•~~~~•Bir hafta sonra, Okan, Furkan’ın yanına gelerek, “Size bir haberim var komiserim, ama bilemedim iyi haber midir?” dedi
Furkan, “Boynuna sarılırsam iyi haberdir, konuş.” dedi
Okan: “Komiserim, o gece çarşafta bulunan kanlardan birinin Jale’ye ait olduğu kesinleşti, Jale de astım krizi sonucu ölmüş,”
Furkan, “Sadece boynuna sarılmak değil; kucağıma alıp, havaya da uçurmak isterdim ama, o kaslı kolların belimde fıtık çıkartır. O yüzden yapmıyor ve hemen harekete geçiyorum.” deyip Nurseli’yi aradı.
Nurseli’nin davası ile alakalı olduğu anlaşılan bütün dosyalar Furkan’a geçerken Selim, Alp’in yardımı ile Yılmaz’ın saklandığı yerin adresini öğrenip baskın yapmak için harekete geçti…
Selim; telsizi eline aldığında, parmağı tetikte gibiydi. Öfkesinin, sesine yansıdığını biliyordu ama artık umurunda değildi… Telsiz frekansını, yalnızca üç araç kullanacak şekilde ayarladılar…
Yılmaz’a baskına gideceklerini bilmeyen ekip, Selim’in bakışlarından sormaya da korkuyordu… Yeşim’i, “Sen bilgi akışını sağla.” diyerek geride bırakan Selim, en ufak pürüz çıkmasını istemiyordu.
Bu operasyonu ne Furkan, ne de Doğan… Kimse fark etmeyecekti ve tamamen kendi kontrolünde bitecekti.
— “Bora, Emre, Kadir. Dinleyin beni. Bu frekanstan çıkmayacaksınız. Emniyete tek bir sinyal dahi vermeyeceğiz. Çıkıyoruz!..”
Kısa bir sessizlik… Sonra sırayla gelen onaylar:
Kadir: “Anlaşıldı komiserim.”
Emre: “Tamamdır.”
Bora: “Emrinizdeyiz.”
Arabanın kapısını çarpıp oturduğunda, çelik gibi bir karar çoktan içine yerleşmişti. Yılmaz, bu kez kaçamayacaktı… Kimseye hesap vermeden, kendi elleriyle yakalayacaktı onu.
Motorlar aynı anda homurdandı. Emniyetten sessizce çıkarken gözü kapıda değildi, içindeki tek düşünce gidecekleri adresteydi. Alp’in verdiği konum… Nur Selin’in bir kere daha ve son kez kahramanı olmak için yapacaktı bunu, her şeyden çok istiyordu…
İlk aşkına vefa borcunu, Yılmaz’ı yakalayıp parmaklıklar ardına göndererek ödeyecekti…
Yola düştüler, önünde boş asfalt uzanırken telsizi açtı, “Gözünüzü dört açın. Bu sefer kaçırmayacağız. Hedef evin içinde. Hiçbir ihtimali dışarı sızdırmayın. Sakın kaybetmeyin.”
Bora’nın sesi kısa, tok geldi:
— “Arka araç takipte.”
Emre de hemen ardından:
— “Mesafe sabit. Temas yok.”
Kadir:
— “Koordinatlar bende, adrese yaklaşınca mevzileniriz.”
Direksiyona sıkıca bastırırken, çenesi taş gibiydi. İçindeki öfke, arabanın motor sesiyle yarışıyordu. O evin kapısını açtığında, Yılmaz’ın gözlerine bakacağını biliyordu. Bu defa iş bitecekti…
•~~~~•Nurseli,
Emniyete her gelişim; kalbimin odacıklarını yıkarken, bir kere daha kopuyordum Selim’den.
Ben, onu ve yaşadığımız onca şeyi nasıl unutacağım diye düşünürken telefonum çaldı…
“Geldim geldim darlama.” diyerek telefonu çıkartmıştım ki, Furkan’ın günahını aldığımı farkettim; çünkü arayan, bir haftadır sesi soluğu çıkmayan Yağız Efe’ydi
Bir süre etrafıma baktıktan sonra telefonu açtım ve, “Sen hâlâ beni arayabiliyor musun?.. Cesaretinden dolayı madalyayı hak ediyorsun. Ben de aramadığını görünce korkup yurt dışına kaçtın zannetim,” dedim, silahım olduğunu bildiğini kasdederek…
“Senin hâlâ emniyette ne işin var, sana Furkan’dan uzak dur demedim mi?.. Ayrıca, o telefon çaldığı hâlde inatla bakmamak ne demek?” dedi taramalı tüfek gibi…
“Silah ben de taramalı sen de.” deyip bir çırpıda söylediklerinin bendeki etkisini belirttikten sonra, “Birincisi nereye gittiğim seni alakadar etmez, ikincisi Furkan’dan kendi annem babam bile ayıramıyorsa kimse ayıramaz, üçüncüsü de, uygun yer de olduğunu göreyim de fatura yazmasın yanına geleyim diye etrafa bakmaktan açamıyorum.” dedim, onun gibi tek nefeste söyleyerek.
Ama, bir yandan da kendimi sorguluyordum, ondan neden korkmuyordum, neye güveniyordum, emniyetin kapısında olmama mı? Selim’in içeride olmasına mı? Furkan’ın öğrettiklerine mi? Çantamdan ayırmadığım silahıma mı?..
“Sen hep böyle dik başlı, inatçı, dediğim dedik, aksi ve geveze misin?” derken yine konuşmanın dışına çıkınca, “Daldan dala, neyse, evet, bütün saydıkların bende fazlasıyla mevcut.” dedim, “beğenmiyorsan arama.” der gibi
“O gece bu kadar konuşsaydın bir kere daha düşününürdüm,” dedikten sonra sesini alçaltıp, “Oysa o zaman ben sana soru sordukça sen öperek susturmaya çalıştın.” dedi, yaptığım şeyleri cazibeli sesiyle hatırlatarak…
O konuştukça etrafıma bakmaya devam ediyordum, beni nereden izliyordu, neden bu kadar korkusuzdu… Ona belli etmeden bulmalıydım onu. Biraz daha boş gözlerle bakar gibi, sağa sola bakındıktan sonra, geriye döndüğüm de, bina kapısının önünde bana bakan Furkan’ı gördüm ve dudaklarımla, “Selim.” derken, başımı da hiç memnun değilmişim gibi sağa sola hareket ettirdim.
•~~~~•Furkan, arkadaşlarıyla dikilen Mert’i yanına çağırıp, “Selim’i ara!” dedi
Mert, “Komiserim, ama onlar operasyon-” deyince Furkan sözünü kesip, “Sana ara dedim,” dedi, yüksek sesle tekrar emrederek.
Mert, telefonunu çıkartıp ararken, “Ne diyeceğim peki?” diye sordu.
Furkan, gözlerini Nurseli’den ayırmadan, “Nasılsınm’ diye sor, hâl hatır et, ‘Desteğe ihtiyaç var mı?’ de, bir şey söyle ne olursa!” dedi
Mert, “Selim komiserim, operasyona çıktığınızı duydum, ‘Desteğe ihtiyacınız var mı?’ demek için-” deyince bu sefer de Selim sözünü kesip, “Yok Mert, yok.” deyip telefonu kapattı…
Mert, “Komiserim?” dedi, “Ne oluyor?” der gibi
Furkan, “Galiba ona gereğinden fazla güvenmişim?” dedi, kendine acır gibi bakarak
“Size ‘Selim’ mi dedi?”
“Evet!”
“Yoksa?”
“Bu hat Nurseli’nin üzerine miydi?”
“Hayır komiserim, arkadaşının.”
“Takibe alalım o zaman, hemen.”
Mert, “Emredersiniz komiserim.” diyerek içeri giderken Furkan da Nurseli’ye, “Odamdayım.” işareti yaparak yukarı çıktı.
•~~~~•Nurseli,
Furkan’ı daha fazla bekletmemek için, “Bilmem biliyor musun ama, Furkan beni bekliyor, o yüzden kapatıyorum.” dedim
Yine başka bir şey konuşmuşum gibi, “Ben, ‘Dersleri vardır, benim yüzümden geri kalmasın’ diye düşünüp bir şey yapmıyordum ama, demek ki sen o kadar da takmıyorsun, o zaman günah benden gitti, sana bir ay mühlet, bir ay sonra seni alacağım haberin olsun. Benimleyken online da okuyamayacaksın haberin olsun.” deyip kapatınca, birden içim ürperdi.
İlk defa korktuğumu hissettim ama yine ondan değil, “Ben ne yapacağım?” korkusuydu bu. O kadar kesin ve kararlı konuşmuştu ki, bir ay sonra görüşeceğimizi iliklerime kadar hissetmiştim.
Kendimi toparlamaya çalışarak içeri girdim.
Selim’in katını hızlıca geçip Furkan’ın yanına geldim.
Furkan, masada oturmuş, dönme dolaba benzeyen fotoğraf albümünü çeviriyordu…
Ben de karşısına oturup, onun tersi istikamette çevirmeye başladım.
Furkan, “Eee, Selim ne dedi yine?” derken yüzüme bakmıyordu.
Kıskandığını düşünüp, “Her zaman ki şeyler, beni önemsiyormuş, mutsuz olmamı istemiyormuş falan.” dedim, bir yandan da albümdeki fotoğraflara bakarak
Furkan, cevap vermeden ayağa kalkıp, cam kenarında duran masanın oraya gidince, ben de sessizce yanına geldim ve, “İyi misin?.. Canını sıkan bir şey mi oldu?” dedim.
Furkan, masanın kenarına yaşlanmış dikilirken, birden kalktı ve kollarımdan tutup beni masaya yasladı.
Kalça bitimim ile masaya otururken, “Ne oldu Furkan?” dedim, neden bu kadar öfkeli olduğunu merak ederek
Furkan, gözlerini gözlerime dikip, “Nurseli, eğer bir gün, Selim’den başkası ile olacak olursan, yaptığım şeyden aşırı derecede pişman olacağım, haberin olsun.” derken ağlayacak gibiydi.
“Furkan, ben, bilmiyorum, a ama, emin değilim, artık onunla olamam gibi hissediyorum.” dedim, “büyük lokma yiyeyim büyük konuşmayayım” diye açık kapı bırakarak.
“Ne anlamı kaldı o zaman, sen onunla olmayacaksan, benim o testi yaptırmamın ne anlamı kaldı, senden ayrılmamın ne anlamı kaldı?” derken de; yuvalarına sığmayan iki damla yaş, gözlerinden akıverdi.
Ben, bir şey demeden üzülmüş hâlde bakarken, yarım adım daha yaklaşıp, aramızdaki mesafeyi kapatarak, “O testi, nişandan sonra verseydim, nasıl olurduk?” diye sordu.
Ben de, “Bilmiyorum ama, şundan eminim, Selim’le yüzleşir, oyunumuza kaldığımız yerden devam ederdik, Yağız Efe bulunduktan sonra daa,” deyip sustum, çünkü devamını bilmiyordum
Furkan, elini bileklerime indirirken, belini eğip, dudaklarıma fısıldadı, “Beni de sever miydin?”
Yutkunup, “Ben seni zaten seviyorum.” dedim
Furkan, sağ elinin baş ve işaret parmağı ile çenemi yukarıya kaldırarak, “Öyle değil, benim seni sevdiğim gibi, böyle.” diyerek dudaklarımızdaki mesafeyi en aza indirdi.
Kalbim, yine hızla atmaya başlamıştı ama Furkan, benim bu hâldeyken bayıldığımı bilmiyordu. Bayılmamak için kendimi sıkıp, ona karşılık vermek isterken; kapı, sonuna kadar açıldı ve Doğan abi bizi öyle görüp, elinde telsizle kala kaldı.
Ben, başımı yere indirken; Furkan, kendini toplayan bir öksürükle, “Bir şey mi vardı?” diye sordu, “selamsız sabahsız, neden kapıyı çalmadan girdin” der gibi.
Doğan abi, sinirden sesi titreyerek, “Selim, Yılmaz’ın adrese ulaşmış, oraya gidiyor. ‘Biz de gidelim.’ diyecektim.” dedi
Furkan, silahını kontrol ederken, masasından telsizi aldı ve, “Çıkalım hemen.” dedi.
Ben de, kendimi bir kere daha toparlayıp, hızla onların peşinden giderek Furkan’ın otosuna bindim…
O kadar şaşkın ve aceleciydi ki, gelmeme bile itiraz etmemişti…
•~~~~•Selim, telsize basıp, “Araçlar mevzilenin. Ön kapıdan ben giriyorum. Sakın gözünüzü ayırmayın.” dedi
Bora, önden yaklaşırken, Emre ve Kadir de bahçe kenarında konum aldı. Lastiklerin çakıllarda çıkardığı ses bile sinirlerleri geriyordu. Kapıyı itekledi, demir gıcırdadı.
