Furkan, yanımıza gelip, Selim’in elinin altından güvenliği kapatırken, benim elimden de silahı alıp, “Yetmez mi bu kadar acı çektiğiniz… Yeter artık, barışın… Seviyorsunuz işte, kabul edin… Kabul et Selim, engelin neyse de kurtul.” diyerek Selim’e baktı
Ben, başımı eğip yere bakarken; Selim, Furkan’ı duymamış gibi kollarımdan tutup kendine çekti ve sessizce sarılmayı tercih etti.
O an, kalp atışını ve yutkunmada yaşadığı zorluğu gördüm ve Zeynep’in oyununu çözdüğüm gibi, Selim’le aramdaki engeli de bulmaya karar verdim…
Furkan, bizden bir cacık olmayacağını farketmiş olacak ki, “Eee, hadi burada yapacak bir şey kalmadı, çıkalım.” dedi
“Bi arasana şerefsizleri ne yapmışlar, ona göre çıkalım.” dedi Selim, bana sarılmasını sürdürerek
Furkan da, “Onlar nöbetçi mahkemeye sevk edildi.” deyince, Selim elimi tutup, “Tamam, çıkalım o zaman.” dedi
“Hâle, Atakan’ı arasana neredeymiş.” diye sordum, bir yandan da elimi Selim’den çekmeye çalışarak
çekmeyeyim diye, açık parmaklarıma parmaklarını kenetlerken, “BIRAK!” diye haykırmak istedim içimden, “Git, o engelin neyse, ona git, bırak beni.”
Hâle’de, “Yeni aradım, ‘sabaha ancak gelirim’ dedi.” diyerek soruma cevap verince, “Sen bakma ona, kesin basmış geliyordur, merak etmeyelim diye öyle söylemiştir.” dedim
Ben, Selim’in sıktığı elimi kapatmamakta ısrar ederken, merdivenlerden indik ve arabanın yanına geldik.
Furkan, “Bize gidelim.” dedi, en yakın benim ki der gibi.
Ben de, “Sizin ev de iyice kadın sığınma evine dönecek, her kaçırılan oraya.” dedim, Bir zamanlar kendimi de katarak.
Furkan, sinirlenmiş gibi, “Selim, bir tane de benim için patlatsana ya.” deyince, ben hayal kırıklığı içinde bakarken Hâle’de sinirli şekilde bakıyordu.
Furkan, benim bakışımı farketmemiş ama Hâle’ninkinden irkilmiş gibi, “Ooo! Resmen harelerin içinden kıvılcımları görüyorum… Şaka yaptım ya!” dedi
Hâle’de sert bakışlarıyla birlikte, “Komik mi?” derken, harfleri ile dövüyordu sanki
Furkan, “Seninki kadar değildi, kabul.” dedi
Hâle, “Bence de değil, bana gidiyoruz… Biraz uyuyup okula gideceğim.” dedi “itiraz istemiyorum.” der gibi
Erkekler bir şey söylemeden, “Biz sabah adli tıpa gideceğiz ama.” dedim
Furkan, “Ben oraya gelip seni alırım.” deyince saate baktım: “Gidişin bir saat, gelişinde bir saat, ee iki saat için mi eve gideceksin… Sen de bizle gel, sabah geçeriz.”
Furkan: “Seni Selim getirse, başka yerde işim var, yolum ters.”
Hâle, gözlerini belertip Furkan’a baktı ve, “Yalvaralım mı?!. ‘Gel’ diyorlarsa gel işte.” dedi bir saat önce, kendini kaçıranlardan kurtarıp, bir de üstüne oturup o adamı tekme tokat döven kişiye… Hâle’nin bu yapısı hep Atakan yüzündendi, onu erkek gibi yetiştirip, İstanbul’a salmıştı…
“Öyle bakma ya korkuyorum.” diyen Furkan, alt dudağı geriye katladı
Hâle: “Bin gidelim o zaman… Bak, ben uykusuz kalınca, bu gözler daha sinirli oluyor.”
Furkan, artık itiraz etmeyip, “Rahatsızlık vermeseydim.” diyerek geleceğinin sinyalini verince, Hâle de, “Horlamıyorsan problem yok.” dedi.
Furkan ile Hâle önde, Selim ile ben arkada Hâle’nin eve doğru hareket ettik.
Hâle, bahçe kapısını açınca, Furkan evi hatırlayıp, “Bu evde tek mi kalıyordun?” diye sordu
Hâle, bir yıldır kaldığı için gayet rahat, “Evet!” deyince de, “Korkmuyor musun?” dedi
Hâle, elindeki anahtarlıktan evinkini ararken, “Korkmuyordum, ama artık bir tık tırstım gibi.” dedi
Ben, Hâle’nin yanından geçip, merdivenlerin önündeki kanepeye oturdum ve, “Ben biraz burada takılsam, özlemişim.” dedim
Selim, Atakan’ı arayıp, “Neredesin, biz sizdeyiz… dikkatli gel.” derken, yüzsüzce yanıma oturup geriye yaslandı.
Cebimdeki silahı masaya bırakıp, “Siz yatın. benim uykum yok, Atakan’ı bekleyeceğim.” dediğimde Hâle, “Sen de silah mı var?” dedi şaşırarak,
Kaçırıldığımı söyleyen Atakan, anlaşılan silah bulundurma sebebimi söylememişti…
Silahı alıp, kurşunu namluya çekme hareketi yaptıktan sonra, Hâle’ye tuttuğum da, ürküp bir adım geri attı.
Sırtı, Furkan’a yaslanınca durup bana baktı… Furkan da Hâle’yi korkuttuğum için bana kızdı…
Ben de gülüp, “Korkma korkma, güvenlik kapalı… Bak sıkılmıyor.” dedim ve havaya tutup gösterdim
Hâle, “İndir şunu aptal, şeytan doldurur.” diyerek bana kızınca, silaha bakıp, “Yooo!.. Ben dolduruyorum.” dedim alaycı bir tavırla
Furkan hayıflanarak, “İyi ki bir şey öğrettim, pişman et tamam mı?” deyip Selim’in karşısına oturdu.
Hâle, üçümüzün uyumaya niyetinin olmadığını görünce, “Kahveler nasıl olsun, malûm bizi aşağısı kurtarmaz.” deyince, Furkan ile kendimi gösterip, “Bizimki orta olsun.” dedikten sonra Selim’i işaret ettim ve, “Bununkinin nasıl olduğunu bilmiyorum, zira iki yıldır tanıdığım Selim ile uzaktan yakından alakası olmadığı için.” dedim.
Selim, “Ben de orta alayım Hâle, uğraştırmayayım.” dedi hâlâ sade içtiğini ima ederek.
Hâle, eve girip on dakikada yapacağı kahveleri getirmeyince, başka işi olduğunu düşünüp yanına çıkmadım…
O da, yarım saat sonra elinde yemekler olan tepsiyle dışarı çıktı. Furkan, Hâle’yi görünce hemen ayağa kalkıp merdivenlerin yarısında tepsiye aldı…
Selim, tepsiyi görüp, “Köy kızlarının hepsi mi böyle maharetli ya, kahve diye gidiyor koca tepsiyle dönüyor.” derken; ben, Furkan’ın bana hislerinin sevgiye dönüştüğü süreci hatırladım. Gülbahar annenin her fırsatta yap dediği şeyi, şuan Furkan kendiliğinden ve çekinerek yapıyordu…
Yasemin ablanın, Mert’in, Yeşim’in aylarca uğraştığı şeyi, Hâle’yi kaçıranlar bir gece de yapmış gibiydi…
Hâle, Furkan’ın aksine, daha rahat şekilde, “Öğlen az yedim, mutfağa girince de acıktığımı fark ettim, en pratik bunlar vardı.” deyince, “Neden söylemedin, yardıma gelirdim.” dedim
Hâle, gözlerime bakıp, “Aynaya bakıyor musun Sen!.. Ruh gibisin, en son ne zaman deliksiz uyudun?” diye sordu
Biraz düşündükten sonra, “Bir buçuk yıl oluyor herhalde.” dedim.
Hâle: “Yok artık pes, doktora gittin mi?”
“Gittim, Atakan’da verdiği gibi ilaç verdi… Onu da biliyorsun akşama kadar mala bağlatıyor, bana akıl lazım olunca da bıraktım bu hale geldim işte.” dedim
“Tekrar gitsene?!”
“Ne diyeceğim doktora? Verdiği ilaçları bile kullanmamışken.”
Hâle, son olayların birazını bildiği için, “Biliyorum Selin, düştün… Ama artık kalk be, kalkmaya çalış.” dedi
Kendime acır gibi, “Hâle’m, can parem… Ben kalkmaya çalıştıkça sırtıma bastırıyorlar, tam ‘kalktım’ diyorum, adım atmam da ayağımı kaydırıyorlar… Yoruldum artık, o yüzden de böyle devam edeceğim.” dedim
Hâle, “Söz veriyorum, elimden ne geliyorsa yapacağım ve yapacağız.” deyince, “Nazlı’nın ne kadarı kaldı?” diye sordum, “eski üçlü bir araya gelsin artık” diye düşünerek
“İki haftası kaldı, iki hafta sonra gelmezse sezeryanla alacaklar…”
“Ne bekliyormuş ?” dedim bebeği kastederek
“Herkes senin gibi erkenden gelmiyorsa.” demek, deyip göz kırptıktan sonra: “Son gününe kadar yatacak galiba paşamız… Normalde kırk çıkınca gelmeyi düşünüyorlardı ama bakalım bu olayla ne olacak.”
Biz konuşurken; Furkan, tavuktan yiyip, “Bunlar ne kadar güzelmiş, hangi marka?.. Ben de alayım.” deyince Hâle, tebessüm ederek, “Hâle kasap.” dedikten sonra, “Ben yaptım.” dedi
“Nasıl ya?!”
“Normal… Tavuğu alıyorum, baharatladıktan sonra porsiyon yapıp, donduruyorum… Sabah okula giderken çıkartıyorum, akşam da kızartıp yiyorum… Hazır değil yani.”
Furkan: “Hadi ya, ben hazır sandım… Vallahi çok güzelmiş.”
Selim, elini tutup: “Yavaş oğlum boğulacaksın… Elinden almıyorlar.”
Furkan, yıllardır aç gibi: “Bir şey olmaz merak etme.”
Hâle: “Bırak bırak yesin.”
Selim, “Ben çok aç değilim al benimkini de ye.” diyerek tabağı verince Furkan, gülümseyerek, “Sağ ol birader, ‘Hayır.’ diyemeyeceğim.” diyerek tabağı aldı
Geriye yaslanıp, derin bir nefes aldıktan sonra, “Oohh!” diyerek geri bıraktım.
Furkan ve Selim bana bakınca, ölüm döşeğinde huzurla ölen yaşlı gibi, “Şu an o kadar mutluyum ki, ölsem gözüm açık gitmez.” dedim, Onları tekrar yakın arkadaş gibi gördüğüm için.
Bana öyle geliyordu ki, onlar da ne söylediğimi anlamıştı… Gerçek olmayan bir aşk için aralarını bozup, düşman olmaya gerek olmadığının farkına varmışlardı…
Yemekten sonra, Furkan parmaklarını yalayınca, Selim, “Onları da yeme, yine lazım olur.” deyip göz kırptı
Furkan, onu duymamış gibi, “Eline sağlık.” dedi, Hâle’ye bakarak
Hâle, “Afiyet olsun.” derken, boş tabakları getirdiği tepsiye istifledi
“Bulaşıklar da benden.” diyerek ayağa kalktım ve tepsiyi almak istedim.
Selim, biraz önce Furkan’ın getirdiği tepsiyi eline alarak, “Ben götürürüm geç.” deyip bana yol verirken, Hâle’ye de, “Müsaade var mı?” dedi
Hâle, “Buyur abi geç, ama siz mutfağa bırakın, ben yaparım, zahmet etmeyin.” deyince Ben “Çok konuşmasana, sen sabun ver de Furkan elini yüzünü yıkasın.” deyip Furkan’ı işaret ettim ve, “Şuna bak, çocuk gibi her yerine bulaştırmış.” diyerek de sebebini söyledim.
Furkan, dudaklarını parmak içlerine silip, “O kadar mı kötü ya?” diye sorunca, Hâle, “Yok yok abartıyor.” dedi gayrı ciddi…
Parmaklarına bulaşan yağı gören Furkan, gerçekten ihtiyacı olduğunu üzülerek belli ederken, Hâle göz kırpıp, “Şurada musluk var, Ben sabunla havlu getireyim.” derken, evin sağına dönen ilk duvarı işaret etti.
Hâle, alt katın kapısını açıp oradan sabun ve havlu almaya giderken, biz de üst kata çıktık.
Nurseli ile Selim yukarıdayken, Furkan ve Hâle lavabonun yanında konuşmaya başladı.
Hâle, “Teşekkür ederim.” deyince Furkan, düşünerek, “Neden?” diye sordu
“Beni kurtardın.”
“Ben de teşekkür ederim.”
“Sen neden ediyorsun ki?”
“Vazgeçmediğin için, ölüm çare değil.”
“Sen gördün mü?”
“Evet gördüm, kornaya basan bendim.”
“O ânı yaşamayan anlamıyor, birkaç takla atar kurtulurum sandım.”
“O hızla giden bir arabadan sağ kurtulamazdın.”
“Aramızda kalabilir mi?”
“Kalsın bakalım… O da, o güzel tavuğun hatrına ama.”
