~~~~~Nurseli,
Kapıya çıkıp koridorun ortasına geldiğimizde Hâle, “Selin, ne oluyor? “ diyerek kolumdan kendine döndürdü
“Bir şey yok, yemeğe gideceğiz, istemiyor musun yoksa?”
“Selin, başka bir şey var. Ne oluyor?”
“Hâle, belli ki anlamışsın… Gel bi yemek yiyelim, oturup konuşun!”
“Selin!.. Sen ne dediğinin farkında mısın?.. Sen onunla nişanlanıyordun, bizim evde istediler seni.”
“Bizim neden nişanlanacağımızı biliyorsun, lütfen hatırlatma.”
“Ama-”
“Hâle, Furkan komiser gerçekten çok iyi biri. Lütfen… Ona bir şans ver.”
“Senin kaçırdığın fırsatı ben mi vereyim, bu resmen aptallık, sen benim arkadaşımsın yaa, nişanlın ile beni nasıl?!. Bir de kendin ön ayak oluyorsun!”
Hâle, ne kadar üzgün ve sinirli olduğunu elleri titreyip ağlayarak gösterince, “Tamam ağlama, ben bir bahane bulurum gideriz. Onlar da bensiz gelirler.” Dedim
Hâle, ağlamasını sürdürürken arkadan Furkan ve Yasemin abla bize doğru yaklaştı.
Yasemin ablanın da yüzü asıktı ama Hâle daha kötü durumdaydı.
Furkan, başını eğip, “Hâle!.. İyi misin?.. Lütfen ağlama!..” dedi sesi titreyerek
Furkan’a karşılık Hâle elini yüzüne kapayıp ağlamaya başlayınca Yasemin abla, “Gel güzelim.” Diyerek Hâle’yi tekrar Furkan’ın odasına götürdü…
Ben olduğum yerde onlara bakarken Furkan da Yasemin abla ile Hâle’nin peşinden gitti.
~~~~~Yasemin, Hâle’yi sandalyeye oturtup, “Abi, sen ilgilen, ben içecek bir şeyler getireyim.” Deyip çıkarken, Furkan da koltuğu yerine Hâle’nin karşı sandalyesine oturdu.
Cebinden kağıt mendil çıkartıp Hâle’ye uzatırken, “Lütfen ağlama, özür dilerim. Bilmiyordum, annem heyecanına yenik düşmüş.” Dedi
Hâle, bakışları kucağında mendili alırken, “Anlamadım, anneniz ile ne alakası var?” dedi
Furkan, ilk cümleden hoşnut olmuş gibi tebessüm ederek, “Annem, murakaba hâlinde iken bir zuhurat gördü. Onun etkisinden çıkamamış ve o heyecan ile hareket etmiş.” Dedi
“Zuhurat?”
“Uyanık olduğu hâlde ruhun bedenden çıkıp yolculuk etmesi.”
“Yoga gibi mi?”
“Hah evet!.. Ona benziyor ama annem ‘oomm’ değilde ‘Allah.’ Diyor.”
“Ne görmüş peki?”
“Sizin evden bir nur çıktığını görmüş ve dua etmiş, bize nasip olsun diye, öyle de olmuş.”
“Bizim evse Selin de olabilir?”
“Annem de öyle söyledi ama Nurseli’nin evi o ev değil.”
Hâle, Furkan’ın ne söylemek istediğini anlayıp yutkunduktan sonra, “Ama, siz, Selin ile evlenmek istediniz, onu sev…” dedi ama tükürüğü boğazında kalınca devam edemedi.
Furkan, Hâle’nin konuşmasına fırsat vermeden, “Evlenmeye mecbur olma sebebini biliyorsun ona girmeyeceğim, Nurseli’yi sevmeme gelince, evet onu seviyorum ve bence senin de bildiğin gibi onu tanıyıp da sevmemek imkansızdır… Tıpkı, senin gözlerini görüp etkilenmemek gibi. Yani, inşaallah benden başka kimse olmaz ama, onlardan etkilenmeyen de sorun vardır.” Dedi dizlerini ovalayıp saçlarını kaşırken.
Hâle, şaşırmış gibi gözlerine bakıp, “Sadece gözlerim mi, gözlerim güzel diye mi?” diye sordu
Furkan: “Sadece o değil tabi ki canım, yanii, seni tanımak da istiyordum. Bunlar benim duygularımdı. İçimde saklamayı tercih ettim ama annemin gördüğü beni açığa çıkarttı. Ben anneme yalan söyleyemediğim için de, böyle bir şey yapmış. Gerçekten haberim yoktu.”
Hâle, “Kaçırılmanın sonunun buraya geleceğini ummazdım.” deyince Furkan, “Lütfen ona benzetme, ben elinden tutup kaçırmam, elimden kaçırırım ancak, o da benden başka kimseye zarar vermez.” dedi.
Hâle, derin bir nefes alıp verdikten sonra, bir süre önündeki sehpaya baktı ve Furkan’ın yüzüne bakmadan, “Zuhurat mıydı ne?!. Onu bir de annenden dinlemek istiyorum. Annemler bu sabah köyden geldiler.” Dedi
Furkan, “Onlar şimdi yol yorgunudur, bu akşam dinlensinler, yarın akşam annem ile geliriz inşaallah.” Dedikten sonra, Hâle ayağa kalkıp, bir şey demeden dışarı çıktı.
~~~~Nurseli,
Hâle’nin; başı yerde, susmuş şekilde yanımıza gelmesi ile içim biraz rahatlarken, Furkan’ın, “Nurseli, kusura bakmayın, benim sabah Selim’in verdiği işe bakmam lazım. Siz üçünüz yemeğe gidin olur mu?” deyince, daha da çok rahatladım… Her ne kadar yapacağı iş benimle ilgili olsa da.
“Tamam.” deyip üçümüz bir restorana girdik ve Hâle ile Yasemin ablanın şaşkın bakışları altında, yesem de yemesem de menüde ne varsa istedim. Kızların istememe ısrarlarına rağmen birer porsiyon bütün tatlılardan sipariş verdim ve onun parasını da karttan çektim.
Yasemin ablanın yeni yeni öğrendiği şoförlüğe, “Süpersin,” desem de direksiyona kendim geçtim ve önce Hâle’yi evine bırakıp oradan da benzin istasyonuna girdim.
Yasemin ablanın elinden tutup, “Abla, bunun seninle ilgisi yok, benim bu kartın limitini bitirmem lazım, o yüzden aklıma ne geliyorsa almak istiyorum.” Deyip depoyu da fulledikten sonra onu gönderip kendim pos cihazı olan bir taksi ile pati güme gittim…
Begüm hanım beni görünce, “Nurseli, hoş geldin, Vesile iyi mi?” diye sordu.
Ben de hayvanları severim ama veterinerlerin bu mesleği gerçekten sevdikleri için yaptığını düşünüyordum.
“Vesile iyi, ona bir kaç şey almak için geldim.” Diyerek etrafa bakındım.
Oradan bir kız yanıma gelip, “Buyrun ben yardımcı olayım.” Deyince teşekkür ederek birlikte bir şeyler aldık.
Aldıklarımın ücretini öderken, “Begüm abla, Vesile’yi ne zaman getireyim?” Diye sordum
“Bu ay içinde ne zaman getirirsen bakarız ama diğer ay ben yokum canım.” Diye karşılık verince, “İzin galiba.” Dedim yıllığı ima ederek
“Yok canım, evleniyorum. Bir ay sonra düğünüm var. Nişanlımın memleketine gidiyorum, ne zaman dönerim bilmiyorum. Süresiz izin diyelim ama yerime benim ve Cansu’nun arkadaşı olan birini bırakıyorum.”
“Hayırlısı olsun, hem sevindim hem de gidiyorsunuz diye buruk hissediyorum.”
“Teşekkür ederim canım. Merak etme tekrar döneceğim inşaallah canım. Hem bak, ben Cansu’nun yanına gidiyorum, arkadaşım ile bir süre hayâlimizi yapacağız, oradan yine kısa bir ayrılık, sonrası burada hep beraber devam.”
“Aaayyy! Gerçekten mi, şimdi o burukluğum da gitti. Çok sevindim.”
“İnşaallah en kısa en hayırlı zaman da tekrar görüşürüz o zaman.”
“İnşaallah, şimdiden hayırlı mübarek olsun.”
“Amin canım. Teşekkür ederim.”
Begüm hanım ile Cansu’ya selam yolladıktan sonra yine taksiyle eve geldim ve aldıklarımı anneme gösterdim.
~~~~~Selim
Okan’ın yanına gidip, “Bana DNA testi lazım ama, hem çok acil hem de gizli olması gerek.” dedi
Okan, “Size tüpleri vereyim, örnekleri bana verin, benim bildiğim bir yer var, orada sonuçlar buraya göre daha çabuk çıkar.” Deyince Selim, “Tamam. Olur.” Dedi ve tüpleri alıp arkasını döndü. Bir adım attıktan sonra bir şey daha isteyecek gibi geriye dönüp, mahcup şekilde, “Bir şey daha, ben… Onun sesini bir kere daha duysam, çok kısa.” Dedi Yavuz’u kastederek.
Okan, telefonunu çıkartıp Yavuz’u aradı ve hoparlöre alıp beklemeye başladı.
Yavuz, arkada tadilat sesleri ile, “Efendim.” Deyince Selim’in yüzünde tebessüm oluştu ve sessizce ikilinin konuşmasını dinledi.
Okan: “Ne yaptın, nasıl gidiyor?’ demek için aradım.”
“Daha iyi gibi, çok şükür bugün banyo bitti, odanın kapısını taktım, balkonun kapısını bekliyorum, o da olursa tek eksik eşyalar kalacak. Sonrasında geliyorum orayı halledeceğim.”
Okan, “Benden istediğin bir şey var mı?” deyince Yavuz matkabı çalıştırıp, “Şimdilik yok, beni oyalama, çok işim var.” Dedi
Okan, “Tamam lan!.. At kafası!.. Arayıp soranda kabahât.” Deyip telefonu kapatınca; Selim, sol elinin işaret parmağını Okan’a sallayarak, “Onunla bir daha böyle konuşma.” Dedi ve sinirle karışık oradan ayrıldı…
Doğan’ı da yanına alıp, Hazan’ın evinin oraya geldi.
