~~~~Selim, ana caddeye yakın, “Ben burada inebilirim, otobüs ile giderim.” Deyince Hazan, “Arabana kadar götüreyim?!” dedi
Selim, eliyle evin tarafını işaret ederek, “Arabam karşıda kaldı, önce eve gidip bir şey almam lazım,” deyince Hazan, “Aaa!.. Sen bu yakada mı oturuyorsun?.. Nerede?..” diye sordu
Selim, “Evet!.. Kartal.” Diye yanıtladı ve “Seninle aynı yakada.” Dedi
Hazan da, eliyle geriyi gösterip, “Biz de annem vefat etmeden önce Koşuyolu’nda oturuyorduk. Annemin vefatının ilk kışı, ananem kalp spazmı geçirdi, ‘ben sıcacık yerde yatarken yavrum o buz gibi toprakta.’ Diye. Biz de taşınmak daha iyi olur diye düşünüp, aslında hiç alakası olmayan bir bahane ile şimdiki eve taşındık… Düşünsene, seninle aynı yolları gelip gidiyoruz… Belki de aynı sıkışık trafikte.” Deyince Selim gülerek, “Neyse ki, yıllardır sabahın beşi yola çıkıyorum, geceye doğru dönüyorum, sizinle bir de trafikte denk gelmeyi düşünemiyorum. Elinizle vites değil silah tutuyorsunuzdur.” Dedi
Hazan da, gülümsemesine karşılık vererek, “Silah değil levye, o koltuğun altında görmek ister misin?” dedi tehditvari.
Selim, ellerini havaya kaldırıp, “Bu seferlik af buyurun, bir dahakine de ben uzak olayım.” Dedi
Hazan, “Ya sabır.” Der gibi başını yana yatırdıktan sonra, “Benim numaram sende var mı?” diye sordu
Selim, “Yok elhamdülillah.” Diye karşılık verirken Hazan, “Artık olacak, lanetlendin. Çıkart telefonunu.” Dedi
Selim, “Neden yaa, ne yaptım yine, kendi hâlimde uslu uslu oturuyorum.” Derken bir yandan da telefonunu çıkarttı.
Hazan, “Numaramı yaz, bana da çağrı yap.” Derken itiraz istemiyor gibiydi.
Selim, “Bindik bir alamete.” Deyip numarayı çevirdi ve Hazan’ın telefon çalınca kapattı.
Hazan: “Bunun ile ilgili bir şey olursa, telefon ediyorsun!”
“İkidir attıramadın, bununla mı yapacaksın?”
“Hayır bay kahraman, ben bu zamana kadar kimseye borçlu kalmadım, benim yüzümden bir şey olsun istemem. Seni meslekten atmak isteseydim de elime daha güzel şeyler gelmesini beklerdim, bunu kullanmam. Anladın mı?”
“Anladık be!, şaka yapıyordum. Suratınız yine sirke satıyordu da, ananeniz için üzüldüm. Gerçi onun da sizden bir farkı yok ama.”
“Bu suratla ananemin yanına gitmem zaten, biraz takılacağım. Ayrıca, sen o gün yanında çok durmadın ama benim ananem çok tatlı, sevecen, güler yüzlü esprili biridir. Doğan komiser söylemedi mi?”
“Neyi?.. Bir şey konuşmadık!”
“O zaman yarın git sor. ‘Mutfakta sana ne dedi?’ diye?!”
Selim, “Tamam.” Dedikten sonra, “İlerideki durak benim için uygundur.” Dedi
Hazan da, “Tekrar teşekkür ederim.” Diyerek Selim’i işaret ettiği yerde indirip yola devam etti.
Selim, arkasından bakarken, “Ulan her zaman böyle olsan da millet arkandan konuşmasa ya?” deyip durağa doğru yürürken, “Ooohaa laaann, bu ne soğuk, kar mı yağacak ne?!.” Diye söylendi…
~~~~Nurseli,
Banyodan sonra Hilde ile Filiz’in yanına gelip, bir şey yokmuş gibi yemeğe yardım etmeye başladım.
Yarım saat sonra da kapı çalınca kalbimin yerinden çıkacağını hissettim ve elime bir şeyler alıp odaya geçtim. Elimdeki sürahiyi göğsüme bastırmış, “ben ne yapacağım?” diye düşünürken abim selam verip içeri girdi ve beni öyle görüp, “Rahat!” dedi
Elimdeki sürahiyi ve telefonu konsolun üzerine bırakıp, “Hoş geldin abi… Günün nasıl geçti?” dedim
“Aynı, şerefsiz bir meslektaşımız intihar etti, onun pisliği ile uğraştık, ellerimi yıkayıp geliyorum, oğlumu hazırlayın, geldiğimde hazır kıta bulmazsam bozuşuruz.” Dedikten sonra banyoya gitti.
Filiz, masaya çatal kaşık getirirken Hilde de Selim Alp ile odaya geldi. Ben de, “Abim de onu istiyordu.” Deyip asık yüz mutfağa gittim…
~~~~~Doğan, odaya geldiğinde Selim Alp’e yaklaşıyor gibi Hilde’nin dudağından öpünce, Hilde geriyi kontrol etti.
Doğan, “Ne ya?!. Karımı da mı öpemeyeceğim?!” Derken Nurseli’nin telefonu çaldı.
Doğan, ekranda ismi görünce, hemen meşgule atıp mutfağı kontrol ettikten sonra, “Bu kızın bu huyunu çok seviyorum.” Dedi ve ekranı açıp son aramayı sil yaptı.
Telefonun tuşunu kapatıp Selim Alp’e döndüğünde, Hilde’nin şaşkınlıkla baktığını gördü.
“Ne?.. Neden öyle bakıyorsun?”
“Sana inanamıyorum!.. Sen!.. Böyle bir şey?.. Aklım almıyor?”
“Ne var canım, yetti artık daa!.. Olmayacak duaya amin. Bir birlerine iyi gelmiyorlar işte, gördük.”
“Bunu sen mi söylüyorsun?.. Daha geçen gün demedin mi, ‘bunlara da bizim gibi bir şey düşünüyorum ama şu soruşturma bitsin’ diye?”
“Geç çark etti diyelim… Neyse boşver, sen ne yaptın bugün?.. Bir şey olmadı değil mi?”
“Doğan!.. Sen benden ne bekliyorsun anlamıyorum, tüm gün evdeydim, hiç bir şey olmadı.”
Doğan, Selim Alp’i kucağına alırken, Hilde’nin kolunda morarık görünce, “Buraya ne oldu?” diye sordu
Hilde, “Ne bileyim, vurdum herhalde?” deyip gidecekken Doğan kendine çekip başka yerinde olup olmadığını ve o morarığın acıyıp acımadığını sordu
Hilde, “Acımıyor Doğan, aaa!.. Yeter.” Diyerek mutfağa gitti.
Doğan da, üzgün şekilde masaya oturup kara kara düşünmeye başladı.
~~~~~Nurseli,
Yemeğin ortasına doğru konuşma emniyete gelince, ben de içimde daha fazla tutamayıp, “Eee abi!.. Bugün arkadaşın bana mesaj attı konuşmak için, ne diyecekti, ifade falan mı?” diye sordum.
“İfadelik bir şey kalmadı çok şükür de, sana yaptığı şeyden özür dileyip, helallik isteyecek herhalde. Bizim baskımızdan bunaldı ondandır.” Deyince kendime “aptal aptal ne sandın?” diye kızarken abime, “Üstüne gitmeyin sizde abi, ben artık umursamıyorum. Unuttum. Siz de bırakın, benim yüzümden vicdan yapmasın.” Dedim.
Abim, gözlerime bakıp, “Sen unutsan da ben o gün ki yaptığını unutmam, benim kardeşim dedim, söz ver üzme dedim dinlemedi. Hele Alp, gördüğü yerde dövecek gibi bakıyor. Hangi kitapta yazıyor böyle bir adilik.” Deyince Hilde, “Komiser!..” deyip abimi susturdu.
Önümdeki tabağı zoraki bitirip, “Afiyet olsun. Ben doydum.” Diyerek telefonumu aldım ve arama ya da mesaj var mı diye bakmaya başladım.
Bir yandan da masadakilere üzüldüğümü belli etmemeye çalışırken özel numara aradı.
Abimi meraklandırmamak için açıp, ses duymuyor gibi yaptıktan sonra kapatmayı planlayarak, “Alo!” dedim
Karşıdaki ses, kısık ve yumuşak şekilde, “Selin?” deyince telefonu kulağımdan çekip tekrar götürürken, “Buyrun?” dedim
“Merhaba!.. Nasılsın?”
“Merhaba?.. İyiyim?”
“İyi olmana sevindim… Selin, biliyorum çok sabırsızlanıyorsun… Bir an önce istediğine ulaşmak istiyorsun ama, lütfen… Biraz daha sabret, gerçekten çok az kaldı.”
“Anlamadım?.. Ne için?” dediğimde masadakilerin yemeği bırakıp bana baktığını gördüm.
“Selin!.. Sen, o kartla alış veriş yapıyorsun ya?.. O senin paran. Sen, altı kişilik bir grubun yüzde on beşlik hissesine sahipsin. Her gün bu günkü kadar alışveriş yapsan bile yıllarca bitmeyecek paran var. Lütfen, ihtiyacından fazlasını alıp kendini yorma. Onun haricinde de istediğin kadar istediğin yere harca… Ve başta da söylediğim gibi, sabret olur mu?.. Çok az kaldı.”
“Sen, sen kimsin?.. Selim!.. Sen misin?” dediğimde ses kesildi ve telefon kapandı.
Telefonun ekrana bakıp, “Kapatma!.. Selim!.. Sen misin?.. Kapatma!.. Gel lütfen… Gel… Sana çok ihtiyacım var!” dedim ve telefonu kalbime bastırıp yılların biriktirdiği bütün göz yaşlarımı ve acılarımı bir çırpıda boşaltmaya başladım…
Bana kolanya süreni de, banyoya götürüp elimi yüzümü yıkayanı da göremeyecek kadar ağlıyordum…
Beni kanepeye yatırıp, üzerime nevresim örttükten sonra sakinleştirmeye çalışırken, Filiz’in de Selim Alp’i sakinleştirmeye çalıştığını farkettim. Bağırıp ağlamamdan korkmuş olmalıydı.
Daha fazla ağlamayıp gözlerimi yumdum ve içimden yalvarmaya başladım.
Abim, “Hilde, biraz müsaade eder misiniz?” dedikten sonra bana dönüp, “Nurseli, aç gözlerini, kiminle konuştun?” diye sordu.
“Abi!.. Sen… Selim’i biliyorsun değil mi?” dedim
“Evet biliyorum. O muydu?” diye sorunca başımı salladım.
“Sana ne söyledi de böyle oldun?” deyince, “Gelecekmiş, ‘çok az kaldı sabret!’ dedi.” deyip tekrar ağlamaya başladım…
“Tamam canım, sen biraz dinlen, sakinleşince konuşuruz.” Deyip alnımdan öpünce, “Abi, ben namaz kılmak istiyorum, yardım eder misin?” Dedim, son günlerde en huzur bulduğum yere gitmeyi isteyerek.
“Tamam.” Deyip beni kaldırdı ve, “Filiz, sen Alp’i bana ver, Nurseli’ye yardım etsene, abdest alsın.” Dedi
Abim, Selim ismine hassasım diye düşünmüş olacak ki, oğlunun ismini bile söylememişti.
Filiz ve Hilde’nin yardımı ile namazımı kılıp secdeye kapandım ve o günlerin çabuk gelmesi için dualar etmeye başladım.
~~~~~Yavuz, odasının kapısını çarpıp çıkarken Okan sesi duyup baktı ve, “Çüş, biraz daha sert ol yaa, viyana kapısı kırılmadı.” Dedi
Yavuz, “Beni bi bırak yaa, çekil önümden gideceğim.” Deyip gitmek isterken Okan engel olup, “Ne oldu lan, bu ne hâl?!. Hani çok yorgundun, “yemek yiyecek halim yok” dedin, şimdi nereye gidiyorsun?” diye sordu.
Yavuz, alnını sıkıp, “Bilmiyorum, ben çok kötüyüm, nefes alamıyorum. Bırak!” deyince Okan endişelenerek, “Bi dur durduğun yerde, bu şekilde göndermem seni. Gel şuraya,” Deyip tekrar odaya götürdü ve terasa çıkartıp masaya oturttu.
“Sen bekle. Ben içecek bir şeyler alıp geliyorum.” Deyip çıktıktan sonra hemen telefonu alarak, “Nurseli, İyi misin?” yazdı
Nurseli’nin ağlayan emojisi ile, “Bekle, birazdan arayacağım.” Deyip mutfaktan su alarak tekrar Yavuz’un yanına geldi.
