56. Bölüm

•~~~~•Yavuz’un, girdiği evden Ömür ile çıktığını gören Mesut, hemen batağı arayıp, “Abi, yengeyi bulduk.” dedi.

Batak, “Nerede, nasıl?” derken yerinden fırlayıp arabanın anahtarına davrandı.

Mesut, “Yavuz bir eve geldi, bir kız ve yenge ile arabaya bindiler, peşlerindeyim.” dedi

Batak, “Hemen konum at, çıktım, önünü keseyim.” deyince Mesut, “Tamam abi.” deyip telefonu kapattı.

Canlı konumu açan batak, yolda giderken tekrar Mesut’u arayıp, “Lan, sadece ikisi miydi, yanlarında başka biri yok muydu?” dedi

Mesut, “Abi, bebeği soruyorsan bilmiyorum, Doktor, üstü kapalı bir puseti arabaya koydu ama içi dolu muydu bilmiyorum.” dedi.

Batak, “Tamam, rüyalarım gerçekse doludur. Sen kaybetme onları dikkatli takip et,” deyip kapattı…

•~~~~•Nurseli,

Gülbahar anne ile bahçede otururken demir kapının sesini duyup baktık, karşımda bana bakan Ayşe’yi görünce şok oldum ve, “Ayşe?” diyerek kapıya doğru yürüdüm.

O da gülümseyerek içeri girdi ve koşup boynuma sarıldı…

“Burayı-” dediğimde sözümü kesip, kulağıma, “Çaktırma!” dedikten sonra, “Sana ‘gelmicem’ diye söz verdim ama dayanamadım, nasılsın görmek istedim.” dedi…

“Gel, gel.” diyerek çardağa yürüttüm ve Gülbahar anne ile tanıştırdım.

Biraz hâl hatırdan sonra Gülbahar anne, “Ooo, namaz geçiyor söylemiyorsun kızım.” deyip içeri girdi.

Ayşe de, bir süre içeriye bakıp sonrasında bana döndü ve, “Nasılsın?” dedi

“İyiyim canım,” dedim, yüzümden de gerçekten iyi olduğumu göstermeye çalışarak.

“Gerçekten iyi gördüm ve çok sevindim.” deyince, “Burayı nasıl buldun? Doğan abim mi?” diye sordum.

Ayşe, tekrar içeriyi kontrol ederek, “Hayır, o değil.” dedikten sonra, “Bana buranın adresini veren kişinin selamını getirdim.” deyip, adresin yazılı olduğu kağıdı verdi

“Bu ne?” dedim, kağıdı ona doğru sallayarak.

“Bak bakalım, sence bunu kim yazmıştır?” deyince yazıya baktım, tanımam gerekiyor gibi düşünerek.

“Anlamıyorum güzelim.” dedim, yardım et der gibi.

“Bunu yazan bir doktor.” deyince, “Okan abi?” dedim, ondan başka Furkan ile olduğumu bilebilecek biri olmadığını bildiğim için

“Hayır, o değil ama yaklaştın.” deyince yazıya bakıp, “Bu da doktor yazısına benzemiyor ki?” dedim

Ayşe, gülerek, “Evet, değil mi?.. Bana da öyle geldi, ama biliyor musun, onun yazısı gibi her şeyi de güzel.” deyince iyice meraklanıp, “Söyler misin artık, anlatırken gözlerinin içini güldüren kişiyi.” dedim

Çantasından bir kitap çıkartıp, “Yavuz abimin selamı var, bana adresi o verdi ve, ‘O gittiği için yarım kalmıştı, bunu güzelce okusun, ben gelince anlatsın, ne olduğunu çok merak ediyorum.’ dedi” deyince kitabı aldım.

Kapağa bakıp, “Umur’a beş kala mı?” dedim sesli okuyarak.

“Hatırlıyor musun abla.” diyen Ayşe’ye, “Hatırlamaz olaydım.” der gibi baktım.

Çok iyi bir şey yapmış gibi, “Sen orada yatarken, bunu sana okuyormuş.” deyince, “İyi halt etmiş.” dedim, kitabın sayfalarını karıştırarak…

Ayşe, şok olmuş gibi bakarken, “Ooofff, ben ne yapacağım şimdi, bir yıldır ben bu kitabın içindekileri kendim yaşamış gibi hissettim, hangisi gerçek hangisi bu kitap nereden anlayacağım şimdi.” dedim.

Ayşe, “Abla, sen orada yatarken ne kadar hastaydın ki, ne olmuştu sana?” dedi, hafif bir üşütmeden kaynaklı kanımda olan mikrobun boyutunu merak ederek.

“Sen neden yattıysan, ben de ona yakın bir şeyden yattım.” demek yerine, “Canım, akşamları çok uykum oluyordu, serum uyutuyordu galiba, gündüz normaldim… O da o zamanlarda gelip okuyordu galiba.” dedim.

Sonra da, kitabın içindeki isimlere ve neleri kendim yaşamış gibi hatırladıklarıma baktım… Umur, Asrın ve Hatem… Üçü de ifademden çıkacak isimdi… ‘Ulen dilsiz, yaktın beni.” desem de içten içe gülmekten kendimi alamıyordum… Hele de Asrın’ın pasta ve alerjisi… Furkan’a, üç doğum günü pastası aldırmam da bu yüzden olmalıydı…

Sayfaların arasında saç yığınlarımı görüp, “Burada kalmış galiba, şapşal yaa, saçlarımdan ayraç yapmış.” dedim, gülümseyerek…

Ayşe de, gülümsememle mutlu olmuş gibi bakıp, “Ona söz verdim. Sana çok iyi bakacağım ve Okan abinin yapmadığını yapıp, geldiğinde seni onunla tanıştıracağım.” deyince, “Şimdi nerede ki?” diye sordum.

Ayşe: “Bugün Amerika’ya gidiyormuş, ben ‘gitme’ dedim ama, ‘Bugün gidip, orada işlerimi halledersem, geldiğimde eğer isterse Nurseli ablanı da götürürüm.’ dedi,”

İç çekip, “Her şeyin hayırlısı Ayşem,” dedim, aslında buralardan gitmeyi her şeyden çok isteyerek… Ama dilsiz gelene kadar yapacaklarım vardı, Yılmaz ve tayfasına, Yağız Efe ve Yeşim’e cezalarını vermeden hiç bir yere gidemezdim… Dilsizin dönüşüne kadar bunları yaparsam eğer, ben de onunla gitmeyi isteyecektim…

Ayşe, “Siz ikiz olabilir misiniz, bugün abim de bana ‘Ayşem.’ dedi.” deyince, “Bu saatten sonra kimse benim kardeşim de olamaz abim de… Çok şükür gerçek ailemle ilgili kapı gibi DNA’m var.” dedim.

Ayşe’yi kalmasına ikna ederek, yemek yapmak için içeri girdik…

•~~~~•Selim, Hem ağlıyor hem de başını duvara vuruyordu…

Kapısı tıklandı, ama Selim “gel” demeden açıldı…

Gelen yeşim’di, Selim’in önüne diz çöküp, “Aşkım iyi misin?” dedi

Selim, saçlarını parmaklılarını arasına alıp yumruk yapmış, sinirine hakim olmak için kendini sıkıyordu.

Yeşim’e belli etmemeye çalıştı, çünkü elinde Nurseli ile ilgili tek şey Yeşim’di ve, onu ürkütmeden öğrenmeliydi…

Selim, Furkan’ı kasdederek, “Kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim, herkes onun tarafında.” deyince, Yeşim, Nurseli zannedip, “Aşkım ben varım, seni hiç yalnız bırakmayacağım. Söz veriyorum.” dedikten sonra, “Doğan komiserle mi tartıştın?” dedi

Selim: “Evet, yine aynı ahlak dersleri, bıktım artık.”

Yeşim: “Hepsi benim yüzümden, keşke aşkımı kalbime gömseydim, gitseydim buradan… Seni bu kadar üzgün görmektense, ayrı kalmayı tercih ederdim.

Selim, Yeşim’e bakmadan, “Kendini suçlama, Biz suç işlemedik, iki yetişkiniz, kimseyi aldatmadık sonuçta, kimsenin de arkasından iş çevirip sırtından vurmadık,” dedikten sonra kafasını kaldırıp, Yeşim’in gözlerine bakarak, “Değil mi?” diye sordu.

Yeşim, kekeleyerek, ” E. E.Evet… Aşkım.” dedi

Selim: “O zaman bugünlerde geçecek merak etme, bak bi yükten daha kurtulduk.” dedi, boş parmağını gösterip.

“Sen şimdi git, iyiyim merak etme.”

Yeşim, Selim’in yanaklarından öptü, Selim gülümseyip, “İyi ki varsın.” dedi

Yeşim, dışarı çıkınca da, sinirli şekilde koluyla yüzünü sildi, ağrısına dayanamayıp sürekli saçlarını çekmeye devam ederken…

•~~~~•Mesut, “Neredesin abi?” diyerek aradığında batak, “Feribottayım, ne oldu?” diye sordu.

Mesut, “Abi, bunlar Bursa yoluna girdi, galiba eve geliyorlar.” deyince batak, “Ne diyorsun sen yaa?” dedi denizin ortasında kala kalmış şekilde.

Mesut: “Valla abi, emin olmadan bir şey söylemek istemedim ama, istikamet onu gösteriyor.”

Batak, “Tamam, ben inip ilk feribotla tekrar geleceğim, haber ver.” deyip kapattı…

•~~~~•Doğan, Furkan ve Mert’le eve geldi. Filiz okulda olduğu için kapıyı açan Hilde, onları görünce duraksadı…

Üçü de Hilde’nin yüzüne bakamıyordu.

Hilde, kapının kolunu sıkarken, “Bbir şey vvar, nne oldu?.. Nurseli’ye bbir şey mmi oldu yyoksa?” deyince Mert, “Yok yenge, Nurseli iyi merak etme.” dedi

Doğan, Furkan’a bakarken, bir zamanlar Nurseli’nin, en ufak derdinde kendine geldiğini, şimdi ise kahramanlarının Furkan’la Mert olduğunu düşündü. Nasıl olmasın, son dokuz ayı hep onlarla geçmişti…

İçeri geçtiler, Doğan, Mert ile Furkan’ı misafir odasına oturtup, Hilde ile bebek odasına geçti.

Doğan, Selim Alp’in yüzüne bakarken ağlamamak için kendini sıkıyordu…

Hilde, artık kocasını tanıyordu, kesin bir şey vardı… Normalde ekipte olaylara en soğuk kanlı bakan oydu, ama şimdi bedeni, sonbaharda yaprakların çırpınması gibi titriyor ve kendisine bakamıyordu…

Hilde: “N.Ne oldu, K.Komiser?”

Doğan yutkundu…

Hilde, “D.Daha, nne kad ar o. oturacağız… böyle… ssöyle… nne olduysa?”

Doğan, cebinden flash bellek çıkarttınca, Hilde almaya çalıştı.

Doğan, elini havaya kaldırdı ve, “Hilde, bunda olduğunu düşündüğümüz şey… Seni biraz zorlayabilir ama ben sizden başkasına güvenemiyorum.” dedikten sonra, “Filiz, ya da senin, izleyip içinden bilgi vermeniz lazım, izleyemezsen anlarım.” dedi

Hilde: NNe var ki bbunda?”

Doğan: “Dokuz ay öncesine ait bir görüntü.”

Hilde, ağlamaklı, “Kkim?” dedi

Doğan, bakışını çevirirken gözünden yaşlar akıyordu…

Hilde: “Hayır, bbir kere ooo AAtakan’la kkafa… dinlemeye ggitti, ttamam mı? Ooo ddeğildir. BBen iizleyeyim o oolmadığını ssöyle yyeyim… ssana!”