Sitenin girişte Hazan’ın bir erkek ile konuştuğunu görünce izlemeye başladılar.
Doğan, “Kardeşi.” Dedi elindeki dosyaya bakarak.
Selim, “Allah yardım etsin. Bununla aynı dünyayı paylaşmaktan daha kötüsü aynı evi paylaşmak olurdu kesin. Baksana yaa!.. Eli belinde, kardeşine bile kök söktürüyor.” Deyince Doğan, “Sus yaa, duyacak sonra al başına belayı.” dedi
Selim, “Tamam tamam sustum.” Derken sağ taraflarından yaşlı bir kadın bağırarak yere düştü ve elindeki poşetler etrafa yayıldı.
İkisi birlikte arabadan inip koşarken Hazan ve kardeşi de, “Anneanne!” diye panikle yanlarına koştu.
Kadın, “Bir şey yok, bir şey yok!” deyip debelenirken, birden Selim’in silahını alıp Doğan’a tutarak, “Çıkart silahını ver çabuk.” Dedi
Hazan, “Anane!.. Ne yapıyorsun?.. Onlar polis, indir o silahı!” dese de, kadın dinlemeyip, “Onlar seni takip ediyordu.” Dedi
Doğan, “Hayır!.. Olayla ilgili elimize dosya geçti, o yüzden.” Deyince bu sefer Hazan, “Doğan komiser!.. Buraya neden getiriyorsunuz ki?..” diyerek kızdı
Hazan’ın ananesi, “Ben onların hesabını soracağım sen dur, dertleri neyse soralım. Düşün önüme, yürüyün eve!..” Dedi
Hazan, kardeşine bakarak, “Sen gelme tamam, önemli bir şey yok, ben hallederim.” Dedikten sonra ananesini ikna etmeye çalıştı ama Elmas Hanım Selim ile Doğan’ı önüne katıp eve çıkarttı.
Daire kapısına gelen Selim, Doğan’a ters ters bakarken, Elmas Hanım silahla belinden ittirerek, “Bakma ona bakma!.. Oyarım o fel fecir gözlerini.” Dedi
Selim ile kanepeye yan yana oturan Doğan, “Söyledim sana, bitti gitti, uğraşma dedim,” deyince Selim, “Nereden bileyim lan ben… Bunların psikopatlığın genetik olduğunu ne bileyim.” Dedi
Elmas Hanım, “Bana bakın, susun, kendi aranızda fısır fısır konuşmayın,” Dedikten sonra Doğan’a bakıp, “Almayın sonra başınıza belayı.” Dedi
Doğan ile Selim bir birine bakıp, kendilerini duyduğunu anladılar ama Hazan’ın yanında bu durumdan nasıl kurtulacaklarını düşünmeye başladılar.
Hazan, “Ananeciğim, seni kızdıran ne, söyle bana.” Deyince Elmas Hanım Selim’in karşısındaki berjerden ayağa kalkıp, “Yürü!” diyerek Doğan’ı mutfağa götürüp masanın yanındaki sandalyeye oturttu.
“Sizin benim torunumla ne işiniz var, çabuk doğruyu söyle?!” derken de kendisi karşı sandalyeye kuruldu.
Doğan, ellerini birleştirip masanın üzerine koyarak, yine aynı açıklamayı yapınca; Elmas hanım, Doğan’ın parmağını işaret ederek, “Demek söylemeyeceksin ha! Günah benden gitti.” Dedi ve masanın üzerinde duran erkek amigurimi bebeklerine bakıp, “Hııııığğğmmm!.. Sana benzeyen yok, o zaman bunu yaparız.” Diyerek kız bebek aldı ve Doğan’ın yüzük olana parmağını tutup, “Benim torunumun arkasından ileri geri konuşmanın cezasını karın çekecek… Ya dediklerimi yaparsın!.. Ya da karının kaderi bu bebeğe bağlanır.” Dedi
Doğan, birden elini çekip titreyerek bir Elmas hanıma bir bebeğe bakarken, Elmas hanım devam etti.
“Benim gözüm seni tutmadı ama içerideki delikanlı hoşuma gitti. Onu Hazan’a aşık etmezsen bu bebeğin başına gelenler senin karının da başına gelir.”
Doğan, ciddiye almamış ama içi ürpermiş şekilde bakarken; Elmas hanım, masanın üzerinde duran başka bir bebeği eline alıp, “Gel bakalım Zerafet hanım, sen orada çok durdun.” Diyerek buz dolabına koydu ve yürü hadi.” Diyerek Doğan’ı tekrar odaya götürdü.
Selim, Hazan’a gerçekten dosya ile ilgili geldiklerini anlatırken, yüzü bembeyaz olmuş hâlde Doğan ve Elmas hanım geldi.
Elmas hanım aynı berjere otururken, “Hazan, kızım, Zerafet teyzeni aradın mı?.. Son durumu neymiş zavallının.” Dedi
Hazan, “Aradım ananem, hâlâ aynıymış, durup dururken üşüyorum, kemiklerim donuyor diyormuş, daha sonra geçti diyormuş.” Deyince Elmas hanım, “Doktorlar ne söylüyormuş?” dedi
Hazan, “Bütün testler iyi çıkıyormuş anane, bir şey bulamıyorlar, psikolojik herhalde.” Deyince Elmas hanım, “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste demişler, az çektirmedi bize.” Dedi
Hazan: “Boşver anane, ben unuttum, Allah’a havale ettim.”
Elmas h.: “Sen unuttun ama ben unutmadım. Benim öksüz yavrumu ağlatana da sevdiklerine de huzur vermem.”
Hazan: “Anane sana da pes ama ha?!. O nasıl bedduaydı öyle, ‘Uyuz olsun kaşımaya tırnak bulamasın, gün ışığı dondursun, ayaz yaksın.’ Sanki aynısı olmuş.”
Elmas Hanım, “Olmuştur olmuş, daha da neler olacak, gör bak.” Derken Doğan’a bakıyordu.
Selim, “Sayın müfettişim, biz artık müsaade istesek, ziyaretin kısası makbuldür.” Deyince Elmas hanım, “O kısa değil kısas!.. Yani karşılık.” Dedi
Selim, “Aahh!.. Evet. Öyle. Kendinize iyi bakın, silahımı alabilir miyim?” deyip ayağa kalktı.
Doğan’ın kanepeye çivilenmiş gibi oturup kalkmadığını görünce de, “Hadi kardeşim.” Diyerek kolundan kalkmasına yardım etti.
Elmas hanım, “Şiiiişşş değişik, mutfakta konuştuklarımızı yap ama kimseye söyleme.” Diyerek silahı Doğan’a verdi.
Doğan, silahı alıp Selim’e verdikten sonra arkasına bile bakmadan evden çıkıp arabaya doğru koşar adım yürüdü.
Selim, arabayı açıp binerken, “Uuuuhhh!.. O neydi bee!.. Bunlardan kaçabildiğin kadar kaçacaksın birader bunu gördük. ‘Bana fel fecir diyorsun ama kendi gözlerin deccal gibi.’ diyecektim ama, neyse dedim.” dedikten sonra, “Sana mutfakta ne söyledi lan o?!.” Diye sordu
Doğan, Selim’in yüzüne bakmadan, “Hiç işte yaa, torunum özünde iyi biri, bilip bilmeden arkasından atıp tutmak doğru mu diye ahlâk dersi verdi.” Dedi
Selim, “Lan her yeri iyilik olsa ne olur, bayırın meymenetsizi, Hilde bile bunun yanında Adana pamuğu gibi yumuşacık kalır.” Deyince Doğan, “Saçmalama ya! Görmedin mi nasıl güler yüzlü idi. Kim bilir neler yaşadı, bize de nasıl yardımcı olmak istiyor gördün… Bence sık sık görüşüp dost olunacak biri.” Dedi
Selim, “Ya!.. Oğlum iyi misin, kimden bahsediyoruz. Onun alıp verdiği oksijen kaynağına bile yakın olmam ben, saçma sapan bir şey yaptım, vicdanımı rahatlatıp bırakacağım… Daha doğrusu kurtulacağım inşaallah.” Derken ellerini semaya kaldırdı.
Doğan, “Bir bakmışsın o vicdan yüzünden aşık olmuşsun.” Deyince Selim, “Yaa bi git, saçmaladın iyice. Oldu anam, acıdığım için aşık olup bir de üstüne evleneyim.” Dedi alaycı bir gülümseme ile
Doğan, “Neden olmasın abi, Nurseli’ye de öyle olmadı mı?” deyince Selim sinirlenerek, “Sen onunla Nur Selin’i bir mi tutuyorsun?.. Ben Nur Selin’e acımadım ki, onun gözlerine kokusuna ikinci kez vuruldum, karşı koyamadığım için kendime acıdım ve hâlâ da acıyorum. İnşaallah sevdiğime kavuşmadan şu vicdan yükünden de kurtulursam değmeyin keyfime.”
Doğan, “Anlamadım, nasıl yani?.. Sen, Nurseli ile tekrar mı?.. Ama nasıl?” Derken ağlayacak gibiydi.
“Evet abi evet, Nur Selin ile ben tekrar başlayacağım. Bugün babam bir şey söyledi. ‘O yaşasaydı seni asla bırakmazdı.’ Diye, çok düşündüm lan!.. Doğru, evet yaşıyor ama gelmemesinin başka bir sebebi olmalı. Ya birine aşık, ya artık Nurselin’i sevmiyor, bir şey var ki gelmiyor. O yüzden bende Nur Selin’e her şeyi anlatıp tekrar ve ölene kadar onunla olacağım.”
Doğan, “E hani, bu hasta idi, o yüzden gelmiyordu?”
“Değil lan, eşek herif fişek gibi… Adam kendine ev yapıyor, belki de sevdiği kız ile kalacağı yeri inşa ediyor. Bende burada ölene kadar unutamayacağım aşkın ızdırabını yaşıyorum.”
“İyi, ne diyeyim. Hakkınızda ne hayırlı ise o olsun.”