“Bana bak!.. Ne hissediyorsun?.. Ne oldu?” deyince Yavuz, “Bilmiyorum, yine kötü. Kalbim sıkışıyor, sanki, ona bir şey olmuş gibi.” dedi
“İyi de neden hemen Selin’e yoruyorsun ki, belki de Nurseli’dir.”
“Nurseli ne alaka yaa?”
Okan, “Dur bekle, ben bi arayayım, o değilse bile sesini duyarsın iyi gelir.” Dedi ve Nurseli’yi aradı.
Nurseli, ağlayarak, “Efendim Okan abi?!” Deyince Yavuz şaşırarak telefona baktı ve gözleri doldu.
“Nasılsın canım?.. Sesin kötü geliyor?” Diyen Okan Nurseli’yi konuşturmaya çalışırken bir yandan da Selim ile alakalı bir şey olmasın diye dua ediyordu.
Nurseli, “Abii!.. Genel… Her şey üst üste geldi, dayanamıyorum artık. Kaçıp gitmek istiyorum buralardan, herkesten her şeyi bırakıp, ama olmuyor. Kendimi bataklıkta çırpınıyor gibi hissediyorum. Ben çırpındıkça o beni içine çekiyor, kurtulamıyorum.” Deyince Okan, “Sen neredesin, gelip alayım seni, biraz o bataklıktan kurtarayım mı ne dersin?” diye sordu
Nurseli, “Doğan abinin yanındayım. ‘Hayır’ diyemeyeceğim abi, benim yüzümden Hilde de çok kötü oldu.” Deyince Okan, “Konum at. Çıktım.” Dedi ve telefonu kapattı.
Yavuz, şaşkın bakışları ile Okan’a bakarken, “Ama!” dedi
Okan, “Ne ama yaa, bak işte, Nurseli’yi hissediyormuşsun.” Dedi
Yavuz, “İyi de, benim Nurseli ile bir geçmişim olmadı ki, onu neden hissediyorum?” derken bir cevap bekliyordu, kendini ikna edecek bir cevap
Okan, “Senin de kalbinin meziyeti demek ki, tanıdık tanımadık hissediyor.” Dedi ama bu cevap Yavuz’a yetmemiş gibi durunca, “Hem sen Selin ile de ne yaşadın ki yaa, altı yılda ne bağ kurmuş olabilirsin?.. Ben çıkıyorum.” Deyip kaçacakken Yavuz, “Ben de geliyorum. Göreceğim onu.” Dedi
Okan, “Saçmalama!.. Salak mısın?.. Kafayı mı yedin?.. Dur durduğun yerde.” Dese de Yavuz dinlemeyip, “Geleceğim dedim.” Dedi ve kapıya doğru yürüdü.
Okan, ciddi olduğunu görünce, “Tamam, tamam gel ama, bizim mekana git, saklan. Ben Nurseli’yi oraya getireyim.” Dedi
Yavuz, bu teklifine, “Olur!” diyerek evden çıktı.
Okan da gelen konuma doğru Nurseli’yi almaya gitti.
~~~~~Selim, Doğan’ı arayıp, “Yoldayım,” diye haber verirken Doğan, “Gelmesen iyi olur Selim, Nurseli çok kötü.” Dedi
Selim, telaşla, “Ne oldu?.. Neden?” diye sorarken bir yandan da Hakan’ın arabasına oturup arabayı çalıştırıyordu.
Doğan, “Selim, Yavuz!.. Yavuz aradı. Nurseli çok kötü oldu. Şuan kızlar yanında, sakinleştiriyor. Bu gece gelme.” Dedi
Selim, bir şey söylemeyip telefonu kapattı ve hızlıca Doğan’ın evine doğru yola koyuldu…
Trafikte dur kalk yaptıkça sinirden direksiyonu dövdü, bağırarak, “Hayır, hayır gitme… O gitti, o bitti, ben varım artık, sen beni seviyorsun ben seni, yok aşkım yok, gitme… Lütfen!.. Açıl artık açıl… Bu saatte ne trafiği Allah’ın cezaları hepinizin mi çıkacağı tuttu.” Diye söyleniyordu…
~~~~~Okan, navigasyon ile adrese gelip, Doğan’ın zile basarak açılmasını bekledi…
Doğan, karşısında Okan’ı görünce kapıyı kendine çekip, bedeninin çoğunu dışarıya çıkartarak, “Ne işin var burada?” diye sordu
Okan, “Bizim bir emanet vardı da, duyduk ki bize ihtiyacı varmış, onu almaya geldim. Biraz da ben ağabeyiliğimi yapayım haa?.. Malûm, bundan sonra bana daha yakın olacak.” Dedi
Doğan, sinirden dudaklarını gerip, “Sen öyle zannet, Selim yolda, Nurseli’yi de bırakmaya niyetli değil. Birazdan yüzükle kapıya gelirse şaşırma!” dedi
Okan, “O zaman yengemi çağırda, o boş parmağına boşuna halka girmesin, çıkarması üç yıl sürüyor yoksa!” derken Nurseli Doğan’ın kendine yapıştırdığı kapıyı açıp, “Geldim abi, gidelim.” Diyerek dışarı çıktı
Okan da, “Gidelim kardeşim!” diyerek Doğan’a nispet yapar gibi gülümsedikten sonra Nurseli’yi alıp çıktı.
Doğan içeri geçip, “Bu nereden duydu akşam akşam?” diye sordu, odada yanında duran Filiz’e bakarak.
Filiz, “Bilmiyorum ki, Okan mesaj attı, ‘Nurseli iyi misin’ diye sordu. Sonra da aradı.” Deyince Doğan, “Hem kızı o hâle getirip hem de iyi etmeye çalışıyorlar, yemin ederim bir gün sabrım taşacak da, şu beladan kurtulduktan sonra.” Dedi Hilde’nin büyüsünü kastederek.
~~~~Nurseli,
Okan abi, “İstersen gideceğimiz yere kadar uzan.” Deyince koltuğumu hafif yatırıp dışarıyı izlemeye başladım.
Aklımda Selim’den daha çok, ne hissesi, nereden, kimden? Soruları dolanıyordu.
Sesinin de tanıdık olması “acaba daha önceden karşılaştık mı?” diye düşündürüyordu.
Issız, tenha bir yere gelip, “Hadi gel bakalım?” deyince etrafa baktım ve “Neden buraya geldik?” diye sordum. Deniz kenarıydı ve hiç balık tutacak halim yoktu.
“Çok konuşma kız, in hadi.” Dedi ve kapısını açıp indi.
Bagajdan üç sandalye iki battaniye alıp önden yürürken, çocuk gibi sallanarak yürüyordu.
Sandalyenin ikisini karşılıklı, birinide yanlarına koyup, “Gel otur hadi!” diyerek beni karşılıklı koyduğuna çağırdı.
“Biz de hizmet kusursuzdur diyorsun abi!” diyerek sandalyeye otururken bir yandan da battaniyeye sarıldım.
“Her zaman kardeş, ayıp ettin. Acil çıkmasaydım içecek de getirirdim ama siparişi verdim. Birazdan gelir.” Dedi
Sessizce karşıya bakması konuşmamızın yarım kalmaması için olmalıydı.
Arkadan motokuryenin feneri ile geriye döndük.
“Abii, bu saatte korktum yaa?!” diyen kuryeye Okan abi, “Sen yine de korkmaya devam et. Temkinli ol aslanım.” Dedi ve aldıklarından birazını yanımızdaki kulubeye bırakıp, “Burada evsizler kalıyor, bizden sonra gelirlerse yerler.” Diyerek yanıma oturdu.
“Aç değilim.” diyemedim çünkü açtım ve tavuk şiş ile bulgur pilavını günlerdir aç gibi yiyip üzerine de ayranı içtim. Sırada termos ile çay vardı ve Okan abi bir bardak bana bir bardak kendine aldıktan sonra, “Şimdi, sana bir şey diyeceğim ama hemen yüzünü asacaksın.” Diyerek konuşmaya başladı
Soru ifademle, “ne demek istiyorsun?” der gibi bakarken, “Biz küçükken.” Dedi ve ben, yine kimden bahsedeceğini bildiğim için bir yudum aldığım çayın yarısını püskürterek güldüm.
“Helal kız helal.” Diyen Okan abiye, “Anlat, çok merak ettim.” Dedim
Okan abi de, çaydan bi fırt çekip, “Biz, üçümüz buraya gelirdik, üç küçük adam ama üç koca derdi olan çocuk. Buraya gelir oturur ve bu dalgaların kıyıya çıkarttığı sesi dinlerdik. Ses aynı gibi gelse de hepimize başka çıkardı. Hadi sen de dene, gözlerini yum ve dinle,” deyince bardağı kenara bırakıp gözlerimi yumdum.
Dalga sesi kıyıya vuruyor, hışır hışır taşları ileriye doğru getiriyor ve aynı hışırtı ile geriye sürüklüyor gibiydi.
Ben, bu sesleri ayırt etmeye çalışırken Okan abi, “Taşların bir birine vurma sesini duyuyor musun Nurseli, onlarda gitmemek için nasıl çırpınıyor sanki?” dedi
“Evet abi duyuyorum, benim gibiler. Belki de gitmek istiyorlar ama suya göre ağırlar.” Dedim gözlerimi açmadan.
“Öyle evet! Dalga, her getirdiğini götüremiyor.” Deyince kısa bir dinleme daha yaptık ve ben, “Abi, ağlar mıydınız?” dedim ağlamaya hazır ses tonumla
“Oooowww hem de ne ağlamak. Bu dalgaların sesini bastırırdı.” Deyince, “Ben, ben de ağlayabilir miyim?.. Benimkini de bastırabilir mi?” diye sordum.
“Olur!.. Tamam!.. Sen dalgalar ile yarış, ben de gideyim, müstakbel karımı arayayım, bugün sesini duyamadım çok hasretlik çekiyorum.” Deyip arabaya girince, izni almış gibi elimi yüzüme kapattım ve ilk defa bayılmaktan korkmadan ağlamaya başladım.
Biliyordum ki, Okan abinin gözü hep üzerimde olacaktı…
~~~~~Yavuz, Nurseli hıçkırarak ağlamaya başlayınca dayanamadı ve yanına gitmek için oturduğu yerden kalktı.
Yavuz, kapıya elini uzatırken, cebindeki telefon titremeye başladı.
Okan, “Sakın oradan çıkma!” yazmıştı.
Geriye gidip yere oturdu ve bacaklarını karnına çekip, “Söz veriyorum, seni bir daha ağlatmamak için elimden ne geliyorsa yapacağım. Seni ağlatan, üzen kim varsa ondan çekip kurtaracağım… Benimleyken kimse için ağlamana üzülmene izin vermeyeceğim.” Dedi, kendi kendine söz verip bir yandan da ağlayarak.
~~~~Selim, Doğan’ın zile basıp arka arkaya kapıya vurunca; Doğan, “Başlicam şimdi haa?! Bu evde hasta mı var çocuk mu var?.. Bu ne lan?” diyerek kapıyı açtı
Selim, “Nur Selin!” diyerek içeri bağırınca Doğan Selim’in kolundan tutup, “Nurseli yok, yürü!” diye zorla aşağıya götürdü
Selim, “Ne demek yok?!. Nerede?..” derken kolunu Doğan’dan kurtarmaya çalışıyordu.
Doğan, “Bak!.. Nasıl oldu bilmiyoruz. Okan, durup dururken Nurseli’yi aramış, ‘nasılsın’ diye sormuş, o da ‘iyi değilim’ deyince, almaya geldi. Birlikte gittiler.” Dedi
Selim, bağırarak, “Ne demek geldi aldı gitti, sen ne yapıyordun, hani abisiydin?.. Neden izin verdin?!” diye hesap sorunca Doğan, “Ne deseydim lan, ben senden yana abisiydim, o da Yavuz’dan yana abisi, hava ata ata götürdü lan. ‘Bundan sonra biz varız size gerek kalmadı’ dedi resmen, pişmiş kelle gibi sırıta sırıta götürdü… Zaten Yavuz aramıştı, ‘Geleceğim az kaldı sabret.’ Demiş. Bitti Selim bitti, Nurseli ile ilgili bir şey düşünme artık. Lan kız gözümün önünde konuştu, ‘Gel lütfen sana ihtiyacım var.’ Diye, Yavuz artık bırakır mı sence?” dedi
Selim, bir iki adım geriye gidip, “Biliyordum, geç kaldım.” Dedikten sonra arabaya binip geldiği gibi ağlayarak geriye döndü…
Sahil yolundan giderken nefes alamadığını hissedip kenarda durdu ve tekrardan direksiyonu dövdü.
