60. Bölüm

Selim, şok olmuş şekilde hemen ağzını açtı, yüzünü tokatlayıp, “Hazan!.. Hazan, uyan!.. Aç gözlerini… Şaka yaptım, anla diye, uyan!” dedi

Hazan’da, ayılma belirtisi olmayınca; kelepçeyi açtıktan sonra, kucaklayıp yere yatırdı ve ayaklarını sandalyeye kaldırdı. Koşarak diğer taraftan kolonya ve su getirdi.

Kolonyayı, bileklerine boynuna sürerken, bir yandan da Allah’a yalvarmaya başladı…

Beş dakikayı geçmesine rağmen, Hazan hâlâ ayılmayınca, sağlık görevlisini çağırmak için ayağa kalktı.

Kapıya doğru giderken de, Hazan’ın inlemesini duyup tekrar yanına oturdu ve başını kaldırarak koluna koydu

Yüzüne vurarak ayıltmaya çalışırken, “Hazan!.. Özür dilerim, kandırdım yemin ederim, lütfen Hazan!.. Ne olur kendine gel, Lütfen özür dilerim… Korkutmak için yaptım, ciddi değildim, lütfen yalvarırım aç gözünü.” diyordu.

Hazan, zor yutkunarak kendine gelmeye başlayınca, Selim başını doğrultup su içirdi. “Özür dilerim korkutmak için yaptım, gerçekten özür dilerim.”

Sudan bir yudum içtikten sonra gözlerini tekrar yumunca, Selim yine korktu ve, “Doktor, doktor çağırayım.” diyerek, Hazan’a haber verdi

Hazan, güçlükle ve kısık sesle, “Ağlama, iğrenç oluyorsun.” deyip yutkundu

Selim, biraz daha konuşturmak için, “Teşekkür ederim.” dedi

-“Ne için?”

-“İltifatın için, ağlayınca iğrenç oluyor muşum, normalde değilim yani?”

Hazan, gözlerini yarıya kadar açıp gülümsedikten sonra yine yumdu

Selim: “Bir hastalığın mı var?.. Vazovagal senkop mu?”

-“Hayır, küçüklükten gelen bir şeyin büyüyünce dışa vurumu… Biraz sonra kendime gelirim.” derken, bütün ağırlığı Selim’in kollarındaydı.

Başı, Selim’in göğsüne düşünce, yine panik olup, “Uyanıksın değil mi?” dedi, eliyle yüzünü kendine çevirerek.

Hazan, konuşmak yerine, başını aşağı yukarı sallayarak, “Evet.” dedi

-“Doktor çağırayım?!.”

Hazan, bu seferde, başını sağa sola sallayarak, “Hayır!” demek istedi.

Selim, sol ayağını, sağ bacağının altına alıp, sağ dizinden destek alarak, kendini biraz daha Hazan’a yaklaştırdı.

“Özür dilerim.” deyişi, başına gelebilecek her türlü bela, ya da cezadan kurtulmak için değil, bilakis onu bu hâle düşürdüğü içindi.

Hazan, gözlerini açmadan, “Yeter sus!.. Ben korkmadım?” dedi

-“Ya ne oldu?”

Hazan, kafasını iyice gömüp, yüzünü gizledikten sonra ağlayarak, “Annem!.. Annemin ne yaşadığını anladım… Ona dayanamadım.” dedi ve tekrar sustu.

Selim, bir şey söyleyemeyip sebep olduğu şeyden ötürü pişmanlık hissederek, Hazan’ın başını daha çok kendine bastırıp ağlamaya başladı.

Hazan, ayaklarını indirip oturmaya çalışırken; Selim’de yardımcı olmak için biraz kaldırdı, ama başı yine dönünce sırtını Selime dayadı.

Selim, sağ omuzuna destek verip, yana düşen sol elini yerden alarak, Hazan’ın karnına koyarken, parmakları nabız ölçer pozisyondaydı.

Selim, “Biraz öncekinden daha çok korkarak soruyorum… AAnnene ne oldu?” diye sordu ama Hazan, sorduğu soruya hemen cevap veremeyerek, “Ben, küçükken polis olmayı çok isterdim.” diye anlatmaya başlarken, Selim’e dayanmayı bırakıp oturdu.