~~~~~Hazan, Selim’ler gittiğinde ananesinin yanına gelip, “Anane, ne oluyor, bu yaptığın ne demek?” diye sorunca Elmas hanım kahkaha ile gülerek, “Sus, sus da bi otur, sen bunlara ne yaptın da senden bu kadar nefret ediyorlar?..” Diye sordu
Hazan, “Davalarında biraz zorluk çıkarttım da ne oldu ki?” diyerek soruyu soruyla yanıtladı
“Bunlar arabada otururken konuştuklarını duydum. Sana baya saydırdılar… Neyse, dur hele, şu dolaptan Zerafet’i çıkart da getir, sana bir şey anlatacağım.” Derken bile kahkaha atıyordu.
Hazan, buzdolabını açıp bebeği görünce, “Anane, bunun orada ne işi var?” diyerek odaya geldi
Elmas hanım, “Ben onlara senin bebekleri kullanarak bir iş ettim ki sorma. Ben o sarı çocuğu aldım mutfağa gittim ya. Ona dedim ki, ya içerdeki oğlanı torunuma aşık edersin, ya da karını bu bebeğe hapis ederim.” Deyip anlatırken Hazan elini ağzına kapatıp şaşkınlıkla bakmaya başladı
“Ben diğerine yapmayı isterdim ama, ne yapayım yüzük ondaydı. Piyango ona vurdu.”
“Anane, nereden aklına geliyor böyle şeyler Allah aşkına?”
“Sen beni yaşlı belle hele, ben cebimden neler çıkartırım da kimse anlamaz.”
“Aşk olsun anane yaa, inşaallah Doğan ciddiye almamıştır. Saçma sapan şeyler çekemem vallaa.”
“O kadar okumuş, bilgili, mektep görmüş adam, buna mı inanacak sende haa?”
“Delisin sen yaa, gerçekten. Neyse ki Selim’in sevdiği kız var.” Diyen Hazan, sehpanın üzerinde duran poşeti çıkartarak bebek örmeye devam etti…
~~~~~Doğan, eve gidip Hilde’nin hâlinde değişiklik görmeyince, “Bunak karı, beni kandırdı. Ben de nasıl düştüysem.” Diye düşünerek yatağa gitti.
Gece yarısı yatağın oynaması ile gözlerini açtığında, Hilde’nin yatakta bir şeyler aradığını görüp, “Ne yapıyorsun?” diye sordu
Hilde, sol tarafını göstererek, “Doğan, delirdin mi deme ama, sanki buralarıma iğne batıyor gibi hissediyorum.” Deyince Doğan panikle yerinden fırladı.
Hilde, “Sakin ol yaa, iğne olabilir, ona bakıyorum.” Dese de Doğan da eliyle yatağı kontrol ederek emin olmaya çalıştı.
Yatakta iğne olmadığını görünce, nasıl hissettiğini nereye battığını sordu yine aynı panikle ama Hilde, “Bir şey yok, bana öyle geldi demek ki?” Deyip yatmak istedi
Doğan, Hilde’yi kendi tarafına yatırıp, üzerini örterek sabaha kadar yarı uykulu onu izledi.
Ertesi sabah kahvaltı yaparken Hilde peynir tabağına uzanacakken birden geri çekilip başını kaşıdı ve, “Filiz, baksana saçım düğmeye mi dolanmış.” Dedi
Filiz, ensesinden göz ucuyla bakıp, “Yoo.” Deyince Doğan, “Ne oldu hatun?” diye sordu
Hilde, “Saçım çekildi, galiba düğmeye doladım, kalkınca bakarım.” Diyerek yemeye devam etti.
Doğan, ellerinin titrediğini belli etmeden hızlıca yiyip evden çıkarken Hilde, “Ayşe, ellerini yıkadıysan şu saçıma bak güzelim, gerçekten bir yere sıkışmış gibi. Çok acıyor yaa!” Dedi
Ayşe, Selim Alp’i Filiz’in kucağına verip Hilde’nin saçlarına bakarken, “Burası mı abla,” dedi enseden bir kaç saç tutarak.
Hilde, “Aaayyyhh!.. Evet evet orası.” Deyince Ayşe, düğmeye dolanmış. Dur kurtarayım.” Dedi
Hilde, ters ters bakarken Filiz, “Bakma öyle yaa, ellerim yağlıydı, saçlarına dokunmak istemedim.” Dedi
~~~~~Doğan, morali bozuk şekilde emniyete geldiğinde, Kadir arkasından seslendi ama duymadı.
Büroya girdiklerinde Kadir, “Komiserim, seslendim duymadınız. İyi misiniz?” deyince Doğan ellerini yüzüne kapayıp hıçkırarak ağlamaya başladı.
Kadir, hemen kapıyı kapatıp Doğan’ın yanına gelerek, “Komiserim, ne oluyor, lütfen. Bir şey söyleyin.” Deyince Doğan, “Hilde Kadir, Hilde, benim yüzümden ona bir şey olacak.” Dedi
Kadir, “Allah korusun komiserim, demeyin öyle.” Deyip Doğan’ı sakinleştirmeye çalışırken Doğan, bir gün önce olanları anlatıp, “Yardım et Kadir, bana yapsaydı umurumda olmazdı ama Hilde!.. Ona bir şey olursa dayanamam.” Dedi
Kadir, “Sakin olun komiserim, bir yolunu bulacağız.” Deyince Doğan, “Sen, ‘öyle bir şey olmaz, sizi kandırmış’ demeyecek misin?” diye sordu yaşlı gözlerle bakarak.
Kadir de, eline telefonu alıp, “Olur mu komiserim, bu büyüyü herkes bilir… Bakın. Bu sporcuya bu kadın ne yapıyor?” Diyerek bir video açtı.
Video da, üzerinde on beş numara forma olan bebeğe iğne batırılırken, sporcunun da yerde acı içinde kıvrandığını gören Doğan, daha kötü olarak, “Kadir, yardım et ne olur… Bir şey söyle, bir şey yapalım. Kurtaralım Hilde’yi Allah aşkına.” Dedi
Kadir, “Komiserim, öncelikle sakin olun. Ben, annemin tanıdığı bir hoca var, ona sordurayım, muhtemelen bebeği isteyecektir. Onu almanın planını yapalım.” Dedi
Doğan, “O imkansız, koca müfettişin evine hırsız gibi mi gircez, hem de sitede oturuyorlar, her yerde kameralar var.” Dedi
Kadir, “Komiserim, o zaman bir şey bulana kadar sanki yapıyormuş gibi davranın.” Diyerek fikir sunarken Selim içeri girdi ve, Doğan’ı ağlarken görüp, “Ne oldu?” dedi panikle yanına koşarak.
Doğan, “Yok bir şey!.. Bir yaptığın da belasız sonuçlansa dişimi kıracam.” Deyip lavaboya gitti
Selim, soru ifadesiyle bakınca, Kadir, “Ben bilmiyorum.” Deyip önüne döndü.
Gün boyu Hilde’yi arayan Doğan, büyüden kurtulmanın çarelerini aramaya başladı…
~~~~~Hâle, zilin çalması ile kapıyı açtığında, karşısında Gülbahar hanım, onun arkasında tanımadığı bir adam ve Furkan’ı görüp baka kaldı.
Gülbahar hanım selâm verip içeri geçerken Nazlı, “Hoşgeldiniz, sizi şöyle alayım.” Diyerek sol tarafı gösterdi.
Cengiz amir ile Yasemin’in kocasına da sağ odayı Atakan gösterirken Hâle Furkan’a bakıp, “Bu ne?” diye sordu
Furkan, “Bu çiçek bu çikolata.” Deyince Hâle, “Aslında tam tersi de, ben onu sormuyorum. Neden istemeye gibi geldiniz onu anlamadım.” Dedi
Furkan, ellerini yana indirip, “Nasıl?!. İsteme değil miydi?” Deyince Hâle, “Yaa!.. Siz neden bu kadar acelecisiniz, sen demedin mi ‘tanımak istiyorum’ diye, ben de aileme aile tanışması dedim.” Derken Nazlı, “Furkan abi, sen bakma ona, ver çiçeği, hoşgeldiniz. Geçin şöyle.” Dedi
Furkan, “Eee, ne yapcaz şimdi?” derken Yasemin’e bakıyordu.
Yasemin, “Abi, sen Cengiz amcaya de ki, konuşmanın seyrine göre hareket et. Acele etme. Ben de anneme bir şekilde söylerim. Hallederiz merak etme.” Diyerek içeri geçti.
Cengiz amir erkekler tarafında, Gülbahar hanım kadınlar tarafında konudan konuya giriyordu
Gülbahar hanım, Hâle’yi yanına çağırıp, gördüğü rüyayı anlatırken, sanki o ânı tekrar yaşıyor gibiydi.
Sağ eliyle Yasemin’in, sol eliyle Hâle’nin elini tutup, “Rabb’im bana bir erkek bir kız evlat büyüttürdü ama onlarla birlikte iki tane daha evladım oldu elhamdülillah.” Deyince Yasemin annesinin sözünü kesip, “Annem biraz heyecanlı… Böyle durumda, ‘Hayırlı işlerinizi ertelemeyin.’ Diyerek hareket eder ve acele davranır. Ben kızı olmama rağmen, benim düğünü de erkene çekti.” Diyerek annesi adına özür dilerken Nazlı, “Yasemin abla, biz de öyleyiz. Benim ailem de bir yıl daha beklemek istedi ama, kayınpederim ile kayınvalidem acele ettirdi. Yani, tam tencere kapak bir aileyiz, rahat ol.” Dedi
Erkekler tarafında Cengiz amirin memleketinde askerlik yapan Adem bey, sohbeti o kadar koyulaştırdı ki, sadece ikisi konuşuyor diğerleri dinliyordu.
Adem bey, sonunda Furkan’a dönerek, “Sen neler yapıyorsun?” diye sordu.
