “Bunlar nereye gidiyor?” diye de soramıyordum…
Hâle’nin bahçede otururken, bahçe kapısına bir araba yaklaştı ve içinden babam annem ve Selim’in annesi indi…
Ben, “Böyle gidersem yakın zamanda konuşurum yaa?” diye düşünürken onu karşımda görüp, heyecanlanmaya başladım…
Masadan kalkıp eve girecek ve kendimi yatağa atacaktım ki; Hâle’nin, kolumdan tutup engel olarak, “Selin, bu kadar yeter, kaçma artık. Bu yüzleşme ne kadar çabuk olursa o kadar çabuk atlatırsınız.” deyince, onun, bunun olacağını daha önceden bildiğini anladım…
Bir zamanlar Filiz’in tuttuğu kollarımı bu sefer Hâle tutuyor, ondan destek almamı sağlıyordu…
Selma teyze annemin arkasından gelirken, Yavuz amca da babamın önünden geliyordu…
Gözlerini üzerime dikip baktıklarını hissedince başımı önüme eğip ağlamaya başladım…
Selma teyze annemi aşıp bana koştu ve, boynuma sarılıp, “Ağlama kızım,” dedi kendisi benden istediğinin tersini yaparak…
Selma teyzenin başörtüsünden aşan göz yaşlarım omuzuna inmeye başlayana kadar ağladıktan sonra, Yavuz amca yanımıza yaklaşıp, “Şu emanetimi bir de bana versen?” dedi harfler ağzından güçlükle çıkarak…
Ben, Yavuz amcanın babama emanetiydim ama neden, Kezban bana neden yalan söylemişti ki, Selim ile birlikte olmama neden engel olmuştu?..
Yavuz amcanın sözünü dinleyen Selma teyze, beni, yavaşça bırakıp, göz yaşlarımın aktığı yerlerden öperek, emaneti titizlikle sahibine teslim etti…
Biraz önce Selma teyzeye sarılan kollarım, bedenime yük olmaya başladı ve yanıma düştü… Başımı yerden kaldırmadan sarıldığım Yavuz amca, “Ooohhh, kokunu verene kurban olayım, nasıl özlemişim.” dedi, elini saçlarımda gezdirerek…
“Özür dilerim.” demeyi çok istiyordum ama, beynim dilime müsade etmiyordu…
“Ağlama kızım, ağlama yavrum, ağlama emanetim.” diyen Yavuz amca, “Suç sende değil,” der gibiydi…
Yavuz amca, “Selma hanım, bu kadar ayrılık yeter, kızımızı da alıp gidelim artık.” deyince babama baktım…
Annem, “Hâle, sen de gel kızım.” deyince bunun da önceden planlanmış olduğunu anladım…
Beni nereye götüreceklerdi, ben henüz Selim’i görmeye hazır değildim ki, ama bunu söyleyecek ne sesim ne gücüm vardı…
Annem ile Selma teyzenin kollarında arabaya doğru yürüdüm… Hâle’nin arkadan el sallamasıyla gelmeyeceğini anlayıp ben de gülümseyerek karşılık verdim…
…Bir yıl önce geldiğim ve buradaki insanlara cehennemi yaşattığım bu caddeden geçerken nefesim daralmaya başladı, elimi yelpaze yapıp serinlemeye çalışınca Selma teyze, “Yavuz bey, dur, buradan yürüyelim. Selin rahatsız oldu.” dedi, elbisemin ilk düğmesini açıp, gerdanımı havalandırmaya çalışarak…
“Tamam, siz inin, zaten yol kapalıdır, arkayı dolanayım.” diyerek duran Yavuz amca üçümüz inince babam ile sağa dönerek devam etti…
•~~~~•Nöbetten gelen Selim, üç saat anca uyumuştu ki, seslere uyanıp, “Bu ne gürültü yaa?” diye söylenerek yataktan kalkıp balkondan baktı…
Alt katlarına dayanmış vincin eşya çıkarttığını görünce de, “Bu ne yaa?” deyip, bilgi almak için odasından çıktı…
Evde kimsenin olmadığını gördü ve üzerini değiştirip “kim taşınıyor?” diye bakmak üzere aşağıya indi…
•~~~~•Nurseli,
İki kadın kollarıma girmiş bir şekilde, Selim’lerin binasına yaklaştığımda, üst kata doğru harekete geçen bazamı görüp anneme baktım… “Yoruldun mu kızım?” demesine başımı sağa sola sallayarak, “Hayır.” demiştim ama ben çok yorulmuştum, ayakta değil hayatta bile duracak halim kalmamıştı…
Vincin yanına geldiğimizde, yukarıya bakınarak yürüyen Selim’i görüp olduğum yerde kala kaldım… İnsan yükünün ağır geldiğini, annemle birlikte Selma teyzeye de göstermiş olacaktım ki, “SELİM KOŞ, TUT!..” diye bağırdı…
Bir yıl önce, kimin kucağına düşüp de kaldırıldığımı bilmediğim bu kapıda, şuan Selim’in kucağına düşüyordum…
•~~~~•Selim, Nurseli’yi düşmeden yakalayıp, hemen kucağına aldı. Nurseli’nin başı omuzuna, yüzü de boynuna düşünce içi ürperdi ve sol yanağını Nurseli’nin sol yanağına değdirip, nefesini yüzünde hissetti…
Selma hanım, “Oğlum, yürü hadi eve yatıralım.” demese Selim yıllarca o hâlde duracak gibiydi…
Asansöre binen Selim, kucağındaki Nurseli’ye aynadan bakarak iç çekti ve, “Ben böyle hayâl etmemiştim.” dedi
Selma hanım, Selim’den sonra gelip, kapıda beklediğini görünce hemen kapıyı açtı ve, “Gel, gel, getir, şöyle yatır.” diyerek içeri girdi…
….Selim, Nurseli’yi salondaki koltuğa götürmeyi planlarken annesi, kendi odasını ve yatağını göstermişti…
Nurseli’yi yavaşça yatağa bırakıp, iki adım geriye giderek gardropa yaslandı ve Selma hanımla Melek hanımın ayıltmaya çalıştığı Nurseli’yi izledi…
Hakan, üst kattan koşup, “Ne oldu?” diyerek Nurseli’ye yaklaştı…
•~~~~•Nurseli,
Adımın tanıdık bir erkek tarafından söylenmesiyle yavaşça gözlerimi açtım…
Ağzımı açıp, “Abi” diyecektim ki, konuşamadığımı hatırlayıp geriye kapattım…
Gözlerimde yaşlar o kadar birikmişti ki, odada hiç kimseyi net göremiyordum…
Hakan abinin, yastığı düzeltip beni yukarı kaydırmasıyla Selim’in odasında ve yatağında yattığımı farkettim…
Karşı duvarında asılı mezuniyet töreni fotoğrafı ve diplomasını görünce acı içinde tebessüm edip, boşa giden günlerime yanarak yutkundum. Elif’in hayaline göre, o duvara bir de “Nur Sel im” yazan tablo konacaktı…
Yattığım yatakta, yaslandığım yastıkta Selim’in kokusu vardı, ama ben koklamaya utanıyordum… Sahi, bundan sonra nasıl olacaktı, ben onunla eskisi gibi olabilecek miydim?..