“Ama annem, ‘Müfettiş olacaksın ve haklı haksız, bir şekilde onları görevden alacaksın!’ diyerek büyüttü… Altı yaşındaydım… Hayatım sadece altı yaşıma kadar mutlu huzurlu geçti… Ondan sonra, hiç eskisi gibi olamadık… Babamın, gece vardiyasının sabahıydı… Heyecanla okul alışverişimizin son eksiklerini yapmıştık… Eminönü’nde balık ekmek yedikten sonra, aldıklarımız ile eve geldik… Babam, kıyafetlerini giyerken, annem de önlüğümü ve kendi eliyle ördüğü dantel yakalığımı ütüleyip vitrinimizin kapağına taktı… O kadar heyecanlıydım ki, anneme, ‘önlüğe bakarak uyuyayım’ diye yalvardım… Annem de dayanamayıp, “Tamam, ama hemen uyu, yoksa okula geç kalırız.” diyerek beni kanepeye yatırdı… Önlüğüme bakıp, hayâller kurmaya başladım… ‘Ben, bu önlükle başlayacağım, bu önlükle okula gideceğim ama bir gün gelirken, üniforma ile geleceğim,’ hayalleri… Polis olmayı istememdeki en büyük etken, o zamanlar ki ev sahibimizdi… Görevden polis otosuyla geldiğinde, evimizin odasına arabanın ışıkları vururdu… O kadar güzel aydınlatırdı ki… Kırmızı mavi… Hemen cama çıkardım… Onlar gidene kadar izlerdim… Polislik nasıl bir şeydir bilmiyordum ama, o ekip otosunu görünce, ben de polis olmak istiyordum… Arada ev sahibimizle karşılaştığımızda bana, ‘Oku!.. Sen de polis ol tamam mı?’ dediğini hatırlıyorum… ‘Tamam.’ deyip, asker gibi elimi başıma götürürdüm… O gece, ‘Ben de çok iyi bir polis olacağım.’ hayaliyle uyumuşum… Gece yarısını geçtiğinde, bir ses duyup uyandım… Kendimi, yatağımda zannedip gözümü açtım… Kendi odamda olsaydım, ben bu sesi duyamazdım… Okulu o kadar çok merak ediyordum ki; gelen tıkırtılara, annem kalktı, beni uyandırmadı, geç kaldım zannederek gözümü açtım… Sesler anlaşılmıyordu, babam gelmiş ve o da beni uyandırmamak için kısık konuşuyor diye düşündüm… ‘Ne konuşuyorlar acaba?’ diyerek yataktan kalktım… Odanın kapısına çıkıp sağıma döndüğümde, ev sahibimizin anneme bir şeyler yaptığını gördüm… Dedim ya, polisler ne yapardı bilmiyordum… Anneme bir şeyler yapıyordu… Ben zannettim ki; polisler, birini tutuklarken, etkisiz hâle getirirken bunu yapıyor… Ne olduğuna anlam veremedim… Sesimi çıkartmadan izlemek istedim, çünkü büyüyünce ben de aynı şekil polis olacaktım ve ben de onları yapacaktım… Ben de suçluları o şekilde yere yatacaktım… Ben de üzerine çıkacaktım… Ama annem, suçlu gibi değildi, daha çok suçsuz gibi çırpınıyordu… Ağzı kapalı ve ‘yapma’ diye yalvarıyordu… Annemin ağzı kapalıydı, ama benim sesim çıkmıyordu… izlemeye devam ettim… Annemin gücü tükenip, teslim olana kadar, o da bırakana kadar izlemeye devam ettim… Daha sonra kalktı, üzerini giyerken anneme, ‘Ağlama bee!.. Sen de o kadar güzel olmasaydın!’ dedi… Annemin tek suçu güzel olmaktı… Annem en büyük suçluydu ve bu suç güzel olmaktı… Annem arkasını dönüp, ‘Allah belanı versin, Allah belanı versin.’ derken, o da bana doğru gelip, kapıda onları izlediğimi görünce, yüzüme eğildi ve, ‘Birine bir şey söyleyecek olursan, annene yaptığımı sana da yaparım.’ dedi… Konuşamadım… Hiçbir şey söyleyemedim… Onun konuşmasını duyunca, annem arkasını döndü ve ‘Kızımı rahat bırak pislik, defol git!’ dedi… Bana söylediği lafı anneme de söyleyip, ‘Çeneni açarsan sıra ona da gelir.’ dedi ve gitti… O, kapıdan çıkarken yerdeki anahtarı gördüm, anahtarlık bizim anahtarlığımız değildi… Büyüyünce anladım ki, meğer bizim anahtarın bir yedeği onda da varmış… O yüzden rahat girmiş… Annem de birine anlatacak olsaydı iftira atacakmış… Annem, o haliyle kendini toparlayıp kıyafetini giydi ve yanıma geldi… ‘Kimseye söyleme… Tamam mı?.. Hele de babana, sakın söyleme… Emi güzel kızım.’ dedi. Annem bana ‘güzelim’ deyince, korkudan altıma kaçırdım… Beni kucaklayıp banyoya götürdü… Birlikte yıkandık… Annem ağlıyordu, durmadan ağlıyordu… Ben ağlayamadım, yanaklarımdan akan sıcak suydu… Yıllarca içimden ağladım hep, annemi üzmemek için… Onu o hâlde gördüğümü belli etmemek için… Hiçbir zaman dışımdan ağlayıp bir şey söyleyemedim. ve o pisliğin dediğini yaptım… Sustum… Korktum, anneme tekrar bir şey yapacak… Bana yapacak diye sustum… Sabah babam işten geldi… ‘Burada ne var böyle ya?.. Çiş mi su mu?.. Bu ne?’ dedi… Annem bilerek silmemiş… Hiç sebep yokken birden kavga çıkarttı… Sonra da, ‘Bıktım senden de, bu pis evinden de.’ deyip eşyalarımızı topladı… Babam çok sinirlendi ve, ‘Defol git.’ dedi… Anneannemlere geldik, iki gün sonra babam pişman olup geldi. Annemden, ananemden özürler diledi… Annem, ‘Barışırım ama bir şartla!.. Anneme yakın oturacağım.’ dedi… Babam da, yuvam yıkılmasın diye ‘Tamam.’ dedi… Evi tuttuk… Annem, akşama kadar beni alıp anneannemde kalıyor, akşam da yemeği yiyip eve geçiyordu. Babam gece vardiyasındayken eve hiç gitmiyorduk… Okul kaydımı da, annemin okuduğu okula aldılar… Ananem ders çalıştırırdı bana, annem bir köşede oturup sürekli ağlardı… Arada da banyoya girip, kusup bağırırdı… Ben o geceden dolayı zannederdim. Ama annem hamileymiş… Halı yıkamıştı, soba kaldırmıştı, ama kardeşim düşmemişti… Annemin karnı büyüdükçe daha sinirli olmaya başladı. Galiba kardeşim her tekme attığında ona vuruyordu. ‘Duuurr!’ diye bağırıyordu… O zamanlar ne olduğunu bilmiyordum ama büyük ihtimalle kardeşim o adamdandı… Ananem, ‘Babasının suçunu ondan çıkartma!’ diyordu ama, babama kızgın olduğunu düşünüyordu galiba, çünkü ona soruyordu, ‘sen Ayşe’ye kötü bir şey mi yaptın, öyleyse söyle.’ diye. Babam, ‘sadece o gün.’ deyip kendini savunurdu… Doğum zamanı gelmiş, annem sancılanmış, banyoya girmiş. Bekledik, bekledik, annem gelmiyordu. Ananem, ‘hayr olsun inşaallah’ diyerek kalktı. ‘Ayşe kapıyı aç!’ dedi, annem içeriden, ‘Kabızım anne.’ dedi… Ananem, hemen zeytinyağı getirip, ‘Al bunu, iç, kendine sür kolay çıksın.’ dedi. Galiba, o da doğum yaptığını anlamış ki, öyle şeyler yaptı. Annem, ‘Az kaldı anne, çıkıyorum.’ dedi ama sesi çok kötüydü. Ananem iri yarı kilolu da bir kadındı. Kapıya bir vurdu, kapının kilit yeri içeri doğru kırıldı. Annem doğurmuş, kardeşimi de, banyonun camından aşağı atmış… Ananem almaya giderken, ayaklarına kapandı, ‘Alma anne ölsün, o benim değil, onu ben istemedim.’ diye yalvardı. Ananem, hemen koştu, ben de onunla birlikte gittim… Ananemin bir komşusu vardı, bahçesinin otunu, yaprağını oraya dökerdi… Kardeşim oraya düşmüş, içinde kaybolmuş, Ananem hem kimse duymasın diye yavaş hareket ediyor hem de dualar ederek arıyordu. Ananemin elinde ilk olarak, kırmızı siyah gibi bir et parçası gördüm… ‘Bebek böyle bir şey miymiş?’ diye düşündüm. Sonra, o ipin devamı geldi. Her yanı toz toprak, yaprak olmuş bir bebek. Ananem hemen içeri aldı… Kordonunu kesti, yıkadı. Ağzına bir şeyler sıvayıp odasına yatırdı. Aynı şekilde annemi de kendi odasına yatırdı… Bana dedi ki, ‘sen bu odada kardeşine bak, annen şaka yapmış. Üzeri kirli diye. Ben de temizlemek için annene yapmıştım. Sana da yaptık.’ Her bebek atılır diye aklıma yer ettirmeye çalıştı herhalde… Sonra gitti, annemle konuşmuş… Bebek ağlamaya başlayınca yanına gelip haber vermek istedim… Ananem, ‘söz veriyorum, o benim olacak, canım tenimde oldukça sana vermeyeceğim ama sen de dediklerimi yaparsan.’ diyordu. Annem de ‘Tamam’ dedi. Ananem kardeşimi aldı. Cüzdanından da para çıkarttı. Annem her emzirdiğinde ona para veriyordu… Annem onu hiç sevmedi, ananem yokken her ağladığında dövüyordu… ‘Ben de ağladım, bana bakan olmadı.’ deyip yere atıyordu… Beni eve götürüyor, kardeşimi ananemde bırakıyordu. Bahanesi de, bizim evin soğuk ya da aşırı sıcak olmasıydı… Ananem, soğuk günlerde üşütür, sıcak günlerde pişik olur diyerek göndermiyordu… Yedi yaşında anne oldum ben… Bazen, ‘kardeşim’ diye tutturuyor ben de ananemlerde kalıyordum… Yeni yeni yürümeye başladığında düştü… Ağlamaya başladı… Ağzını kapattım… Annem dövmesin diye, canını yakmasın daha fazla diye… Nefessiz kalmış, bayılacak hâle gelmişti… Benim, ‘Ağlama, ağlama, ağlama diye ağlama sesime annem geldi… Elimi ağzından çekti… Kardeşim hareketsizdi, yüzü mosmordu, kımıldamıyordu… ‘Annem, galiba bu sefer beni dövecek.’ diye düşündüm ama o elimi öpüp, ‘Ağlama kızım, yok bir şey ağlama.’ dedi. Elimi kardeşime doğru uzattım, bu sefer de kendine çekip, ‘Bırak gebersin.’ dedi… Anneanneme gittim ve olanları anlattım… O da, ‘Sen anlaşmayı bozdun, sana güvenmiştim.’ diyerek bir daha kardeşimi annemle yalnız bırakmadı. Doğduğu gece söz verdiği gibi büyüttü okuttu… Annem, bir defa bile ‘oğlum, yavrum’ demedi ona… Hatta, vefat eden babasının adı olmasa, onu bile söylemeyecekti… Annemin, ananemden onunla ilgili tek istediği polis olmasın oldu… ‘Dağda terörist olsun, gebersin umurumda değil ama polis olmasın.’ dedi… Bunlar, annemdeki izleriydi… Ben de ise, o geceden sonra, alt ıslatma başladı… Üniversite bitene kadar, okulun ilk haftası, hasta olurdum hep… Gidemezdim… Ananem, bu alt ıslatma sorununu da kendi çözmeye çalıştı… Ama, yeniye kadar başarılı olamadı… Bana, onun gibi yaklaşan kim olursa olsun, altıma kaçırıyordum… Öğretmen ödül verecek, tebrik etmek için bana eğiliyor, ben kaçırıyordum… Ödüllerin verileceği günlerde de gitmemeye başladım… Üniversite ikinci sınıfa kadar böyle devam etti… Sonra… Bir arkadaşa, hasta olduğumu söyledim ve onun vasıtasıyla psikoloğa gittim… Bana, ilk ne zaman olduğunu sorunca, yine kaçırdım. Orada, ‘Pekâla, bunu sormuyorum… Bunun altındaki nedeni kafandan atmadan, sana yardımcı olamam ama üroloji ve nefroloji doktorları ile görüşmeni sağlayabilirim’ dedi… Sonunda, sık tut bırak egzersizleri, vesairelerle aza indirdik… Ama, şuan hissediyorum ki geçmemiş… Görevin ilk yılıydı, arkadaşımın kuzeni ile tanıştık ve birbirimizi sevdik… Bu egzersizler onda işe yarayınca, sevinmiştim… ‘Evlenelim’ dedik, güzel bir kına, düğün, yemek derken, herkes gitti… Evde sadece ikimiz kaldık… Odaya geldiğinde gözümün önüne yine o gece ve annem geldi… Yüzü koyun bayılmışım… Gelinlik üzerimde hastanede açtım gözümü… Testler tahliller, doktorlar neden bayıldığımı bulamıyorlar… Sorgular, ifadeler derken, sabah oldu eve gittik yorgun olduğumuz için yatacaktık… Elini yüzünü yıkamış, damatlığını çıkartmış, yanıma geldi, bana dedi ki, ‘Gelinliğini çıkaralım, rahat uyu.’ ‘Tamam.’ dedim, tam fermuarımı açacak, yine bayıldım… O zamanlar ki bayılmalarım bu kadar kısa sürmüyordu… Yine gözümü açtım, yine hastanedeydim… İki gün, gelinlik üzerimde uyudum… Kocam hemen annemi aramış. Annem geldi, odaya geçtik… Ağlayarak fermuarımı açtı… ‘Sen görmüşsün.’ derken ne kastettiğini ikimiz de biliyorduk… ‘Evet.’ diyemedim, sessizliğimle verdim cevabı… Annem yine beni yıkadı… O gece annem benimle kaldığı için eşim yanıma gelmedi… Ertesi günü doktora gittik, ilaçlar seanslar muska bile yaptırdılar… Kayınvalidem beni çok seviyordu… Bir keresinde, ‘Maşaallah Ayşe hanım, Hazan kızımızın güzelliğini kimden aldığı belli.’ demişti… Benim en çok korktuğum, güzel olmaktı… Bu zamana kadar bir kere bile makyaj yapmadım, sürmedir, rujdur, mezuniyetim, nişanım, düğünüm, hiç birinde makyaj yaptırmadım… Benim de tek suçum güzel olmak olsun istemedim… Kayınvalidem bir yandan, annem bir yandan, sular içirdiler, evi değiştirdik. Başka şehire bile gittik ama olmadı… Altıncı ayda, anlaşmalı olarak tek celsede boşandık… Ananem ve kardeşimle yaşamaya başladım. O, tekrar aynı şehire geri döndü, ben burada kaldım… Ondan sonra da, karşımdaki erkekle hoşlanmadan ilerisine gidemedim… Annem vefat ettikten sonra da, görevden ihraç ettiğim her polis için, annemin kabrine sevdiği çiçekleri ekmeye başladım… Anneme söz verdim ama, hiç haksız biri olmadı… Şimdi, ben bunları sana neden anlattım biliyor musun?.. Normalde, biraz önceki yaptığının cezasının ne olduğunu biliyor olmalısın… Neden yaptığını bildiğim için, seni böyle cezalandırmak istedim… Nurseli’ye de gelince… O, annem gibi değil, Ayşe annem gibiydi, Ayşe’nin gözleri ağlıyordu, Ayşe hep hüzünlü bakıyordu, Ayşe korkuyordu, Ayşe size çekinerek bakıyordu, size dokunamıyordu… Belki en çok güvendiğiydiniz ama o, yine de size dokunamıyordu… Ayşe anneme benziyordu ama Nurseli değil… Mesleğim de bu zamana kadar, maalesef bu duruma düşen bir çok kadın gördüm ama hiç biri Nurseli gibi değildi… Ben onun üzerine gittim, iyileşme mi, bastırma mı diye görmek için… Nurseli o gece ne oldu ise, pişmanlık duyup kahroluyor… O tecavüze uğramamış, ve asla o kelimeyi de kendine yakıştırmıyor… Annem, o şeyin acısını ölene kadar unutmadı, son nefesine kadar taşıdı, hep hissetti… Ben, annemde olan acının benzerini Ayşe de hissettim, ama Nurseli’de değil… Ben ağacı sallamadan meyve dökemiyorum… Dünkü çıkışı bekliyordum… Bilerek yaptım… Ama sonra kapıda onu ve sizin ona desteğinizi gördüm… ‘Yanılıyor olabilirim’ diye düşündüm çünkü arkasında dağ gibi sevenleri vardı… Hiç tanımayan doktoru bile onun için çabalamıştı… Acaba dedim ‘Nurseli gibi, Ayşe gibi, annemin yanında da birileri olsaydı, o geceyi hatırlatacak bir çocuk olmasaydı, annem de düzelir miydi, ya da ben, ne olsaydı düzelirdim?’ Öyle işte Selim komiser… Sayende bugün de altıma kaçırıp bayıldım…”