Bahçe sessizdi… Selim, bu sessizliğin sonunu bildiği için etrafa dikkat kesildi… Adımları çimenlerde yankılanırken, silahını kaldırıp, “Bana bakın, tuzak olabilir, dikkatli olun.” dedi
Göğsünü şişirecek şekilde nefes alıp verdi ve kapının tokmağına dokunup, bir an bile beklemeden tek hamlede içeri dalarak, “POLİS! Kimse kıpırdamasın!” dedi
Ama… Salon boştu ve arkasından gelenlerin ayaklarından çıkan sesten başka hiçbir şey yoktu. Bora, yanından geçip içeri girdi ve silahını sağa sola çevirirken, “Komiserim… burası…” dedi
Selim, “Sus!” dedi hışımla.
İçindeki öfke, boğazına taş gibi oturmuştu.
Merdivenlere yöneldi, İkinci kat, odalar, koridorlar, her kapıyı tek tek açtı. Hiç birinde tek bir nefes bile yoktu… Sanki ev yıllardır boş gibiydi.
Telsizi sıktı, dişlerinin arasından fısıldar gibi bağırdı, “Gitmişler, Allah kahretsin!”
Arkadan Kadir’in sesi geldi, hayal kırıklığıyla karışık, “Komiserim, ev tamamen boş. Hiç kimse yok.”
O an, yumruğuyla kapıya vurmak istedi. Yılmaz, bir kez daha elinden kayıp gitmişti.
Alt kata inip, “Geri dönüyoruz beyler!” dedi, operasyonun başarısızlığından dolayı suratı asılarak,
Bora, bir şey bulmuş gibi heyecanla, “Komiserim, çok klişe olacak ama, fazla uzağa gitmiş olamazlar.” dedi, prizde takılı şarj aleti ve telefonu göstererek…
Selim; baskını duyup, alelacele çıktıklarını anladı ve yolda yakalamak ümidiyle, “Haydi beyler haydi!.. Arabalara çabuk!” dedi, evden çıkıp arabaya doğru koşarken.
Bora ve diğerleri de Selim’i takip ederek geldikleri araçlara bindiler.
Otobana çıktıklarında, yolun diğer kısmı çalışmadan ötürü tek şerite düşmüştü… Selim ve ekibi sirenleri çalarak emniyet şeridinden ilerlemeye başladı…
Bora ve Emre ayrı araçlarda, takip mesafesini koruyarak arkasında geliyordu…
İş saatine denk geldiği için otobanda trafik akışı yoğun değildi, arabalar birbirini geçiyor, sağ ve sol şeritler sürekli değişiyordu..
•~~~~•Nurseli,
Furkan’ın; sinirden yüzü gerilmiş hâlde, “Bu sefer olmaz abi, bu sefer kaçırmam, kaçıramam.” diyerek, sürdüğü arabada, ben, bir o yana bir bu yana savruluyordum.
Söz konusu Yılmaz’ın yakalanması olduğu için, kaburgalarımın acıdığını belli etmemeye çalışıyordum…
Sağ elimle kapının kolunu sıkı sıkıya tutarken, sol elimle de koltuğun yanından destek alıyordum.
Furkan, yolun karşısından makas atarak gelen bir araca bakıp, “Gel şerefsiz gel düştün elime.” diyerek son sürat üzerine sürmeye başladı.
Ben, heyecanla, “O mu? O mu?” derken, karşıdaki araba, bizi görüp, aniden direksiyonu kırdı ve yol çalışmasından istifade ederek kaçmaya devam etti.
Furkan, telsizle Doğan’a, “Selim’lerin ekibe ulaşalım, karşıdan gelip önünü kessinler.” dedi.
•~~~~•Doğan, Selim’i arayıp, “Neredesin?” diye sordu.
Selim, “Oyalama beni.” derken, gözü solundaki arabalardaydı.
Doğan, “Kes sesini de yerini söyle çabuk, Yılmaz önümüzde.” deyip telaşlı şekilde devam etti, “Trafiği tehlikeye atıyor bir an önce kıstıralım.”
Selim, olduğu yerin konumunu söylerken, ileriden iki ekip otosunun yaklaştığını görüp; telsizle, Emre ve Bora’ya kendinden sonra yolu kapatmalarını söyleyip, hızla Yılmaz’ın üzerine doğru sürmeye başladı.
•~~~~•Nurseli,
Yılmaz’ın önümüzde olmasına rağmen, Furkan’ın içinden öfke dalgası yükseldiğini fark edebiliyordum…
Yılmaz, karşıdan gelen polis arabalarını görüp, yan yola girince, Selim ile biz kafa kafaya çarpışacak gibi olduk… Yine, kendimden çok onu düşünerek, ellerimi yüzüme kapatıp çığlık attım…
Ona bir şey olmasını izleyemezdim…
Furkan, frene basıp yavaşlarken, bir yandan da bana, “Korkma!” diyordu…
“Korkma Nurseli, bir şey yok!” derken yine Selim’i kastettiğine emindim…
Elimi çektiğim de, bir an Selim ile göz göze geldim… Öfkeden yüzü kıpkırmızı olmuş gözleri dönmüş gibiydi…
Selim’in bakışları, Yılmaz’ın aracına kilitlenmişti; öfke, dikkat ve sabırsızlık karışımı bir kararlılık her hareketinde hissediliyordu.
Yılmaz önde, biz iki oto arkada son sürat giderken, Yılmaz’ın arabasının akışı o kadar pürüzsüz, sürüşü soğukkanlı ve tecrübeliydi ki, ralli şampiyonu olduğunu düşünmeme sebep oluyordu… Birden, neden olduğunu anlamadığımız şekilde; Yılmaz’ın aracının önü havalandı ve önümüzde taklalar atmaya başladı.
Selim ile Furkan, aniden frene bastı ve onun durmasını beklemeye başladılar…
O anlar, belki bir kaç saniyeydi ama bize dakikar gibi gelmişti.
İlk hamle Selim’den geldi ve arabadan inip hemen Yılmaz’ın araca koştu.
Doğan abi de elinde yangın tüpüyle arabaya doğru koşuyordu.
Furkan, bana bir şey demeden kemerini açıp Selim’e yardıma gitti.
İkisi birlikte Yılmaz’ı arabadan çıkartıp sırt üstü yatırarak nefesini kontrol ettiler. Selim, nabız alamamış olacak ki, kalp masajına başladı…
Bulunca; öldüreceklerini söyledikleri adamı kurtarmaya çalışan ikiliyi görünce, bağırarak arabadan indim…
“BIRAK, BIRAK…”
Doğan abi, bana engel olmaya çalışırken bile Selim’e, “BIRAK!” diye bağırdım.
Selim ise, “ÖLME LAAANN, ÖLME! SÖYLE LAN, SÖYLE KİM O!” diye bağırıyordu.
Ben, Doğan abinin kolundan kurtulup, Selim’e doğru koşarken; Furkan’da ellerini beline koymuş dikildiği yerde onlara bakıyordu.
Selim’in omuzlarından tutup kendime çektim ve kalp masajı yapmasına izin vermedim.
Selim, “ÇEKİL! SÖYLEYECEK O, O ŞEREFSİZ KİMSE SÖYLEYECEK!” diye bağırıyordu.
“BIRAAAAKK!” diye çığlık atarak Selim’i Yılmaz’dan uzaklaştırdım.
Furkan, ilk defa ağzını açıp, “Bırak Selim, boynu kırılmış.” dedi, “Boşuna yapıyorsun.” der gibi.
Selim, nefes nefese yumrukla göğsüne vurduktan sonra Yılmaz’ı bıraktı ve ağlayarak yerden kalkıp, Yılmaz’ın takla atmasına sebep olan aracın yanına geldi.
“Kimsin lan sen, kimsin, kim gönderdi seni buraya haa, kim emir verdi. Yağız Efe nerede?” dedi adamın yakasından sallayarak.
Adam, “Amirim, ben,” diye kıvranarak, “Arabamın hararet ışığı yandı, durdum, oraya reflektör koydum, benim bir suçum yok.” derken, Selim daha da sinirlenip, “S.çarım lan senin koyacağın reflektöre, yolun ortasına mı konur o.” dedi
Doğan abi, “Bırak Selim, öğreniriz elbet.” deyip elini adamın yakasından çekince, Selim geriye dönüp, arabaya yaslanarak yere oturdu…
Ben de önüne diz çöküp, “Selim!” diyerek onunla ağlamaya başladım…
Selim, yüzümü iki elinin arasına aldı ve yaşlı gözlerle gözlerime bakarak, “Gidelim Nur Selin’im, gidelim, umrumda değil artık, Yavuz’u da Selim’i de, gidelim.” dedi babasıyla Selim’i kasdederek…
“Olur, gidelim, ama ağlama.” dedim, ama ondan çok ben ağlıyordum.
Ben, bir erkeğin, özellikle de Selim’in ağlamasına dayanamıyordum.
Furkan ile geldiğim yolları bu sefer de Selim ile dönerek, emniyete geldim, orada ifadeler görgü tanıkları, evin sahibi, arabanın sahibi derken, günü akşam ettik.
Selim, o koşuşturmada bana bir şeyler alıp zorla yedirdikten sonra, “Seni eve göndereyim, ben bu gece buradayım.” dedi
Ayağa kalkarken, “Doğan abilere gitsem?” dedim, “Olmaz.’ dersen de eve gidebilirim.” der gibi
Önüme dikilip, kollarını belime doladı ve, “Olur, tamam git, ama yarın akşama benimlesin, bırakmam.” dedi
Bu âna; dünyaları verebilirdim, o kadar mutlu huzurlu hissediyordum ki, bir an peşimde ki Yağız’ı da, son bir yıldır yaşadığım bütün acıları da unutuverdim, Furkan’ın yaptığı test amacına ulaşmak üzereydi…
Selim, alnımı öpüp, elimden tutarak dışarı çıkartınca, oradakilerin alkışlarıyla karşılaştık. Kadir, ıslık çalıyor, Emre, Bora, hatta Pınar bile bizi alkışlıyordu…
Yeşim’i etrafta görmemenin mutluluğu ile gülümserken; Selim, beni Emre ile Bora’nın önüne getirerek, “Nur Selin’i Doğan komiserlere bırakır mısınız? Oradan eve geçebilirsiniz.” dedi
“Memnuniyetle komiserim.” diyen Bora, “Yengeler önden.” deyip bana yolu gösterdi.
Dışarıya çıkıp; onların arabayı getirmesini beklerken, Yeşim yanıma gelip, “Nasılsın Nurseli,” dedi
Bütün kanım çekilmiş gibi hissederken de konuşmaya devam etti, “Duydum, Selim komiserle barışmışsın.”
Ben, Emre’ler bir an önce gelsin diye dua ederken, o, “Bu mutluluğu seninle yaşar inşaallah.” diyerek bir video açtı. Selim’in, karnını tuttuğu bir video…
O an, dizi ve filmlerde, en mutlu gününde öldürülenler gibi hissetmiştim kendimi, şoktan neremde, ne vardı anlamıyordum. Boş gözlerle baktım videoya…
“Bize nasip olmadı, ama sana olabilir.” derken ikinci darbeyi vuruyordu kalbime…
Evet! Evet! Kalbim, bu video başka bir yerden vurmamıştı beni, kalbimden vurmuştu…
Diğer yerlerimden vurulsam geriye dönebilirdim belki, ama bu kurşunu kalbimden yemiştim ve bizim aşkımız sezon finali yerine, direk final olmuştu…
Selim, Yeşim’in eliyle öldürmüştü beni, kendini, bizi…
Yeşim, iki kurşunla bizi öldürüp giderken, Bora yanıma gelip, “Ne dedi Nurseli, ne dedi?” diyerek, beni kendime getirmeye çalıştı ama ben, beton dökülmüş gibi kıpırdamadan boşluğa bakıyordum…
Bora, “Tamam, Selim komiserimi arıyorum.” dediğinde ilk tepkimi verdim ve, “Arama, gidelim.” deyip arabaya bindim.
Emre, “Yenge, o şeytan, ne söylediyse inanma.” diyordu ama ben söylediğine değil gördüğüme inanmıştım.
Benim, kendi cenazeme ağlamam onlarıda etkilemişti ve yol boyunca konuşmadan yolculuk yapmışlardı.
Doktorun, “ani değişime maruz kalmaması lazım” demesine rağmen, kendimi Hilde’nin kollarına attım ve, katledilen aşkıma ağıtlar yaktım…
Hilde ile Filiz, sabırla benim sakinleşmemi beklerken, Ayşe de koşup su getirdi…
Ayşe’nin getirdiği suyun ne kadarını içtiğimi, bardağı da kime uzattığımı bilmeden; cenin pozisyonunda kanepeye yatıp, gözlerimi kapattım. Gönül gözüm açık gitti, bari beden gözüm kapansın diye.