Furkan’ın aklına heyecandan bir şey gelmeyince, “Hiç.” Diyerek karşılık verdi
Cengiz amir, araya girerek, “Şu aralar kurşuna kafa göz atmadığı için yaptığı görevi hiç zannediyor ama, birimin en iyi baş komiserlerinden biridir, geleceği parlak inşaallah.” Dedi
Diğerleri, Cengiz amirin duasına, “İnşaallah.” diyerek karşılık verirken Furkan, Adem beye bakıp, konuşması gerektiğini düşünerek, “Sizin de gözleriniz çok güzelmiş.” Dedi
Ahmet, Furkan’ın kolunu dürterken, Atakan, “Evet, tıpkı benim gözlerim gibi. Ben gözlerimi babamdan almışım.” Dedi
Cengiz amir, ahbaplığın da tesiri ile Furkan’a Hâle’yi isteyince Adem bey de, “Her şeyin hayırlısı olsun inşaallah. Gençler konuşmuş anlaşmış, bize de evet demek düşer.” Diyerek Hâle’yi verdi
Atakan, Nazlı’yı çağırıp, “Bunlar tanışmaya diye geldi kızı aldı, sen oradan annemi tut, peşlerine katıp göndermesin.” Dedikten sonra “Kahve yapın getirin.” dedi.
Ahmet, mesaj atarak, Hâle’nin verildiğini söyleyince; Yasemin çantadan yüzükleri çıkartıp mutfağa giderek kurdele ve tepsiyi ayarlamak istedi.
Hâle, şok geçirirken Nazlı, “Bakma öyle, ben de aynısı olmuştum. Demek ki bizimkiler kızı alırken de verirken de böyleymiş.” dedi.
Atakan, erkeklerin kahveyi alıp, “Yangından MAL böyle kaçırılıyor demek ki?” diyerek gülerken Hâle, “Ha ha haa!.. Çok komik.“ dedi
Furkan’ın kadınlar tarafına gelmesi ile erkekler de koridora geçti ve söz kesilmesini izlemeye başladı.
Cengiz amir, “Ben istedim, bundan sonrası siz de.” Diyerek geriye durunca orada en büyük olan Gülbahar hanım yüzükleri taktı ve, Türkân hanımı yanına çağırıp, “Çocukların bu ânını en çok anneler hak ediyor, gel birlikte keselim.” Dedi ve kurdeleyi de ikisi birlikte kesti.
El öpme faslından sonra Hâle, yüzüğe bakıp, “Kendimi, gümrükten kaçırılan mal gibi hissettim.” Deyince Furkan, “Ben kaçırtır mıyım?.. Gümrüğe varmadan yakalarım.” Dedi, kaçırılmasını kastederek.
Hâle, “Nurseli şok olacak.” Deyince de Yasemin, “Ben foto attım, çok sevindi. Selamı var.” Dedi…
~~~~~Ertesi sabah Selim, Kadir’i de alarak emniyetten çıktı.
Kadir’e bir tüp vererek, Hazan’ın kardeşi İlhan’ın arabayı çevirtip alkol testi yaptırdı.
İlhan, ilk olarak itiraz edip, örneği alan memurları şikayet edeceğini söyleyerek sinirli şekilde yolda giderken, iki çocuk ile karşıya geçmeye çalışan birine vurmaktan kıl payı kurtuldu.
Panikle arabadan inip, arabanın önüne gelince çocuğun birini yerde gördü ve, “Vurdu mu?” diye sordu
Kız, “Dikkat etsenize biraz, biz yeşilde geçiyorduk.” Dedi
İlhan, “Biliyorum özür dilerim.” Derken çocuğun başına bakmaya başladı.
Kız, çocuğu yerden kaldırarak, “Doktor, taksi, benim hastaneye götürmem lazım, emanet çocuklar. Ailelerine haber vermem lazım.” Diye panik yapınca, İlhan, “Tamam, sakin olun, ben hastaneye götüreyim.” Diyerek çocukları arabaya bindirdi.
Kız, “Medocalin hastanesine gidelim.” Deyince İlhan, “Tamam.” Diyerek arabayı sürdü.
Acilden giriş yaparak Yavuz beyi çağırdıklarında, çıkmaya hazırlanan Yavuz yanlarına koştu.
Sedyede oturan çocuğu görüp, “Ali!.. Ne oluyor?” diyerek acil doktorundan bilgi alırken, Filiz, “Yavuz bey, biz, karşıdan karşıya geçerken, araba üzerimize geldi. Ben… Ali’yi öne ittim, alnı taşa vurdu.” Diye anlatırken İlhan, “Hocam, merhaba!” dedi ve elini uzattı.
Yavuz, “İlhan?” diyerek hatırladığını gösterdi ve o da elini uzatıp karşılık verdi
Yavuz, Ali’nin başına bakarken, “Sen bakmadın mı?” diye sordu İlhan’a
İlhan da, “Hocam, baktım ama, hanımefendi çok panikti, çocuklar da emanet deyince getirmek istedim.” Dedi
Yavuz, “İyi yapmışsın, seni gördüğüme sevindim… Yakında yeni hastanenin açılışı var, staja oraya bekliyorum.” Dedikten sonra Filiz’e, “Filiz hanım, ben araba ayarlayayım, sizi bıraksın.” Dedi
İlhan, “Hocam, lütfen, ben bırakayım.” Deyince Yavuz Filiz’e bakıp, tercihi ona bıraktı.
Filiz, “Okula kadar olabilir, biz oradan servis ile eve göndeririz.” Diyerek onayladı
Ali’yi, İlhan kucağına aldı, diğer çocuğun da elinden Filiz tutarak yola koyuldular.
İlhan, “Her şerde bir hayır var demişler,” deyince Filiz, “Yavuz beyi nereden tanıyorsunuz?” diye sordu
İlhan, “Üniversitede bir yıl derslerimize girdi, kaza geçirdikten sonra ara vermişti.” Diyerek anlatırken telefonu çaldı.
İlhan, telefonun ekrana bakıp, “Af edersiniz, ananem arıyor, bunu cevaplamalıyım.” Diyerek telefonu açtı.
Arkadan gelen su ve boğulma sesi ile panik olan İlhan, “Anane?! Anane!” diye bağırdı ama Elmas hanımdan cevap gelmeyince Filiz’e dönüp, “Kusura bakmayın lütfen, gitmek zorundayım, tansiyonu var da.” Dedi
Filiz, “Bizi burada indirebilirsiniz, önemli değil.” Deyince İlhan, “Yoo!.. Lütfen, hocama mahcup olmak istemem. Biraz geç olacak sadece.” Dedi ve onları indirmeden devam etti.
İlhan, ablasını arayıp nerede olduğunu sorduktan sonra, Hazan’ı panikletmemek için, “Tamam, akşama görüşürüz.” Diyerek kapattı.
Eve geldiklerinde, arabayı park etti ve, “Burada beklemeyin.” Deyip yine Ali’yi kucağına alarak asansöre bindi.
Elleri titreyerek kapıyı açmaya çalışırken bile içeriden gürültüler gelmeye devam ediyordu.
İlhan, kapıyı açarken, arkadan Elmas hanım daha erken davranıp açtı ve şaşkınlık ile bakmaya başladı.
İlhan, “Anane!.. Sen!.. İyi misin?” derken Elmas hanımın gözleri Filiz ve çocuklardaydı.
“İlhan!..” dedi “bunlar kim” der gibi
İlhan, “Beni aradın anane, sesin gelmedi! Çok korktum.” dedi yine aynı panikle.
Elmas hanım, “Kapıda konuşmayalım geçin geçin.” Diyerek onları içeri çağırdı.
Elmas hanım, Filiz’e “hoş geldin” Dedikten sonra, çocuklara bir şeyler verip, “Ben şu telefonu bir çözemedim, size söyledim değil mi?.. Benim ne işim olur ancuoroidle bana eski telefonumu verin.” Diye söylendikten sonra, Filiz’e dönüp: “Ananeleri yaşlı olunca akıllarının bir köşesinden hep, ya bir şey olursa geçiyor. Ben de istiyorum ki, şöyle eli yüzü temiz, helal süt emmiş kişiler bulup evlenseler de gözüm açık gitmese.”
Filiz, “Allah gecinden versin teyzeciğim, sağlık afiyet bereketli ömrünüz olsun inşaallah.” Dedi
Elmas hanım, “İlhan, şuradan ablanın yaptıklarından çocuklara bir şeyler verelim.” Deyip Ali ile arkadaşına araba verdi.
Filiz, “Aaa!.. Bunlar çok güzel.” Deyince tuttuğu bebeği de, “Torunum da bunları yapıp hediye etmesini çok sever al bu da senin olsun.“ diyerek Filiz’e verdi.
Elmas hanım ile vedalaştıktan sonra kapıya çıkınca, İlhan ayakkabılarını bağlamak için yere eğildi.
Ananesi gıcık temizler gibi öksürüp, “Aaayyyhhh aaayyyhhh!” deyince İlhan ne olduğuna baktı ve kendini Filiz’in önünde diz çökmüş hâlde gördü.
Filiz, iki adım sola kayarken, İlhan da sağa dönüp, ananesine ters ters bakarak ayakkabısını bağladı.
İlk olarak çocukları evlerine, daha sonra da Filiz’i Doğan komiserin evine bırakan İlhan, sabah ki çevirmeyi unutmuş hâlde eve geri döndü.
~~~~~Selim, Hazan’ların eski ev sahibinin adresini bulup hemen hemen her gece gittiği meyhaneye giderek beklemeye başladı.
Ev sahibi, gece yarısına doğru sarhoş hâlde yürürken, Selim’in ayarladığı gençler para isteme bahanesiyle hırpalamaya çalıştı.
Selim, oradan geçiyormuş gibi yaparak onlara yaklaştı ve gruba, “Hey durun!.. Ne yapıyorsunuz?” diye bağırdı.
Tinerciler ev sahibini bırakıp kaçarken; Selim, adamı tutup kaldırmaya yardım eder gibi saçından bir kaç tel aldı ve iyi olduğundan emin olup bıraktı.
~~~~~Doğan, Hilde’nin iyi olduğunu görünce sevinerek, “Geri zekalısın oğlum, boş safsataya kanıyordun neredeyse?” dedi..
Ayşe, odaya girdiğinde Filiz’in baş tarafındaki bebeği görüp, “Aayy!.. Bu çok güzelmiş, nereden aldın?” diye sordu.