Gözlerimin netlik kazandığı yerde, kapının girişte, Elif ile Leyla ablanın da gözleri yaşlı, beni izlediğini gördüm…
Yavuz amcanın, önündekileri yara yara, “Çekilin bakayım!.. Çekil!.. Çekil!” diyerek kenara ittiği kişiler arasında Selma teyze annem ve Hakan abi de vardı.
“Yavaş baba, sakin ol.” diyen Hakan abiye, “Ne oldu, iyi mi?” dedi, Yavuz amca “sakin ol” sözünü duymamış gibi panikle.
Hakan abi, dağ gibi dikilen, ama başımı kaldırıp bakamadığım Selim’in önüne geçerken, “İyi iyi, çok şükür bir şey yok, daha da iyi olacak inşaallah.” dedi.
Yavuz amca, “Ooohh, elhamdülillah.” deyip alnımdan öptükten sonra, “Ya Rabb’im, sana şükürler olsun, yavruma kavuştum, kınalı kuzum, ceylan gözlüm, nur yüzlüm.” deyip göz yaşı dökerken, Leyla abla kıskanmış numarası yaparak sitem etti.
“Aaa, aşk olsun, benim geldiğim gün böyle şeyler söylememiştin baba!”
Elif de, “Yenge, sana gelene kadar ben de varım, ama bakar mısın bu halimle duvara çarptı beni.” deyince, Hakan abi araya girip, “Hanımlar, yabancıları pistten alalım, babamın gözünün nuru an itibariyle evimize intikal etmiş bulunmakta.” dedi
Selma teyzenin, “Aman çocuklar siz de haa, abartmayın!” dememesinden ve onlara hak verir gibi bakmasından anladım ki, ben Yavuz amcaya ne söylersem itiraz etmeden, sorgu sualsiz yapılacaktı…
“İyi misin yavrum, bir şey ister misin, getireyim mi?” diyen Yavuz amca, babamdan daha çok üstüme düşecek gibi duruyordu. İlk konuştuğumuz gün de bana bu şekilde bakmasaydı ben asla onların çocuğu olabilme ihtimalini düşünmezdim, diye düşünüyordum…
Başımı sağa sola sallayarak, “Hayır.” dedim ama istiyordum, yüzüm ve haddim olmayarak Selim’i istiyordum… Neyse ki, konuşamamak yine bana yardımcı olmuştu…
“Selma hanım, hemen bir şeyler getir yesin! bak, kızım bir deri bir kemik kalmış, hadi! Hadi!” diyen Yavuz amcaya bakıp, başımı hızlıca, “istemem” der gibi sağa sola salladım…
Selma teyze, “O kendine gelsin, acıksın, Selma annesi ona en sevdiği şeyleri yaptı bile.” deyince, “Anne mi?!” diye düşünerek baktım şaşkın şaşkın.
Şaşkın bakışlarım bu seferde, “Emanetim bir konuşsun, eski günlerdeki gibi ‘baba’ desin adağım olsun on fakir sevindireceğim.” diyen Yavuz amcaya dönünce; Hakan abi, “Baba, ben ilk defa baba dediğimde de yaptın mı? Yoksa bu sadece Selin’e mi has.” diye adağı sordu…
Ne yani, ben konuşmaya başlayınca “Selma teyze” yerine “anne!, Yavuz amca” yerine “baba” mı diyecektim… Bunu anneme sormadan yapamazdım… Ooohhh Allah’ım, iyi ki konuşamıyorum… Senin her işin gibi bu da ne mübarek bir şeydi böyle…
…Hepsinin yüzüne baktığımda afallama belirtisi yoktu, sanki beni yıllar öncesinden biliyor gibiydiler…
“Sen başımda ne dikiliyorsun, bir şey yap, senin arkadaşlarından birini ayarla, Selin’i yarın ona götürelim, bayılmalarıyla şu hâline bir de o baksın, o kızın bakmasını beğenmedim ben.” diyen Yavuz amcanın, Beyza ablanın geldiği gün hastanede olduğunu anladım… Ya Selim, o da var mıydı acaba…
Şuan yüzüme bakmaması, sesini çıkartmaması, benim gerçek kimliğimi öğrendiğinin şaşkınlığından mıydı?..
Ama ben ona söyleyecektim, kendimi hazırlamıştım, o fırsatı kaçırmıştı… Bana kızar mı diye düşüne düşüne kafayı yemek üzereyken, Selma teyze, “Biz çıksak da biraz dinlense mi?” diyerek ortaya konuştu.
Odada ilk hamleyi Selim yapmıştı ki, Selma teyze görmediğimi zannettiği eliyle, Selim’in bacağını sıkıp durdurdu ve, “Haydin!.. De Haydin!” deyip diğerlerini dışarı çıkarttı…
Odadan çıkarken son defa bana bakıp, “Ooohhh yavrum.” demeyi ihmal etmeyen Selma teyze yavaşça kapıyı kapattı…
‘Dilini mi yuttun’ sözünün gerçeği ben, sahtesi Selim’di.
Ben, nevresimin üzerinde renk renk çizgilerin oluşturduğu karelere bakarken, o büyük ihtimalle yerde ki kısa yolluğun üzerindeki şekillere bakıyordu…
“Bana bakmıyor mu, bakamıyor mu?” diye düşünürken, sağımdaki komodinin üzerinde duran telefonu çaldı.
