55. Bölüm

Yavuz amca, “Hadi akşama görüşürüz, selam söyle.” deyip gittikten bir saat kadar sonra babam geldi.

Annem, babamı salondaki balkona çağırınca ben de mutfağa giderek ne konuştuklarını dinlemeye başladım…

Yaşadığım olumsuzluklar bu etik değeri de çiğnememe sebep olmuştu…

Babam, “Selin nasıl?” deyince annem, “O iyi çok şükür.” dedi ama kabuslarımın kaynağının Selim olduğunu bildiği için böyle söylemişti…

Sırtımı tezgaha dayayarak annem ile babamı dinlemeye devam ettim…

“Yakup, Selin iyi değil, yüzünden anlıyorum.”

“Ben de, ama istediği olacak inşaallah.”

“Bence artık istemiyor ya da isteyip istemediğini bilmiyor.” diyen annem, içimi benden daha iyi anlamıştı… Gerçekten, ben şuan ne istiyordum?..

Annem, “Selim de aynı şekilde Yakup,” deyince irkildim.

Babam dışından, “Nasıl?” derken, ben de aynı anda içimden söylemiştim.

“Bugün buraya geldi, ‘annemle konuştum dinletemedim’ dedi.”

“Neyi dinletememiş?” diyen babamdan daha sabırsızdım, “Evet anne, neyi dinletememiş.” dedim, göz yaşlarımın da akmasıyla birlikte.

“Selin ile evlenmek istemiyor Yakup,” sözüyle dayandığım tezgaha kollarımı da tutup düşmemeye çalıştım.

Babam, “Emin misin, yanlış anlamış olabilir misin?” diye sorunca, “İnşaallah öyledir babam, inşaallah benim yanlış anlamam gibi annem de onu yanlış anlamıştır.” diye dualar etmeye başladım…

Annemin sesli cevap vermemesiyle, mimiklerini konuşturduğunu anladım…

Biraz sonra da babam, “Öyle mi söyledi?” dedi, annemin yüz ifadesini sesine yansıtmış gibi üzgün bir şekilde.

Annem, “Endişelerim var’ dedi.” deyince, Babam, “Bu ‘istemiyorum’ demek değil ki?” dedi, ‘henüz hiç bir şey bitmemiş’ der gibi.

“Yakup, geçen sene bize geldiğinde Nurseli için gelmiş, Selin olduğunu orada öğrenmiş. O gün Selin ile ilgili şeyler sorunca ben zannettim ki, Selin ile evlenmek istiyor ama o, Nurseli hakkında araştırma yapıyormuş.”

Annemin bu sözü son dinlemem oldu ve ben daha fazla dayanamayıp kendimi yine yüz üstü yatağıma attım… Selim, benim kim olduğumu biliyordu, kardeşi olmadığımı biliyordu, ona rağmen ayrılmak istemişti ve şimdi de Selin’i istemiyordu…

Bir anda o istenmeyen köylü kızının kendim olduğu gerçeği ile yüzleşmiş ve kendime acımaya başlamıştım…

•~~~~•Doğan, mesai çıkışına yakın Mert’in yanına gelip, “Biraz konuşalım mı?” dedi ‘hayır’ı kabul etmediğini gösterir gibi karşı sandalyesine oturarak.

“Buyrun komiserim.” dedi Mert, ne söyleyeceğini merak ettiğini, sesinden de belli ederek.

“Nurseli ile Furkan, nerede tanıştı?”

Mert, Doğan’ın işin peşini bırakmayacağını biliyordu ama ne açıdan sorduğunu anlamadığı için, “Nasıl, nerede tanıştılar komiserim?..” diyerek daha da açıklayıcı sormasını istedi.

“Kıvırma Mert, ben bunu bir kere yedim, sana çok net bir şey sordum, Nurseli ile Furkan nerede tanıştı?”

“Polis gecesi, ya da Hilde yenge hastanedeyken!” diyen Mert, şansını denemek isterken Doğan, “AA!.. Öyle mi?.. O zaman karımızı bacımızı Furkan’dan uzak tutalım.” dedi.

Mert, “Anlamadım komiserim, neden?” diye sorunca, “Ne demek neden oğlum, o saydığın zamanlarda Selim Nurseli ile birlikteydi, o zamandan göz koyduysa bu Furkan şerefsiz namussuzun tekidir, istersen seni tekrar bizim oraya aldırayım.” dedi Doğan, ‘söylediklerine inanmadım’ der gibi bakarak.

Mert, “Komiserim, Nurseli’nin çantasında paket çıkınca-” diye başlayınca Doğan bir yalanını daha bitirmesine izin vermeden, “Onda da Alp ile sen yürütmüştünüz, Nurseli’nin adı geçmemişti?!” dedi.

Mert, son olarak da, “Furkan komiserim tatile çıktığında orada karşılaştıklarını söylemişti, bir iki defa konuşmuşlar.” deyince, Doğan, “Allah Allah, bak sen, Furkan eşeysiz üreme ile klonlanmış da haberimiz yok.” dedi

Mert, anlamamış gibi durunca da devam etti, “Ben sordum, bu yıl hiç izin kullanmamış, hatta mesai saatleri dışında da geliyormuş, Nurseli’yle tanışan klon Furkan o zaman?”

Mert, artık konuşmayıp sessiz kalmayı tercih ederken, Doğan da ondan bir şey öğrenemeyeceğini anlayıp ayağa kalktı ve elinde iki numara olan kağıdı Mert’e verip, “Sana zahmet, bunu bilişime ver de, son bir yılda kiminle konuşmuş, sinyaller, mesajlar. Bakıp söylesinler… Ama, özellikle tembihle, her şeyi istiyorum.” dedikten sonra Mert’ten önce dışarı çıktı…

Mert, numaralara bakıp, “Oooooffff, durup dururken nereden çıktı bu!” diye söylendi, Nurseli’nin numaraları olduğu için…

•~~~~•Nurseli,

Sevdiği adamın kendisini istemeye gelen kızda olan şeyler bende yokken, olmayan her şey vardı. Üzüntü, elem, keder, bir an önce bitse de gitsek modu…

Annem, babamla endişeli ve ağlamaklı bir konuşma yapmamış gibi gülümseyerek yanıma geldi ve, “Kızım, hadi hazırlan, misafirlerimiz gelmek üzeredir.” dedi.

“Anne, burada biz misafiriz.” dedim Selim’in daireyi kasdederek.

“Olur mu öyle şey kızım, burası olmasa da bir alt kattaki daire senin, neden öyle düşünüyorsun?” deyince, anneme meraklı gözlerle bakmaya başladım…

“Anne, neden?.. Hani, Elif’i sen emzirdin, ona bir daire verirsiniz anlarım da, neden ben, bana bu kadar imtiyaz neden?..” diye sordum, köyün, hatta bu mahallenin de kızlarını düşünerek.

“Seni çok sevdikleri için.” dediğinde, bana göre yetersiz olan bu cümleye kanmamış gibi

bakarak devam etmesini istedim ama o, kaçmayı tercih ederek, “Aaayyyhhh, kendi yatıyor, beni de oyalıyor.” diyerek mutfağa gitti…

“Kendimi yeteri kadar rezil ettim, bari ailemin itibarını kurtarayım,” diye düşünerek ayağa kalktım ve soğuğa yakın ılık bir duş alarak kendime gelmeye çalıştım…

Bir yıldır bakmaya bile kıyamadığım elbiseye bu sefer de iç çekerek baktıktan sonra, yanındakini alarak giydim ve şiş gözlerimi belli etmeyecek kadar bir makyaj yaparak hazırlanmaya başladım…

•~~~~•Selim, eve geldiğinde hummalı bir çalışma ortamı görüp şaşırdı, elinde tepsi ile mutfaktan odaya gitmeye çalışan Elif’i görüp, “Ver şunu kız, erken doğuracan.” dedikten sonra, “Ne oluyor hayırdır?” dedi, elindeki tepsiyi masaya bırakırken.

“Hayır inşaallah abiciğim, hem de çok çok hayır, Selin konuşmaya başlamış, onu istemeye gidiyoruz, hadi git sen de hazırlan,”

Selim, tepsinin üzerinden aşırdığı lokmayı çiğnemeyi yarım bırakıp, “Anlamadım?” dedi aslında her kelimesini net anladığı hâlde.

“Neyi anlamadın Selim, hadi git giyin artık, kız tarafı bekletilmez, ayıp olur.” diyerek arkadan gelen Yavuz bey, kravatını Elif’e bağlatmak üzere yaklaşıyordu.

Babasını en son abisinin düğününde böyle gören Selim, şaşırarak bakarken arkadan Selma hanım tatlı tepsisi ile geldi, “Her şey tamam, ben üzerimi giyinip geliyorum.” deyip gidecekken, Selim kolundan tutup çekti ve, ikisine de bakarak, “Neden bu kadar acele ediyorsunuz ki, önce ailecek oturup önemli mevzular hakkında konuşsak mıydı?” dedi

Elif, annesinin kolunu Selim’in elinden kurtarıp, “Abi, biz konuştuk, merak etme, senin de bildiğin, vâkıf olduğun şeyler,” diyerek odasına doğru yürüttü.

Selim, bu sefer de Elif’i tutup odaya götürdü ve, “Sen de mi Elif, Allah aşkına yapma, biliyorsun?” dedi

Elif, “Biliyorum zannediyordum abi, ama eksik biliyor muşum, Selin seni seviyorken başkasıyla olmak istemez.” deyince Selim, “Başkası dediğin Yavuz, ayrıca oldu! Furkan?!” dedi.

Elif, “O sizi kardeş zannederken yaptığı ufak bir hataydı ve hemen ucundan döndü,” deyince Selim, “Sonunu gördükten sonra ucundan dönse ne olur?” dedi.

Elif, şaşırarak bakarken Hakan odaya gelip, “Hadisene lan, amma naz yaptın?” deyince Selim, “Sen de mi abi?” der gibi baktı ama Hakan cevap vermeden Elif’i odadan çıkartıp, hazırlanması için kapıyı kapattı.

“Yavuz’u sevsin, Furkan’la yatsın, Fatih ile evlensin. Ooohhh ne âlâ.” diyerek sesli düşünen Selim, beyaz gömlek, siyah kumaş pantolon giydi ama babası gibi kravat takmadan dışarı çıktı…

•~~~~•Nurseli,

Zilin çalmasıyla annem, “Geldiler.” diyerek babamla bana haber verirken, kendisi de kapıya bakmak üzere yürüdü.

Yüzünde, ne en sevdiği komşunun gelmesinin mutluluğu, ne de kızının istenmesinden ötürü heyecan vardı.

Gelenler içinde de aynı yüz Selim’in yüzüydü, babamın ve annemin elini öperken ecel terleri dökerken, benim elime uzanmak bile istememiş gibiydi…

Ona sarılıp, kokusunu içime çekmeyi o kadar istememe rağmen, sadece, “Hoşgeldin.” deyip elimi uzatmakla yetindim…

Kendi burada ama aklı başka yerde cümlesinin bedene yansımasının en bariz örneği ben ve Selim’di.

Yavuz amca ve Selma teyzeden beklediğim ilgi ve alakayı görmeme şaşırmazken, Hakan abinin gözünü benden alamaması, özlemiş gibi bakması, Leyla ablanın, “Nasip, sen eltim ol yaparız!” dediğinin tersi bir şekilde bakması bana anormal gelmişti…

Selma teyzenin getirdiği iki tepsi börek, bir tepsi tatlı ve annemin yaptıklarını hazırlamak için mutfağa geçtim, (Aslında kaçtım.)

Elif ile Leyla abla da benim arkamdan gelince birlikte hazırlamaya başladık.

Benim, kendimi sıktığımı gören Elif, boynuma sarılıp, “Nurseli.” deyince artık dayanamadım ve hıçkırıklarla, “Korktum!” dedim, “Çok korktum, kardeş olduğumuzu zannettim, korktum!”

Elif de en az benim kadar hıçkırıklar ile, “Ağlama lütfen!” dedikten sonra, “Biz zaten kardeşiz.” dedi.

Kendimi Elif’ten çekip, makyajımın akmasını umursamadan, sol elimin ayası ile göz yaşlarımı silerken, “Öyle değil!” dedim, “Anladın sen onu.” der gibi.

Elif, bir yıl önce yaptığımın hesabını sorar gibi, “Aşk olsun, fotolarımı neden sildin?” dedi

Tebessüm ederek, “Ben de var, tekrar yollarım.” dedim, biraz daha sakin bir şekilde.