“İyi, ben sana diğer paketlerden de vereyim, olay hepten kapansın.”
“Sen görev başındaki bir polise rüşvet mi teklif ediyorsun?!”
“Evet!”
“Kabul edildi… Anlaştık.”
•~~~~•Nurseli,
Selim, tepsiyi tezgaha bırakıp, “Sen bu evin yabancısı değil gibisin, daha önce geldin mi?” diye sordu
“Evet geldim, hatta kaldım da. Sizin oraya taşınana kadar annemlerle birlikte kaldım.”
“Ne zaman geldin?”
“Ne zaman geldiimm?!. Ben buraya geldiğimde sen iki haftalık rapor almıştın.”
“Ne zaman karar verdin?”
“Gülbahar anne, Furkan’a, ’emanet’ dediğinde; dedim, ‘Ben babama kimin emanetiyim.’ sonra o evden ayrılmak istedim, Furkan beni getirdi ama sen gitmiştin.”
“Peki, kimin emanetsin öğrendin mi?”
“Allah’u teâlâ’nın işte…”
Selim, derin bir nefes çekip yutkunurken, ben de, bir yandan mutfağı toplayıp bir yandan da Furkan ile aramdaki geçenleri anlattım.
Ben, “İki hafta Hastanede kalınca alışkanlık oldu, yalnız kalmaya korkuyordum.” deyince, “Neden hastanede iki hafta kaldın ki?” diye sordu
“Kaburgalarım kırık olduğu için.” dediğimde Selim, elindeki kaşıkları yere düşürürken, “Ne?!. Neden?!.” dedi
“Yağız kırdı.” dedim sanki hatırlıyor muşum gibi. Ben, herkesin bilip de, onun nasıl bilmediğine şaşırırken o sebebini sordu.
“Neden kırdı?”
“Bilmem, ben ona bir şey yaptım herhalde?”
“Hatırlamıyor musun?” derken, yüzünden zorlandığı o kadar belli oluyordu ki, dolan gözlerine bakmamaya çalışarak, “Önceden hatırlıyordum ama sonrasında Yeşim unutturdu.” deyip, konuyu kapatmak istedim.
Bulaşıkları yıkadıktan sonra, kahve yapıp masaya getirdik… Kahveleri içerken kapıya yanaşan araba sesini duyup ayağa kalktık. Atakan gelmişti… Onun hızında, biz de kapıya doğru koştuk ve kapıyı açıp ikimiz birden Atakan’a sarıldık… Atakan, geriye doğru sarsılınca, “Abi siz bu kızlara ne yapıyorsunuz ya, ben evli barklı çoluk çocuk sahibi adamım, bir salın ya, koca polisler.” dedi arkaya seslenerek.
İkimiz de hem sarılıyor hem ağlıyorduk.
Atakan’da yutkunmakta zorlanıyordu ama belli etmiyordu… Ben kapıyı kapatırken, Atakan’da elini yüzünü yıkayıp masaya geçti.
Furkan ile Selim, tokalaştıktan sonra; kanepeye yan yana otururken, ben Atakan’ın sağına, Hâle de masanın diğer köşesinden soluna oturdu.
Hâle, kahvesini uzatıp, ‘İçer misin?” diye sorunca Atakan, “Yok kızım ya, yatacağım… Uykumu kaçırtma gece gece.” dedikten sonra, “Ne oldu, durumlar ne?” diye sordu
“Adamlar tutuklandı, mahkeme günü ne olacak, onu da o zaman göreceğiz.” deyip cevaplayan Selim, serbest kalacaklarının sinyalini veriyor gibi bakıyordu.
Atakan, kolunu Hâle’nin omuzuna atmaya çalışarak, “Kız, babaannemi bu kadar sevdiğini bilmezdim.” dedi
Hâle de, “Abi şu an seviyorum, anneannemden bile çok sevcem neredeyse.” deyince, “Abartma be o kadar da değil.” dedim
Selim ile Furkan merak eder gibi bakarken Selim sordu: “Ne yaptı bu kadın size ya, ben hayâl meyal hatırlıyorum, çok tatlı bir kadındı.”
Hâle, yüzünü asıp, “Size öyleydi evet ama bize değil. Hatta bizden çok annemize.” diyerek anlatmaya başladı. “Anneme hiç rahat vermedi, neredeyse ayıracaktı ya, o derece… Annemi hiç sevmedi ve bizi de tabii.”
Furkan, “Neden sevmedi ki?” deyince Atakan bana bakıp, “Söyleyeyim mi?” diye sordu
“Sen dur, ben söyleyeyim.” deyip anlatmaya başladım.
“Onun babaannesi, gelin olarak Selim’in annesini istiyormuş, Adem amca da Türkân teyzeye aşık olup onu istemiş.”
Selim şaşırırken, Hâle devam edip, “Beni, hele beni, kız torunum diye var ya hiç sevmedi.” dedi işaret parmağı ile de kendini göstererek.
Furkan, araya girip, “AA!.. Neden?.. Halbuki ne kadar güzelsin, hele gözlerin.” deyince, Atakan gözlerini belertip, “Bak!.. Bende de var o gözlerin aynısından.” dedi
Furkan, karanlıkta bile belli olan yüzünün kızarıklığıyla, “Karanlıkta fark edememişim… Evet, senin gözlerin de çok güzel.” deyip, konuştukça daha beter batınca, yardımına Hâle yetişti ve, “Babaannem erkek torun istiyordu, anneme de sürekli, ‘Selma erkek kuyusu bak, maşallah.’ deyip durdu… Biz o zamanlar anlamazdık, annem yemeği az tuzlu yapsın, ‘Git de Selma’dan azıcık karılık öğren.’ derdi… Babaannem yüzünden ben senin annenden nefret ettim.” deyip Selim’e baktıktan sonra devam etti…
“Böyle olunca, bende dersten çok, evde yemek işine kaptırdım kendimi, olur da kaynanam beni sevmezse, işimden yemeğimden kocama baskı yapmasın diye.”
Hâle, susunca, “Tamam canım, unut artık, bitti gitti, kadın öldü, yaptıklarının karşılığını Rabb’imiz verir ona.” dedim
Furkan, “Öldü!’ derken?” deyip şaşırırken, Selim de, “Ne zaman?” dedi
Atakan, Selim’e cevap olarak, “Biz orta okuldaydık, Yavuz amca, ‘Selim de akedemi de yatılı okuyor, gelemedi.’ demişti. ‘Akademi ne?’ diye sordum, ‘Polis olacak inşaallah.’ demişti, senin kaçıncı senendi bilmiyorum.” dedi
Selim, “Evet, ‘cenaze var’ demişlerdi hatırladım, o babaanneniz miymiş?” dedi
Hâle, “Maalesef evet,” dedikten sonra, “Yok abi yok, ben yine nefret ettim, geri aldım.” deyince Selim, “O yüzden mi Kaan’ı istemedin?” diye sordu
Hâle, “Kaan?!” derken ilk defa duymuş gibiydi
“Kardeşim.”
Selim’in yanlış anlamasını düzeltmek için, “Benim haberim yok, olsa da istemezdim… Ben, annemle babam gibi olmak istiyorum, içten içe yanmak ama birbirine bile belli etmemek.” dedi Hâle, hayalini de araya sıkıştırarak.
Atakan: “O geçmişte kaldı kızım, yok artık öyle aşklar.”
Hâle: “Neden?.. Sen öyleydin abi.”
Atakan, “Öyleydik de ne oldu, ilk darbede yıkıldık.” dedikten sonra, “Neyse uzatmayacağım, Biz olamadık siz olursunuz inşaallah… Eee düğün ne zaman?” deyince, ortam birden sessizleşti…
Atakan, “Ne? Abiii?.. Bir sorun mu var yoksa?” deyince, ayrıldığımızı bilmediğini anladım… “Atakan.” dedim ağlayacak gibi bakarak
Bana dönerek, “NEEE?!” diye bağırınca, “Beni aldattı.” deyip, direk ayrılma sebebimi söyledim.
Atakan, bir zamanlar, “Abin olacağım.” sözünü yerine getirerek, “Ne diyorsun ya?” deyip Selim’e baktı.
“Duymadın mı?” dedim orada Engin’in de olduğunu bildiğim için.
“Nereden duyayım, duysam aramaz mıydım?”
Ben, “Engin biliyor, gördü, doğum gününde… Eve kız getirdi.” dediğim de, Furkan Hâle’ye bakıp, “İnanma, biraz önceki oyunlardan biri.” dedi
Selim, sus pus otururken, Furkan savunmaya geçince sinirlendim ve, “Ne inanma ya?! Yalan mı söylüyorum?” diye bağırdım.
Yine Furkan, “Biz buraya gelmeden ne yaptık, numara olduğunu anlamadın mı?..Daha ne?” dedi, neredeyse koluma takıp nikâh dairesine gitmemi ister gibi
“Tamam abi Tamam!.. Al… Bana iki ay bakan kızla, benden ayrılmak için yalandan sarmaş dolaş eve girdi… Ben de ayrıldım… Oldu mu?” dedim, yine Furkan’a çıkışarak.
Atakan, “Ne olmuş böyle ya?.. Abi, senin derdin neydi ki?.. Neden böyle bir şey yaptın?” dedi bir süredir varlığı sadece bedeniyle belli olan Selim’e
Selim’de, sesi derinden ve cılız bir şekilde çıkarak, “Sebebi bende kalsın…” deyip Tekrar susunca, Furkan’a sinirimi devam ettirerek, “Bana tokat attığına ne diyeceksin?” dedim
Atakan, bu sefer sinirle, “Abi’ dedik de, sen hayırdır?.. Ne demek vurmak?! Hâle, doğru mu?” diyerek tasdik istedi
Hâle’de, “Evet abi doğru.” deyince Atakan, “Bu gecenin sonuna geldik beyler, iyi geceler.” deyip kapıyı gösterdi
Selim, “Size de.” deyip ayağa kalkacakken Furkan omuzundan tutup, engel oldu ve, “Yargısız infaz mı yapacaksın?.. Sebebinin ne olduğunu sormayacak mısın?” dedi, tokatta da Selim’e hak vermiş gibi
Selim, yine susarken, Hâle Furkan’a bakıp, sertçe: “Ne demek yargısız infaz, kadına şiddetin, ne gibi geçerli sebebi olabilir acaba söyler misin?..”
Furkan: “Nurseli kışkırtıcı konuşmasa, Selim bunu yapacak biri değil.”
Hâle: “Utanmasanız ‘eline sağlık’ diyeceksiniz, bu demek oluyor ki, siz de şiddet ile çözüme ulaşanlardansınız.”
“Ben vurmazdım, giderdim, arkama bile bakmazdım, çünkü o laflar yenilir yutulur laf değil Hâle hanım.”
Hâle: “Öyle mi Furkan bey, bu kızın arkasından dönen dolaplar, yenilir yutulur ama değil mi?.. Çünkü o kadın?”
“Bu işin kadını erkeği olmaz, onur kırıcı lafı kadın da edemez erkek de!”
Atakan, Hâle’nin konuşmasına fırsat vermeyip, “Furkan bey, neymiş bakalım?.. Bir de ben duyayım.” diye sordu
Furkan: “Ş.refsizin adını ve yüzünü hatırladığı halde bize eşkal vermiyor… Bu akşam da, bir komisere, ‘Beni kaçırırsa, sakın bunlara aratma, beni bulursanız kendi isteğimle gittim.’ derim.’ dedi.”
Atakan: “Bu yüzden mi vurdu?”
Furkan: “Hayır! Şerefsize, ‘Yağız’ım.’ dedi, evlenecek galiba.”
Atakan, bu sefer bana dönüp, “Doğru mu?” diye sordu
Cevap vermeden, başımı öne eğip sessiz kalınca, bu sefer de bana kızıp, “Kızım sen mal mısın?” dedi
Hâle, “Abi!” deyip, bana destek olacakken, “Sen sus, bir de haklı haksız tartışıyorsun burada.” diyerek susturdu
Atakan’ın kızmasına rağmen, “Vurmak çözüm mü?” deyince de, vurulan ben değil mişim gibi: “Evet kızım çözüm, ‘nush ile uslanmayanın hakkı kötektir’ demiş Ziya paşa…. Selim abi hangi elinde vurdun, ver öpeceğim.”
Hâle’den sonra ben, “Bir de plaket tak.” diyecektim ki, Atakan, sözümü kesip, “Sus!.. Sakın sesini çıkartma!.. Kızım sen mal mısın?.. Ağzımı bozduracaksın şimdi… Lan, benimle evlenmemek için, bu salağın aklına uyup muayene olmadın mı?.. O ne peki?!”
“Ondan intikamımı kendim alacağım… Tamam mı?.. Ayrıca sen farklıydın… Ben senden zerre şüphelenmedim… O yüzden yaptım.”
Atakan, “Sen o gün hapishaneye gelip, ‘Yapsaydın bile seninle evlenmezdim.’ demedin mi?.. Şimdi ne oldu, adama aşık mı oldun?” deyince tüylerim diken diken oldu ve “S.Saçmalama!.. Hayır!.. Ne alakası var?!. Neden herkes öyle söylüyor ya?!” dedim
Atakan, “Bak öyleyse eğer söyle.” deyince, “Saçmalama kim öyle birine aşık olur?” dedim, şaşırarak
Furkan, bana acır gibi bakarak: “Var kızım, var öyle bir hastalık!.. Aşık olanı da, güle oynaya düğün yapanı da gördüm.”