Doğan vermek istemeyince Hilde kızarak, “Vver şşunu!” deyip aldı.

Doğan, “Kulaklıkla.” deyince Hilde, Furkan’ların yanına gitti. Doğan, laptopu açarken, Hilde de kulaklığı taktı

Hilde, videoyu izlerken gördüklerini anlattı, Mert de not aldı…

“NNurseli uuyuyor giibi, ssanki ilaç vverilmiş, uuyanmaya ça…lışıyor… YYatakta ssadece NNurseli var, ü üzeri ç çarşafla örtülü, sses yok vve o…da kırmızı… DDaha son rasında biri geliyor a mma oonun da ssadece bel kkısmı ggözüküyor.”

Doğan, “Videoyu durdurup, bize gösterir misin?” deyince, Hilde durdurup adamı gösterdi… “Tek ggörünen yerr bburası, a adam kkadraja ssadece bir kkere girmiş, ssonra da vvideo du.duruyor.”

Doğan ve Furkan ekrana bakıp adamı incelemeye başladılar… Furkan, “Bu, sence kan mı yoksa normal leke midir?” diyerek adamın sağ kolunun orada lekeyi gösterince, Doğan, “Kana benziyor?” dedi.

Yeşim, bunu kendilerine söylemediği gibi, Furkan kimseye izletmesin diye de, Nurseli’nin çıplak şekilde yatakta yattığını söylemişti ama bu da yalandı,

Videoyu durdurup sadece oranın fotoğrafını aldılar ve hemen bilişime gönderdiler.

Hilde, “AArkadaşımın yyanında olmak istiyorum.” deyince Furkan, “Şu an olmaz, ona söz verdim,” dedi

Hilde de Nurseli gibi, “SSen mi yaptın doğru söyle, NNurseli ile eevlenmek için mmi yaptın?” diye sorunca Furkan, “Hilde, ben onunla nişanlanıyordum, eğer isteseydim evlenebilirdim. Onlara DNA testini yaptırmazdım, ya da annesi verme dediği zaman vermezdim.” dedi

Doğan, “Nerede şimdi?” diye sordu

Furkan, Annemle birlikte ama kusura bakma selamını söyleyemem, emniyetten gidiyor gibi yapacağım çünkü.” dedikten sonra vedalaşıp Mert’le oradan ayrıldı…

•~~~~•Yavuz, evden çıktıkları andan itibaren takip eden Mesut ile birlikte batağın evine gelip, “Abiniz nerede?” diye sordu.

Cingöz, arabadan inen Ömür’e bakarken küçük dilini yutacak gibiydi…

Yanındaki kız, Ömür’ün inmesine yardım ettikten sonra, üstü kapalı pusetle Yavuz’a doğru yürüdü.

Ömür, yüzüne bakmadan, “Fuat, alt kattaki odam ile yanını ayarlat.” dedikten sonra yavaşça içeriye girdi.

Ömür’ün odasını hazırlayan Nazife hanım, heyecanla pusetin örtüsünü açacakken, yardımcı kız engel oldu.

Ömür, uzandığı yataktan, “Kapıyı kapat, bu evde sadece o izinli.” dedi, dışarıda meraklı gözlerle bakan Fuat, Mesut ve Cingöz’e bakmadan…

Büyük odada Yavuz, batağın nefes nefese geldiğini tekli koltukta otururken görüp bacak bacak üstüne attı ve, “Neredesin yaa?.. Geldik yoksun?” dedi

Batak, sağda solda Ömür’e bakınırken Yavuz, “Bundan bir yıl önce, bana bir can borcun olduğunu söylemiştin hatırlıyor musun?.. Şuan da bu borcun ikiye çıktı.” deyip başıyla dosyayı işaret ettikten sonra, “Bundan sonra bir şey yaparken iki kere düşünüp tedbirli olursun artık, Ömür hasta, bir daha hamile kalmaması lazım.” dedi

Daha sonra da ayağa kalkıp, “Geceleri uyuyamayan batağın ne kadar sinirli olduğunu bildiğim için, buraya onları koruyacak birini de getirdim… Ben gelene kadar burada kalacaklar, geldiğimde Ömür’ün tercihine göre götüreceğim ya da kalacak, sana tavsiyem, karşındakine de söz hakkı ver, o bebek sadece seninmiş gibi davranıp, onun geleceği ile ilgili sadece kendin kararlar alıp verme… Adamlarını da kapımdan al artık, gerçi almasan da farketmez ben Amerika’ya giriyorum ve ne zaman geleceğim belli değil.” dedi

Batak, “Bitti mi?” dedikten sonra Yavuz’a kapıyı gösterip, gitmesini beklerken dosyayı açıp içine baktı…

Cingöz, arkadan, “Abi, yukarıdalar.” deyince, batak koşarak odasına çıkmaya başladı ama Fuat, “Abi, ilk odasında.” dedi, merdivenlerden inerken.

Batak, hareketleri hızlı ama kapıyı yavaşça açıp içeriye baktı.

Ömür, yüzü solgun, yorgun hâlde yatakta yatıyordu…

Direk yanına gelip, yatağın kenarına oturarak ağlamaya başladı…

Ömür, o hâlini görünce, kendisinden geçmişini dinlemese, batağa iftira attıklarını düşünecekti…

Göz yaşlarını silip başını kaldırdıktan sonra, “Nasılsın?” diye sordu.

Ömür, “Gördüğün gibi” deyince batak, yüzünü elleri arasına alıp alnından öperek, “Hâlâ çok güzelsin.” dedikten sonra, yanaklarını ve dudaklarını öpmeye yeltenirken, Ömür, tavırlı şekilde başını geri çekti.

Batak, ısrar etmeyip, sağa sola bakınırken, “Nerede o?” dedi, adını bile bilmediği çocuğunu sorarak.

Ömür, “Sanane, neden soruyorsun, üzerinden para kazanmaya şimdi mi başlayacaksın, doğru söyle, satmayı mı düşündün organlarını vermeyi mi?.. Ya da Turan abin ‘şimdiden getir’ mi dedi?” deyince Batak, aylar öncesinden Ömür’ün neye kızıp gittiğini bir nefeste öğrenmiş oldu…

“Lan, dal y.rak, sen… Sen o gün bunları mı duyup gittin?” dedi şaşırmış gibi.

Ömür, “Evet, bu hain planlarını duydum ve senin ne mal olduğunu bir kere daha anladığım için gittim, oğlumdan uzak dur, Yavuz gelene kadar kalıp, gideceğiz.” dedi

Batak, ne kadar sinirlense de belli etmeden konuşmaya çalışarak, “Geri zekalı mısın kızım, bütün terbiyeni bir kenara bırakıp kapı dinliyorsun madem, sonuna kadar dinlesene, ben de zannettim ki, sensiz oda planı yaptığım için, yatak beşik ayarladım diye kapris yapıp gittin.” dedi.

Ömür, ne söylediğini anlamaya çalışırken, batak yerinden kalkıp, yan odanın kapısına geldi ve yavaşça kapıya vurdu…

Yardımcı kız, “Ömür hanım, siz misiniz?” deyince batak, “Aç şu kapıyı?” dedi sertçe

Kız, “Kusura bakma, kesin talimat var, açamam.” deyince batak, “O zaman kapının arkasından çekil, kırcam.” dedi

Kız, uyuyan bebeği düşünüp, “Hayır!” diyerek kapıyı açınca, karşısında blöf yapan batağı gördü.

Batak, işaret parmağını kıza saklarken, “Bu evde kapıların kilitlenmesini yanda ki küçük hanım emretti, bir daha bu kapı kilitli olursa, seni parçalara ayırıp, Yavuz’un yanına postayla gönderirim.” dedikten sonra bebeğin yanına geldi.

Bebeğe bakarken, kapıdaki üçlüden Fuat, “Abii, bizde bakalım mı?” dedi

Batak, gözünü bebekten ayırmadan, “Gelin gelin.” dedi

Üçü birden çocuk gibi yarışarak beşiğe yaklaşırken batak, “Sessiz olun lan, uyanacak.” diyerek kızdı…

Bebek, gözlerini açınca; batak, ellerini, önce bebeğin kollarının hizasına, sonra bir elini başının diğer elini bacaklarının hizasına götürüp, onda da gözü kesmeyince almaktan vazgeçip, “Ben bunu nasıl alacağım yaa?” dedi.

Cingöz, “Abi, bir yerde görmüştüm, şuradan tutup kaldırıyorsun.” derken eliyle kendi yakasını çekti.

Yardımcı panikle, “Hayır hayır, bekleyin, ben veririm.” deyip, bebeği kaldırarak yavaşça batağın kucağına verdi.

Batağın içinden sayısız kelimeler geçerken, Mesut, “Abi yaa, bu sana hiç benzemiyor.” dedikten sonra, “Aman da aman, çok tatlı yaa?” dedi

Batak, Mesut’a ters ters bakıp, “O ne demek lan, sana benzemiyor çok tatlı.” dedi

Mesut, ne söyleyeceğini şaşırıp, “öyle demek istemedim abi!” diyerek kendini savunmaya geçti ama batak çabuk unutup tekrar bebeğe döndü…

Ömür, yavaşça yan odanın kapısına gelip içeriyi seyretmeye başladı…

Batak, bebeğin sağına soluna boyuna bakıp, “Bu çok küçük yaa,” dedi, kıza gülümseyerek.

Kız da aynı şekilde, “Erken doğduğu için. Bir kaç aya toparlar merak etmeyin.” dedi.

Ömür, onları izleyip sinirleri hoplarken Nazife hanım arkasından kulağına, “Sen ne ettin kızım, bu kadar kurdun içine böyle güzel kuzu getirilir mi?.. Hele de yeni baba olmuş adama, şuna bak, nasıl da işveli cilveli konuşuyor.” dedi

Ömür, “Ama kötü.” deyip batağı gösterirken Nazife hanım, “Ağzımı bozduracaksın ama!.. Çocuk yapacak kadar yakınlaştığın adamın içini tanımamışsın yazık, ama o kız şimdiden görmüş gibi bak, hadi sana çifte geçmiş olsun.” dedikten sonra getirdiği tepsiyle Ömür’ün odasına girdi…

Ömür, Nazife hanım aşağı inene kadar onları izlerken, kızla batağın gülerek bebek hakkında konuştuğunu görünce, “Aaaağğğhhhh!” diyerek kendini kapının pervazına bıraktı…

Batak, panikle bebeği atar gibi kıza verip, Ömür’e koşarken kız, “Yavaş yavaş.” diyordu…

Batak, “Ömür, ne oldu?” dedi, dokunamıyor gibi eli boşlukta kalarak

“Sancı, sancım var.” diyen Ömür, elini karnına bastırıp inleyince, batak kucağına alıp, yan odaya götürürken, “Neden kalktın ki?” diye sordu.

Ömür, “Acıktı, emzircem.” diyerek bebeği isteyince batak, bebeği kızdan alıp kapıyı kapattı.

Bebeği uzatınca Ömür, “Diğerini vereceğim.” dedi, göğsünü dışarı çıkartırken.

Batak, bebeği çevirmek yerine, kafasını göğsünün hizasına getirince Ömür, “Çevirsene.” dedi

Batak, bu seferde bebeğin başını yana çevirince Ömür kızarak, “Ya, şuna oyuncak bebek gibi davranma, kucağıma ver.” deyip nasıl vereceğini ellerini uzatarak gösterdi.