Elif, “O günden sonra alışkanlık haline getirdim, hemen yedeğe atıyorum.” dedi, Leyla ablaya bakarak…

Herşey hazır olunca Elif, her iki aileninde ortak mahremi olduğu için hamile haliyle sehpaları koyup tabakları götürmeye başladı, Engin’in de yardımıyla…

Kaan gibi benim kardeşlerim de yanımızda değildi. Sene sonu olunca buraya gelecek olan kardeşlerim, muhtemelen nişanda da ancak iki günlüğüne gelebiliceklerdi…

Tabaklara karışmazken, çaylar benim elimden öpmüş ve koca tepsiyle servise başlamıştım…

Adap gereği odada en büyük olan Yavuz amca ile başlayıp, önünde tepsi ve saygıyla birlikte eğildim.

“Eline sağlık kızım.” deyip, bardak yerine dik dik gözüme bakınca, “Afiyet olsun Yavuz amca” yerine, “Afiyet olsun… Baba.” dedim.

Yavuz amca, “Ben de bunu bekliyordum.” der gibi tebessüm ederken; Selim, ilk defa başını kaldırıp bana baktı ve hoşnutsuz bir şekilde burnundan nefes verdi…

Onun bu halleri sadece bizi etkiliyor gibi bir atmosferde, önce ikramları yemiş, daha sonra da Yavuz amcanın ufak bir konuşmasıyla sadede gelmiştik…

Yavuz amca bir çırpıda beni isterken, babam, “Kız evi naz evidir.” der gibi değil de, “Siz oğlunuza bir kere daha sorun” der gibi, “Yavuz abi, bu işlerde ne kadar acele edilirse o kadar kötü sonuçlar ile imtihan olunuyor.” dedi.

Yavuz amca babamın sözüne karşılık, “Yakup, zamane gençleri, senin benim gibi olmazlar, olmamaları da daha güzel. Peygamber efendimiz ne buyurmuş, ‘Hayırlı işlerinizde acele ediniz.’ Biz buraya, düşünüp taşınalım demek için gelmedik,” deyince babam, “Ne diyelim abi, o zaman hayırlısı olsun, yalnız, düğünde acele etmeyelim, ikisi ortak, hangi zaman da isterler ise o zaman yapsınlar.” dedi.

Babamdan icazeti alan Selma teyze, yıllardır hazır gibi iki yüzük ve kurdele çıkarınca, en az Selim kadar ben de şaşırarak baktım, hem yüzüklere hem Selim’e…

Benim o hâlimi gören Elif, “Bakma öyle Nurseli, geçen sene evlenme teklifi edeceği zaman abimin aldığı yüzükler.” deyince, ilk defa Selim ile göz göze geldik…

Her şey hazırken, Selim’i bu hâle getiren neydi çok merak ederek ayağa kalktım, başım yerde boynum kıldan inceydi…

Selim yanıma gelince, Elif ve Leyla abla iki elini birleştirip, parmaklarını dudaklarına bastırarak sevinç içerisinde bakarken, ben de hafif bir tebessüm ile karşılık verdim…

Hani o, “İsteme gecesi bayılmazsam yüzük takılırken, yüzük takılırken bayılmazsam, nikah da, nikah da olmazsa düğünde, düğünde de olmazsa kesin eve geldiğimizde dediğim bayılmam vardı ya, şuan esamesi bile yoktu ve ben bu sefer de bu hâlime şaşkınlıktan bayılmak üzereydim…

Yavuz amcanın duasıyla birlikte kestiği kurdeleyle, bir posta da bu yüzden herkes ile öpüştükten sonra, bu sefer Selim ile yan yana oturup, beklemeye başladık…

Selim, parmaklarını birbirine geçirmiş otururken; ben, sağ elimi sol avcuma alıp yüzüğe ve kurdeleye bakıyordum…

Bu onun aldığı yüzüktü ama bana çok yabancı geliyordu, tıpkı kendi gibi…

Yanımda oturanı, üç yıl önce ilk görüşte aşık olduğum adam değil de, ailelerin zoruyla evlendirilmeye çalışan istanbul’lu bir yabancı olarak görüyordum…

Selim ile daha önceden tanışmasaydım, direk Selin olarak tanısaydım, onunla evlenmeyi ister miydim acaba diye düşündükten sonra cevabı çok beklemeden verdim, “Evet ulan, isterdim,” bu dalyan boy, yakışıklı adama hangi kız “hayır” diyebilirdi ki ben diyeydim…

Ama şuan onun beni olduğu gibi ben de onu istemiyordum, sebebiyle ilgili de zerre kadar fikrim olmadan…

Selim’in telefon bir kere çalmış, reddedip sesini kıstıktan sonra da cebinde sürekli ışığı yanıp durmuştu… Onu bu kadar arayan kişi kim diye merak ederek kendi kendimi yesem de sormaya cesaret edemedim…

Itır ve Selim’in uyuması ile Hakan abi ve Leyla abla yukarı çıkmış, Elif’in de ayakları şiştiği için toplamayı Engin ile ben yüklenmiştim…

Engin ile bir kaç kez ortada karşılaştıktan sonra, onun beni mutfakta beklemesiyle aynı yerde buluştuk, “Selin, ne oluyor?” derken parmağımdaki yüzüğü sormadığını anlayabiliyordum ama anlamamış gibi yapmayı tercih ederek, “Anlamadım?” dedim.

“Selin, ne oluyor, biz seninle kardeş gibi büyümedik mi?.. Atakan’dan ne farkım vardı, ona söyleyip benden sakladığın ne?”

Engin, normalde hatırlamak istemediğim, hele de bu gece asla aklımın ucundan geçmesini istemediğim şeyi sorarken, yüzünde endişe vardı…

Sakinleştirmek için, “Önemli bir şey yok Engin, sen evlendin, önceliğin değişti.” dedim ama o, “Atakan da evlendi, onun ki değişmedi mi?” diye sordu.

Başımı yere eğip, konuşmadığımı görünce devam etti, o da benim gibi gözleri yaşlı bir şekilde, “Onu, köyden taşınıp buraya gelmeyi düşündürecek ne yaşadın Selin?”

“Kendimin bile bilmediği bir şeyi sana nasıl söyliym Engin.” derken, göz yaşlarım üç dört yerden bir anda akıyordu ardı ardına…

Sağındaki tezgahtan destek alırken, gözleri yaş doluydu ve dişlerini sıkıyordu… Yutkunduktan sonra, “Aklıma gelen değil-” dedi kelimeler boğazında dizilerek,

Sol bileğimi, izini Engin’e çevirmiş bir şekilde dudağıma bastırdım ve, “Bu sefer gerçek oldu ama ben bunu yapamadım.” dedim, kendimin bile zor anlayacağı şekilde…

Engin, bir şey söyleyecek gibi hamle yapmıştı ki, Elif, elinde bir tabak ile mutfağa geldi. Bizi o hâlde görünce, “NEEE?!” diye bağırdı.

Ben kendimi lavaboya çevirip elimi yüzümü yıkarken, Engin onu sakinleştirmeye çalışarak, “Elif, bağırma!” dedi

Ben, Elif’in yüzüne bakmaya hazırlanırken arkamdan Selim’in, “Elif, iyi misin?” dediğini duyup döndüm…

Engin ve benim aynı anda ağladığımızı gören abi kardeş endişeli bir şekilde bakarken, Elif, “Aaaahhhh!” diye inledi…

Selim ile Engin, önceliklerinin kim olduğunu bariz bir şekilde belli ederek Elif’i benim geçici odama yatırırken Leyla ablayı çağırdı…

Leyla abla, “Bu doğum sancısı anne.” deyince apar topar hastaneye gittiler…

Onlardan haber gelene kadar uyumayıp Engin’in, “Elif iyi, ilaç verdiler, sancı kesildi, en kısa zamanda konuşacağız,” mesajıyla kendimi geçici balkonuma attım…

Ertesi günü okuldan dönüşte, evinde yatan Elif’i ziyaret edip, öyle çıktım geçici evimize…

O gece üst katımdan gelen bağırtı ile sıçrayıp, “Ne oluyor?” diye baktım etrafa…

Seslerin dışarıdan daha yoğun gelmesi ile geçici odamın, balkonuna çıktım.

Selma teyze ve Selim de balkona çıkmış konuşuyordu…

Selim, “Anne!.. Acı bana, dayanamıyorum, sen ömrüm böyle mi geçsin istiyorsun?” diyerek ağlıyordu. Selim, benimle evlenmemek için ağlıyordu, inanamıyordum…

Başımı yukarı kaldırıp ağlarken, karşı binanın camından Selim’in ve Selma teyzenin yansımasını görüp izlemeye başladım…

Selim, başını ovalayıp saçlarını çekiyor, Selma teyze de sırtına gaz çıkartma hareketi yapar gibi sakinleştirmeye çalışıyordu…

Selim, demir korkuluklardan tutup, bir kaç defa nefes egzersizinden sonra sandalyeye oturdu ve, “Ben artık uyumam, sen git, başını yastığa koy, vicdanın rahat ederse uyu.” deyip Selma teyzeyi göndermek istedi,

Selma teyze de, “Ben de gideyim de abdest alayım, vicdanım sayesinde kazam yok, nafile kılayım.” dedi ve içeri girdi.

Selim, içeri girip bir kaç saniye sonra elinde telefon ile dışarı çıktı ve yine sandalyeye oturdu… Telefondan neye bakıyordu bilmiyorum ama yüzü gülüyor gibiydi…

…..Annemin, hayvan sevgisini Vesile’yle oynarken daha net gördüm ve, “Anne, kıskanıyorum, beni de öyle sev.” diyerek dizine yattım.

“İnsan çocuğunu kıskanır mı kız?” diyen annem, saçlarımı okşamaya başlamıştı bile.

“Onu değil, ona yaptıklarını.” dedim, “ikimize de yapabilirsin” der gibi…

Vesile, kanepeye çıkıp göğsüme yatarak başını öptürürken, aklıma Furkan gelmiş ve yine burnumun direği sızlamıştı… Hâle’nin eve gelirken, “Kimde kalacak?” sorusuna, “Bu yaşta çocuklar anneden mahrum kalmaz, sende tabii ki.” demişti…

Ben neden ağlıyordum ki, kendi isteğim ile o yüzüğü takmamışken şuan ne halt yemeye içim acıyordu…

Hemen ayağa kalkıp toparlandım ve veteriner hekimi arayıp, Vesile’nin aşılarının yapılması için randevu aldım…

•~~~~• Benim okula, Selim’in emniyete gitmesini fırsat bilen ailelerimiz, bize sormadan nişan tarihini konuşup, bizimle de netleştimek isteyince, “Anne, bu ne acele?” diye sordum.

Annem, “Yavuz abinin adağı varmış, düğünü yapar yapmaz sizi kabeye götürecekmiş, ‘kurbana denk gelirse eğer hac vazifelerini de yaparlar.’ diyor.” deyince, “Allah razı olsun, Rabb’im, hayrını olmuş gibi kabul etsin ama, anne, lütfen, ben düğün aceleye gelsin istemiyorum… Nişana da kalbini kırmak istemediğim için tamam diyorum ama, o da aile ve arkadaşlar arasında olsun, büyük bir şey istemiyorum.” dedim kesin kararım bu der gibi.

Onlar da bu isteğimi, Selim’in de canına minnet gibi kabul etmişti…

•~~~~•Beyza, kuzeni Cansu’yu Ahmet beylere götürürken direksiyona vurup, “Yapma diyorum yaa, yapma!” diye kızdı dikiz aynasına bakarak.

Cansu, “Abla, hayırdır?” dedi, baktığı yerlere kısa süreli bak çek yapıp.

“Okan!.. Yine beni takip ettiriyor, kaç defa söyledim yapma diye!” dedi aynı sinirle.

Cansu, “Sakin ol abla, sen dikkatli sür.” dedikten sonra, “İyi de siz boşanmadınız mı?.. Neden hâlâ takip ettiriyor ki?” diye sordu.

Beyza, “Sorma canım yaa, dava günü beyefendi, ‘Ben hâkime bakarak hayır diyemem.’ dedi ve mahkemeye gelmedi. Yasalara göre de onun salonda olup sözlü ifade vermesi gerekiyormuş.” dedi.

Cansu, şaşırarak: “AA!.. Neden kimseye söylemedin?”

Beyza, “Güzelim, barışayım diye o kadar üzerime geliyorlardı ki, ben de söylemedim, bilmezlerse bir şey olmaz diye düşündüm, öyle de oldu.” deyip göz kırptı.

Beyza, Cansu’yu bırakıp hastaneye giderken siniri geçmemiş ve Okan’ı arayıp, “Bana söz vermiştin?” diye hesap sormuştu…

Okan, ne olduğunu anlamaya çalışırken, “Neye atarlandın yine acaba?” dedi

Beyza: “Bana söz verdin, Hilal’in nerede ne yaptığını bildiğin sürece takip etmeyecektin?”