Hâle: “Varsa söyle, bir şey yapalım, tedavi ettirelim.”
Bu sefer de kendimi Hâle’ye ispatlamak için, “Saçmalama, ben aylarca silah eğitimi aldım, neden, onu kendi ellerimle gebertmek için… Göreceğiz bakalım, seninkileri ilk mahkemede-” dediğimde sözümü kesip, “Seninkiler deme?!” dedi
Atakan da, “Ne oldu bacım, anladın mı?” dedikten sonra, “Yeter artık bu kadar, ben çok yorgunum, yatalım.” deyip, Selim’lere alt katı gösterdi.
Biz de, Hâle ile üst kata çıktık…
Atakan, kızlar içeriye girince, “Size bir şey diyeyim mi?.. Hamile bir kadınla uyumaktan daha kötü ne olabilir biliyor musunuz?” diye sordu
İkisi de meraklı gözlerle bakınca, “Ben de bilmezdim… Ama öğrendim… İki erkekle uyumak. Horlayanı kapıya korum.” dedikten sonra, “Selim abi, görüyorum ki sen Selin’i çoktan bitirmişsin, bari canını yakmadan ayrıl.” deyip, yatakları hazırlamaya başladı…
•~~~~•Nurseli,
Hâle, yatağa oturup, “Selin konuşalım mı?” diye sorup, cevap vermemi beklemeden, “Selim’le ilgili ne düşünüyorsun?” diye devam etti
“Olmuyor Hâle, o da aynı şekilde, bana karşı isteksiz.”
“Furkan peki?”
“Sen şu an Furkan’la ilgili ne düşünüyorsun?”
“Ben ne alaka?”
“Söyle!.. Ne hissediyorsun?”
“Ne hissedeceğim Allah aşkına, namusumu, belki de hayatımı kurtardı.”
“Beni de kurtardı, sen ne hissediyorsan, ben de onu hissediyorum.”
“Ne olacak peki?”
“Ne Selim, ne Furkan, önceliğim okul olacak, ilk zamanlar olduğu gibi… Sonra yoluma bakacağım ileriside ne olur bilmiyorum, Allah kerim.”
“Selin, beni yanlış anlama ama, Selim sana hâlâ aşık gibi, onu tutan bir şey var sanki?”
“Siz evlensenize yaa!”
“Ne saçmalıyorsun bee?!”
“Furkan’la diyorum, sen evlen… aynı şeyi söylüyorsunuz. Tencere kapak.”
“Tövbe estağfurullah, git yaa, deli.”
“Hâle, İstanbul’a geldiğim ilk gün, bir teyze bana, ‘Sakın hayatını erteleme.’ dedi, Şimdi ne olduğunu anladım… Söylediğini unutmadım, yapmadım ama her seferinde de pişman oldum… Ben de sana söylüyorum, sakın hayatını erteleme… Eğer bir gün içinde birine karşı bir kıpırtı olduğunu hissedersen, sonuna kadar git. Ben Selim’i hep erteledim, ilk sevgimiz aşkımız kalmadı.”
“Ama o seni seviyor.”
“İlk zamanlarki gibi değil, şuan acıma ve suçluluk duygusu daha hakim, Furkan’da aynı şekilde… O kadar şeyden, senin de anladığın üzere, Furkan, beni bulduğunda, iş işten geçmişti. Vicdan, suçluluk, kendini suçladı hep ama seni kurtarabildi…Ben, benim zannederken, o senin kahramanın oldu… Başını yastığa koyunca, sana acımayacak, rahat bir uyku uyuyacak… Sen de aynı şekilde, rahat ol.”
“Olur, denerim, ama sen de o adamla ilgili düşüncelerini kafandan at… söz mü?”
“Söz.” dedim ve eski günlerdeki gibi sarılarak uyumaya çalıştım…
•~~~~•Beş gün sonra•~~~~•
•~~~~•Hazan, annesinin mezarının yanında dua ederken, bir ses duyup, ayağa kalkarak geldiği yöne doğru baktı…
Yeni gömülen birinin mezarının yanında, başına tabanca dayamış, ağlayan genci görünce, sessizce yanına doğru yürüdü.
Genç, o kadar sesli ağlıyordu ki, Hazan’ın arkadan geldiğini hissetmedi ve kolunun yukarı kaldırılmasıyla, tetiğe bastı.
Hazan, gencin elinden silahı alırken, “Ne yapıyorsun sen, deli misin?” dedi, nefes nefese
Genç, “Ver onu bana abla.” diyerek Hazan’ın elindeki silahı isterken, Hazan, “Hayır, bi dur, sakin ol… Burada yatan kim?” diye sordu, yanında ölmeyi isteyecek kadar sevdiğinin kim olduğunu merak ederek.
Genç, gözlerinden iki damla yaş akıtarak, “Abimdi.” dedi
Hazan: “Allah rahmet eylesin, çok seviyordun herhalde.”
Genç: “Evet seviyordum, canımı bile verirdim onun için.”
Hazan: “Benim de senin gibi kardeşim var, acını anlayamam ama, geçecek, zamanla alışacaksın.”
Genç, ağlamayı sürdürerek, “Neyine alışacağım abla… Başkasının öleni, miras olarak para bırakır, ev bırakır, arsa araba, hatta borç bırakır, o bana karısını bıraktı, neyine alışayım.” deyince Hazan şoktan bir süre konuşamadı…
Gencin hıçkırıkları hafifleyince de, “Başka yolu yok mu?” dedi, yengesi ile evlenmemeyi kasdederek ama genç, “Var, ben ölürsem, benden sonra ki kardeşime kalacak.” dedi
Hazan: “Onu sormuyorum, ama neyse… Bi sakin ol tamam mı? Yengen biliyor mu?”
Genç: “Hayır, iddeti bitince söyleyeceklermiş, ben ne yaparım, onun karşısına nasıl çıkarım,”
“Abin ne zaman vefat etti?”
“On gün önce.”
“İddet ne zaman bitiyor?”
“Dört ay sonra.”
“Bak kardeşim, ben… Sana bir şekilde yardım edeceğim, söz veriyorum… Bu şeyin olmasına izin vermeyeceğim, sen de bana söz vereceksin, bir daha böyle şeyler yapmayacaksın, anlaştık mı?”
“Nasıl yardım ederbilirsin ki?”
“Şuan bilmiyorum ama, inan elimden geleni yapacağım… Bana numaranı ver.”
Genç, numarasını verdikten sonra Hazan, “Adın ne?” diye sordu… Genç, “Dağhan.” dedi…
•~~~~•Nurseli,
Bir haftadır hiç kaçırmadığım sabah namazının ardından, ellerimi açarak dua etmeye başladım…
“Allah’ım, ben; aciz, ne isteyeceğini bilmeyen, cahil bir kulunum, her zaman ‘şunu istiyorum’ dediğim şeylerin hayrını sen benden daha iyi bildin, beni ondan kurtardın… Bundan sonra, kendimi sana ve merhametine emanet ediyorum ya Rabbi’m, hakkımda ne hayırlı ise, onu bahşet, ne hayırsız ise onu defet… Hakkımda hayırlı olmayan şeyin sıcaklığını kalbime sevdirme, gözüme gösterme… Benim yüzümden kimseyi mesleğinden etme. Bana karşılıksız yardım edenlere yardım et Allah’ım… Amiinn.”
•~~~~•Mert, kapıyı çalıp içeri girdiğinde Furkan son defa Nurseli’nin dosyasını inceliyordu
-“Komiserim!.. Biliyorum, yoğunsunuz ama, bunu görmek istersiniz diye düşündüm.”
-“Ney?”
-“Geçen hafta, Nurseli’nin kayıtları istemiştiniz ya, onlar.”
-“Getir bakayım.”
Furkan, kayıtlara baktıktan sonra, “Nasıl yaa, bu nee?.. Nurseli onunla buluşmaya mı gidiyormuş?” dedi sinirden nefes tonu değişerek.
Mert: “Komiserim, ‘yakalandın mı?’ dediği de bizimkiler değil, sordum. Atlatmaya çalışmış.”
-“Demek yüzleşmeyi bu kadar istiyor haa, peki tamam, bizimkilere söyle, gizli takip etsinler. Biz bulamadık, o gelsin kendi ayağıyla.”
Mert: “Emredersiniz komiserim.”
-“Numara kime ait peki?”
-“Tahmin edeceğinizi düşünüyorum.”
-“Şu ölü ev sahibinin mi?”
-“Evet!”
-“İyi de biz onun kimliğini araştırmıyor muyduk, nasıl oldu da hat alabildi?”
-“Hat bir yıllık zaten komiserim, bir de gönderildiği adrese ulaşamadık.”
-“Karşımızda kim var böyle yaa?”
-“Bilmiyorum ama, o her kimse ve yaptığı her neyse, direk ölmesini istemişler.”
-“Haklısın.”
-“Komiserim, bu müfettiş, ne olacak?.. Ne düşünüyorsunuz?”
-“İlk defa olmadı ya Mert, bir şey olmayacak inşaallah da, Nurseli için endişeleniyorum, sorguda o günleri tekrar hatırlayacak.”
-“Komiserim, psikolog Beyza hanım bir şey yapamaz mıydı?”
-“Ne yapabilir Mert, kıza deli raporu mu alalım? Hem böyle bir şey yaparsak müfettiş kendi istediği psikoloğa gönderir.”
-“Haklısınız komiserim, düşünemedim bir an.”
-“Tamam, sen çık, Nurseli’yi al gel. Müfettiş de birazdan gelir.”
-“Emredersiniz komiserim.”
•~~~~•Selim, Doğan’ı odasına çağırıp, “Soruşturma devam ettiği sürece, görevdeysen, merkezde çok durma, ifadeni ver, çık. Bulalım şu katilleri artık.” dedi
Doğan, “Bu sefer zor olacak, hepsinin tek bağlantısı Yılmaz ve Nurseli, Yılmaz da senin kollarında öldü… Ooofff!” deyip saçlarını çekti.
Selim, “Ayşe daha zordu, onu atlattığımız gibi, bunu da atlatırız inşaallah.” deyip Doğan’ı gönderdikten sonra Furkan’ın yanına gelerek, “Şu dosyayı ben de okuyabilir miyim artık, müfettiş gelecek ve ben ne olduğunu bilmiyorum.” dedi
Furkan, “Ben biliyorum da ne oluyor, okuma Selim, inan bilmemen bilmenden daha iyi… Bazı yerlerini Nurseli’ye bile söylemedim.” dedi
Selim, Furkan’a, “Birlikte hareket edelim.” derken, müfettiş kapıya vurup içeri girdi.
Furkan’a, “Merhaba, Ben Hazan Özkan.” deyip kendini tanıttı.
Selim’de, elini uzatırken, “Hoşgeldiniz, hatırlıyoruz.” dedi
Hazan, “Uzun zaman oldu Fatih Selim komiser, Ayşe nasıl?” diye sorarken; Furkan, Müfettişin arkasından gelen görevliye oturacağı yeri gösterdi.
Mert, açık kapıya vurup, Furkan’a, “Biz hazırız komiserim.” deyince, müfettiş Hazan, “İlk olarak herkesle konuşmak istiyorum, soruşturma da kimlerin adı varsa gelsin.” diyerek uzun masaya doğru yürüdü,
•~~~~•Nurseli,
Mert, “Hepimizi çağırıyor.” deyince Doğan abi, “Eski köye yeni adetler, girelim bakalım.” deyip içeri girdi.
Alp abi de, “Sen ona bakma, abilik damarı tuttu yine, senin gelmeni istemediği için öyle, başka bir sıkıntı yok merak etme.” deyip, beni sakinleştirmeye çalışırken eliyle önden geçmemi söyledi.
Furkan ve Selim içerideyken, Bora, Emre, Kadir ve ben içeri girdik. Yeşim de başka ilçeden sorguya gelecekti ve onu görünce sinir krizi geçirmemek için Rabb’imden yardım istiyordum.
Pınar’ın organize şubeye geçmesine sevinemeden böyle bir şey olması beni çok üzmüştü.
Hep birlikte toplantı masasına geçerken, ben masanın ucunda müfettiş ile yan yana oturdum ve müfettiş bana bakıp, “Merhaba Nurseli, bana ne hatırlıyorsan anlat.” dedi bir yandan da önündeki dosyalara ve raporlara bakarak.
Yüzüme bile bakmadan konuşmasına sinir olduğum için, yakasında yazan isim kartına yarım yamalak bakıp, “Size de merhaba Hazal hanım.” dedim.
Zahmet edip yüzüme bakarak, “Hazal değil Hazan.” dedikten sonra, ilk sorduğu sorudan bağımsız, “Evet Nurseli, yıllardır bu meslekteyim, ilk defa böyle bir olayla karşılaşıyorum. Sana biri bir yanlış yapmış, orası belli, ama biz polisleri sorguluyoruz… Ne kadar enteresan öyle değil mi?” dedi
“Anlamadım?” dedim, neyle itham edildiğimi kasdederek.
Yine daldan dala geçen şekilde, “Nişanlının adı ne?” diye sordu
“Nişanlım yok?” diyerek boş parmağımın elini sallarken, biri görse, “Sen kimsin be! Deli misin?” dediğimi zannederdi.
“Ya da kimdi?” diyerek sorusunu değiştirince, ağzıma bile almayı istemeyen ses tonumla, “Selim komiser di.” dedim
Bu tavrım, Selim’in hoşuna gitsin gitmesin umursamazken, müfettiş, “Bana da Furkan komiser dediler.” dedi
“Bizimki anlaşmalı bir nişan olacaktı gerek kalmadı.”