İkimiz de çalan telefona dönmüştük ki, o hızla davranıp, ekranı bana göstermemeye özen göstererek telefonunu aldı ve, “Efendim.” diyerek dışarı çıktı…
Arayan kişiye, Selim’in sesini duymama yardımcı olduğu için teşekkür mü etmeliydim, yoksa yanımdan gitmesine sebep olduğu için kızmalımıydım bilemiyordum…
Herkes, ben dinleneyim diye çıkmıştı ama, (evlendiğim de yatmayı hayâl ettiğim) yatak batmaya başlayınca yavaşça kalktım…
Selim’in tam kapatmadığı kapının arasından, zayıflığımın da yardımıyla yan dönerek çıktım…
Elif’in anlattığına göre, solumda dış kapı vardı, Selim’in sesi de oradan geliyordu, sağımda ki oda değişmedi ise Kaan’ın, onun yanındaki oda Selma teyzelerin, banyo ve yanda da mutfak… Ben, yavaşça mutfağa gidip su doldurmuş içerken, tezgahın üzerinde kalan iki çerçeveli küçük camdan gelen konuşmaları duyuyordum, ilk geldiğim gün oturduğum odanın balkonu ile mutfağın bu duvarı bir olmalıydı…
Babam, “Abi, ne olacak şimdi?” deyince kulak kesildim, bu yaptığım kapı dinlemek miydi bilmiyorum ama ben su içiyordum onlar konuşuyordu…
“Ne demek ne olacak Yakup, aldık kabul ettik… Konuşur konuşmaz nişan yapacağız.”
İçtiğim suyun yönünü değiştirip burnumdan getiren bu sözü Yavuz amca söylemişti,
Bir yandan öksürüyor, bir yandan da burnumdan gelen suyu siliyordum. Selim, kapıdan girdiğinde bu sefer de karşısında verem olmuş gibi öksüren beni gördü ve yine kıpırdamadan öylece durdu…
Anasının gelip, “Oğlum tut, hemlik manevrası yap!” mı demesi lazımdı neydi ki, betona gömülü gibi dikiliyordu…
Hakan abinin banyodan gelip, “İyi misin?” demesine başımı aşağı yukarı sallayarak “Evet” dedim.
Selim de, “Abi, ben çıkıyorum, işim çıktı.” deyip gitti…
Cansu’nun annesinin yaptığı numaradan ben de yapmazsam, Selim ile nişanlanacaktım, ama ben, Yağız Efe bulunmadan, o gece bana ne oldu öğrenmeden Selim ile tekrar başlamak istemiyordum…
•~~~~•Doğan, Hilde’nin itirazlarına rağmen kabarık bir gelinlik alıp, zorla giydirerek dışarı çıkarttı.
Gelin arabasının arkasına yazdırdığı, “Hatun’umu aldım, obama gidiyorum.” yazısını gören Hilde, “Doooaann!” deyip kızdı…
Doğan, “Ne oldu Hilde hatun, bir buyruğunuz mu var?” diyerek yan koltuğa oturttu…
Sariye hanım ve Filiz, Doğan ve Hilde’nin oğlu Selim Alp’i araba koltuğuna oturtarak kendileri de bindi…
…Hilde, evlerinin önüne gelince Selim, Alp ve Ayşe’yi ellerinde konfeti, davul zurna ile beklerken gördü.
Doğan, kapıyı açınca, “Hayır yaa?! Hayır!” diyerek elleriyle Doğan’ın omuzlarından itmeye başladı…
Doğan, “Boşuna çırpınma!” diyerek Hilde’yi kucağına alınca, arkadan korna eşliğinde Doğan’ın abisi ve Asuman geldi.
Doğan; Hilde’yi, düğün havası gibi bir karşılama ile eve götürürken, “Sen gitmedin, ben de sözümü tutuyorum.” dedi, o gün giydiği gelinlikten daha kabarık bir gelinlik üzerindeyken…
Kapıya gelince Doğan, “Al bakalım Hilde hatun.” deyip boynunu öne doğru uzattı…
Hilde, Doğan’ın boynunda takılı olan evin anahtarını alıp kapıyı açtı ve, Doğan’ın çocuğu da kucağına aldırmasıyla birlikte besmele ile içeri girdiler…
Hilde, evi görünce ağlamaya başladı… Doğan da hem ağlıyor hem de o kötü günlerin geçmişte kaldığına şükür ediyordu…
Sariye hanım, Filiz, Asuman ve Ayşe hep birlikte evin tozunu alıp toparlarken Hilde, kendine hazırlanan yatakta, “Doooaann, Nurseli?” diye sordu.
Doğan, “Hilde hatun, Nurseli’nin ailesi İstanbul’a taşınıyormuş, o yüzden bugün gelemedi, söz, ben sana yarın getireceğim.” dedi
•~~~~•Nurseli,
Annemlerin sürekli bir yerlere gitme sebebinin ev temizliği için olduğunu, alt kata inince anladım…
İlk olarak benim odamı düzenletip yatağımı yapan annem, “Sen yat.” diyerek dışarı çıkınca Elif, arkasından müsade isteyerek geldi.
“Selin!” deyip sarılması ömrümden ömür götürmüştü…
Ben de, “Elif,” deyip boynuna sarılmak istedim ama yine sesim çıkmamıştı…
Onun hamilelik, benim üzüntü derken ikimiz de nefes alamayınca yeni odamın balkonuna çıktık… Bu odanın ve balkonun üzeri Selim’in odasıydı ve bana özel olarak ayarlandığını düşünüyordum…
Ertesi günü sabaha kadar balkonda Selim’in gelmesini beklememiş gibi erkenden kalkıp sessizliğimden geldiğince kahvaltı hazırlayıp, bir yandan da hazırlanmaya başladım.
Selim, gece gelmeyince, “Acaba ben geldim diye mi benden kaçıyor.” diye düşünmeden edemiyordum.
Ağzımdan “çıt” çıkmasa da elim ayağım o vazifeyi görmüş, annemleri uyandırmayı başarmıştı…
Annem, “Selin, ne yapıyorsun?” diye sordu gözüyle saati göstererek,
Bende aynı şekilde önce saate bakıp sonra da, kalem ile bir şeyler çizme hareketi yaparak
okulu işaret ettim. Malum olduğu üzere geri kalan iki yılımın çoğunu yolda geçireceğim için sabahları erken çıkmalıydım…
“Kızım, konuşana kadar gitmesen?” diyen anneme baktım ve acı içinde gülümsedim… Herkes benim konuşmama bir şeyler planlıyordu…
Başımı sağa sola sallayarak ‘hayır’ deyip, hazırlanmaya devam ettim…
Benim geri durmayacağımı anlayan annem, babamı uyandırıp, “O zaman babanla git.” dedi.