Okan: “Takip mi?.. Ne takibi?”

Beyza: “Bilmiyor gibi yapma, adamların beni takip ediyor.”

Okan: “Yanılıyorsun Beyza, ben takip ettirmiyorum, neredesin, arabanın plakasını gönder hemen, kimmiş baktırayım.”

Beyza: “Ne yani, o sen değil misin?”

Okan: “Ya hayır diyorum, almadın mı plakayı.”

Beyza: “Senin adamındır diye gerek duymadım.”

Okan: “Aklına hemen ben geleyim zaten, neyse, bu da bana ders olsun, o arabaya kamera takılacak itiraz kabul etmiyorum.”

Beyza, “Ben yanlış anladım galiba, gerek yok, şuanda da yok.” desede Okan itirazlarını duymadan telefonu kapattı…

•~~~~•Nurseli,

Randevu günü vesileyi kutusuna koyup dışarı çıktığımda Cansu ile kapının önünde karşılaştım…

“Merhaba Cansu?” dedim ‘ben konuşmaya başladım bak,’ der gibi gülerek…

“Merhaba.” derken, yüzünde şaşkınlık görünce, “Ben Nurseli.” dedim hatırlatmak için.

“Hatırladım canım, burada görünce şaşırdım, bu binada mı oturuyorsun?” diyerek üst katlara baktı.

“Galiba sen benden büyüksün, abla diyeyim mi?” diye sordum saygısızlık yapmamak için.

“Bir kaç yaş olabilirim ama abla demene gerek yok, senden daha küçük birinin başka şeyler söylediğini görünce isim anormal gelmiyor.” deyip göz kırpınca, “Ney?” dedim “abla” yerine ne söylemiş olabilir ki diye merak ederek.

“Aşkım!” dedikten sonra, “Hem, belki de paralel evrende aynı yaştayızdır, kim bilir?” deyip göz kırpınca bende gülümseyerek karşılık verdim…

Cansu, benden çok kutudaki Vesile’ye bakarken, “Bu arada geçmiş olsun, çok sevindim. Çabuk konuşmuşsun.” dedi ve artık tamamen vesile’ye dönüp, “Bu tatlı şey nereye gidiyor bakalım?” diye sordu.

“Veterinere götürüyorum.” dedim kutuyu yukarıya kaldırarak.

“Öyle mi? Neyi var?” deyince, “Hastalıktan değil, aşıları vardı.” dedim takip defterini göstererek.

“AA!.. Pati güm!.. Benim arkadaşım.” deyince şaşırdım ve, “Öyle mi, nereden?” diye sordum.

“Okuldan.” derken bile hâlâ karneye bakıyordu.

“Sen veteriner misin?” dedim heyecanla

“Evet, zamanında yaptık öyle şeyler.” derken, sözünde olan pişmanlık yüzünde yoktu…

“Birlikte gidelim mi? Ben de bu güzellik sebebiyle arkadaşımı görürüm.” deyince, “Adı vesile.” dedim hâlâ bir çok şeye vesile olmaya devam ettiğini düşünerek…

“Benim arabam az ileride, onunla gidebiliriz.” deyip teklif etse de, “Bu da benim ki, gerek yok gel.” deyip arabanın kilidi açtım…

Biraz gittikten sonra, Furkan’ın söylediği gibi yabancı bir arabayı bir kaç defa görünce, hemen plakasını alıp Mert’e gönderdim.

Beni çok geriden takip eden polis abiler, Mert’e attığım mesajdan hemen sonra yaklaştı ve o arabayı anons ile kenara çektirdi…

Bütün bu olaylar olup biterken ben Cansu’ya belli etmeden sürmeye devam ettim…

Veterinere yaklaştığımız da Mert arayıp, “Adamı aldık ama seninle ilgili değilmiş, merak etme.” deyince içim rahatladı…

•~~~~•Selim, Doğan ve Alp’e nişandan bahsedip, “Gelin, beni yanlız bırakmayın kafayı yerim yoksa.” dedi…

Öğle arasında Doğan, Nurseli’nin kayıtları almış incelerken, Mert ile karşılaştı…

Mert: “Komiserim.”

Doğan: “Efendim Mert?”

Mert: “Nasılsınız?”

Doğan, “Mert, oyalama beni, çok işim var.” deyip bir kaç adım attıktan sonra birden geriye dönüp, haftaya Selim’in nişanı var, sen de gel, ne de olsa eski çalışma arkadaşın.” dedi.

Mert, Yeşim’i bildiği için şaşırarak, “Sizin de dediğiniz gibi komiserim, eski.” deyip oradan ayrıldı.

Doğan, burnundan sinirli bir nefes vererek, “Git bakalım git, eski dost yeni düşman, neler karıştırdınız öğreneceğim.” deyip büroya geçti ve hemen dosyadaki adreslere bakmaya başladı.

Mert, hızlı adımlarla Furkan’ın odasına gelip kapıya vurduktan sonra içeri girdi, “Komiserim, Doğan komiser!” diye lafa başlayınca Furkan panik olup, “Ne oldu?” dedi.

Mert, “Komiserim, Doğan komiser bir şeylerden şüphelenmiş galiba demiştim ya, biraz önce gördüm, kayıtları almış.” dedi

Furkan, “Merak etme o kayıtlardan bir şey çıkmaz, bizimle alakalı bir şey yok, sekiz ay önceki kayıttan bir şeye varacaksa da iyi olur, Yağız Efe’yi birlikte buluruz.” dedikten sonra, “Ben yine de Nurseli’ye haber vereyim.” deyip masada duran telefonunu eline alınca Mert, “Komiserim,” dedi ve devam etti üzgün bir ifadeyle, “Nişanlanıyorlarmış.”

Furkan, gözünden akan yaşı Mert’ten saklamaktan utanmayıp, “Bu kadar çabuk mu?” deyip ayağa kalktı ve, “Ben eve gidiyorum.” dedikten sonra dışarı çıktı…

•~~~~•Nurseli,

Nişan eksiği için Selim’in gelmesini beklerken, Elif’e ‘gitme’ diye diller döken annem ve Selma teyze ikna edememiş, hazır bir şekilde aşağıya inmişti…

“Merak etmeyin, abisi onu çok yormaz.” dedim, iki yıllık sevdiğimi çok iyi tanıyormuş gibi… İçimden, “O benden başka kimseyi yormaz ki.” diyerek aşağıya indim ve ben de Elif’in yanında beklemeye başladım.

Selim’in araba caddenin başında görününce, bende yine eski heyecanın olmadığını farkettim ve kendime şaşırdım, nereye gitmişti ki bu duygularım, Selim için ortalığı yıkıp, kasıp kavurduğum günler ne kadar geride kalmıştı ki?..

Selim, camı açıp, “Elif, aşk olsun?.. Yengem!” demeye kalmadı, Elif beni zorla ön koltuğa oturtup, kendisi de arkaya bindi…

“Sür abi, yengeme konum atacağız, oraya gelecek.”

0
Please leave a feedback on thisx

Selim, “La havle.” çekmiş, el frenini indirmiş, gaza da basmış ama benim kemerimi takmamıştı. Araba “biiipp biiipp biiipp” yaparak ‘kemeri takın’ diye uğraşıyordu ama ne Selim, ne de ben oralı olmuyorduk,

Sesin sebebini bilen Elif’de arkadan, “Susturun şunu.” demiyordu.

İlk mağazaya girip elbiselere bakarken, kulaklarımızda yer eden sesten ve bu günden bir an önce kurtulmak istiyor gibiydik…

Leyla ablanın, “ben gelmeden almayın” demesinden ötürü çok acele etmeyen Elif, karnı burnunda değil gibi bana elbise ayarlamaya çalışıyordu.

Elif’in beğenip, “Bunların otuz sekizini verir misiniz lütfen.” dediği elbiselere bakıp, “Otuz altı ve beyaz olmasın lütfen.” dedim, ufak bir yanlışını düzeltip beyazı da kendime layık görmeyerek.

“Aşk olsun Nurseli yaa, ben elli bedenlere çıkarken sen neredeyse sıfıra inmişsin,” diyen Elif’e bakıp, “Senin beden zevkten çıktı ama benim ki kederden indi.” diye düşünüp, “Yaza fit girmek istiyorsan sen de az ye.” dedim, göz kırparak.

“Ben de iki aya detoks yapıp bütün şişkinliklerimi atacağım inşaallah.” deyince, Selim kolundan tutup, “Yeter artık, geç şuraya otur, yoksa iki ay önceden yapacaksın o detoksu.” dedi sert bir ikazla.

Onlar abi kardeş sandalyelere otururken ben üç elbise ile kabine girdim.

İçlerinden ilk olarak hoşuma gideni giyerek yanlarına doğru yürüdüğümde, Selim’in telefon ile oynadığını gördüm.

Yüksek standın üzerine çıkıp, yine manken gibi sağa sola dönerken Elif, “Aaayyyhhh, bu çok yakıştı, ama sen diğerlerini de dene, içimizde kalmasın.” dedikten sonra Selim’e baktı.

“Değil mi abi?”

Selim, ismini duyup, komutu anlamış gibi bir saniye kadar bana baktıktan sonra, “Hııııııı!.. Evet.” diyerek tekrar telefona dönünce, yavaşça inip soyunma kabinine girdim…

İkinci elbiseyi de görevli kızın yardımı ile giyinip, stanttaki yerimi aldığımda Elif, “Hııııııığmmm, bu da güzel ama sanki önceki daha çok yakışmıştı, değil mi abi, ne diyorsun?” diye sordu.

Selim, bu sefer de başını iki saniye kadar kaldırıp, sanki, “Bu güzel, çok yakıştı sen ne diyorsun?” diye sorulmuş gibi, “Tamam bu olsun.” deyip, tekrar telefona baktı.

Moralim bir kere daha bozularak bir an önce inmeyi istedim. Selim bakmıyordu, o yüzden bende gözlerimin doluluğunu Elif’ten gizleyip, inerken düşmemek için görevliden yardım aldım… Çünkü, düşecek olursam beni havada yakalayacak bir Furkan yoktu. Gerçi, nazarı dokunan olmadığı için de düşmezdim ama… Neyse…

Kabine kadar kendimi sıkıp, içeri girince gözlerimden inmeyi bekleyen yaşları akıtmaya başladım sessizce. Göz yaşlarım pıt pıt elbiseye inerken görevli kız, “Canım, yanlış anlama ama, almayacaksan…” diye başlayıp, “Göz yaşların üzerine damlamasın… Senin ağladığın elbise başkasına mutluluk getirmez.” deyince, “Haklısın.” der gibi bakıp, “Tamam, bunu alıyorum, göz yaşlarım bana mutluluk getirmesin.” dedim.

Kızda üzgün üzgün bakıp, “Bence önceki daha çok yakışmıştı ama!” dedi “bu emanet durdu” der gibi…

“Evet, önceki daha iyiydi ama ben kıymetini bilemedim.” deyip, “Bana biraz izin verir misiniz?” dedim

Kız da, yardımcı olmak adına, “Tamam, sen dök içini rahatla, bu günlerde olur böyle, ben sana su getireyim.” diyerek yanımdan gidince, arkamdaki pufa oturup ağlamamı sürdürdüm…

•~~~~•Elif, Selim’e bakıp, “Abi, yapma böyle Allah aşkına, bir kere dön de bak ya,” deyince Selim, “Baktım ya?” dedi, “daha ne istiyorsun” der gibi

“Nerede baktın Allah aşkına? İlk elbise daha iyiydi, buna güzel dedin?!” diyen Elif’e, “İlki çok dar olmuştu, hatlarını belli ediyordu bu biiirr, ikincisi de güzele ne yakışmaz, giydiği onu değil o giydiğini güzelleştiriyor.” dedi önündeki cam sehpadan gördüğü kadarıyla…

•~~~~•Nurseli,

Görevli bir şişe su ile yanıma gelince, üçüncü elbise için, “Bunun dar olduğunu, o yüzden bunu almak istediğimi söyler misin?” deyip fermuarımı açtıktan sonra geri gönderdim.

İçeriden olumlu cevap almış gibi yanıma gelmeyince, ben de kıyafetlerimi giyerek yanlarına geldim…

Selim, elbisenin parasını verip, “Çıkabiliriz.” deyince kapıya doğru yürüdük.

İki basamak aşağı inip sola döndüğümüzde arkadan, “Selim!” diye seslenen Hakan abinin sesini duyduk ve hepimiz geriye döndük.