•~~~~•Ayşe, Nurseli’nin durumuna üzüntüsünü Yavuz’a bir mesaj ile anlattı…
“Abi, ablam çok kötü, gel artık lütfen.”
Bora, Nurseli’yi bıraktıktan sonra, hemen Selim’i arayıp durumu anlattı…
•~~~~•Nurseli,
Ertesi sabah Hilde’nin, “Kalkın gidiyoruz kocamı özledim.” demesiyle yataktan kalktık,
Omuzlarına kadar uzayan saçlarına bakarak,
“Hilde, artık o kadar akıcı konuşuyorsun ki, sanki hiç hasta olmamış gibisin?” dedim sevinçle,
Hilde, “K.konuşcam tabi kızım, senin o sarı öküz abin, benim hastalığı iyileştirme bahanesiyle, akşama kadar okumak isteyipte zaman bulamadığı k.kitapları okutuyor.” dedi
Filiz, çantasını koluna takarken, “Öyle bir kere okuma da değil haa, sayfanın sonunda, ‘bu neden oldu’ diye soruyor, Hilde, ‘geride geçti ya’ diyor, Doğan da ‘kaçırmışım tekrar oku’ diyor.” deyince gülümsedim.
Hilde, Ayşe’nin kucağındaki bebek Alp’in emziğini kıyafetine takarken, “Sadece okusam ona da razıyım, maç yorumcuları gibi, ‘sen bundan ne anladın, sonuç ne?’ diye de iki saat anlattırıyor.” dedi.
Ayşe, “Hilde ablamın hastalığı bana yaradı, koşu bandında yürüyüp, kum torbasını yumruklamaktan, fazla kilolarımdan kurtuldum.” dedi, bebek Alp’ten de bir öpücük alarak.
Beni neşelendirmek için yaptıklarını görebiliyordum ve bu çabalarını karşılıksız bırakmak istemeyerek, “Senin nerende fazlalık vardı yaa?” dedim, eski kilosuyla karşılaştırma yaparak…
Ayşe ile Filiz okullarına giderken, biz de Hilde, ben ve bebek Alp ile birlikte taksiye binip emniyete doğru yola koyulduk.
“Şişşşttt bebek Alp, sen büyüyünce sakın kimseyi üzme emi, diğer adını aldığın şahsın bana yaptığını, sen sevdiğini söylediğin kişiye yapma emi.” deyip öğütler vermeye başladım
Hilde, diğer ismi söylemediğim için değil de, öğütümden dolayı üzülmüş gibi bakıyordu…
•~~~~•Batak, Ömür ile görüntülü konuşurken, “Cennet kokulum, göreyim seni, öyle şeyler iste ki, yokluğumu abine aratma.” deyince Ömür, “Ben değil ama piçin tembihlemiş gibi sabaha kadar uyumadı uyutmadı, dayısı işe giderkende uykuya daldı.” dedi
Batak, “Hoooppp, hani anlaşmıştık, isimde etkilemek yoktu?” dedi akabinde göz kırparak
Ömür, “Bu onun adı değil ki, geninden gelen lakap.” derken, gözü de bir yandan beşikte yatan Atlas Aras’taydı…
Batak, “Telefonum çalıyor, önemli, ” deyip kapattıktan sonra, “Efendim Mesut.” diyerek telefonu açtı.
Mesut, “Abi, sana kötü haberim var, Yılmaz dün ölmüş,” dedi
Batak, “Bunun nesi kötü haber, benim yapmak istediğim, haricimde olmuş, daha ne isterim.” dedi
Mesut: “Abi, adamla kızı alıp, Yağız Efe’nin kim olduğunu öğrenecektik ya?”
Batak, “Olsun, siz aynı plana devam edin, ölmez sağ kalırsam Yağız Efe’yi ben bulurum… Her şey hazırsa harekete geçelim.” deyip telefonu kapattı.
•~~~~•Nurseli,
Emniyete geldiğimizde, direk Furkan’ın odasına gitmek istiyordum ama artık ona da yüzüm yoktu…
Hilde’nin peşinden giderken, abim ve Mert’in bize doğru geldiğini görünce, bebek Alp’i abime verdim.
Mert de, “Şişt ufaklık, sen ne kadar büyüdün böyle haa, biz operasyona gidiyoruz hadi sen de gel.” dedi
Hilde, “Hayır, oğlum polis olamaz, babası yüzünden yetmiş yıllık ömrüm altmışa düştü zaten, elli yaptırmam.” dedi espiri yapmış gibi, ama eminim ki aklı, abimin gideceği operasyondaydı.
Şiş gözlerime bakamayan abim ve Mert, bebek Alp ile oynarken; Yeşim, elinde dosyalar ile kırıtarak yanımıza gelip, “Günaydın komiserim.” dedi, abime sırıtarak.
Hilde, “Ben, Nurseli’ye benzemem” der gibi, “Kime dedin sen?” diyerek Yeşim’e saldırınca, ben bir gün önce Furkan’ın kaldığı gibi kalırken, abimde silahını çekip, onlara yaklaşana doğrultarak, “Karıma dokunanı gebertirim.” dedi
Mert’in, boks müsabakası izler gibi bir hâli varken, Hilde bütün yükünü Yeşim’e vermiş saçlarını yoluyordu.
Yeşim, kendini korumaya çalışmaktan Hilde’ye karşılık veremezken, bebek Alp’te annesi oyun oynuyor zannederek abimin kucağında zıplıyordu…
İleriden Selim, bize doğru gelip, abimin silahını indirdikten sonra, “Hilde, gel.” diyerek kolundan çekip kaldırdı.
Bir gün önce, benim onu Yılmaz’ın üstünden almam gibi, o da Hilde’yi Yeşim’in üzerinden alınca, nefretle baktım yüzüne.
Yeşim, saçlarını düzeltirken, “Aşkım.” deyince, orada daha fazla durmayıp kapıya doğru yürüdüm…
•~~~~•Selim, Yeşim’in kolundan tutup, “Sana son kez söylüyorum, bana bir daha o lafı söyleme.” dedikten sonra Doğan’a bakıp, “Sen de ver şu adaşımı, işinize bakın hadi.” dedi, Selim Alp’i kucağına alarak.
Doğan ve Mert de, fuhuş ihbarına bakmak için oradan ayrıldı…
•~~~~•Nurseli,
Emniyetin bahçesinde otururken, Furkan gelip, “Boş mu?” diyerek yanımı gösterdi
“Hiç dolmamış ki.” dedim, kendim de yeni fark ederek.
Hilde de gelip karşıma oturduktan sonra, Furkan üç çay alarak tekrar yanımıza geldi ve sağıma oturdu.
Uzun uzun dalıp gittim uzaklara, sildim her şeyi kalbimden, aklımdan, fikrimden, hayallerimden. Hani sorsalar “Ne hissediyorsun, nasılsın?” diye, “Sıfıra sıfırım.” derdim ne kadar hissiz olduğumu göstermek için.
Soğuyan çayımdan bir yudum alıp, suratımı büzüştürerek, “Yüzüğün nerede?” dedim Furkan’a,
“Annem de?” derken, soru ifadesi vardı sözcüklerinde…
“Onları alsana, seninle işimiz yeni başlıyor, Yağız Efe’nin gelmesinden çok, birinin gitmesi için lazım.” dedim, Selim’i tamamen kendimden uzaklaştırmak için.
Furkan, dalga geçer gibi Hilde’ye, “Bu kadar basit bir evlenme teklifi alsaydın, kabul eder miydin?” diye sordu
Hilde de Furkan’ın dalgasına karşılık, “Kişisine göre değişir.” dedi
Furkan, “O zaman iş değişir, kabul ediyorum.” deyip, göz kırptıktan sonra, sol kolunu omuzuma atarak, “Selim buna izin vermez ama biliyorsun değil mi?” dedi
“Yeşim’i ona ben musallat ettim Furkan, yine benim kurtarmam lazım, ama önce kendimi ondan.” dedim, ismini bile anmak istemeyerek.
Hilde’nin “Hııııııığmmm, bi durun da akıllıca düşünelim, burada Selim beyden hoşlanan başka kim var?” diye sorusuna Furkan ile bir birimize bakarak cevap veremedik.
Hilde, “Hadi ama, bunu akıl etmemiş olamazsınız değil mi?.. Bu salak bu kadar zeki olamaz, daha zeki, bir taşla iki kuş devirecek kadar zeki biri, kim olabilir?” dedi
Furkan, “Doğru aslında, ben de Nurseli’ye söylemeye çalıştım ama dinlemedi, Selim’in doğum günü, herkes biliyor, ev de bir telaş, Yeşim’in de evi var, yani ben biriyle birlikte olacak olsam-” diyerek kendinden misal verince, “Hooooğğğğ, ne oluyor?” dedim, müstakbel sözlüm olduğu için kıskanarak.
Furkan, sol yanağımı sıkarak, “Misal canım.” dedi beni yumuşatmaya çalışır gibi
Ama ben yumuşamak yerine, “Başka misal ver.” deyip daha çok kızdım
Furkan, benim karşımda her zamanki gibi geri adım atarak, “Tamam, diyelim ki Doğan eve kız atacak olsa-” deyince, bu sefer de Hilde iki elini masaya vurarak, “Hoooopp, neden benim kocam, ayrıca ikisini de oracıkta boğarım.” dedi
Furkan, bir şey demeden ben, “Öyle deme kız, büyük konuşma, birileri de bir zamanlar Furkan için, ‘onu senin bir metre yanında göreyim vururum.’ diyordu, al bak, aramızda bir santim yok, ne oldu?” dedim, kolunu omuzumda göstererek.
Furkan, “Ney?” diyerek kolunu indirip, “Ne zaman oldu bu? Daha gencim kızım ya.” derken de yanımdan kalkıp Hilde’nin yanına oturdu…
Eliyle masayı ölçüp, “Bu mesafe iyidir değil mi?.. Bir var?” diyerek Hilde’ye sordu.
Hilde, ilk olarak, “Evet evet birden fazla.” deyip güldükten sonra, “Konumuza dönelim hadi, sizce o gece Selim’e parti olacağı haberini kim uçurdu.” dedi
“Nasıl bulacağız ki?” dedim, kendime acıyarak.
Furkan, “Sen iste, ben bulurum, kimden şüpheleniyorsun söyle yeter.” deyince, “Sen bulmaya çalış, o isim bende kalsın, bulursan aklımdaki kişiyle aynı mı o zaman bakarız.” dedim, kimsenin günahını almamak için.
Furkan, “Tamam, anlaştık o zaman, bana müsaade, hemen işime koyulayım.” diyerek gitti
Furkan’dan beş dakika sonra, Onun gitmesini bekliyormuş gibi Selim masaya geldi ve Hilde’ye, “Kocandan haber var mı?” diye sordu
Hilde, şaşırma ifadesiyle, “Kocam?” dedikten sonra, “Kardeşim’ ne zamandan beri ‘kocan’ oldu Selim?” dedi
Selim, adaş Alp’in pusetini masanın üzerine bırakırken, “Arkamdan iş çevirdiği günden beri.” dedi
Hilde, aynı rahatlıkla, “hıııııığğğmmm o zaman üç yıl önce öyle mi?” deyince neyi kastettiğini üçümüz de anlamıştık.
Hilde, Selim’i uyarır gibi konuşarak, “O zaman Ayhan amir sana nasihat etmişti değil mi?.. Şimdi git, ‘kocam’ ne yapmış Ona sor… Malum kocasına güvenmediğinin karısına da güven olmaz.” dedi
Selim, bir zamanlar “büyük baldız” dediği Hilde’den büyük bir ayar yedikten sonra Hilde’nin yanına oturdu.
Yüzüme bakmaması, akşam Yeşim ile olan kaosumuzu öğrendiğini gösteriyor olmalıydı…
Biz, o olduğu için konuşmayı düşünmüyor gibi beklerken, Selim de ısrarla yanımızdan gitmiyordu…
On, on beş dakika kimse konuşmayınca; Selim, “Sohbetinize de doyum olmuyor.” dedi
Ben de, “Muhabbete güzel biri var, içeride, yürü git.” dedim ilk defa onu muhatap alıp konuşarak.
Selim; bunu, benden beklemiyor gibi bakıyordu, adeta kılıç kuşanmıştım ve asla affım yok der gibi bakıyordum.
Selim, bunun üzerine cevap vermeden yine sustu. Onunla birlikte biz de yine sessizliğe büründük…
Birkaç dakika sonra; Furkan, elinde telsiz yanında üç polisle, “Çabuk çabuk!” diyerek geldi.
Selim, Hilde ve ben hemen ayağa fırladık.