Batak, bebeği verip, “Dur, hemen geliyorum.” dedikten sonra hızlıca odadan çıkıp, beş dakika sonra on ikili pakette, küçük su şişeleri getirip, birini açarken, “Anne, bebeği emzirirken çok susarmış, Uludağ’dan yeni paketletmiştim, al iç.” deyip suyu uzattı.

Ömür, bir yudum içerken canı acımış gibi kendini sıkınca batak, “Göğsün mü yara, haa?!” deyip, baktıktan sonra yine odadan çıkıp beş dakika sonra bir kutuyla geldi.

İçini açıp, “Bu yağ ile bu merhem çok iyi geliyormuş, deneyelim, bir de bu silikon, sen alışana kadar.” deyince Ömür kutunun içindeki ilaçlara bakıp, “Sen ne yaptın?” dedikten sonra ağlamaya başladı…

Batak, ilk önce, “Ne yapmışım ki?” dedi, “yine ne hata yaptım” der gibi, ama sonrasında Ömür’ün ağladığını görüp, başını omuzuna dayayarak, “Ağlama Ömür, sevinç gibi üzüntü de sütten bebeğe geçiyormuş.” dedi ve devam etti, “Gittiğin günden beri geceleri uyuyamıyorum… İlk zamanlar, ‘ben ne yaptım’ diye düşünmekten uyuyamadım, sonra da sana ne olduğunu merak etmekten… Ben de geceleri kitap okuyup araştırma yaptım, anne bebekle alakalı araştırmalar. Gittim, boyasız beşik aldım, her renk boya ile birlikte, odaya boyalar, duvar kağıtları aldım. Sen gelip kendin karar ver, bir daha karışmayacağım diye.”

Ömür, “Ama, her an bıkıp kapıya koyarım dedin?” derken bile suçunu kabul etmek istemiyordu…

“Oooohooo, sen her sözümü böyle kafana taktıysan işimiz var, bu bebek beni sevmez.” diyen batak, “Hay Allah’ım ya, sormadım, sen normal mi doğurdun?” diye sordu

Ömür, burnunu yukarı çekip, başını sağa sola sallayınca batak yine odadan çıkıp, bu sefer de ambalajında duran emzirme minderini getirdi.

“Aldığım yerde bundan başka yoktu, bir bu bir de pembeydi, belki kız olur diye onu da aldım ama, ben rüyalarımda hep erkek gördüm.” deyip minderi koydu.

“Hah, böyle rahat olur.” derken, Ömür’ün kendisine bakışını farkedip, “Bakma bana öyle!” deyip devam etti. “Ben babalık nedir, bilmiyorum, ben baba nasıldır onu da bilmiyorum, benim tek bildiğim Basri’ydi, yıllarca diğerleri ona ‘abi’ dedi diye bende ‘abi’ dedim, ama babalığı ben onda tattım, sonra da abin geldi, beni ondan ayırdı. Benden daha küçük, çelimsiz diye, yeni gelmiş, acısı var diye onunla ilgilenmeye başladı, ikimize birden yetemedi, yetemezdi de… yatak tek kişilik, ikimizi birden koynuna alamazdı, o da onu aldı… Abin bana, eşit davranılmazsa, kardeşin kardeşe düşman olağını öğretti. Ben… Dosyana baktım, hastalığın bir bebeğe daha engel değil. Ben ona bir kardeş daha yapacağım ve ikisine de eşit muamele göstereceğim. Oğlum kardeşini kardeş bilip büyüyecek, düşman gibi görmeyecek.”

Ömür, ağlamayı sürdürürken batak, susturmak için, “Bu ne kadarlık yaa, ne kadar çok emdi?” deyip, tekrar odadan çıktı.

Ömür, peşinden bakıp ağlarken, batak da bebeğin odasına gelip bir süre hıçkırarak ağladı.

Daha sonra, odadan alacaklarını alıp, tekrar alt kata geldi.

“Bak, bunlar senin bezlerin, emzirdikten sonra göğsünü bunlara sil, ıslak olunca da yara oluyormuş, bunlar da bebeğin mendilleri. Nazife anne yıkayıp ütüledi. Direk kullanabilirsin.”

Batak, bezleri verdikten sonra, tapletten “bebek takip” uygulamasını açıp, “Sen ne zaman doğum yaptın?” dedi tarihi açarak.

Ömür, konuşamayacak hâlde olduğu için, eliyle tuşa bastı.

Batak, “Ne kadar erken doğmuş, o zaman çok emmesi normal.” deyip bilgileri güncelledikten sonra bebeğin boy kilo baş çevresi gibi bilgileri okuyup, “Doğru mu?” diye sordu.

Ömür de, tebessümle birlikte başını aşağı yukarı sallayarak “evet” dedi.

•~~~~•Yavuz, “Okan, sen sözünü tutup, bana emanetimi vermedin, ben de senin emanetleri aldığım yere bıraktım gidiyorum kardeşim. Allah’a emanet ol.” deyip, sesli mesaj bıraktıktan sonra, telefonunu kapattı ve uçağa binmek üzere turnikeden geçti…

•~~~~•Akşam, Furkan eve geldiğinde Nurseli, Ayşe ve Yasemin’le bahçedeydi.

Nurseli ve Yasemin ayakta şarkı eşliğinde oynarken, Furkan sessizce yaklaştı.

•~~~~•Nurseli,

Yasemin abla, başıyla arkaya bakmamı söyleyince, ellerim havada geriye döndüm ve karşımda Furkan’ı görüp, söylediğim şarkıyı ellerini tutarak devam ettim…

“Fermanım, iki dudağının arası

Çok gördüm sözünün kölesi olanı,

Dermanım, sende sanmıştım

Meğerse yanılmışım…

Artık sana ebediyen

Tozlu bu raflarım,

Şimdi senin pembelerin bile

Temizleyemez o sayfaları,

Kapandı bu eski yaram sana dayana dayana

Daha tutunacak aşka kalmadı dayanak

Hayallerim uçurumun eşiğinde bir salıncak

Ben gittikten sonra mı aklın bende kalacak.”

***(Dün geceki kız gitmiş, Furkan’a mesaj veriyordu sanki)***

Şarkı bitince Yasemin abla, Furkan’a, “Ya abi lütfen evlenin ya?” diye yalvardı .

Furkan, “Sus bi kız.” deyip, Ayşe’ye göz kırparak, “Bu kız kim?” dedi

Yasemin abla, “Sabah battaniyeye sarıp kapıya bırakmışlar.” deyince Gülbahar teyze, elinde tencere ile dışarı çıkarken, “Kızım, yalanın şakası da yalan, gerçeği de yalan…” dedi.

Furkan, “Hoşgeldin Ayşe,” dedikten sonra, “Ay çok açım, yemekte ne var?” diye sordu

Dilsiz gelmeden yapacağımı bir an önce yapmak için, “Bırak şimdi yemeği, biz nerede kalmıştık?” diye sordum

Furkan, imalı evlenme teklifimi kibarca reddedip, “Bir yerde kalmadık küçük hanım, Sen istediğin kadar burada kalacaksın ve geri döneceksin. Hesabını kitabını kapatmadan da hiç kimseyle ilgili bir şey düşünmeyeceksin, anlaştık mı?” dedi

Suratım asık şekilde mecburen, “Tamam anlaştık.” dedim

Ayşe’ye duyurmamak için kulağıma eğilip, “Odaklan, bizim yakalayacağımız bir kişi var, Ben o kelepçeyi takmadan rahat uyku uyuyamıyorum. Bu da senin elinde saksıyı çalıştır bulmama yardım et.” dedi

Gülbahar teyzenin çağırması ile bizde masaya geçtik…

…Yemekten sonra gece geç saate kadar kapıda oturduk…

Eve dönmeden önce de bu bahçede battaniye ile oturuyorduk ve ben uyuyunca da Furkan odaya götürüyordu…

Masada ikimiz kalınca, yirmi dört saat önceki moduma dönmek üzere olduğumu gören Furkan, beni güldürmek için, “Bu aralar belim çok ağrıyor ya, yataktan mıdır nedir?” dedi

Hafif bir tebessümle, “Beni taşımayı özlemişsin ondandır… Bak şurada uyuyayım içeri götür bir şeyciğin kalmaz.” dedim.

Furkan, Sakın uyuma, bak kapıda kalırsın, kurda kuşa yem olursun… Ben yatacağım birazdan.” deyince, “Furkan bitti artık.” dedim.

Furkan, anlamamış gibi, “Ne bitti kurtlar mı?” diye sordu gülerek.

“Selim’le ben, artık onunla bir daha-” dediğimde sözümü kesip, “Kızgınsın… Biraz zaman geçsin, olay daha taze şimdi doğru kararlar veremiyorsun.” dedi

“Furkan, ben buradan giderken de benim için bitmişti zaten biliyorsun.” dedikten sonra, sebebinin başka olduğunu düşünerek, “Neden Furkan, gözlerinden görüyordum, beni seviyordun, ben de seninle evlenmeye hazırdım, neden yaptın?” dedim, DNA testini kasdederek.

Gözlerime bakmakta zorlanarak, “Evet, benimle evlenmek istemiştin ama, benim istediğim gibi değil… Nurseli, Sen o gece ne yaptın biliyor musun?..” deyince, “Hangi gece?” diye sordum.

Gözüyle odasını işaret edince, merakla yüzüne baktım.

“Biz, odaya gittiğimizde, öpüşürken, sen bana, ‘Dur Selim.’ dedin,” deyince, ne söyleyeceğimi bilemedim, çünkü fark etmemiştim ve Furkan da bunu ilk defa söylemişti…

Kaşlarımı çatıp, hatırlamaya çalışarak dinlemeye devam ettim…

“Ben, bir kaç vaka gördüm Nurseli, normalde ikizler ya da kardeşlerden birbirini sevenleri görmüştük, ama onlar aşk derecesinde olmadığını, hele de şehvetin asla söz konusu olmadığını söylemişlerdi. Ama siz farklıydınız?.. Ben de o zaman test yaptırmaya karar verdim… Nurseli, aslında ben o gece emin oldum ama, senin de öğrenmek hakkındır, diye düşünerek yaptırdım o testi,” deyince, “Ama biliyor musun, ben de tam tersi, onu öperken kalbim yerinden çıkacakmış gibi attığı için, bayılmak üzere olduğum için abim olduğunu düşündüm.” dedim

Furkan, “Bunun sebebi farklı olabilir.” deyip susunca, “Özür dilerim fark etmemişim.” dedim, utanarak.

“Seni üzmek ya da özür için söylemiyorum, şu an kızgınsın. O yüzden sana öyle geliyor olabilir.” deyince, “Furkan, ben onunla evlenme hayali kurduğum günlerle şimdiyi karşılaştırıyorum ama eski istek arzum yok.” dedim, Kalbimden geçenleri söyleyerek.

“Çünkü araya mesafeler girdi, acılar girdi, seni anlatmama gerek bile yok, ama onu düşün. Aylarca seni aradı, sonra bir buldu benimle nişanlanıyorsun.”

“Ben acılar içindeyken o çoktan başkasıyla olmuştu ama?!”

“Nereden biliyorsun?”

“Yeşim yalan mı söyledi, beni Selim’den soğutmak için mi?.. Neden ya neden?.. Ben ona ne yaptım?”

“Senin anlatmalarınla aşık olmuş herhalde?.. Sen de fotoğraf falan isteyince iyice kapıldı demek ki?.. Neden böyle oldu bilmiyorum, ekipte aslında benden hoşlandığını duymuştum.”

“Sen karşılık vermeyip, benimle de yakından ilgilendiğin için olabilir mi?”

“Bilmiyorum, bilmiyorum, kendimi o kadar suçlu hissediyorum ki?”