Bu söylediğine itiraz etmeden babamla birlikte çıktım…
Okulda, yazıyla arkadaşlara ve hocalara durumumu anlatıp derslere girdim…
Ders çıkışı Doğan abi ile Ayşe’yi karşımda görünce koşarak boyunlarına sarıldım…
Doğan abi de durumumu bildiği için sarılırken, “Naber kız, yerli Charlie Chaplin.” dedikten sonra, “Hadi bakalım yürü, artık kaçışın yok, Hilde hatun seni obasına bekliyor.” deyince sevinçle gözlerimi açtım.
Benim ifademe, “Evet küçük hanım sen gelmeden o geldi, yürü.” deyip, arabaya doğru yürüdü.
Ayşe ile birlikte giderken dikiz aynasından bakıp, “Bundan sonra online değil haa?” dedi okulumu kasdederek.
Başımı aşağı yukarı sallayarak “Evet” dedim.
Doğan abilerin evine geldiğimde buradaki anılarım gözümde canlandı… Uzun uzun baktıktan sonra, “Nurseli abla, hadi.” diyen Ayşe’nin sesiyle binadan girdim…
Filiz’in açtığı kapıdan başım ile selam vererek girdim. Bizim bıraktığımız ev gitmiş yerine kurulu düzen ile yemek ve bebek kokusu karışık bir ev gelmişti…
Odaya girip Hilde’yi karşımda görünce kendimi sıkmaya başladım…
Kapıdan içeri giremediğimi gören Hilde, volkırı alıp bana doğru yürürken sayısız göz yaşı dökmüştüm…
“Hho…hoş geldin?” deyişiyle ellerimi yüzüme kapatıp hıçkırarak ağlamaya başladım.
“Nnn…ne ooo, hoş… bulduk… yok mu?” demesi, benim durumumu bilmediğini gösteriyordu…
Doğan abi, “Hilde hatun, Nurseli iyi görünüyor ama biraz içine kapanmış, şuan Charlie Chaplin rolüne bürünmüş.” deyince Hilde, “Nnn. nasılll?! Yaa!” dedi
Filiz ise, “Biz biraz kafa dinleyelim diye Rabb’im ikramda bulunmuş Hilde.” diyerek ortamı yumuşatmaya çalıştı ama Hilde ile ben düzelememiştik…
Akşam yemeğini hazırlarken Ayşe, annemleri arayıp, Doğan abilerde olduğumuzu söyleyerek haber verdi.
Doğan abinin yardımı ile yerine oturan Hilde, ben bebeği severken, ben hariç herkese sinirli bakıyordu…
Uzun zaman sonra ilk defa balkon sefası yapan Doğan ve Hilde, Selim Alp’i kızlara bırakarak odalarına çekildi…
Doğan, Hilde’nin yanına oturup, “Hatırlıyor musun Hilde hatun, bir zamanlar burada bir takım şeyler yapmış ve birinin temellerini atmıştık.” deyip saçlarını okşamaya başladı.
Hilde, tebessüm ederek bakınca Doğan devam etti, “Doktora sordum, bundan sonrası sana kalmış Hilde hatun, ilk seferinde olduğu gibi yine sen isteyecekmişsin… Ben seni çok özledim, çok uzatmazsın değil mi?.. Yani, bir yıl daha düzelmedin diyelim, beklemeye gerek yok değil mi?”
Hilde, Doğan’ın elinin içini yanağına koyup öptükten sonra, “Doooaann, bbir şey, sorcam, hiç yaptın mı, yyyani bbaşkasıyla, oldun mu?” diye sorunca, Doğan birden elini çekip, “Sen bana ne sorduğunun farkında mısın yaa?! Ne demek başkası, seni aldatıp aldatmayacağımdan nasıl emin olamazsın?!” diye kızmaya başladı.
“Bana bak eczacı hanım, ben özledim derken am’ı kasdetmedim, senin a.mını kasdettim, ayrıca rüyamda seni gördüğüm zamanlarda bile onda bir hareketlenme olmadı ki başkasına kalksın. Sen benden ve onun senden başkasını istemediğinden emin olana kadar olmasa iyi olacak.”
Hilde, sorup sorduğuna pişman olmuş gibi bakarken, Doğan ayağa kalkıp kapıya yürüdü, “Bu da, bu evde seninle ilk ve son kavgamız olsun.” dedikten sonra, “Filiz, Nurseli, Hilde’ye bakın.” diyerek evden çıkıp gitti…
•~~~~•Nurseli,
Doğan abinin bağırması ile, endişelenerek Hilde’nin yanına gittik, ben kapıda dikilirken Filiz yanına oturdu.
Ayşe, “Abla, ne oluyor?” diye bana sorunca kollarımı yana açıp, “Bilmiyorum.” der gibi yaptım.
Hilde, “Fi..ll..iz, bb.en a.aptalım.” deyince Filiz , “Ne oldu Hilde?” dedi, “neden öyle söylüyorsun” der gibi.
“Aa.ll.dat.ttın mm mı dd.edim.” diyen Hilde’ye baktık, “Sen ne yaptın?” der gibi.
Filiz, bizim adımıza da konuşarak, “Hilde, sen iyi misin?.. O adam bir yıldır ne halde, söylenecek soru mu?” dedikten sonra Hilde’den bir şey beklemeden devam etti. Bir yandan da sol elinin işaret parmağı ile beni göstererek.
“Adam; bunun ergence tavırları, anlamsız kaprisleri, ortadan kayboluşları yüzünden İstanbul – Sivas, Ankara – İstanbul arası git gel yapmaktan başka bir şey yapmaya zaman mı buldu?!.”