Hilde, bir zamanlar benim Doğan abinin arabasının önüne dikilmem gibi Furkan’ın önüne geçip, “Doğan! Furkan Doğan?!” diye bağırdı
Furkan, cevaplamadan başını yana çevirip hızlı adımlarla arabaya bindi ve üç ekip otosu sirenleri çalarak hareket etti.
Selim; koşarak gelen Kadir’e, “Ne olmuş?” diye sordu ikimizin de yerine.
Kadir, “Komiserim, fuhuş için gittikleri yerde iki çatışma arasında kalmışlar, en son Mert ile konuşmuşlar, ‘İki ateş arasında kaldık, kim kimden yana bilmiyoruz, kıstırıldık, destek gönderin, kurşunlarımız bitiyor.” demiş ve şuan ikisine de ulaşamıyorlarmış.” dedi
Selim, bana dönüp, “Okan’ı ara çabuk, Hilde ile ilgilensin.” dedikten sonra gelen otolardan birine binerek onlarla gitti…
İçimde bir kor, “Ya abime bir şey olursa, ya Hilde tekrar hastalanırsa?” diyerek kendi kendimi yerken Okan abiyi aradım…
Selim, bana dönüp, “Nurselin, Okan’ı ara çabuk, Hilde ile ilgilensin.” dedikten sonra gelen otolardan birine binerek onlarla gitti…
İçimde bir kor, “Ya abime bir şey olursa, ya Hilde tekrar hastalanırsa?” diyerek kendi kendimi yerken Okan abiyi aradım…
•~~~~•Selim, son gaz ilerlerken kendi kendine söyleniyordu, “Geliyorum lan şerefsiz, sakın lan sakın!.. Hayvan!.. Misilleme yapma bana, s*kerim lan senin intikamını.”
Selim, direksiyonu döverken; Mert, destek istemek için tekrar anons yaptığında, arkadan silah sesleri geliyordu… Çevre karakollardan takviye gittiğinin anonsunu duyunca içi ürperdi ve daha da çok telaşlandı…
Olay yerine geldiklerinde, Bora ile arabayı kendilerine siper yapıp, ateşe karşılık vermeye başladılar. Furkan ve diğerleri de aynı şekilde çatışmaya katılmış, bir kaç kişiyi etkisiz hâle getirmişlerdi.
İçeriden bir kişi, teslim olmuş çıkarken, Doğan’la Mert’e bakındılar ama etrafta yoklardı.
Teslim olan kişi dışarı çıkarken, “Ateş etmeyin!.. Teslim oluyorum.” diye bağırdı.
Silah seslerinin azalmasıyla; Selim, yerinden fırladı. Bora da arkasından, “Komiserim, tuzak olabilir!” derken, tekrar silah sesleri duyuldu.
Selim, kendini yere atıp; siper almadan, hedefe doğru sürünmeye başladı.
Teslim olan kişinin yanına geldiğinde ağır yaralı olduğunu gördü ve yakasından sallayarak, “Kimin adamısınız lan siz?!” dedi
Adam, son gücüyle, “Yardım et.” diyerek bayıldı.
Silah sesleri azalarak tamamen durduğunda Selim içeri bağırdı, “Doğan!.. Mert!..”
Cevap gelmeyince kontrollü şekilde içeri girmeye başladılar. Furkan ile Selim bir birini koruyarak içeri girerken, arkadan Alp komiserin ekip geldi.
Selim, telaş ve endişe ile, tekrar içeri bağırdı, “Doğan!.. Mert!..”
Hep birlikte içeriye girdiklerinde Mert, bir kızın yanında yarasına bastırıyordu.
Selim, “Mert!.. İyi misin?” diyerek yanına koştu ve üzerine baktı.
Mert, “Ben iyiyim komiserim ama-” deyip susunca Selim, telaşla, “Doğan nerede?” dedi
Mert: “Komiserim, biz geldiğimiz de iki çatışma arasında kaldık ve ikiye ayrıldık. Bir taraf bize ateş etmezken, diğerleri iki tarafa da kurşun yağdırdı. Ben, en son Doğan komiserimin sürünerek gittiğini gördüm, daha sonra onu bir arabaya aldılar, yaralıydı… Hangi tarafın adamları aldı bilmiyorum.”
Alp: “Ne tarafa götürdüler peki?”
Mert: “Ormanlık alana doğru giderlerken gördüm.
Selim ile Furkan arabalara koşarken, Alp ambulans çağırtıp kızın yarasına baktı.
Ekip otolarının yanına gelince Furkan, Selim’in kolundan tutup, “Geç!” diyerek yan koltuğa gönderdi ve kendisi de sürücü koltuğuna geçti.
“Sen sağ tarafa bakın, kaçmak için almışlardır, çok uzağa götürmezler,” dedi
Selim, kafasını camdan çıkarmış yerlere bakarken, üç yıl önce kendi hâlini hatırlayıp, dua etmeye başladı…
Beş yüz metre sonra, “Orada!.. Orada!” diye bağırdı Selim, “Gördüm gördüm!”
Furkan’ın, arabayı durdurmasını beklemeden inen Selim, hemen fırladı en yakın arkadaşının yanına, arkasından da Alp komiser…
Doğan, yerde yüzüstü hareketsiz şekilde yatıyordu.
Selim, yavaşça Doğan’ı çevirdiğinde; eli, yüzü, kolları kan içindeydi…
Doğan, gözlerin aralayıp, boşluğa konuşarak, “H.Hak…kını h.helal ettt, kardeşim.” dedi
Selim, “Sus lan sus.” deyip ağlarken; Doğan, zor nefes alıyordu.
Selim, yüzüne dokunup uyandırmaya çalışarak, “Etmiyorum, duydun mu?.. Etmiyorum.” dedi
Doğan, güçlükle yutkunup, “F.Furkan, o.oğlum sssana e em aaa net.” dedi Selim’in, “Sus!” bağırtısıyla birlikte.
Alp de, Selim ile aynı sesle, “Sussana lan şerefsiz, dönek kaltak.” dedi
Doğan, yine zorlanarak yutkunduktan sonra, “Hilde’ye onu çok sevdiğimi söyleyin.” dedi
Selim daha çok bağırarak, “S.ktir, posta güvercin miyim lan ben? Kalk kendin söyle.” dedi bir yandan da gözyaşlarını Doğan’ın kanlı gömleğine akıtarak.
Doğan, ağzından kanlar çıkarak öksürünce, Selim’le Alp iyice panik oldu ve ambulansı beklemeden hastaneye götürmeye karar verdiler.
Alp, “LAN GETİR ŞU ARABAYI!” diye bağırınca, Furkan arabayı döndürmek için hemen koştu
Doğan, derin ve acı çeker gibi bir nefes daha alıp, “İ.ilk defa!” dedi
•~~~~•Nurseli,
Hilde, çaresizlik içinde bir o tarafa bir bu tarafa koşturuyor, ne verirsek “İstemiyorum.” diyordu.
Bir saat geçmesine rağmen, hâlâ haber alamamıştık. Ben, Selim Alp’i oyalarken, Filiz de Hilde’ye kolonya sürerek sakinleştirmeye çalışıyordu.
Ben, Selim’de olduğu gibi kendimi kaybetmemeye çalışırken, Hilde bana bakıp, “Ne hissettiğini şimdi daha iyi anlıyorum, özür dilerim, bu acıyı yaşamadan kimse anlayamazmış.” dedi
Hilde’ye cevap vermek yerine, gözlerimi arka arkaya kırpıştırarak ağlamamaya çalıştım.
Bir yandan koşuşturmaları takip ediyor, bir yandan da telsizleri dinliyorduk. Abimin telsizinden Mert’i ve silah seslerini duyunca, Hilde bayıldı.
İkisi de, koca ordu içinde kalmış gibiydi… Sağlık görevlileri Hilde’ye bir sakinleştirici daha verdi.
Daha fazla dayanamayıp bayılacağımı hissettiğim de, Beyza ablanın söylediğini yapıp oradan uzaklaşmak istedim ve yine o camiye yürüdüm… Caminin içine girerken, “Bismillahirrahmanirrahim, yine sana geldim Rabb’im, başka gidecek, sığınacak yerim, kimsem yok. Lütfen, habibinin hürmetine, bu bebeği yetim bırakma.” diye yalvardım
Caminin imamı sesimi duymuş olacak ki, yanıma geldi ve beni tanımış gibi bakarak, “Gel kızım.” dedi
Selim Alp ile dizlerimin üzerine oturdum…
Hoca, Kur’an-ı Kerim’i açtı ve sesli şekilde okumaya başladı. Hoca okudukça, Selim Alp sakinleşti.
Çok geçmeden de derin bir uykuya daldı. Selim Alp’in sakinleşip uyuduğunu gören hoca, Kur’an-ı Kerim’i kapatıp, ellerini açarak dua etmeye başladı…
“Ordumuza zaferler nasip et, sıkıntısı olanın sıkıntısını gider, ihtiyacı olana yardımcı meleklerinle yardım et. Bu bebeğin babasına ve bütün kolluk kuvvetleri kardeşlerimize zaferler ihsan eyle, arkadaşlarına yardım eyle, sağ salim afiyetle sevdiklerine kavuşmayı nasip eyle.”
Her cümlenin sonuna içimden, “Amin.” derken, gözlerimden yaşlar akıttım, Selim Alp’in masum yüzüne bakarak…
•~~~~•Selim, Doğan’ın yüzüne vurup, “Ne ilk defa?!” dedi
Doğan, gözlerini aralayıp, “Selim!” deyince, ağlayarak, “Efendim abi efendim.” dedi başını göğsüne bastırarak
Doğan, nefesinin sıcaklığı, Selim’in göğsünden kendine gelecek şekilde yatarken, “Selim, ben… ilk defa, seni… Mert’le aldattım.” dedi
Selim, duyduğuna anlam verememiş gibi, “Ne?” dedi, Doğan’ı bir karış kadar geri çekilerek.
Doğan, “İlk defa sensiz biriyle operasyona katıldım ve,” kanlı elini havaya kaldırıp, “Seni aldattım.” dedi kurşun geçirmez yeleği göstererek.
Selim, yeleği görünce, “Bu ne lan?!. Sen ne zamandır bununla operasyona gider oldun, korkak?!” dedi.
Doğan, yine zorlanarak, “Evde, yaşına girmemiş bebek olduğundan beri oğlum.” dedi ve sesini toparlayıp acı çektiği de belli olacak şekilde, “Ana, baba, eş başkaymış, insan o an bebeğini düşünüyor.” dedi.
Alp, eliyle yaralarına bakıp, omuzla bacağından vurulduğunu gördü. Furkan ile birlikte yaralarına tampon yaptıktan sonra arabaya aldılar…
•~~~~•Nurseli,
Hoca, duasını bitirmeden telefonum çaldı. Filiz, “Acil gel, Doğan iyi, hastaneye gidiyoruz.” deyince, “Ne gerçekten mi?.. Tamam geliyorum hemen.” diyerek telefonu kapattım.
Hocadan müsade isteyerek, ayağa kalktım.
Kapıdan çıkarken geriye dönüp, “Hocam, hangi sureyi okuyordunuz?” diye sordum kendim de okumak için
“İnşirah suresi kızım, iç sıkıntısına okunur.”
“Tamam hocam, çok sağ olun.” diyerek dışarıya çıktım ve hızlı adımlarla emniyetin oraya geldim.
Hilde, arabada bizi bekliyordu, Selim Alp’in uyuduğunu görünce, “Beni neden götürmedin?” dedi, kendisinin de ihtiyacı olduğunu gösteren bakışla
“Reçeteyi aldım merak etme, “deyip arabaya bindim ve “Durum ne?” diye sordum.
Filiz: “Tam olarak bilmiyoruz ama yaralı işte.”
En son gittiği yerin neresi olduğunu bildiğim için, “Benim yüzümden.” dedim, bayılmayacak kadar kötü hissederek
Hilde, damar yolu açılmış kolunu gösterip, “Bu halde hiç gülemem kusura bakma, hatırlat bir ara güleceğim, aşırı iyiydi.” dedi
Elinin tersinde durduğum ve moralini daha çok bozmamak için susup yolu izlemeye başladım.
Hilde’nin telefon çalınca, göz yaşlarımı silip yana döndüm. Filiz, açıp hoparlöre aldıktan sonra telefonu Hilde’ye tuttu.
Ekranda, “Pek iyi polis” yazıyordu ama ses Selim’indi.
“Hilde, bak sana kocanı veriyorum.” dediğinde bu seferde heyecandan ağlamaya başlamıştık.
Hilde: “Kurban ol benim kocama, ver çabuk!”
Selim: “Al kardeşim, karın her zamanki gibi gudubet.”
Doğan abi, “Sana öyledir abiciğim, bana değil.” deyip susunca Hilde, “Komiser!.. Dua et benden önce seni bayıltsınlar tamam mı?.. Yoksa bittin sen.” dedi gayrı ciddi tehdit ederek.