“Bugün gördün mü?”

“Hayır, merkezde duramadım ki, akşama kadar dışarıda çalıştım, adli tıpa gittim alakasız cesetlere baktım, Sonra da buraya geldim… Çok yorgunum yatalım mı artık.” deyince, “Ama ben, ifade verecektim!” dedim, “kendimi hazır hissediyorum” der gibi…

Yüzüne soğuk su dökülmüş gibi, “Kötü hissetmeyeceksen?” deyince anlatmaya başladım…

0
Please leave a feedback on thisx

Ben anlatmaya başlarken Furkan, telefonundan ses kaydı almaya başladı…

İlk olarak, “Sen bana o kadar savunma tekniği gösterdin… Peki, ben bu kısa boyumla, koca adamı nasıl yere yatıracağım?” ile başladım

Furkan, “Boyunu gördün mü?” dedi, sorguya başlamışız gibi

“Evet, kapının pervazından en fazla yirmi santim arası vardı.” dedim, daha uzun bile olabilirdi ama emin olduğum buydu.

“Nurseli emin misin, hani perspektif olabilir, sana yakınsa?” deyince sinirlendim ve, “Furkan… Bana Yeşim gibi ’emin misin, öyle olabilir böyle olabilir’ deme, aklımı bulandırma.” dedim, “emin olmadığımda söylerim” der gibi.

“Tamam, özür dilerim. Hatırladıklarını anlat. Devam et hadi.” deyince de başladım…

“Kapıyı açtı, geriye döndü, sağ eli kapının koluna tutulu geriye döndü… Arkadaki ışık onu o kadar iri gösteriyordu ki, bir an içim ürperdi, omuzları geniş, boyu en az bir seksen beşti, mavi gömleği vardı. Eminim mavi… Gömleği, pantalonun içindeydi, kemerinin tokasını hatırlıyorum, babamın kemerine benzemiyordu, Seçkin’in kemerleri kadar da genç işine benzemiyordu… Saçmalığa bak yaa, neden ben bu kemere bakmışım kiii?..”

Furkan, “Acaba, toka parlayıp dikkatini çekmiş olabilir mi? Sadece seni anlamaya çalışıyorum. Dediğine muhalif olarak değil.” deyince, benden korktuğunu anladım.

“Anladım canım, o kadar da değil…” deyip güldükten sonra devam ettim. “Toka, kırmızıya yakın tondaydı ama işte ayna gibi parlamıyordu. Kırmızı ışık yansıması yoktu.”

“İki sebepten olabilir, ya toka ışığı görmüyor yada zengin züppe kemeri!”

“Bence ikincisi, ama züppe olmayanından.” deyip devam ettim… “Yanıma oturdu, galiba, kapı ve yanıma oturana kadar ki mesafede yine uyudum… Saçlarımı okşamasına uyandım, alnımdan başlıyordu, bir tutam alıp, parmaklarını ucuna kadar götürüyordu. Baldırını yastığın yanında hissetmeme rağmen, bacakları dizimin altına değiyordu… Bacakları o kadar uzun yani, hesap et… Ve galiba solaktı.”

“Solak olabileceğini düşündürecek ne yaptı?” diyen Furkan, sözcüklerini uzun uzun düşünüp, öyle soruyordu.

“Sağımda oturuyordu, ama sol eliyle saçlarımı okşuyordu,” deyip biraz düşündükten sonra, devam ettim. “Her iki yanımda biri olmayacağına göre, kolunu başımın diğer tarafına götürmüş sol yanımı okşuyordu… Biraz yaptıktan sonra, beni koltuk altlarımdan tutarak yukarı kaydırdı, çarşafın üzerimden biraz aşağı açıldığını hissettim, soğukluk geldi, beni istediği pozisyona alınca tekrar çarşafı yukarı çekti… Sonra, ‘Bakalım bu uyuyan güzel neden hâlâ uyanmadı?’ dedi. O ne kadar zamandır yanımdaydı da, böyle söyledi bilmiyorum, ‘hâlâ uyanmadı’ demesi için ne kadar geçmesi lazımdı onu da bilmiyorum… O, saçlarımı okşarken uyumuşum galiba, sonra telefonun flaşını yaktı, önce sol koluma, sonra sağ koluma, sonra gözüme tuttu… Ben, gözlerimi açan parmaklarından ve o ışıktan kurtulmak için başımı yana çevirip gözlerimi tekrar kapattım. O da yine Yılmaz’ı aradı… Bu arada, sesi çok pürüzsüz, konuşması akıcı ve tonu insanı sakinleştiren türdendi… Bu, sadece bana konuştuğu sesi değil ,Yılmaz’a kızarken bile o ton kulağımda melodi gibi tınladı, ‘Bu kız neden uyuyor, bir saattir başındayım?’ dedi, ‘Ne verdin?’ diye sordu… Galiba Yılmaz, o zaman şaşırdı ki, konuşma sesi yoktu… ‘Bu kızı neden hâlâ bulamadılar?’ diye düşündülerse demek… Yılmaz’ın sesini duyuyordum ama ne söylediğini anlamadım, ‘Saçmalama Yılmaz, bu kız bağımlıya benzemiyor.’ dedi.”

“Onu anlayabilecek biriydi yani?”

“Aynen aynen… Sonra, ‘Peki tamam, bu sondu zaten!’ deyip telefonu kapattı… Şansıma tüküreyim adam jübilesini benimle yaptı.”

Furkan, espirime sinirlenerek, “Saçmalamadan devam edersen dinlicem, yoksa?!” deyince,

“Tamam tamam devam edelim.” deyip, biraz güldükten sonra, “Rica etsem gömleğinin düğmesini açabilir misin?” dedim

“Tâbi de neden?” derken, bir tanesini açınca, “Tamam yeterli,” dedim, elimle de durmasını söyleyerek…

“İşte O, düğmeleri de sol eliyle açtı… Sonra beni uyandırmak için dokunmaya başladı, ama öyle sapıkça bi dokunuş değil, iki üç parmak ucunu, omuzumla köprücük kemiklerim arasında git gel yaparak… Galiba bir ara içim ürperdi ki, ‘Peki bu nasıl?’ diye tırnaklarıyla omuzumda daireler çizdikten sonra, tırnaklarının kaygan yeriyle kemiklerimin biraz daha aşağısında gezinmeye başladı… O kadar sabırla hareket ediyordu kii, başkası olsa, ‘Yeter lan tutacaksan tut.’ derdi… O derece sakin, sabırlı ve deneyimli gibiydi… Bir de, parmak uçları çok yumuşaktı,” dedikten sonra daha iyi anlasın diye, “Getir bi elini, bak!.. Sen de bile biraz sertlik var ama onda yoktu,” dedim parmaklarının etine bastırarak…

“Benim derim bile daha sert, yani kesinlikle, inşaat işçisi ya da bahçıvan değildi. Olur da yakalarsan, ‘Elimle kaşık bile tutmadım’ derse inan… Bir ara sağıma döndüm, kesinlikle başımın koltuk altında olduğuna eminim, çünkü saçlarım gerginleşti… Kolunu çekip, saçlarımı düzelttiğini hatırlıyorum, Yeşim buralarda da ‘Emin misin?’ deyip kafamı karıştırdı… Ama eminim…” deyip, hatırladığım bir şeyi daha söylemeye çalıştım ama, öncesinde baya kıvranarak…

Furkan’a, “Biz artık olmayacağız değil mi, bittik?” deyip, kaderimizin elinde olduğunu söylediğim de, cevabı başını sağa sola sallayarak verince, “O zaman rahatlıkla anlatabilirim.” dedim ama yine utana sıkıla konuştum…

“Ter kokuyordu ama, öyle… Şey… Iııııığğmmm… Kötü değildi… Hatta parfüm olsa al sık… O kadar güzel bir kokusu vardı… Parfümü de güzel kokuyordu, hani sabah sıkarsın, bir kaç saat sonra kokusu gider ya, onun ki gitmemişti, alttan alttan o koku da geliyordu… Bir yanım kalkıp gitmek için yalvarırken, bir yanım da yatmak için yalvarıyordu… ‘Burası bana kasvetli geliyor, başka bir yere gidelim mi? Daha güzel bir yer biliyorum.’ dedi… Bu arada geçen süreyi de hatırlamıyorum ve ona ne cevap verdim bilmiyorum… ‘Bu kadar yeter mi?’ dedi, gözümü açtım, yüzüne baktım.. Ve başımı salladım, neye ‘bu kadar yeter mi’ dedi bilmiyorum, ‘istiyor musun?’ dedi.” dediğimde artık konuşamayıp yutkundum… iki damla gözyaşım yere arka arkaya düşerken Furkan, “Nurseli, kötü olacaksan devam etme.” dedi.

Ona cevap vermeden ağlayarak devam ettim… “İstiyorum,’ dedim Furkan, neyi olduğundan zerre fikrim olmadan ‘istiyorum’ dedim.”

Furkan, ağlamama dayanamayıp, “Nurseli, ilaçlı olduğun içindi, lütfen yapma böyle.” dedi, beni sakinleştirmek için ama ben, hatırladığımdan beri rüyamda da gördüğüm şeyleri hıçkırıklarla anlatmaya devam ettim.

“Sonra… Gömleğinin diğer düğmelerini açtığını gördüm… Kendini yavaşça yanıma kaydırdı, saçlarım yine gerildi, dedim ya, kesinlikle koltuk altında yatıyordum, can acısıyla inleyince, ‘pardon, Hemen kurtarıyorum.” dedikten sonra biraz düşünüp, göz yaşlarımı silerek, “Buradan tam emin değilim yaa!” dedim, gıcık dilsizin saçlarımı nasıl çektiğinden emin olmadığım için. Furkan’a söyleseydim, onunla konuşsaydı, onun da ifadesini alsaydı, ama bu gece, burayı soru işaretiyle bırakıp emin olduğum yerlerden devam ettim…

“Benim başım sağa doğru dönüktü, nefesini önce alnımda, sonra göz ve burnumda hissettim, sonra omuzumu öptüğünü hissedince gözümü açtım… ‘S.Seni… s.seviyorum’ d.dedim…”

“Yüzü Nurseli, yüzüyle ilgili ne hatırlıyorsun?” diyen Furkan, ara verip beni sakinleştirmeyle birlikte, aynı zamanda da “bu kadar şey hatırlıyor bunu da hatırlar” diye düşünmüş olmalıydı…

“Furkan, biliyorum çok kızılacak bir şey ama, ben onu o an Selim zannettim. Yaptıklarından rahatsızlık hissetmediğim için tam bakmadım. Şuanda da her detayı hatırlıyorum, ama yüzünü değil.” dedim…

Furkan, “Nurseli, bayılacaksın yine yapma, bu günlük yeter lütfen,” deyip beni kaldırmaya çalıştı ama ben, yine hıçkırıklarla, utancımdan başım eğik anlatmaya devam ettim…

“Üzerimi açmadı, yemin ediyorum açsaydı bağırırdım, o da çarşafın altına girdi, sıcaklığını hissettim, elini yüzüme götürdü… Baş parmağını dudaklarımda gezdirdi… Elinde bir koku vardı, o kokuyu dilimde hissettiğimi hatırlıyorum, parmağı dudaklarımdan içeri girdiğinde o tadı aldım, acı bir tat… Önceden yumuşak olan dokunuşları, bu sefer iyiden iyiye kendini hissettiriyordu… Ama yine sapıkça kavrama değil, tamamen beni haza getirme dokunuşlarıydı… İstemsizce kendi iniltimle gözümü açtım, beni sakinleştirmek için ‘Şşşşş,’ deyip… Nefesiyle kulağıma konuştu, ‘Sakin ol’… O an, vücudunun sıcaklığını tamamen tenimde hissettim… Kendimi toparlayıp, ‘Yapma.’ dediğimi hatırlıyorum… Biraz daha ayılmaya başlamıştım, ‘Neden, hani istediğini söylemiştin, ne oldu?’ dedi, ‘Yapma lütfen, benim abim polis, seni öldürür’ dedim… Ama ben istemediğim için değildi, ona benim yüzümden bir şey olmasın diyeydi… Ben… onlar bana ne verdiler de böyle oldum kii?”