Karı koca bize doğru gelirken, “Ne!.., Aldınız mı?.. Ne çabuk, ilk mağazadan mı?” diye ardı ardına soruları sıraladı Leyla abla, “İnşaallah”ına zıt bir sabırsızlıkla…

“Evet, abim beğendi aldık.” diyen Elif’e bakıp tebessüm ettim, gayri ciddi…

O dakikadan sonra hangi mağazadan ne alacaksak Elif ve Leyla ablanın gösterip, benim “Hııı hı.” dememle, Selim’in de başını sallamasıyla almıştık…

•~~~~•Hakan, kadınlar özel eşya bakarken Selim’le yalnız kalma fırsatını bulup, “Bu ne surat lan, kendine gel.” dedi.

Selim de, “Abi, bari sen yapma Allah aşkına, bu durum normal mi sence?” dedi

Hakan, “Neyi var?” diyerek merakla baktı.

Selim, “Abi, benim nişanlandığım kız Selin ve Yavuz da yaşıyor ya hani?!” deyince Hakan, “Eee ne olmuş yani?.. Olabilir…” deyip devam etti, “Selin burada yanımızda mı evet, çok şükür Yavuz da yaşıyor ve inşaallah sadece bir köprü uzağımızda mı?.. o da evet… E daha ne olsun… Ben Selin’in kiminle evlenip evlenmemesinde değilim, kiminle mutlu olacaksa onunla evlenmesindeyim, ve bu da sensin. Sen de bunu anla ve kendine gel hemen.”

“Abi, adam üç yıldır bizi nişanlı zannettiği için gelmiyor, düğün olunca gelir mi sence?”

“O gelmezse ben ona giderim.”

“Haaa?!. Bundan sonra da hayatına bensiz devam edersin öyle mi?!.”

“O kadar da değil Selim, o senin gibi değildir yaa,”

“Kardeşler arasında ne kadar adaletlisin abi sağol.”

“Ne yapalım peki sen söyle, Selin, bu suratına rağmen sabredip bir şey demiyorsa ve hâlâ gitmiyorsa seni seviyor demektir, Ona rağmen istemiyorum diyorsan, sen de bir yolunu bul, soğut kendinden ayrılsın.”

Selim, “Bu gidişle öyle olacak.” diyerek oradan ayrıldı.

•~~~~•Nurseli,

Alışverişten sonra, “Yemeğe gidelim hadi, çok acıktık.” diyen Hakan abinin peşine düştük…

Hepimizin iştahsız yediği yemekten sonra da evlere dağıldık…

•~~~~•Furkan, Nurseli’nin giydiği elbiseyi askısı ile beraber alıp bahçeye getirdi. Evlerinin arka tarafındaki odunluğun duvarına asıp, eteklerinden tutuşturdu ve karşısına geçip yanmasını izlemeye başladı.

Gülbahar hanım, yatak odasından ışığı görüp, “Hayrolsun inşaallah.” diyerek evin arkasına geldiğinde, Furkan’ı hem ağlayıp, hem de elbiseyi izlerken gördü.

“Oğlum.” diyerek yanına oturdu ve sarıldı.

Furkan, “Gitti anne, bitti.” derken bir yandanda yanan elbiseye bakıyordu.

Gülbahar hanım, “Oğlum, yapma böyle, hayırlısı ne ise Rabb’im onu göstersin… Allah’a güven oğlum, o senin onun rızan için yaptığın şeyi gördü, biliyor, ve eminim bunun mükâfatını hem dünya da hem ahirette verecek. Gecelerim size dua etmek ile geçiyor yavrum… Rabb’im sana da; yüzüne, gözlerine baktığında bu günlerini unutturacak hayırlı birini nasip etsin inşaallah.” diye dua ederken Furkan, iç çekerek izlemeye devam etti…

•~~~~•Nurseli,

Damat ve gelin evinin arası on altı basamak olduğu için bohçaları Selim’lerin evinde hazırlayıp komşulara göstermeye karar veren Selma anne, nişandan üç gün önce komşuları eve davet etti.

Bu sefer Selim’in aldığı elbiseyi giyerek misafirlerin yanına çıktım…

•~~~~•Selim, misafirlere kapıdan “hoşgeldiniz.” deyip çıktıktan sonra annesine, “Şu kız senin istediğin değil miydi?.. Güzel kızmış, hazır buradayken, yatay geçiş yapsak nasıl olur?” dedi.

Selma hanım, “Evet, benim gelinim gibi güzel Maşaallah, Allah sahibine bağışlasın…” dedikten sonra, kızmaya devam edip, “Kaçan balık büyük olur derler, bir zamanlar Nurseli için istemediğin kızı, şimdi de Selin için isteme ve çık git şuradan hadi.” dedi.

•~~~~•Nurseli,

Üst kata geldiğimde Selim’i kapıda çıkmak üzereyken görüp, “Merhaba.” dedim, Haftalar sonra ilk defa konuşarak.

“Sana da,” derken, bana bakmayıp ayakkabılarını giyiyordu.

Ayağa kalkıp aynı şekilde, “Görüşürüz, size kolay gelsin.” diyerek asansöre yönelince, “Elbisemi hatırladın mı?” diye sordum eteğinden tutup sağa sola süzülerek.

Aşağıdan yukarıya doğru bakıp, “Hilde’nin nişanda giydiğin değil miydi?” dedi

Yüzümden belli etmesem de sesimdeki hayâl kırıklığı ile, “Hayır ama yaklaştın.” dedim, yine bir şans daha vererek.

Yine! Telefonu çalınca o şansı da kullanmadan asansöre bindi, ben ise inen asansörün düşen rakamlarını izledim…

Sıfırı görünce, onun gözündeki değerimin bu kadar bile etmediğini düşünerek içeriye girdim…

İçlerinde sadece Beyza abla ve Cansu’nun tanıdık olduğu bir oda dolusu kadın bana bakarken, ben Selma teyzenin elinden başlayıp sırayla “hoş geldiniz” diyerek öptüm…

Elif, “Gel canım buraya otur.” diyerek yanını açsa da ben kapıya yakın yere aldığım sandalyeyi yerleştirip, “Burası iyi.” dedim, dışarıya ne kadar yakın o kadar iyi diye düşünerek…

Elif, Selma teyzenin yanında oturan kadına bakıp, “Hatice hocam, lütfen… Bir daha bizi bu kadar sizsiz bırakmayın,” dedikten sonra sebebini de söyledi. “Siz gittiniz, olaylar olaylar… Neler oldu neler.”

Hatice teyze, “Hayr olsun inşaallah Elif, ne oldu?” diye sordu.

Elif, “Hangi birinden başliym hocam, mahalle kırıldı gitti.” dedikten sonra Selma teyze bayrağı devr alıp, yüzünden de belli olan kötü haberleri verdi…

“Semih’in karısı dördüncü kattan düştü, annesi de onu görüp beyin kanaması geçirdi.”

Hatice teyze, “İnna lillah…” dedikten sonra, “Neden nasıl?” diye devam etti.

Elif: “Faika dışarıdayken babası ‘kızımı almaya geldim’ diyerek gelmiş, Hacer teyze de ‘biz de senin kızına harıs değildik, al git’ dedikten sonra Aygül’e ‘git eşyalarını hazırla.’ demiş, bunları babası anlatmasa abartıyorlar derdim ama sen biliyorsun hocam.”

Hatice teyze: “İyi ama, babası Faika’yı evleneceksin diye zorlamadı mı?.. Sokak ortasında döverken Ahmet hoca ile ben kurtarıp hastaneye götürdüm?!.”

Elif: “Öyleydi ama ne olduysa olmuş, ‘kızımı verin’ demiş.”

Hatice teyze: “Sinan bir şey yapmamış mı?”

Elif, “Hocam, Sinan abi ile Faika kapıda karşılaşıp eve girmişler, kapıda bi bakmışlar çöp torbalarına konmuş Faika’nın eşyaları, Hacer teyze, ‘bu eve çöple girdin yine öyle çık git’ demiş, kıza valiz bile vermemişler.” deyince, Cansu’nun yanında oturan ve adının Hiranur olduğunu öğrendiğim kız araya girerek, “Faika’ya o evdeyken iğne bile almadılar ki valiz alsınlar, seninle Hülya’nın kıyafetleri olmasa garibim ne giyecekti?” dedi.

Elif: “Canım, özellikle yaptılar, Sinan abi Faika yüzünden Aygül’ün en yakın arkadaşı ile evlenemedi ya, çin işkencesi yaptılar kıza. En kötü hizmetçi bile onun kadar aşağılanmamıştır, o derece.”

Hatice teyze: “Ona rağmen Hacer hanım neden beyin kanaması geçirdi peki?”

Selma teyze: “Faika, o hâlde bile, ‘ben gitmem’ diyerek kendini Sinan ile odaya kapatmış, camı açıp, ‘Ben bu eve gelinlik ile geldim, kefen ile çıkarım.’ demiş, Sinan düşmeden yakalamış, ‘imdat’ diye bağırmış falan, karşı komşularının oğlu ile babası koşmuşlar. Hacer de bağırtıya çıkmış balkona, Faika’yı camda sallanırken görünce eski hisleri depreşti herhalde, ‘Tut, tut.’ diye yalvarmış Sinan’a, Faika da, yavrum dönmüş, ‘Size hakkımı helal etmiyorum.’ deyip düşmüş, İki erkek ne kadar tutabilir?.. Hacer de bir tarafa yığılmış kalmış… Şuan ikisi de yoğun bakımdalar, hepsi perişan haldeler.”

Onlar anlattıkça benim içim ürperiyordu…

Hatice teyze, “Olan olduktan sonra pişman olunsa ne olur, vah ki giden güzel günlere.” deyince, annemin Selma teyze ile göz göze gelip üzüldüğünü gördüm…

Annemin yanında oturan teyze, “Ya bacım, onların da aile de mi var, bu mahallede mi var bilemedim, amcasının oğlu da aynı.” deyip söze başlayınca yutkundum, acaba buradan nasıl bir dram gelecek diye merak ederek.

“Babası evden kovmuş, o da küçük amcasının kalorifer dairesinde kalıyormuş.” diyen komşu teyzeye yine Hatice teyze bakıp, “La havle ve la guvvete, onlara ne oldu Selma abla?” dedi.

‘Aaa!.. Meğer komşu teyze Selma teyzenin adaşıymış” diyerek başka şeyler düşünmeye çalışsam da, merak ettiğim için dinlemeden de edemedim.

“Bunlar; en yakın arkadaşı, anlaşıyorlar diye kızı aldılardı ya, meğer çocuk kıza dokunmamış, sürekli sürekli de torun torun diye ısrar edince, bir akşam sen gel kıza… Bütün bina duymuş, tövbe estağfurullah, evlerden ırak…”

“Nasıl ya, adam karısına t.cavüz mü etmiş?” diye sormak istesem de, kendimi hatırlayıp ağlarım diye sormaktan vazgeçtim…

Selma teyze, komşu Selma teyzeye bakıp, “Hatırlıyor musun?.. Önceden böyle şeyler duymazdık, ne oldu anlamıyorum.” deyince komşu Selma teyze, “Acaba bu mahallenin altında yatır mı var,” dedi gülerek…

•~~~~•Cansu, Beyza’nın kulağına eğilip, elini ağzına siper ederek, “Onların mahallede olan sadece bizim ailede var farkında mısın?” dedi

Beyza da aynı şekilde, “Bence bilerek yapıyorlar… Nurseli’ye, ‘senden daha kötüleri de var merak etme’ diye mesaj vermek için olabilir.” dedi

Cansu, “Nurseli’nin durumu o kadar kötü mü ki?” diye sorunca, “Sana göre kıyaslarsak evet, bana göre kıyaslarsak hayır.” dedi.

Cansu: “Neden zamana bırakmıyorlar ki kız kendine gelsin?”

Beyza: “İnsanoğlu aceleci varlıklardır Cansu, bir an önce sonuca varmak isterler ve bazen sonuçta kötü olur bilmezler.”

Cansu, “Lafı yine bana getirmesen olmazdı değil mi?” deyip bakışını kaçırırken Beyza, gülümseyip, “Sen acele etmezsen, her söylediğimi de üstüne almazsın.” dedi.

•~~~~•Nurseli,

Leyla abla, “Kolay gelsin.” diyerek içeri geldiğinde hepimiz “sağol” diye karşılık verdik ama ben, ortada serili olan hiç bir şeye dokunmadığım için, bu dileği kapsamıyordum…

“Girişte duydum, ne o hanımlar, hayırlı iş de gıybet mi ediyoruz?” diye tatlı tatlı uyarırken Hatice teyze, “Estağfirullah Leyla’cığım, hazır psikolog bulduk, mahallede ihtiyacı olanlar kim onları konuşuyorduk.” deyince hepimiz güldük…

Leyla abla, “Hanginiz?” der gibi Beyza abla ile Cansu’ya bakınca, Cansu, “O, ben değilim.” deyip işaret parmağı ile yanını gösterdi.