Doğan abiden ses gelmeyince, Selim, “Ne dedin kız adama, uyuma numarası yapıyor.” dedi ve telefonu kapattı.
Aslında hepimiz bayıldığını biliyorduk.
Hilde de ağlayarak, “Bayıldı demiyor da.” deyip bana baktı.
Araba hastaneye giderken, ben geçmişe gittim… “Selim yaralandığında ben de böyle hastaneye gitseydim, ona bu kadar saplantılı aşık olur muydum” diye düşündüm.
Bir zamanlar Elif’in dediği gibi, en uzak, tanımayan kişiler bile etkilenmişti. Beni, Selim’e bu derece aşık eden de, o günkü kaybetme korkumdu ve o duyguyu hâlâ hissediyordum…
Bir gün; Selim’e olan aşkım bitse bile, bu duygum asla bitmeyecekti, çünkü onun gidişiyle bir defa karşılaşmıştım.
Hastaneye geldiğimiz de Doğan abi ameliyattaydı. İlk bilgilere göre, yelekte yedi kurşun vardı ve hepsi de ölümcül yerlere sıkılmıştı. Bunu abime yapanlar, yaralama niyetiyle yapmamış, tamamen öldürmeye teşebbüs etmişlerdi.
Doğan abi kendine geldiğinde durumu iyiydi. Direk odaya alındı ve yanına girdik.
O, ağır abi Doğan ve ondan daha ağırı, kaya Hilde, bir birine o kadar sıkı sarılıp vıcık vıcık öpüştü ki, gözümdeki bütün imajları yerle bir oldu.
Filiz’in kucağındaki çocuk onların değil gibi ve bu çocuğu yaparken ki işlemden biri bu değilmiş gibi oldum ve nedense onlara hiç yakıştıramadım…
Hilde, yatağın yanında elini tutarken; abim, başını kaldırıp, “İyiyim Hilde hatun, Selim Alp’e de yazık, eve gidin hadi.” dedi ama, eski kaya Hilde içeriden sinyal vererek, duymamış gibi Selim’e baktı ve, “Sen de, yan odan boşaltılmıştı?..” dedi, Doğan’da neden yapılmıyor der gibi
Selim, gizli emir içeren konuşmadan sonra bir şey söylemeden çıktı ve kendinde olduğu gibi yan odayı boşaltırdı.
Filiz, odada Selim Alp’e bakarken; ben, Selim, Furkan, Alp abi, Mert, Hilde gelen masanın etrafında oturuyorduk.
Alp abi; Furkan’la Selim’e bakıp, “Abi kendinize gelin, bu iş artık kızlıktan çıktı. Siz sidik yarıştırırken onlar almış yürüyor. Şimdi güçlerimizi birleştirmeyeceğiz de ne zaman birleştireceğiz?.. Aramızdan biri gidince mi?” dedi
Mert, “Alp Komiserim doğru söylüyor, kız ölürken ‘Yağız’ diye sayıklıyordu.” dedi
Sol kolumun bileğiyle; sağ dirseğime destek alıp, elimi gözüme siper etmiş, kimseye bakmazken, tanıdık ismi duyunca, birden başımı kaldırarak.. “Yağız’ mı dedi?” dedim
Benim; merakla baktığım Mert, cevap vermeyip Furkan ile Selim’e bakarken, ben; Alp abiye döndüm ve bir süredir düşündüğümü söyledim.
“Alp abi, burada en kıdemli ve sözü geçecek kişi sensin, bu Yağız beni kaçırırsa; bakın, benden başka suçu yoksa eğer bana bırakın. Onun hakkından ben gelmek istiyorum. Oldu ki bu çeteyle ilişkisi var, size onu kendi elimle getireceğim söz… Anlaştık mı?”
Furkan, sert şekilde, “Susacak mısın? Ağzının mühürleteyim mi?” dedikten sonra Doğan abi destekle, “Pes ya, bu kurşunları yerken bu kadar canım acımadı.” dedi
İkisini de takmadan Alp abiye dönüp, “Abi, sen bakma onlara, ben senden rica ediyorum. Hatta ısrar ediyorum… Tamam mı?.. Mert, sen en mantıklılarısın ya hani, sana diyorum, bunlara engel olacaksın, ikiniz!” dediğimde Selim daha fazla dayanamamış gibi kalkıp odadan çıktı.
Alp abi, bakışıyla Selim’in çıktığı kapıyı göstererek, “Kızım, kimi durdurayım ki?” deyince, “Ben bir şekilde seni arayacağım, emin ol, kimi durdurman gerekiyor ben söylerim.” dedikten sonra, “Siz diğer suçlarına bakın, ben kendi adaletimi kendim vereceğim.” dedim
Furkan, “Sabah ki gibi mi?” dedi, tekrar evlenelim dediğimi hatırlatarak.
Furkan’a cevap vermeden, Ben bi Filiz’e bakayım.” diyerek odadan çıktım…
Koridorda Selim’le göz göze geldikten sonra ben yan kapıdan, Selim’de çıktığım kapıdan içeri girdi…
•~~~~•Furkan, Nurseli’den sonra, “Mert, bu kız ciddi. Peşindekilere söyle gözlerini dört açsınlar.” deyince Hilde, “Ne diyorsun Furkan, saçmalama!” dedi
Furkan’ın, üzülerek, “Hilde, onlar beş saat birlikteydi, ne yaşadılar bilmiyoruz.” demesine karşılık tekrar, “Ne yani, neyden şüpheleniyorsun?” diye sordu
Furkan: “Biz onu bulduğumuzda gitme diye sayıklıyordu Hilde, örneğini çok gördüm, kimisi korktuğu için, kimi gerçekten sevdiğini söyleyerek birlikte olanları çok gördüm.”
Selim: “Gitme derken, baygın mıydı?”
Furkan: “Evet!”
Selim: “O pisliğe söylemiyordur.”
Furkan, tavırlı şekilde: “Evet, biliyorum sana söylüyor.”
Selim’de kendine acır gibi bakıp: “Öyledir kesin.”
Doğan araya girerek, “Acaba bu Yağız, kendi üzerine almış olabilir mi?” diye sordu
Furkan da, “Muhtemelen öyle, bir de şu videoyu çözebilseydik.” deyince Selim, “Ne videosu?” diye sordu
Furkan: “Yarım saatlik bir video.”
Selim: “Kimse izlemedi mi?”
Masada sessizlik olunca Selim, “Ne?!” dedi “Ne oluyor?” der gibi
Hilde, “Sevgiline sorsana, o izlemiş… Sen ne kadar güvenirsin bilemem ama biz güvenmiyoruz.” dedi
Selim, pişmanlığını belli eder gibi “Of”layıp yarasına bastırırken Doğan, ” Ah be kardeşim, o gece acele etmeseydin, kim bilir belki de bunların hiç biri yaşanmayacaktı.” dedi
Selim: “SUS!”
Doğan: “Sus’ değil mi?.. ‘Yapma’ dedim sana ‘bana bırak, ben bulayım’ dedim, ‘Ben gelene kadar bekle’ dedim dinlemedin sonra ne oldu?”
Selim: “SUSSANA ARTIK!”
Doğan: NE SUS NE?!. NURSELİ İLE FURKAN’I GÖRMESEYDİN!”
Selim, “YA!.. ‘SUS’ DEDİM!” deyip çıkmak için ayağa kalkınca Furkan kolundan tutup, “Hangi gece?” diye sordu
Selim, kolunu Furkan’dan kurtarmak için geriye savururken, “Bırak, yoksa fena olacak.” dedi
Furkan, hangi gece olduğunu anlayıp, “Sen yanlış anlamışsın, bi dur… Biz o evde hiç yalnız kalmadık… Annem ve Yasemin vardı… O gece de sadece beş dakika baş başa kaldık… O beş dakika da Nurseli’nin, ‘Selim yapma.’ demesi ile son buldu.” dedi
Furkan, o kadar ciddi söylüyordu ki; gözlerinde, mimiklerinde en ufak yalan ya da gizlilik yoktu.
“Ben, o gece sizin kardeş olamayacağınızı düşündüm. Sonra da geldim senin saçından alıp DNA yaptırdım. Nişan günü de Nurseli’ye verdim. Hemen vazgeçti, bir an bile düşünmedi… O, seni sevmekten hiç vazgeçmedi.”
Selim, iki kurşun yemiş, birinde ölümden dönmüştü ama hiç bu kadar canı acımamıştı.
•~~~~•Nurseli,
Selim’in bağırdığını duyup odaya geldiğimde; Furkan’ın, Selim’in kolunu tutmuş bir şeyler söylediğini gördüm ve, “Ne! Ne oluyor Furkan?” dedim, “kavga mı ediyorsunuz?” der gibi bakarak.
Furkan, “Bir şey yok, konuşuyoruz… Beyefendi, nerede ne yapacağını bilmiyormuş da abisi olarak yol gösteriyorum.” deyince, alay eder gibi bakıp, “Bırak sen, o yolunu bulur.” dedim
Hilde, bir eliyle masadan destekle kalkıp yanıma geldi, yanağımdan öptükten sonra, “Özür dilerim.” dedi
Odadakilere bakıp, “Bir yıldır herkes özür diliyor da, asıl özür dileyecek kişiler de ‘çıt’ yok.” dedim.
Öyle emindim ki; Selim, taşın sahibi olduğunu çok iyi biliyordu ve kuru özür bir işe de yaramazdı.
•~~~~•Doğan,
Nurseli ve Hilde dışarı çıkınca, Selim ve Alp’e bakarak, “Siz bana güvenmediniz ama ben size güvenerek bir şey anlatacağım… Kapıyı kapatın ve yanıma yaklaşın.” dedi
Mert, kapıyı kapattıktan sonra yanlarına geldi. Doğan, “Beyler, eğer şu an yaşıyorsam, beni kaçıran kişiler sayesinde. İki çatışma arasında kaldık ve ben öyle anladım ki, biri bize adamla kızı verirken, diğerleri ona engel olmaya çalışıyordu. Beni, arabaya almalarının sebebi, diğerleri öldürmesin diyeydi, beni onlardan korudu. Beni baygın zannedip konuşurlarken duydum. Beni tutan, ‘çabuk çabuk’ derken öndeki, ‘Onlar ikizimi öldürdü, biz ne yapıyoruz?’ dedi, beni tutan da, ‘Biz katil miyiz oğlum, saçma sapan konuşma’ dedi. Gözlerimi açtığımda bana bakıp, ‘Biz vefa borcumuzu ödedik, ama hiç birini biz öldürmedik… Yılmaz hariç, hepsini biz yaptık, Yılmaz’ı size verecektim ama büyük ihtimalle onu Yağız Efe yaptı. İz üstündeyim, beni görmezden gelirseniz size Yağız Efe’yi sağ vereceğim.’ dedi, sonra da beni kenarda indirdi.” dedi
Furkan, “O zaman, işe bunları öldürecek kadar düşmanları aramakla başlıyoruz.” dedi.
•~~~~•Nurseli,
Akşam olunca; yemek, çay derken gece yarısına doğru Alp Abi, Burçak ablaya, “Müsaade isteyelim mi sayın savcım, yarın çok işim var.” dedi,
**(“Kılıbıklığın ansiklopedisini yazarım” der gibi)**
Savcıdan izin, konuşmadan ayağa kalkmasıyla gelince, Alp abi de, “Doğan!.. Hadi oğlum, geçmiş gitmiş olsun. Rabbim bir daha göstermesin.” dedikten sonra bize bakıp, “Kim kiminle gidiyor?” diye sordu.
Kimseden ses çıkmayınca, “Peki, dediklerim anlaşılmıştır inşallah, yarın ekibi toplayıp toplantı yapalım. Şu yağız’la ilgili elimizde ne var bakalım.” dedi
Alp abi gidince Doğan abi, “Mert, kız tam olarak ne diyordu?” diye sordu.
Hepimiz Mert’e baktık…
“Komiserim, tam anlayamadım ama, ‘Seni seviyorum Yağız.’ dedi.”
Birden boş bulunup,”NNEE?!” diye sordum.
Furkan, ses tonumun nasıl çıktığına sinirlenerek, “Sanane!.. Seni neden bu kadar ilgilendiriyor ya?!. Yeter kızıyorum artık.” deyince, duymamış gibi Mert’e, “Kumanın biri elendi desene, geride ne kadar kaldı acaba?.. Kızın fotoğrafı var mı?” diye sordum.
Doğan abi, Hilde’ye dönüp, “Şu kızı götür, yoksa ben bi kalkarsam fena yapacağım.” dedi
Hilde, eliyle kapıyı gösterirken, gözüyle de çıkmamı işaret edip, “Çık git çocuğa bak, geri zekalı.” dedi
“Tamam be, gittim… Uykum var zaten.” dedim
Selim, sesi titreyerek, “Eve gidelim mi?” dedi
Ne der diye merak ederek Furkan’a baktım, o da, “Siz gidin, ben emniyete geçeceğim, hoş geldin uykusuz geceler.” dedi
“Öyle, yapacak bir şey yok?” deyip Mert’e, “Kızın adı ne?” diye sordum.