“Nurseli, ilacın etkisi dedim yaa, peki sen neden ‘Abim polis’ dedin ki?” dedi

“Ne deseydim Furkan, ‘iki yıldır çıktığım sevgilim abim çıktı’ mı deseydim? Ona da tınlamadı ki, ‘Bu saatten sonra bırakmaktansa, ölmeyi tercih ederim.’ dedi… ‘Hem, abin benim gibi bir enişteye kıyamaz.’ dedi… Kendimi ifade etmeye çalışmak için çok uğraştım… ‘Yılmaz sana oyun oynuyor, abimi aradı, yerimi söyledi’ dedim,”

Furkan, “Nurseli, bu kadar şey konuşup yüzüne bakmadın mı?” deyince, derin bir nefes çekip, “Baktım ama, elektrikler kesik olduğu için net göremedim… Bir de ikimiz de uykuluyduk zaten, uyku sersemi, saçmaladım herhalde.” dedim, kendime sinirlenmiş gibi burnumdan gülerek…

“Uykuluyduk derken?” diyen Furkan bir şeyi daha öğrenmiş gibi şaşkındı.

“Evet, uykulu, biz uyuduk Furkan, bana sarıldı, ‘çok yorgunum.’ dedi, uyuduk, onun sürekli kıpırdanmasıyla ben tam dalmadım ama, uyandığımda ortam tamamen karanlıktı… ‘Selim!’ demesem belki de bunların hiç birini yaşamazdım, kendi elimle kendi sonumu hazırladım, ben konuşunca o sıçradı, uyandı, ‘Elektrikler mi kesildi?’ diye bana sordu düşün… Sonra da, ‘Ben bugünü es geçmek için ne kadar uğraşsam da, kader ille bir şeyler çıkartıyor.’ dedi… Galiba ben sana eksik anlattım… Abimi söylediğimde biz yeni uyanmıştık. Onu uyandırıp ben yine uyumuşum herhalde, rüyamda abimi görüp, ‘Selim’ diyerek uyandım, yine kulağıma nefesiyle, ‘Sen iste, ben Selim de olurum güzelim.’ dedi… ‘Selim benim abim, seni öldürür’ dedim, ‘Abin gelene kadar biz gideriz merak etme.’ dedi.”

Furkan, bir detay daha yakalayıp, “Gideriz?!” deyince, “Evet, ‘gideriz’ dedi.” dedim “emin olduğum yerlerden biri daha” der gibi

“İlk zamanlarda da söylemiştim, beni orada bırakmayacaktı, benimle yapacaklarını söyleyip duruyordu… Odada bir ışık yandı, ben polis otosunun ışıkları sandım, ‘Geliyorlar kaç!” dedim… Son konuşmam bunlar oldu, sonrasını hatırlamıyorum, ben ne yaptım da beni dövdü, kaburgalarımı kırdı bilmiyorum.”

“Nurseli, sen ‘solak’ dememiş miydin, senin solundan vurduysa, sağla vurmuş oluyor.” diyen Furkan, ifademde açık bulmuştu ama ben, “Bilmiyorum Furkan bilmiyorum, sonrası yok, nereden vurdu bilmiyorum, tam olarak uyandığımda ambulanstaydım.” dedim. ağlamamı sürdürerek…

Kaydı durdurup, başımı omzuna çekerken, “Söz veriyorum, sana bütün acılarını unutturacağım.” deyince, “Bana acılarımı unutturma Furkan!.. Bana, bir gün önce ‘seni seviyorum’ deyip, bir gün sonra başkasıyla olan kişiyi unuttur… ‘Onsuz yaşayamam’ dediğim kişiden ayrıldığımda daha sıkı yaşama tutunmayı öğret. Bana acılarımı unutturma, o acılarla başa çıkmayı, yeni acılarla karşılaştığımda dayanacak kadar güçlü olmayı öğret… Acılarımı unutursam hayatın getireceği diğer acılarla da yıkılırım, ama ben şimdiki acılarımın beni güçlendirmesini istiyorum bana güçlü olmayı öğret.” dedim

Furkan, derin bir nefes çekip, “Nerenden tutsam elimde kalıyor.” diyerek bıraktı.

Başımı yüzüne doğru kaldırıp, “Sen beni tutma Furkan, bırak ben seni tutayım, senin güçlülüğüne, sağlamlığına dayanayım, benimle dağılma, ben seninle toparlanayım.” dedim, “aşkından mahrum oldum, bari abiliğinden olmayayım.” diye düşünerek…

“Bu akşamlık yeter, çok yoruldun, hadi git yat.” derken, abim ve babam karışımı bir hâl almıştı…

“Sen?” dedim, “Yorgunum uyuyacağım.” dediğini hatırlatan sesle.

“Ben de yatarım birazdan.” deyip, başıyla evi gösterince yavaşça kalkıp, eve girdim ve Ayşe’nin yanına yatarak uyumaya çalıştım…

•~~~~• Sabaha kadar uyuyamayan Selim,

Emniyetten çıkıp, eczaneden ağrı kesici aldıktan sonra, başını direksiyona yaslayarak ağlamaya başladı…

Sonra da arşive gidip dosyalara baktı…

Selim, ne zaman arşive gitse görevli, “Amirim yine mi?” diyordu ve yine sordu…

Selim, “Bu sefer yalnızım, operasyonu da olayı da tek başıma çözmeye çalışacağım, ama nereden başlayacağım bilmiyorum.” dedi.

Görevli de, “Komiserim belli ki zamanınız çok, en iyisi en başına gitmek.” deyince Selim, “En başı ne zaman onu da bilmiyorum ki?” dedi

Görevli, “Sizce en başı ne zaman geliyorsa o zaman gidin.” deyince, Selim teşekkür ederek çıktı.

Bilgi işleme gidip, Nurseli’nin eski numarasıyla birlikte, Hilde’nin, Filiz’in son üç yıllık geçmişini istedi.

Yaptığı iğne ile kuyu kazmaktı ama yapacaktı, kararlıydı…

Emniyetten çıkıp, Nurseli’ye kendi elleriyle ayarladığı evin önüne geldi… Nurseli, dokuz ay önce bu evden kaybolmuştu… Mahalleye gidip; evi, sokağı gören dükkanlara baktı.

“Furkan buralara geldiyse, illa görüntü kaydı vardır!” diye düşünerek köşede bir bankaya geldi… Oraya girip kimliğini gösterdi ve “Bir olayla ilgili bilgi alacaktım.” dedi… “Dokuz ay önce burada bir kaçırma vakası olmuş?!”

Güvenlik görevlisi, “Komiserim kızı bulamadılar mı hâlâ?” deyince, Selim için karanlık tünelde iğne ucu kadar da olsa ışık görülmüştü…

“Kızı bulduk ama, kaçıranlar ile ilgili bir şeyler arıyoruz?”

“Buranın kayıtlarını vermiştik?!”

“Şöyle ki, ben aslında, sadece o günün değil, daha öncesinin görüntülerini de istiyorum. Yedek tutmuş olabilir misiniz?”

“Bunu müdürümüzle görüşün.” diyen görevli Selim’i müdürün odasına getirdi.

Selim, müdüre belli etmemeye çalışarak kayıtları aldı ve başka dükkanlara da sordu.

En net fırının kamerası görmüştü ve fırının sahibi de Furkan’a verdiğini söyledi.

Selim, fırından moralsiz şekilde arabaya binip, kafasını direksiyona koyarak düşünmeye başladı…

O şekilde dururken cama birinin vurması ile irkilip camı açtı.

Fırıncı, bir kadınla gelip, “Bu hanım bir şey görmüş!” deyince Selim, hemen arabadan indi.

“Ablacığım, ne gördün?” diye sordu

“Bunlar iki kız sürekli aynı gidip gelirdi, bazen tek olurdu ama buradan ekmeği hep o alırdı. Ben o zamanlar burada tezgahtardım. Nurseli’ydi değil mi?.. Yanlış hatırlamıyorum.”

Selim: “Evet evet!.. Nurseli.”

Kadın: “Hee’!.. Nurseli, buradaki ekmek kokusunu köydeki fırına benzetirdi, hep buradan alırdı, almasa da bana selam verir öyle geçerdi. Son zamanlarda morali çok bozuktu… Üzgün dalgın, ne ekmek alıyordu ne selam veriyordu… Bir gün bir şeyden içkillenmiş, buraya geldi. Bana, ‘abla çaktırma, peşimde bir adam vardı, arkalarda birini görüyor musun?’ diye sordu. Ben bakındım yoktu, sonra gitti… Ben de benim oğlanı çağırdım, ‘bu kamera kaydına bir bakalım’ dedim… Oğlum kayıt yapmıştı. Zaman kötü komiserim, tedbir olsun diye şeyttim.”

Selim, “Peki, başkasına anlattınız mı?” diye sordu

Kadın da, “Benim oğlanın askerlik çıkmıştı, onun işleriyle uğraştım, o dönem izin almıştım, sonra da işten ayrıldım. Olaydan haberim yoktu… Ben seni, Nurseli’nin yanında gördüydüm, şimdi içeri girerken tanıdık geldin… Nurseli’yi sordum, Akif abi de anlatınca şok oldum… Video evde.” dedi

Selim, heyecanla, “Abla, bin bin… Hemen gidelim.” dedi…

0
Please leave a feedback on thisx

•~~~~•Nurseli,

Dün gece tekrar yaşıyormuş gibi Furkan’a anlattığım için olsa gerek, yine o geceyi rüyamda görüp uyanmıştım…

Yerimden doğruldum ve karşımdaki aynadan yansımama baktım…

Uykumda ne kadar kıpırdandıysam, saçlarım karman çorman olmuştu…

Çantamdan tarağımı çıkartıp, saçlarıma bakarak taramaya başladım…

Yanımda uyanmak üzere olan Ayşe’ye, “Canım, ben güzel miyim?” diye sordum.

Daha ilk esnemesini bile yapmayan Ayşe, “Çok güzelsin abla.” dedi, “sabah sabah delirdi mi bu” diye sormadan…

“Peki, saçlarım?” dedim, “Onlar da güzel mi” der gibi.

“Saçların da güzel abla?” diyen Ayşe biraz önce değil ama bu sefer “sabah sabah nereden çıktı” der gibi söylemişti bunu…

Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra Yasemin abla ile kahvaltı hazırlamaya başladım…

•~~~~•Furkan, morali bozuk şekilde, selam vermeden odasına yürürken Mert, “Komiserim?” deyip peşinden geldi.

Furkan, “Ne var?!” diye karşılık verirken Mert, “Komiserim, ben de size soracaktım, bir şey mi oldu, yüzünüz-” deyince Furkan, “Bir şey yok Mert!.. Ne olabilir ki?.. Aylarca te.avüzcü diye aradığım adamın ne kadar romantik, kadın ruhundan anlayan şerefsiz olduğunu öğrendim, ne olabilir ki?” dedi.