-“Kime karşı?”
Ben, derin nefes alıp, kendimi hazırlarken Furkan, “Peşinde olan kişiye yem.” diyerek yerime cevapladı.
Müfettiş benden Furkan’a dönüp, “Neden?” diye sordu…
Furkan, “Yanından giderken ‘evlenme gelip seni alacağım.’ dediği için.”
-“Nurseli mi söyledi bunu?”
Furkan, “Evet.”
-“Bazı şeyleri hatırlamıyorum.’ demiş… Siz bulduğunuzda nasıldı?”
Furkan: “Fiziksel olarak mı?”
-“Hayır!.. Kendinde miydi?.. Bu ifadeyi ne zaman söyledi?”
Furkan: “Biz bulduğumuzda baygındı, iki hafta sonra kendiliğinden sayıklarken söyledi.”
Müfettiş, “Yani bu kadar kişi, emin olunmayan şeyin peşinden mi koştunuz?..” dedikten sonra, “Neyse oraya sonra geleceğim.” deyip dosyaya baktı…
-“Alparslan Kılıç?”
Alp abi: “Buyurun benim.”
-“Alparslan bey!.. Sizin, asayiş şubede olduğunuz yazıyor.”
-“Evet, öyle.”
-“Peki, neden ahlak büroya ait bir olaya müdahil oldunuz, hem de cinayet şubeyle?”
-“Şehrin asayişi bizden sorumlu olduğu için efendim, gündüz vakti iki komisere ateş açılınca hangi şubeden olduklarını sormak aklıma gelmedi.”
-“O olayı sormadığımı biliyorsunuzdur?”
-“Bizde son zamanlarda âdet olmaya başladı, o benimkine ben onunkine, yapacak bir şey yok. Biz aynı amaca hizmet ediyoruz sonuçta, halkın huzuru, refahı.”
-“Emre ve Bora?”
-Evet!.. Benim ekibimden?”
-“Jale kod isimli hayat kadınının dosyasında onların adları var?”
Selim: “Ben rica ettim!”
-“Neden Selim komiser, sizin ekibe ne oldu?”
Selim: “İçlerinde bana ihanet edenler olduğunu düşündüm.”
-“Kim mesela, Doğan komiser mi?.. Sırtınızı dayadığınız?”
Selim: “Hayır!”
-“Ekipten gidenler mi?”
Selim: “Biri evet, ama isim belirtmek istemiyorum.”
-“İhanet ettiğini düşündüğünüz kişiler arasında Doğan komiser var mı peki?.. Furkan komiserin ekipte yer almış?”
Müfettiş onları sıkıştırmaya çalıştıkça benim moralim bozuluyor, ruhum daralıyordu, “Ooof”layarak kollarımı masaya koyup ellerimle gözümü kapattım.
Müfettiş, sırtıma dokunup, “Nurseli, iyi misin?.. Alt tarafı soru soruyorum, ne var ki şimdi?” dedikten sonra, “Alparslan, Bora, Emre hariç diğerleri dışarı çıkabilir.” deyince, hemen yerimden kalktım ve müfettişin sandalyeyi iterek arkasından geçip koridora çıktım…
Mert, bize bakıp, “Abi bu ne?.. Kendimi çapraz sorguda gibi hissettim, sıra bana gelmeden ter döktüm ya?” dedi
Selim, “Öyledir baş belası, daha da üstüne gelecek.” derken, sinirden üst dudağı seğiriyordu.
Geldiğimden beri, ilk defa Selim’i muhatap alarak, “Gelsin be, o da gelsin… Size bir şey olmasın da, anılarım depreşir, bir iki ay daha destek alırım bir şey olmaz.” dedim
Mert, “Yalnız dersine çok iyi çalışmış kabul ediyorum… O değil de, benim komiserlik yalan oldu ya!..” deyince, ne kadar üzgün olduğumu yüzümden de belli ederek, “Benim yüzümden, özür dilerim.” dedim
Mert de, üzülmeme üzülerek, “Gülün diye dedim be, ayrıca ben Furkan komiserimle gayet mutluyum.” dedi
Bir zamanlar, Selim’den Furkan’a geçen birinden bunu duyunca, “Acaba ben de geçsem mutlu olur muydum?” diye düşündüm
“Bu sefer zor kurtulacağız gibi.” dedi Selim Furkan’a bakarak. Sonra da, abime dönüp, “Şu Aslaner’ler ile bir konuşalım, bakalım bu kadar kişiye ne iş verecek?” dedi
Abim, “Furkan komiser ve ben, cam siler perde takarız.” deyince Mert, “Komiserim, siz hastaneye dikkat etmediniz galiba, orada camlarda stor perdeler takılı.” dedi
“Bize yine kantin düştü desene?” diyen Selim’e meraklı gözlerle bakarak, “Ne konuşuyor bunlar yaa?” diye düşündüm
Abim, yüzümdeki soru bakışını karşılıksız bırakmayarak, “Sonra anlatırım, seni neşelendirelim diye uğraşıyoruz… İçeride seni Çin’in Türk versiyonu işkence bekliyor.” dedi
“Vallahi tersime gelmesin, saç baş girerim.” dedim, Hilde’den gördüğümü bende yapabilirim diye düşünerek.
Yarım saat kırkbeş dakika sonra kapı açıldı ve Bora ile Emre çıktı.
Bora, “Rozetler gitti abi!” deyince tükürüğüm boğazıma dizildi.
Selim, omuzuna dokunup, “Bilerek yapıyor, derdi Furkan’ı baskı altına almak.” dedi
Furkan: “Şimdiden aldı yalnız.”
Selim: “Bir zamanlar bana söylediğini şimdi kendin yap, sakin ol yeter.”
Furkan: “Bunun yanında çok zor olacak ama.”
Selim: “Sen sabırlı adamsındır, zorla kendini.”
Furkan, bir zamanlar Selim’le olan birlikteliğimizi unutmuş gibi, “Nurseli’nin üzerine çok gitmezse sabrım atmaz da!” derken kapı açıldı ve Alp Abi çıktı.
“Abi rozet?” dediğimde, “Beni kolay kolay alamaz, o sıkar biraz merak etme.” dedi “arkam sağlam” der gibi
Alp abi, “Mert, Kadir ve sen.” deyince şaşırarak, “Ben?” dedim
Alp abi, “doğru duydun” der gibi, “Evet sen de, üçlü üçlü alacak galiba.” derken, içeriden “Bekliyorum!..” sesi geldi
Selim, kolunu gerip, “Bir çakıcam görecek.” deyince, ben gülerek içeri girdim…
İçeri girdiğimizde; müfettiş, Furkan’ın koltuğunda oturmuş bekliyordu.
“O!.. Nurseli hanım, keyifler yerinde, bu kadar amiri açığa alıyoruz, siz gülüyorsunuz maşallah.” deyince yüzüm tekrar asıldı.
Üzüldüğümü anlayan Mert, kolumu tutup, “Sakin ol.” der gibi baktı
Müfettiş, “Mert komiser rozetini çıkart.” dedi
Mert, çıkartıp masaya koyarken de, “Nurseli’ye ver.” dedi
Mert ile şaşırarak birbirimize baktık… Mert, rozeti geri alıp göz kırparak bana verdi.
Müfettiş, “Saçımı yol, ağzımın ortasına oduncu küreğiynen vur.” demek ister gibi, “Nurseli, sen bırak rozeti masaya.”
dedi, donuk bakıp emrederek.
Müfettiş, “Oturun.” deyince, Kadir tam karşısına, ben sol karşısına, Mert de, sağ karşısına, yani benim tam karşıma oturdu.
Müfettişin önünde duran rozetlere bakıp ağlıyordum…
Mert; sağ ayağını, ayakkabıdan çıkarttı ve benim dikkatimi kendine çekmeye çalıştı…
Mert’in yüzüne baktım, müfettişin görmediği kaşını kaldırıp, göz kırptı.
Müfettiş: “Evet Kadir komiser, en son nerede kalmıştık?.. Suçluyu sorgulamamıştınız değil mi?”
Mert ile şaşırıp birbirimize baktık…Ne diyordu bu?..
Müfettiş, bir şeyin taklidini yapar gibi, “Neden sorgulamadınız ha?.. Neden?.. Neden?” deyince; Kadir, gayet rahat ve ciddi şekilde, “Sorguladıklarımızdan dolayı sorgulandığımız için, onu da sorgulamadan sorgulanalım istedik.” dedi
Müfettiş, ona da sinir olarak, “Rozetini ver?” dedi
Kadir, hiç düşünmeden, “Tabii.” deyip verirken müfettiş, “Bunu sana geri vermezsem, ne yapacaksın?” diye sordu
Kadir, ben olsam sinirden çatlardım diye düşüneceğim şekilde bakarak, “O yokken yirmi küsur yıl ne yaptıysam onu yapacağım.” dedi
-“Bayağı da gençsin, bu iki oldu değil mi?.. Başkomiser de olamazsın artık.”
Kadir: “Öyle iyi başkomiserlerimiz var ki, ben de olmayı vereyim fark etmez, hem büyükbaşın ağrısı da büyük oluyor.”
-“Ne uzayayım ne kısalayım diyorsun yani?”
Kadir: “Şuan kısalmayayım da, uzamasam da olur fark etmez, diyorum.”
-“Sen cinayette değil miydin?”
-“Evet.”
-“O zaman neden bir fuhuşta bir asayişte yer aldın?”
-“Biz emir kuluyuz, ‘gel’ derler geliriz, ‘git’ derler gideriz, ‘ver’ derler veririz ‘al’ deyince de alırız.’
Kadir, öyle cevaplar veriyordu ki, içimin yağları eriyordu.
“İlk seferinde böyle değildin?” diyen müfettişe, “İlk geldiğinizde alıştırdığınız için herhalde… Kıymetini bilin, ilkimsiniz.” dedi Kadir, tek kaşını kaldırıp, gıcık bir gülümseme ile.
Ben artık dayanamayıp gülünce, müfettiş sinir olmuş gibi, “Çık dışarı terbiyesiz.” dedi benim sinirimi de Kadir’den çıkartarak
Kadir, “Ben ne dedim ki?” derken bile aynı iması vardı gözlerinde.
Müfettiş ise, daha çok sinirlenerek, “Çık.” dedim, Doğan’ı çağır!” diye kükredi
Kadir, “Emredersiniz,” diyerek ayağa kalkıp çıktıktan sonra abim içeri girdi.
“Otur!.. Senin de ilkin miyim görelim.” dedi müfettiş, bir önceki sorgudan kalan siniriyle
Abim, “Hangi konuda?” diye sordu ama müfettiş yine kendi kafasına estiği şekilde sorguya devam etti.
“Sen!.. Selim komiserin sağ kolu değil miydin?”
Abim, şaşırmış gibi, “AA!.. Öyle miymişim, sevindim.”
-“Sen ona abi demiyor muydun?”
Abim: “Biraz takılalım, size de ‘abi’ derim, benim yapım bu.”
Müfettiş, “Belli senin de ilkinim.’ deyince Abim “Karım duymazsa?!” dedi, İlk’ten farklı bir şeyi kastederek
Müfettiş, daha çok sinirlenip, “Ne diyorsun be?!” dedi
Abim de; arkada söylenilenleri yazan kişiyi işaret ederek, “Bu ifadeler sizin de, benim de geleceğimize mani olur. Söyleminizi biraz tartıp düşünürseniz ne dediğimi anlarsınız?” dedi
Müfettiş, geri vites atarak, “Sen neden Furkan’la çalıştın?” diye sordu
Abim, “Oradan teklif geldi, bir deneyeyim dedim, malûm başkomiserlik eğitimi alıyorum, bir bakmak istedim.”
Müfettiş: “Doğru, bu ikinci soruşturman değil mi?.. Artık başkomiser olamazsın.”
Abim, “İlkin de öyle söylemiştiniz?” deyince, Ben artık dayanamayıp sesli güldüm
Müfettiş de, daha çok sinirlenip, belli ederek, “Tecavüze uğrayan biri olarak bayağı iyisin ya?” dedi
Ben, bayılmamak için kendimi sıkınca; Mert öksürdü, Müfettiş de, “Mert komiser bir daha müdahale edersen, sorgun nezarette biter.” dedi
Mert, hiç istifini bozmadan, “Ben de içeriyi merak ediyordum, deneyim olur.” dedi
Müfettiş, Mert’e aynı ses tonuyla: “Sen anlat?!”
-“Neyi?”
-“O geceyi!”
-“Merkezden çıkmak üzereydik, Furkan komiserime mesaj geldi… Videoda Nurseli vardı.”
-“Videoyu sana mı gösterdi?”
-“Hayır, ben sesinden tanıdım.”
-“Ne diyordu videoda?”
-“Benim abim polis sizi gebertir.’ diyordu.
-“Abisi?”
Abim araya girip, “Benim, beni kastetmiş.” deyince, müfettiş, “Sana sormadım ama neyse?” deyip bana baktı.
Ben de, “Abim derken, Doğan abiyi kastettim.” dedim
-“Sen o zamanlar, Selim komiser ile sevgili değil miydin?.. Neden onu söyledin?”