Burnundan sinirli bir nefes verdikten sonra, “Bilmiyorum!” dedi
Tekrar Furkan’a bakıp, “Neyse, isimsiz güzelin katilini bul da Yağız bey’in sevgilisinin katilleri, ellerini kollarını sallayarak dolaşmasın, değil mi ama!” dedim.
Selim, beni duymamış gibi, odadakilere, “Yarın görüşürüz.” deyip, kolumdan döndürerek, “Yürü!” dedi ve sırtımdan yarım adım atacak kadar itti.
Selim’in, elini belimde hissedince, tüylerim diken diken oldu ve Selim de fark etti
“Üşüdün mü?” demesine, “Hayır?” diyerek dışarı çıktım.
•~~~~•Mert, Selim’ler çıkınca, “Farkında mısınız?.. Ona hiç hakaret etmiyor,” dedi, en son adının yanına “bey” koyduğunu ima ederek.
Furkan, “Onun deyip dememesi s.refsiz olduğunu değiştirmez.” dedikten sonra, Hilde’ye bakıp, “Kusura bakma, sinirlerim bozuldu.” dedi
Doğan da, Hilde adına konuşarak, “Emin ol Hilde bunun mislini içinden geçiriyordur.” dedi…
•~~~~•Nurseli,
Arabanın yanına geldik, Selim kapıyı açtı, nişan günü de dahil bir yıldır bu hareketi yapmamıştı. Çekinerek koltuğa oturdum. Kemerimi de takınca sıra öpmeye gelmişti ki, korkarak kafamı koltuğa bastırdım.
Selim, torpido gözünü açtı, küçük bir not defterine, “Veresiye.” altına da “bir x” yazıp tekrar yerine koydu. Torpidoyu kapattıktan sonra koltuğuna oturup arabayı çalıştırdı.
Yolculuk bir süre sessiz geçti, çünkü ikimiz de ne konuşacağımızı bilmiyorduk. Selim’in telefonu çaldı, ekranda üç tane kızgın surat vardı, Selim açmadı.
Arama sonlanınca arkasından mesaj geldi. “Aşkım.”
O kadar sinir olmuştum ki, kendimi sakinleştirmek için kollarımı bağlayıp içimden saymaya başladım… Sinirlendiğimi anladığını düşündüğüm Selim, arabayı kenara çekti ve mesaja girip, “engelle’ye bastı…
Sonra da, Ayhan amiri aradı. İki üç çalışında Ayhan amir telefonu açtı, Selim’de hoparlöre alıp, “Amirim iyi geceler, rahatsız ediyorum kusura bakmayın.”
“Estağfurullah oğlum, hayırdır?”
“Sizden bir ricada bulunmuştum, akıbetini merak ettim de?”
Ayhan amir, “Ney?” diye sormadan direk, “Görüşmeler devam ediyor oğlum, malûm ha deyince olmuyor.” dedi
Selim, “Amirim, o zaman netleşene kadar emniyete gelemeyeceğim, kusura bakmayın… Sizden haber bekliyorum… Tekrar iyi akşamlar.” deyip kapatırken, Ayhan amirin son sözü, “Seli-” olmuştu
“Adamın yüzüne kapattın?” dedim, “Bu kadar saygısızlık ne zamandan beri var sende?” der gibi.
“Yooo kapatmadım.” dedi kendinden gayet emin, “İyi akşamlar.’ dedim ya!”
“Ama o bir şey söylüyordu?” dedim, bende duyduğumdan emin şekilde
Selim, bu soruma cevap vermeyince konu kapandı… Selim’le o kadar uzaklaşmıştık ki, aramızda tartışacak kadar bile bir şey kalmamış gibiydi ve acı olan da, bunu ikimizin de fark ediyor olmasıydı…
Evin önüne geldiğimizde; Selim, arabayı stop etti ama inmeye niyeti yok gibiydi.
Kemerini açtı, koltuğu geriye yatırdı. Ben ise; kemerimden sonra, kapıyı da açtım… Bir bacağım, bir kolum ve bedenimin yarısıyla dışarıya çıktıktan sonra, tekrar geri oturdum ve, “Kimden öğrendin?” dedim.
Ayhan amirin ona sormadığını o bana sorarak, “Neyi?” dedi
“O gece partiyi ağzından kim kaçırdı ya da kim söyledi?”
“Ne alakası var?” demeden, “Neden soruyorsun?” dedi
“Söyler misin?” dedikten sonra söylemeyeceğini anladım ve, “Ya da boş ver yaa, ben bulurum.” dedim
Ben çıkarken kolumu tutup, “Nur selin, özür dilerim.” dedi
“Neden? Ne oldu şimdi durup dururken?” dedim, normalde özür dilemeyeceğini bildiğim için.
“Ben çok kötü bir şey yaptım?”
“Ne o, yaptıklarına ek mi, yaptıklarından birinin kötü olduğunu yeni mi anladın?”
“İkincisi.”
“Hangisiymiş o, yıllar sonra özür dilemene sebep olan hatan?”
“Doğan’ın sözünü dinlemedim.”
“Ne zaman?”
“On ay önce, seni bulduğumda, Şile’de.”
“Ne olmuş ki orada?”
“Ben… O akşam oradaydım.”
“Hangi akşam ya?!.. Çıldıracağım!”
“İkinizi gördüm Nurselin, sizi gördüm yani… Doğan, ‘Gitme, beni bekle.’ dedi, onu dinleseydim sizi öyle görmezdim, Yeşim’le de asla olmazdım.”
Şok geçiriyor gibiydim, “Ne saçmalıyorsun sen ya? Nasıl yani, sen Furkan’la beni gördün ve onunla birlikte olduğumu mu düşündün… Üç saniye dışarıda, en fazla on saniyede içeride öpüşmemden onu mu çıkarttın, ki; onda da, senin adını sayıkladım… Ben, senin biriyle sevgili olduğunu duyduktan sonra, Furkan’a bir şeyler hissetmeye çalıştım ama olmadı, senin kadar sevemedim… Ya inanamıyorum, sen beni hiç mi tanımadın… Sen bana hiç mi güvenmedin… İki yıl ya iki… iki yılımı verdim sana, senin güvenini kazanamayacak neyimi gördün… Sen, ellerin Yeşim’in kıçında öpüşerek içeri girdiğin hâlde, o pislik, üç defa, ya üç defa yanımda test yapmasına rağmen senin öyle bir şey yaptığına inanmadım… Onun gösterdiği fotoğraflara videoya inanmadım. ‘Selim yapmaz’ dedim hep. İçimden zerre kadar inansaydım şu an furkan’la evlenmiş olurdum zaten… Aptal kafam, keşke senden önce, kendime güvenseydim. Belki bu kadar canım yanmazdı, kendime bu kadar haksızlık etmezdim.”
Selim, bir süre şaşırmış baktıktan sonra, “Olmadı, yemin ediyorum, Yeşim ile sandığın gibi bir şey olmadı.” dedi
“Ben sanmadım zaten mal!” dedim ilk defa ağzımla dolu dolu Selim’e hakaret ederek.
“Ben seni, abim zannediyorken bile bir kızla hayal edemezken, sennn nasıl olur da, benim bunu yaptığımı düşünürsün aklım almıyor.”
“Nurselin, özür dilerim.”
“Özür dileyecek bir şey yok, bitti gitti.” demeye hazırlanırken telefonuma arka arkaya mesajlar geldiğini duydum ve gelen fotoğrafların netliğini arttırmak için iki parmağımı bastırıp büyüttüm.
Numaraların olduğu mesajlara bakarken Furkan aradı. Ben de selim gibi telefonu açıp hoparlöre aldım
Furkan: “Ne haber?”
“İyi.” dedim, o kadar da iyi olmadığımı gösteren bir sesle
Anlamış gibi sesi titreyerek, “Vardınız mı?” dedi
Burnumdan aldığım derin nefesten sonra, “Evet, sen ne yaptın?” dedim “Keşke varmasaydık” der gibi
“Emniyete geldim çalışmaya devam.”
Bana gönderdiklerini kastederek, “Sen bunları ne ara yaptın?” diye sordum.
“Yanından dönünce söylemiştim, çocuklar da yapmış, biraz önce söylediler. Ben de sana attım, sen bak bakalım bu ikiliyi buluşturan yardımsever kimmiş?”
“Tamam.” demeden, “Sabah kaçta geleyim?” dedim
“Sana numaraları attım ya, daha niye geleceksin?” dediğinde, “Teşhis için be!” dedim
“Haa, pardon, dokuz?!”
“Dokuz geç değil mi?.. O kızı görmeden boğazımdan yemek geçmez, önce göreyim sonra sana kahvaltı ısmarlarım, hatta istersen kendi ellerimle hazırlarım.”
…Aslında, bu kadar numarayı tek başıma inceleyemeyeceğim için yardım istiyordum…
Kahvaltı teklifime, “Tamam” demedi ama, “Sabah görüşürüz, öptüm.” dedi
Selim, yanımda olmasına rağmen, “Ben de.” diyerek karşılık verdikten sonra, “Kolay gelsin, bir şey bulursan ara, biliyorsun ben de yatak nöbetine devam.” dedim
“İlacını içmiyor musun?”
“Evet, içmiyorum, içmeyeceğim de çünkü o ilaçlar çok sersemletiyor, yaniii, şuan Yağız’ı karşımda görsem tanıyamam, o derece.”
Furkan, yine sinirlenerek, “Şimdi, durup dururken nereden çıktı o?!” deyince, “Tamam be, kızma hemen… Kapatıyorum.” derken, telefonum çalmaya başladı. “Baksana, telefonum çalıyor sonra görüşürüz olur mu?” diyerek telefonu kapattım ve hemen cevaplaya bastım.
Atakan, “ALO!” dedi, açtığımdan emin olmak için.
“Ne haber yaa, sen beni arar mıydın?” diyerek sitem ediyordum ki, Atakan, telaşlı şekilde, “Selin!.. Çok acil bir şey söylemem lazım dur…
Hâle kaçırıldı.” dedi.
Atakan’a, “Ya bi dur sakin ol!.. Ne oldu?” diye sordum ondan daha fazla panikle
“Hâle kaçırıldı Selin, ben yoldayım, Selim abiye ulaşmak istiyorum.”
Selim, daha adını duyar duymaz toplandı ve telefonu alıp, “Bana anlat!.. Ama sakin!” dedi
Atakan anlatırken, Selim de hemen arabayı çalıştırıp sürmeye başladı
Atakan, anlatırken ben ağlamaya başladım. Neden bilmiyorum, sanki Hâle’yi de o kaçırmış gibi, “Yağız!.. Seni geberteceğim, Ona da bir şey yaparsan seni kendi ellerimle öldüreceğim.” diyerek ağlıyordum.
Selim, “Bi dur.” diyerek Furkan’ı aradı ve sonrasında Atakan’la konferans yaptı.
Furkan, Hâle’nin numarasını istedi ve bana yapıp başarılı olmadıkları yer tespitini, Atakan’ın verdiği numarayla yapmaya başladı…
Selim, “Ben geliyorum, sen de Alp’i ara.” deyip telefonu kapattıktan sonra emniyete doğru devam etti.
•~~~~•Furkan; Atakan’ın verdiği numaradan sinyal alınınca, yanına iki polis alarak hemen yola koyuldu.
•~~~~•Nurseli,
Boğaz köprüsünü geçerken Furkan arayıp, “Sinyal aldık, konum atıyorum gel.” deyince Selim, “Furkan, bekle!.. Alp’i aradım,” dedi
Furkan, “Bekleyemem, çıktım bile.” deyip kapatınca; Selim, hızını daha da arttırdı ve, “Ne yapmaya çalışıyorsun sen yaa, başına dert mi istiyorsun?” diyerek gıyabında kızdı.
•~~~~•Furkan, Çorlu çıkışında arabaya yaklaşınca, Hâle’ye bir şey yapmasınlar diye sirenlerini kapattı. Arabayı görünce de, aralarına bir kaç araba alacak kadar mesafeden takip etmeyi sürdürdü
Furkan, arka koltukta oturan Hâle ve yanındaki kişinin boğuştuğunu görüp ilk fırsatta durdurmaya karar vererek yakınlaşmaya başladı… Durdurmak için hamle yapacağı esnada, Hâle’nin tarafındaki kapının yavaşça açıldığını gördü ve, atlayacağını düşünerek, hemen kornaya basıp, selektör yaparak arabaya uyarıda bulundu.