Selim, Hazan’ın yüzüne bakmadan gözlerini parmaklarının boğumuyla silerek, “Özür dilerim.” dedi

Hazan, “Kızmadım, çünkü sen de benim gibisin… Bazen tozu dumana katmak için var gücünle vurman gerek.” deyip, yüzünü bluzunun koluna sildi…

Derin bir nefes alıp, çantasını açtı…

Ayna ve ıslak mendil çıkartıp gözlerini sildikten sonra, ayağa kalkıp, hâlâ yerde oturan Selim’e elini uzattı…

“Kalk hadi Selim komiser, yapacak çok işimiz var.” dedi

Selim, Hazan’ın elini tutup, ağırlığını vermeden ayağa kalktı…

Hazan, gözlerine bakıp, “Ben düzeldim, ağladığım belli olmuyor… Bakalım sen nasıl çıkacaksın?” deyip dışarı çıktı…

•~~~~•Nurseli,

Müfettiş dışarı çıktığında yüzünde acayip bir gülümseme vardı… Hâli bir tuhaftı ama yüzü gülüyordu… Onun tebessümü, nedenini bilmediğim, anlamadığım şekilde canımı yakmaya başladı… Yüzüme bakıp, bir gün öncenin aksine tebessüm ederek, “Nurseli, odaya gel… Sadece sen!” diyerek önden yürüdü.

Ben de, içeriye baktım… Selim yarasına bastırıyordu… Belli ki başına ağrı girmişti… “İçeride ne oldu?” diye düşünmeye başladım.

Selim, başını yerden kaldırmadan odadan çıkınca yüzüne baktım… Gizlemek için büyük bir çaba sarf etse de, üç yılda tanıdığım Selim’in ağladığını anlayabiliyordum… Müfettiş odaya girerken arkasını dönüp, “Hadi Nurseli!” diyerek seslendi.

Benim gidemediğimi gören abim, “Ben ona bakarım Nurseli… Hadi!” dedi.

Başımı yere eğip, üzgün ve yavaş adımlarla odaya girdim…

…..Selim, Doğan’ın yaklaştığını görüp bir şey söylemesine fırsat vermeden tuvalete gitti ve kusmaya başladı…

Doğan, arkasından gelip, “Ne oldu?.. Onu sarsacaktın kendin yıkıldın.” dedi

Selim, “KES SESİNİ DE İŞİNE BAK!” deyip, elini yüzünü yıkamaya başladı.

Doğan da, “Benim bir işim yok ama, yine de gideyim.” diyerek cinayet büroya gitmek için oradan ayrıldı.

•~~~~•Nurseli,

Masaya yaklaştığımda rozetler silahlar hepsi masanın üzerine çıkmıştı… “Ona ne yaptın?” dedim, neden ağladığını merak ederek.

Gözlerime bakıp, “Ben bir erkeğe ne yapabilirim Nurseli?.. Alt tarafı biraz sohbet ettik… Korkma ya, yemedim sevgilini.” dedi

“O benim sevgilim değil!” dedim hem sözüne itiraz edip hem de sevgilimmiş gibi hakkını savunarak.

“Neyin Peki, abin mi?” dedi yine sinir bozan üslubuyla.

“Hiçbir şeyim değil.”

“Halâ bir ümidin olmasaydı böyle olmazdın.” deyince cevap vermedim.

Benim cevap vermediğimi görünce, “Buraya neden geldim biliyor musun?.. Dava lehlerine kapandı, haber vermek ve seni üzdüğümden dolayı özür dilemek için.”

“Nasıl yani?” deyip ağlamaya başladım.

“Bunu, Ayşe’ye de yaptırmıştım, bu rozetleri onlara sen veriyorsun anlaştık mı?.. Ağlama Nurseli, merak etme, arkanda bu kadar seven varken bunu da atlatacaksın.”

“Ben, muayene olacaktım karar vermiştim.” dedim, onları kurtarmanın yolu olabilir diye düşünerek.

Hazan, Furkan’ın koltuğunu bana gösterip,

“Sakın yapma Nurseli, ilk olarak bu düşüncenden vazgeç, anlaştık mı?.. Kim için olursa olsun, kendine bir daha o eziyeti yaşatma… Ağlama, hadi gel, buraya otur bak, sana bir şey izleteceğim.” demesine rağmen, ağlayarak oturdum…

Bana, “Ağlama artık Nurseli sinirlerim bozuk zaten.” deyip, çantasından çıkarttığı tableti açarak önüme koydu ve, “Bak, sana ne izleteceğim.” deyip bir video açtı.

Videoda, Jale, Pervin, Yılmaz ve ben vardım.

“Video bu muymuş?” diye sordum.

-“Evet!”

“Ama Furkan, ‘attım’ dedi.”

-“Demek ki bir kopyası varmış.”

Videoda; kollarım ve bacaklarım bağlıydı ilk defa doğru olduğum için üzülüyordum.

Ekrana parmağımı uzatıp, “Bak, kollarım bağlı, ben yalan söylemedim.” dedim

Müfettiş omzuma dokunup, “Kimse sana ‘yalan söylüyorsun.’ demedi.” deyince, “İnanmadın ama?” dedim.

“Benim işim bu Nurseli, olaylara tarafsız bakmak zorundayım.”

“Suçlunun tarafı daha ağır basıyor gibi davranıyordun ama!” dedim

Yine yapmacık bir tebessümle, “Sana öyle geliyor.” dedi

Ayağımla Jale’ye vurduğum, Yılmaz’ın birini aradığı, videoda her şey vardı. Video; benim yarı baygın yatarken, Furkan’ların gelmesiyle de son buluyordu…

Şaşırdım ve, “Eee!.. Bu kadar mı?” deyip videoyu biraz geri sardım ama video dört saat kadar kesilmişti… Başı ve sonu vardı…

“Bu ne şimdi?.. Hem ben neden böyle görünüyorum, buğulu gibi.” dedim

Müfettiş, tebessüm ederek, “Evet, görüntün net değil… Bu videoyu bana veren kişi belli ki senin mahremiyetine önem veriyormuş, videoyu kesmiş ve seni bulanıklaştırmış.” deyince, “Ne olacak şimdi? Ben yine öğrenemedim?” dedim ne olduğunu merak ederek.

Gözlerime bakıp derin bir nefes çekti ve, “Bırak öğrenme!.. Sen iyileşmişsin, önüne bak ve videoda her ne olmuş olmamış, sana ve eşine sürpriz olsun olur mu?” dedi

Sonra da, “Hadi ben çıkayım, sende rozetleri sahiplerine ver.” deyince, ayağa kalkıp sarıldım ve teşekkür ettikten sonra, içimden de gelerek, “Hayatında seni mutlu edecek insanlarla karşılaşırsın inşallah.” dedim.

Duama karşılık, “Sen de hep mutlu ol inşallah, üzme kendini tamam mı?.. Yalnız bu video benimle geliyor, sorun olmaz değil mi?” dedi

“Yok olmaz.”

-“Hoşçakal Nurseli, kendine iyi bak… Bir sıkıntın olursa, beni bu numaradan arayabilirsin.” deyip kartvizitini verdikten sonra dışarı çıktı.

Kapının girişinde bekleyenlere, “Geçmiş olsun beyler, Nurseli hanım sizi bekliyor.” diyerek gittikten sonra herkes meraklı gözlerle içeri girdi.

Oturduğum yerde patron edasıyla koltuğu sağa sola sallayarak, “Gelin beyler rozetlerinizi size teslim edeyim.” dedim.

Selim, en arkadan yüzü ıslak odaya geldiğinde herkes birbirini tebrik ediyordu…

Ben, herkes gibi ona da mutlu haberi verip “Bitti.” dediğimde; Selim, Hazan’ın peşinden gitti…

•~~~~•Selim, koridorun başında Hazan’a yetişip, “Bunun için mi gelmiştin?” dedi

Hazan da, buruk bir tebessümle, “Evet Selim komiser.” dedi

-“Neden söylemedin?”

-Anlatmama izin vermedin ki, fırsat verseydin söylerdim.”

-“Özür dilerim.”

-“Bu kafayı değiştir Selim komiser, yoksa canın çok yanar.”

“Denemeye çalışacağım… Peki, Nasıl oldu bu?”

-“Nurseli’nin videosu elime geçti,”

-“Kimden?”

Hazan, “Bilmiyorum, ona iyi bak detaylar onda.” deyip Nurseli’nin olduğu odayı gösterdi daha sonra da, “Çıkmam lazım annemden özür dilemeye gidiyorum, sayenizde!” diyerek çıktı…

•~~~~•Nurseli,

Ben oturduğum yerde birbirlerini tebrik edenleri izlerken Selim odaya geldi… Yüzünde ki ifadenin ne olduğunu anlayamıyordum… Birden herkese bağırmaya başladı,

“BEYLER KENDİNİZE GELİNN!.. GÖREVE DÖNDÜĞÜNÜZ NEYİN İŞARETİ BİR DÜŞÜNÜR MÜSÜNÜZ?!”