Yakasının cebinden yüzükleri çıkartarak Nurseli’nin numarasını aradı ama kapalı olduğunu görünce telefonla birlikte yüzükleri koltuğa fırlattı.
~~~~~Hazan, İlhan ve ananesiyle oturmuş bebek örerken, telefonu çalınca işini kenara bırakıp telefona baktı.
Ekranda “Selimx yazdığını görünce, “Hayırdır bu saatte.” Deyip, “Alo!” diyerek cevapladı.
Selim’in sesi uzaktan ve ağlamaklı geliyordu.
“Alo!.. Selim!..” dedi ama cevap gelmeyince hoparlöre aldı.
İlhan, “O kim?” diye sorarken Hazan, “Esra’yı arayıp versene.” dedi.
İlhan, telefonunu almaya giderken; Selim’in, kendi kendine ağlayıp bağırdığını duydu ve, “Al işte tipik erkek, kim bilir kıza ne yaptı da böyle oldu, bütün erkekler mi aynı olur ya?” dedi
Hazan ve ananesi arkasından bakarken; Hazan, “Erkekler mi dedi o?” derken şaşkındı.
Elmas hanım, dizlerini döverek, “Biliyordum, bunun da bir şeyi olacağını biliyordum. Allah’ım, canını alsaydın da böyle bir şey ile imtihan etmeseydin ya Rabb’im.” Diye ağlamaklı konuştu
Hazan, “Bütün bebekleri vermeseydin, ona da bir şey yapardın?” Deyince Elmas hanım, “Dur sen dur. Ben sabah ona gerçek bebeği göstercem… Bu sefer de olmazsa onu torunluktan reddetcem. Gitsin nerede kiminle ne halt kokluyorsa koklasın. Benim öyle bir torunum olmaz.” Dedi
İlhan, “Tamam. Veriyorum.” Deyip telefonu uzatınca Hazan, “Esra, kusura bakma bu saatte rahatsız ediyorum. Sana bir numara versem, bana adres bulabilir misin?.. Çok acil.” Dedi
Esra, “Tamam at. Bekliyorum.” Deyip telefonu kapatınca Hazan, “Ben geliyorum.” Diyerek evden çıktı ve mesajla Selim’in numarayı Esra’ya attı.
Yolda giderken Hazan, “Selim?!” diye bağırsa da duyuramadı ama Selim’in, “Yeter!.. Dayanamıyorum.” Dediğini ve silahın şarjör sesini duydu.
Selim’in telefon kapanınca; Hazan, panik olmuş şekilde Esra’nın verdiği adrese doğru arabasını sürdü.
Adrese gelince Selim’in arabayı gördü ve arabasını park edip koşarak yanına geldi.
Selim’i başı direksiyonda görüp panikle cama vurmaya başladı…
Selim, başını kaldırıp, meraklı gözlerle bakarken; Hazan, elinin tabanları ile cama vurup, “Geri zekalı!” diye bağırdı.
Selim, sinirle aşağıya inip, “Ne oluyor laaan?!. Ne bağırıyorsun?” diye bağırınca da, Hazan, arka arkaya yüzünü tokatlayıp, “Sen kimsin be?!. Akşam akşam huzurumu bozduğun yetmiyor gibi, bir de bana dayılanıyorsun?” diye karşılık verdi
Selim de, Hazan’ı kendinden itip üstüne yürüdü ve, “Lan bi git, bela mısın akşam akşam!.. Hem kendin geliyor hem laf ediyorsun?” deyince, Hazan sol elinin tırnaklarını Selim’in çenesine gömüp, diğer eliyle de telefonun arama kaydını göstererek, “Bak bakalım şerefsiz, kim kimi aramış, kim kime belaymış?” dedi
Selim, elinin tersiyle Hazan’ın elini itip, “Bana bak sidikli karı, git başımdan, canım burnumda, ben aramadım yanlışlıkla olmuş.” Deyince Hazan iki eliyle Selim’i itip arka arkaya vurmaya başladı
Selim, ilk olarak kendini korurken, daha sonra Hazan’ın bileklerini tutup, sırtını arabaya vurayarak, “Bana bak!.. Dur!.. Yoksa sidikli falan dinlemem tutarım, altına sıçarsın!” dedi
Hazan, Selim’in bacak arasına tekme atıp yere düşürdükten sonra üzerine oturup yine tırnaklarını yüzüne gömerek, “Ulan seni de, şerefini de s.kerim pislik… Ben orada, ‘devletin evindeyim bir şey olmaz nasılsa’ diye düşünüp, boş bulundum diye, sen beni kolay lokma mı sandın lan it!.. Şimdi altına sıçmak nasıl oluyor sana gösterirdim ama, dua et iyi günümdesin.” Dedi
Selim, bakışlarındaki sinir ile, “Ben aramadım, yanlışlıkla olmuş diyorum!.. Neyini anlamıyorsun?!” derken, Hazan’ın üzerinden kalkması için kendini yukarı esnetiyordu.
Hazan, Selim’in yüzünü bırakıp ayağa kalktı ve, “Anladık zaten… Ama!.. Ben silah sesi duydum.” Deyince, Selim de ayağa kalkıp üzerini silkeleyerek, “Belimden çıkartıp koltuğa koyuyordum. Onun sesidir.” Dedi
Hazan: “Ne oldu da akşam akşam öküz gibi böğürüyordun?”
“Ya bi gitsene, gece vakti dertliye dert mi anlatayım şimdi?”
“Sayende derdim kalmadı hatırlarsan?!. Madem buraya kadar geldim, başla!”
“Ne dert sevicisin yaa!.. İyi, otur da anlatayım.”
Hazan, Selim’in gösterdiği banka bakıp, “Sen derdini anlatıp rahatlayacaksın diye ben ay sonu yatak döşek yatamam… Orası soğuk olur, bu havada totomu üşütemem.” Deyince, Selim, ellerini gök yüzüne açıp “sabır” der gibi yaptıktan sonra tavırlı şekilde arabayı gösterdi.
Birlikte arabaya oturup bir süre sessizce karşıya baktılar.
Selim, Hazan’ın bekleme sebebinin kendi başlaması için olduğunu biliyordu ama nereden başlayacağını bilemediğinden ağzını açamıyordu.
Nihayet Selim, “kısa ve net, anlar üstüme gelmez.” düşüncesi ile, “Nur Selin ile ayrıldık.” Dedi
Hazan, “Nurseli mi Nurselin mi ya?” dedi hangisi doğru diye sorarak.
Selim, “Aslında Selin ama kimliği değişmiş, Nurseli kullanıyor ben Nur Selin diyorum.” Deyince Hazan, “Bak sen, sahte kimlik.” Dedikten sonra, “Neyse, oraya girmeyelim, siz zaten ayrı değil miydiniz, ayrılmanın ayrılması nasıl oluyor?” dedi
Selim, “Biz ayrılmamıştık, benim kaçma sebebim vardı, tam kafamda o bitti derken, bugün yine hortladığını gördüm. Bu sefer kesin bitti.” Dedi
Hazan, meraklı gözlerle bakınca da, “Anlaşıldı, başa dönüyoruz, en başa.” Dedikten sonra, “Selin, benim çocukluk aşkım, kendi kardeşlerimi bile onu beklediğim gibi beklemedim. Askerin şafak sayması gibi bekledim aylarca… Onun annesi ile benim annem akraba…” diye başlayarak bütün geçmişini anlatmaya başladı…
~~~~Nurseli,
Okan abinin yanıma getirdiği tüplü soba ile bir tarafımın ısınması, diğer tarafımın da battaniye ile yetindiği bir gecenin sabahı, rüyamda yine Selim’i görerek uyandım ve, “Heeeyyy!.. Her neredeysen, buradayım, seni bekliyorum. Söz veriyorum sabredeceğim.” Dedim yine dalgaların sesiyle yarışarak…
Sonra da Okan abi ile kahvaltı yapmak üzere oradan ayrıldık… Arkamda yığınla dua, güzel bir rüya ve bolca göz yaşı bırakarak…
~~~~Selim, sabaha karşı uykuya dalan Hazan’a baktıktan sonra aynadan kendi yüzüne bakıp, “Ulan bunu uyandırması da dert, atar mı keser mi?” dedi
Hazan’ın tırnaklarının battığı yer sakal aralarında kaldığı için şükür ederken arkadan uzun korna çaldı ve Hazan sıçrayarak uyandı.
Selim, “İyi ki psikoloji okumamışsın, yoksa terapi de uyuyan ilk doktor olabilirdin?” Dedi sağına soluna bakınan Hazan’a bakıp.
“Sen ne geveze bir adamsın yaa, yürü gidelim hadi, her yerim uyuşmuş?” deyince Selim, işaret parmağı ile sol tarafını gösterip, “Buradan şuraya mı götüreyim?” dedi en fazla üç araba mesafedeki arabayı kastederek.
Hazan, arabasının anahtarını verip, “Sen git ısıt o zaman, ben sabahları çok üşüyorum.” Dedi ve emrinin yerine getirilmesini bekledi.
Selim, başını yaylandırarak sesli şekilde , “Bu da geçer ya hu!” deyip arabadan indi ve Hazan’ın arabasına binip çalıştırdıktan sonra klimasını açıp tekrar kendi arabasına geldi.
Beş dakika sonra Hazan, “Hadi ben kaçtım. Dikkat et kendine, çok da kafana takma yaa!.. bence Nurseli de en doğru kararı verir, sevgi her zaman galip gelir.” Dedi ve kendi arabasına binip oradan uzaklaştı
Selim, bu sefer de arabanın arkasından bakarken, “Ulan bu ne?.. Rahibe Teresa… Sil lan şunu.” Dedi ve Hazan’ın numarasını kayıtlardan sildikten sonra eve gitmek üzere yola koyuldu.
~~~~~Okan, Nurseli’yi okula bıraktıktan sonra, Yavuz ile arka arkaya eve geldi.
Arabaları park ettikten sonra, ikili hem sarılıp hem şarkı söyleyerek kapıyı açtı.
Annesi, sesleri duyup elinde kahve fincanı ile kapıya geldiğinde; Yavuz, Okan’a bakarak hem şarkı söylüyor hem de işaretle kendini gösteriyordu.
“Göründü yolda, inan bir anda, Sardı beni hâli, Hep aynı yerden, aynı saate, Geçiyor akşam vakti…
Aklım kaldı yolunda, Uykularımda onunla, Kararlıyım en sonunda, Gid’icem, alı’cam Vallahi…
Evlere şenlik, kızınız var, Bizim de onda gözümüz var, Belki birazda nazınız var, Almaya gel’icez Vallahi, şansınız yok billahi.”
“Ooo!.. Maşaallah, Allah muhabbetinizi arttırsın,” diyen annesine yaklaşan Yavuz, yanaklarını tutup öptükten sonra, “Hayırlı sabahlar ana kraliçem.” Dedi
“Nereden böyle haytalar, bu neşenin kaynağı ne acaba?”
Yavuz, Okan’ı göstererek: “Anne, senin bu oğlun var ya, biraz önce dünyalar güzeli bir kızla yemek yedi, ben de aç tavuk gibi izledim.”
“Şengül mü?”
Okan: “Hayır anne, Nurseli ile.”
“İyi de oğlum, onlar yedi içti sen neden bekledin?.. Sen de masaya gitseydin ya?”
Yavuz, çocuk gibi şikâyetlenerek: “Zamanı var’ dedi, ‘gelme’ dedi.”
Okan: “Anne!.. Bakma ona… Ben yıllar önce bu hıyarı kızın yanına kadar götürdüm… Yüzüne bile bakmadı, söylediği de dün gibi aklımda, ‘Anama sakar sağlak kızımı gelin alalım.’ Ne oldu beyefendi geldin mi lafıma?!.”
Yavuz: “Ben ne bileyim, garibimin de benden aşağı kalır tarafı yokmuş ki, normal bir kız zannettim.”
Okan: “Abartma lan, normal bir kız zaten… Ya da haklısın yaa, tam tencere kapaksınız.”
Yavuz, “ Ben kaçtım, bu gece yokum, belki haftayı da kapatırım,” Deyip giderken bu sefer de, “Yine geceler ağır olacak, sabaha kadar, Hayallerimiz gerçek olacak, nereye kadar… Aşık oluyorum, eyvah! Yerimde duramıyorum, Bile bile yanıyorum, eyvah! Kendimi tutamıyorum, Aşık oluyorum, eyvah! Yerimde duramıyorum. Bile bile yanıyorum, eyvah! Kendimi tutamıyorum.” Şarkısını söyleyerek odasına gitti.