Filiz de, gündüz olanları anlatmaya başladı…
Gece yarısı Hilde’nin kan ter içinde uyandığını gören Doğan, “Hadi hastaneye.” Dedi ama Hilde, “Ne diyeceğiz Doğan saçmalama, içten gelen bir bunalma, bir şey yok.” Dedi
Doğan, “Hayır, ben anlamam, gidiyoruz.” Diyerek Hilde’yi zorla hastaneye götürdü.
Hilde’nin tahliller temiz çıkınca Doğan, “Benim yüzümden böylesin, söz veriyorum bunu düzelteceğim.” Deyip söz verdi
Neyden bahsettiğini anlamayan Hilde, merakla eve gelip yattı.
Doğan, ertesi sabah kahvaltı yapmadan çıkarken, Hilde Filiz’in odasına geldi.
“Koğuş kalkın, komiser de bir şey var. Çözemiyorum.” Dedi ama Filiz’in bebeğe sarılmış uyuduğunu görünce, “Ooohoo!.. Kime söylüyorum ki, sen çoktan uçmuşsun. Söyle bakalım bu sefer kim, adı ne?” diye sordu
Filiz, iç çekerek, “Aşk olsun Hilde yaa, görende beni ayran gönüllü zannedecek, alt tarafı iki erkek zevkime yakın çıktı, onların da olmayacağını hemen anladım bitti.” Dedi
Hilde, “Tamam tamam kızma, söyle hadi, adı ne?.. Nereden?” dedi sırtını okşayarak
Filiz, ağlamaklı bir sesle, “Hilde!.. Git başımdan, adı ne deme Allah aşkına, yaşı benden küçük.” Deyince Hilde elini ağzına kapatıp, “Sakın bana Kaan deme!” dedi
Filiz: “Yaaa bi git yaa!.. Değil!..”
Hilde, “Valla canım, kul ya ağzından çıkan büyük konuşma ile imtihan olur, ya da sözü dua niyetine geçer. ‘Kaan da Kaan, romantik olsun, yakışıklı olsun yaşı küçük olsa da fark etmez’ dedin, al ne oldu gör.” Dedi
Filiz, “Benim bir bahane ile onu tekrar görmem lazım.” Deyince Ayşe, “Abla, bu bebeğin benim hoşuma gittiğini söyle, bir tane de ona alabilir miyim?’ de.” Deyince Filiz yataktan kalkıp, “Yaa ben senin o minnak ama kocaman aklını yerim.” diyerek yanaklarını sıkıp öptükten sonra hazırlanarak İlhan’ların evine geldi.
Daire numarasını söyleyip güvenlikten geçtikten sonra, Elmas hanımın yanına geldi. Ayşe’nin fikri ile eve girdi ve Elmas hanım ile sohbet etmeye başladı…
Elmas hanım ona bir bebek daha verip, “Yine gel kızım, seni çok sevdim.” Diyerek yolcu ettikten sonra, “Acaba o polise İlhan ile bu kızı mı yaptırsaydım, bunlar daha garanti olurdu, tüh.” Deyip kahkaha ile birlikte içeri girdi.
Doğan, Kadir ile plan yapıp, ilk olarak onları bir şekilde bir araya getirmenin planını yaptı ve, Kadir Hazan’ı takip ederken, Doğan da, “ihbar var” diyerek Selim’i emniyetten çıkarttı.
Kadir’in attığı adrese gelen Selim, Hazan’ın binadan çıktığını görüp, “Bunun burada ne işi var yaa?” deyip koltukta geri yatarak gizlenmeye çalıştı.
Doğan, Hazan’ı görmemiş numarası yaparak arabadan inince Selim, “Dur lan!” dedi ama engel olamadı. Hazan da Doğan’ı görüp, “Doğan komiser, hayırdır?” diye sordu.
Doğan, “Aaa!.. Müfettişim, merhaba, bu ne tesadüf, biz de buradan bir ihbar aldık, onun için geldik.” Dedi
Hazan, burnundan soluyarak, “Neymiş o ihbar, bana da söyleyin?!.” Deyince, Doğan, etrafa bakıp, “Ayak üstü olmaz, şurada konuşsak.” Dedi ve karşıdaki restoranı gösterdi.
Selim’in arkadan böğrünü cimcirmesine aldırmadan restorana doğru yürüyen Doğan, ikiliyi karşı karşıya oturtup kendisi de Selim’in yanına oturdu ve anlatmaya başladı.
“Şimdi, müfettişim.” Diye başlayınca Hazan, “Resmiyete gerek yok, adımı biliyorsan söyle.” Dedi
Doğan, bacağı ile Selim’i dürtüp, gülümseyerek, “Estağfurullah Hazan hanım, ben rütbe açısından şeyttim.” Dedi
Hazan, “Devam et.” Derken Selim içinden, “Bi sussan devam edecek zaten, geveze karı.” Diyordu.
Doğan, “Şimdi Hazan hanım, Jale kod isimli hayat kadını, Ağrı’da doğup büyümüş bir kız. Ailesi, kendisini istemediği birine vermek isteyince evden kaçıyor ve Yılmaz ile karşılaşıyor. Yılmaz, Ağrı da taksi şoförü, işini bırakıp jale’yle İstanbul’a geliyor.” Deyip anlatırken telefonu çalmaya başladı.
Kadir’in aradığını gören Doğan, ekranı Hazan’a göstererek, “Kusura bakmayın, bunu açmam lazım.” Dedi ve açıp kulağına tuttu.
İlk olarak normal sesle, “Efendim.” Dedikten sonra, volümü arttırarak, “Aloo!..” dedi
Üçüncü defa da, “SESİN GELMİYOR!” deyince Selim sinirlenerek, “Bağırma istersen!” dedi etrafa bakıp.
Doğan, “Ne yapayım çekmiyor?!” deyince Hazan, “Dışarıda konuş ya da kapat tekrar ara!” dedi
Doğan, “Emredersiniz!” diyerek ayağa kalktı ve koşar adım dışarı çıkarak onları yalnız bıraktı.
Selim, Doğan’ın önündeki dosyayı alıp, anlatmaya devam etti.
“Yılmaz, İstanbul şartlarını bilmiyor olacak ki, bir cesaret çıkıp gelmiş ama ilk zamanlar iş bulamıyor ve pavyonda vale olarak çalışıyor. Bir gece Jale ile oraya gidince, kuş boğan lakaplı bir adam Jale’yi Yılmaz’dan istiyor. Para karşılığı çalışmaya zorluyorlar. Jale de, peşindeki celladından kaçmak için Yılmaz’ın her dediğini yapmak zorunda kalıyor. Yıllar sonra, kuş boğan Yılmaz’a bir bina verip işletmesi için başına geçiriyor ve Yılmaz da Jale’yi eskisi gibi çalıştırmayıp, özel müşterilere sunuyor. Kendi odası, şahsi arabası, ne isterse Jale’nin emrinde.”
Hazan: “Şerefsiz, hem aşık hem de vicdanını öyle bastırıyor yani.”
“Bize de öyle geldi. Sonra, geçen ay, biri Jale’nin kardeşini arayıp, ‘Ablan falan evde.’ Diye haber veriyor. Kardeşi de yüklü miktarda para ile gelip odasına giriyor. Jale, kardeşini görünce hiç bağırmamış ve karşı koymamış. Kardeşi, saati dolana kadar yanında sigara içip, astımını tetikliyor ve ilacı da kullanmasına engel oluyor. Öldüğünden emin olduktan sonra da camları açıp, oradan ayrılıyor. Müşteriden sonra Jale kendi çıkmadıkça kimse yanına gelmezmiş. Akşam olunca da Yılmaz gelip gördü herhalde diye düşünüyoruz, bulunma şekli yok çünkü.”
“Feci bir son. Peki, kardeşini kim aramış?.. Yani, bu durumda azmettirici kim?”
“Bilemiyoruz, kardeşi de bilmiyorum diyor, HTS kayıtlarından bakacağız.”
“Başka bir şey var mı?”
“Bir de, Açelya kod isimli kız, Doğan komiserin yaralandığı çatışmada ölen… Adı Merve!.. DNAsı, Nur Selin’in yattığı çarşafta bulundu. Nur Selin’in değil ama, onun bakirelik kanı olduğu tespit edildi.”
“Nasıl yani?.. Nurseli’den önce o yatakta?!.”
“Hemen önce değil… En az bir yıllık bir leke.”
“Erkeğin DNA?”
“Yağız Efe’ye ait.”
“Haydaa!.. Sence bu sıralı ölümler Yağız Efe’nin tasarladığı cinayetler olabilir mi?”
“Bilemiyorum… Sorguda cinayetleri işleyenler tanımadıklarını söylüyorlar.”
Garson gelip, “Ne alırsınız?” diye sorunca Selim, “İsteme!.. İsteme!..” diye içinden geçirerek Hazan’a baktı.
Hazan da, “Allah’ım, şuan bir şey olsun gideyim, söz veriyorum üç, yok yok, beş fakir sevindireceğim.” Diye düşünürken Doğan gelip, “Selim komiserim. Gidelim mi?” diye sordu
Hazan ve Selim aynı anda kalkarak, “Olur, olur.” Deyip dışarı çıktı…
Hazan’dan ayrılan ikili arabaya binerken Selim, “Seni gebertirim lan, hani ihbar?!” diye sordu.
Doğan, “İhbar doğru abi, ama kişi yanlış. Yağız Efe değil, Salim Efe adına ihbar yapılmış.” Diyerek arabaya bindi.
Selim, bir şey demeden yola bakarken Doğan direksiyona vurup, “Vay bee!.. Hayat kimilerine hiç adil davranmıyor gördün mü?.. Kim bilir o neler çekti, dünya yükü belini büktü, içine kapandı, acısını da insanlardan çıkartıyor.” Dedi
Selim, “Doğan!.. Ne saçmalıyorsun lan seeenn?!. İstersen oturup ağla haa!.. Şerefsizin peşini de bırakalım.” Deyince Doğan, “Kimin yaa?” diye sordu
Selim, “Kimden bahsediyorsan ondan, Yağız şerefsizinden.” Dedi
“Ben ondan bahsetmiyorum ki, Hazan için dedim. İyi kız aslında, bak, ne kadar içten cana yakın, yardım etmeye hevesli.”