Alp abi bana dönüp, “Nurseli, kusura bakma.” dedi

Ayağa kalkıp, toplantı masasına geçtim… Hiç biriyle göz teması kurmadan, “Biraz da ben sorgulayacağım.” dedim

Kadir, kapıyı kapatıp, “Aman ucube duyar da gelir sonra.” deyince, Selim hışımla fırladı ve arkasında kalan duvara Kadir’i sıkıştırıp, “Ne dedin sen?” diye bağırdı.

Kadir, yanlış bir şey yaptığını düşünmüyor gibi, “Komiserim, sizi duymuştu, kızmıştı ya, onu kastettim… O yüzden dedim.” deyince, daha biraz önce üzerine yürüyen Selim değilmişte avukatıymış gibi, “Bir daha duymayacağım!” dedi.

Eminim Kadir de bir anlam veremeyip, “Emredersiniz.” diyerek karşılık verdi.

Kapı, iki kere vurulduktan sonra, Selim, Kadir’in yakasını bırakıp, “Geç şimdi otur.” dedi ve kapıyı açtı. Okan abi, “Gelebilir miyim?” diyerek içeri girdi.

Okan abi, masaya otururken, hepimiz şaşkınlık içinde Selim’in bu çıkışına şaşırmış gibi bakıyorduk… Bu hâli, hiç hayra alamet gibi durmuyordu… Odaya girmeden önceki Selim’le, şu anki Selim arasında dağlar kadar fark vardı. Acaba o odada ne olmuştu, Selim’i bu derece değiştirecek ne yaşanmıştı…

“Selim, oturacak mısın?” diye sordum.

Selim, masanın diğer ucundaki karşı sandalyeye yönelince, “Yanıma!” dedim

Selim, geldi oturdu.

“Öncelikle hepinize tekrar ‘geçmiş olsun’ diyorum, Sorgu işin şakasıydı tâbi ki… Nasıl olduğunu söyleyeyim, birisi videomu müfettişe vermiş.”

Furkan, şaşkınlık içinde sol tarafındaki Mert’e dönünce, o da aynı şekilde bakarak, “Komiserim tek kopyaydı, onu da sizden hiç almadık.” dedi

Araya girerek, “Siz anlatırken sadece vücutları gördüğünüzü söylemiştiniz… Ama benim izlediğim.” diyerek camı gösterdim ve “sanki böyle bir yerden çekilmiş ve bütün oda tam gözüküyor… Sizin anlatmanıza göre otuz dakika ve sadece benim olduğum yer gözüküyor ama bu, en az dört saat ve üzerimde bir defa bile açılmamış… Açık yerlerimde buğulanmış… Net görünmüyorum yani… Bir de video kesilmiş, ortası yok başı ve sonu birleştirilmiş… Yağız Efe yine gözükmüyor… yani ne yaptığı yine yok,” dedim ve devam ettim.

“Videonun sonunda da, ‘İçinizde Cingözler var, kör etmezseniz onlar sizi edecek… İçinizdeki pislikleri temizleyin.’ yazıyor.” dediğimde Okan abi, “Neyi temizle?!” diye sordu.

“İçinizdeki pislikleri temizleyin.’ yazıyordu abi.” dedim, doğru okuduğumu ve sanki daha önce bir yerden anımsadığımı düşünerek.

Masada bir süre sessizlikten sonra, Alp abi, “Videoyu nereden buldu acaba?.. Yağız olabilir mi?” diye sordu.

“Müfettiş, ‘videoyu veren kişi seni özellikle buğulamış, mahremiyetine önem veriyor demek ki.’ dedi.” diyerek cevapladım.

Selim, “Dün, çantasına koymuşlar.” diyerek bir eksiğimi kapattı.

Furkan, “Bu demek oluyor ki şerefsiz burnumuzun dibine kadar girebiliyor.” dedi.

Onların konuşmaları arasında, “Evet, bana müsaade.” diyerek ayağa kalktım.

“Çok yoruldum, uyumaya gidiyorum.” dedim.

Selim de benimle birlikte kalktı ve, “Mert bıraksın seni.” dedi

“Ben.” diye başlayıp sesim titreyerek, “Sen götürürsün zannetmiştim.” diyecektim ki sözümü yarıda kesip, “Biraz işim var, acil olmasa götürürdüm.” dedi.

Okan abi ayağa kalktı ve, “Ben bırakırım.” dedikten sonra, “Hadi çıkalım.” diyerek önden yürümemi gösterdi.

•~~~~•Selim, Nurseli gittikten sonra, masadakilere dönüp, “Herkes işinin başına beyler… Herkese geçmiş olsun. Rabbim bir daha göstermesin inşaallah.” deyip Kadir ile odasına gitmek üzere çıktı.

Alp ve Furkan, bir süre meraklı gözlerle birbirlerine bakarken, Alp, sanki içini okumuş gibi, “Dur hele, yakında kokusu çıkar.” dedi.

Selim ile Kadir odaya gelirken, Doğan elinde dosyalar ile, “İşte bu da bu kadar, elimizde üç cinayet zanlısı var… Kendileri teslim oldu, bunlar da kapı gibi itirafları.” diyerek dosyaları Selim’e verdi…

•~~~~•Batağın telefonu çaldığında yatakta uzanmış, Ömür’ün saçlarını okşuyordu…

“Efendim.”

-“Abi, rahatsız ettim kusura bakma ama… Emanetin yerine ulaştığını haber vermek için aradım.”

“Bir sorun çıkmaz değil mi?”

-“Yok abi yok, merak etme sen. Mesajları gayet net şekilde belirterek teslim ettik.”

“Tamam, akşam detayları evde konuşuruz.”

Batak, yataktan kalkarken, Ömür de kendisi ile birlikte doğrulunca, “Bakma öyle kızım, can düşmanımın evinde bacısını s.kmişim banyosunu da kullanmayayım!..” diyerek üzerini giydi.

Ömür, “Ben ne zaman geleceğim?” deyince, Batak, “Hiçbir zaman, böyle daha zevkli, o kekeme abinin geldiğimi ve ne yaptığımı bilip bir şey yapamaması accayip hoşuma gidiyor.” deyip, göz kırptı.

Ömür, “Git, bir daha da o başındaki bela her neyse, kurtulmadan gelme.” dedi…

0
Please leave a feedback on thisx

~~~~Selim, Nurseli gittikten sonra, masadakilere dönüp, “Herkes işinin başına beyler… Herkese geçmiş olsun. Rabbim bir daha göstermesin inşaallah.” deyip Kadir ile odasına gitmek üzere çıktı.

Alp ve Furkan, bir süre meraklı gözlerle birbirlerine baktıktan sonra Alp, sanki içini okumuş gibi, “Dur hele, yakında kokusu çıkar.” dedi.

Selim ile Kadir odaya gelirken, Doğan elinde dosyalar ile, “İşte bu da bu kadar, elimizde üç cinayet zanlısı var… Kendileri teslim oldu, bunlar da kapı gibi itirafları.” diyerek dosyaları Selim’e verdi…

Selim, “Bırak şimdi onları!” derken, Alp odaya gelip, “Selim!.. İyi misin?.. Ne oluyor?.. Kıza doğru dürüst ‘geçmiş olsun.’ bile demedin, yalnız kalmak için gözünün içine baktı.” diyerek hesap sormaya başlayınca Selim, “Abi bi sus da dinle, daha önemli işlerim var.” deyip devam etti, “Doğan, Hazan’ın doğduğu, büyüdüğü, ebesi dedesi ne varsa istiyorum.”

Doğan bir şey demeden Alp, “Oğlum saçmalama!.. Bitti gitti, bırak şu kadının peşini.” deyince Selim, “Alp, bu iş ile bir alakan yok, o yüzden karışma, Doğan’ın da üstü olarak emrediyorum.” deyince Alp, “Ne halin varsa gör.” der gibi bakıp kendi bürosuna gitmek üzere odada çıktı.

Alp gittikten sonra, Selim Doğan’a, “İlk oturdukları evden, son oturdukları eve kadar, ev sahipleri, ev sahipleri taşındıysa da nereye taşındıkları, kim oldukları hepsini istiyorum hemen.” dedi.

Doğan da, Selim’in ne kadar kararlı olduğunu görüp, Alp gibi itiraz etmeden, “Emredersiniz?” dedikten sonra dışarı çıktı.

Daha sonra Selim, elinde numara yazan kağıdı Kadir’e verip, “Sen de bu numarayı Bilişim’e götür!.. Üç günlük kayıtları iste bakalım nerede kimlerle görüşmüş, videonun kaynağı kimmiş bakalım.” dedi

Kadir, kağıdı eline aldığında numaraya bakıp, “Hazan.” dedikten sonra, boşluğuna gelip kapıyı kontrol etti ve biraz önce Selim’in çıkışından dolayı laf etmeyip, “Komiserim, isterseniz ben bakayım, malûm müfettiş… Sızdırabilirler.” Dedi

Selim, “Tamam sen bak. Bir de, kardeşinin kimliği, şu an nerede ne iş yapar onları da, ben iki saate geliyorum HTS’den kayıt bulursan hemen at.” deyip çıktı.

~~~~~Nurseli

Okan abi ile giderken, “Oooff”ladım ve nefesim daraldığı için camı açmak istedim.

Okan abi, “İstersen bir yerde durayım, inelim.” deyince, “Abi, ben camiye gitmek istiyorum.” Dedim

Hiç itiraz etmeden beni bir camiye getirdi ama etrafa o kadar anlamsız bakıyordum ki, caminin adına bile bakmadan doğruca içeriye girdim.

Okan abi arabayı park ederken, ben iki rekat şükür namazı kılıp dua etmeye başladım.