Annesi, “Ne oldu bu çocuğa ya?” deyince Okan, “Aşık oldu annecim,” dedi
“Bitti mi yani?.. Selin takıntısı geçti mi?”
“Annem, bak şimdi, yanık ile ben de çok söyledik biliyorsun, o yaşta aşk mı olur, takıntı saplantı dedik ama, değilmiş, Yavuz gerçekten aşıkmış.”
“Nereden anladınız? Ne yaptı?”
“İşte, yani, gördük, araya birileri de girebiliyor ya, ondan… Neyse, ben geç kalıyorum, duş alıp çıkacağım. Görüşürüz.” Diyen Okan daha fazla açık vermemek için odasına gidecekken annesi, “Bana bak yaa!.. Bu iki de bir nereye kaybolup duruyor?” diye sordu
Okan, “Benim eve gidiyor anne, orada biraz işi var, onları yapıyor. Gittiğimizde rahat kalalım diye. Bugün dedi zaten, az kalmış. “ Dedi
“Hazır kurulu ev, ne işi çıktı ki?”
“Gidince görürsün canım, geç kalıyorum.”
~~~~Selim, Morali bozuk şekilde banyo yaptıktan sonra sırt üstü yatağa uzanıp bir süre tavanı izledi.
Selma hanım, kapıya vurarak içeri girdi ve, “Gelebilir miyim?” diye sordu
Selim, “Gel anne!” dedi yüzü asık şekilde,
Selma hanım, “Baban ile konuştuk, Selin’i tekrar isteyelim diyor.” Deyince Selim gülümseyerek, “Ne zaman, nasıl?” dedi
Selma hanım, “Seni böyle gördüm ya, içim rahatladı. Tamam… Melek annen bu aralar biraz rahatsız, bu hafta doktora gidecek, sonraki haftalarda.” Deyince Selim kendini biraz daha öne getirip, “Doktora nereye gidiyor, ben bugün götüreyim.” Dedi sabırsızlıkla
Selma hanım, “Abin ile gidecek, randevusu iki gün sonraya.” Deyince Selim, “Abimin oraya gerek yok, karşıda çok iyi bir hastane biliyorum, oraya götüreyim.” Deyip ısrar edince Selma hanım, “Tamam, ben sorup geliyorum.” Dedi ve çıktı.
Selim, annesini beklemeden gömleğini giyinip arkasından çıktı ve Melek hanımın yanına gelip, “Hazırlan birlikte gidelim Melek anne.” Dedi
Melek hanım, Selim’in tavrından hoşnut olarak, “Sağol oğlum, Allah razı olsun, Rabb’im ne sıkıntınız varsa def etsin. Acelen yoksa eğer, bugün gitmeyeceğim diye makineye çamaşır atmıştım, onun bitmesini beklesek?” deyince Selim, “Sorun değil Melek annem, sen işin bitince bana seslen, gelirim.” Diyerek yukarı çıktı ve oyun oynayarak odasına girip sevinçle kendini yatağa attı.
Telefonundan Nurseli’nin fotoğrafını açıp, “Bırakmıcam kız seni, kiminle savaşmam gerekirse savaşıcam, ama seni bırakmayacağım.” Dedi.
Parmağı ile Nurseli’nin yüzünü okşarken telefonu çaldı ve elini çekip numaraya baktı.
“Yine ne var yaa?” dedikten sonra telefonu açtı ve, “Buyurun müfettiş hanım, yine ne oldu acaba?” Dedi
Hazan, hıçkırıklarla ağlamasının arasında, “Yardım et Selim, çok korkuyorum.” Deyince Selim yerinden fırlayıp, “Ne oldu, neredesin?” diye sordu.
Hazan, güçlükle, “Annem!.. Annemin… Yanında.” Dedi ve yine hıçkırıklarla ağlamasını sürdürdü.
Selim, “Hemen geliyorum. Sakin ol. Tamam mı?. Geliyorum.” Deyip çıktı ve asansöre binip Elif’in yanına geldi.
Kapıyı açan kardeşine, “Elif, arabanın anahtarını versene, abim çıktı.” Dedi
Elif, “Abi ne oldu?..” deyip anahtarı verirken Selim, “Çok acil işim çıktı, sen Melek anneme söyle ben gidiyorum. İşim bitince gelip götüreceğim.” Dedikten sonra koşar adım merdivenlerden indi.
Elif, Selim’in arkasından, “Tamam.” Deyip yukarı çıkmak üzereyken telefonu çaldı ve ona bakmak için kapıyı kapatıp içeri girdi…
Yarım saat sonra Melek hanım hazırlanmış şekilde yukarı çıkınca Selma hanım, “Selim çıkmış, bende görmedim.” Dedi.
Melek hanım, belli etmese de kırılmıştı…
“Ben gideyim.” Deyip merdivene yönelirken Selma hanım, “Melek, bu hafta sonu Selin’i tekrar istemeye gelelim diyorum müsait misiniz?” dedi
Melek hanım, “Hâle’nin nişan için sarma sarmaya gideceğiz, başka sefere inşaallah, ben haber ederim.” Deyip aşağıya indi…
~~~~~Elmas hanım, Filiz’e telefon ederek, “Kızım, Hazan ile İlhan’a ulaşamıyorum, hastayım bi gelir misin?” deyip kapatırken Filiz sevinçle, “Gelmez miyim ananem, sen iste yeter ki?” diyerek Şengül’e söyledi ve okuldan çıktı…
~~~~Selim, mezarlığa geldiğinde Hazan’ı arabada ağlarken görüp yanına geldi.
Direk kapıyı açarak, “Hazan?!” deyince, Hazan hıçkırıklarla, “Selim, ben.” Deyip arabadan indi ve Selim’e sarıldı.
Selim, eli boşlukta bir süre bekledikten sonra, “Ne oldu?” diye sordu
Hazan, “Gidemiyorum Selim, korkuyorum. Onu oradan al. Kaç defa denedim ama anneme yaklaşamadım. Al onu oradan, anneme en sevdiği çiçekleri aldım ama korktum götüremedim.” Deyince Selim yavaşça sarılıp, “Özür dilerim, böyle olacağını tahmin edemedim. Sen iyi olursun diye düşündüm… Özür dilerim. Hemen alacağım bekle.” Dedikten sonra, Hazan’ı kendinden uzaklaştırıp, arabadan bir kasa çiçeği aldı, Hazan’ın da bileğinden tutarak annesinin kabrine doğru yürüdü.
~~~~~Elmas hanım, Filiz’den biraz sonra da İlhan’ı arayıp gelmesini söyledikten sonra yanına bir kaç bardak alarak kanepeye uzandı.
Filiz, yarı panikle gelip zile basınca, Elmas hanım, duvardan tutunuyormuş da zorla yürüyormuş gibi sesler çıkartarak kapıyı açtı.
Filiz, hemen Elmas hanımın koluna girip, odaya götürdü ve, “İlaçların nerede, hemen vereyim?..” Dedi
Elmas hanım, “Şu bardaktaki hazır şeyi bile içemedim kızım, yaşlılık çok fena.” Deyip uzanmaya çalıştı
Filiz de, “Dur ben vereyim.” Deyip bardağı eline alınca Elmas hanım, “Aaayyhh!.. Başım.” Diyerek bardak olan kolundan destek almaya çalıştı ve içecek Filiz’in üzerine döküldü.
Elmas hanım, elini alnına koyup, “Ne beceriksizim.” Deyince Filiz, “Olur öyle Elmas teyze, üzme kendini.” Dedi
Elmas hanım, “Sen beni bırak, git bunları hemen yıka, kurutma makinesine at, lekesi çıkmaz sonra.” Deyip geriye yattı.
Filiz de, “Tamam… Sen üzülme, sıkma canını ben yaparım.” Deyip banyoya gitti ve söylediklerini yapıp kıyafetlerini elde yıkadıktan sonra kurutma makinesine attı.
“Elmas teyze, merak etme, leke çıktı. Kurusun, hemen geliyorum.” Deyip, başıyla kendini kapıdan gösterdikten sonra banyoya giderken, İlhan kapıyı açtı ve yarı çıplak Filiz ile karşılaştı.
İlhan, panikle tekrar kapıyı kendine çekerken; Filiz de çığlık atarak kendini mutfağa attı.
Elmas hanım, ayağa kalkıp, İlhan’a kapıyı açtı ve, “Aaayyyhhh, ölüyorum da bir gelenim gidenim olmuyor, Filiz kızım da olmasa ben ne yapardım.” Dedikten sonra İlhan’ın yardımı ile odaya geri geldi…
~~~~Selim, Hazan’ın küçük çapası ile mezarı tekrardan kazıp silah olan kutuyu çıkarttı ve çiçekleri ekip kabri düzenledi. Daha sonra da kenarda duran boş şişeye yakındaki bir çeşmeden su alıp çiçeklerin can suyunu verdi.
“Eveeett!.. Tamam. Başka?” derken Hazan’a tebessüm etti
Hazan, “Onu götür, ait olduğu yere bırak.” Dedi silahı kastederek
Selim, “Ne yani, ailesine geri mi vercez, kahraman gibi saklayacaklar mı?” diye sordu
Hazan, “Sence artık onu kahraman görürler mi?.. Ya da saklarlar mi?.. Bırak onlar ne yaparsa yapsın.” Deyince Selim, “Tamam. Sen bilirsin.” Dedi
Hazan, arabaya doğru yürürken, “Onu görmek istiyorum, onun öldüğünden emin olmak istiyorum, ama korkuyorum.” Dedi
Selim, “Otopsisi bitmişti galiba, dur bi sorayım.” Deyip emniyeti aradı ve cenazenin nereden ne zaman kalkacağını sordu.
“Tamam, görüşürüz.” Deyip telefonu kapatınca Hazan, “Buralarda bir yer değil de Selim, lütfen, annemi buradan taşımak zorunda kalmak istemiyorum.” Dedi
Selim, “Yok yok, burada değil, karşıda, babasının yanına gömeceklermiş, yarın.” Dedikten sonra, “Ben sana gelirim, birlikte gideriz.” Dedi
Hazan, “Olur. Teşekkür ederim.” Dedikten sonra birlikte arabasına doğru yürüdüler
Hazan, “Teşekkür ederim, yine sana borçlandım.” Dedi
Selim, “Hepsini tek seferde hallederiz sıkıntı yok. Görüşürüz.” Deyip Hazan’ın kapısını açtı ve binmesini bekledikten sonra o da geldiği araba ile tekrar evin yolunu tuttu.
Elmas hanım, makinenin bitirme sesini duyunca, “Git kıza kıyafetlerini ver eşek sıpası,” deyip İlhan’ı gönderdi ve hemen Hazan’ı arayıp, “Neredesin, çabuk eve gel.” Dedi
Hazan da, “Geliyorum anane, yoldayım.” Deyip telefonu kapattı.
Filiz, kapıyı aralayıp kıyafetleri alırken, İlhan arkadaki aynada Filiz’in yansımayı görüp başını yere eğdi ve, “Özür dilerim, ananem ‘hastayım’ dedi, panikle oldu, ama ben şey, yani çok bir şey görmedim.” Dedi
Filiz, “Önemli değil, ben giyineyim de, geliyorum.” Deyip kapıyı kapattıktan sonra, “Şapşal, sen gör diye uğraşıyorum burada.” Derken üzerini giyinmeye başladı…
~~~~~Selim, Doğruca Melek hanımın yanına gelip kapıya vurdu ama açan olmayınca annesine sormak için yukarı çıktı.
Selma hanım, “Eve gidecekti, bilmiyorum.” Deyince de Elif’in yanına geldi.
Elif, kucağında kızı ile, “Aaa!.. Abi!.. Geldin mi?.. Ne çabuk!” deyince Selim, “Sen Melek anneye söyledin değil mi?” diye sordu
Elif, “Abiii!.. Tam çıkıyordum, telefon çaldı, sonra da.” Deyip Elfin’i gösterince Selim, yeğeninin yanağını sıkıp, “Neyse, sağlık olsun. Ben söylerim.” Dedi ve eve çıkıp yine yatağına uzandı.
“İzin de boşa gitti iyi mi?.. En iyisi gideyim de arabayı alayım.” Deyip kalktı ve Nurseli’nin en çok yakıştırdığı hırkasını alıp çıktı.