Leyla abla, “Öyle mi?.. Özel klinik mi hastanede mi?” diye sordu,

Beyza abla, “Bir süre arkadaşım ile yaptık ama bazı özel durumlardan ötürü hastaneye geçtim, Özel Medocalin hastanesi.” deyince Leyla abla, “Duymuştum, evet. Aslaner’lerindi yanılmıyorsam.” dedi

Ben, bilmiyor gibi sağa sola bakarken, Beyza abla, “Evet… Aslaner kardeşler.” dedi…

•~~~~•Filiz, Okan’ın Doğan’a teklifi ile iki haftalık deneme süresi için Şengül’ün anaokulunda görev yapmaya başlamış, çıkışta da Hilde’nin yanına gidiyordu…

O akşam çocukların hazırlanmasına yardım ederken camdan geçen silüeti görünce, “Selim?” deyip kapıya yürüdü, Nurseli ile gelmiş olabileceğini düşünüp.

Kapıya çıkınca da, Yavuz ve Şengül’ün konuştuğunu gördü.

Şengül, “Bir şeye mi baktın Filiz öğretmenim.” diye sorunca Filiz, Selim’i gördüğünden emin olarak, “Tanıdık birini gördüm de, buraya geliyordu, herhalde arabada bir şey unuttuğu için geri döndü.” dedi.

Şengül, “Tanıştırayım, Filiz öğretmen, Ali’nin yeni öğretmeni.” deyip Yavuz’a gösterdikten sonra Filiz’e de, “Yavuz bey de Ali’nin babası.” dedi.

Filiz, “Memnun oldum.” deyip elini sıktıktan ve bir süre Ali ile ilgili konuştuktan sonra içeri girdi…

•~~~~•Nurseli,

Esengül ablanın, “Görüşe bilir miyiz?” mesajıyla okuldan sonra bir restoranda buluştuk…

Ne ben ona “geçmiş olsun” diye bildim, ne o bana… O yüzden bir süre havadan sudan konuştuktan sonra, “Hayırlı olsun”lar ile devam ettik…

Düğünü ertelemek zorunda kaldıklarını duyunca, “Neden abla?” dedim, sağlığında her hangi bir sorun göremediğimi belli ederek.

“Neden acaba, birilerinin sözünden cayması yüzünden.” deyince ne demek istediğini anlamaya çalışır gibi baktım.

Esengül abla, “Okan, Yavuz ile sizin aranızda kaldı.” deyip göz kırpınca, “Nasıl yani?” dedim safa bağlamış gibi bakıp.

“Siz Selim’le ayrıldınız diye dilsize seni söylemiş, O da şuan seninle tanışmak istiyormuş… Ciddi anlamda düşünerek… Düşünsene, dilsiz seninle tanışmayı beklerken, sen karşısına Okan’ın arkadaşıyla nişanlı çıkacaksın… ‘Hangisine, ‘gelme!’ diyeyim’ diyor, o yüzden erteledik.”

Esengül abla sustuğunda, dilsiz ile düet sözümü hatırlayıp, “Ama ben.” dedikten sonra devamını getiremedim…

“Üzülme, bir yolunu bulacağız.” deyip, yüzünde tatlı bir gülümseme ile kahvesini yudumladı…

Okan abinin bana ne derece değer verdiğini biliyordum ama dilsiz’in de tanışmak istediğini ilk defa duyuyordum…Ciddi düşünmesi, sevdiği kızdan tamamen umudunu kaybettiğini gösteriyordu… Ama ben, Selim’den hâlâ umudumu kaybetmemiştim.

Esengül abla, “Ben seni dilsiz ile daha çok yakıştırmışken, elti olacağız diye sevinirken, sen gittin?” deyince, düşünce bulutlarımı dağıtıp kendime geldim ve, “Sen bizi dilsiz ile ne zaman gördün ki, yani biz onunla karşılaştık mı?” diye sordum şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak gibi bakarak.

“Evet karşılaştınız, annemin odasına gelen doktordu, sen, ‘Ameliyatı bu mu yapacak, bu daha ayakta duramıyor.’ diye dalga geçmiştin, o dilsiz’di işte.” dedikten sonra gıcıkça sırıtıp, “Bir zamanlar ‘ayakta duramıyor’ dediğin adam, şimdi başka şeyler yapacak güçte.” dedi.

Onun bu manidar gülümsemesine, “Abla, siz ertelemeyin, bizim nişan ile aynı güne denk getirin, Selim mecburen gelmez.” dedim, hiç yoktan iyi bir seçenek sunarak.

“İyi de, biz eksiksiz bir düğün istiyoruz, üçünüzünde olduğu bir düğün.” deyince, “O nasıl olacak acaba?” dedim, :her türlü imkansız’ der gibi…

“Zaman güzelim yaa, ne yapalım, bağrımıza taş bağlayıp bekleyeceğiz.” dedi ve konuyu değiştirip, Selim ile benim son durumlarımı sordu…

•~~~~•Nişan arefesi;

Kızlar, bir gün önceden gündüz yardım edip, gece eğlenceli vakit geçirmem için bize geldi…

Evde yapılacak çok bir şey olmadığı için gece geç saatlere kadar oturmak üzere kuru yemiş, tatlı, meyve suyu alıp, benim yatağımı da cam tarafına ittikten sonra, açtığımız büyük alana sofra bezi serdik ve etrafına minder koyarak oturduk…

Üst kata verdiğimiz rahatsızlık sebebiyle özrü bir bahane bilsem de cesaret edip arayamıyordum….

Elif, bu sefer aramızdan ayrılan ilk isim olmuş ve yatıp ertesi güne güç toplamak üzere alt kattaki evine inmişti…

Söz gecesinden sonra Engin’in benden kaçıyor olması, olayı Atakan’dan öğrendiğini gösteriyordu…

Filiz, Özlem, Pelin gülüşerek, “Vay bee, nereden nereye?” deyip Selim ile olan serüvende yaşadıklarımızı anlatırken, Ayşe ve Hâle de hayranlıkla dinliyordu…

Doğan abimin Gülhane parkında yanımıza gelmesi, Hilde ile atışması, polis gecesi, Selim’in okulda sınıf arkadaşımı kıskanıp üzerine yürümesi… O an, bir çok şeyi hatırlayıp ben de, “Vay be, neler yaşamışız.” diye düşündüm.

Bize nasıl geçtiğini anlamasak da, bir sürü anılar biriktirdiğimiz iki yılı geride bıraktıktan sonra, kızların neler yaptığına sıra gelmişti…

En son hayatında değişiklik olan Özlem, “Ben de ciddi bir ilişkiye başladım.” diyerek anlattıktan sonra Filiz de, Ayşe ile bana bakıp, “Sizin Okan sağ olsun, bana nişanlısının okulunda bir iş buldu. Kendimi kovdurmamak için banyo tuvalet yıkayacağım o derece.” dedi…

Nedenini ve ne ara olduğunu merak ederek, “Hayırlı olsun canım, ben Esengül ablaya söylerim, seni kovmaz merak etme.” dedim.

Filiz, “Geçen gün bir veli geldi, çocuğun annesi vefat etmiş, kendi bekâr… Ama… Yani, o biçim… Ayaküstü sohbet ettik…” dedikten sonra, “Daha sonradan öğrendim ki, Okan’ın abisiymiş.” deyince Ayşe atlayıp, “Yavuz abi mi?” dedi

Ayşe’nin dışarıdan şaşırmasına, ben içimden, “Dilsiz!” dedim, kendisiyle sinemalı yemek borcum olduğunu hatırlayarak…

Filiz, “Evet evet Yavuz!.. Sen nereden biliyorsun?” deyince Ayşe, “Benim, Okan ve Doğan’dan sonra en sevdiğim abim,” deyip bana baktı ve sonrasında, “Selim abimle aynı yani!” dedi mahçup olmuş gibi.

Ayşe’ye tebessüm ettikten sonra, Filiz’e, “Ben Okan abi ile Esengül ablaya söylerim, sizi tanıştırırlar.” dediğim de Filiz elleriyle de itiraz ederek, “Aman aman, sakın!.. Ben kendi işimi kendim yaparım, en son birine, ‘Ne kadar yakışıklı’ dedim gittin nişanlanıyordun, ne me lazım.” dedi Furkan’ı kasdederek.

Göz kırpıp, “Gönlün hâlâ varsa söyle abime ayarlasın.” dedim.

Hâle araya girerek, “Yok artık daha neler, en yakın arkadaşının nişanlısı ile mi evlenecek, ooohaa yani?” dedi beni eleştirerek.

Filiz de, “Saçmalıyor işte güzelim,” deyip konuyu tekrardan dilsize getirdi ve “Ayşe, sence Furkan mı daha yakışıklı Yavuz mu?” diye sordu,

Ayşe hiç düşünmeden, “Ben Yavuz abimi o kadar çok seviyorum ki, onunla kimseyi kıyaslamam.” deyince dilsiz’i hatırlamaya çalıştım ama başarılı olamadım…

•~~~~•Ertesi sabah Selim, nişan saatine kadar Üsküdar sahile gidip, Sezen Aksu’dan “olmaz olsun”u dinlerken telefondan Nurseli’nin fotoğraflarına bakıp gülümsüyordu…

“Senden daha fazla seveceğim birinin karşıma çıkacağını bilseydim, hiç düşünmeden hemen ayrılırdım ama yok, olmuyor, yerini kimse dolduramıyor.”

Elif, “Neredesin, babam soruyor.” diye arayana kadar sahilde oturan Selim, üç yıl önce ki gibi olmaz olsunu ıslık ile çalarak eve geldi.

•~~~~•Nurseli,

Kızların yardımıyla hafiften biraz fazla makyaj yapıp elbisemi de giydikten sonra Selma teyzenin, ben bebekken bileğime taktığı çiçeğin benzeriyle yatağımda oturmuş Selim’i bekliyordum…

Bebekken taktıkları saç bandının çiçeğini de saçlarıma toka yaptıran Selma teyze, beni her gördüğünde, “Bu günlerimize şükür Allah’ım.” diyerek öpmeden bırakmıyor, kıyamadığını da gözlerinden belli ediyordu.

Selim’in gelip gelmediğini kontrol etmek için geçici balkonuma çıkıp, karşı binadan yine üst balkona bakmaya başladım…

Selim ile Hakan abi balkondaydı ve Hakan abi Selim’in boynunu çekiştiriyor gibiydi,

Selim, “Abi yavaş, boğuluyorum.” deyince, kravatını bağladığını anlayıp güldüm…

“Bu kadar ile ölmezsin merak etme.” diyen Hakan abi, yine doktorluğunu konuşturmuştu…

İkili odaya girince ben de heyecanla içeri girdim ve ilk defa içimde bir kıpırdanma ile beklemeye başladım… Galiba benim mutluluğum Selim’in mutluluğuna bağlıydı…

Saniyelerin geçmediği bir on beş dakika sonra Selim, Elif’in arkasından odaya geldi ve bana bakıp, “Çok güzel olmuşsun.” dedi.

•~~~~•Selim, Nurseli’yi karşısında görünce bir anda Yavuz’u unutarak, eskisi gibi bakmaya başladı hayranlıkla…

•~~~~•Nurseli,

Odada başka biri daha olsaydı, ya da arkamda yataktan başka bir şey olsaydı, “kime diyo” diyerek geriye bakardım ama Selim bana söylemişti bunu, hem de eskisi gibi sevgi dolu bakarak…

Elif, “Aayyy, benim orada içime sinmemişti ama şimdi çok güzel olduğunu gördüm, abi haklıymışsın, elbiseyi güzel yapan içindekiymiş.” deyip heyecanla beni süzerken Selim, sağ elimi tutup, “Hadi gidelim artık.” dedi, “bu evden, bu diyardan, bu dünyadan,’ der gibi…

“Aile arasında olsun” dediğim nişan, evin tıka basa dolmasıyla üç saat sürmüş ve en yakınların da katılımıyla yemeğe çıkmıştık.

Yemekten sonra Selim, Elif’e, “Sen eve gider dinlenirsin, Sezin’ler de yol yorgunudur, sizinle gelsin.” diyerek kendi arabasına binecekleri eledikten sonra elimden tutarak arabaya götürdü…

Eski günlerde olduğu gibi olmasa da yine kemerimi takan Selim, sanki büyük bir yükten kurtulmuş gibi gülümsüyordu…

Üsküdar kadar olmasa da, Kartal sahilinde ne kadar güzel olduğunu yine Selim ile anladım.