“O halimi Selim görsün istemedim.” dedim, net bir tavırla
Abim, içten içe, “Aferin.” der gibi bakıyordu
Düşene bir tekme de kendi vurması meziyet gibi, “Ne yani iki yabancı erkek, sen sevgiline değil Doğan’a mı o halini göstermek istedin?” dedi
“Siz evli değilsiniz galiba?” dedim, parmağında yüzük arayarak
-“Hayır da, ne alaka?”
“Sevgiliniz oldu mu peki?”
-“Oldu?”
“Sevgilinize bile göstermekten hayâ ettiğiniz organınıza, başka bir erkeğin dokunduğunu sevgiliniz görse ne yapardınız?.. Ne hissederdiniz?.. Ben bir daha Selim’in yüzüne bakamam diye düşündüm.”
-“Ama şimdi bakıyorsun?”
“Çünkü artık sevgilim değil, tecavüzcümün peşine düştüğü gün bitti.”
-“Yazık olmuş!.. Kaçıranlar videoda ne diyordu?” diyerek tekrar Mert’e döndü.
Mert: “Kardeşin elimizde, bir saatin var, bulamazsan artık bizim.’ diyordu.”
Müfettiş, abime bakarak, “Senden dolayı mı?” diye sorunca, abim de, “Hayır!.. Nurseli’yi Furkan komiserin kardeşi Yasemin zannedip kaçırmışlar.” dedi
-“Neden, biliyor musunuz?”
“Selim komiser ve Furkan komiser vurulduğu zaman, Nurseli hastanede kaldı. Annesinin, ‘Kızım.’ demesinden herhalde… Bilemiyoruz?”
Müfettiş: “Sonra ne oldu?”
Mert: “Ben sesi tanıdım, baktım. ‘Bu Selim komiserimin sevgilisi Nurseli’ dedim Furkan komiser de Cengiz amire gitti, ondan gerekli izni aldık, bize, ‘Selim duymadan halledin.’ dedi.
-“Neden, Selim komiser duysa ne olur?”
Ben, ikisine bakarken; abim de Mert’e baktı… Müfettiş de, “Evet!.. Bakmayın birbirinize, ne yapardı?” diye sordu
Yine Mert cevapladı: “Kaçıranları önce döver, sonra adalete teslim ederdi.”
-“Emin misin?”
Mert: “Evet eminim.”
-“Ama hiçbiri yaşamıyor neden?”
Mert: “Bilemiyorum, takdiri ilahi, ecel.”
-“Ama ben biliyorum… Selim komiser onları buldu, sonra da sırayla hepsini ortadan kaldırdı.”
Abim: “Hayır!.. Selim öğrendiğinde Necla ölmüştü… Necla’dan sonra öğrendi.”
-“Sen nereden biliyorsun?”
Abim: “Necla ölünce, kimliğini söyledim sonra Furkan komiser de dosyayı almak isteyince didikledi.”
Mert: “Bir de, biz Nurseli’yi teşhise götürdüğümüzde, bize ‘Nurseli’yle ne alaka o burada ne yapıyor?’ demişti, şahitler var.”
Müfettiş, masada duran resim çarkını bir kaç tur dönme dolap gibi çevirip resimlere baktıktan sonra, “Ay bu ne kadar güzelmiş, hiç dönme dolaba binmedim… Uzaktan görüp, ‘havada nasıl düz duruyor’ diye merak ediyordum… Böyleymiş demek ki?”
Ben, içimden, “Böyle işlerle uğraşmaktan tahtaları çıkmış.’ diye düşünerek abimle Mert’e baktım.
Bir yandan çarkı çevirip, bir yandan da sorguya devam ederek, “Doğan komiser!.. Sen kardeşinin tecavüze uğradığını ne zaman öğrendin.” deyince, başımı önüne alıp, saçlarımı çekmeye başladım.
Abim de, gayet sakin ve kibar şekilde (gibi) davranarak, “Müfettiş hanım, bu şekilde konuşmasanız?” dedi.
-“Ne söylemeliydim pardon?”
Abim: “Daha üstü kapalı anlatma yöntemleri var mesela!”
-“Öyle mi, neymiş?”
Abim: “Olay diyebiliriz mesela, üslupluca bir sürü anlatım varken, en patavatsızını seçmeniz şaşırtıcı doğrusu.”
Müfettiş, sinirlenerek, “Rozetini ver.” deyince abim, “Hangi sebeple pardon?” diye sordu
-“Görev başındaki müfettişe hakaret ettiğin için,”
Abim, itiraz etmeden rozetini verirken, Mert’e dönüp, “Sende çık, ikisi gelsin.” dedi
Abim ve Mert çıkarken, müfettiş hâlâ çarkla oynuyordu…
•~~~~•Doğan, dışarıya çıkınca, “Bu karıyı vereceksin Mert’e, anlayacağı dilden konuşturacak.” dedi, işaret parmağını odaya göstererek.
Mert de, “Yok amirim yok!.. Almayayım… Sağ olun… Hem tipim değil hem de Allah korusun bu yaban arısı gibi sonra öldürür beni falan.” dedi…
•~~~~•Nurseli,
Selim’le Furkan, gülerek içeri girince, müfettiş, “Dışarıda sirk mi oynatıyorlar ya?.. Her gelen sırıtarak giriyor!.. Oturun.” dedi
Selim, müfettişin karşısına, Furkan da benim karşıma oturdu.
Furkan, bana göz kırpınca, ben de tebessümle karşılık verdim… Bunu gören müfettiş, birden çarkla oynamayı bırakıp, “Aşkınız Tekrar alevlenir belki ha, yeniden başlarsınız?.. Ben de bir hayra vesile olurum.” dedi Furkan ile bana bakarak.
“Aman aman, ne büyük sevaba girersiniz, işini elinden aldığınız adamla, sebebinin evliliği, güzelmiş.” dedim, onu sinir etmenin hazzıyla.
“Neden?.. Mutsuz mu olursunuz?” deyişi, ortamı germeye çalışmaktan başka bir şey değildi.
“Karşında Furkan gibi biri varsa mutsuz olmazsın.” dedim, yaptığını zerre kadar umursamıyorum der gibi.
Müfettiş de, kartları açık oynamaya devam ederek, “Selim komiser, rahatsız oluyorsan çıkabilirsin… Ne de olsa sevgilin, başka bir erkeği övüyor.” dedi
Selim, bacak bacak üstüne atıp, “Doğru söylüyor, Furkan komiserin sorun yaşadığı kimse yoktur, yeri geldi bana bile sabretti sağolsun. Sorunuza gelince, Furkan kardeşimi de Mert’i de Doğan’ı da burada hiç kimseyi kıskanmam.”
“Onlar beş ay aynı evde kalmış, aklına hiçbir şey gelmedi mi?.. Nasıl nişanlandın?”
Selim’in, “Hayır getirmedim… Seviyordum.” dediği yerde kopmak istedim ama, ben ne zaman gülsem, canımı acıtacak bir şey bulduğu için kendimi sıktım.
-“Yeşim komiser ile ilişkin varmış?”
-“İlişki derecesinde değildi, yakın arkadaş.”
Müfettiş, “Öpüşerek eve gelmek bayağı yakın olduğunuzu gösteriyor ama!” deyince, “Ay bu süzme bekar, biz de öpüşüyorduk ne olmuş?” dedim, elimi Selim ile kendi aramda sallayarak.
-“Sen aralarında bir şey olmadığını mı düşünüyordun?” deyince de sanane konumuz bu mu şimdi demek istesem de, “Keşke olsaydı, o zaman onunla evlenirdim.” dedim, eşitliği kastederek
-“Neden?” demesi o kadar cahilceydi ki, “Anlamayacağınız şeyleri konuşarak zamanımızı israf etmesek mi.” dedim
Müfettiş Furkan’a dönüp, “O gece Mert ile çıkmışsınız?.. Neden Selim komiseri aramadın?” deyip sözümü dinlediğini gösterdi
Furkan: “Selim Komiser o zamanlar yıllık izindeydi, adamlar bana bir saat verdi. Onun gelmesini bekleseydim iki günde bulamazdım.”
-“Ama beş saatte bulmuşsunuz?”
Furkan: “Kaçırılmadan bir hafta önce yeni hat aldığı için.”
-“Nurseli’yi bulduğunda nasıldı?”
Furkan: “Biraz önceki sorduğunuza mı devam edeyim?”
-“Hayır, fiziksel olarak nasıldı?”
Furkan: “Yatakta, üzeri kanlı bir çarşafla yatıyordu, ağzı burnu kanlar içindeydi.”
-“Ne yaptın peki?”
-“Ben çıktım, Yeşimi içeriye yolladım, üzerini giydirmesi için.”
“Selim komiserin, yakııın arkadaşını, sevgilisinin yanına mı girdirdin yani?”
“Onlar, Yeşim benim ekipteyken yakın değillerdi.”
“Olaydan sonra mı oldular?”
“Gerçekten bilmiyor musunuz, yoksa taşın çatlaması için mi yapıyorsunuz?”
“Ne taşı?”
“Sabır!”
Furkan’a bakıp öpücük attığımı gören müfettiş, yine sinirlendi ama bu sefer belli etmedi.
Furkan: “Nurseli, acı çeker gibi inleyince, Yeşim beni çağırdı, sonra da ambulans ile hastaneye sevk ettik.”
-“Siz bulduğunuzda elleri ayakları bağlı mıydı?”
-“Hayır.”
-“Ama Nurseli, ifadesinde ‘bağlıydım’ demiş.”
-“Biz geldiğimizde bağlı değildi, üzeri kapalı, kapıya bakıyordu.”
-“Neden?”
-“Bizi görmek için herhalde!”
-“Gitme’ diye kime söylüyordu peki?”
Furkan, oturduğu yerden müfettişin önündeki dosyaya bakınca, “Bir şey mi bakıyorsunuz?” dedi
Furkan: “Bu bilgiyi iki kişi biliyordu, Siz Yeşimle konuşmuşsunuz?”
-“O da bu soruşturmada, O yüzden olabilir mi?”
-“Önce onu dinlediyseniz bize inanmanız mümkün değil.”
-“Neden?.. Kanıtlar, deliller varken neden size inanmayayım?”
Furkan’ın yüzünün aldığı şekli ve müfettişin bundan duyduğu hazzı görünce, içim ürpermeye başladı.
Furkan: “Elimde kanıt yok.”
-“Nerede?”
-“İmha ettim.”
-“Neden?”
-“Delil niteliği taşımıyordu.”
-“Kime göre, neye göre!.. Kim karar verdi buna?”
Furkan’ın bakışlar sertleşti, Selim ve ben, neyden bahsettiğini anlamaya çalışır gibi bakarken, müfettiş bana dönüp, “Seni çeken kamerayı biliyorsun değil mi?” diye sordu.
Yutkunmayı ve nefes almayı aynı anda unutmuş, donakalmıştım…
O an, bir hayâl kırıklığına daha uğradım. Bir videom vardı ve ben bunu ilk defa duyuyordum. Yağız Efe’nin, “o komisere güvenme” dediği geldi aklıma, peki ama ben kime güvenecektim ve bilmediğim başka neler vardı.
“Hayır, bilmiyordum.” dedim, bakışımı önümdeki sehpaya dikip boş bakarak.
Müfettiş, yine bana bakıp, “Buradaki ifadende, ilacın etkisiyle yaptığını söylediğin şeyler var, ama adli tıp raporuna göre, ilaç sana sonradan verilmiş, seni bulmadan biraz önce, bunu biliyor muydun?” diye sorunca, bu sefer hatırlayıp yutkundum ve hızlı hızlı nefes alıp verirken, başımı, “Hayır.” anlamında sağa sola salladım.
Müfettiş, durumumu görmüş olacak ki, “Siz bu kıza acıdığınız için, bu kadar önemli bir bilgiyi söylememiş olabilir misiniz?..” deyip Furkan’a döndü.
Furkan: “Ona neden acıyayım?.. Benim derdim o pisliği bulmak ve bir an önce Nurseli’yi iyileştirmekti.”
-“Videoyu kim izledi?”
Furkan: “Yeşim
-“Başka?”
-“Sadece Yeşim.”
“Neden, Yeşim bu konuda uzman mı? Öğrendiğime göre hayır!.. Belki Yeşim’in göremediği şeyler vardı?”
Bu sefer, Furkan’ın, “Haklısınız.” der gibi sessiz kalmasına değil, müfettişin sorusuna üzülmüştüm.
Müfettiş: “Peki, Yeşim videoda ne var dedi?”
Furkan, derin bir nefes çekip, “Adam seçilmiyor’ dedi ses de yoktu, otuz dakikalık bir videoymuş.” deyince müfettiş ile aynı tepkiyi verdik ama benim sesim çıkmadı
“Muş mu?.. O derece bilmiyorsun yani?.. Peki tecavüz olduğunu nereden anladınız?”
“Siz de öyle görseydiniz öyle düşünürdünüz.”
“Nasıl düşünürdüm?”
Furkan, yine susunca ben de, “Furkan, çekinme, vur hançeri, öyle istiyor, illa ağzınızdan ‘tecavüzü’ duymak istiyor. Hoşuna gidiyor herhalde?.. Doğan abiyi de o yüzden kovdu, söyle seni de kovmasın.” dedim.
Müfettiş, o kadar duygulu, tavırlı konuşmama aldırış etmeden, “Devam edelim mi?” dedi
Furkan, soruyu değiştirip, “Gitme!’ diye sayıklıyordu.” dedi
-“Sence kime diyordu?”
Furkan, cevap vermeden Selim, “Bana!” dedi
-“Nasıl yani?”