Emniyete gelip, dosyalar ile ilgilenirken Kadir Doğan’ın yanına gelip, “Komiserim, evde durumlar nasıl?” diye sordu
Doğan, “Kötü Kadir, şimdi de bir yerleri morarıyor, soruyorum bu ne diye, ‘bilmiyorum’ diyor, acıyor mu diyorum ‘yok’ diyor. Bilmiyorum çaresiz kaldım.” Dedi
Kadir, cebinden bir kağıt çıkartıp, “Komiserim, bunu annem hocaya sormuş, iki kişi arasını yapmak için.” Deyince Doğan, “Büyüye büyü ile mi devam edeceğiz Kadir, saçmalama.” Dedi
Kadir, “Komiserim, bu Kur’an’dan dua, büyü niyeti ile değil, okuyup suya üfleyeceğiz, onlara içireceğiz, aralarında muhabbet olacak.” Deyince, Doğan gönülsüz olarak kağıdı alıp, “Ben abdest alıp geleyim, sen de git bir bardak su al gel.” Dedi
Doğan, içinden üzülerek ama yine de yalvararak okuduğu suyu Selim’e getirip, “Al kardeşim, betin benzin atmış.” Diyerek eline verdi.
Selim, bir yudum alıp kenara bırakınca gözünü sudan ayırmadan, “Ne yaptın?” diye sordu
Selim, “Aynı yaa, bildiğin gibi.” Derken dosyadan bilgisayara yazı aktarıyordu.
Doğan, “İç hadi,” deyip suyu kastedince Selim, “Canım istemiyor yaa!” Dedi
Doğan, “Ulan açtın iç işte, bilgisayarın kağıtların yanında, dökülür falan, al başına belayı.” Deyince Selim bardağı eline alıp, “Aman aman, sus, şom ağızlı seni. Tamam içiyorum.” Dedi ve Doğan’ın, “Şifa olsun, niyeti hasıl olsun.” Duasıyla suyu bitirip bardağı Doğan’ın önüne koydu ve, “Al, oldu mu?” dedi
Doğan, “Olur inşaallah kardeşim.” Dedi morali bozuk şekilde
Selim: “Senin derdin ne, kaç gündür ruh gibisin, ne sıkıntın varsa söyle lan.” deyince, Doğan iç çekerek…
Doğan, “Benim dert bitmez ki, kendiminki bitmediği gibi etrafıma da bulaştırıyorum.” Dedikten sonra Selim’in meraklı bakışları ile odadan çıktı.
~~~~~Hazan, eve geldiğinde Filiz İlhan ve ananesini oturur görünce, “Oyuncu seni, kim bilir yine ne plan yaptın?” diye düşündü.
Filiz, biraz da Hazan ile tanışıp konuştuktan sonra izin isteyerek ayağa kalkınca Elmas hanım, “İlhan, Filiz kızımı bırak.” Dedi
Filiz, yarım ağız, “Zahmet olmasın ben giderim.” Derken İlhan ayağa kalkıp, “Estağfurullah ne zahmeti.” Dedi ve kapıyı gösterip Filiz ile çıktı.
~~~~~Selim, mesai bitiminde Doğan’ın yanına gelip, “Ben yarın şu Rami’nin cenazesine gideceğim. Geç gelirim.” Dedi
Doğan, Kadir’i çağırıp, “Bana bak, bu Rami’nin cenazesine Hazan’ı da getirmesin?” Dedi
Kadir, “Olabilir komiserim.” Deyince, “Yarın sabah biz de gidelim ama araçsız. İz arıyormuşuz gibi.” Dedi ve anlaşıp onlarda evlerine gitmek üzere emniyetten ayrıldı.
Selim, akşam eve gelince yine Nurseli’nin katında indi ve kapıda ayakkabı görüp sevinerek zile bastı.
Yakup bey, kapıyı açınca Selim tebessüm ederek, “İyi akşamlar Yakup amca, nasılsın?” diye sordu
Yakup bey de morali bozuk gibi, “İyiyim elhamdülillah Selim, sen nasılsın?” dedi
“Ben de iyiyim, Melek annem içeride mi?”
“Evet ama, biraz rahatsız, yatıyor.”
Selim, “Bugün onu doktora –“ deyip olanları anlatacaktı ki Yakup bey, sözünü kesip, “Selim, sabah annen Melek teyzene bir şey söylemiş. Annene selam söyle. Şanslarını başka kapıda denesin. Biz de bir aya taşınmış oluruz inşaallah.” Dedi
Selim, söz konusu konuşmanın ve hangi şansın başka kapıda aranacağını anladı ve bir şey demeden başını önüne eğdi.
Yakup bey, Selim’in o hâline daha fazla dayanamayacağını anlayıp, “İyi akşamlar.” Diyerek kapıyı kapattı.
Kapının dilinin tık demesiyle Selim’in gözünden akan yaşlar da yere düştü birer birer, arka arkaya.
Bir süre ne yapacağını bilemeden öylece dikildikten sonra, asansör ile çıktığı katları koşar adım merdivenlerden indi ve arabasına binip yine sahile geldi.
Sabaha kadar hayallerine, aşkına, mutluluğuna veda yaşları döküp, ayrılık şarkıları dinledi…
Ertesi sabah da boş bakan gözlerle etrafa bakarak, “Yapacağım.” dediği şeyi yapmak üzere yola koyuldu.
Hazan’ın oturduğu sitenin önüne gelip, “Geldim. Bekliyorum.” Yazdı.
Hazan, gözünde iri camlı bir güneş gözlüğü ile gelince Selim, “Bu ne be, kaynak gözlüğü gibi?” dedi yüzünde mimik oynamadan
Hazan, gözlüğü indirip, “Böyle daha mı iyi?” dedi
Selim, şiş gözlerini görüp, “Ooohaaa!.. Gecesi berbat geçen bir çift göz daha. Kapat kapat!.. Leş.” Deyince Hazan, “Sen kendi gözlerine bak geri zekalı, ölmüş de ağlayanları da kendileri gibi.” Dedi
“Ulan ben yirmi üç yıllık aşkıma ağladım sana ne oldu?”
“Ben de yirmi dört yıl önce biten hayallerime ağladım tamam mı?”
Selim, “İnşaallah çevirmeye yakalanmayız, kaçak et taşıyoruz diye atarlar valla.” Dedi gözlerinin şişliğin kastederek.
Hazan, “Dikkat çekmeden sür.” Deyip sustu.
Mezarlığa geldiklerinde, cenaze gelmiş, görevliler tarafından defnedileceği yere doğru götürülüyordu.
Selim, dengesini sağlayamayan Hazan’ı tutup, “Sakin!.. Şşşş!.. Bir şey yok.” Diyerek mezarı gören yere doğru götürdü.
Hazan, piç Rami gömülürken Selim’in koluna ağırlığını verip, “Bak… Bak görüyor musun?.. On kişi bile yok, ama benim annemin etrafı o kadar kalabalıktı ki, arabalar mezarlığı doldurmuştu. Allah belanı verdi pislik, kimsen gelmedi, herkes senden yüz çevirdi.” Dedikten sonra yüzünü Selim’in omuzuna dönüp, “Ben bunu kardeşime nasıl söylicem.” Dedi
Selim: “Bu zamana kadar söylememişsin, yine söyleme.”
“O doktor olacak, babamın kanı ile kendi kanının uyuşmadığını anlayacak, babam yıllardır kaçıyor, illa ki öğrenecek, ben o zaman ne yapacağım, bunu nasıl anlatacağım.”
“Hazan!.. Bak, o yetişkin bir erkek, emin ol senden daha metanetli karşılayacak, lütfen yapma böyle.”
~~~~~Doğan, Kadir ile, Selim ve Hazan’ın biraz aşağısında onları gördü.
Kadir, üzülerek, “Ah be komiserim, şuan öyle duygular içerisindeyim ki anlatamam. Hani o dağ gibi duran, sert katı müfettiş nerede?.. Şuan gidip sarılmak, teselli etmek istiyorum.” Deyince Doğan, dudaklarını sağ yanağına doğru seğirtip, “Tam üzülecek gibi oluyorum aklıma ananesi geliyor vazgeçiyorum.” Dedikten sonra, “Biz de bunların araba ile gidelim, aklımda bir şeyler var.” Dedi bir yandan da elindeki suya dua okuyarak.
Doğan, kendilerine doğru yürüyen Selim ile Hazan’a yaklaşıp, “Böyle bir durumda ne denir bilmiyorum ama, buyrun, için.” Diyerek suyu Hazan’a verdi.
Kadir de, elindeki bardağı Selim’e uzatıp, “Siz de bunu alın komiserim.” Dedi.
Selim, bir yudum alıp geri kalanı dökecekti ki, Doğan elini tutup, “Sakın haa!.. İçtiğin suyun artığını mezarlığa dökme.” Dedi
Selim, “Neden?” Deyince de, “O şimdi senin artığın oldu ya, buradan bir mezar çeker de ölüye giderse ahirette hak istermiş, ondan.” Dedi
Hazan ile Selim önce birbirine bakıp sonra ellerindeki suyu bir dikişte bitirdi ve çöplerini ilerideki kutuya attı.
Kadir, arkadan Doğan’a yaklaşıp, “Komiserim, ben bunu ilk defa duydum.” Deyince Doğan, “Sivas’lıların burnu büyük olur neden biliyor musun?” diye sordu
Kadir, “Neden?” deyince de, “Bizim yalan anlık ve çok kaliteli olur da ondan, yürü hadi.” Dedi
Arabaya geldiklerinde; Doğan, arka kapıyı açıp Hazan’ın binmesini bekledi ve kapıyı kapatıp, “Selim, kız çok kötü görünüyor, sen arkaya geç ben süreyim, bir yere götürelim de sakinleşsin.” Dedi
Selim, “Nereye götürelim yaa? Saçmalama, işimiz var!” deyince Doğan sinirlendi ve, “Sen de ne merhametsizsin lan, kız ne hâlde görmüyor musun?” dedi
Selim, “İyi be tamam, nereye istiyorsan gidelim.” Deyince Doğan, “Ben şöyle, açılıp rahatlayacağı bir yer görürsem dikizden öksürüp sana bakarım, sen de etrafa bak, bana şurada duralım de.” Dedikten sonra birlikte arabaya bindiler.
Selim, “Tamam artık Hazan, sakin ol.” Deyince Kadir geriye dönüp, “Hazan abla, ağlama artık, gerçekten çok üzülüyorum. Biliyor musun, Selim komiserim de senin gibi, çok acılar çekmiş ama kimseye belli edememiş, inşaallah hep böyle yan yana olur, hiç ayrılmazsınız ve bir biriniz ile bütün dertlerinizi unutursunuz.” Dedi
Hazan, “Kadir’e tebessüm ederek bakarken Selim, “Ne saçmalıyorsun?” der gibi bakıyordu.
Doğan, terası olan bir yere gelince, öksürerek İşaret verince Selim, “Doğan, şurada dursana yaa, biraz inelim.” Dedi
Doğan da, fikir Selim’den çıkmış gibi, “Nereye?!. Haaahh!.. Tamam. Gördüm.” Diyerek park etti.
Birlikte restorana giren dörtlü, sipariş verirken, Hazan, “Ben istemiyorum.” Dedi ama Selim, “Kendine gel artık, ananen seni böyle görmesin, toparlan biraz.” Dedi
Hazan da, “Tost ya da bir kase çorba, başka bir şey yemek istemiyorum.” Dedi
Masada onun isteği ile herkes birer kase çorba isterken Doğan, Hilde arıyormuş gibi yapıp telefonu açtı ve, “Tamam, şimdi kaç?.. Ne verdin?.. Düşmedi mi?.. Tamam, geliyorum.” Deyip telefonu kapattı
Meraklı gözlerle bakan Selim ile Hazan’a, “Bana müsade, oğlan ateşlenmiş, size afiyet olsun.” Deyip Kadir’e, “Gel arabadan silahımı alayım.” Dedi
Selim, “Deli misin oğlum, silahın arabada ne işi var?” Deyince Hazan, “Ooohooo!.. Bu gidişle ben sizinle sürekli görüşmek zorunda kalacağım.” Dedi
Kadir, “Olsun Hazan abla, Selim komiserimin de bizim de canımıza minnet, sen ol da.” Deyip, Doğan ile arabaya doğru yürüdü
Hazan, “Bunları boş bırakma diyeceğim ama sen onlardan betersin.” Dedikten sonra çorbasını yudumlamaya devam etti…
~~~~~İki gün sonra, Ayhan amir Selim’i yanına çağırıp elindeki dosyayı önüne atarak, “Bu ne demek oluyor Selim?..” dedi
Selim, dosyayı açıp test aldığı günün güvenlik kamera görüntüsünden bir fotoğraf görünce, “Amirim ben, şey!” dedi
Ayhan amir, “Sus!.. Konuşma, ağzını açma karışmam. Dua et, iş büyümeden biri arkanı toplamış. Dosya açılmadan kapanmış, bunu da bundan sonra dikkat et diye göndermişler.” Dedi
Selim, “Sağ olsunlar o zaman amirim.” Deyip kriminale gitti ve Okan’ın yanına gelip, “Selam, kolay gelsin.” Dedikten sonra elinde ikiye katlı dosyayı göğsüne vurup, “Arkamızın sağlam olduğunu biliyorduk ama, bu kadar beklemiyordum. Teşekkür ederim.” Dedi ve Okan’ın, “Evet, arkan sağlam da, bu sefer bunu biz yapmadık.” Dediğini duymadan gitti…
~~~~Nurseli,
Basri abi ile konsere gelip, çılgınlar gibi eğlendikten sonra, çıkışa doğru yürümeye başladık.