Ellerim havada; önce sevdiklerime, sonra kendime her şeyin hayırlısını vermesi için Rabb’ime dua ederken Okan abi yanıma oturup, “Bizim dilsizin bu aralar işi çok yoğun. Zor bir süreçten geçiyor. Ona da dua eder misin?” dedi

‘Dilsiz.’ deyince gülümsedim ve başımı aşağı yukarı sallayarak. “Tamam.” Dedim

İçimden geldiğince her işinin rast gitmesi için, operasyonlarının başarılı olması için dua edip elimi yüzüme sürdüm.

Kapıya çıkarken, “Hâlâ dönmedi mi?” dedim, Amerika’yı kastederek

“Bir pürüz çıkmış yaa, gelemiyor, ama bir gelsin, ertesi günü yemeğe çıkacaksınız haberin olsun. Ben verilen sözü unutmam.” Deyince, “O zaman biraz daha gelmesin abi yaa, bu şekilde hiç yemek kaldıramam.” Dedim

“O da bu gidişle bir aya ancak gelir.” Dedi ve önden geçmem için yol gösterdi.

Kapıya çıkıp ayakkabımı giyerken, telefonum çaldı.

Arayan Özlem’di.

Basri abi ile buluştuğunu ve benim ne yaptığımı merak ettiğini söyledi.

“Canım, camideyim, eve gidince ararım.” Deyip kapattım.

Okan abi ile birlikte eve geldik ve ben, “Abi, teşekkür ederim, görüşürüz.” Diyerek yukarı çıktım.

~~~~~Melek hanım, elinde poşetler ile marketten gelirken Okan’ı görüp yanına geldi ve, “Buyurun, kime baktınız?” dedi

Okan, “Ben Okan Melek teyze, emaneti getirdim.” Dedi ve göz kırpıp arabaya binerek oradan uzaklaştı.

Melek hanım hemen eve gelip, neler olduğunu ve Okan’ın kim olduğunu sordu. “Emanet.” Sözünden işkillenerek mutfağa gitti.

~~~~~Selim, çıkalı bir saat olmuştu ki, Kadir arayarak Hazan’ın mezarlıkta olduğunu söyledi.

Selim, hangi mezarlık olduğunu öğrenip oraya doğru sürmeye başladı. Mezarlığa geldiğinde Hazan’ın arabasının orada olduğunu gördü ve annesinin mezarına gelmiş olabileceğini düşünerek sağa sola bakarak yürüdü.

Sinyalin geldiği yere vardığında; Hazan, bir mezara kapanmış ağlıyordu. Yanına gitmeden uzaktan izledi

Bir süre daha ağlayan Hazan, göz yaşlarını silip ayağa kalktı, arabasına bindi ve oradan uzaklaştı.

Selim de, yine Hazan’a görünmeden evin yolunu tuttu.

~~~~~Selim, eve geldiğinde hava kararmak üzereydi.

Kendi ve Nurseli’nin odasını gören sokağa gelip, karşı binanın balkonunun altına gizlenerek yukarıyı izlemeye başladı.

~~~~~Nurseli

Yasemin ablanın özürler dileyerek benden istediği şeyin düşüncesi ile akşam namazını kılıp, “Anne, ben biraz odamdayım.” Diyerek izin istedim.

Odaya gelip ilk olarak üzerime kalın bir şey aldım ve balkona çıktım. Karşı binanın camına baktığımda Selim’in odasının ışığının yanmadığını gördüm ve oturma odasına gidip kırlent alarak tekrar balkona geldim.

Sandalyemin sırtını dış duvara gelecek şekilde koyup, kırlenti de boynumun hizasına gelecek şekilde demirlere koyduktan sonra, saçlarımı yukarı kaldırıp, demirlerden sarkıttım ve başımı kırlente koyup Selim’in balkonundan gök yüzünü izlemeye başladım.

Ertesi günü okul çıkışı Hâle’yi alıp emniyete gidecek, orada da Yasemin abla ve Furkan ile buluşup, onları görüştürecektik.

Hâle’nin kabul edip etmeyeceğini bilmiyordum ama Furkan’ın, bu kadar çabuk biriyle evlenmek isteyeceğini hiç düşünmemiştim.

Hâle ile olmak istediğine göre, Furkan gerçekten bana aşık olmamış, sadece vicdan azabından dolayı merhamet duymuştu.

Onun merhameti bile bir insanı mutlu etmeye yeterken, aşkını hiç düşünemiyordum…

Arkadaşım kabul ederse, kendi açısından ne kadar iyi olacağını düşünüp, “İnşaallah kabul eder de ikisi de mutlu olur diye dua ettim.”

~~~~~Selim, Nurseli’nin balkona çıkmasıyla sırtını duvara vuracak şekilde geriye kaçarak gizlendikten sonra izlemeye başladı.

Nurseli, saçlarını balkonun mavi demirlerinden sarkıtınca, tebessüm ederek, “Ne kadar uzamışlar.” Dedi ve sağ elini havaya kaldırıp parmak sırtlarıyla dokunuyormuş gibi bir kaç defa yukarıdan aşağıya doğru indirirken, “Özledim!.. Kokun burnumda tütüyor.” dedi

Gizlice izlemeye devam ederken, gözlerinden özlem yaşları dökülmeye başladı.

~~~~~Nurseli,

Annem yanıma gelip, “Sen iyisin değil mi?” diye sorunca, “İyiyim anneciğim merak etme.” Dedim

“Saçların ıslak mı senin bakayım?!” deyip bana yaklaşınca, “Yok anneciğim, kuruladım.” Dedim

Annem, “O ne yaa?” deyince de, “Anne gerçekten kuruladım.” Deyip geriye çekilerek saçlarımı elime aldım.

Annem, ben çekildikten sonra aşağıya bakarak, “Orada biri var, burayı izliyor!” dedi

“Ne?!. Hani?!. Nerede?!.” Diyerek baktığı yere baktığımda gerçekten birinin uzaklaştığını gördüm ve içimden, “Sen görürsün.” Deyip içeri girdim…

Annemin, “Dur, nereye?” Diye sorusuna, “Selim’di o, yanına gidiyorum.” Deyip dışarı çıktım.

Yağız Efe ile yüzleşeceğim için merdivenleri hızlı hızlı inip bina kapısını açmıştım ki, karşımda Selim’i görüp, “Aaayyyyhhhh!” diye bağırdım, bir yandan da baş parmağımla başımı yukarı seğirterek.

Selim, korkmama rağmen gayet sakin şekilde, “Nereye akşam akşam?” dedi

“Iıııııııığğğmm!.. Şey.”

“Ney?”

İstemsizce elim saçlarıma gidince aklıma gelen ilk yalanı söyledim.

“Aşağıya!.. Tokam düştü de, onu almak için.”

“Gel birlikte alalım.” Deyince ne diyeceğimi bilemedim ve o önde ben arkada, benim etrafa bakınmam ile balkonun altına doğru yürüdük.

Selim, telefonunu çıkartıp flaş ile yere bakarken, ben sağa sola Yağız Efe’ye bakıyordum.

Selim, “Nasıl bir şeydi?” deyip bana bakınca göz göze geldik ve, “Sen nereye bakıyorsun?” der gibi baktığını gördüm

“Selim, ben korktum yaa!.. İçim ürperdi, boş ver gündüz bakarım.” Diyerek eve doğru yürüdüm.

Selim de peşimden gelip, asansörü çağırdı.

Yıllar önce bu asansöre ilk bindiğimiz gece aklıma geldi ve içim ürpererek, “Benim midem bulanıyor, binmesem daha iyi.” Deyip merdivenlere doğru yürüdüm.

Selim de peşimden gelip, önce beni eve bırakıp anneme selam verdikten sonra yukarı çıktı.

Annem, “Eee, ne konuştunuz bu kadar çabuk?!.” Deyince, “Bir şey değil anne, benim dosya tamamen kapanmamış, onu söyledi.” Deyip odama geçtim.

Tekrardan balkona çıkıp yine etrafa bakındım ama bir şey göremeyince, yatağıma uzanıp uyumaya çalıştım.

Ertesi sabah, “Uyan ey gözlerim gafletten uyan!” zil sesiyle alarma kalktım ve nefsimin zorlanmasına aldırış etmeden abdestimi alıp namaza durdum. Annem, kalktığımı kontrol etmek için kapımı açtı ve, “Maşaallah, Maşaallah.” Diyerek tekrar kapattı.

Namazdan sonra ellerimi açıp ilk olarak, “Ya Rabb’im, nefsimi dizginlemeyi nasip et, zor gelenleri kolaylaştır Allah’ım.” İle başlayarak uzun uzun dua ettim.

Ellerim havada dua ederken telefonum çalınca, biri hâlâ açık, diğeriyle telefona uzandım ve şok oldum.

Bir haftadır sesi soluğu çıkmayan Yağız Efe arıyordu. Dün akşam ile ilgili bir şey söyleyecek kesin diye düşünüp, “Ne var bu saatte, rüyanda mı gördün?!.” Diyerek cevap verdim.

Sesinden gülümsediği belli olarak, “Allah kabul etsin demek için aradım.” Deyince oturduğum yerde bir sağa bir sola bakmaya başladım.

“Hadi ama Nurseli, etrafına mı bakıyorsun yoksa?!.” Derken biraz öncekinden daha çok gülüyordu.

“O kadar da değil canım yaa, evine girmeye de gücüm yetmez. Dün camiye gittin ya, ettiğin duaları kastederek öyle söyledim.”

“Allah kabul etsin deme bence, çünkü sana da bela okudum.”

“Neyse ki Rabb’imiz kızgınlık ile edilen bedduayı hemen kabul etmiyor.”

“Önceden polis takibini bahane ederek yüzleşmeye gelmiyordun, şimdi bahanen ney, neden kaçıyorsun?”

“Nurseli, sen gerçekten Furkan’a çok güveniyorsun, o seni takibi hiç bırakmadı, hatta şuan bu görüşmeyi bile öğrenecek. O yüzden ses değiştirici kullanıyorum. Seni rahatsız etmesin diye bir haftadır aramadım.”

“Kaç ayrı suçtan aranıyorsun da bu kadar korkuyorsun?”

“Şimdilik sadece bir!”

“Karda yürür ama izimi belli etmem’ diyorsun haa?”

“Suç işlemedim desem daha doğru olur.”

“Beş kişiyi öldürdün, beni de yaraladın, daha ne olsun?”