“Lan bi git mal mal konuşma, birincisi o ne alaka, konumuz dahilinde bile değil, ikincisi de yanında beş dakika bile durmadın bu ne güzelleme?”
“Ben insan sarrafıyım oğlum, biliyorsun. Sana bu kız iyi deyip de yanıldığımı gördün mü?”
“Sağol kardeşim, evet. Haklısın. Nur Selin iyi bir kız dedin ve daha fazlası çıktı. Bence sen bütün haklarını da onunla kullandın. Yeter bu kadar.”
“Öyle deme yaa, gerçekten çok farklı, gözleri hüzünlü bakıyordu görmedin mi?.. O sert bakışların altındakini gördüm.”
Selim homurdanarak, “Ben de bazı şeylerinin altında ne olduğunu biliyorum.” Deyip dışarıyı izlemeye başladı ve Doğan’a cevap vermedi.
~~~~~Selim, Okan’ın DNA raporunu getirmesi ile ilk planını devreye soktu ve mesai çıkışı ev sahibini yine içtiği yerden alarak metruk bir eve götürüp bağladı.
Yüzüne kar maskesi takıp, silahını alarak karşısına oturdu ve ayılmasını bekledi.
Rami, kendine geldiğinde ne olduğunu anlamaya çalışırken Selim, “Günaydın piç Rami?” Dedi
“Kimsin sen? Benim kim olduğumu biliyor musun?”
“Evet, biliyorum. Piç Rami dedim ya!”
“Bence sana eksik söylemişler. Kim olduğumu bilseydin karşımda böyle duramazdın? Yüreğin yetmezdi.”
Selim, “Senin y.rağının yettiği yerde benim yüreğim yeter. Duydun mu beni?” diye bağırınca piç Rami, “Erkeksen yüzünü aç lan?!” Diye karşılık verdi.
Selim, “Senin yüzümü görmeye yüzün mü var ş.refsiz. Çok konuşma da, al şu kağıdı oku.” Deyip elindeki kağıdı piç Rami’ye verdi,
Piç Rami; kağıdı okurken, Selim devam etti.
“Buradan sağ çıkmak istiyorsan dediklerimi yapar, bunu okursun.”
Piç Rami, kağıdı okuyup itiraz edecekken; Selim, Dna raporunu verip, “Ya o kâğıdı okur buradan gidersin, ya da cezanı şarjörümdeki kurşunlar ile veririm.” Dedi silahını ona doğru sallayarak.
Piç Rami, DNA testini okuyunca, “O sen misin?” Diye sordu, oğlu olup olmadığını kastederek.
Selim, “Merak etme, ben değilim. Olsaydım sana iki seçenek sunmazdım. Direk kafana sıkardım.” Dedi
Piç Rami, Selim’in elinden kurtulamayacağını anlayıp, “Tamam, okuyacağım.” Deyince, Selim kamerayı açıp görüntü almaya başladı.
Hangi yıl, hangi mahalle, hangi binada olduğundan başlayarak bütün her şeyi anlatıp, sonunda da, “Bu yaptıklarımdan dolayı çok pişmanım ve vicdan azabı çekiyorum.” Diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Selim, kaydı durdurup kaseti aldıktan sonra, “Şimdi gidiyorum, sadece Türkiye ile de kalmayacak, bütün dünya nasıl bir şerefsiz olduğunu öğrenecek.” Diyerek oradan ayrıldı.
Selim, kaseti elinde zıplatarak arabasına binip oradan uzaklaşırken, “İşte bu kadar oğlum. Artık vicdan borcunu da ödedin. Şimdi sıra Nur Selin’de, bekle aşkım, gül yüzlü, gül kokulu sevdiğim. Geliyorum bekle.” Derken sevinçten uçacak gibiydi.
Nurseli ile konuşmak için eve giderken, metruk evin adresinde intihar vakası olduğunu duyunca, “Allah kahretmesin… Şerefsiz, ölmek istediğini söyleseydin ben yapardım ya?!” Diyerek geriye döndü.
Adrese geldiğinde; Doğan ve olay yeri inceleme de oradaydı.
Evde parmak izi bırakıp bırakmadığını düşünen Selim, cebinden kaseti çıkartarak gizlice Rami’nin yakınına koydu ve sanki oradan bulmuş gibi tekrar eline aldı.
“Bir torba getirin, burada bir şey buldum.” Derken Okan yanına gelip, “Komiserim, ne yapıyorsunuz?!. Çıplak elle neden dokundunuz?” diyerek kaseti aldı ve delil torbasına koydu.
Selim, “Boş bulundum ya!.. Bilemedim pardon. Bana da bir eldiven verin.” Deyip ânı kurtarmaya çalıştı.
Olay yeri incelemesini bitirip dönerken; Selim, Okan’ın kolundan tutup kenara çekti ve, “Onun silahı ile rozetini istiyorum. Her ne gerekirse bana söyle.” Dedi
Okan, “Selim komiser!.. Dua et biraz önce yaptığını gören olmamış olsun, istediğini yapmam da çok zor.” Deyince Selim, “Zor olduğunu ben de biliyorum. Ne gerekirse söyle dedim.” Diyerek istediğinde ısrarcı olduğunu gösterdi.
Okan, “Deneyeceğim.” Diyerek oradan uzaklaşırken Selim, “Bu günlük olmadı be gülüm. Ama yakında.” Diyerek arabaya binip emniyete gitti.
Doğan ile çalışmalara devam eden Selim, geceyi emniyette geçirdi.
Ertesi sabah Selim, kriminalin önünde Okan’ın gelmesini beklerken, elinde Rami’nin dosyasını inceliyordu.
Okan, Selim’in yanına gelip, “Dünkü yaptığının sonucunun ne olacağını biliyorsun değil mi?” dedi
“Sorma ya!.. Aldık bir kere başımıza belayı, bari tam yapalım. Yapabilecek misin?”
“Bugün deneyeceğim ama söz vermiyorum.”
Selim, “İnşaallah bir sorun çıkmaz.” Derken telefonu çaldı ve Kadir, “Komiserim, Merve’nin eski sevgilisini bulduk. Ne yapalım?” dedi
Selim, “Bekle, geliyorum.” Deyip büroya doğru yürüdü.
~~~~~Doğan, “Lan uyduk aklına ama, çok klişe bir numara ya!.. Kahramanına aşık olmak!..” Deyince Kadir, “Komiserim, burada kahraman o olmayacak ki.“ dedi
Selim büroya gelince Doğan, “Ben de geleyim, dün geceden beri çıkmadım içim şişti.” Diyerek Selim ve Kadir’le birlikte yola koyuldu.
~~~~Nurseli,
Okuldan sonra alışveriş merkezine gidip, Selim Alp için türlü türlü oyuncaklar, kıyafetler, odası için en üst düzey kamera alarak Hilde’nin evine gitmek üzere taksiye bindim.
“Selim’in yeğeni, senin de yeğenindir canım.” Diyerek kartla konuştum ve bir sonrakine ne alsam diye düşündüm.
Yolda giderken, billboardda konser reklamı görünce, “Aha!..” Dedim ve Filiz, Ayşe, Pelin, Özlem, Basri abi ve kendi adıma bilet aldım.
Özellikle Basri abinin gelmesini Selim’e haber uçurmasından dolayı istiyordum…
~~~~Kadir, navigasyonun tarifiyle bir binanın önüne geldi ve beklemeye başladı.
Kadir, bir saatine, bir binanın girişe bakınca Selim, “Ne o, randevulaştınız mı?” diye sordu
Doğan, “Ben araştırdım, bu saatlerde çıkıyor. Hemen almayalım, biraz takip edelim.“ dedi Selim’in Kadir’e yüklenmesine son vermek için.
Hazan, binadan çıkarken Kadir, “Komiserim, burası mı yoksa?” diyerek aksi yönü gösterdi.
Selim, Kadir’in gösterdiği yere bakarken, Hazan’ın çığlığını duydu ve hemen o yöne döndü.
Gaspçı, Hazan’ın çantasını almış, onu da yere düşürmüş kaçıyordu.
Üçü birlikte inip koşarken, Doğan; Selim’e, “Sen kal, biz hallederiz.” Diyerek Hazan’a yardım etmesini söyledi.
Selim, Doğan’ın dediğini yapmak için geri durdu ve Hazan’ın başına gelip, “İyi misin?” diyerek kalkmasına yardım etti.
Hazan, “Normalde karşı koyardım ama, boşluğuma geldi.” Deyince Selim, “Yirmi metre topukla ancak böyle karşı koyarsın.” Dedi
Hazan, sinirlenerek, “Selim komiser, neden buradasın?.. Çok konuşma da git hırsızı yakalasana!” dedi
Selim, alaycı bir tavırla, “Tabi!.. Olur!.. İsterseniz bir araç da takviye isteyelim, bütün birimler toplanıp yakalayalım… İki polis bir hırsızı yakalayamazsa gitsinler evlerine yapmasınlar bu mesleği.” deyince Hazan da aynı üslup ile karşılık verdi.
“Göreceğiz bakalım. Bir şeyim eksik olursa, hesabını zor verirsin!”
“Güpegündüz kapkaç yapılan bir yerde çalışıp, tedbir almadan dolaşırsan böyle olur.”
“Semtin girişte uyarı levhası yoktu, boş bulundum… Ayrıca, sizin burada ne işiniz var?”
Selim, etrafa bakarak, “S.ktiğimin maktullerinin katilleri ve şüpheliler bu civarda.” Deyip Hazan’a döndüğünde, gözleri fal taşı gibi açık kendine bakarken gördü.
“Iıııığğğmmm!.. Şey!.. Hepsi Yılmaz’ın adamları ya, bağlantılı oldukları için.”
Hazan, sinirden Selim’den uzaklaşmak istedi ve arkadaki duvara oturmak için oraya doğru yürüdü.