-“Biz, çocukluktan seviyoruz birbirimizi, beni hatırladığı için söylüyordur, birkaç defa benimleykende oldu.”
Müfettiş, bana dönüp, “Nurseli, kime söyledin?” diye sorarken, ben Selim’e bakıp, yıllardır sayıkladığım kişinin kim olduğunu düşünmeye başladım. O Selim, abim değilse, Fatih Selim değilse, kimdi ve şuan neredeydi ve ben, neden o Selim’i unutamamıştım ki?..
Yıllar önce, Yavuz amcanın arabada gördüğüm kayıp dosya geldi aklıma ve, “Selim!” dedim sesli şekilde, ama bir anda toparlayıp, “Selim’e söyledim.” dedim. “rüyamda da onu görüyordum.”
Tekrardan önümdeki boşluğa dalarak, rüyamda gördüğüm Selim’in nerede olduğunu düşünüp, “Of.”layınca müfettiş insafa gelmiş gibi
“Yorulduysan yarın devam edelim.” dedi
“Ne o, bu acı yetmedi mi, işkenceye yarında mı devam edeceksiniz?” dedim, gözümde yaş, sözcüklerimde öfkeyle
“Burada muayene yok neden?” deyip
benim o halime aldırış bile etmeden Furkan’a baktı
-“Önceliğim onun sağlığıydı?”
“Neyi vardı?”
“Kaburgaları kırıktı, iç kanama riski vardı.”
Müfettiş bana dönüp, “Kaçırıldığının iddia edildiği gece, etek tıraşı olmuşsun?” deyince ben beyin zonklaması yaşarken, Furkan ve Selim bir birine bakıyordu.
“Ne demek iddia yaa, siz bize inanmıyor musunuz?” dedi Furkan, benim takıldığımdan başka kelimeye takılarak.
-“Elinizde hiç bir delil, tutanak, ifade yok Furkan komiser, sadece hastane kayıtları, Nurseli’nin yarım yamalak, tutarsız ifadesi ve beş tane faili meçhul cinayet var. Ne bekliyorsunuz?”
Elimi kaldırarak, Furkan’ın cevap vermesini engelledikten sonra: “Bunu sana söyleyenlerden biri var ya, benim sayemde muradına erdi. Hiç yoktan sevgilisiyle bir gece geçirdi ve geldiğinde, ‘Senin sayende Nurseli’ciğim, sen olmasaydın ben hazırlıksız olurdum, istemezdim.’ dedi. Yıllar önce, babaannem hastanedeyken, refakatçi olarak annemle ben kalmıştım. Koğuşta bütün kadınların özel bölgesi erkek sakalı gibi çoktu ve sertti, ama babaannem de yoktu, ben de anneme sordum. Onlar jiletle temizleniyordur, babaannen yoluyordu.’ dedi. O günden sonra ben de öyle yapmaya başladım… Yaptıktan sonra da en az üç hafta sonra uzamaya başlarlar… Bunu o kızlara da aşılamıştım ve sana o kızların istediğini vermeyeceğim, çünkü, her reglimin bittiği akşam ya da o hafta sonu muhakkak yaparım. Sebebi de bu!.. Sana da tavsiye ederim, olur da bir gün, seninle yatmak gibi bir aptallık yapacak kişi bulursan, işine lazım olur.”
-“Terbiye sınırlarını aşma Nurseli?”
“Aramızda terbiye mi vardı, hani, ben göremiyorum. Furkan, Selim, ben ve sen Hazal. Hani, nerede terbiye, AAA! Abi, senin adın mı terbiye yoksa?” dedim, yazıcıya bakarak.
Yüce yaradandan sabır diler gibi havaya baktıktan sonra, “Sana neden vurdu sence?” diye sordu
Bende dudaklarımı büzüp, başımı sağa sola sallayarak, “Bilmiyorum, istemediysem demek.” dedim
“Yatakta vücut sıvın varmış?”
Furkan, “Kanında ilaç vardı demiştik!” derken aşağılar gibiydi, müfettiş de, beni alt edemezsin der gibi, “Rapora göre, ilaç yeni verilmiş demiştim.” dedi
Furkan: “Öncesinde etkisi geçmek üzere olan başka bir ilaç vardı?”
-“Sakinleştirici!”
Kısa bir sessizlikten sonra tekrar müfettiş, “Kol bağlı değil, ‘gitme’ diye sayıklıyor ve siz tecavüz diyorsunuz, sıvı var, kan yok, nasıl tecavüz oluyor?” deyince, Selim, daha fazla dayanamamış gibi, bağırdı,
-“FARK EDER Mİ?.. İSTİSMAR İSTİSMARDIR… NE DERECEDE, NE KADAR İLERİ, FARK EDER Mİ?”
Müfettiş, kulağını istediğine kapatabiliyormuş gibi Selim’e bakmadan, bana, “Sen neden muayene olmadın?” diye sordu
“Drama ile beslendiğim için, herkes benimle ilgilensin, herkes başımı beklesin, ilgi odağı olayım, kapımda nöbetçiler beklesin, emniyetin çoğu komiseri benim olayıma, pardon TECAVÜZÜME baksın diye?” dedikten sonra, “Sen hiç muayene oldun mu?” diye sordum
Müfettiş, “Hayır, -” dedikten sonra devam edecekken sözünü kesip, bileklerimi gösterdim ve, “Ama ben oldum!.. Boşu boşuna olmak zorunda kaldım… Ağlaya ağlaya oldum hem de, aynı acıları tekrar yaşamak istemediğim için olmadım…” dedim
“Adam odaya girince ne oldu?” deyip beni iyice çileden çıkartınca, kolumu masaya dayadım ve, “Amacın ne senin?” diye sordum
Gözünü koluma dikip, “Sorgudasın!.. İndir kolunu.” dedi
“Sen de, sorunu kimin yanında sorduğuna dikkat et!” diyerek aynı sertlikle cevap verdim
-“Kimlerin yanında Nurseli, birisi seni bulan diye hatırlıyorum, diğeri deee…”
Dişlerimi sıkıp, devam ettim: “Yanıma oturdu, sonra yaşlarımı sildi, beni uyandırmaya çalıştı.”
-“Nasıl?”
“Yasemin’ diyerek
Furkan’a bakıp: “Kız kardeşinin ismi galiba?”
Furkan: “Evet.”
-“Bunları Yeşim’e de anlattın mı?”
“Evet!”
“Devam et.” deyince o geceyi hatırlattığı için ondan nefret ederek anlatmaya başladım…
“Uyanmayınca Yılmaz’ı aradı, ‘Yılmaz bu kız neden uyuyor?’ dedi.”
-“İyi de seni uyandırsa istemeyecektin. Neden böyle yaptı sence?”
“Ben de öyle dedim zaten, ‘sana oyun yapıyorlar’ dedim, ‘yarım saat sonra polisler burada olacak’ dedim.”
-“Ama seni beş saat sonra bulmuşlar.”
“Ne kadar sonra buldular bilmiyorum… Başucumda kum saati yoktu, saat de yoktu ve o an zaman kavramımda yoktu sonra… ‘Merak etme, ben de yarım saat uzatmam.” dedi.” dedikten sonra, “Telefonumu alabilir miyim?” deyip bir siteden video açtım ve müfettişin önüne koydum.
Daha videonun başını görür görmez sinirlendi ve telefonumu yere attı,
_”Ne saçmalıyorsun sen?.. Kendine gel!” diyerek kükredi
Ondan sakin şekilde, “Ne soruyorsan onu söylüyorum… Al onu izle, ‘bunu da yaptın mı?’ de, ‘evet hayır’ diyeyim… Ha izlemişsin ha benden dinlemişsin fark eder mi?.. Aynı şey.” deyip devam ettim…
“Çarşafın altına girdi ve beni öpmeye başladı.”
Selim’in, yumruğunu sıktığını ve nefes alış verişinin değiştiğini görüyordum…
Furkan, elini silahına götürdü…
Benim her cümlem ortamı daha çok geriyordu…
-“Onunla konuştun mu?.. ‘Yapma’ dedin mi?”
“Beynim ‘kalk’ vücudum ‘yat’ diyordu.”
-“Sen ona ne yaptın da kaburgalarını kırdı peki?”
“Hatırlamıyorum dedim ya!”
-“O kadar detay hatırlıyorsun ama?!.”
“Yeşim bana acayip şeyler söyledi, çelişkiye düştüm, sonra da unuttum.”
-“Neden bu kadar çabuk toparladın peki?”
“Neden mi?.. Hoşuma gitti çokta kötü olmadığını gördüm.”
-“Dalga geçme!”
“Sen de saçma sapan şeyler sorma?”
-“Görevi başındaki müfettişe bağırıyorsun, saygını takın!”
“Takınmazsam ne olur?”
-“Emniyette iki sevgili yapacağına, sana ne yapacağımı araştırsaydın böyle konuşmazdın.”
Dayanamayıp ayağa kalktım ve, “Bana baksana sen!” deyip üzerine yürüdüm
Selim ve Furkan beni tutunca, geriye yaslanıp, “Bu ilgi hoşuna gittiği için muayene olmamış olabilir misin?” dedi bir yandan da iğrenç bir şekilde koltuğu sağa sola sallayarak.
“Bende çok diye kıskanma, sende hiç yok, bu gidişle olmazda!” demem, bardağı taşıran son damla oldu ve, “Çık dışarı!” diyerek beni odadan kovdu
“Selim bırak, bir şey yapmayacağım.” dedikten sonra, “Bana bak müfettiş, beni hayata üç anne döndürdü, Melek gibi üç annem var, onların sevgisi ile tekrar doğdum… Yeşim, Necla, Zeynep, onlarda kadındı, onlarda sırtımdan vurdu, ama canımı en çok sen acıttın… Destek olacağına, neredeyse ‘hak etmişsin’ diyeceksin… Onlar erkek, beni ne kadar anlardı ki, ama onlar senden daha anlayışlıydı, doktorumu bile bir defa görmedim, benden korkar diye odama gelmiyordu, kapıda hemşireye soruyordu, tamam mı?.. O annen olacak kadın da, sana hayat verene kadar vicdan verseydi.” dediğimde, ayağa kalkıp, kapıyı göstererek, “DEFOL!.. DEFOL!” diye kükredi
Furkan, silahı ve rozeti bırakıp, “Şunlar burada dursun, kontrolü kaybetmeyeyim.” deyip elimden tutarak dışarı çıkarttı…
•~~~~•Selim,
Nurseli ve Furkan çıkınca, Hazan öfke ile Selim’e bakıp, “Sen, sen çıkmayacak mısın?’ diye sordu
Selim silahını çıkarttı, sağına soluna bakıyor gibi yaparak namluyu Hazan’a doğru tutup, “Bu bana lazım, o yüzden vermiyorum… O pisliği bulunca veririm, tepe tepe kullanırsın.” diyerek dışarı çıktı.
Selim’den sonra, Hazan da dışarı çıkınca herkesi Nurseli’nin başında teselli ederken gördü.
Annesinin mezarına gitmek üzere oradan ayrıldı.
•~~~~•Nurseli,
Müfettişin ardından Selim, “Doğan, ben sana ne dedim kardeşim, hadi yürü!” deyip kapıya yürürken, abim bana bakıp, “Onu bize götürelim, Hilde’ye teslim edelim.” Dedi ve kolumdan çekmeye başladı.
Arkamda bıraktığım sadece Furkan değildi, güvendiğim ama yıkılan dağlardan bir tanesiydi…
Arabaya binince, başımı geriye yaslayıp camdan dışarıya bakmaya başladım.
Abim ile Selim konuşuyor ama net anlamıyordum.
Doğan: “Ne yaptınız?”
Selim, “Furkan kendi verdi, bana öyle geldi ki; yine sizle kalacaktı ama, söyledikleri Furkan’ı çileden çıkardı.”
Doğan: “Sen, sen bir şey yapmadın mı?”
Selim: “Ne yapayım Doğan bey, sen dediğimi yapıp alttan alsaydın ve açığa alınmasaydın gerekeni yapardım, iş başa düştü, kendi işimi kendim halledeceğim için sus pus oturdum… Sen gittiğimiz yerlerde otur bekle, bir şeye karışma, ben artık başka bir şey istemiyorum.”
Doğan: “Tamam be, kızma, haklısın, ama ne yapayım, çok sinir etti.”
Selim: “Biliyorum, beni de etti ama üzerimize atılan beş cinayet var farkında mısın?.. Yapsam gam yemez gider paşa paşa yatardım, ama.”
Ne konuştuklarını tam anlamadığım için dinleme gereğinde bulunmadım ama, abimin söylediğinin arasında bir kelime kulağıma çarptı.
“Baksana, diyorum ki, şu Batak’ı bir alsak, sorgulasak… Tamam ‘biz öldürmedik’ dedi ama, kimlerin olduğunu da biliyor gibiydi haa?.. Ne dersin?”
Selim: “Batak ne yaa, adını söylesene şunun.”
Selim’in sesini bana duyurmama çabasından dolayı ne söylediğini anlamayınca, başımı kaldırıp öne doğru yaklaştım…
Konuşulanları daha net duyuyordum ama başım o kadar ağrıyordu ki; alnımı, abimin oturduğu koltuğa dayadım.
Abim: “Emir işte bee!.. Ne fark eder?”
Selim: “Bu Emir ne ayak abiii, neden bize böyle bir yardım yapsın ki?.. Hem de yer altının en sadist ruhlu mafya babasına karşı. Adam yardım ettiğini zannediyor ama cinayetler üzerimize kaldı haberi yok.”