Ben bu saydıklarının hepsini bile isteye mi yapmıştım ki, bu şekilde söylemişti… Sırtım duvara vuracak kadar kendimi geriye bırakıp, yere oturdum ve iç çekerek ağlamaya başladım… Ağzım açık, tek istediğim, “Sen ne biliyorsun ki, ben ne yaşadım nereden biliyorsun?! Ben yaşayan ölüye döndüm haberin var mı?!” diyebilmekti ama ben sadece ağzımdan nefes alarak ağlıyordum…
Filiz, Hilde’yi bırakıp bana koştuğunda elleri buz kesmiş titriyordu, “NURSELİ, NE OLUYOR? NURSELİ!.. ŞAKA YAPTIM, YEMİN EDERİM CİDDİ DEĞİLDİ, ÖZÜR DİLERİM. KENDİNE GEL.” deyip yüzüme vurarak kendime getirmeye çalışsa da ben artık kendimden geçmiş ve kontrolümü kaybetmiştim…
İçten içe ağlayıp zar zor nefes alırken, benim tek düşündüğüm Hilde’nin durumuydu ve o yüzden bir an önce sakinleşmemdi…
Elimle çantamı işaret ederek getirmesini söyledim. Ayşe koşup çantayı getirince, ellerim titreyerek fermuarı açıp çantayı ters çevirdim. İçinden, Beyza ablanın, “Çok zorda kalırsan bunu sana vurmalarını söyle.” dediği sakinleştirici iğneyi alıp kendi çabamla şırıngaya çekip, koluma vurdum…
Yarım dakika sonra başımı Ayşe’nin omuzuna koyup, gözlerimi kapatarak gerisini onlara bıraktım…
•~~~~• Filiz, Nurseli’nin kendinden geçmesiyle, başını kucağına alıp, “Ben yoktum sen biliyorsundur?” der gibi Ayşe’ye baktı…
Hilde, volkırı ile yanlarına gelip, “Şş.uu ilacı vvv.er bb.akayım.” dedi ve, “Bbu, rreçete,siz ssatılmaz, bbu kkız nne yyaşa, mış?” diye sordu
Ayşe, “Bilmiyorum abla, altı aydır nerede kiminleydi bilmiyoruz, Doğan abi geldi, Selim abi ile aradılar, sonra da geldi, Furkan komiser ile nişanlanırken böyle oldu.” diyerek anlattı…
•~~~~•Selim, Yeşim’in evinde, kanepeye uzanmış, bir kolu başının altında, diğer elinin sırtını alnına koymuş tavanı izlerken Yeşim yanına geldi.
“Aşkım, iyi misin?” diyerek, dudağından öpmek için yüzüne eğilince, Selim yerinden doğrulup öpmesine mâni oldu.
Yeşim, morali bozulsa da belli etmeyip yanına oturdu ve tek omuzuna masaj yapmaya başladı.
Yeşim: “Bugün çok yoruldun galiba?”
Selim: “Evet,”
Yeşim: “Ailenle konuşacaktın?”
Selim: “Yarın konuşacağım.”
Yeşim: “Selim, nasılsa evleneceğiz, neden hâlâ benden uzak duruyorsun?”
Selim, Yeşim’e bakarak: “İkimizin de babamıza sözü var unuttun mu?”
Yeşim, “İyi ama, o gece camım taşlanmasaydı olacaktı?” deyince Selim, Yeşim’in elini tutup, “Hayır Yeşim, olmayacaktı, ben ileriye gitmeyi düşünmedim, kendi babamı geçtim, seni babana mahcup etmezdim.” dedi
Yeşim, “İyi ama babamın kasdettiği o değil ki, ciddi olmayan ilişki, biz ciddiyiz, öyle değil mi?..” deyince Selim, “Yeşim, lütfen… Bunu konuşmuştuk… Seninle fikirlerimiz, zevklerimiz uyuşuyor diye yakınlaştım evet ama şuan hepsi bu, bana zaman ver lütfen, her birliktelik aşk ile başlayıp devam etmek zorunda değil.” dedikten sonra, “Yarın gece gelemeyeceğim, arkadaşını ara gelsin.” dedi.
Yeşim: “Tamam, söylerim merak etme.”
Selim: “O günden başka gelen giden olmadı değil mi?”
Yeşim: “İki defa oldu, sonra kesildi.”
Selim: “Furkan’ı da anlamıyorum gerçekten, tehdit edildiğini biliyor da, neden sana koruma ayarlamıyor ki?”
Yeşim: “Aslında ayarlardı da, aşk gözünü kör etti, ondan bence, bir kızla birlikteydi, bir süredir aklı fikri onda olunca bizi de ihmal etti.”
Selim: “Sen o kızı gördün mü?”
Yeşim: “Görmedim ama, gören ve bilenlerden duydum, ikisi de birbirine fena tutukmuş, hatta ilk olarak kız hamile diye nikah kıyacaklarmış ama sonradan hamile olmadığı belli olunca nişana çevirmişler.”
Selim, duyduklarına daha fazla dayanamayıp, “Hadi git yat… Yarından sonra yorucu günler seni bekliyor, düğün fotoğraflarında göz altlarında torbalar olmasın.” dedi ve alnından öptü.
Yeşim, “Tamam, babamıza sözümüzü çiğnemiyoruz diye ileriye gitmiyoruz ama bari yatağa gel, sana sarılıp uyumak istiyorum.” deyince Selim, “İlk gecenin büyüsü bozulmasın, hadi… İyi geceler.” diyerek Yeşim’i gönderdi ve yine aynı pozisyonla kanepeye uzandı…
Tavana bakıp, “Hadi söylesene!.. ‘Nurseli’yi aklımdan çıkartamadığım için ileriye gidemiyorum’ desene, ondan başkasını onun gibi öpemeyeceğimden desene.” diyerek kendiyle kavga etti…
Ertesi sabah Selim, duş almış saçlarını kurularken Yeşim yanına gelip, “Nasılsın?.. O eski kanepede yine belin ağrıdı mı?” diye sordu.
Selim, “Alıştım galiba, artık hissetmiyorum.” derken yine Yeşim’e bakmıyordu.
Yeşim, Selim’in beline sarılı havluyu tutup açacakken Selim bileğinden yakaladı ve, “Ne yapıyorsun?” der gibi baktı.
Yeşim, “Seni merak ediyorum. Dayanamıyorum.” derken, Selim’i tahrik etmeye çalışıyor gibiydi.
Selim, “Yeşim, inan o kadar da merak edilecek bir şey değil… Lütfen… Zamanını bekle.” deyip elini yavaşça indirdi ve odada hızlıca üzerini giyerek evden çıktı…
•~~~~•Nurseli,
Uyandığımda Hilde’nin yanımda uyuduğunu gördüm ve, “İnşaallah çok üzülmemiştir.” diye düşünerek yataktan kalktım.
Üzerimi giyinip okula gitmek üzere dışarı çıktığımda Doğan abinin arabada uyuduğunu gördüm… Camı tıklatıp, uyandırdıktan sonra elimle, otobüs durağını işaret ettim, o da aynı şekilde yan koltuğunu işaret ederek, binmemi istedi.
Telefonumu çıkartıp, “Burada mı uyudun?” diye sordum…
O da telefonumu aldı ve, “Gidecek başka yerim mi var?” yazdı
Önce güldüm ama sonradan Selim’in nerede kaldığını düşündüm, onun gidecek neresi vardı.