Geç saate kadar el ele sahilde yürüdükten sonra arabaya bindik…

“Elbise rahat mı?” deyince, “Evet!.. Neden sordun?!” dedim bir yandan da üzerime bakarak…

Koltuğunu geriye yatırıp, “Uyumak istiyorum.” deyince, benim de yapıp yapamayacağımı sorduğunu anladım ve ben de geriye yatıp yüzüne bakarak uyumaya çalıştım…

•~~~~•Selim,

Telefonunu tamamen kapattığı için Yeşim’in daraltmasından bir günlüğüne kurtulmuş ama ertesi günü, “Kapıdayım Selim.” mesajıyla uyanmıştı…

“Bi düş yakamdan yaa!” deyip çıkınca Yeşim’i daire kapısında beklerken gördü…

Yeşim, hesap sorar gibi bakarken, “Yeşim, anlatacağım, lütfen git, yarın geleceğim.” dedi Selim, Nurseli görmeden göndermeye çalışarak…

Ertesi günü de erkenden emniyete gelen Selim, odasına girince Okan’ı karşısında görüp, yüzü asıldı ve yüzük olan parmağını içeriye doğru katladı.

Okan ise özellikle o eline uzanıp, “Tebrik ederim Selim komiserim, nişanlanmışsınız, bu durumda bana da firsat doğdu. Hemen evlenebileceğim.” dedi.

Selim, “Seni tutan neydi ki?” diye sorunca Okan, “Düğünümde ikinizin de aynı masada olması için, aranızdaki engelin olmamasıydı ama şuan görüyorum ki sen tercihini Selin’den yana kullanmışsın…” dedi

Selim, “Ben denedim, olmadı.” deyince Okan, “Selim, nasıl ve nerede diye sorma ama Nurseli Yavuz’u hatırladı, Yavuz da aynı şekilde… Şuan ikisinin de ihtiyacı olan birbirleriyle vakit geçirmekti ama sen engel oldun… Bundan sonra olacakların sorumluluğu sana ait, ben kardeşimden uzak kalmak pahasına aradan çekiliyorum.” dedi

Selim, “Kardeşin ne alaka anlamadım?” diye sorunca Okan, “Orası da ben de kalsın. Tekrar tebrikler.” deyip dışarı çıktı…

Selim, masasının önündeki sandalyeye yığılır gibi oturup, başını elleri arasına aldı ve dirseklerini de bacaklarına dayayarak yeri izlemeye başladı…

Yeşim, emniyete gelirken, sinirli olduğu yürüyüşünden bile belli olarak Selim’in odasına geldi ve kapıya vurmadan içeri girdi…

Selim, olduğu yerden sıçrayıp ayağa kalktığında gözlerinden yaşlar boşalıyordu…

Yeşim panikle, “Selim, aşkım, iyi misin?” diyerek yanına yürüdü.

Selim, “Değilim.” diyerek kendini Yeşim’in kollarına atıp hıçkırarak ağlamaya başladı.

“Hayatım da sadece bir şey istedim, çok mu yaa, çok muydu, neden olmadı, neden?”

Yeşim, Selim’in kendisi için ağladığını düşünüp, “Tamam, tamam ağlama, buradayım.” diyerek sakinleştirmeye çalıştı…

Selim, kendini yavaşça çekip, “Yeşim, bana izin verir misin?” diyerek odadan gönderdikten sonra koltuğuna oturup ne yapacağını düşünmeye başladı…

•~~~~•Hafta sonu Yeşim, Selim’in evine gelip, “İyi misin?” diye sordu.

Selim, “Evet daha iyiyim, neden geldin?” deyince Yeşim, “Seni özledim.” diyerek dudaklarından öpmeye başladı…

•~~~~•Nurseli,

Okullar kapandıktan sonraya denk geldiği için, üç yıldır ilk defa kutlayacağım Selim’in doğum gününe on gün kala, Leyla abla ve Elif ile doğum günü organize etmek için Hakan abilerin kata doğru çıkıyordum…

Her basamakta, “culp, culp,” ses duyup, “Bu ne ya?” diye düşündüm…

Bana öpüşme sesi gibi gelen sesin ne olduğunu merak ederek başımı trabzanlardan uzattım…

Kot pantolonlu bir kızın kapıda dikildiğini görünce, “Bu kim ya?” diye düşündüm çünkü Leyla abla da Elif de bu kadar dar giyinmiyordu.

Kızın kim olduğunu seçemeyince merdivenleri hızlı hızlı çıkmaya başladım, telefonuma gelen mesaja bile bakmadan…

Merdivenlerin son tarafına geldiğimde Yeşim, Selim’e, “Iıııığmmm… şey… tamam… o zaman, pazartesi görüşürüz komiserim,” deyip geriye döndü.

Onu görünce bütün benliğim ile irkilerek, “Ne yapacağım ben şimdi?” diye düşünmeye başladım.

Selim, o geceyi duyarsa ben ne yapacaktım… Yüzüne nasıl bakacaktım, yüzüğünü takmaya nasıl devam edecektim…

Yeşim, beni tanıdığını belli etmeden, yanımdan geçerken, “Merhaba.” deyip baş selamı verdikten sonra aşağıya indi.

Ben de onun oyununu bozmadan, “Bu kim?” diye sordum.

Selim; elini, bastırdığı dudağından çekip, “Benim ekibe yeni geldi, adı Yeşim.” dedi.

Neden bilmiyordum ama ilk defa birini Selim’in ekip arkadaşı olarak istememiş ve bunu da, “Ne zamandır?” diye sorarak belli etmiştim…

“Bir kaç aydır?” derken yine yüzüme bakmıyordu,

Bütün travmaları ben yaşamıştım ama Selim dengesizce davranıyordu…

Doğum gününe sayılı günler kaldığından ve ortada evleneceğimize dair henüz net bir şey olmadığından bu durumu üstelemeyip, “Görüşürüz.” diyerek üst kata doğru çıkmaya başladım, Selim gibi yüzüne bakmadan yanından geçip giderken…

•~~~~•Emniyetten arkadaşlarının da katılacağı geceyi, Yavuz baba ve Selma anne bizim geçici evde geçirecekti…

Her şey hazır, tek eksiğimiz Kaan’ın camda beklediği Selim’in gelmesiydi… Kaan, “Geldi, geldi.” diyerek yanımıza gelince bütün ışıkları kapattık ve beklemeye başladık. Heyecandan düşürmemek için pastayı verdiğim Elif’e bakıp kısık sesle, “Hamile sensin ama doğuracak benim galiba, içim şişti, kendimi patlayacak gibi hissediyorum.” dedim

Elif’de, “Ben de ilk defa bu kadar heyecanlanıyorum, bu gece doğurmazsam daha doğurmam kesin.” dedi.

Asansörün açılma ve anahtarın kapıya takılma sesiyle elimi kalbime bastırdım… Selim, kapının dili açıldıktan beş saniye kadar sonra, yine aynı “Culp.” sesiyle içeri girerken; hepimiz, Kaan’ın ışığı yakmasıyla birlikte, “İyi ki doğdun Selim!” demeye başlamıştık ki, Selim’in, Yeşim ile öpüşürken girdiğini görüp, bir anda sustuk…

Elif, “AAAABİİİİ!..” deyip, pastayı yere düşürürken; ben, parmağımdaki yüzüğü çıkartıp Selim’e verdim ve bir daha kim bilir ne zaman gireceğimi bilmediğim kapıdan çıktım…

0
Please leave a feedback on thisx

•~~~~•Nurseli,

Selim’e yüzüğünü verip, doğruca aşağıya inerek, Doğan abinin “bir daha bırakma” dediği arabayı es geçip, beni koruyan abilerin arabasına bindim ve, “Furkan’a gidelim.” dedikten sonra, ellerimi yüzüme kapatarak ağlamaya başladım…

Neyse ki kimse neden bu hâlde olduğumu sormuyordu… Rahatça ağlayıp, bayılmaktan korkmadan ağlamaya devam ettim…

•~~~~•Selim,

Avcunun içinde sıktığı yüzüğün yangısını kalbinde hissederken, gözlerinden iki damla yaş süzülüverdi…

Doğan, Hilde’yi sakinleşmeye çalışırken, Hilde, “KKKOOOŞŞŞ!.. ONA!” dedi, Nurseli’yi kasdederek.

Doğan, Hilde’yi Filiz’e bırakıp giderken, Selim’e de, “Şerefsiz pislik.” demeyi ihmal etmedi.

Bir kaç defa alt katın ziline basan Doğan, daha sonra “gitti mi acaba” diyerek aşağıya indi ama araba duruyordu…

Durağa kadar koşup yollara bakındı, ama Nurseli yoktu…

Filiz’e telefon edip, “Beni yukarı çıkartmayın, katil olmak istemiyorum… Sizi eve götüreyim, Nurseli yok, bulamıyorum.” deyip, geriye döndü.

Hilde ile Filiz, Yeşim’i dövecek gibi bakıp oradan çıkarken, Leyla, “Hakan, arabayı çalıştır, suyu geldi. Doğum başladı.” diye bağırıp, Elif’in bağırtısını bastırdı…

Elif, “İstemiyorum, istemiyorum, doğmasın, olmaz, bu gece olmasın, onunla aynı gün doğmasın. Yalvarırım, bir gün daha, durdurun Allah aşkına.” diyerek ağlıyordu.

Engin de, Nurseli’nin peşine gitmiş ama yetişemediği için Selim’e hesap sormaya gelmişti ki, Elif’i o hâlde görüp, ertelemeye karar verdi…

Selim, yerde ki pastaya bakarken, herkes gitmiş sadece Yeşim ile kala kalmıştı…

“Yeşim, git.” dedikten sonra dışarı çıkmasını bekleyip, kapıyı arkasından kapattıktan sonra yere çömelerek ağlamaya başladı…

“Elveda gülüm, elveda ceylan gözlüm, yüzüne bakmaya doyamadığım elveda, yemin ederim kimseyi senin kadar sevmedim, sevmeyeceğim…” diyerek kendine söz verirken avcundaki yüzüğe bakıyordu…

•~~~~•Nurseli,

Arabadan inip, bahçe kapısını açtıktan sonra çardakta oturan Furkan’ın yanına gelerek göğsünü yumruklamaya başladım…

“Sen yaptın, bilerek yaptın, Selim ile beni ayırmak için yaptın, bana oyun oynadın, kandırdın.”

Hem ağlıyor hem de Furkan’ı yumrukluyordum…

Furkan, canı acıdığı mıdır, yoksa o halime dayanamadığı için midir bilmiyorum, bir süre sonra bilekliklerimi tutup, “Nurseli dur, ne oldu?” dedi

“Senden nefret ediyorum, sen yaptın, ona olan aşkımı sevgimi kıskandın, bana oyun oynadınız, beni oyaladınız.” dedim, bileklerim havada da olsa vurur gibi sallayarak…

Gülbahar anne, “La havle ve la guvvete, yavrum, ne oldu, bu ne hâl kızım, sakin ol azıcık.” deyince, “Olmuyorum, senin oğlun hayatımı mahvetti, kardeşi yüzünden kaçırılıp tecavüze uğradığım yetmiyormuş gibi, sevdiğimi de elimden aldı.” dedim, kelimelerimin nereye varacağını umursamayıp.

Furkan, hem beni tutup hem de annesiyle konuşarak, “Anne, bırak, bir şey olmuş belli ki, sorma, çantasından iğnesini çıkart.” dedi

“Hayır, istemiyorum. Beni yeteri kadar uyuttuğun yeter, istemiyorum artık.” dediğimde, bir hamle ile benden ne kadar güçlü olduğunu göstererek sağ omzuna alıp, evin arkasına götürdü ve oradaki muslukta başımı yüzümü yıkadı…

Gücüm tükenmiş gibi kendimi Furkan’ın kollarına bırakıp, “Neden yaptın, bana bunu neden yaptın, ben seni çok sevmiştim. Neredeyse Selim kadar hemde.” dedim, “Bir hayâl kırıklığımda sensin” der gibi.

“Nurseli, ne oldu anlat, ona göre cevap vereyim.” deyince, “Yeşim, Selim ile sevgili olmuş, beni aldattılar.” dedim, bana daha nasıl bir kötülük yapacağını merak eder gibi bakarak…

“Ne saçmalıyorsun yaaa?” derken şaşırmış gibi dursa da ona inanmayıp, “Bilerek yaptın, bizi ayırmak için.” dedim

“Nurseli, öyle bir şey yapacak olsam, bu kadar adice bir şey mi yaparım, sen beni hiç mi tanımadın?” deyip ağlamaya başlayınca, “Neden o zaman, neden, neden onu Selim’in ekibe verdin, beni bildiği hâlde yakınlaşmalarına neden müsade ettin.” dedim, ben de ardı ardına yaşlar akıtarak.