Filiz ve Ayşe önde, “çok güzeldi ya.” diye yürürken, ben de Pelin’in yanında yürümeye çalışıyordum.
Arkamdan, “Pardon.” Diye bir ses ve omuzuma dokunan el ile soluma döndüğümde Basri abi, “Nurseli, iyi misin?” deyip önüme geçti.
Başının sağına soluna bakarak arkasındaki insanlara bakarken, “Basri abi, kimdi o?!” Diye sordum
Özlem, “Kim kimdi?” deyince, “Biri, bana dokundu, ‘pardon’ dedi. Oydu. Yağız Efe’nin sesi.” Dedim
Basri abi de etrafa bakarak, “Emin misin Nurseli, sana öyle gelmiş olmasın.” Deyince, “Yeter!.. Bana emin misiniz demeyin! Oydu diyorsam oydu, anlayın artık.” Deyip kalabalığı yararak dışarı çıkmaya çalıştım.
Filiz ve Ayşe’nin beni kaybetmemek için “ayh” “uyh” sesleriyle, “Oydu, benim enseme kadar takip ediyor ama ben tanıyamıyorum.” Diyerek kendime kızdım
Filiz, “Ara Selim’i gelsin. Bütün kayıtlara baksınlar Nurseli?” deyince, “Hayır!.. Bana verdiği süre daralıyor, çıksın bakalım karşıma, ne konuşacak görelim.” Diyerek diğerlerinin nerede olduğunu öğrenmek için telefonumu çıkarttım ve Özlem’i aradım…
Üç kız, Doğan abilere gelerek kendimizi doğrudan yatağa attık. En geç benim uyumama sebep olan Yağız Efe’ye gecemin sonunu zehir ettiği için kin kusarak uykuya daldım…
~~~~Selim, elinde silah, “Teslim ol, etrafın sarıldı, kaçamazsın?” diyerek şüpheliyi kovalarken, Hazan’ın, “Selim komiser, buradan?” demesiyle, sinirlendi ve, “Senin ne işin var burada yaa?” diyerek peşinden gitti.
Hazan, “Selim komiser!” diye bağırırken suçlu silahını çekip ateş edecekti ki, Selim, “Yaaattt!” diyerek sıçradı.
Etrafa baktığında kimse yoktu ve kan ter içinde kalmıştı.
Saate bakmak için telefonu eline aldı ve, mesajlara girip Hazan’a, “Şerefsiz karı!” yazdıktan sonra göndere bastı.
Eliyle yüzünü ovaladıktan sonra, “Ne yapıyorsun lan, başına bela mı istiyorsun?.” Diyerek kendine kızarken mesajı herkesten sil yaptı.
Geri yatıp tavana bakarken, mesaj sesiyle sıçradı ve telefonu havaya kaldırarak ekrana baktı.
Hazan, “Ne oldu?.. Sildin!.. Şereflendim mi yoksa?” yazmıştı
Selim, yerinde fırlayıp oturdu ve, “Eyvah, okumuş!” dedi
Selim; en iyi çıkışı, önceden de olduğu için, “Yanlışlıkla olmuş.” Da buldu.
Hazan, “Sana tavsiye, gönderirken iki kere bak, bir de birine bu şekilde hitap edersen aranız bozulur.” Dedi
Selim, “Tamam, bundan sonra dikkat ederim.” Diye karşılık verip beklemeye başladı
Hazan’dan cevap gelmeyince, “Manyak bu yaa?” deyip telefonu komodinin üzerine bıraktı.
Telefonun ışığı yanınca karşılık verdi zannedip baktı ama bir şey göremeyince, “Yat zıbar salak.” Dedi kendine kızarak…
Ertesi günü Selim, “Gece için özür dilerim.” Diyerek mesaj atınca Hazan, “Önemli değil.” dedi
Selim, “Bugün nasılsınız?” Deyince Hazan, “İyiyim.” Yazıp sonuna da soru işareti koydu
Selim, “Hah iyi, sevindim, meslektaşlarım bana dua eder artık.” Dedi
Hazan, “Anlamadım?.. Ne için?” yazınca Selim, “Gününüzü güzel başlattım, o yüzden?” dedi
Hazan, yattığı yerden kucağında bir kedi fotoğrafı ile karşılık verip altına, “Çok da bir şey yapmadın yaa!.. Ben güne bununla başlayınca genelde öyle oluyorum.” Yazdı
Selim, “Bu kedi bu zamana kadar neden yapmadı da bugün yaptı acaba, garezi bana ve ekibime miydi?” dedi
Hazan, “Bak şimdi kahkaha attım… Hayır, kızlarım bir aydır arkadaşımdaydı, ananemin hastalığı yüzünden onlarla ayrı kalmak zorundayız.” Deyince Selim, “Sen o zaman arkadaşındasın?” yazdı
Hazan da, “Evet, yaptık bir şerefsizlik geldik. Sabaha kadar uyutmadı, işe nasıl gideceğimi düşünüyorum.” Yazıp uykulu emoji atınca Selim, “Konum alayım, sinirli ve agresif müfettişten daha kötüsü uykusuz, sinirli ve agresif müfettiştir.” Yazdı
Hazan, konum atıp, “Gelene kadar sakinleşmem için dua et yoksa bir hafta görevden uzaklaştırma cezası veririm.” Diyerek karşılık verdi
“Konum yarım saat gösteriyor ama ben önce bir camiye gidip kırk günlük kaza kıldıktan sonra geleyim bari.”
“Gideceğin caminin adresi ver de cenaze namazına geleyim.”
Selim, “Birden trafik açıldı yaa, yirmi dakika sonra oradayım.” Deyip gönderdikten sonra kemerini taktı ve konumu açarak yola koyuldu.
Hazan, duş alıp çıkarken, “Esra, çok teşekkür ederim. Yaptığın iyilik içinde tekrar.” Deyince arkadaşı, “Ne demek güzellik, sen ayda yılda bir şey istemişsin yapacağım tabi.” Deyip Hazan’ı yolcu etti.
Arkasından bakarken de, “Allah’ım, şu kulunun yüzünü de tez zamanda güldür, yaptığı hayır hasenatın karşılığını bir an önce ver ya Rabb’im .” dedi ve Hazan’ın kedisini kucağına alıp, “Gelin bakalım, anneniz size mama almış, vereyim.” Diyerek kapıyı kapattı…
~~~~~Selim, Hazan binince gözlerine bakarak: “Bakayım, hah!.. Bugün kaçak et yok.”
“Ama senin gözler de torbalar var, narkotik yakalamasın?”
Selim, “Arkamız sağlam evvel Allah bir şey olmaz.” Deyip arabayı sahile doğru sürdü.
Deniz kenarında bir cafeye gelip oturan ikili, garson gelene kadar denize baktıktan sonra siparişleri verdi.
Selim, “Serpme kahvaltı?..” Derken Hazan elinden menüyü bırakıp, “Ben tost alayım. Yanında salatalık, bir de açık çay.” Deyince Selim, “Ben de tost istiyorum, benim çay da büyük fincanda açık olsun lütfen.” Dedi
Hazan, “Bana uymak zorunda değilsin, ne istiyorsan ye!” deyince Selim, “Ooo!.. Özgür bir seçim için teşekkür ederim. Bu hakkımı bir sonrakine saklamak istiyorum, sizin için de bir sakıncası yok ise?” dedi
Hazan, “Bence izin vermişken kullanmalıydın, ben her zaman izin vermem.” Dedi
Selim, tebessüm ederek: “Sıktık bacağımıza desene, tüh!”
Birlikte kahvaltı yaptıktan sonra Selim saate bakıp, “Vaktin var mı?.. Biraz yürüyelim.” Dedi
Hazan, “Bugün öğlene kadar boştum aslında, o yüzden arkadaşım da kalmıştım.” Deyip önden yürüdü
Sahil boyu yürüyüp kayalıklara oturduktan sonra Selim, “Biz buraya, Alp ve Doğan ile gelirdik, onlar gurbetçi oldukları için hafta sonu yurtta kalırdı ama ben mecburen eve çıkardım. Onlar da benim için yurttan kaçar buraya gelirdi.” Deyince Hazan, “Nasıl yaa, evin İstanbul’da ve sen yatılı mı okudun?.. Neden?” dedi
Selim, ufka bakıp gözleri dolarak, “Babam beni ne kadar az görürse o kadar iyi olacağını düşündüğüm için.” Dedi
Hazan, “Ulan en sevmediğim insan tipisin haa, benim derdimin üstüne dert sahibi olmak nedir arkadaş.” Deyince; Selim, güldü ve gözlerinde biriken yaşlar yanaklarından aşağıya indi.
Hazan, hızlıca yanağını silip, “Ağlama lütfen.” Dedikten sonra hemen elini geri çekti.
Selim, “Haklısın, bundan sonra ağlanacak halimize gülme günleri geldi.” Dedi ve okul zamanlarını da gülerek anlattı.
Hazan, Selim’in anlatması bitince, “Sen geç kalmıyorsun değil mi?” diye sordu
Selim, “Biraz daha oyalanırsam evet.” Dedi ve ayağa kalkıp, “Yardım edeyim.” Diyerek elini Hazan’a uzattı.
Hazan, “Teşekkür ederim.” deyip elinden destek ile kalkarken, Selim, “Aman aman dikkat!.. Şu rahibe eteğine basma!” dedi
Hazan, “Ne alaka yaa!” diye sinirlenirken Selim, “Öyle ama yaa, kızma boşuna, hele de topuklu ile o kadar acayip ki, takılıp düşecek gibi yürüyorsun.” Dedi
Hazan, “Hiçte bile, bu zamana kadar hiç takılıp düşmedim.” Deyip tavırlı şekilde arabaya doğru yürüdü
Selim, arabanın yanına gelince, “Sen sürsene,” deyip anahtarı Hazan’a verdi ve yan tarafa geçti
Hazan, “Sen de az değilsin haa, geçen arabamı çalıştırdın diye intikam alıyorsun?” dese de itiraz etmeyip arabayı sürmeye başladı…
Selim, “Dikkatli sür, ben biraz gözlerimi kapatacağım sarsma beni.” Deyip koltuğu geriye yatırdı ve gözlerini yumdu.
Hazan, gerçekten uyumadığını düşünerek emniyete kadar ara konuştu ama emniyete gelince fark etti ki Selim gerçekten uyuyordu
Şaşkınlıkla, “Hoobaa!.. Bu ciddi ciddi uyuyor. Ben ne yapacağım şimdi. Nasıl uyandırcam ki?” diye düşündü
Biraz sonra uzun saçları altında kalan yara izine bakmak için elini Selim’e yaklaştırmıştı ki, Selim sıçrayarak uyandı ve bileğini havada yakaladı.
Hazan, “Ben, şey… Yaraya bakacaktım.” Dedi elini çekmeye çalışarak
Selim, “O yara benim namusum, herkese gösteremem.” Deyip göz kırptıktan sonra aşağıya indi.
Hazan da Selim ile inince; Selim, “Sen nereye?.. Al bununla git. Akşam çıkışta da çok geç kalma.” Dedi
Hazan, meraklı gözlerle bakarak: “Selim, iyi misin?.. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum?”
“Harbi anlamadın mı işine mi gelmiyor?, Sen demedin mi ‘yaptığının karşılığını mutlaka göreceksin’ diye, yaptırıyorum işte. Al arabayı git. Akşama da geç kalma, ben trafiği hiç sevmem, hele bir de trafikte konuşan kadına uyuz olurum.”
“Sen ciddisin?.. Selim sen salak mısın?.. Bana kendini bıraktırdın, getir götürünü mü yaptıracaksın?”
“Evet!”
“Çattık Allah’ım!”
“Bin hadi bin.” Diyen Selim, kapıyı açıp Hazan’ın binmesini bekledikten sonra camdan içeriye, “Bana bak, rica ediyorum, sorguya azıcık insan olarak gir. Milletin sinirini gerip, ağız burun dayak atma isteği uyandırma. Az bi zorla kendini yaa, eminim içeride bir yerlerde insan kalıntıları vardır, hepten de taş kalpli olamazsın.” Dedikten sonra omuzuna pış pış yapıp, “Hah, anladın değil mi?.. Hadi bakalım göreyim seni koç!” dedi
Hazan, “Sorcam ben sana bunu merak etme.” Deyip giderken, “Geri zekalı, karşısında asker arkadaşı var sanki.” Diye söyleniyordu.