•~~~~•Özlem, Nurseli okula başladıktan sonra, evlerinin yakınındaki duraktan otobüse biniyor, beş durak sonra inip, Zafer ile okula geliyordu…
O gün de ayarladıkları gibi buluşup okula gelmişlerdi…
Özlem, Zafer’e el sallayarak gitmesini bekledi…
•~~~~•Nurseli,
Doğan abi beni okula getirip, “Akşam yine ben alacağım, bekle.” dedi ve zaten konuşamadığımı fırsat bilerek yola devam etti…
Arkasından bakıp, “Hadi ama abi yaa, ben Selim’i özledim, onu görmek istiyordum.” diye düşünerek yürürken, karşıdan bir araba gördüm ve içindeki kişiye bakarak, “BASRİ ABİ!” dedim.
Nereden çıktığını anlamadığım Özlem önüme dikilip, “Naber Nurseli?” deyince, sağından solundan giden arabaya bakmaya çalışırken, “Ya bi dur, o Basri abiydi.” dedim.
Özlem, çıldırmış gibi sevinerek, “Nurseli, konuşuyorsun?!” deyince, bir an da kendime geldim ve, “Ha, harbi yaa, konuşuyorum ama ne alaka ya, ilk kelimem ‘Basri’ olmamalıydı, ben bunu hayâl etmemiştim.” dedim, böyle konuştuğuma üzülerek…
“Ne farkeder kızım, konuştun ya, sen ona bak. Hadi okula girelim.” diyerek beni çekiştiren Özlem ile okula girdim…
İlk dersten sonra, Hâle’nin evine isteme gecesi ve nişan sabahı olmak üzere iki kere gelen, daha sonrasında mesaj ve görüntülü sohbet ettiğimiz Furkan’ı aradım…
İlk başlarda, işaret ile, “Ben okuldayım, sen neredesin?” dedim.
Furkan, “Ben de odamdayım, kahve içiyorum.” deyince, sesimle, “Benimkinin yerini tutmaz ki.” dedim.
Furkan, konuştuğumu duyunca son yudumu fincana geri tükürüp, öksürerek, “K.konuştun?” dedi, bir yandan da gözleri parlayıp yaş dolu bakarak…
Onun gözlerinde yaş gördüğüm zaman kalbim parçalanıyor gibi hissediyordum…
Bende ağlamamak için bakışımı ekrandan çevirip başka şeyler konuşmaya başladım…
…Okul çıkışı kapıda bekleyen Doğan abiyi görünce dikildiğim yerde kala kaldım.
Ben, “Abiiimm!” diye koşup, boynuna sarılma planı yaparken; onu, Selim’in bana aldığı arabanın önünde dikilirken görmüş ve yine umduğuma nail olamamıştım…
Sessiz ve yavaşça önüne gelip dikildim, anahtarı bana uzatıp, “Al bakalım, bundan sonra da bırakma, durdukça eskiyor.” dedi.
Ben, sessizce bekleyip anahtara uzanmayınca, abim elimi tutup kaldırdı ve anahtarı avcuma koyup, “Bana bak, geçmişte her ne olduysa unutup önüne bakacaksın?.. Bunu Selim aldı olarak görme, senin hakkına düşenden bu kadarıymış gibi gör.” dedi.
Yavuz amcanın bana tavrını görmeseydim bu dediğine şaşırırdım ama beni evladı gören kişinin mirasından pay vermesi de muhtemeldi…
•~~~~•Selim, babası evde yokken Selma hanımın yanına gelip, “Anne, biraz konuşabilir miyiz?” dedi.
Selma hanım, “İyi olur, çünkü ben de seninle konuşmak istiyordum.” deyince, Selim, “Önce ben konuşayım.” deyip lafa girdi ve, “Emniyetten biriyle görüşüyoruz, sizinle tanıştırmak istiyorum.” dedi.
Selma hanım alaycı bir gülümseme ile, “Hadi yaa, ciddi misin?..” dedikten sonra ciddileşerek, “Bana bak, senin üç yıldır sevdiğin kız ile biz tanıştık ve onu sana yakıştırdık, fazla arayışlara gerek yok, konuşmaya başladığı günün akşamı istemeye gideceğiz.” dedi
Selim, “Anne, yapma lütfen, o nikahlı, sen de biliyorsun?” deyince Selma hanım, “Ne nikahı be, kaç yıl geçmiş üstünden, bu zamana kadar nikah mı kalır, ortada koca yoksa nikah da yoktur.” dedi
Selim, “Anne, ortada değil belki ama bir koca var, Yavuz hayatta.” deyince Selma hanım heyecan ile birlikte, “Ooohhh, elhamdülillah, ne güzel haber…” dedikten sonra, “Onun yaşaması ile sizin evlenmenizin ne alakası var, Itır ne demişti, Selin isterse düğün olacaktı değil mi?” dedi
Selim: “Anne, Selin Yavuz’u unutamadı, sürekli rüyasında görüyor, sen benden ne istediğinin farkında mısın?.. Gündüzü benimle gecesi başkasıyla olan biriyle evlenemem.”
Selma h: “Öyle mi?.. Tamam o zaman, ben şimdi gidiyorum ve Selin’e, ‘Seni bebekken biriyle nikahladık ama sen kimi istersen onunla evlenebilirsin.’ diyeceğim, sence ne yapar?”
Selim, annesinin kolunu tutup, “Birincisi Selin aşağıda değil, Doğan’larda kalıyor, ikincisi de Yavuz geldiğinde ya bana olan sevgisi biterse, tekrar onu isterse ben ne yapacağım haa?” deyip gözlerine baktı…
Selma hanım, “Selim, sen Selin’i çok seviyorsun!” dedi gözlerinin içindeki acı dolu bakışı görür gibi.
Selim, odasına gidip yatağa oturdu ve başını ellerinin arasına alıp, ağlarken, “Anne!.. Canım çok yanıyor anne!.. Ben iki kere vuruldum!.. İki defa canımdan oluyordum… Birinde, kanımın damarlarımdan çekildiğini hissettim ama yine de canım bu kadar acımamıştı. Anne, ben çok mu kötü bir çocuktum, kader bir kıza iki kere aşık edip sonra neden ayırdı ki?.. Ben o kadar kötü biri miyim?.. Mutluluğu hiç mi hak etmiyorum anne!..” dedi.
Selma hanım oğluna sarılıp ağlarken, “O senin değil, benim kötülüğümden oldu oğlum, içimin karası günah oldu, cezasını sen çektin. Ama bundan sonra üzülmene izin vermeyeceğim. Selin ile ömrünün sonuna kadar mutlu olacaksın inşaallah.” dedi
Selim, göz yaşlarını silerek, “Annee, o nasıl olacak, Yavuz gelene kadar nişanlı mı kalacağız?” deyince Selma hanım, “Babana söylerim, gider Ahmet hoca ile konuşur, bir yolu vardır elbet. Ama sen de bir daha başka kız adı anma, kızımı üzme.” dedi.