Abim: “Ben diyorum ki, Alp’e söyleyelim, bir alıp sorgulayalım.”
-“Alp mi, o ne alaka?”
Abim: “Alp görmüş, adamları bir olaya karışmış, kendisi de aynı şekilde başka bir olayda baş şüpheli sıfatıyla sorgulanmış.”
“Tamam, sen ona bir sor bakalım… Emniyete gelmese de biz gidelim.”
Abim, Selim’e, “Tamam.” Dedikten sonra bana dönüp, “İyi misin, ilaç alayım mı sana?” diye sordu
Başımı kaldırıp, “Yok abi, gerek yok.” Dedikten sonra eski pozisyonuma geri döndüm.
•~~~~•Furkan, eşyalarını toplayıp çıkarken, Hale’nin etrafa bakarak yürüdüğünü görüp yanına geldi.
-“Hayırdır Hâle?”
-“Nurseli’ye geldim, okuldan sonra gelirim dedim?”
-“AA!.. Bence o unutmuştur yaa, Selim ve Doğan ile çıktı.”
Hâle, elindekilere bakarak: “Zor geçti galiba?”
-“Benim beklediğim bir şeydi, çıkalım mı, bırakayım seni?”
-“Zahmet etme, ben bir metro, bir metrobüs hallederim.”
-“Ne zahmeti yaa, hadi yürü! Bana da değişiklik olur. Hemen eve gitmek istemiyorum.”
Hâle, “Peki.” Diyerek önden yürüdü.
•~~~~•Hazan, annesinin kabrine su dökmüş, dua ederken telefonu çaldı. Gözyaşlarını silip, “Annem, iki dakika izin vermiyorlar ki, konuşalım yaa!” deyip telefonu açtı.
-“Efendim!…
Evet benim!…
Tamam, bir saat sonra oradayım.”
Hazan, gitmek için müsaade ister gibi, “Anneciğim, izninle, şimdi gidiyorum ama, tekrar geleceğim ve sana daha çok hediyeler getireceğim.” Diyerek oradan ayrıldı…
•~~~~•Nurseli,
Abim, evlerinin önüne gelince, “Az bekle, obamın hatununu görmeden gitmem.” Diyerek arabadan inince, ikimiz birden hâline gülümsedik…
Leyla ablanın yıllar önce, birinin kutup değiştirmesi lazım dediği şeyde, en ters kutba abim geçmişti. Hilde’nin de abimden aşağı kalır yanı yoktu ama, abim tam kılıbık olmuştu…
Kapıyı açıp inmeye hazırlandığımda, “Akşam seni almaya gelirim, gitme, bekle beni.” Dedi Selim, yine itiraza kapalı şekilde…
“Olur!” deyip indim ama aklım hâlâ rüyalarımda gördüğüm Selim’in kim olduğundaydı.
Bana, “O ben değilim.” Demesi de kim olduğundan emin olduğunu gösteriyordu. Fırsat bu fırsat, akşama konuşuruz ümidiyle, binadan içeri girdim…
•~~~~•Hazan
Medocalin hastanesine gelip, doğruca Yavuz Aslaner’in odasına gelerek kapıya vurdu. İçeriden gelen, “Buyurun!” sesiyle derin bir nefes çekip, “Fffüüüfff” sesiyle verdikten sonra, “Yapabilirsin kızım, ilk değil.” Diyerek içeri girdi.
“Merhaba, yine ben” diyerek masaya yaklaşırken,
Yavuz, ayağa kalkıp elini uzatırken, gülümseyerek “Hoş geldiniz buyurun.” Dedi
Hazan “Yine size işim düştü.”
“Estağfurullah ne demek, ne zaman isterseniz, moraliniz bozuk gibi..”
“Evet!.. Tecavüz iddiasıyla açılmış bir davada, bütün şüphelilerin öldürüldüğü davaya bakıyorum da.”
“Yüzünüze bakılırsa zor geçiyor gibi.”
“Evet… Bu sefer bayağı zor… Ben de, onunla ilgili detaylı bilgi alıp dosyayı bir an önce kapatmak için buraya geldim.”
“Size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Nurseli Aktaş, onunla ilgili bilgi almak istiyorum.”
“Sizi zorlayan dava Nurseli’nin mi?”
“Hayır… Sevgililerinin… Ortada beş cinayet var. Beni bile tehdit edecek derecede Nurseli’ci olmuşlar.”
“Sevgilileri?”
“Evet, sevgililer, ne kadar şaşırtıcı değil mi?.. Ahlak büro baş komiseri ile cinayet şube baş komiseri.”
Yavuz, sessiz kalınca Hazan, “Aman, neyse, boş verelim. Dediğim gibi bir an önce dosyayı kapatayım, ben başka bir şey istemiyorum. İsterse bir isterse beş olsun.”
“Size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Nurseli, olay olduğu gece, konumdaki en yakın hastane yerine, buraya sevk edilmiş neden sizce?”
“Nurseli, abimlerin arkadaşının ahbabının kızıymış, yardımcı olmak istemişler.”
“Bir mış daha, siz bilmiyor musunuz?”
“Ben isim olarak duymuştum, burada görene kadar bilmiyordum.”
“Ooo Maşaallah, ona rağmen çok yardımseversiniz.”
“Evet, tanıdık olunca, bana göre yakın uzak farketmiyor.”
“O zaman sizi tanıyanlar ve akrabaları çok şanslı.”
“Teşekkürler.”
“Türkiye’ye yeni gelmişsiniz, tekrar dönecek misiniz?”
“Aslında, yakın zamanda bir programım vardı ama, sizin için bir süre daha erteleyebilirim.”
“Öyle mi, çok memnun olurum… Bu zorlu dönemde insanın yanında birini görmesi gerçekten moral olarak çok iyi oluyor.”
“Evet, öyle… Özellikle de görmeyi istediklerinin varlığına.”
Hazan, işaret parmağının tırnağı ile, baş parmağının tırnak etini çekiştirerek, sorusuna devam etti.
-“Burada neden iki hafta yattı peki.”
“Kanında mikrop çıktığı için.”
-“Peki Nurseli vajinal muayene oldu mu?”
“Hayır hastanemizde olmadı.”
-“Neden?”
“Bilinci kapalı kişiler kendine gelmeden, ya da vasisi tarafından rızası olmadan muayene edilemez… Bize normal hasta gibi geldi. Sadece kırıklara ve kanındaki mikroba müdahale ettik.”
-“Peki neden psikolojik destek verdiniz?”
“Anlamadım?”
-“Burada psikolojik tedavi de gördüğü yazıyor?”
“Şöyle ki benden önce ilgilenen doktoruna tecavüz denmiş, o da hastanın psikolojisini düşünüp doktorumuzdan ricada bulunmuş.”
-“Diğer doktor Nurseli’yi neden size verdi?”
“Düğünü yaklaşmıştı, izne çıktı.”
-“Ayşe’nin de doktoru sizdiniz değil mi?”
“Ayşe’nin davası kapanmıştı diye hatırlıyorum?”
-“Evet evet kapandı, merak etmeyin burada konuştuklarımız delil olarak sayılmayacak.”
“Güzel, sevindim.”
-“Peki, Ayşe ile farkını söyleyebilir misiniz?”
“Sizin de anladığınızı düşünerek, birçok farkı var diyebilirim.”
-“Nurseli’nin psikoloğu ile görüşebilir miyim?”
“Sizin geleceğinizi duyunca ben aradım ama, ‘erken çıktı’ dediler.”
-“Yarın gelsem görüşebilir miyim?”
“Tabi… Mesai saatleri içinde gelirseniz eğer.”
Hazan, “Öyleyse bana müsaade. Yarın tekrar gelirim.” diyerek yerinden doğrulunca, Yavuz da onunla birlikte ayağa kalkıp, “Geçen sefer bir borcunuz vardı, yemek yemeden bırakmam.” Dedi
Hazan, saatine bakarak, “Buradan sonra bir görüşmem daha var-“ deyip, devam edecekken, Yavuz, “Akşam sekiz diyelim o zaman!.. Numaramı vereyim.” Dedi
Hazan da, atmadığını belli eder gibi, “Vermenize gerek yok, Kartvizitiniz duruyor.” Deyince, Yavuz telefonunu çıkartıp, “Ben sizi bi çaldırayım, sizdeki eski numaram olabilir?” dedi ve Hazan’ın numarasını söylemesini bekledi.
Hazan, numarasını söylerken, bir yandan da telefonunu çantasından çıkartıyordu.
Telefonu eline aldığında ekranda, “Yavuz hoca” arıyor yazısını görüp, “E,evet!.. Tamam… Akşam sekiz.” Dedi.
Yavuz, ekranda adını gördüğünü belli etmeden, “Sabırsızlıkla bekliyor olacağım.” dedi ve Hazan’a kapıya kadar eşlik etti…
•~~~~•Furkan, eve geldiğinde, annesi seccade başında oturmuş, elinde tespih murakaba halindeydi.
Sessizce kanepeye oturup, annesinin kalkmasını bekledi…
Açığa alındığını annesine nasıl söyleyeceğini düşünürken, Gülbahar hanım, sesli şekilde, “Elhamdülillah, Elhamdülillah, Elhamdülillah.” diyerek gözünü açıp etrafına baktı.
Furkan, annesine bir şey olacak korkusu ile hemen yanına oturup, elini tuttu.
Gülbahar hanımın bedeni tir tir titrerken; yanaklarından akan yaşlar, gözlerindeki sevinçli haber almış bakışını gizleyemiyordu…
Furkan: “Annem, iyi misin?”
-“Furkan, oğlum… Çok iyiyim… Dualarımın kabul olduğunu gördüm oğlum, o kadar gerçekti ki, bak, elim ayağım titriyor ama, içim öyle huzur dolu ki anlatamam.”
-“Rica etsem, bu mutluluğunuzu benimle de paylaşır mısınız Gül’üm bahar’ım?”
-“Oğlum, ben bir müjde aldım, bir an önce harekete geçmek istiyorum… Nurseli’yi ara ve onu istemeye gideceğimizi haber ver.”
Furkan, şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi bakarken, annesi devam etti.
“Akşam namazımı kılıp dışarı çıkmışım, sen de kapıda dikiliyorsun, ‘Oğlum, nereye bakıyorsun gelsene!’ diyorum, senin gözün bir yere dikilmiş, kıpırdamadan oraya bakıyorsun… ‘Nereye bakıyor bu?’ diye düşünüp ben de bakıyorum… Nurseli’yi istemeye gittiğimiz evden bir nur, gök yüzüne uzanıyor ve yağmur gibi yere iniyor, ama o kadar güzel ki, her bir damlası ışıl ışıl parlıyor… Ben, o yağmurun güzelliğine kapılıp yürürken bir bakıyorum, sen yine öylece dikiliyorsun… Bu sefer de sana, ‘Neden dikiliyorsun, yürüsene!’ deyip kolundan çekiyorum… Biz adım attıkça, ev bize doğru geldi geldi geldi… Birden tüylerim diken diken oldu, ellerimi gök yüzüne kaldırdım, ‘Bana da, oğluma da nasip et Allah’ım.’ diye yalvardım… Furkan!.. O yağmur üstümüze yağdıkça, içim huzurla doldu, ‘Elhamdülillah, Elhamdülillah, Elhamdülillah, Allah’ım, sana şükürler olsun.’ dedim. Erteleme oğlum, hemen, hemen ara, çabuk şimdi.”
Bir yandan “Ara!” deyip, bir yandan da cebinden telefonu çıkartmaya çalışınca; Furkan, annesinin ellerini bileklerinden tutup bacaklarında sabitlerken, “Annee, dur, bekle, o Nurseli değil.” dedi
Gülbahar hanım, “Ne demek o değil, onu istediğimiz evdi oğlum eminim… Bahçe kapısı, önündeki kanepe, hepsi aynıydı.” diyerek gördüğü şeyin doğruluğuna inandırmaya çalışırken Furkan, “Biliyorum annem, sana inanıyorum. Ama, o kız Nurseli değil.” dedi ve cebinden telefonunu çıkartıp, Hâle’nin profil fotoğrafını gösterdi.
-“Nurseli’yi istediğimiz ev bu kızın anne, Nurseli şuan başka yerde kalıyor.”
-“Furkan, seennn!.. Bir şey yapacaksın değil mi oğlum, öylece beklemeyeceksin değil mi?”
-“Beklemeyip ne yapayım annem?.. Şuan bir mesleğim bile yok.”
-“Senin mesleğe ne ihtiyacın olacakmış hele, aslan gibi delikanlısın, ekmeğini taştan çıkartırsın evvel Allah. Sen bana de hele, bu kıza karşı ne hissediyorsun?”
-“Anne… Sorma… Ben de bilmiyorum… Bir kere daha yıkılmaktan korkuyorum.”
-“Adı ne?”
-“Hâle.”
-“Hadi kalk bir abdest al hele, namazını kıl, akşam yatarken de istihareye yat. Mevla görelim neyler, neyler ise çok güzel eyler.”