Selim, arabanın arkasından emniyete yürürken, “Yaptığın şeytanlığa say, az karnımı ağrıtmadın.” Deyip binadan girdi…
~~~~~Akşam olunca Hazan, “Ben çıktım, geleyim mi?” diye mesaj atınca Selim, “Yok bekle, nasılsa yarın bir daha gelcez gerek yok.” Yazdıktan sonra, “Ne soruyorsun gelsene!” Diye cevap verdi
Hazan, “Biraz bekle, ezan okunacak, namazımı kılıp çıkalım, trafiğe kalırsak geçer.” Deyince, Selim, “Way!.. imanlı ve öfkeli.” Yazdı
Hazan, “Senin gibi göstermelik yapmıyorum. Riyakar!” diyerek karşılık verirken Selim de, “Buraya gel, ben yukarı camiye gidip kılacağım, sen de azıcık cemaat sevabı al zındık.” Diye karşılık verdi.
Hazan, “Boşu boşuna yatıp kalkmak nasıl oluyor görmek için geliyorum lan münafık.” Deyip Selim’in söylediği camiye doğru yola çıktı.
Ezanın sonuna yetişen Hazan, hızlı hızlı avludan girerken selim, “Hele hele, bak hele kim geliyor? Biraz daha geç gelseydin, yatsıyla cem ederdin.” Deyip birlikte içeri girdi.
Namaz çıkışı Selim, “Ben de diyorum bu rahibe eteğini neden giyiyor.” Dedi
Hazan yine, “Cahil cahil konuşma be, bu rahibe eteği değil, normal çan etek.” Deyince Selim, “Çan da onlar da oluyor, ne fark eder?!.” Dedi
Hazan, “Seninle tartışmayacağım, gidiyorum, geliyor isen yürü yoksa kendi arabanın arkasından köpek gibi koşarsın.” Dedi ve cevap beklemeden arabaya doğru yürüdü.
Eve geldiklerinde Hazan, “İşkencemizin sonuna geldik Selim bey, buyrun.” Diyerek arabadan indi.
Selim, “Benim ki yarın sabah yine başlayacak, ama bu sefer o kahvaltıyı yiyeceğim hem de omletle birlikte sen görürsün.” Deyip direksiyona geçerken Hazan, “Yukarı gel istersen, ananemin yemekleri süperdir.” Dedi
Selim, belindeki silahı tutup, “Bizim geçmişimiz iyi başlamadı, o yemek bana zehir olur. Size afiyet olsun.” Dedikten sonra el selamı ile oradan ayrıldı.
Hazan, üstündeki eteğe bakıp, “Neresi rahibe eteğine benziyor bunun yaa?” Diyerek eve girdi.
Boy aynasından eteğine bakarken Elmas hanım, “Hayırdır, ayna mı çatlatacaksın akşam akşam?” Diye sordu.
Hazan, “Anane bu rahibe eteğine mi benziyor.” Diyerek onun da fikrini almak istedi
Elmas hanım, “Sana kim söyledi bunu?” dedi göz kırpıp başını soru edasıyla sallayarak.
Hazan, “Geçenlerde buraya geldi ya, silahını gasp ettin, o!” deyince Elmas hanım, “Sen ne zamandan beri bir erkeğin sözünü kafana takar oldun, hem de o fel fecir gözlünün.” Dedi
Hazan, “Anane, onların buraya gelme sebebi, annem içinmiş. Selim, annemin intikamını aldı, Rami öldü anane.” Deyince, Elmas hanım yandaki sandalyeye oturtup ağlamaya başladı.
Ellerini açıp, “Allah’ım, sana şükürler olsun, o gencinde tez zamanda yüzünü güldür ya Rabb’im. O, ben ölmeden içime huzur verdi, sen de onu huzur kuyusuna girdir. Her işinde başarılar nasip et, cennetin sekiz kapısını sonuna kadar aç Allah’ım. Kızlarıyla komşu oğulları ile ordu olsun, ömrüne uzun, bedenine sağlık afiyet ver. Razı olduğun kullar arasında haşr et.” Diye dua ederken Hazan, “Anane, benim için de et, eğer bir gün iyileşirsem, onun gibi biriyle olsun.” Dedi
Elmas hanım, “O olsun inşaallah kızım, neden onun gibisi olsun ki?” deyince Hazan, “Sevdiği biri var da o yüzden.” Dedi
Elmas hanım da, “Ey kapılar açan Allah’ım, evlatlarıma hayırlı kapılar aç, haklarında hayırlı olanı en kısa zamanda karşısına çıkart, gönüllerine yumuşaklık nasip et, doğruyu göster, mutluluğa ulaştır ya Rabb’im. Evlatlarıma cennete uzanan yuvalar kurmayı nasip et. Amin.”deyip ellerini yüzüne sürdü…
Ertesi sabah Hazan, telefonunun çalması ile uyanıp, alarm zannederek telefonu meşgule attı.
Telefon tekrar çalınca da, “Bu ne yaa?” diyerek açtı.
Selim, “Sen hayırdır yaa, beni meşgule atıyorsun?” diye kızarken Hazan, “Selim?” dedi uyku sersemliği devam ederek.
Selim ise, “Selim değil, ‘efendim’ diyeceksin köle, kalk gel çabuk bekliyorum. Ben bekletilmeyi sevmem çabuk ol.” Deyip telefonu kapattı.
Hazan, “Salak mıdır ne ya?” deyip uyumaya devam ederken, dışarıdan polis siren sesini duyup, “Ahaa!.. Gerçek mi yaa?” diyerek yataktan kalktı.
Hızlıca giyinirken de, “Ulan bi kandırmış ol, yemin ederim burnundan getiririm.” Diye söyleniyordu.
Bir siren sesi daha duyup, “Çatlak herif, sabahın beşi, milleti uyandırıyor.” Diyerek evden çıktı.
Selim, siteye giriş yapmış, arabayı da binanın önündeki ziyaretçi otoparkına çekmişti.
Hazan, “Hayırdır bu saatte?” deyip arabaya bakarken Selim, “Öğlen olacak sen hâlâ uyuyor muydun, hadi, git arabanı getir de gidelim, trafik başlayacak.” Dedi
“Neden benim arabamla gidiyoruz ki? Seninki ile gidiyorduk ya?”
“Gece bir hesap yaptım, her ay benzin parasıyla batmak üzereymişim, maaşın yarısı yakıta gidiyor, bundan sonra buraya kadar gelip gerisini de senin arabayla gitmeye karar verdim.”
“Pintiyiz de Maşaallah.”
“Pinti demeyelim, devir tasarruf devri. Hadi yürü.”
Hazan, kapalı otoparka doğru giderken Selim de peşinden geliyordu.
Hazan, “Selim, gel itiraf et. Sen şuan can sıkıntısını benimle atmaya çalışıyorsun değil mi?” deyince Selim, “O kadar çok mu belli ettim ya?!.” Dedi
“Bilmeseydim ‘bu ne yapmaya çalışıyor’ derdim ama. Şuan sana saygı duyuyorum, kızamıyorum da. Ben olsam ne yapardım hiç bilmiyorum.”
“Ev üzerime geliyor, birine bir şey diyecek olsam, ‘İstediğin bu değil miydi’ diyor. Anlamak yerine yargılamak daha çok işlerine geliyor. Kaçacak yerim yok. ‘Onları ne kadar az görürsem, o kadar iyi’ diyorum bende.”
Hazan, “Anlıyorum.” Deyip susunca Selim, “Biraz da bu yüzden galiba ya?.. Bir kelime ile kesip atıyorsun, oohh mis, ne beynini dolduruyorsun, ne beni yoruyorsun.” Dedi
Hazan, “O beyin çatlamasını yıllarca yaşadım, ne kadar kısa o kadar iyi yeni yaşam modum… Bin hadi, bu kölelik de ne zamana kadar devam edecek acaba?” deyip birlikte arabaya bindiler
Selim, yan yan bakıp, “Senin surat ne böyle, sabah sabah yine sirke satıyor, akşam iyi has bırakmıştım, ne oldu?” deyince Hazan iç çekip, “Ben iki gün üst üste mutlu olamam Selim.” Dedi
Selim, “Nedenmiş?” diye sordu ama meraktan daha çok, “Ne saçma layacaksın acaba?” der gibiydi
Hazan, Selim’den ciddi şekilde, “Ben ne zaman mutlu olsam, hep birileri acı çekti, benim mutluluğum onlara ızdırap olarak geri döndü. Ben de uzun süre gülmeyi kendime yasakladım.” Dedi
Selim, “Haaa! Tamam… Anladım… İyi yapmışsın yaa!.. Dün iki ülke arasında çok büyük bir anlaşma yapılacaktı, ertelenmiş, bu sebepleydi demek ki… Neyse, bugün imzalanır o zaman.” Deyince Hazan, “Dalga geçme ciddiyim.” Dedi
Selim de, “Yok ya!.. Dalga geçmiyorum!.. Bak mesela, dört buçuk milyar yıl önce, dinazorlar mutlu mesut yaşarken, bir haber gelmiş, ‘Dünyaya Hazan isminde biri gelecek’ diye. O sebeple de onların nesli tükenmiş.” Dedi
Hazan gülerek, “Onlar meteor yüzünden ölmedi mi yaa?” dedi
Selim de, “O asteroid’in adı Hazan işte.” Deyip gülmesine tebessüm ile karşılık verdi.
Hazan, “Olabilir.” Deyip arabayı sürmeye devam etti…
Nurseli,
Abim, “Kalkın tembeller,” diyerek bizi uyandırdığında okula geç kalmak üzereydik.
Hızlıca hazırlanıp, abimle çıktık ve en kısa gidiş olan metro ile okullara dağıldık.
Filiz ya da Ayşe’nin akşamı anlatması ile Doğan abi Furkan’a haber uçurmuştu ki, Furkan, okula girerken, “Boş dersin var mı?” diye sordu
Başıma geleceği bildiğim için, “Öğlen?!.” yazdım.
Mesajıma karşılık, “O zaman buraya gel.” Yazması ne kadar endişelendiğini gösteriyordu ama peşimde birinin olmasıyla da içi rahattı.
“Tamam.” Yazıp öğlene kadar olacak derslerin ilkine girdim.
~~~~~Selim, emniyetin oraya gelince, yine uyanarak, “Geldik mi?.. Ne çabuk?” dedi
Hazan, “Sen geceleri uyuma, şurada yarım saatlik zamandan medet um, in git hadi. Ben de işime gideceğim, geç kaldım senin yüzünden.” Dedi
Selim, kapıyı açıp, “Bugün kahvaltıyı es geçtin gözümden kaçmadı,” deyince Hazan, “Gözünü açık tutsaydın kaçmazdı.” Diyerek uyuduğu için olduğunu belirtti
Selim, “O zaman öğlen arasında gel, sıra sen de, ben seni doyurdum. Her şeyin bir bedeli var.” Dedi
Hazan, “Tamam ulan, on iki de burada hazır ol.” Deyip gaza basarak oradan uzaklaştı.
Selim, “Yavaş git meteor.” Diye arkasından bağırdıktan sonra, binaya doğru yürüdü.
Doğan’ın bir bardak su ile beklediğini gören Selim, “Bu ne lan, somoncu baba gibi, sen de sucu baba mı oldun?” diyerek suyu aldı ve içerek odasına girdi.
Doğan, “Maşaallah, yüzün gülüyor?” deyince Selim, “Deli deliyi görünce değneğini saklarmış dedikleri harbi doğru haa!.. Benden beterini görüyorum, ‘benim ki de dert mi lan’ diyorum. Biraz zaman geçsin, Nur Selin’i alıcam karşıma, ‘ikimizin kaderi senin isteğine bağlı’ dicem. Babaysa baba, anneyse anne, sil derse de ‘eyvallahc dicem gör bak. Babam bu zamana kadar Yavuz’un hasreti ile yandı, bundan sonra da benim ki ile yansın ne var yani?.. O bunca yıl umursamadan gününü gün etmiş, ben en güzel yıllarımı, aşkımı heder ediyorum. Yok öyle bir dünya artık.” Dedi
Doğan, içinden, “Ben buna suyu içirdikçe bu daha çok mu bağlanıyor Allah’ım bu ne?” diye düşünüp, “Hakkınızda en hayırlısı ne ise öyle olsun.” Demekle yetindi.
Öğle arasına gelince, Hazan Selim’i alarak yemeğe gitti.