Hâle’nin yanındaki adam, durumu fark edip kapıyı kapatırken, Furkan’da sirenleri açarak yaklaştı ve arabayı sollayıp camdan, “Sağa çek çabuk!” diyerek ileriyi işaret etti
Araba, durmak yerine daha da hızlanınca; Furkan, havaya ateş edip yan yana geldi ve silahını göstererek, “BİR SONRAKİ TEKERİNE GELECEK, SAĞA ÇEK. ÇABUK!” diye bağırdı
Teslim olan iki kişinin elinin görünmesinden beş yüz metre sonra durdular. Furkan, arabayı durdurup hemen Hâle’nin yanına doğru koştu. Hâle’de Furkan’ı tanıyıp ağlayarak sarıldı…
•~~~~•Nurseli,
Konuma geldiğimizde, Hâle ile Furkan sarılmış ağlıyordu. Selim, arabayı durdurup polislere yardıma giderken, ben bir süre onları izlemeye devam ettim.
O an; ikisini, ayakta titreyen bir ağaca benzettim… Kasırgada devrilmemek için direnen bir ağaç… Hâle’nin elleri titredikçe, Furkan daha çok sıkıyor gibiydi.
Gözüm, bir Selim’e bir Furkan’a bakarken, arabadan inip yavaş adımlarla onlara doğru yürüdüm…
Selim’in tuttuğu adam, Hale’nin şuan ki durumuna ve Atakan’ın ifadesine rağmen, “Biz birbirimizi seviyoruz, yanlış yapıyorsunuz, zorlamadım, gönlü vardı… Hâle, bir şey söysene.” deyince, Furkan geri çekildi ve sürekli Hâle’ye seslenen adamın yanına gelip var gücüyle vurarak yere düşürdü…
Selim; boşluğuna geldiği için, anlık şok geçirdikten sonra, Furkan’ı adamın üzerinden almaya çalıştı…
Furkan, her yumrukta, “Pislik, pislik, şerefsiz.” diyerek vuruyordu.
Selim ise; üzerinden kaldıramayınca, daha fazla yumruklamasına engel olup diğerlerinden yardım istedi…
Polis ile Selim birlik olup tutmasına rağmen Furkan’a güç yetiremiyorlardı…
Hâle ile aramızda on adım kadar kala, polisin yerden kaldırdığı adama bakmaya başladım… Yağız Efe olduğunu düşündüğüm için gözümü ondan ayırmıyordum… “Benimle yüzleşebilecek mi acaba” diye merak ederek yürümeye başladım…
Furkan ise, Selim’in kolundan kurtulup, bize doğru koşmaya başladı… Hâle ile yan yana geldiğimde kollarını açıp Hâle’ye sarıldı…
“Buldum seni, buldum… iyisin… Sana bir şey olmadı.”
Hâle, sakinleşmeye başlarken; Furkan, hâlâ titriyordu, “Korkma, ben yanındayım… Bitti artık.” deyişi Hâle’ye değil kendineydi…
Ben, o an hissettim ki, Furkan bana aşık olmamıştı, ben onun; geç bulduğu için, kendini suçladığı, vicdan yükünden başka bir şey değildim… Ben, Furkan’ı kahramanım ilan ederken, aslında onun Hâle’nin kahramanı olduğunu anlamam da çok sürmedi…
Onları sarılır hâlde bırakıp, Selim’e doğru yürüdüm ve adamın yüzüne baktım, yüzü gözü kan içindeydi ama, “Bu Yağız değil.” dedim kendimden emin şekilde.
Selim’de bana dönüp, “Yüzünü o kadar net hatırlıyorsun da, neden eşgal vermiyorsun Nurselin, neden?” dedi
Polislerden biri, bana şaşırarak bakan Selim’in yanına gelip, adamı ekip otosuna bindirdi…
Selim’in gözlerine bakarak, sorduğuna cevap vermek yerine, “Sen de Furkan gibisin?” dedim, geçte olsa vicdanının sevgisinin önüne geçtiğini anlayarak.
Bir ekip otosu yanımıza gelip, Selim’den bilgi almaya çalışırken, ben de Hâle’nin yanına gelip, “Biraz da ben alsam mı?” dedim
Furkan, ağladığını belli etmemeye çalışarak Hâle’ye, “Geçmiş olsun.” dedikten sonra yüzüme bakmadan Selim’lerin yanına gitti… Hâle ile sarıldığımda tekrar ağlamaya başladı ve, “Özür dilerim Selin, sana çok kızmıştım ama benim de aklıma ölümden başka bir şey gelmedi.” dedi
“Geçti, tamam. Şşşşş.” diyerek sakinleştirmeye çalıştım.
Polislerin, “Yanlış yapıyorsunuz Furkan komiserim.” demesiyle Hâle’yle ayrılıp onları izlemeye başladık.
Furkan, kendisiyle gelen polislere, “Ben gelene kadar kendine getirin, biraz da orada devam edeceğim.” dedikten sonra onları gönderdi.
Diğer polislerin elini sıkıp, bize doğru gelirken, dünya umurunda değilmiş gibi yürüyordu…
Selim de, arkasından diğer polislere bakarken mahçup gibiydi…
Furkan, yanımızdan geçerken, “Gidelim.” deyip Selim’in arabasına doğru yürüdü
Hâle de bana bakıp, “Abim, abimi arayalım. Merak etmiştir.” dedi
“Tamam.” deyip, arabadan telefonumu aldım ve Atakan’ı arayarak kardeşine verdim.
Selim, yüzü asık arabaya otururken, Hâle, “Abi, babaanneme, onu çok sevdiğini söyle.” deyince, “Ne diyorsun ya?!” dedim
Selim’le Furkan bilmiyordu ama, ben işin aslını bildiğim için şaşırmıştım…
Hâle’nin, “Abi iyiyim, gelme, dön.” demesine rağmen Atakan, “Geliyorum.” deyip kapatmıştı.
Bizim köyün havasını soluyan erkeklerde genel mizaç bu diyebilirdim ama Ali abi, Savaş ve Engin’in alakalarının olmadığını düşünüp vazgeçtim…
Selim, yüzünün asıklığının sebebini, telefon kapandıktan sonra, sert bir dille dile getirdi…
“Mal mısın oğlum, neydi bu şimdi, ne olacak, ne yapacağız?”
Ne olduğunu bilmediğimiz için sesimizi çıkarmadan dinlerken, Furkan karşılığını verdi.
“Ne olacaksa bana olur merak etme, hem ben sana gel demedim ki, ben kendim de halledebilirdim.”
“S.k hallederdin, gördük… Hadi geçmiş olsun, bir zamanlar işini temiz halleden Furkan komiser, bakalım bu işi nasıl temizleyecek?”
“Bu kadarla gönderileceksek durmayalım zaten birader, ne anlamı var?”
“Keşke gönderseler lan, insanda kafa bırakmıyorlar.”
“Bende de bir yıldır yoktu zaten, bir şey olmaz.” diyen Furkan, bu sözüyle de kalbime ok sallamıştı ama haberi yoktu…
Selim, Alp abiyi arayıp, “Tekirdağ girişinde yakaladık, oraya getiriyoruz.” deyince Alp abinin bağırmasını duyduk ama ne söylediğini, Selim’in, “Biz de söyledik abi, ama dinlemedi.” demesinden tahmin ettik…
Birlikte emniyete geldiğimizde, Hâle içeri girmek istemedi.
Neden gelmek istemediğini anlamak için baktığımda, “Onlar da burada!” dedi önümüzdeki ekip otosuna bakarak
Selim, “Evet buradalar… Ama seninle karşılaştırmayacağız… Hadi gel.” dedi
Dördümüz içeri girerken, Alp abi bizi karşılayıp, “Furkan!.. Bu iki oluyor.” dedi
Furkan: “İşime karışma, bu adamı mahvedeceğim, cezasını ben vereceğim.”
Alp abi: “Raporda ne diyeceğiz peki, karşı tarafın egosunu nasıl tatmin edeceksin Furkan?.. Ne demek başka şehirde kabadayılık taslayıp ellerinden suçlu almak…Selim, neden beklemediniz… Lan en son ne konuştuk ya?.. Daha on iki saat olmadı lan… Birlikte hareket edelim diyeli bir gün olmadı hem de Tekirdağ’dan almışsınız?”
Furkan, “Ne yapsaydım, arabayı bulmuşum, arkasından su döküp el mi sallasaydım?” deyince, Hâle araya girip, ağlamaktan şişen gözleri ile Alp abinin gözlerine bakarak, “Kızın ya da kardeşin olsaydım, bu dediklerini yapmadı diye kızar mıydın, yoksa kurtardı diye alnından mı öperdin?” dedi
Alp abi, gözlerini kısıp, “Ne okuyorsun bilmiyorum ama, senden iyi avukat olur küçük hanım.” dedi
Hâle ile kısa süreliğine bakışıp güldük çünkü Hâle, hukuk ikinci sınıf talebesiydi. “Komiserim, pek yakın zamanda elinden suçlu alırken de bu dediğini hatırlatacağım emin ol.” dedi
Hep birlikte Alp abinin odasına geçip ,toplantı masasına oturduk. Hâle hariç herkes çay aldı. Hâle, suyundan yudumlayıp, arada bana bakarak durumu anlatmaya başladı.
“Geçen sene arkadaşımın aracılığıyla çıkma teklif etti, fazla istekli değildim ama, iyi, namuslu, çalışkan, arkadaşların da teşvikiyle üç ay kadar çıktık. Sonra uyuşmadığımızı anladım ve ayrılmak istedim. Ona göre çok geçti, önümde iki seçenek vardı, o da; ya ölüm ya onunla olmak… Hemen karakola gidip şikayetçi oldum, altı ay uzaklaştırma aldı. Gün sayıyordu sanki… Son bir hafta kala, okul çıkışında parmağıyla yediyi gösterdi… Çok korktum ve ne yapacağımı bilemeden abimi aradım… ‘Abi!.. Her gün sesimi duymadan yatağa girme, okula geldim, okuldan çıktım, eve geldim, bu raporları vermezsem bil ki başım belada.’ dedim. ‘Hemen geleyim.’ dedi Ben de kabul etmedim ‘yok’ dedim. Biraz bekleyip tekrar uzaklaştırma isteyecektim. Sonra, abimle bir parola belirledik… uzaklaştırmanın saati dolar dolmaz da harekete geçti. Arabaya bindik, aynı saat yine abim aradı, ona, ‘Açmazsam, abim polisi arar, daha iki kilometre gitmeden çevirme ile karşılaşırız, demedi deme.’ dedim. Sonra telefonu açtım, parolamız olan, ‘Abi yoldayım, eve gidiyorum, sen ne yapıyorsun, babaannem nasıl, tansiyonu hâlâ yüksek mi?.’ dedim, sakin şekilde, ‘Ben de aynı işte, yengenin son günleri bekliyoruz falan, babaannem de sesini duyarsa daha iyi olur, seni çok sevdiği için naz yapıyor biliyorsun.’ dedi. Ben de, ‘Abi onu çok sevdiğimi söyle, kendine iyi baksın.’ dedim.”
Hâle anlatırken, birden komiğime gitti ve gülerek, “İğrençsin.” deyip geriye yaslandım.
Hâle, bana göz kırpıp, anlatmaya devam etti “Abime, yarın diğer hattı kullanacağımı buna sapık dadandığını söyledim. ‘Tamam canım, yarın görüşürüz.’ deyip telefonu kapattı. Sonra da onlar telefonumu alıp yola attılar.”
“Yanında telefon yoksa, biz sana nasıl ulaştık.” dedim teknik takibi kasdederek. Masanın altına eğilip, paçasından bir telefon çıkartarak masanın üzerine bıraktı ve, “Numarasını sadece abim biliyor, bir şey olursa polislere bu numarayı vermesini söylemiştim, size bu numarayı vermiş.” deyince; Alp abi alkışlarla, “Civan bir polisi daha kaçırmışız.” dedi
Ben de Alp ağabeyi tasdik ederek, “Değil mi abi, küçükken de böyleydi, bir plan yaptı, abisini hapisten kurtardık, planı duyan avukat abide, ‘Sen avukat olsana.’ demişti.” deyip Basri abiyi söyledim.
Hâle’de, “Avukatlık beni sarmayacak gibi, üstü düşünüyorum.” deyince, “Ay hadi inşallah, bir de buradan biriyle evlenirsen var ya, süper olur. Bak Alp abinin karısı da savcı.” dedim
Alp abi ellerine havaya kaldırıp, “Aklı olan kaçsın kardeşim.” dedi
Furkan, kimsenin Alp abiye karşılık vermediğini görünce Hâle’ye, “Seninle daha önce karşılaştık mı?” diye sordu
Hâle’de, beni göstererek, “Evet, birkaç defa, en son nişanda.” dedi
Omuzumu Hâle’ye dayayıp, “O köprülerin altından çok sular aktı.” dedim ama bütün köprülerim yıkılmıştı belli etmiyordum…
Selim, başıyla kalkmamı işaret etti ve Hâle ifadesini verirken Selim’in odasına geldik.