“Onları ben öldürmedim Nurseli, bir alakam yok, sadece Yılmaz’ı öldürenin kim olduğunu biliyorum o kadar, diğerleri ile ilgili bir şey bilmiyorum.”

“Ben biliyorum ama, o gün çatışmada ölen kız, Merve!.. Onun kanı ile o gece benim yattığım çarşaftaki kan uyuşmuş… Hem de bekaret kanı… Yani, sizdeki iğrenç fantaziyi anlamıyorum. O kız ile birlikte olduğun çarşafta başka bir kız ile birlikte olmak. Gerçekten iğrençsiniz… Niyetin neydi ki?.. Aynı çarşafa kaç kızın bekaret kanını akıtmayı planladın?”

“Bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum Nurseli. Yaptığım iki hatanın bedelini ne kadar ağır ödediğimi anlatamam.”

“Hangi konuyla ilgili konuşmak istersiniz Yağız bey, beni neden dövdüğünüz olabilir mi?.. Hani, ilaçsızken bile, itiraz etmediğim hâlde bir tarafımı neden kırdığını anlatmak ister misin?”

“Bakıyorum da Furkan bir gerçeği sana anlatmış… Neyse!.. Bu konuyu da, sen o gece yaşadıklarımızı hatırlayınca konuşmak istiyorum.”

“Konuşacak bir şey kalmadığına göre kapatıyorum.”

“Konuşacak çok şeyimiz var ama zamanımız yok, o zaman geldiğinde bol bol konuşuruz. Tekrardan Allah kabul etsin. Kendine iyi bak.”

Yağız Efe kapattıktan sonra, “Geri zekalı, sen çık karşıma da seni anandan doğduğuna nasıl pişman ediyorum gör.” Diyerek telefonu yatağa koyup, destek alarak ayağa kalktım ve kendimi sağımın üzerine yatağa bıraktım.

Gözlerimi bir ağacın altında açtığımda yine o muhteşem kokuyu alıyordum. Bu sefer elma ağacı, sallandığım ağaç değil, Selim’lerin arka bahçesinde, dibinde çileklerin olduğu dut ağacının altındaydım.

Gözlerim kapalı, ağzıma verilen çileği ısırınca, “Aaaaahhhh!” sesiyle sıçradım. Telefon elimden düşerken ben de boşluğa düşer gibi hissettim.

Telefonu yerden alıp saate baktıktan sonra yavaşça kalkıp üzerimi giydim ve odadan çıktım.

Mutfaktan tıkırtılar duyunca, annem olabileceğini düşünerek yanına geldim.

“Hayırlı sabahlar annem, kolay gelsin.” Deyip yanağından öptüm

“Sen böyle cıvıl cıvılken, beni de öpünce benim bütün günlerim hayırlı geçiyor yavrum.”

“Anne, sizi çok üzdüm, özür dilerim.”

“Unuttum bile kızım, sen iyi ol. Kendine iyi bak, bizi merakta bırakma, başka bir şey istemiyorum.”

“Ben iyiyim anne, kendime de her zamankinden daha iyi bakıyorum merak etme. Babam nerede?”

“Baban erkenden kardeşlerinin yanına gitti, okul çıkışı buraya getirecek.”

“Analı kızlı kahvaltı yapacağız yani haa?!. Oluuurrr süper olur hem de. Ben gidip hamur alsam, pişi yapsak nasıl olur peki?”

“Canın çektiyse git al gel.”

“Tamam gidiyorum, sen acele etme.”

“Edemiyorum zaten, bu aralar yine midem tuttu, ağrım var.”

“Anne, bi doktora gidelim artık?”

“Sen git hamuru al gel, bakarız.”

“Artık yeter, ihmal etmeni istemiyorum, gideceğiz.” Diyerek evden çıktım.

Asansörün en alt kata inmesiyle, Selim’in gittiğini düşünüp, bir süre dışarı çıkmamaya karar vererek, “Selim!.. Selim gidene kadar yukarıya çıkıp, Selim’e ait bir şeyler bulayım.” Dedim ve üst kata doğru yürüdüm.

Kapıda Leyla abla ve kucağında uyuyan Selim’i görüp kısık sesle, “Hayırlı sabahlar.” Dedim.

Leyla abla gülümseyerek yine bana, “Sana da hayırlı sabahlar eltim.” Deyince, “Bir konuşma da bu yüzden yapmam gerek, bana neden ‘eltim’ deyip duruyor.” Diye düşünerek içeri girdim.

Leyla abla, “Anne, kapıyı açar mısın?” diyerek eskiden Elif’in odası olan kapıyı gösterirken, Selma teyze bana göz kırpıp, holden, koridora doğru yürüdü.

Selma teyze gidince, odalarının kapısına vurup ses bekledim ama gelmeyince gitmek yerine, arkamı kontrol ederek içeri girdim.

Etrafa bakınarak Selim’in fotoğraflarının olduğu kutuyu aradım.

Yavuz amcanın uyumadan önce okuduğu kitap ile gözlüğü gördüğüm komodinin yanına gelip, “İnşaallah buradadır, iç çamaşırları yoktur.” diye dua ettim ve gözlerimi kısarak çekmeceyi çektim.

Yarı açık gözümle kutuyu görünce, sevinçle gözlerimi açıp kutuyu aldım. “Bakalım bu sefer ki rüyamda gördüğüm ağacın foto var mı?” diye düşünerek kutuyu açmıştım ki, odanın kapısı açıldı ve Yavuz amca içeri girdi.

O korku ile elimdeki kutu yere düşerken; ben, kendimi savunmaya geçerek, “B.Be.Ben… Ş.ŞŞeyyy.” dedim ağlamaya ramak kala.

Yavuz amca, yanıma gelip yere saçılan fotoğrafları toplarken, ben de eğildim ve yardım etmeye başladım.

Eline, bebekliğim ve kayıp Selim’in fotoğrafını alıp, “Sen de mi özledin?” deyince bir şey diyemedim ve başımı aşağı yukarı salladım. Yüzünü bile net hatırlamadığım birini nasıl özleyebilirdim ki?..

“Ben de çok özledim.” Diyen Yavuz amcanın elleri titremeye başlayınca korkup, “Yavuz amca, iyi misin?” dedim

Bir eliyle ön kolumdan destek alıp, diğeriyle yatağa tutunmaya çalıştı ama yapamayıp tekrar yere oturdu. Yavuz amcanın gittikçe kötüye gittiğini görünce, “Leyla abla!” diye dışarıya seslendim.

Selim, yarı açık kapıdan başını uzatıp bizi öyle görünce koşarak geldi ve, “Baba!..” diyerek kalkmasına yardım etti.

Yavuz amca elimi bırakırken, elindeki fotoğrafı öpüp, “Selin!.. Kızım!.. O yaşasaydı seni asla bırakmazdı.” Dedi.

Selim, “Gel baba, tutun.” Derken, ben de ayağa kalkıp bir adım geriden izlemeye başladım.

Yavuz amca, yatağa yığılır gibi yatarken, Selim’in elini itip, “BIRAK!” diye bağırdı ve elindeki fotoğrafı göğsüne bastırarak, “Oğlum!” Dedi

Selim de, Yavuz amcanın elini yavaşça yatağa bırakıp, ”YENGE!” diye bağırdı ve kapıda Leyla ablayı görünce, “Sende!” dedi

Selma teyze, elini ağzına kapatmış, ağlayarak Selim’e bakıyordu, ama bu, üzülme bakışı değilde sanki oğluna acıyor gibi bir bakıştı.

Selim, odadan çıkarken sırtını annesine dönerek çıkarken, ben de başımı yere eğip peşinden gittim.

Selim, odaya girip kendini doğruca balkona attı ve demirlerden tutup, başını omuzları arasına gizledi.

Yere düşen damlaların sıklığını görünce ben de onun gibi sessizce ağlamaya başladım.

Yavuz amca, yıllardır Selim’in acısını unutamamış ve Fatih Selim’e de öfke beslemişti.

“Selim, sen!.. Bu yüzden mi benden kaçıyordun?” dedim ama o cevap vermek yerine, burnunu yukarı çekip yutkundu.

“O yaşıyor mu?” diye sorduğumda, sessiz kalmasıyla cevabın “evet” olduğunu anladım.

“Geldi mi yoksa, o yüzden mi?” deyip ağzından laf almaya çalıştım.

Burnunu yine yukarı çekti ama bu sefer başını aşağı yukarı da sallayınca, “Selim, yoksa, o hâlâ beni mi seviyor?” dedim, ayrılmamızın sebebi o mu merak ederek.

Ağlamaktan kızarmış ve yaş dolu gözleriyle sadece başını bana döndürüp, gözlerini belerterek, “Bunu bana mı soruyorsun Nur Selinnn?! Banaaa!..” dedi

“Ya kime sorayım, onunla ilgili olan şeyi sen biliyorsun ve beni sevmene rağmen ayrılıyorsun.” Dedikten sonra geri vites atarak, “Onun yaşadığını nereden biliyorsun, bu kadar ayrıntıyı nereden öğrendin?” diye sordum.

Ellerini sıktığı demirlerden çekip, sol elinin işaret parmağı ile dışarıyı göstererek, “Bana sorma!.. Git, o sürekli peşinde dolanan-!” derken, telefonum çaldı ve sözünü yarıda bıraktırdı.

“Annemdir.” diye düşünerek, cebimden telefonu çıkartıp ekrana baktığımda, “özel numara” yazdığını gördüm ve sessize alarak tekrar cebime koymaya çalıştım.

Selim, bileğimi tutup, “kim o?!” diyerek ekranı kendine çevirince, “Bırak Selim, bilmiyorum.” Dedim ama arayan kişinin Yağız Efe olduğuna da adım gibi emindim.

“Bilmiyorsun madem aç konuş da kimmiş öğrenelim.” Deyince, hızlıca aramayı meşgule atıp, “Şuan daha önemli bir şey konuşuyoruz.” Dedim.

“Şuan bundan daha önemli bir şey yok!.. O mu Nur Selin, ne zamandır arıyor?”

“Kimden bahsettiğini bilmiyorum?!.”