Selim de tebessüm ederek, “Sen de beni tehdit etme, sana hiç yakışmıyor.” deyip boynuna sarıldı…
Selma hanım, “Sen köyde onunla konuşursan ben de tehdit ederim.” deyince Selim, “Neden diye sordum anne, onun akrabası benken neden onu benden daha çok sevdiğini sordum.”
Selma hanım: “Nedenmiş peki? Söyledi mi?”
Selim, iç çekip tekrar acı içinde verdikten sonra, “Sana rağmen onunla ilgilendi diye. Sen Yavuz’u aç bırakmakla tehdit etmişsin, ona rağmen kendi yemeğini ona götürmüş, ertesi günü de açlıktan karnının guruldadığını duyup söz vermiş. Bu iyiliğini karşılıksız bırakmayacağım diye.” dedi.
Selma hanım: “Ben onu aç bırakmadım, yedi zannettim, kirli tabak elinde gördüm, ekmekle sünnetliyordu.”
Selim: “Hayır işte anne, yememiş, sana yediğini göstermek için kirli tabağı getirmiş eve.”
Selma hanım: “Ben hep dedim, bu çocuk başka dedim, büyümüşte küçülmüş gibiydi, ama o gün, seni öyle görünce gözüm döndü, annelik damarım tuttu.”
Selim: “Kendim ettim, kendim buldum demeyi çok isterdim ama benimle birlikte bir çok kişi de acı çekti, onun pişmanlığı beni yiyip bitiriyor.”
Selma hanım: “Yeter artık oğlum, bak o kıza da yazık günah, çok sevmiş seni. Gel beni dinle, kimseye belli etmeden halledelim.”
Selim: “Bir günahı başka bir günahla mı temizleyelim anne, Selin Yavuz’u öğrenmeden, onu tanımadan evlenemem haberin olsun.”
Selma hanım: “Peki, tamam… Siz bir nişanlanın da, o gelince bakarız artık. Ben, o kız sana bu kadar aşıkken, senden de karşılığı varken, ayrılmanıza izin vermem.”
Selim, söz ile ikna edemeyeceğini anlayıp, zamana bırakmaya karar verdi…
•~~~~•Okan, Şengül ile yemekte konuşurken, “Galiba dediğini yapacağız canım, son olaylar ile bana bir umut ışığı doğdu.” deyince Şengül, “Olur ama bu sürede kaçamak yapmazsın değil mi?” diye sordu.
Okan, “Aşk olsun Şengül, şuan kalbimi paramparça etsen bu kadar canım acımazdı,” dedikten sonra, “O gün araba sana çarptı ama diğer kızları öldürdü.” dedi.
Şengül, lafı uzatmadan, “Benim içinde iyi olur, biraz daha toparlarım… Bu aralar sıkıştım, bizim öğretmen hamile kaldı, düşük tehlikesi olduğu için gelemiyor.” deyince Okan, “Doğru mu anladım, sana öğretmen mi lazım.” dedi
Şengül, “Evet,” deyince de Okan devam etti. “Nurseli’nin arkadaşlarını tanıyor musun?”
Şengül: “Evet, annemi ziyarete gelmişlerdi.”
Okan: “Hah!.. O kızlardan biri öğretmen, onu alsana.”
Şengül: “Olur, haber ver gelsin görüşelim.”
Okan, “Tamam, ben Doğan komiser ile haber göndereyim.” deyip anlaştıktan sonra yemeklerine devam ettiler.
•~~~~• Nurseli
Bir önceki gecenin de etkisiyle uykum gelmeyince, “Allah’ım, inşaallah kâbus görmem.” diyerek ilacımı içtim… Doğan abi ne derse desin, ben yarın eve gidip Selim’i görecektim…
İlacın sayesinde bebekten önce bebekler gibi uykuya daldım…
•~~~~•Doğan, Hilde’ye tavırlı bir şekilde arkasını dönmüş yatarken, kızların yattığı yerden çığlık sesi duyarak yerinden fırladı.
İlk olarak Hilde’nin iyi olduğundan emin olduktan sonra hemen sesin geldiği yere koştu…
Odaya geldiğinde Ayşe yatakta bacaklarını karnına çekmiş ağlıyor, Filiz de hem ağlıyor hem de Nurseli’yi uyandırmaya çalışıyordu.
Doğan da Filiz’in yanına gelip, kollarını tutmak isterken Nurseli , “Bırak beni!.. Dokunma bana.” diye çığlıklar atıyordu.
Hilde, “İii…laç, iiinee.” dedi sakinleştiriciyi kasdederek.
Filiz, ilacı hazırladıktan sonra, “Sıkı tut.” diyerek, Doğan’ın sabitlediği koldan iğne yapıp sakinleşmesini beklemeye başladı…
Nurseli ilacın etkisi ile sakinleşirken, son sözü, “Ben Yasemin değilim.” olunca, dördü bir birine bakmaya başladı.
Doğan, “Ben doğru mu duydum?” diye sorunca Ayşe, “Ben Yasemin değilim’ dedi.” diyerek duyduğunu söyledi,
Filiz de, “Ben de öyle anladım.” deyip şaşırmış gibi bakınca Hilde, “Bb.u kıza nnne olmuş.” dedi.
Doğan, “Sakın konuştuğunu duyduğumuzu belli etmeyin, bir şey sormayın, ben araştıracağım.” deyip odadan çıkarken Hilde, “ÇÇÇa buk oo.ll.” deyip Nurseli’nin yanına geldi…
•~~~~•Nurseli,
Gözlerim yarı açık, kolumu ovalayarak, “Ben ilacı tam mı aldım yaa, neden tır çekmiş gibiyim?” diye söylene söylene uyandım. Abime sürpriz yapamamıştım ama Hilde’ye yapmama bir engel yoktu.
Yataktan kalkıp elbisemi giydim, elimi yüzümü yıkadıktan sonra saçlarımı at kuyruğu gibi toplayarak sessizce kahvaltı yapan kızların yanına geldim.
Geriden Hilde’nin boynuna eğildim, yeni yeni duyan kulağına, “Günaydın, güzelim.” dedim
Hastalığın duygusala çevirdiği Hilde, yine ağlayarak bir eliyle masadan diğeri ile sandalyenin yaslanma yerinden tutarak kalkmaya çalıştı.
“Ne yapıyorsun yaa, dur, öyle kalkma.” diyerek amacına ulaşmasına yardım ettim ve boynuma sarılmasına karşılık verdim.