Mert, daha da merakla birlikte şaşırarak, “Anlamadım komiserim?” dedi

Furkan, cebinden telefonu çıkartıp masaya savururken, “Dün gece Nurseli ifade verdi. Ben… Bir şeyler öğrenirim ümidiyle dinledim ama!” dedi dişlerini sıkarak.

Mert: “Ama?”

Furkan: “Nasihat dinledim Mert, ileride ben de biriyle birlikte olursam nasıl davranmam gerektiğini öğrendim. Nurseli, o geceyi anlattı.”

Mert: “Komiserim?”

Furkan: “Ben bu ifadeyle bir t.cavüzcü arayamam Mert, adam öyle şeyler yapmış ki, ilaçsız ve karanlıkta, dokuz ay geçse de unutulmayacak şeyler.”

Mert: “Elle tutulur bir şey yok mu peki?”

Furkan: “Olmaz mı?.. Bir seksen beş boyu olan dalyan gibi Yağız bir Efe var… Solak, zevkli, kadın ruhundan anlayan, haa bir de derileri yumuşak, bu bilgiyle yakalarsak kendimizi mi s.ktircez bilmiyorum.”

Mert: “Ben sizi ilk defa böyle görüyorum komiserim.”

Furkan: “Ben de Mert, ben de kendimi ilk defa bu kadar sinirli öfkeli, sağa sola saldıracak gibi görüyorum.”

Mert: “Ne yapacağız peki?”

Furkan: “Dedim ya, bu ifadeyle o şerefsizi ben tutuklatamam, adam yaralamadan başka suçu yok, ben kaçıranları bulacağım.”

Mert: “O ne olacak peki?”

Furkan: “Yağız Efe’miz mi, ben onu bulana kadar o Nurseli’ye sözünü tutup karşısına çıkmazsa eğer, önce ben ayağını sabuna bastıracağım, sonra da Selim’e vereceğim, adam yaralama suçundan o yapacak ne yapacaksa.”

Mert: “Selim komiser onu yaşatmaz!”

Furkan: “Ben olsam ben de yaşatmazdım, hele de beni düşünerek yaptığını duysam, uzuvlarını kopartıp kendine yediririm.”

Mert, “Ben çalışmaya devam edeyim komiserim, size de bir kahve göndereyim.” deyip, Furkan’ı kendiyle baş başa bırakıp çıktı.

•~~~~•Selim, kadının evine geldi ve müsade alarak içeri girdi. Kadın, “Oğlanın odasında olacaktı.” diyerek odaya girerken Selim, o kadar sabırsızdı ki, odaya ilk olarak başını girdirip, “Ben de yardım edeyim.” diye haber verip peşinden geldi.

Kadın, “Tamam gel, ‘artmı hurt’ mu bir şeyin ‘içine atıyorum’ demişti deyince Selim, “Hard disk?” dedi.

Kadın da, “Hah o, dilim dönmedi,” dedikten sonra birlikte aramaya başladılar.

Selim, en alt çekmecedeki kutuda “Fırındaki kız.” diye yazan hard diski buldu ve hemen oturup bilgisayara taktı.

Görüntü açılırken, “Hangi gündü abla biliyor musun?” deyince kadın, “Ne bileyim oğlum, bir yıl oldu.” dedi.

Selim: “Kusura bakma abla, O kız benim nişanlım.” deyince kadın boş parmağına baktı

Selim, “Nişanlımdı, ayrıldı. Bu adamları bulmam lazım.” dedi yüzü asılarak,

Kadın, “İnşallah bulursun da, neden bu zamana kadar bulamadınız, kıza kötü bir şey yapmamışlar değil mi?” diye sordu.

Selim, yutkunup susunca, kadın ağzını kapatıp içinden çığlık attı…

En yabancı kişi bile Nurseli için bu hâle gelirken, Selim ona hayatının en büyük acısını yaşatmıştı…

Kadın sadece o günü istemişti ama oğlu iki aylık görüntüyü kaydetmişti… Selim, “Abla, oğlun askerden gelince beni bulsun… Ona çok teşekkür ettiğimi söyle.” dedikten sonra sevinçle çıktı… Emniyete gidip bir an önce işe başlacaktı ama ekipten kimseye güvenmiyordu… Alp’i arayıp buluşmak istediğini söyledi…

•~~~~•Kahvaltıdan sonra Ayşe, “Abla, ben gidiyorum. Sen de bir an önce toparlanıp gel.” diyerek çıktı.

Yolda Yavuz’a mesajla, “Abi, vardın mı?” yazdı, cevap gelip gelmeyeceğinden emin olmadan.

Beş dakika geçmeden Ayşe’nin telefonu çaldı, ve arayan Yavuz’du.

Ayşe, “Abi, görmezsin zannettim.” deyince Yavuz, “Nurseli nasıl?” diye sordu.

Ayşe, “İyi abi, merak etme, hatta ilk ayrıldıklarından daha iyi, bu sabah saçlarını tarayıp bana, ‘Güzel miyim?’ diye sordu.” deyince Yavuz, “Çok güzelsin deseydin.” dedi gülümseyerek.

Ayşe de, “Dedim abi.” dedi, “sen merak etme” der gibi

Yavuz, “Canım, bak şimdi, ben gelirken Okan abini kızdıracak bir şey yaptım, sana yollayacağım numarayı kaydet ama sakın ona söyleme, bana çok kızgın… Bir de, ben kampa gireceğim, bir süre telefonum kapalı olacak… İnşaallah, buradaki hastaneye kabul edilirsem, Nurseli ablanı da getireceğim.” dedikten sonra vedalaşarak kapattı…

•~~~~•Selim, emniyete geldiğinde Alp odada bekliyordu.

Alp, meraklı gözlerle bakarken, yerine oturan Selim, “Balayının ertesinde seni de meşgul ettim ama, kusura bakma şu an kimseye güvenemiyorum… İki yıl önceki operasyonda sen nasıl sadece bana güvenmiştin, şimdi de benim senden başka kimsem yok.” dedi

Alp, “Selim, dua et geçen akşam yoktum, yoksa, Doğan kadar sabırlı olamazdım.” deyip lafa başladıktan sonra, “Ricana da gelince, saçmalama, biz üç silahşör değil miyiz, Doğan ne güne duruyor?” dedi.

Selim, “Doğan yok!” deyince Alp, “Nasıl?” dedi şaşırarak.

Selim: “Ona belli etmeyeceğiz… Furkan, Mert Doğan’a karşı, ben tek kaldım.”

Alp: “Sen de onlara katılsan?”

Selim: “Eski nişanlımın, eski nişanlısıyla, sevdiğim kadını kaçıranları mı arayacağım?!. Neyse abi boş ver, ben yaparım bir şekilde.”

Alp, “Saçmalama oğlum, yapamam dediğimden değil, onlar kaç aydır bu işin içinde-“

Selim: “Ama bir halt bulamamışlar… Adam hâlâ Nurseli’nin peşindeymiş.”

Alp: “Tamam… Benden iki kişi var.”

Selim: “Benden de Kadir’le ben maalesef.”

Alp: “Beş kişi yaparız oğlum, biz de!.. Merak etme sen.”

Selim, “Sorun yaşamazsın değil mi?” diye sordu, Burçak’ı kasdederek.

Alp: “Yok oğlum, ne sorunu… Bir süre her akşam eve çiçekle giderim hepsi bu. İlk önce Nurseli’nin savcısı kim onu öğrenelim.”

Selim: “Yenge ise?”

Alp: “Yok o değildir!”

Selim: “İnşallah değildir, yoksa o zaman elimiz kolumuz bağlanır.”

Alp: “Dışarıdaki muhbirlerin ne alemde, Doğan’ın bilmediği var mı?”

Selim: “Var çok şükür.”

Alp: “İyi bari hiç yoktan iyidir. Elimizde ne var?”

Selim: “Bankadan görüntüler var ama o da arşivde.”

Alp: “O ben de, alırım onu.”

Selim: “Fırından iki aylık görüntü.”

Alp: “İki aylık mı, nasıl yani?”

Selim, “Nurseli, takip edildiğini düşünmüş,” dedi ve olanları anlattıktan sonra, “Ne diyorsun?” diye sordu.

Alp, “Süper… Hemen başlayalım.” dedi ve sabaha kadar çalıştılar.

Görüntülerin yarısını Selim, diğer yarısını Alp izledi ve, siyah sedan arabada, bir kadınla bir erkeğin takip ettiğini gördüler…

Alp, Doğan’ın yanında olayı kendi vakasıymış gibi anlatıp, Selim’den yardım istedi.

Selim, gündüzleri iki üç saatini asayişte geçirirken, Doğan ile de mesafeliydi.

Doğan ise; Selim’in, Yeşim yüzünden soğuk davrandığını düşünüyordu…

•~~~~•Cingöz, Batağın yanına gelip, “Abi, konuşabilir miyiz?” dedi ve çalışma odasına doğru yürüdü.

Batak, “Bundan sonra konuşurken dışarıyı kontrol et lan, radarlar etrafta olabilir.” deyip yerine otururken, Cingöz geriyi kontrol ettikten sonra kapıyı kapatıp kısık sesle, “Abi!” dedi.

Batak, gülerek, “O kadar da değil lan!” dedi…

Cingöz, “Abi…” deyip normal sesiyle anlatmaya başladı. “Hani üç yıl önce bizi kurtaran kız vardı ya, Nurseli, aldığım duyumlara göre kaçırılmış.”

Batak, “Nasıl, hemen bulalım?” deyince Cingöz eliyle sakinleştirip, “Abi bi dur, tersten başladım… neredeyse on ay önce kaçırılmış, bu zamana kadar gizliden aramışlar ama bulamayınca şimdi açıktan dava açmış.” dedi

Batak, “Burada neden duruyorsun, hemen Mesut ile iki adam daha al, kim kaçırmış nereden nereye götürmüş hemen öğren… O gece ona kim ne yaptıysa, anladın sen onu.” dedi.

Cingöz: “Abi, kuşboğan’ın adamlarından Yılmaz vardı, onun olduğundan şüpheleniyorlar.”

Batak: “Değil kuşboğan, kuşsiken de olsa umurumda değil, ben, kimsenin iyiliğini karşılıksız bırakmam.”

Cingöz: “Kulaksız zor durumda kalacak, sana destek olur mu ki?”

Batak, “Ben kulaksıza desteği bırakırsam ne olur sen biliyor musun?.. Kulaksızı bana bırak, işinizi iyi yapın, kimseye pislik bulaşmasın.”

Cingöz, “Tamam abi.” deyip kapıya yönelince batak da yukarıya çıkmak üzere onunla yürüdü…

Ömür, kucağında kundak ile, “Canım, oğlum.” diyerek merdivenlerden iniyordu…

Batak ile Cingöz onu izlerken, Ömür’ün ayağı takılınca, kundak birden havalandı ve mutfaktan gelen hemşire, Batak ile Cingöz’ün bağırması ile yere düştü…

Batak, eli ayağı titreyerek kundağı kaldırırken, battaniyeye sarılı battaniye olduğunu görüp kala kaldı.

Cingöz de şaşkınlıktan küçük dilini yutmuş gibi bakarken Ömür, dikişli yerlerini tutarak kahkaha atıyordu…

Batak, yerden kalkarken, Ömür’e bakıp, “KOMİK Mİ LAAAANNNN?!” diye bağırdı.

Ömür, kendini sıkarken, başıyla evet dedi…

Batak, Cingöz’e, “Git lan, bana göğüsleri kafam kadar dolu süt anne bul gel, ben buna çocuk falan emanet etmem.” dedi.