Benden cevap alamayınca, odaya girip, komodinin üzerinden telefonunu alarak, “Ne yapacağımı biliyorsundur umarım.” Derken mesaj yazmaya başladı,

“Biliyorum ama boşuna uğraşma bence, Furkan dinletiyormuş?” dedim alaycı bir ses tonuyla.

“Güzel.” Dedikten sonra bir yeri arayıp telefonu kulağına tuttu ve, “Alo, kusura bakma, bu saatte rahatsız ediyorum, Nur Selin’i özel numara arıyor. Sen takip ettiriyormuşsun, kim bir şey var mı?” dedi

Furkan ile görüştüğünü anlayıp, yüzümü sağa doğru gerdim.

Şikayet eder gibi, “Biraz önce aradı, Nur Selin’de meşgule attı.” deyince, “Hadi buyur, bir de Furkan’a hesap ver.” Diye düşünmeye başladım ve suratımı asıp kapıya doğru yürüdüm.

Ben dışarı çıkarken Selim, “Tamam, senden haber bekliyorum.” Diyordu.

Derin düşünceler içinde önce dışarı çıkıp fırına doğru yürüdüm. Fırının içine girmeden ekmeklere bakarken, camdan beni izleyen birinin yansımasını görüp, Yağız Efe’nin yine doğru söylediğini anladım.

Fırından hamur alıp, takip edildiğimi bilmiyor gibi yaparak tekrar eve geldim ve annem ile güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra, önce okula, oradan da Hâle ile buluşmak üzere evden çıktım.

Gün boyu derslerde, “Selim kim… Şuan nerede… Fatih Selim bana ne demek istedi?..” Diye düşünerek kafayı çatlattıktan sonra Özlem ve Pınar ile dışarıya çıktım.

Basri abi gelmiş, yine etrafa bakarken; Özlem, “Zafer!” diye seslenince Pelin ile ona baktık ve ben, “Zafer kim yaa?” dedim.

Özlem, bocalayarak, “Zafer mi?.. Iııııı şey!” deyince Pelin, “Allah seni kahretmesin, adamı aldatıyor musun yoksa geri zekalı.” dedi

Özlem, “Saçmalama yaa, ne alaka!.. Kuzenimin adı Zafer, onunla konuştuk, aklımda kalmış.” Deyince Pelin, “İnşaallah Zafer, diğer kuzenin gibi değildir.” Dedi

Basri abi bizi görüp yanımıza geldi ve ilk olarak Özlem’i öptü.

~~~~~Özlem, Zafer’in kulağına, kısık sesle: “Özür dilerim ağzımdan kaçtı.”

Zafer, önce yüksek sesle, “Naber hayatım.” Deyip, diğer kulağına da, “Bekliyordum zaten, iyi bile dayandın.” dedi

~~~~~Nurseli,

Basri abi bize dönüp, “Eee kızlar, nereye gidiyoruz?” Diye sorunca, “Gerek yok abi, biz gideriz, siz keyfinize bakın.” Dedim ve Pelin’in koluna girip durağa doğru yürüdüm…

Otobüse bindiğimde kartımda bakiye yetersiz olunca, cüzdanımdan yedek kartı çıkartıp basacaktım ki, bağış kartım da onunla çıkıp yere düştü.

Şoför bana, “Geç kızım, ilerle.” Derken, ben kartı yerden alarak, “Pelin, inmem lazım acil.” Dedim

Pelin’de arkamdan, “Dur!.. Ne oldu?” diyerek benimle indi.

Ellerim titreyerek telefonumu çıkarttım ve Basri abiyi arayıp açmasını bekledim.

“Nurseli?” deyince, “Abi, neredesiniz plan değişti de.” Deyip nerede olduklarını sordum ve Pelin ile söylediği cafeye geldim.

Basri abi ve Özlem yan yana oturmuş beklerken, ben kartı masaya vurarak, “Selim nerede?!” diye bağırdım.

Basri abinin yüzü bir anda şekil ve renk değiştirirken, “Anlamadım?” dedi

“Bence gayet iyi anladın. Konuş, söyle!.. Selim nerede?”

Özlem araya girip, “Nurseli, sen iyi misin?.. Basri nereden bilsin senin erkek arkadaşını?” deyince alaycı bir gülümseme ile, “Üzgünüm canım arkadaşım, sen de benim yüzümden oyuna geldin.” Dedim

Basri abi, “Nurseli, neyden bahsettiğini bilmiyorum ama sevgilimin kafasına yanlış fikirler sokma lütfen!” deyip yine inkar edince, “Yalan mı haa?!. Bana yakın olmak için arkadaşıma yaklaşmadın mı?.. Eminim Pelin ya da Özlem arasında kaldın ve en safını seçtin.” Dedim

“Nurseli, şimdi de hakaret ediyorsun sus artık.” Diyen Basri abiye, “Söyle o zaman, İstanbul’dan kalkıp gelerek nasıl Atakan’ın avukatı oldun?” Diye sordum

“O zamanlar da söyledim, Atakan’ın eniştesi gönderdi beni.”

“Yalan söylüyorsun, Doğan abi benim bilgilerimin gizlenmesinde ‘belediye başkanı ufak kaçar’ dedi. Söyle, bana yardım eden, bursumu, yurdumu, adımı sanımı, kütüğümü değiştiren o mu?.. Selim mi?.. O milletvekili Selim mi?”

“Neyden bahsettiğini bilmiyorum. İstersen sana bursu veren hayırseverin fotoğrafını göstereyim.” Deyip telefonunu çıkartırken, “Gerek yok, ben onu kendi yöntemlerim ile bulacağım.” Dedim, bu kadar rahat tavrından göstereceği kişinin o olmadığından emin şekilde.

“Bakalım Selim bey bana ne kadar limit koymuş.” Dedim ve kartı sallayarak kasaya gittim.

“Buradaki bütün herkesin hesabı ben ödüyorum. Buradan çeker misiniz?” deyip hesabı ödedikten sonra fişini Basri abinin masaya koyup, “Afiyet olsun.” Dedim ve geldiğim gibi hışımla çıktım…