Furkan, annesinin elini öpüp, abdest almak için yerinden kalktı…
Gülbahar hanım, Furkan çıktıktan sonra, içeriyi kontrol ederek Yasemin’i aradı ve kısa bir hâl hatırdan sonra, “Sana bir şey diyeceğim ama, çok deşme ve hemen dediğimi yap… Nurseli’yi ara, onu istemeye gittiğimiz evde bir arkadaşı varmış, Hâle… Onunla abini bir görüştürelim.” dedi
Yasemin, şaşkınlıkla, “Anneee?!. Saçmalama, kızın arkadaşının eski nişanlısı, farkında mısın?” dedi
Gülbahar hanım: “Onların sebebinin ne olduğunu biliyorsun, sen dediğimi yap, kızı bulalım, hemen isteyelim.”
-“Anne!.. Abim biliyor mu?.. Nereden çıktı bu, damdan düşer gibi,”
-“Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya ya zurnacı ya, erkeği de kendi hâline bırakırsan, ya cadıya, ya acuzeye demişler.”
-“Peki abim, o ne diyor, kızmasın sonra?”
-“Sen de nasıl kızmadıysa, kendinde de kızmaz, merak etme, sen dediğimi yap.”
Yasemin, “Tamam anne, hayırlısı olsun ne diyeyim?” diyerek telefonu kapattı.
•~~~~•Yavuz, Hazan’dan önce restorana gelmiş, gıcık temizler gibi öksürürken, bir yandan da ne konuşacağını düşünüyordu…
Hazan, arabasını park edip restorana girerken biriyle çarpıştı ve çantasına koymaya çalıştığı anahtar ile çantası yere düştü.
Adam, çantayı almasına yardım ederek, “Afedersiniz, görmedim, kusura bakmayın.” dedikten sonra hızlıca oradan uzaklaştı…
Hazan, “Sabır ya!.. Sabır!” diyerek içeri girdi ve masaların olduğu yere gelince, derin bir nefes vererek, elbisesini düzeltti.
Gülümseyerek Yavuz’a doğru yürüyüp, karşısına oturdu…
…Okan ve Şengül, garsonun yer göstermesi ile masaya oturduktan sonra, Şengül, arkası dönük oturan Yavuz ile Hazan’ı gördü ve, “O ne yaa, kim bu?” diye sordu
Okan, merak edip arkasına baktığında, Hazan ile Yavuz’u görüp morali bozularak önüne döndü.
Şengül’ün, “Biz boşuna uğraşıyoruz galiba ya?” demesi üzerine Okan, “Kusura bakmasın, ben bu kadar emeği saçma sapan şeyler yüzünden zayi ettirmem,” dedikten sonra cebinden kulaklığını çıkartıp, “Sen bunu telefonuna bağla, ben hemen geliyorum.” deyip ayağa kalktı ve Yavuz ile Hazan’ın yanına geldi.
Hazan’a selam vererek yanına otururken, Yavuz’a sinirle bakıp, “Ne haber, neşeniz daim olsun.” dedi
Yavuz, bakışlarıyla kalkıp gitmesini işaret ederken Okan, “Bugün çok yorucu ve sinir bozucuydu, zavallı bir kız, kendini ifade etmeye çalışırken, ne kadar üzüldü anlatamam.” dedikten sonra, Hazan’ın önündeki bardağı alıp, her yerine dudaklarını değdirdi.
İkisinin meraklı bakışları eşliğinde, “Kusura bakmayın, bu sizin bardağınızdı galiba, buyrun.” diyerek, bardağa su koyup Hazan’a uzatınca, Hazan iğrenir gibi, “Ama, siz… Ona dokundunuz?” dedi
Okan, “Ne olmuş ki dokunduysam, bardak ne içindir su içmek için, ben içtim mi, yok?! Sadece dudaklarım değdi, buyrun.” dedi
Okan, bardağı masaya koyup ayağa kalktı ve yerine giderken Yavuz’un omuzunu sıkıp, “Afiyet olsun.” dedi
Yavuz, bakışını masaya sabitleyip, boşluğa bakarken Hazan, “Siz aldırmayın, ben Nurseli’ye ‘tecavüz değil.’ dedim diye yapıyor, Nurseli’nin teninde tükrüğe rastlandı da.” dedi.
Okan, Şengül’ün yanına gelip, cebinden telefonunu çıkartı ve masanın üzerine bırakıp oturdu.
Kulaklığını takarken, “Yavuz’u arar mısın?” dedi
Şengül, telefonu kucağında tutarak Yavuz’u aradı…
Yavuz, baktığı yerde derin düşünceler içindeyken telefonu çalmaya başladı…
Hazan, ilerideki masaya baktığında Okan’ın telefonunu görüp, “Hastaneden olabilir, bak istersen?” dedi, ısrarla çalan telefonu kastederek
Yavuz, bir şey söylemeden telefonu cebinden çıkarttığında, Şengül’ün aradığını gördü ama, karşıda Okan olduğunu bilerek, “Efendim.” dedi
Okan, “Sana beş dakika veriyorum. Beş dakika sonra o masadan kalkmış olmazsanız, o oturduğun sandalyenin bacağını bir yerine monte eder ben çıkartırım.” dedi
Şengül, duyduğu karşısında, gözlerini belertip elini ağzına kapattıktan sonra diğer eliyle telefonu kapattı.
Yavuz, telefonu masaya bırakırken, alt dudağının kenarını dişleriyle sıkıştırıyordu.
Hazan, Yavuz’un hâlini görünce, “Önemli bir şey herhalde, kalkabiliriz.” dedi
Yavuz, başını aşağı yukarı sallayarak “evet” derken, bu kalkışın son olacağını biliyordu…
“Kusura bakma.” diyebildi sadece, gözlerine bakmaktan çekinerek.
-“Olur mu?.. Ne demek?.. Sağlık olsun.” diyen Hazan da, sessiz mesajın ne olduğunu çok iyi biliyordu.
Yavuz, eliyle Hazan’a önden geçmesini söylerken, Okan’dan tarafa bakmamaya çalıştı ve birlikte dışarı çıktılar.
Hazan, arabanın yanına gelince, bir an önce binip gitmek için anahtarını ararken, panikle çantayı yere düşürdü…
Yavuz ile birlikte eğilip dökülenleri topladıktan sonra, ayağa kalkarken, “Hoşçakal.” dedi
Yavuz, elini uzatıp, “Sen de hoşçakal, kendine iyi bak, seni tanımak güzeldi… İlhan’a selâm söyle.” dedi
Hazan, “Aleyküm selam, seni tanımakta güzeldi.” deyip arabaya binerek oradan uzaklaştı.
Restoranın arka caddesine gelince, dörtlüleri yakıp kenara çekti ve ellerinin ayasını direksiyona vurarak ağlamaya başladı…
Sesli şekilde çığlık attıktan sonra, yine direksiyona vurarak, “Senden nefret ediyorum!.. Senden nefret ediyorum!..” diye tekrarlayan cümleler ile ağlamaya devam etti.
Hazan’ın ardından restorana gelen Yavuz, iki elini birden masaya vurup, “Bir daha işime karışırsan, son karışman olur, bilesin.” diye tehdit etti.
Okan, eline bardağı alıp alaycı bir tavırla, “Ben içtim, o yüzden sana veremiyorum kusura bakma?” dedikten sonra, ciddileşerek bardağı sıkmaya başladı ve, “Yengene dua et!.. O yanımda olmasaydı eğer, hemen şuan, karımın yanında beni tehdit ettiğin için pişman ederdim seni!.. Şimdi git, her ne yapıyorsan yap, işini bir an önce hallet öyle dikil karşıma… Defol!..” dedikten sonra Şengül’e döndü.
Yavuz, “Özür dilerim Esengül ama nişanlın yakın zamanda bir sebepten dolayı senin makyaj malzemenden birini kullanmak zorunda kalacak, şimdiden bir kutu yetekte bulundur.” deyip dışarı çıktı.
Arabasının yanına gelince, lastiğe bir tekme, bagaj kapağına bir yumruk vurduktan sonra, binip oradan ayrıldı.
•~~~~•Nurseli
Selim, abim ile gelmiş ama yukarıya çıkmadan beni beklemişti. Yüzüme bakmadan arabayı çalıştırıp sürmesi, “Ben çok yoruldum bana çatma!” demekti ve ben de soracağım konuyu ertelemeye karar verdim.
Binanın önüne geldiğimizde, yine yüzüme bakmadan, “Nurseli, yarın seni götürmeyeceğim.” dedi
“Saçmalama Selim, gelirim önemli değil, bir gün daha sıkacağız dişimizi ne yapalım?.. Size bir şey yapmadan defolsun da ben başka bir şey istemiyorum.” dedim ve, “Bu sefer sabretmeyeceğim… O çingeneyse ben de öyleymişim gibi davranacağım sen merak etme.” dediğimde, Selim, yüzünü asıp, “Nurseli?” dedi
“Efendim?!” dedim yüzünün şeklini merak ederek
-“Onun annesi yok.”
“Neee?! Nasıl yok?”
-“Vefat etmiş.”
“Hadi bee, of!.. Bilmiyordum.”
-“Aynı potu ben de kırdım, ‘Benim annem yok kıymetini bil.’ dedi.”
“Neden söylemedin?”
-“Ne bileyim yaa, aklımda mı kaldı?”
“Kötü oldu ya!.. İşin yoksa özür dile.”
-“Dilemek zorunda değilsin, tekrar yapma diye söyledim.”
•~~~~•Ertesi sabah, Doğan Selim’i arayıp, “Müfettiş aramış, ‘Yoldayım, herkes hazır olup beni beklesin.’ demiş. Ben geçiyorum, sen de Nurseli’yi al gel.” dedi
Selim, “Nurseli’yi getirmek istemiyorum, çok geriliyor-” derken Doğan sözünü kesip, “Sana ne dediysem onu yap lan, görende çok düşünüyor zanneder, o hipopotam ağızlıyı öperek girerken düşünecektin onu, çıkın gelin hadi.” diyerek telefonu kapattı.
Selim, “Ne ağızlı?” deyip düşünürken, Nurseli’yi aradı.
•~~~~•Nurseli,
Sabah namazından sonra, yatağımda uykusuzluk problemini tavanı izleyerek geçiriyodum…
Kaçırıldıktan sonra fotoğrafı kaybettiğim için Selim ile ilgili elimde bir şey kalmamıştı ve “ilk işim, onunla ilgili daha detaylı bilgi almaya çalışmak olacak” diye düşünüyordum.
Selim’in, o Selim yüzünden benden ayrıldığını düşününce, daha çok üzülüyordum, çünkü şuan olmayan birine, geçmişte duyduğum sevgiyi kıskanıyordu…
Bundan sonra ki hayatıma, onu bulduktan sonra, aslında geçmişte ki kadar sevmediğimi anlayacak ve bunu da Selim’in gözüne gözüne sokarak geçirecektim…
Ben, bu düşünceler içinde boğulurken, telefonum çaldı.
“Hayırdır inşallah.” diyerek telefonu açtım.
Selim: “Hazırlan gidiyoruz.”
Hemen kalkıp hazırlandım ve dışarı çıktım.
…Müfettişin gelmesini herkes gibi ben de Furkan’ın kapısının önünde dikilerek bekledim.
Selim, Alp ile Furkan’a bakıp, “Bana bakın, bana müsade edin, biraz özel konuşacağım, yoksa bu bizi sinir hastası edecek.” dedi
Alp abi, “Bana bak, saçma sapan bir şey yapayım deme!” derken, ekibe yeni katılan bir kız gelip “Komiserim Hazan hanım geldi.” dedi ve arkasından müfettiş göründü
Selim, müfettişin önüne geçerek, “Pardon, bi bakabilir misiniz lütfen?.. Bir durum gelişti de.” deyip, sorgu odasını gösterirken, müfettiş de, “Tabii… Nereye?” diyerek peşinden gitti.
Selim, “Şu oda.” deyip içeri girdi ve müfettişin de girmesi için geri çekildi.
Müfettiş girince abime bakıp, kapıyı kapattı ve kilitledi…
O dakikadan itibaren herkesin yüzünde bir panik havası oluşup bir birine bakmaya başladı.
Furkan, “Aptal mı bu, başımızı iyice belaya sokacak.” derken Abim de hoşnutsuz gibi, “Biraz bekleyelim. Olmadı müdahale ederiz.” deyip, koridorun ucuna doğru yürüdü
•~~~~•Selim, kapıyı kapatıp kilitledikten sonra, hızlıca kolundaki çantayı masanın üzerine bıraktı ve zorla diğer odaya girdirdi
Hazan; düşmemek için, dengesini sorgu masasından tutarak sağladıktan sonra, “Ne yapıyorsun sen?!. Selim komiser kendine gel.” dedi
Selim, Hazan’ın kolundan tutarak yüzünü duvara yapıştırıp, ellerini arkada kelepçeledikten sonra, cebindeki kravat ile ağzını bağlayarak, “HADİ KARŞI KOY BANA!.. EĞİTİM ALMADIN MI SEN!.. HADİ!..” diye bağırdı.
Hazan, çırpınarak, “Bırak.” dedi ama Selim, “Ne diyorsun?.. Anlaşılmıyor!” dedi kulağına eğilerek.
Hazan, heceler halinde, “Yap… maa… ya.. pma…” derken, Selim, “Ne ne?!.. Yalvarıyor musun?” dedikten sonra Hazan’ı sorgu masasına yatırıp, bacaklarını aralayarak üzerine yüklendi.
Hazan, bütün gücüyle kurtulmaya çalışırken, Selim, dudaklarını öpecekmiş gibi yapıp, “Hadi engel ol!.. Hadi.” demeye devam etti
Hazan, son gücüne kadar çırpındıktan sonra dayanamayıp bayıldı…