“Nurseli, yemin ederim bilmiyorum, ‘komiserim çok yoruldum, sürekli tehdit ediliyorum, başka ekibe geçmek istiyorum.’ dedi, Selim’de, amirine, ‘ekibimde eksik var.’ deyince onun ekibe verdiler… Nedeninin bu olduğunu bilmiyordum, benim tek düşündüğüm bir an önce seni iyileştirmekti.”

“Senin yüzünden hastaydım ben!” dedim, kaçırılmayı kasdederek.

“Biliyorum Nurseli ve ölene kadar da unutmayıp vicdan azabı çekeceğim.” derken yüzüme bakamıyordu…

Gülbahar annenin ilacımı getirmesiyle içip, ağlamaya öyle devam ettim…

•~~~~•Doğan, Hilde’yle Filiz’i götürürken emniyeti arayıp, Nurseli’nin numarayı verdikten sonra, “Hemen yerini bulun hemen.” deyip kapattı.

Hilde’ye, “Siz çıkın, ben de onu bulup getireyim.” dedikten sonra, ilk defa içeriye girmelerini beklemeden hızlıca uzaklaştı…

•~~~~•Selim,

Bir süre ağladıktan sonra Okan’ı arayıp, “Ben bittim artık, ortada bahanen kalmadı.” dedi, sesinden ağladığı anlaşılır olduğu hâlde

Okan, “Ne diyorsun sen yaa, ne yaptın?.. Sen bu haldeysen Nurseli nasıldır kim bilir?” deyip telefonu kapatarak hemen Nurseli’yi aradı ama ulaşamadı…

•~~~~•Nurseli,

İlaç, etkisini göstermeye başlayınca, “Ben, verdiğim bilgiler ile o pisliği bulacak diye ümit ederken o, sevdiğim adamı elimden almakla meşgulmüş.” dediğimde Furkan, “Ne bilgisi Nurseli, sen Yeşim’e ne anlattın ki?” diye sordu, yine hiç bir şey bilmiyor gibi.

“Taktığı kemerin amblemini, boyunu, kokusunu, sesini, bana neler söylediğini, neler yaptığını, bir şey hariç her şeyi.” dedim, bayıldıktan sonra ne yaptığını bilmeyerek…

Gülbahar anne, Furkan’ın yüzüne bakıp, “Ben sana dedim, ‘ben bu kıza güvenmiyorum’ dedim Furkan, ‘Nurseli onunla konuşurken kötü oluyor’ dedim.” deyince, onun nasıl bir pislik olduğunu anlayan birini görmüştüm…

Yeşim’in bana, “Selim’in sevgilisi var.” dediği de kendisiydi, aklıma yaptığı testler gelince tekrar ağlamaya başlayıp, “Yooo, hayır, yalan söylüyor, Selim o kadar ileri gitmez, yalan söylüyor.” diye düşündüm…

Furkan, “Bilemedim anne, Nurseli de onunla arkadaş gibi olunca, nereden bileyim, ‘ekip arkadaşım’ dedim, ‘kadının hâlinden kadın anlar’ dedim, ‘Nurseli ona rahat anlatır’ diye düşündüm.” deyince ağlamaya ara verip, “Anlattım da ne oldu ki?” dedim, hepimizi oyaladığını düşünerek…

•~~~~•Hakan, doktorları dinlemeyen Elif’in yanına gelip, “Canım, güzel kardeşim, yapma böyle, bebek kanala girmiş, kendini sıkarsan boğulur.” deyince Elif, “Beklesin abi, on ikiyi geçince gelsin, yardım et. Durdursunlar sancımı, onunla aynı gün istemiyorum.” dedi.

Hakan, “Elif, yapma böyle, Selim’in bunu neden yaptığını bilmiyor musun?” deyince Elif, “Bilip daha da kahroluyorum abi, başka yolu yok muydu, kendinden nefret ettirmekten başka yolu.” dedi

Hakan’ın Elif’i ikna edemediğini gören Leyla, elinde şırınga ile gelip, “Çekil Hakan, yeter bu kadar, kız haklı, bir kaç saatten bir şey olmaz.” dedikten sonra Elif’e, “Sancın gelince söyle canım, sen abine bakma.” dedi.

Elif de sancısı gelince söyledi ve Leyla iğneyi vurdu…

•~~~~•Nurseli,

Furkan, “Nurseli, resmin büyük halini görelim, Selim bunu neden yaptı sence, Yeşim’in evi varken, neden böyle bir şey yapsın ki?” deyince, biraz düşündüm…

Yeşim’in, herkesi oyuna getirdiğini anlayınca, “Kim bilir Selim’e benimle ilgili ne söyledi de o kadar soğuk davranıp kendinden nefret ettirmeye çalıştı.” diye merak etmeye başladım.

Her ne olursa olsun, gerçeği ortaya çıkartıp, Selim’i o pislikten kurtaracaktım, kendim bir daha asla onunla olmayacak olmama rağmen…

Selim’e bunu borçluydum, çünkü benim yüzümden o pisliğin pençesine düşmüştü…

Furkan’a, formalite düğünü kasdederek, “Eee, nerede kalmıştık, elbisem nerede?” dedim, her ne yaşarsam yaşayayım peşimde olan bir sapığım olduğu için…

Furkan, yutkunup karşıda bir yere bakınca, “nereye bakıyor” diye bakıp, bir şey göremeyince, “Nee, geri mi verdin?” dedim

Furkan, “Hayır”ı başını sağa sola sallayarak verince, “Yırtıp çöpe mi attın yoksa?” dedim

Furkan, derin bir nefes çekip, duvar dibindeki kül yığınına bakınca içim bir tuhaf olarak, “Yaktın mı?” dedim… “Neden yaptın?” der gibi.

Benim gibi yeni susmuşken, “Yaktın mı?” dememle tekrar gözlerinden yaşlar gelince, “Neden?” dedim, kelimeler boğazımda düğümlenerek.

Furkan, ağladığını bana göstermemek için hızlıca yerinden kalkıp içeri giderken, Gülbahar anne, “Kızım, Furkan ile senin yolların o gün ayrıldı, artık geri dönüşünüzü eskisi gibi yapın olur mu?.. Bir birinizin yarasına bastırıp canını acıtmayın.” dedi

“Ne yani, artık senin kızın olmayacak mıyım?” dedim, burnumu elimin tersine silerek.

“Sen ölene kadar benim manevi kızımsın, bu değişmeyecek, Furkan’la Yasemin ne ise, sen de öyle olacaksın.” demesi, “Bu saatten sonra Furkan ile asla bir şey düşünme” der gibiydi.

“Tamam,” dedim, bir sevdiğimin daha üzerine çizgi çizerek…

Furkan’ın ardından Gülbahar anne, “Hadi gel, elini yüzünü yıka da bir şeyler yiyelim.” deyip elimden tutarak içeriye yürüttü…

İştahım olmadığı için, önüme konan çorba ile oynarken, “Furkan, ben artık açıktan o pisliği aramak istiyorum. Dosyayı aç, korkacak bir şeyim kalmadı.” dedim, Selim’in artık duysa da kendine bir şey yapacak kadar beni sevmediğini düşünerek.

“Emin misin?” derken, o da biliyor ama benden emin olmak istiyor gibiydi…

“Eminim Furkan, gizliden değil, açıktan arayalım.” derken, ne kadar ciddi olduğumu göstermek için gözlerine baktım…

“Sabah ilk işim dosyayı açmak olacak, peki sen, ifade vermeye gelebilecek misin?” diye sorunca, sandalyede geriye yaslanıp, “Hem de başım dimdik.” dedim. Kendimi hiç bu kadar güçlü hissetmeyerek…

Onlar, ilacın etkisiyle böyle olduğumu zannediyordu ama ben, kararlıydım ve bunu onlara da gösterektim…

Yemekten sonra duş alıp, Furkan’ın yanına geldiğimde Gülbahar anne yatmıştı…

“Konuşalım mı?” deyip, karşısına oturdum ve ilk ifademi vermeye başladım, bir an önce sonuca gitmek istediğim için… Yeşim’e anlattıklarımı anlatırken, bir anda fenalaştım ve, “Bu kadar yeter, başım döndü.” deyip Furkan’dan yardım alarak yatmaya gittim…

•~~~~•Ertesi sabah Selim, emniyete geldiğinde, Okan odasında suratı beş karış bekliyordu.

Selim’i görüp ayağa kalktı ve, “Naber geri zekalı zombi kılıklı dingil.” dedi

Selim, “Görev başındayım Okan, hakaret etme.” deyip yerine otururken Okan, “Bu hakaret değil ki, kelimelerimi gayet seçerek kullanıyorum. İçimdeki hakaretleri söylesem idam ederler.” dedi.

Selim, “Daha iki hafta önce bunu yapmamı istememiş gibi konuşma, ben kendi isteğimle yapmadım, yaşarken öldüm lan ben.” dedi, konuşmakta güçlük çekerek.

Okan, “S.ktir o.ospu, ben böyle mi yap dedim, biz o kızı ne güçlüklerle iyi edelim, sen bir hamlenle yerle bir et.” deyince Selim, “S.k kafalı mal, Nurseli beni o kadar çok seviyor ki, şuan gidip özür dilesem affeder… İşinizi kolaylaştırdım, onca yıl bekleyen kardeşin, biraz daha bekler herhalde?” dedi

Okan, “Ne o, şimdi de sadece benim kardeşim mi oldu?” deyince Selim, “Aynen öyle, senin kardeşin, ben onu asla kardeşim olarak görmedim. Bundan sonra da göreceğimi zannetmiyorum…” dedi

Okan, “Bu Nurseli ile son olur inşaallah.” deyip çıkarken, “Orası da beni ilgilendirmez artık.” dedi Selim, geriye yaslanıp, işaret parmağının orta boğumuna taktığı yüzüğü ovalarken…

•~~~~•Furkan, ofise gelir gelmez, “Mert, hemen odama gel çabuk.” diye çağırıp, Yeşim’in akşam yaptığını söyledi

Mert’in şaşırmadığını gören Furkan, “Biliyor musun?” dedi, akşamı kasdederek

Mert: “Ben onları daha önce gördüm komiserim, o yüzden Nurseli’nin sizinle olması için elimden geleni yapmıştım ama.”

Furkan, “Neyse, geldi geçti artık. Bak şimdi, Yeşim bize ne söylediyse hepsini unutuyoruz, sil baştan başlıyoruz.”

Mert: “Komiserim, davayı açıyor muyuz yoksa?”

Furkan, “Evet Mert, davayı açıyoruz hemde ilk ağızdan dinleyerek.”

Mert: “Nereden başlayacağız peki?”

Furkan: “Öncelikle, video ile başlayacağız, bakalım Yeşim ne kadar doğru söylüyor.”

Mert: “Komiserim, izleyecek misiniz?”

Furkan: “Ben değil, yine başkasına izleteceğim, durumuna göre Nurseli’ye de izletebilirim, bilmiyorum.”

Mert: “Komiserim, Nurseli videoyu bilmiyordu ama?”

Furkan: “Hâlâ Bilmiyor Mert. Yeşim’in cezasını şuan veremiyorsam bu sebepten. Koz olarak kullanabilir ve Nurseli daha kötü olabilir.”

Mert: “Böyle olacağını bilseydim, en başta gördüğüm an size söylerdim.”

Furkan: “Keşke bilseydim Mert, ona göre hareket ederdim. Neyse, dedim ya geçti artık, biz önümüze bakalım… Çok şükür ki, bundan sonra o şerefsizleri gizliden aramak yok. Yılmaz’ın da, o pisliğin de bu kadar serbest kaldığı yeter. Ayrıca onu hallederken de Yeşim’e de cezasını vermek istiyorum… Nurseli’nin bundan sonra rahatça gezmesi ve mutlu olması için elimden geleni yapacağım,” derken, Doğan, hışımla içeriye girip, “İyi edersin Furkan komiser, ilk olarak da bana şunun hesabını vererek başla, Nurseli neden altı ay senin evinde kaldı ve ilk darbe de senin yanına geldi… Nurseli ile aranda ne var?” dedi telefon kayıtlarının olduğu dosyayı masaya fırlatarak…

Furkan, derin bir nefes çekip, “Mert, benim yapacak işlerim var, sen dosyayı al, uygun yerde kendisine anlat, hadi.” deyip, onları gönderdikten sonra Yılmaz’ın göz altına alınması için talimat verdi…

Mert, dosyayı alarak Doğan ile dışarı çıktı…

Doğan, Mert’in kolundan çekiştirerek, “Yeter lan, şehir dışına mı çıkıyoruz, geç şuraya.” deyip, yangın çıkışına götürürken, Selim gördü ve sağı solu kontrol ederek, peşlerinden yürüdü.