Selim, masasının üzerinden laptopu alarak camın önündeki uzun masaya oturup açtı ve yüzüme bakmadan, “Gel hadi başlayalım.” dedi
Ne söylemek istediğini anlamaya çalışır gibi baktığımda ise, tekrardan anlamayacağım şekilde, “Nereden başlayalım?” dedi
“Ne saçmaladığını anlamıyorum.” dedim mimiklerimle de belli ederek.
“Nereden öğrendiğimi soruyorsun ya, onu diyorum, nereden başlayalım?”
Selim, benimle birlikte kendisine de yapılan haksızlığı öğrenmeye çalışıyor gibiydi.
“Yeşim, ilk ve en çok kiminle konuştu onunla başlayalım.” dedim
Selim, “Tamam.” demeden Yeşim’in numarayı ezbere girerken, “Dur!” dedim ve eline bastırdım…
“Vazgeçtim!.. Benim numaramla başlayalım.”
Selim, ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı ama artık çok geçti… Eli, klavyede dona kaldı… Bir aydan fazla benimle nişanlı kalmıştı ama numaramı ezberlememişti. Her şeye dikkat eden, bir gördüğünü, duyduğunu asla unutmayan Selim, benim numaramı ezberlememişti.
Beş dakika kadar öylece kaldık ve bu beklemenin bir yere varmayacağını anladıktan sonra, işaret parmağını tutup, Yeşim’in numarasını yazdırdım
Tavırlı şekilde de, “Başlayalım da bitsin hadi.” demeyi ihmal etmedim.
Selim, “Sen kimden şüpheleniyorsun?” diye sorunca, “Bilmiyorum, ama sadece şunu biliyorum, O kız da benim yaşadıklarımı yaşayacak… Seninle evlenemeyecek… Bana söz vereceksin, o kız hariç kiminle evlenirsen evlen umurumda olmayacak anladın mı? Başla şimdi.” dedim,
Selim, gözlerimin içine bakıp, “Sen kiminle evleneceksin peki?” diye sordu
“Kiminle evlenirim bilmiyorum ama o kişi asla sen olmayacaksın… Artık onu biliyorum.” dedim
Selim, yüzü asılarak, “Yağız-” deyince, sözünü kesip, “Başlayalım mı?” dedim sorusunu havada bırakarak.
•~~~~•İfadesi alınan Hâle, imza atmak için görevlinin verdiği kağıdı okurken, karşısında oturan Furkan’ın baktığını hissedip, “Hâreye mi bakıyorsun?” diye sordu
Furkan, kendini toplamaya çalıştı ama belli etmişti bir defa…
Hâle, imzalayıp kağıdı verdikten sonra görevli ile Alp dışarı çıktı. Hâle, kalemi masaya bırakırken, “İsmimin kaynağı.” dedi
Furkan, “Sen nasıl görüyorsun?” diye sorunca Hâle, biraz düşündükten sonra, “Aslında çok kötü, kimseye belli etmiyorum ama sizi buğulu bir daire içinde görüyorum.” dedi ciddi bakarak
Furkan, biraz öne eğilip, şaşırarak gözlerine baktı ve, “AA!.. Gerçekten mi?” dedi
Hâle ise, inanacağını düşünmediği gibi, o an ki yüz ifadesinin komikliğine de dayanamayıp kahkaha atmaya başladı,
Kahkahanın arasına, “Şaka yaptım tabii ki!” deyip sonra yine devam etti.
Furkan, inandığı için kendine şaşırırken, hunharca kahkaha atan Hâle’ye, intikam alacak gibi bakmaya başladı.
Hâle, Furkan’ın inanmasından dolayı mahçup olarak, “Özür dilerim, ‘Hadi be!’ dersin, hiç olmadı gülersin zannettim, gerçekten inanacağını düşünmedim.” dedi bir yandan da gülmesini sürdürerek.
Furkan, kollarını bağladıktan sonra, geriye yaslanıp, sol bacağını sağa sola sallayarak, “Kapatalım mı bu mevzuyu?.. Aramızda kalsın lütfen, gecenin yorgunluğu ve stresinden oldu, yoksa ben de o kadar kolay kanmazdım yani.” deyip köpek dişiyle yanak derisini ısırdı.
Hâle, göz kırparak, “Tamam, kimseye söylemem, aramızda.” dedikten sonra, “Ama unutacağız değil mi?” diye sordu, Furkan’ın bakışlarının ne anlama geldiğini bilerek.
Furkan, “Elime düştün.” der gibi başını sağa sola sallayarak “Gidelim mi artık?” dedi
Hâle de mızmız çocuklar gibi dudaklarını büzerek, “Tamam.” deyip ayağa kalktı…
Selim’in odasına geldiklerinde, kapı açıktı. Nurseli; kolları bağlı, bacak bacak üstüne atmış olduğu hâlde bacağını sallıyor ve düşmanına bakar gibi ekrana bakıyordu.
Hâle, Furkan’a bakıp, “Ne oluyor?” der gibi göz kırptı. Furkan da, cevabının içeride olduğunu söyler gibi, başını ve mimiklerini yana seğirtip, kapıya vurdu.
•~~~~•Nurseli,
Bulduğumuz şey karşısında sinirime hakim olmaya çalışarak ekrana bakıyordum. Furkan ve Hâle odaya gelip, “Eee? Ne yapıyoruz, var mı bir şey?” diye sordu
Yan tarafıma dönerek, “Gel gel entrikaya gel.” dedim bir yandan da ekrandaki numaraları göstererek.
Furkan, “Çok mu kötü?” diye sordu
Ben de, ne kadar ve hangi boyutta olduğunu göstermek için, “OOO!.. Yüzyılın planı, film olsa oscar, altın, portakal, muz, limon, ne varsa hepsini alır… Gel de, nasıl piyon olmuşuz gör.” dedim
Selim; Furkan, yanına otururken, “Ben ekibi yenileyeceğim ya, ya da en iyisi beni de sen alsana, Evet evet ben de senin ekibe katılayım.” dedi.
Furkan, “Saçmalama, Yeşim bendeydi, senden kim?” diye sorunca, laptopu önüne çevirdim.
Ekranda yazan ismi görünce de, “Ne yalan söyleyeyim, ben Pınar zannetmiştim.” dedi
“Sebep o zaten, Zeynep hanım, ‘Ben sevdiğim ile olamadım bari arkadaşım olsun.’ demiş.” dedim, sinirden yüz hatlarımıda gererek.
Furkan, “O!.. iş bayağı derin,” dedikten sonra, “Yeşim ne peki?” diye sorunca, “O da, kazdığı kuyuya düşen mal.” deyip devam ettim,
“Yeşim, ne halt etti de yakalandı bilmiyorum ama, Zeynep bunu anlamış ve sürekli beni kötülemiş, Sultanahmet camisinden tut da, en son züccaciye camı, asılsız ihbara kadar her şeyimi anlatmış… ‘Selim komiser benden çok çekmiş’ dee, ‘o da mutlu olmayı hak ediyormuş’ da, ‘O yüzden destek oluyormuş’ da… Süzme salak da inanmış… Ben, Yeşim’in söylediklerine inanmamıştım, o zaman Yeşim peruk takmış, Selim otururken de yanına gelip oturmuş, Zeynep’te fotoğraflarını çekmiş, e be salaklar, insan bi düşünür, biz bir halt yapıyoruz da arkada delil bırakmayalım, ‘ver direk senden çekeyim’ desene geri zekalı, Hilde haklıymış yaa, papucuma komiser… Yeşim, benim arkadaşım sırdaşım ya, benim iyiliğimi istiyor ya, alttan alttan işlemeye başlıyor… Ben inanmadıkça da ispat getiriyor. İlk önce fotoğrafları gösterdi. Ben de dedim ki, ‘ille okşamayla, dokunmayla sevgili olunmaz ki.’ Sonra, Selim’e yazdığı mesajı gösterdi, ‘Komiserim iyi akşamlar, nasılsınız,’ işte Selim’de yazmış,’ iyiyim Yeşim sen nasılsın.’ falan. ‘Ben de iyiyim, bir şey soracaktım da, geçen sizin yanınızda sarışın bir kız vardı, tanıyamadım.’ Selim safı da yazmış, ‘Kız arkadaşımdı.’ diye.”
Selim, neye alındıysa araya girerek, “Başka şeyler de yazmıştı.” deyip saf olmadığını söylemeye çalıştı ama saftı hemde katıksız…
İğrenir gibi yüzüne bakıp, “AA! Öyle mi çok afedersin.” deyip mesajlardan devam ettim. “Komiserim, haddim olmayarak söylüyorum bence çok yakışıyorsunuz… Selim bey de, ‘Evet haddine değil.’ demek yerine, ‘Teşekkürler.’ yazıp gülen emoji göndermiş. Ulan ben müneccim miyim, nereden bileyim, kaldı ki ben yine ona inanmadım… Ama mallık bende çık karşısına patlat tokatı. İkisinin de aklı başına gelsin… Neyse, bu arada planın ikinci kısmına geçmişler,” dediğimde Furkan, “Yeşim beni sana, seni de bana da,” deyince, “E yaanii!” dedim, “Doğal olarak.” der gibi
“Sana ne dedi?” dedim Furkan’a, bana yaptıkları kadar iğrenç mi değil mi merak ederek
“Beni kahramanın gördüğünü, akşamları eve gelmemi istediğini, benimleyken korkmadığını, kötü rüya görmediğini falan.”
O kadar şaşırmıştım ki, bunu mimiklerimle de belli ederek, “Vay be!” dedim, “Ben nelerle uğraşırken ne oyunlara gelmişiz… Sonu zaten malum, o akşam ben onları gördüm Selim’i bitirdim, Selim Yeşim’in ne pislik olduğunu anladı onu bitirdi, ortamda Pınar’a kaldı. Ne süper plan değil mi?”
Hâle, “Sen ne gördün ki?” derken Furkan da, “Adice bir plan.” dedi,
Hâle’nin sorusuna cevap vermeden, Furkan’a bakıp, “Ama başarılı kabul edin, bükemediğin eli öpeceksin.” dedim
Furkan, “Ee!.. Bundan sonra ne yapacaksınız?” diye sorunca, derin bir nefes çekip, aynı şekilde verdikten sonra, “Ben önüme bakacağım, Selim Bey’in de önünde iki seçenek var. Ya Pınar’sız bir hayat, ya da benim yaşadıklarımı yaşamış Pınar’lı bir hayat.” dedim
Hâle, olayı bilmediği için bana kızarak: “Kızın ne suçu var?”
Ben Hâle’ye, “Emin ol vardır.” derken Furkan da, “Senin yaşadığını nasıl yaşatacaksın peki?” diye sordu.
Haftada en az bir kere aradığı için, beni kırmayacağına güvenerek, “Yağız’ım sağ olsun.” dedim ki, yanımda oturan Selim, “YETER ARTIK !” diyerek elinin tersiyle yüzüme tokat attı
Yüzümü tutup etrafa baktım…
“Daha ne kadar canımı acıtabilir ki?” diye kendi kendime sorarken, her yaptığı bir öncekinden daha ağır oluyordu…
Hâle, şaşırmış gibi bakarken, Furkan bu çıkışı bekliyor gibiydi…
Ayağa kalkıp koşmaya başladım…
Tam kapıdan çıkacaktım ki; Selim, kolumdan tutup kendine çekti ve ağlayarak sarıldı…
“Özür dilerim, affet, ne olur… Dayanamadım, tutamadım kendimi özür dilerim.”
Selim’den kurtulmaya çalışıp, “Senden nefret ediyorum, dua et ayrıyız… Bundan sonra yüzünü de görmek istemiyorum… Bırak beni!” dedim kollarında çırpınarak…
Selim, daha çok sarılıp: “Bırakmam, bırakamam.”
-“Bitti… Bu sondu… Sen git, toz konduramadığın Pınar’ınla ol, tamam mı?”
-“Umurumda değil Nurselin!.. Pınar da, Zeynep de, Yeşim de, hiçbiri umrumda değil… O pisliğe ‘benim’ demene dayanamadım.”
-“Yalan mı ha, yalan mı?! O ne kadar benim bilmiyorum ama ben onunum.”
Bu haykırmamın üzerine Selim; Beni bırakıp, belinden silahını çıkarttı, namluyu kalbine tuttu ve parmaklarımı tetiğe koyduktan sonra bir eliyle elime bastırıp, diğer eliyle de güvenliği açtı…
“SIK!” dedi gözlerime bakarak, “Sonra da git ve istediğinle ol… Çünkü bu can, bu tende oldukça seni asla ona bırakmayacağım.”