Cingöz, “Tamam abi hemen.” deyip giderken, Ömür, gülmesini sonlandırıp, “Hayır yaa, saçmalama, heeeyyy!” diye bağırdı…

Batak, merdivenleri çıkarken, inmeye çalışan Ömür’ün midesinin hizasından sarılarak, “Bu korkuda sana yeter. Dua et emzikli hatunsun, yoksa bunun rövanşı çok pis olurdu.” deyip yukarıya çıkarttı…

Hemşire, “Aşk olsun Ömür, içim gitti.” deyince Ömür, “Sağda solda gezeceğine işinin başında dursaydın için gitmezdi.” dedi, sinirli bakarak…

Batak, Ömür’ün tavrından, kıskandığını anlayıp, “İyi bari, bu hemşire çok durmaz.” dedi içinden, sevinerek…

•~~~~•Nurseli,

Furkan’lara geleli bir hafta olmuş ama henüz kimseyle konuşmamıştım…

O akşam, yatmaya gittiğim de gizli numaradan arandım ve, “Alo!” diyerek telefonu açtım…

Ses gelmeyince, “Sesinizi alamıyorum.” dedim, “konuşuyorsan boşuna konuşma” der gibi…

Bir kaç defa daha “alo” deyip ses alamayınca telefonu kapattım…

•~~~~•Selim’lerin ekip, bir hafta sonra kimliği olmayan bir ceset buldu…

İki hafta sonra da kadının, Nurseli’yi kaçıranlarla bağlantılı olduğu öğrenildi… Rapor çıkınca Selim ve Doğan şok olmuştu…

Selim, bu dosyayı Furkan’a kaptırmak istemezken; Doğan, Furkan’ı arayıp, “Bizim ceset, Yılmaz’ın çalışanlarından biri, Ne yapayım, Selim çok inceliyor?” dedi.

Furkan, hemen Selim’in yanına gelip, “Şu hayat kadını cinayetinin dosyası nerede?” diye sordu.

Selim, “Nereden biliyorsun hayat kadını olduğunu, ne o, odama dinleme cihazı mı koydun?.. Yok koymadıysan burada posta güvercini ya da muhbir olduğunu düşüneceğim de?” dedi, Doğan’a bakıp.

Furkan: “Otopside çıkmış aıds’miş.”

Selim: “Eee ne olmuş yani, her aıds hayat kadını olacak diye bir kural mı var?.. Bak Furkan, bu benim dosyam, git kendi işini yap.”

Furkan, “Görüşeceğiz?” diyerek çıktı ve hemen Cengiz amir’i aradı, “Amirim, Selim’de Nurseli ile ilgili bir dosya var, Bana geçmesi lazım. Yardım eder misiniz?”

Biraz sonra Selim’in telefonu çaldı, “Efendim amirim.”

“Odama gel hemen.”

Selim, telefonu kapattı ve, “Gidelim bakalım, katil mi olacağız, katil mi edeceğiz!” dedi Doğan’a duyuracak kadar sesle…

Ayhan amir, yanında Cengiz amir varken, dosyayı Furkan’a vermesini söyleyince Selim, Alp’in ayarladığı savcıyı arayıp, “Savcım, dosya bizden çıktı mı?” diye sordu.

Savcı, “Yok, ne alaka?” dedikten sonra, “Ayhan amiri ver.” dedi

Ayhan amir telefonu aldı…

“Merhaba!.. Sağolun savcım siz nasılsınız? Teşekkür ederim… Ama!.. Vaka!.. Anladım sayın savcım emredersiniz.”

Ayhan amir, telefonu kapatıp, Selim’e uzatırken, “Ne karıştırıyorsun bilmiyorum ama bunun sonunda çok üzüleceksin, demedi deme!” deyince Selim, “Ben kendimi bildim bileli üzgünüm zaten amirim, daha fazla ne olabilir ki?” dedi

Cengiz amir ise, “İnşaallah bu sözleri kafanda silah varken hatırlatmayız.” deyince Selim, “Şu an yaşıyor muyum ki?” dedi ve ikisine de baş selam vererek odadan çıktı…

Koridorda zafer yürüyüşü yaparak Furkan’ın büroya geldi ve “Komiseriniz içerde mi?” diye sorduktan sonra kapıyı çalıp içeriye girdi…

Mert’le Furkan yan yana durmuş telefonda görüntülü konuşuyordu. Selim içeri girince, ikisi de bocaladı.

Selim, “İadeyi ziyaret yapayım’ dedim… Mert, eski ekip arkadaşına bir çay ısmarlarsın artık, komiserine de bir bardak soğuk su getir.” dedi

Furkan’ın karşı sandalyesine bacak bacak üstüne atarak oturduktan sonra, Furkan’ın önündeki isimlik ile oynayarak, “Telefonu çok meşgul etme arayan olabilir.” dedi.

Furkan, geriye yaslandı… Telefon hâlâ açıktı ve karşıdaki kişi konuşmuyordu.

Furkan, “Benim için telefondaki kişiden daha önemli hiçbir şey yok. Beni kendinle karıştırma!” dedi, ekrana da göz kırparak

Selim, sinirlendiğini belli etmeden, “Öyle mi?.. Selam söyle.” dedi, Nurseli olduğunu anlayıp.

Furkan: “Aleykümselam.”

Selim: “Şimdi, gelelim kuru fasulyenin pilav üzerindeki psikolojik baskısına, Gözdenaz kod adlı hayat kadının bilgilerini istiyorum.”

Furkan: “Selim, sana buradan malzeme çıkmaz… Tamam… Madem dosya senin, sen araştır bul.” dedi.

Selim, sinirli şekilde ikisininde gözlerine bakıp, “Unutma bunu Furkan! Sen de Mert, sen de… Bulacağım… Değil on ay, ömrümün sonuna kadar da olsa bu işin peşini bırakmayacağım.” dedi ve hışımla dışarı çıktı

Furkan, Mert’e dönüp: “Neydi bu şimdi, Doğan’ı ara çabuk, bir sor bakayım, ne biliyor bu hıyar ağası?”

Selim, odaya geldi, Doğan’ın masaya elleriyle vururken Doğan’ın telefonu çalmaya başladı ve arayan Mert’ti.

Selim, elini telefona bastırıp, masadan kaldırmadan Doğan’a doğru sürüklerken, “Al aç, hemen rapor et. Geç kalma!” dedi

Doğan, sinirlenip, “Ne diyorsun be!.. Ne saçmalıyorsun?” dedi

Selim, aynı öfke ile, “Çık dışarı, bu dosya benim… Bir daha karışmanı istemiyorum.” dedikten sonra asayişi arayıp, “Alp, Bora’yı odama gönderir misin?” dedi

Doğan, çıkışıp, “Yanlış yapıyorsun!.. Beni diskalifiye edemezsin!” deyince Selim mimikleriyle imalı şekilde, “Ben etmedim, Sen kendin çekildin?” deyip sonra da, “Şimdi çık, işimi yapayım.” dedi.

Bora, izin isteyerek odaya gelince Selim, “Bora, gel buraya otur, bu dosya sana emanet, üçüncü bir kişiye bilgi sızacak olursa seni o sızıntıda boğarım, duydun mu?” dedikten sonra da Alp’i aradı. “Çıkıyor muyuz?.. Tamam, aşağıda buluşuruz… Ha!.. Bir de yengeye teşekkürlerimi ilet.”

Selim, kapıdan çıktıktan sonra bir şey hatırlamış gibi geri döndü ve, “Bora, Emre ile Kadir’i de alabilirsin… Ben gelmeden de buradan çıkma, tamam.” dedi

Bora: “Tamam komiserim.”

Doğan, sinirli sinirli bakarken, Bora’da Doğan’a bakınca, “Ne bakıyorsun lan?” dedi

Bora, “Yok bir şey Komiserim… Siz baktınız diye.” deyip telefon etti, “Emre, Selim komiserimin odasına gel. Dosya bizde… Abi vallahi!.. Ne şakası oğlum… Selim Komiserim her zamanki gibi vurdu gol oldu, keyif kahvesi alıp gel, işimiz çok uzun.”

Doğan, adeta ateş saçıyordu, ayağa kalkıp Bora’yı duvara yasladı ve, “Bana bakın, ayağınızı denk atın, bu olay sidik yarışı değil, anladınız mı?” dedikten sonra da çıktı.

Furkan’ın odasına geldi ve morali bozuk şekilde, “Kovuldum, Selim biliyor öğrenmiş, elimi kolumu da bağladı, dosyadan uzaklaştırıldım, ne yapacağız, acil yapalım?” dedi

Furkan, korumaları arayıp, “Nurseli’yi adli tıpa getirin çabuk!” dedi ve, “Hadi bakalım millet, el mi yaman bey mi görelim.” dedi…

•~~~~•Nurseli,

Furkan’ın talimatıyla adli tıpa geldim… Furkan ve Mert ile orada buluştuk… Furkan bana, “Şimdi sana birini göstereceğiz Yılmaz’ın çalışanlarından biri, ona bakarak teşhis etmeye çalışır mısın?” derken, Doğan abi kafasını yerden kaldırmıyor bana bakmıyordu.

O an, onun da öğrendiğini anlayıp üzüldüm…

Ben de bakışımı ondan kaçırırken Furkan, “Hadi acele edelim.” deyince içeri girdik.

Görevli, “Komiserim bunu yapamazsınız?” deyince Mert, doktorla onu dışarı çıkarttı…

•~~~~•Mert, doktoru dışarı çıkartınca, görevli gizliden Selim’e mesaj attı.

Selim de, “Geliyorum, bırak baksınlar.” diye karşılık verdi…

•~~~~•Selim, Nurseli’yi bir ay sonra ilk defa görecekti ve şimdiden eli ayağı titriyordu… Ona belli etmeden nasıl yapacaktı bilmiyordu…

Adli tıpa gelince, Nurseli’nin olduğu koridorun dönüşünde durup Mert ile Doğan’ı dinledi.

“Ne yapacağız komiserim yaa, bu kız kilit noktasıydı… Şimdi yine başa döneceğiz ooofff.”

Doğan: “En başta zahmet edip bana haber verseydiniz bu hale gelmezdi.”

Mert: “Hata ettik komiserim, aslında Nurseli Yeşim’e, ‘Selim’i arayın o gelsin’ diye çok söylemiş ama.”

Doğan: “Hatırlatma Mert, şuan Selim’i Nurseli’den uzak tutmamız lazım.”

Mert: “Nereden öğrendi acaba?”

Doğan: “Bilmiyorum ki!”

Mert: “Komiserim, birleşsek daha iyi olmaz mı?”

Doğan: Saçma sapan konuşma, ateşle barutu aynı yere getirirsen sen yanarsın… Ve artık çok geç, bu saatten sonra asla kabul etmez.”

•~~~~•Nurseli,

İçeride kendimi sıktıktan sonra, dışarı çıkınca hıçkırarak ağlamaya başladım…

O hâlimi gören, içeride yatanın benim akrabam olduğunu zannederdi eminim…

Furkan, belime sarılıp, beni teselli ederken, ben, “Unutturdu bana.” dedim, Yeşim’i kasdederek…

Furkan, “Tamam Nurseli, Yeşim’le ne konuştuysan unut. Sıfırdan düşün, seni bulduğumuz günden başla.” dedi

Furkan beni sakinleştirmeye çalıştıkça ben bağırıyordum…

“Bunu söyledim Furkan, her şeyi unutturmuş bana. Ben söyledim bu kız hasta dedim hasta, dedim kii, iki kız vardı, bir de adam… Benim üstümü bu kız çıkarttı, beni bu hazırladı, sesi kulaklarımdan gitmiyor… ‘Güzellikte sana on basardım da, hasta olmasaydım.’ dedi, ‘Ah o Yağız beni kızken görecekti, size bakar mıydı bee!’ dedi.”