~~~~~Doğan, Kadir ile birlikte hırsızı kovalarken, “Dalağım patlayacak neredeyse lan, daha ne kadar koşacağız?!.” Dedi
Kadir, nefes nefese, “Komiserim, arka tarafta kameraların olmadığı yerde bekleyecek koşun.” Diyerek karşılık verdi.
Oradaki esnaftan biri, elinde çanta, kaçan kişiyi ve polisleri görünce, hırsızın önünü kesti ve Doğan’ların yakalamasına yardım etti.
Doğan, esnafa sinirle bakıp, “Bravo sana yaa, bay kahraman, sen olmasan biz ne yapardık?..” Dedi gayrı ciddi
“Ne demek amirim, her zaman.” Diyen esnaf gerçekten kahramanlık yapmış gibi göğsünü kabartırken, Doğan hırsızın kolundan tutup “Yürü hadi yürü. Bir daha da burada bir şey yapma, bize gerek kalmayacağını gör.” Dedi
Hırsız, pişkin pişkin, “Komiserim, anlaşmalı olmasak buradan da kaçardım da hani şey ya?” deyince Doğan hırsızın kafasına vurup, “Sen adam olmazsın.” Dedi
Doğan, Kadir’e dönüp, “Eee?.. Bay planatoner şimdi ne yapıyoruz, bunu ikisi de haşat eder.” Deyince Kadir, “Komiserim, şu ara sokağa yürüyelim, sizin emriniz ile ben arabayı alıp geliyor gibi gideyim, siz de ‘bana vurup kaçtı’ diyerek arkamdan gelin.” Dedi
Doğan, “Yürü hadi yürü, biz adamı kahraman yapıp aşık edeceğiz zannederken kadın ne kadar beceriksiz ekibi var deyip acıyacak.” Dedi
Hırsız da, “Komiserim, çoğu insan aslında kendinden aciz gördüğüne aşık olur. Ona aşık olup, kendiyle mükafatlandırdığını düşünür. Bu yüzden karşılığını bulamayınca yıkılır.” Derken, ikisi birden ağzı açık onu izliyordu.
Doğan, “Kadir, bu ne lan, profesyonel hırsız dedik adam aşk doktoru çıktı. Oğlum!.. Mesleği değiştir.” Dese de hırsız, “Bizimki de aşktan, tutkudan, heyecan arayışı be komiserim.” Dedi
Kadir, “Komiserim, ben gidiyorum.” Deyip giderken, Doğan, “Ben de hemen geliyorum, bununla kala kala ya hırsız olacam ya aşk böcüğü.” Deyince Kadir, “Komiserim, aşk olsun. Biz bunca şeyi, sizin Hilde yengeye karşı aşk böcüğü olduğunuz için yapmıyor muyuz zaten?..” Dedi
Doğan, “Yürü lan!.. Çok konuşma!” diyerek Kadir’i gönderdi.
~~~~Selim, Hazan’ın bir kaç adım önünde Doğan’ların gittiği yere bakınırken, Hazan kolunu ovalayınca, “İyi misin?” diye sordu
Hazan, “İyiyim iyiyim, bir şey yok. Sınırı geçmeden yakalarlarsa iyi.” Dedi
Selim, içinden, “Ya sabır!” çekerken Okan arayıp, “Komiserim, istedikleriniz hazır!” dedi
Selim, “Çok iyi, süper!.. Teşekkür ederim. Sana konum atsam, buraya getirir misin?” deyince Okan da, “Öyle daha iyi olur. Geliyorum.” Deyip telefonu kapattı…
Beş dakika geçmeden Kadir nefes nefese gelip, “Komiserim, hırsızı yakaladık,” deyip çantayı Hazan’a verdikten sonra, “Ben arabayı alıp, gideyim, oradan merkeze götürürüz.” Dedi
Selim de, “Tamam… Benim Hazan hanımla biraz işim var. Sen Doğan’la git.” Dedikten sonra çantayı Hazan’a verip, “Eksik var mı bak bakalım.” Dedi
Kadir, hemen telefonunu çıkartıp, “Komiserim gelmeyin!” yazarken Doğan arkasından böğrünü tutarak geldi
Selim, “Ne oldu?” dedi panikle.
Doğan da, “Sorma, eli uzun olduğu gibi, dirseği de sertmiş. Ben sizi ararken vurup kaçtı.” Dedi
Hazan, ilk olarak Doğan’a, “Bi işiniz de tam olsun be!” dedikten sonra Selim’e dönüp, “Bu gidişle biz daha çok görüşürüz Selim komiser.” Dedi
Selim, sinirine ek daha çok sinirlenip, dişlerini sıkarak, “Ben merkezde onlarla yakın bir görüşme yapayım, sizinle gerek kalmaz inşaallah.” Dedi
Hazan, “Benimle ne işin var?” diye sorunca Selim, “Çok vaktinizi almayacağım merak etmeyin. Bir saat.” Dedikten sonra Doğan’a bakıp, “Siz gidin, işimin de uzaması için dua edin.” Dedi
Doğan’lar gittikten sonra, Selim, “İsterseniz bir yere geçip bekleyelim. Biri gelecek. Onu bekliyorum.” Deyince, Hazan kollarını bağlayıp bacak bacak üstüne atarak, “Gerek yok. Böyle iyi!” dedi.
Yarım saat geçmeden Okan adrese gelip Hazan ile Selim’i görünce, “Ne oluyor yaa?.. Ne alaka?.. Ooofff!.. Birinden uzaklaştırıyorum diğeri yakınlaşıyor.” Dedikten sonra, “Neyse, ben şimdi yanlarına gitmiym, ‘merhaba’ demem gerekir, muhabbet Yavuz’a döner, al başına belayı.” Dedikten sonra Selim’i arayıp, “Komiserim, ben geldim ama park edemiyorum. Size yakınım, zahmet olmazsa gelip alır mısınız?” dedi
Selim, “Tamam.” Deyip Hazan’a, “Geliyorum şimdi.” Dedikten sonra, “Neredesin tam olarak.” Diyerek Okan’ın tarifine göre yürüdü.
Selim, paketi alıp giderken, Okan da oradan ayrılıp hemen Samet’i aradı.
“En son seni bu şekilde aradığım da, ‘bil bakalım karşımda kim var?’ demiştim ve yardım istemiştim. Sen de ‘Selin’i ortadan kaldıralım’ demiştin. Ben salak gibi dinlememiştim yaa, şimdi yine aynısı oldu ve senin aklınla hareket etmeye karar verdim. Hazan’ı hatırlıyor musun?”
“Evet!”
“Selim, onun yüzünden başını belaya soktu.’ Desem?”
“Ne diyorsun?!. Saçmalama!”
“Vallahi!.. Öyle böyle değil haa!.. Başı fena dertte. Kriminalden silah kaçırttı. Elbet yakalanacak.”
“Seninle ilgili bir şey olmaz değil mi?”
“Yok yok ben sağlamım.”
“Neyse, onu da bir şekil kurtarırız ama Hazan’a ne yapalım?”
“Çok başarılı bir müfettiş yapsak da buradan terfi aldırsak, doğup büyüdüğü topraklara uğurlasak, ikisinden de kilometrelerce uzağa mümkünse.”
“Yemin ederim, meclisin gündemi bu kadar yoğun değil haa, vallahi bak!.. Neyse, ben bi bakayım. Bu arada sen Selim’e yakınlaş. Ne kadar sık görüşüyorlar bakalım.”
Okan, “Tamam. Görüştürmek üzere.” Deyip telefonu kapattı.
~~~~~Selim, Hazan’ın yanına gelip, “Arabanız nerede?” diye sordu.
Hazan, cevap vermeden ayağa kalkıp eteğini silkeledikten sonra önden yürürken, Selim de, iğrenir gibi yüz ifadesine bürünerek arkasından yürüdü.
Hazan, çantadan anahtarı çıkartınca Selim elinden alıp, “Ben kullanırım.” Dedi ve sürücü tarafına doğru yürüdü.
Hazan, “Ne oluyor yaa?!” diyerek kızarken Selim, “Korkmayın yaa, Türkiye Cumhuriyeti müfettişini arabasıyla kaçıracak kadar salak değilim.” Deyip arabaya bindi.
Hazan da, “Ne kadar salak olduğunu görelim bakalım.” Deyip yanına oturdu.
Selim, “İlk defa bir kadının arabasına binip koltuğu ayarlamıyorum.” Dedikten sonra arabayı çalıştırdı ve Hazan’ın sessizliği ile yola koyuldu.
~~~~Nurseli,
Hilde ve Filiz aldıklarımı görünce, “Piyango mu vurdu lan!.. Miras falan mı kaldı?” diye yorumladılar
“Miras helal, piyango haram canlarım!” diyerek aldıklarımı tek tek açtım ve Filiz’e konser için hazırlanmasını söyledim.
Kamerayı ve oyuncakları odaya yerleştirirken Filiz’in baş tarafında ki bebeği görünce, “Bu ne?” dedim
Hilde: “Filiz hanımın yeni aşkının meyvesi.”
Filiz: “Hilde!.. Dalga geçme.”
Sesim titreyerek, “Yavuz bey ne oldu?” dedim
Filiz, “Yavuz bey ne yaa?.. O ciddi değildi ki, ben tanımak istedim sadece, ama onun kafa bir milyon. Sağını solunu, bakımında ki oğlunu görecek vakti yok.” Deyince, “Amerika’dan geldi mi ki?” dedim boş bulunarak.
Hilde, fırsat bu fırsat hemen yapıştırdı.
“Sen Amerika’da olduğunu nereden biliyorsun?”
İlk olarak yutkundum ve öksürükle cevap verdim. “Ayşe… Üzülmüştü de… Ben de, neden dedim?.. Yavuz abim Amerika’ya gitti dedi. Oradan.”
Filiz: “Haaahh!.. Şuan onun, Ayşe’yi görecek bile hâli yok. Bir koşturmaca. Geçen Ali ile kaza geçirdik, durumunu öğrenip hemen gitti. Daha sonra öğrendim istanbul dışına çıkmış. Adam Cumhurbaşkanından daha yoğun. Ben ne yapacağım onunla be?!..”