“Çççok sssevinnn diiim.” derken ağladığını hissedebiliyordum.
“Ben geç kalıyorum, hemen yiyip çıkmam lazım.” deyip Hilde’yi tekrar oturttum ve ayak üstü ağzıma bir dilim ekmek ile biraz peynir aldıktan sonra masadakilere selam vererek çıktım.
Furkan ile buluşma yerine geldiğimde çoktan gelmişti.
“Kusura bakma, gece uyku tutmayınca ilaç içtim.” diyerek neden geç kaldığımı anlatınca, yüzü hüzünlendi ve, “Sen o ilacı içince kötü oluyorsun?” dedi kabuslarımı kasdederek.
“Merak etme, bu sefer bir şey olmadı, sadece rüyamda gördüm.” dedim Yağız ile ilgili bir şey daha hatırladığımı düşünerek…
“Sen iyiyim diyorsan problem yok canım.” deyişine başka bir kız olsaydı içi giderdi ama ben o treni Selim uğruna kaçırdığım için sadece yutkunmakla yetindim…
Rüyam da gördüğüm şeyi nasılsa ayrıldık diye Furkan’a mı anlatmalıydım, yoksa yine Yeşim’e mi diye düşüne düşüne kahvaltı yaptıktan sonra, o emniyete ben okula diye ayrıldık…
Bir gün önceki arabayı gördüğüm yerde durup, “Basri abiydi o yaa, eminim?” dedikten sonra tekrar devam ettim.
Acaba beni mi arıyordu, okulumu bildiğine göre, kesin benim için gelmişti ama Özlem konuşmamın sevinciyle arabanın arkasından gitmeme izin vermemişti…
“İnşaallah yine karşılaşırız.” deyip okula girdim…
•~~~~•Selim, annesinden ümit olmadığını görünce Melek hanımın yanına gelip, “Melek teyze, biraz konuşabilir miyiz?” dedi.
Melek hanım, “Gel oğlum,” diyerek aslında Selim’i kendi dairesine davet etti.
Selim, kanepeye oturup biraz düşündükten sonra meraklı gözlerle bakan Melek hanıma dönüp.
“Melek teyze, geçen sene size geldiğim gün, ben Selin’in ya da sizin ev diye gelmedim, Nurseli’nin evi diye gelmiştim.” dedi parmaklarını kızartma derecesinde ovalayarak.
Melek hanım, Selim’in neredeyse can çekişme hâlinde kıvrandığını görünce sessizce dinlemeye devam etti.
“Kadere ve kazaya inanan biri olmasaydım, farklı konuşurdum ama kader karşısında boynumuz kıldan ince, biliyorsun.”
Melek hanım, Selim’in susup yutkunmasıyla, “Amenna.” dedi.
Selim, “Melek teyze, annem ile konuştum ama dinletemedim… Niyeti konusunda endişelerim var…” dedi ama kelimeler boğazında dizilince söylemekten vazgeçip, “Kusura bakma, rahatsız ettim.” diyerek dışarı çıktı.
Arabasına binip, “Neden lan neden,” diyerek, hem direksiyonu tokatlamaya hem de kendine bağırmaya başladı. “Ona da söylesene, ‘Yavuz yaşıyor’ desene, ‘hâlâ Selin’i seviyor, istiyor’ desene, yemedi değil mi?.. Annen baban değil ama onlar istemezler diye korktun değil mi, onlar Yavuz’u isterler sen de biliyorsun, o yüzden söylemedin yalan mı?.. Ne yaparsa yapsın hâlâ seviyorsun, aptal geldin aptal gidiyorsun Fatih, akılsız Fatih, deli Fatih, divane Fatih, senden adam olmaz, boşuna uğraşma.”
•~~~~•Nurseli,
İki saatten fazla trafikte dur kalk yaptıktan sonra nihayet evin caddesine girmiştim, Üç yıl önce, Selim’i her gördüğümde kalbimin atmasına engel olamadığım gibi, şuanda da olamıyordum. Bu cadde bana hep o günü hatırlatıyor ve uzunca bir süre de devam edeceğe benziyordu…
“Sakin… Sakin… Sakin… Bir… iki… üç… La havle ve la guvvete… La havle ve la guvvete… la havle ve la guvvete…” diye diye binanın açık olan kapısından içeri girdim…
Anahtarım olmadığı için, annemi aramak üzere çıkarttığım telefonu çantama koyup başımı kaldırdığım da Yavuz amcanın tebessüm ederek bana baktığını gördüm.
Başımı önüme eğip, suçunu bilen çocuk gibi beklemeye başladım… Yavuz amca önüme gelip, bana bakmaya devam edince, “Özür dilerim.” dedim, sanki bütün her şeyi düzeltecekmiş gibi…
O da büyük bir heyecanla, “Kızım, konuştun?” diyerek boynuma sarıldıktan sonra, “Ama benim senden duymak istediğim bu değil, suçun olmadığı bir şeyde kim olursa olsun asla özür dileme, tamam mı?.. Küçükken beni nasıl hatırlıyorsan, nasıl söylüyorsan öyle söylemeye devam et.” dedi, bir an önce ‘baba’ya alış’ der gibi.
Başımı kaldırmadan, sanki yine konuşamıyormuş gibi, aşağı yukarı sallayarak “Tamam” dedim.
Soluma geçip, sağ omuzumdan tutarak asansöre yürüttü…
Birlikte asansöre bindiğimiz de ben beşe basar zannettim ama o dörde basmıştı…
Bizim kapıya gelince, “Evde kim varsa çağır bakalım.” dedi, anne ya da babamı kasdederek.
Zaten anahtarım olmadığı için zile basıp açılmasını bekledim…
Annem, morali bozuk bir şekilde kapıyı açıp, “Yavuz abi, kızım?” dedi
Yavuz amcanın, belimden içeri göndermesi ile “annen ile özel konuşacağım” demek istediğini anladım.
İçeri geçip, kapının arkasında kalan odamın girişinde beklemeye başladım.
Yavuz amca, “Yakup nerede?” diye sordu
Annem, “Buralardadır, eksikleri almaya gitti.” dedikten sonra, Yavuz amca, gerçekten ağzımdan çıkan iki kelimeye baktığını göstererek, “İyi, gelince selamımı söyle, bu akşam kahvenizi içip, hayırlı bir iş için konuşmaya geleceğim.” dedi.
Bir yıl önce bu cümle için hayatımı bile veririm diye düşünürken şuan, iki göz iki çeşme ağlayarak kendimi yatağa atmıştım…