Furkan, “Başka, başka ne hatırlıyorsun… Hadi Nurseli devam et.” deyince yutkundum ve devam ettim…

“Jale de, ‘Sen onu mu diyorsun, benim bu halime bile aşık… Her ay beni görmeden edemiyor.’ dedi… Yılmaz da, ‘Susun be! Kesin sesinize de acele edin’ dedi. Ben kımıldayamıyordum, ellerim ayaklarım bağlıydı hatırlıyorum… Yeşim, ‘biz seni bulduğumuzda bağlı değildin’ dedi ama bağlıydım Furkan, yemin ederim bağlıydım… Kendi kendime ‘kendine gel lütfen’ diye yalvardım, kollarıma yalvardım, bacaklarıma yalvardım.. Jale ayak tarafıma gelince, ben elimi oynatabildiğimi farkettim. Evet elim!.. Elimi oynattım… Sonra Jale’ye tekme attım, Yılmaz şaşırdı, ‘Nasıl ya, bu kız neden uyandı!’ dedi… Numara yapsaydım, o tekmeyi atmasaydım belki de kurtulurdum.”

“Bunları geç Nurseli, bize o anı anlat hadi… Taze tazeyken hadi.”

Ben, “Sonra ağzından kan gelince yüzüme vurdu.” deyince Furkan, “Mert raporda dördüncü kan var mıydı?” diye sordu.

Mert, “Evet komiserim, Nurseli, Yağız Efe ile birlikte iki kişinin daha kanı vardı.” deyince şaşırdım ve, “Yağız Efe’nin kanı mı?” dedim

Furkan, tavırlı şekilde, “Bir şey yok bir şey yok merak etme. Basit bir burun kanaması gibi,” deyince, şaşırmam iki katına çıkarken, “OOOfff, diğer kanlardan Jale ile uyuşan var mı acaba bilemiyoruz ki?” dedi.

Doğan abi ilk defa araya girip, “Onu sonra düşünürüz, Nurseli başka ne hatırlıyorsun?” diye sordu

O benim yüzüme bakabilmişti ama ben, ona bakmadan anlatmaya devam ettim. “Yılmaz ayaklarımı tutarken, ‘Bir CC ver, çok olmasın, şerefsizin takıntısı var baygın istemiyor ibne, Yağız gelmeden ayılmasın, duydun mu çok verme.’ dedi… Bir de, bana vurduğu için Jale’ye kızdı, ‘yüzüne de bir şey sürün, onu da bahane eder’ deyip küfür etti… Ama o, bunları da unutturdu bana, renkleri söyledim, ‘mavi kot pantolon’ dedim ‘lacivert kapşonlu hırka’ dedim… Yeşim’de bana, ‘oda kırmızıydı, mor renk sarı duruyordu, emin misin?’ dedi… zaten yarım yamalak hatırlıyordum hepten unuttum.”

Furkan: “Başka ne hatırlıyorsun?”

“Göz kapaklarımın ağırlaştığını.” dediğimde Mert, Furkan’a, “Komiserim, canlandırma yaptırsak?” deyince Furkan, kızgın kızgın bakarken Doğan abi, “Neyin canlandırmasını geri zekalı.” dedi.

Mert’te, ellerini teslim olmuş gibi havaya kaldırıp, “Tamam, hiç söylemedim farz edelim.” dedi.

Derin bir nefes alıp, “Çok yoruldum gidelim mi?” dedim.

Furkan, “Tamam, hadi gidelim… Bugünlük bu kadar yeter.” deyip belimden sarılarak yürümeme destek olurken, koridorun başında Selim’le göz göze geldik…

Daha fazla yüzüne bakmadan başımı yere eğdim…

Selim, yanındaki üçlüye sinirlenmiş gibi, “Ne işiniz var burada?” diye bağırdı

Doğan abi, “Selim, olay çıkartma, teşhis işimiz vardı, gidiyoruz!” deyince Selim, “Teşhisi kim yapıyor, Dalton kardeşler mi?” dedi alay eder gibi

Furkan da aynı sinirli sesle, “Selim, uzatma, ver dosyayı kurtul. Bu işin peşini bırakmayacağım.” deyince Selim, “Hangi işin, alt tarafı bir or.spu, sizi neden bu kadar ilgilendiriyor ki?.. Hem Nurseli’yle ne ilgisi var?.. O neden burada?” deyince, üçü birbirine baktı.

O an eminim ki hepimizin akıllarında bir soru vardı, Selim ne yapmaya çalışıyordu, numaramı yapıyordu, Yoksa gerçekten bilmiyor muydu?..

Furkan’ın koluna girip, ağırlığımı vererek, “Gidelim artık!” dedim, “daha fazla dayanamıyorum” der gibi.

“Tamam gel hadi.” deyip, arabaya kadar bana destek olduktan sonra, “Eve geçin, akşam görüşürüz.” deyince, “Ben annemlerin yanına gitmek istiyorum.” dedim, geçici evimi kasdederek…

Furkan, “Tamam, ben seni ifade için tekrar aldırırım.” deyip, beni arabaya bindirdi…

Merdivenleri çıkarken üst kattan gelen bebek sesini duyup yukarı çıktım… Benim gözlerime bakan herkes artık Selim’in şansı olmadığını biliyordu…

•~~~~•Selim, normalde emniyetten geç gelirken, o akşam erken geldiğinde Nurseli’nin de geldiğini gördü… Odada Elif’in kızını seviyordu…

•~~~~•Nurseli,

Ben, en son bir gün önce bebek sevmemişim gibi, Elif’in kızını severken, Elif, “Abi, neden geldin?” diye sordu…

Hemen duvardaki saate baktım, ben mi geç kaldım diye düşünerek ama o erken gelmişti…

Selim, hiç bir şey olmamış gibi, “Ne demek neden geldin kız?” dedi

Elif, “Abi, sen kaç gündür yıkanmıyorsun Allah aşkına, iğrenç görünüyorsun?” derken Selim’e bakmadım, çünkü o halini bir saat önce ben de görmüştüm…

Selim, “Duş alıp çıkacağım, çok kalmayacağım, kocan nerede kız bir yılda bezdirdin mi yoksa?” dedi

Elif, “Ne alaka?” derken ben de merak ettim.

Selim, “Kapıda valiz vardı, doğru söyle kız kapıya mı atıldın yoksa?” deyince, aynı kapıdan geldiğimi ve o valizi görmediğimi farkettim. Polislik böyleydi herhalde…

Elif, “Ya hayır… Birkaç gün kalıp gideceğim.” deyince gülesim geldi ama kendimi tuttum…

Selim, “Birkaç güne, aşağıdan koca valizle mi geldin çatlak? Uzun kalsan ne yapacaktın, evi mi taşıyacaksın?” deyince, bu sefer kendimi tutamadım ve sesli güldüm çünkü haklıydı…

Elif, “Çok çabuk kirletiyor, sürekli kıyafet değiştiriyorum.” deyip valizin bebeğe ait olduğunu söyleyince, Selim yanıma oturup, yeğenine eğildi ve, “Anasının danası mı oldun kız ha, söyle bakayım günde kaç kostüm giyiyorsunuz acaba, cimcime hanım?” dedi

Ben, içten gülerken bebek dıştan gülmeye başlayınca Selim de, “Gülme kız, yerim seni?” deyip çenesini sıkarken, “Yengem nasıl?” diye sordu

Elif, “Daha iyi?” deyince, “Ne oldu ki?” dedim.

Elif de, “İki hafta önce düşük yaptı.” deyince hem şaşırıp hem üzülerek, “Neden?” dedim.

Elif’in, “Bebeğin kalbi durmuş, Hakan abim hastanede nöbetteydi Selim abim götürdü.” deyişine Selim, “Hatırlatma lütfen ya!.. O doktoru hatırlıyorum, sinirlerim zıplıyor, gıcık karı… ‘Yok bebeğin babası, yok imzası,’ kusura bakmasın, bu hayatta ikinci dövmeyi istediğim kadın listesine eklendi.” dedi

Elif’te benim gibi aynı şeyi mi düşünüyordu bilmiyorum ama, ben ilkini çok merak etmiştim…

Selim, “Neyse, ben gidiyorum, gece gelmem.” derken Selma teyze odaya, “Yine mi?” diyerek giriş yaptı.

Selim, “Az kaldı gülüm, çok az kaldı.” deyince, “annesine mi bana mı söyledi acaba” diye düşündüm…

Çünkü ona bakıp konuşurken bana gülüm demiş gibiydi… Ya da yüzsüzlüğüm ile yine üstüme almıştım…

Selma teyze, “Yemeğe kal o zaman.” deyince Selim, “Menü mideme hitap ediyorsa kalabilirim.” dedi.

Selma teyze, elini gösterip, “Bu sana hitap ediyor mu?” deyince Selim de, “Ooo!, beş kardeş bayılırım… Tamam… Bir telefon edeyim geliyorum.” dedi

Aynı espriyi yıllar önce yaptığımı hatırlayıp, kendime acıyarak güldüm…

Yavuz amca da gelip, “hoşgeldin”i başımdan öperek söyledikten sonra, “Selim nerede?” diye sordu.

Elif, “Banyoya gidecekti baba.”

Yavuz amca, “İyi, çıkınca bir yere gitmesin, onunla işim var?” deyip Elif’in bebeğini kucağına alırken, Selim, “Anladın mı geçti!” diyerek odaya girdi ve, “Tamam görüşürüz.” diyerek telefonu kapattı.

Yavuz amca, “Neredesin sen?!” derken, bebeği sesiyle korkutmamaya çalışıyor gibiydi…

Selim, “Buradayım baba!” dedi, merakla bakarak.

Yavuz amca, “Konuşacağız gitme bir yere.” derken yüzüne bakmadan konuşuyordu…

Selim, “Baba işim var!” deyip müsade isterken, Yavuz amca, “Yeter lan, başlarım sana da işine de, ‘konuşacağız’ dedim o kadar.” deyince, Selim Elif’e dönüp, “Niye gelmiyorum gördün mü?” dedikten sonra telefon edip, “Ben bir saat daha gecikeceğim haberiniz olsun… Sakın belli etmeyin, diğerlerini biliyoruz zaten… Bırakın at koştursunlar, anlamasınlar… Benim aradığım onlar değil, duydunuz mu?” derken şifreli konuştuğu belli oluyordu…

“Dikkatli olun.” deyip telefonu kapatınca bende ayağa kalktım…

Müsade isteyerek dışarıya çıktım…

Geçici evimizin kapısına geldiğimde, telefonumun çalmasıyla anahtar yerine çantamdan telefonu çıkarttım.

Ekranda, “özel numara” yazdığını görünce, son günlerde sık sık olduğu için, “Yine mi yaa?” diyerek telefonu açtım,

“Alo!” dedim ama yine ses yoktu… “Eeehhh yettin ama!” diye düşünürken, “Ne oldu haa, pişman mı oldun, yüzüme karşı özür dileyemediğin için böyle mi telafi etmeye çalışıyorsun?” diye oyalayarak üst kata geri çıktım…

Bana verdikleri yedek anahtarla kapıyı açıp, “Sen şimdi görürsün? Yakaladım seni.” diye düşünerek içeri girmiştim ki, Selim’i mutfakta Selma teyze ile konuşurken gördüm…

Ben, Selim’in pişman olduğu için arayıp, utandığı için konuşamadığını düşünüyordum ki, telefonda ki o değildi…

Selim, meraklı gözlerle bana bakarken; ben, telefonda, nefesini duyduğum kişinin kim olduğunu düşünüyordum…


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x