Garson siparişleri alırken; Selim, “Bir buçuk porsiyon İskender.” Deyince Hazan mini bir şok geçirerek, “Nee?!. İskender mi?.. Asla!” deyip itiraz etti
Selim, “Sanane ya, ben sana karışıyor muyum?.. Sen de bana karışma.” Deyince Hazan ayağa kalkıp, “Sana zehir zıkkım olsun o zaman.” Diyerek gitmek isteyince Selim, bileğinden tutarak, “Otur lan otur, tamam. Baş belası asteroidit seni. Bu seferlik yemem.” Dedi
Hazan, “Bana bir, beyefendiye bir buçuk porsiyon makarnalı salata.” Deyince Selim, “Bütün itibarımı beş paralık ettin kaçık karı.” Dedi midesi bulanıyor gibi yüzüne bakarak.
Hazan, “Azıcık sağlıklı beslen.” Deyince Selim, “Kızım sen salak mısın?.. ‘Et girmeyen yere dert girer’ demişler, etten sağlıklı yiyecek mi var?.. Makarna nedir Allah aşkına… Ben anladım, sen istiyor bu son olsun.” Dedi
Hazan, “Evet!” deyip geriye yaslanırken; Selim, “Siz kadınların bir ortası yok mu?.. Ya çok konuşuyor ya hiç konuşmuyorsunuz.” Dedi
Hazan, yine tek kelime ile yetinerek, “Bilmem.” Dedi
Selim, üstelemeden siparişini beklerken, garson tepsi ile yanlarına geldi.
Selim, etrafa bakıp, “Kardeşim, benimkini daha gizli bir tabakta getirseydin ya, bu ne?.. Kabak çiçeği gibi ap açık.” Dedi
Garson, “İsterseniz değiştireyim.” Diye teklif edince Selim, “Tamam tamam kalsın, ama bu aramızda tamam mı?.. İlk ve son.” Dedi
Garson, gülümseyerek, “Afiyet olsun efendim.” Deyip gitti.
Yemekten sonra hesabı ödeyen Hazan, “Gidelim hadi, kendimi de yine veli gibi hissetmeye başladım. Bir zamanlar İlhan’ın okuluna gider gelirdim şimdi sana, bu ne ya?” dedi
Selim, “İlhan hangi üniversitede okuyor?” diye konu açmak istedi.
Hazan, yüzü asılarak, “Çok konuşma ya, yürü de gidelim.” deyince Selim, “Neden?.. O üniversite de ne var ki?.. Sadece adını sordum.” diye sordu
Hazan: “Ben de söylemek istemedim. Sen evimi bulup gelip örnek alacak kadar araştırdıysan, onu da öğrenmişsindir.”
Selim, Hazan’ın diklenişinden dolayı daha fazla uzatmayıp, “Tamam, gidelim. Kesene bereket.” Diyerek arabaya bindi.
Emniyetin oraya gelince; Selim inerek Hazan’ın tarafına doğru yürüdü.
Belini eğip, sol elini arabanın tavanına koyarak, “Tekrar teşekkür ederim ama ben doymadım, gideyim de bir şeyler alayım.” Dedi
Hazan, eliyle Selim’in midesine vurup, “Daha ne yiyeceksin acaba, boşanda semerini ye.” Dedi
Selim, “Bana pinti diyene bak, bir iskender ısmarlamamak için bin takla attın lan resmen.” Dedi
Hazan gülerek, “Sana bir porsiyon İskender alacağıma bütün restoranı alırım tamam mı?..” deyince Selim, “Karnımı doyurmayan restoran benim olsa ne yazar be?” diyerek karşılık verdi.
Hazan, “aklını başına al” der gibi, “O yüzden neymiş, yatıp kalkıp sevgiline dua ediyor muşsun ki sana acısın da affetsin.” Deyince Selim, “Yaa ben onun saçının her teline kurban olayım be!.. Ömrüm feda olsun ona… Şimdi şu aç hâlimi görse, gider iskenderi kendi yapar kendi.” dedi
“Ama bak, bu da sana ders olsun. Kızı bir daha üzmezsin. Hayır yaptığın da adam akıllı olsa neyse.”
“Bu akşam beni Doğan’a götürür müsün?.. Onu görmeden gitmek istemiyorum.”
“Olur olur, ben de iki seveni kavuşturur sevaba girerim.”
Selim, eliyle tavana arka arkaya vurarak, “Aferin köle, hadi şimdi git, akşam da erken gel. Beni çok bekletme.” Diyerek Hazan’ı gönderdi ve, “Olmaz olsun cebimde milyonlar, kalbimde sevgin oldukça.” Şarkısını söyleyerek binaya doğru yürüdü…
~~~~~Nurseli,
Furkan’ın yanına geldiğimde, Selim’in bir abadan inip gülerek sürücü ile konuştuğunu gördüm.
O kadar mutluydu ki, çocuklar gibiydi… O her kimse, onun yanında çocuklaşıyordu adeta. Yüzünü göremediğim kişinin elini çıkartıp Selim’e vurmasından baya samimi olduklarını gördüm ve “Yine o!.. Yeşim bu kesin.” Deyip ağlayacak gibi oldum, “Ne zannediyordun salak Nurseli, bittin işte daha ne bekliyordun. Baksana, sen burada acı içinde kıvranırken, o ne kadar mutlu.” Diye düşünürken, Selim’in güle oynaya geldiğini görüp, hızlıca Furkan’ın katına çıktım ve kendimi lavaboya attım.
Orada suyun akışına göz yaşlarımı akıtıp, “Allah’ım bana güç ver.” Diye dua ederek yüzümü yıkadım, yanaklarıma allık sürüp, kızaran gözlerime rimel sürerek dışarı çıktım.
Furkan’ın yanına geldiğimde, bana sinirle bakmaya başladı. Masaya yaklaşıp, “Bakma öyle boşuna!.. Peşime adam takıp gizlemen ile benim yaptığım aynı.” Dedim
“Ben senden gizli onunla buluşmaya gitmiyordum ama!” deyince, o geceyi öğrendiğini anlayıp, bir şey diyemedim.
“Kendi kendine kahramanlık taslıyorsun, adam senin iki katın. Ben sana savunmayı öğrettim ama!”
“Ama ne Furkan!.. Beni buhran hâlinden kurtarmak içindi değil mi, onunla karşılaşınca bir etkisi olmayacaktı.”
“Nurseli, soğuk kanlı olup öğrettiklerimi yaparsan onu da alt edersin ama, onun neler yapabildiğini bilmiyoruz. O yüzden, lütfen kendine dikkat et.”
“Tamam, ederim. Bundan sonra da her ne olursa sana söylerim ama sen de o adamları peşimden alırsan.”
“Söz mü?”
“Söz!”
“Evden okula, okuldan eve!”
“Tek başımayken evet, ama yanımda biriyle biraz gezebilirim yaa, o kadar da değil.”
“Tamam anlaştık.”
“Başka bir şey var mı?”
“Şimdilik yok, konserin videosunu inceliyoruz, şüpheli görürsek teşhise gelirsin.”
“Anlaştık.”
“Ne içersin?”
“Soğuk su!” dedim, Selim’in arkasından içip içip doymayacağım şeyi isteyerek.
~~~~Selim, büroya gelip selam vererek içeri girdiğinde Doğan gelmemişti
Selim, ekibine yeni gelen kıza, “Nereye gitti biliyor musun?” Diye sordu.
Kız, “Komiserim, Nurseli hanım gelecekti sorgu için, onun yanına olabilir.” Deyince Selim sinirlenerek, “Ne sorgusu hâlâ ya?.. Neden buraya değil de yukarıya.” Dedi Furkan’ı kastederek
Kızın boş bakan gözlerini geride bırakıp üst kata çıktı.
~~~~Nurseli,
Furkan, “Seni bırakayım?” deyince, “Sağol, abimle anlaştık, beni götürme bahanesiyle karısını görecek.” Deyip ayağa kalktım.
“Maşallah ya, onun eşine sevdası gerçekten çok başka, normalde baba olunca ilgi pay edilir ama onda öyle değil.”
“Hayır payı geçtim, daha çok üstüne düşmeye başladı. Hani derler ya, elini sıcak sudan soğuk suya değdirmiyor diye. Aynen öyle. Yere bir şey düşse eğilip almasına izin vermiyor yaa, bebek gibi davranıyor.”
“Ama haklı Nurseli, çok zor günlerden geçtiler.”
“Öyle tâbi canım, bir şey dediğim yok. Rabb’im daha iyi etsin. Ölene kadar sürdürsün inşaallah… Dedikten sonra, “Bana müsaade, abimi daha fazla bekletmiym.” Diyerek oradan ayrıldım.
Koridorun ortasına doğru Selim’in bana doğru hırslı hırslı yürüdüğünü gördüm ve aynı şekilde ben de çıkışa doğru yürümeye başladım.
“Nur Selin, hayırdır?!” deyince suratına bir tokat patlatmak istedim ama kendimi tuttum.
Kendisi sokak ortasında istediği ile her haltı yapıp bana karıştı mı sinir oluyordum.
Kendimi sıkıp ağlamamaya çalışarak, “Sanane, işim vardı, yaptım bitti gidiyorum.” Dedim
Selim, geri adım atarak, “Acelen var mı?.. Seninle bir şey konuşmak istiyorum.” Deyince, “Hayır yok, ben istemiyorum.” Deyip yanından geçerek iki adım attım ve durdum.
İçim o kadar yanıyordu ki, bu balyoz gibi cümle ona yeterli değil gibi hissettim ve canımın yandığı kadar canı yansın diye derin bir nefes alıp geriye döndüm…
Parmağımı, çenesinin hizasında kaldırıp ileri geri sallarken gözlerinin içine baktım ve, “Keşke!.. Keşke o değil de sen kaybolsaydın… Keşke ben sana değil de ona aşık olsaydım. O beni senden daha iyi korur, senden daha çok, daha güzel severdi. O beni kendinden bile korurdu. Senin gibi yapmazdı.” Dedim ve tekrar arkama dönüp, geride nasıl bir enkaz bıraktığımı umursamadan oradan ayrıldım…
~~~~Selim, başının döndüğünü hissedip düşmemek için yandaki duvardan destek alırken Mert gördü ve, “Komiserim, iyi misiniz?” diyerek yanına geldi.
Selim’in ellerinin titrediğini gören Mert panikle, “Komiserim, gelin, gelin tutunun benden.” Dedi ve koluyla belinden tutarak düşürmemeye çalıştı.
Selim, “Nefes alamıyorum,” deyince Mert, “Tamam, tamam komiserim gidelim. Dışarı çıkalım, az kaldı bana verin ağırlığınızı.” Diyerek Selim’i dışarı çıkartmaya çalışırken, aradan dönen Kadir, Bora ve Emre onları görüp koşarak yanlarına geldi.
Mert, “Tutun da şuraya götürelim.” Diyerek yangın merdiveninin orayı gösterdi
Bora, hemen Mert’e yardım ederken Emre, “Mert ne oldu?” diye sordu
Mert, kaşını yukarı kaldırıp susmasını söylerken, Selim kendini yangın merdivenlerine bırakıp, yarasına bastırarak başının ağrısını dindirmeye çalıştı.
Emre’nin getirdiği suyu içmek istemeyen Selim, biraz daha oturduktan sonra, Emre’nin, “Alp komiserimi arayalım.” Demesiyle elini tutup, “Arama, ben gidiyorum. Biraz dolaşacağım.” Diyerek ayağa kalktı ve sersem gibi merdivenlerden indi.
Mert, arkasından, “Ben Nurseli ile konuşurken gördüm.” Dedi
Kadir, “Ben gidip Doğan komisere söyliym o halleder.” Diyerek Selim’in peşinden gitti ve merdivenlerden inerken Hazan’ı aradı.
“Hazan abla, Selim komiserim çok kötü, kalp krizi geçirecek gibi bir hâli var, kimseyi yanında istemiyor, yardım et.”
Hazan, “Nerede ya ne oldu?.. Daha yarım saat önce iyiydi.” Deyince Kadir, “Nurseli ile tartıştı herhalde. Onunla konuştuktan sonra olmuş.” Dedi
Hazan, “Tamam, ben çıkıyorum şimdi, sen bana canlı konum at, onu da takip et.” Dedikten sonra hemen yola çıktı.
Kadir, “Ah be Nurseli, dağ gibi adamı ne hâle getirdin. Üzülüyordum sana ama artık ben de inşaallah birlikte olamazsınız diye dua edeceğim.” Dedi
Selim taksiyle, Kadir de ekip otosuyla sahile geldikten biraz sonra Hazan geldi ve banka oturmuş, kafasını elleriyle sıkan Selim’in yanına geldi…