Doğan ile Mert’in sesi uzaktan gelince yavaşça kapıyı açıp içeri girdi. Mert, Doğan’a her ne söylediyse, Doğan çileden çıkmış gibi, Mert’i duvara yapıştırmış, yakasından sallayarak bağırıyordu…

“SİZ KİMSİNİZ LAAANN, SİZ KİMSİNİZ… BÖYLE BİR ŞEYİ SELİM’DEN BİZDEN NASIL SAKLARSINIZ LAAANN?”

Mert’te yakasını kurtarıp aynı tonda olmasa da sertçe konuştu…

“Ne yapsaydık laaaannn neee?.. Şerefsizler, videoyu atıp, ‘Bir saatiniz var, bir saatte bulamazsanız kız bizim.’ dedi!.. Biz Nurseli’yi beş saat sonra bulduk… Kanlar içindeydi… Ne deseydik, ‘Selim gel, sevdiğin kız tecavüze uğramış’ mı deseydik… Biz yapamadık, hadi git, o en yakın arkadaşına anlat, tabi Selim bey sağda solda Yeşim’le yiyişmiyorsa… O arkadaşın, Yeşim’le milletten gizli buluşup görüşürken, benim komiserim Nurseli’yi iyi etmeye çalıştı. İntihar etmesin diye geceleri evde bekleyip, gündüzleri o pislikleri aradı.”

Doğan: “O geceyi anlat lan, o gece neler oldu?”

Mert: “Biz, bir dosya üzerinde çalışırken geçe kaldık, Nurseli’yi kaçırıp yatağa bağlamışlar, videosunu çekip altına da, ‘Kardeşini kurtarmak için bir saatin var, yoksa kız bizim olur.’ yazmışlar.”

Doğan: “Kardeşin?”

Mert: “Evet, Nurseli’yi Furkan komiserin kardeşi Yasemin zannedip kaçırmışlar.”

Doğan: “Ne alaka?”

Mert: “Selim komiser ile Furkan komiser vurulduğunda, Nurseli ile Gülbahar teyzenin fotolarını çekmişler, Furkan komiserin kardeşinin odasında kalırken hemşirelerden mi duydular ne bilelim, anlamadık ki… Furkan komisere ilk defa görüntülü tehdit gelince, şaşırmış hâlde, ‘Kim bu yaa?’ dedi. İlk defa o videoda gördü Nurseli’yi… ‘Bırakın beni.’ dediğini duyunca ses bana tanıdık geldi,

bir baktım Nurseli, ‘Benim abim polis, sizi öldürür.’ diye bağırıyordu. Dedim ki ‘bu Nurseli, Selim komiserimin kız arkadaşı,’ AYRILDIĞI!.. Şerefsizler bir saat vermişlerdi. O bir saatte, nerede olduğunu bilmediğimiz Selim’e mi anlatalım, plan mı yapalım bilemedik. Hızlı düşünmeliydik, Furkan komiser, Cengiz amiri aradı, o da, ‘İstediğin kadar adam al, ben de hemen savcıyı arıyorum, bir şey olmadan kızı bulun, dosya açmadan, Selim’e de duyurmadan halledin çabuk.’ demiş… Nurseli’nin eski numara, yeni numara, yer tespiti falan derken, bulmamız beş saat sürdü… İçeriye ilk Furkan komiser girdi, kanlar içinde baygınmış, Sonra yeşim’i çağırdı, ‘Gel üzerini ört’ diye… Sonra, ambulans çağırdık, orada Nurseli’yi tanıyan sadece üç dört kişi anca vardık, diğerleri yabancıydı.”

Doğan şaşırarak, “Yeşim?” deyince Mert, “Evet yaaa, Yeşim, bir ay Yeşim’le aynı odada kaldılar, Nurseli sabahtan akşama kadar Yeşim’e Selim’i anlattı, ondan bilgi alıp biz de pislikleri aradık ama, dün gece Nurseli’nin söylediğine göre Yeşim hepimizi oyalamış, onun söylediklerinin çoğunu söylememiş. Nurseli de, ‘davayı açıktan aç.’ demiş, kız haklı, duysa kahrolacak bir adam kalmadı çünkü.” dedi

Doğan’ın şoktan sessiz kaldığını gören Mert, “Eee!.. Ne yapacaksın?.. Gidip arkadaşına anlatıp iki ekip mi olacağız, yoksa bizle misin?.. Elinde hiç bir şeyi olmayan Selim mi, biz mi?” dedi…

•~~~~•Yavuz, odasında otururken, telefon çaldı, yardımcısı, “Yavuz bey, Beyza hanım hatta.” dedi

Yavuz, “Bağla,” dedikten sonra, “Efendim Beyza?” dedi

Beyza, “Yavuz bey, Ayşe buradaydı… Konuştuk ve çıkışta sizin kendisini görmek istediğinizi söyleyip yukarıya gönderdim.” deyince Yavuz, “Neden, bir şey mi oldu?” dedi

Beyza, “Yavuz bey, malûm hasta doktor gizliliği, eminim ki siz ne yapar eder onu konuşturur, sıkıntısını öğrenirsiniz.” derken Ayşe kapıya vurup içeri girdi.

Yavuz, “Tamam, anladım. Ben gerisini hallederim, kolay gelsin.” deyince Beyza Ayşe’nin geldiğini anlayıp, “Size de kolay gelsin Yavuz bey.” deyip telefonu kapattı…

Yavuz, ayağa kalkıp, “Ayşe, hoş geldin, nerelerdesin, özledim.” deyince Ayşe, “Beni görmek istemişsin Yavuz abi.” dedi

durgun hâlde.

Yavuz, moralinin epey bi bozuk olduğunu görüp, “Evet, geç otur bakalım, nasılsın?” diyerek lafa başladı.

“İyiyim abi, sen?” diyen Ayşe’ye Yavuz, “Yüzün öyle söylemiyor ama, neden üzgünsün söyle bakalım.” dedi

Ayşe, “Biraz moralim bozuk. Aslında bugün gelmeyecektim ama, anlatırsam rahatlarım belki, diyerek geldim.” deyip anlatmak istemeyince Yavuz ısrar ederek, “O zaman ben de Okan abini arayıp, ‘benim biricik kardeşimin canı bir şeye sıkılmış ve sen düzeltmemişsin.’ diyeyim.” dedi, bir yandan da telefon ile bir şey arar gibi

Ayşe, elini kaldırıp, “Arama abi, o da bir şey yapamaz ki, başkasının bozduğunu kimse düzeltemez çünkü.” dedi

Yavuz: “Sen anlat da, düzeltemezsem de yanında olurum, destek olurum Ayşe’m.”

Ayşe: “Abi, benim çok sevdiğim bir ablam var, adı Nurseli-“

Yavuz: “Nurseli?.. Aktaş mı?”

Ayşe: “Tanıyor musun? Evet o?”

Yavuz: “Okan abin, kendisini senden çok seveyim diye uğraşıyor da.”

Ayşe, ağlamaklı: “Sev abi, onun buna çok ihtiyacı var, hele de bundan sonra.”

Yavuz, panikle: “Ne oldu nurseli’ye?”

Ayşe: “Dün gece, nişanlısı onu aldattı.”

Yavuz: “Nasıl?.. Ben… İkisi de birbirini çok seviyor diye duydum?”

Ayşe: “Öyleydi ama, o kız… Selim abinin aklını karıştırmış.”

Yavuz: “Şuan Nurseli nerede?”

Ayşe: “Bilmiyorum ki, ağlayarak yüzüğü çıkartıp gitti, telefonu kapalı, Doğan abim de akşamdan beri emniyette onu arıyor.”

Yavuz’un susup, boşluğa dalışını gören Ayşe, “Abiii, keşke onu benden çok sevsen, sen onu mutlu ederdin, benim acılarımı unutturduğun gibi, onunkini de unuttururdun.” dedi

Yavuz, İç çekip, gözleri dolu dolu bakarken Ayşe, “Olur mu haa, Doğan abimi arayayım, belki bulmuştur. Gidelim yanına?” deyince, Yavuz tebessüm ederek, “Canım, onu mutlu etmek için elimden geleni yapardım ama, bu tek taraflı olmaz, onun da mutlu olmayı istemesi lazım. Sen akbabayı biliyor musun?.. Öleceğin kokusunu alır, dört gözle bekler, ölse de yesem diye. Şuan, atacağım bir adım, akbabanın yaptığından farksız olur. Nurseli ablanın acısını tam olarak birebir yaşamasam da kendimden biliyorum… Onun şuan zamana ve yaşadıklarını sindirmeye ihtiyacı var… Bir de, ben bugün Amerika’ya gidiyorum. Okan abin sağolsun, ‘Nurseli, sevdiği ile nişanlandı.’ deyince, ben de gitmek için her şeyi hazırlamıştım.”

Ayşe: “Gitmesen olmaz mı?”

Yavuz: “Maalesef olmaz, hem bu gidişim amacına ulaşırsa, döndüğüm de isterse Nurseli ablanı da götürürüm… Şimdi senden bir şey istiyorum, bana söz ver, ben yokken Nurseli ablana destek ol, onu yalnız bırakma, acısını yaşamasına izin ver, ben geldiğimde de Okan abinin yapamadığını yap, onunla bir araya gelmeme yardım et. Tamam mı?”

Ayşe: “Tamam, söz. Peki sen ne zaman geleceksin?”

Yavuz, dudaklarını gerip, bıraktıktan sonra, “Bilmiyorum, şuan en az bir ay.” dedi.

Ayşe, “Sağlık olsun, Nurseli ablam da o zamana kadar ancak toparlanır.” deyince Yavuz, “Hah!.. Değil mi?.. Oraya gidince sana numaramı atayım, sürekli beni arayıp haber ver olur mu?.. Artık Nurseli konusunda Okan abine değil sana güveniyorum.” dedi

Ayşe, bir hışımla ayağa kalkıp, “Yapıcam abi, söz. Sen yeter ki ablamı mutlu et.” deyip çıkarken Yavuz, “Dur nereye?” dedi arkasından.

Ayşe: “Doğan abimin yanına gidiyorum, yerini bulduysa ablamın yanına gideceğim.”

Yavuz, çekmecesini açarken, “Gel buraya deli kız gel…” dedikten sonra, elindeki kitabı gösterip, “Sana bir adres vereceğim, oraya git. Büyük ihtimalle oradadır. Başkası sorarsa Nurseli’den öğrendiğini söylersin, Nurseli sorarsa da benden… Bir de, bu kitabı ona ver…” deyip Ayşe aracılığı ile Nurseli’ye ilk mesajını gönderdi…

Ayşe, “Tamam,” deyip adresi aldıktan sonra Yavuz ile çıktı.

Yavuz, oradan bir araç ile, Ayşe’yi Nurseli’nin yanına gönderirken, kendisi de, “Ömür, hazırlan geliyorum.” deyip, arabasına bindi…

•~~~~•Selim, eli ayağı buz kesmiş hâlde, başı dönerek odasına gidip kendini koltuğa bıraktı. On dakika sonra da Doğan, yüzü bembeyaz olmuş şekilde odaya girdi. Selim’in yüzüne bakmıyordu…

Selim, kendini sıkarak, “İyi misin?” dedi, ağzını aramak için.

Doğan: “İyiyim çıkmam lazım.”

Selim: “Bir şey mi oldu?”

Doğan: “Hayır, eve gideceğim Hilde’nin ağrısı varmış.”

Selim: “Benim yapabileceğim bir şey var mı?”

Doğan: Yok!”

Selim, Doğan’ın elindeki dosyaya bakıp, “Hangi vakanın?” diye sordu

Doğan, yine yüzüne bakmadan, “Geçmiş vaka, rapor hazırlıyorum.” deyince Selim, “Ver bakayım.” dedi.

Doğan, sinirle karışık anlamsız şekilde bakıp, “İmzalarken bakarsın.” dedi

Selim, “Tamam ya!.. Ne kızıyorsun?” deyince Doğan, “Kızmıyorum abi, acelem var, saçma sapan oyalıyorsun. Yarın görüşürüz.” deyip, bir yere telefon ederek çıktı…

Selim, Doğan’ın arabasını gören cama geçip baktı… Dışarıda Mert ve Furkan bekliyordu. Haberleşmiş gibi Furkan’ın arabaya binip hareket ettiler…

Selim, “Demek onları tercih ettin haa, olsun canın sağ olsun.” deyip cama yumruk attı…

Yapayalnızdı, nereden başlayacaktı, elinde, bir zamanlar uğruna canını verecek kadar sevdiği kızın kaçırılıp tecavüze uğradığı dışında hiçbir şey yoktu… Odaya gitti, kapıyı kapatıp arkasındaki duvara yaslandı ve hıçkırarak ağlamaya başladı…


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x