Pelin ile, aynı şekilde otobüse binerek Hâle ile buluşacağımız yere doğru yola koyuldum…

~~~~~Özlem, Zafer’e bakıp, “Bu neydi şimdi?” dedi telaşla

Zafer, “Geç bile kaldı da neyse, hadi canım hadi, yenge kahvesi içelim, güzel olur.” Deyip bir yudum içerken Özlem, “İçemiyorum Zafer yaa!.. Canım arkadaşım orada ne hâlde, ben bilip de anlatamıyorum ya, içime oturuyor.” Dedi

“Ben rahat mıyım zannediyorsun hayatım, kendi adımı söyleyememek bile nasıl kötü hissettiriyor anlatamam.”

“Söyleyelim o zaman?”

“Tamam, git söyle… ‘Yıllardır rüyanda gördüğün, sürekli adını sayıkladığın kişinin adı Selim değil Yavuz’ de… ‘Yıllar önce baban seni Yavuz abiye nikahlamış. O; sen büyüyünce, seni görmeye gelirken kaza geçirmiş, sakat kalmış, sonra iyileşmiş ama seni komiser Selim ile nişanlı bildiği için gelmiyor, Selim komiser de sen onunla nikahlı olduğun için seninle evlenemiyor. Yavuz abiyle nikahının devam etmesi de sana bağlı ama ayrılırsan o, ailesiyle görüşmeyecek. Ayrılmazsan Selim, Yavuz ve seninle görüşmeyecek. Sürekli kaçacaksınız.’ De hadi. Rahatlat vicdanını!.. Kendi anne babasının üzülmesin diye anlatamadığını sen bir çırpıda yap hayatım!”

“Tamam yaa, sus!”

“Sence biz çok mu vicdansız insanlarız?!, birden gelip söylesek, Selim’in babası duysa, yıllardır ölü zannettiği Yavuz yaşıyor, araları bir köprü mesafesi kadar uzak ama, gelmiyor, o kadar kırgınlar… Kaldı ki, annemin ki kırgınlık değil, Yavuz amcayı düşündüğü için. Düşünsene bu zamana kadar neler çekmişler hepsi de Selim, Yavuz amca yüzünden. Kendini suçlu hissedip bir şey olur diye korkuyor. Neyse devam edeyim!.. Yavuz’un emaneti ile oğlu bir birine aşık olmuş, evlenmek istiyor. Yavuz bu yüzden ölene kadar onlardan ayrı kalacak, kaç gün yaşardı. Okan abi ‘tansiyon hastası’ dedi, küt diye bayılıyormuş. Bunun vicdan azabı daha mı kolay… Biz de şuan, Kezban teyzenin Okan abiye söylediğini yapmaya çalışıyoruz. ‘Siz bir şey söylemeyin, iki aileye de Yavuz’un yaşadığını gösterin, onlar halleder.’ Dedi.

“Aaayyyhhh!.. Yeter… İçim şişti…”

“Duuuurrr!.. Daha bitmedi… Sen kaşındın… Yavuz abi duysa ki, Selin’e geçmeyecek bir hastalık bulaştırdım, beni şuracıkta boğar sen biliyor musun?”

“Çok yumuşak kalpli dedin?”

“Evet yumuşak ama!.. Konu Selin olunca karşısında kimseyi tanımaz, yıkar geçer.”

“O kadar çok mu seviyor?.. Hâââlââ!..”

“Evet seviyor, onun başında sıkıntı olduğunu hissedecek kadar hemde, gerçi o biraz da altıncı hissinin kuvvetli olduğundan da olabilir. Mesela benim şuan ki sıkıntımı hissedip her an ‘neredesin ne yapıyorsun’ diye arayabilir.”

“Sen de haa!.. Ne diye acele edersin ki?.. Bırak mahkemede ifadesinde söylesin.”

“Böyle olacağını tahmin etmedim ki, ben sadece fikir verdim. ‘Tamam’ deyip ertesi günü geldiler. Bir de, bulgular yüzünden ailesi ifade verdirtmiyordu. Mahkemeye de çıkartmazlardı. Ayrıca, onda acele etmemin sebebi de Yavuz abi ve yine altıncı hissi. Ben oradayken telefonlar çok çekmiyordu. Bir iki defa konuştuk, ‘herkes geldi, sen neden gelmiyorsun’ dedi. Abi işim var, şehir dışı desem de dinlemedi, ‘konum at’ dedi, ‘görüntülü ara’ göreyim dedi. Ben de işimi bir an önce bitirip dönmek istedim. O zannetmiş ki beni batak yanına aldı, bırakmıyor. En sonunda telefonu kapattım, Okan abi, telefonu kaybetmiş diye yalan söyledi, oradan başka hat aldık falan. Ona da inanmamış. Hatta biz o zaman da Selin’e yorduk. Çünkü Amerika’ya gitti, ameliyatı başarılı oldu, uyandırmaya çalışmışlar bir süre kendine gelememiş, kendine gelmiş hiç bir şekilde tedaviye yanıt vermemiş. Doktorlar demiş, ‘Ameliyat sorunsuz geçti kendi istese fizik tedavi ile altı ay en geç bir yılda yürür. Bu hastanın başka bir derdi var, o yüzden böyle, alın götürün.’ deyip göndermişler. Buraya gelip beni göremeyince daha da kötü olmuş. Biz de acele ettik. Düşünsene, Basri abi konum atıyor Almanya da, Samet abi atıyor Ankara’da, Okan abi yanında. Benim konum yok.”

“Peki, neden çıkıp gelmedi? Selin için olmasa da ayrılmak için?”

“İlk olarak denedi ama Okan abi engel oldu. ‘Kız üniversiteyi ilk yıl kazanamamış bi dur, nişanlısı ile böyle bir durumla karşılaşırsa ne olur, seni böyle görüp Selim de vicdan azabı çeker onu bırakır, önce bir yürü, onlar zaten biliyordur. Sen ayrıldım demeden evlenemeyeceklerini.’ dedi. Daha sonra da karşısına çıkacak gücü kendinde bulamayıp, salakça bir şey yaptı. Selin’in yüzüne bakmadan, vicdanı sızlayarak kolay ayrılmak için.”

“Aldattı değil mi?”

“Özlem!.. Ben sana ne diyeyim Allah aşkına ya!.. Evet, kendince onu aldattığı için pişmanlık duyuyor. Ama onlar birlikte değil ki, nasıl aldatma olsun. Seninle ben gibi bile değiller. Hastalığın ve ayrılığın travması ile yaptığı bir şey diye düşünüyoruz.”

“Şimdi ne olacak peki? Nurseli bulmayı kafasına koydu baksana?!”

“Bilmiyorum ama ben korkuyorum!.. Düşünsene, Nurseli’nin gözleri yaşlı, işaret parmağı ile beni böyle göstererek, Yavuz abiye, ‘Adı Zafer’miş, bana yalan söylemiş, bu hastalığa onun yüzünden yakalandım.’ Dese ben ne olurum?!.”

“Sen de Samet abinin arkasına saklan, o çok iri, seni göremez.”

Zafer, “İyi fikirmiş.” derken telefonundan bir yeri arayıp, gözleriyle Özlem’e fincanı işaret etti.

“Efendim!”

“Alo!.. Samet abi, müsait misin?”

“Mecburen oldum, muhasebeden aradılar.”

“Bende onun için aradım abi. Nurseli, ‘Selim nerede?!’ diye esti gürledi. Senin Yavuz abi olduğunu düşünüyor. Ortaya çık diye de kartı patlatacak galiba.”

“Yapsın bakalım, ne kadar yapabilecek, kendi hissesinden harcıyor haberi yok.”

“Ben de öyle dedim, yenge kahvesi güzel oluyormuş.”

“Başka bir şey var mı?”

“Abi, limiti düşürsen mi?”

“Ne düşürmesi oğlum, daha çok arttıracağım, gelinimiz bir şey alırken mahcup mu olsun?”

“Aşırıya kaçarsa?”

“Ev, araba almaz herhalde değil mi?”

“Alabilir gibiydi.”

“O zaman hayırlı olsun ziyareti yaparız sıkıntı yok. Sonuçta yatırım yani.”

“Abii, dalga geçme, Okan abi ne der?”

“Okan mı?.. O benden eli açık, ben yine Selin’in hissesini kendi hesabına geçirdim, Okan ona dokunmayıp kendinden verecekti.”

“Anladım abi tamam.”

“Ben yine de Okan’a söyliym de ona da giderse kekelemesin.”

“İyi olur abi, öyle bir sordu ki?.. ‘Selim değil Yavuz diyecektim’ neredeyse. Okan abi kesin belli eder.”

“Tamam tamam, oyalama beni, görüşürüz. Özlem’e de selam söyle, en kısa zamanda tanışırız inşaallah.”

Samet, telefonu kapatınca Özlem, “Beni söyledin mi?..” diye sordu.

Zafer gülerek, “Hayır, Samet abimin babalık damarı tutmuş yine, ya peşime birini taktı ya da Okan abiden öğrendi. Kız olsam Merve’lerin kapısından geçirmezdi kesin.” dedi

“Neden?.. O kadar kontrolcü mü?”

“Beni bataktan korumaya çalışıyor. Bir nevi anne ile baba arasında kalan çocuk gibiyim. Batağın bana sunduğu imkanların fazlasını veriyor ki o yöne gitmeyeyim diye.”

“Gider miydin?”

“Önceden olsa giderdim. En iyi arkadaşlarım oradaydı. Ama şimdi gitmem. Doğru ile yanlışı ayırt edebiliyorum artık.”

“Batak ne iş yapar?.. Mafya, kaçakçı falan mı?”

“Şeytanın avukatlığını yapıyor. Mafya babasının arkasını temizliyor.”

“Okan abi, kardeşi, batak?”

“Okan abinin kardeşi de pek masum değil, tencere kapak diyeceğim ama, batak Ömür’e karşı daha iyiymiş, düşün artık.”

“Şaka yapıyorsun?”

“Yapmıyorum, gerçekten bak. Bunu başkası söylese ben de altında ciddiyetsizlik arardım ama, Basri abi söyledi. Almanya da pek tekin biri değilmiş. Kuzeni, sevgilisi ile birlikte oldu diye adamın fobisini kullanarak ölümüne sebep olmuş. Kızı da hamile gösterip istemediği biriyle evlenmesine sebep olmuş. Basri abi ‘Nasıl yaptı bilmiyorum ama, kıza da kendini hamile zannettirmiş, kız da, ‘Karnım büyümeden evlenip, bir yere kapak atayım.’ Diyerek evlenmiş, bebek adamdan diye numara yapacakken gerçekten ondan hamile kalmış.’ Dedi.”

“Ooohhaaa!.. Çüüüüşşş!.. Bu nasıl plan?!. Parti kursun oy verelim beee!”

“Saçmalama, senin bu tertemiz iyi niyetin saflığın benim çok hoşuma gidiyor. Sakın iki metre yakınına yaklaşayım deme?”

“Kuzeni bir şey yapmamış mı peki?.. Anlamamış mı?”

“Anlamış, hapisten çıkarken yanına gelip hesap sormuş, Ömür de, ‘Benim sayemde evlendin barklandın anne oluyorsun, dua edeceğine kızıyorsun ayıp ayıp!’ demiş.”

“Çok iyi yaa, peki ailesi?”

“Teyzesi yani… O da Ömür’e dua ediyormuş. ‘Keşke benim kızım Ömür olsaydı.’ Diyormuş. Hatta Ömür’ü buraya göndermek istememişler, o kaçıp gelmiş.”

“Vay be, istediğine Melek istediğine şeytan haa?”

“Aynen öyle canım… Sen de hangi tarafta olacağını bilemezsin o yüzden ondan uzak git.”

“Tamam.”

~~~~~Nurseli

Sinirli olduğumu belli etmemeye özen göstererek Hâle ile emniyete geldim.

“Selin, buraya neden geldik.” Deyince, kolundan tutup, “Ufak bir işim var, oradan yemeğe gideceğiz.” Dedim ve Furkan’ın odaya doğru yürüttüm.

Açık olan kapıdan içeri başımı uzatıp aynı anda, “Gelebilir miyiz?” diyerek kapıya vurdum.

Furkan, ayağa kalkıp, “Nurseli?!” Derken şaşırmış gibi ikimize bakıyordu.

“Selamün aleyküm.” Deyip Yasemin ablaya sarıldıktan sonra, “Eee?!. Ne var ne yok, ne yapıyorsunuz?” diyerek ikiliye baktım.

Yasemin abla, “İyiyiz canım, hoşgeldiniz, kaynananız seviyormuş, biz de yemeğe gidecektik.” Deyip Hâle ile tanışırken ben Furkan ile göz göze geldim.

Sinirimi yanlış anlamasından korkar hâlde bakarken, onun yüzü daha kötü olmuş gibiydi.

Hâle’ye dönüp, “O zaman önce yemek yiyelim, sonra gelip işimi hallederim haa?! Ne dersin?” dedim

Hâle, birden hüzünle başını yere eğip, “Sen bilirsin?” deyince anladığını farkettim.

Furkan da anladığını anlamış gibi, “Nurseli, siz önden çıkın, biz de Yasemin ablan ile geliyoruz.” Dedi.

Büyük sözü dinlemenin ne kadar iyi bir şey olduğunu bildiğim için, “Tamam.” Deyip, Hâle’nin kolundan sürükleyerek dışarı çıktım.

~~~~~Furkan, kızlar çıktıktan sonra, “Yasemin, ne oluyor. Bu ne şimdi?” diye sordu.

“Abi!.. Yemin ederim annemin ısrarına dayanamadım. Ben kabul etmeseydim kendi gidecekti.”

“Ya!.. Ben ona acele etme dedim.”

“Aabii?!. Ne yani, kız kabul ederse evlenmek ister misin?”

“Annem sana her şeyi söylememiş gibi konuşma da yürü hadi!.. Sakın bizi başbaşa bırakmayın, kızı üzerseniz sizi üzerim!”

“Tamam canım, sen iste yeter ki… Aman da aman… Üzülmesine de dayanamazmış… Annem söylemişti de inanmamıştım.”

Furkan, Yasemin’in çenesini sıkıp, “Geveze, yürü.” Diyerek önden yürüttü…


0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
0
Would love your thoughts, please comment.x