Hilde, “Doğru, seninle olacak kişinin asla yoğun olmaması lazım. Evden işe işten eve.” Deyince araya girerek, “Tamam ya!.. Uzatmayın. Size haberlerim var. Bizim köylü güzeli Hâle vardı ya, Furkan ile nişanlanıyor. Üç hafta sonraya gün almışlar.” Dedim
Hilde, üzülerek bakınca, “Bakma öyle ya!.. Biz onunla imkansızdık.” Dedim.
“Ona üzülmüyorum, inşaallah saçma bir seçim ile geriye dönmezsin.” Deyince, “Haa!.. Sen Selim’i diyorsun, o tamamen bitmek üzere yaa!.. Son bir şey kaldı. Ondan sonra annemlere o evden taşınmak istediğimi söyleyeceğim.” Dedim ve hafta sonu gideceğimiz konserin biletini gösterdim.
~~~~Selim, mezarlığa yaklaştıkça Hazan şaşırarak bakıyor ama sinirinden bir şey sormuyordu.
Selim, arabayı durdurup kemerini açarken, “Arabada bir kadın olmasına rağmen ilk kez başım ağrımadan yolculuk yaptım.” Dedi ve kutu olan poşeti alarak aşağıya indi.
Hazan da, peşine giderken, “İyi, ben sustum, o mübarek başın ağrımadı ama bu kadar yetmez mi?.. Burada ne işimiz var?..” Diye sordu.
Selim, daha önceden gelmiş gibi direk Hazan’ın annesinin kabrinin başına gelip, “Merhaba Ayşe teyze. Ben Fatih Selim.” Dedikten sonra kutuyu koltuk altına alıp üç İhlas bir fatiha okuduktan sonra, “Ayşe teyzem, eminim ben gelmeden de ruhun rahatlamıştır ama ben yine de sana hediye getirdim.” Dedi
Hazan, ne olduğunu anlamaya çalışırken Selim elindeki kutuyu Hazan’a verip, “Bunu annene vermek senin hakkın diye düşünüyorum.” Dedi
Hazan, poşetten kutuyu çıkartıp içine baktığında parçalara ayrılmış bir silah ve rozet gördü. “Bu ne?” diye sordu Selim’e, tahmin edip elleri titreyerek.
Selim, telefonunu çıkartıp, “Kendini kötü hissetmezsen sana bir itiraf dinletmek istiyorum.” Dedi
Hazan, ağlamaya başlayıp, “Hazır değildim, ben de yapacaktım ama hazır hissetmedim, kendimde o gücü bulamadım, hiç bir zaman.” Diye dert yandı
Selim, bir adım Hazan’a yaklaşıp, “Bunun için kendini suçlama, kolay değil.” Diyerek teselli ettikten sonra, onları gömmek ister misin?” dedi silah ile rozeti kastederek
Hazan, “Ortaya çıkmaz değil mi?” derken kutuyu Selim’e verdi
Selim, “Biraz derine gömersek sorun olmaz, hem çıkartsalar da işe yaramaz hâle getirttim merak etme.” Dedi ve etraftan bulduğu odun parçası ile mezarı eşelemeye başladı.
Hazan, Selim’i izlerken, “Neden yaptın?” diye sordu
Selim, “Neyi?” derken hangisini sorduğunu anlamaya çalışıyordu.
Hazan, yine üstü kapalı, “Bunu neden yaptın?” dedi
“Görevimin gerekliliği diyelim, aydınlanmamış bir olaydı, çözdüm.”
“İyi ama, şuan bunların emniyette olması lazımdı?!. Mesleğini neden tehlikeye attın?..”
“O da benliğimin gerekliliği. Başka polislerin rozetlerinden uzak dur diye.”
“O gün de söyledim, bu zamana kadar kimseyi haksız yere görevinden almadım.”
“Tamam ya!.. O zaman haklıları da çok zorlama diye oldu mu?..”
“Alışkanlıklarımdan kolay kurtulabileceğimi sanmıyorum.”
“Zamanla kurtulursun, yeter ki iste de, ben bir şey sormak istiyorum, annen, kardeşinden nasıl bu kadar emindi. DNA olmadan nasıl yani?”
“Bunu ananem de sormuştu ama o zamanlar anlamamıştım. Babamın vardiyası iki hafta gece, iki hafta gündüz olduğu bir zamandı. Daha sonra da biz ananeme gittik, orada da zaman geçti. O kadar emindi ki, bir kere bile şüphe etmemişti.”
“O zaman… Baban… Baban da biliyor olmalı?!”
“Evet, biliyor. Ama o, annem gibi yapmadı. Suçu kardeşime yıkmadı. Bu hayatta, annemin başına tek bir iyilik gelmişse, o da babamdır kesin. Yıllarca eş değil dost oldu anneme. Ayrı odalarda bir ömür geçirdi ama bir defa bile şikayet etmedi. Annem vefat ettikten sonra, ananem, ‘Git artık, evlen, sen de gün gör.’ Deyip gönderdi ama. Babam yine başkasıyla olmuyormuş.”
“Büyük aşk o zaman?”
“Aşkın büyüğü küçüğü neye göre ölçülür bilmediğim için yorum yapmayacağım. Babam empati kurmayı seven biridir. ‘Benim başıma böyle bir şey gelse, ben ne yaparım ne beklerim.’ Diye düşünerek hareket eder.”
“Demek ki Halil amca kendinden size pek bir şey katamamış!”
“Anlamadım?!”
“Empati de genden geçen bir şeymiş diyorum, ama size geçmemiş.”
“Selim komiser!.. Dua et anamın yanındayız ve şuan farklı duygular içerisindeyim.”
“Allah’a şükür!.. Allah’a şükür!”
Hazan, Selim’e daha fazla karşılık vermek istemediği için susup silahı gömmesini bekledi.
Selim, kendine göre çıkarılmayacağını düşündüğü kadar eştikten sonra ellerini silkeleyerek, “Bu kadar yeter,” dedi ve kutuyu çukura koyup üzerine toprak atmaya başladı.
Selim, her toprak atışında Hazan hıçkırıklara boğuluyordu.
Selim, Hazan’ı daha fazla üzmemek için, “Tamam, gidelim artık.” Dedi ve arabaya doğru yürüdü.
Hazan da göz yaşlarını silerek, ağlamaklı bir şekilde peşinden gitti.
Selim, bu sefer sürücü değil yanına geçip, “Sana zahmet, eve gideceğim bir yere kadar bırakır mısın?” dedi
Hazan da, “Tabi!” deyip arabaya bindi.
Selim, Hazan’ın ara ara burnunu çekmesinden ağladığını anladığı için konuşmadan yolculuk ederken, bir yandan da Nurseli’ye mesaj yazdı.
~~~~Nurseli,
Filiz, son ve karşılıklı olmasını umduğumuz aşkının meyvelerini örerken ve bana da öğretirken, telefonuma bildirim geldi ve Filiz ile başımızı o yöne çevirdik.
Selim mesaj atmıştı ve nerede olduğumu soruyordu. Birden eski günlerdeki gibi heyecanlanarak, “Ben ne yapacağım şimdi?” der gibi Filiz’e baktım.
Ama o; benim halimden ve Selim’in mesajından yüzü asılarak, “Cevap vermezsen ne olduğunu anlayamazsın değil mi?” dedi
Telefonumu alıp, “Hilde’nin yanındayım.” Diye karşılık verdim.
“Eve ne zaman gelirsin?” deyince, sesli şekilde, “Wıııyyy! Ne alaka?” dedim bu zamana kadar hiç sormadığı için.
Filiz’nin, imali şekilde, “Ne oluyor?!” demesi ile, Hilde de kucağında Selim Alp ile yanıma oturup, “Ne oluyor?” dedi.
“Bilmiyorum gerçekten.” Deyip açıklama yaparken, gerçekten bilmiyor ve ne olduğunu merak ediyordum.
Hilde, “Bu akşam buradayım yaz!” dedi ve başını telefonuma doğru seğirterek de emirini ikiledi.
Selim de, “Peki tamam. Şuan bir işim var. Erken biterse buluşalım olur mu? Seninle çok önemli bir şey konuşmak istiyorum.” Yazınca önce soluma sonra sağıma bakıp, ne yazsam diye izin istedim.
Benim yufka yüreğim; herkese pes dedirttiği için, ilk olarak üzülmeme dayanamayan arkadaşlarımdan onay alıyordum. Çünkü, artık onlar, Selim konusunu bende tamamen bitirmiş ve benim de bitirmemi istiyorlardı.
Selim’e, “Tamam.” Yazıp telefonumu kenara koydum ve “Tuvaletim geldi.” Diyerek banyoya koştum.
Yine Selim ve yine bana yaşattığı heyecan dolu gerilim… Aynaya bakıp, “Hayır!.. Hayır Nurseli, lütfen… Hem ne heyecanlanıyorsun ki, ‘bu iş çok uzadı, güzellikle tamamen bitirelim ve arkadaş kalalım’ da diyebilir. Sonuçta biz onunla uzaktan akrabayız. Evet evet!.. Böyle olmalı!.. Kalbim, yapma bana bunu lütfen, beni bana, beni guruma, beni herkese rezil etme!” diye dualar ederek yüzümü yıkamaya başladım.
~~~~~Hilde, “Dur şimdi anlarız!” diyerek Filiz’in de meraklı bakışlarını gidermek için, telefonu alıp Doğan’ı aradı.
Doğan panikle, “Hilde!.. Bir şey mi oldu?” diyerek telefonu açınca, sinirli şekilde, “Size sormak lazım. Bu Selim yine ne saçmalıyor, Nurseli’yle buluşmak istiyormuş?” dedi
Doğan, hem sinirli hem hayâl kırıklığına uğramış gibi, “Selim tekrar başlamak istiyor Hilde!” dedi
Hilde, “Gelsin de, onu bana bir söylesin bakalım, Yeşim’i yolduğum gibi onunda at yelesi saçlarını yolmuyor muyum görsün!” Deyip telefonu kapattı…
Sonra da Filiz’e dönüp, “Kaldır şu ipleri de bebekleri de, götür odana, yemek yapalım, bu uyuz ayran gönüllüyü de Selim’den uzak tutalım.” Dedi